Sayfalar

29 Nisan 2010 Perşembe

PUL TASARLAMAK İSTER MİSİNİZ?

ÇEKÜL GENÇLİK PUL TASARIM YARIŞMASI

ÇEKÜL Vakfı, kurulduğu 1990 yılından beri doğal ve kültürel varlıkları korumak ve yaşatmak için çeşitli projeler gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor. Bu yıl ÇEKÜL Vakfı’nın 20. yıl dönümü nedeniyle Birlikte 20 Yıl teması çerçevesinde etkinlikler düzenlenecek. ÇEKÜL Gençlik Birimi de bir Pul ve Ekslibris Tasarım Yarışması düzenliyor.

Pul Nedir?
Facebook’suz, Twitter’sız, dahası cep telefonsuz bir dönemin en önemli ve değerli haberleşme aracı, mektuba yapıştırılan etikettir. Tabii pulu sadece bir etiket olarak düşünmemek gerek, aynı zamanda yapıldığı dönemi yansıtan ve koleksiyon değeri olan önemli bir belge niteliğindedir.

Ekslibris Nedir?
Kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları, üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu özgün grafik çalışmalarıdır. Tıpkı pul gibi koleksiyon değeri olan önemli bir belgedir aynı zamanda.

Pul ve Ekslibris Tasarım Yarışması Konusu Ne Olacak?
ÇEKÜL 20 yıldır “Doğa ve Kültürle Varız” diyor. 20. yılında da Birlikte 20 Yıl temasına vurgu yapıyor. İnsanla, doğayla, kültürle birlikte 20 yıl…
Doğal varlıklarımız; ormanımız, dağımız, taşımız, toprağımız, suyumuz, çiçeğimiz, böceğimiz…Kültürel varlıklarımız; ilkçağlardan günümüze Anadolu coğrafyasında yaşamış uygarlıklardan kalan hanımız, hamamımız, köprümüz, kervansarayımız, geleneksel yaşam kültürümüzün parçası el sanatlarımız, kıyafetlerimiz, çalgılarımız, masallarımız, ninnilerimiz, yemeklerimiz…

Yarışmaya Nasıl Katılınır?
• Pul ve Ekslibris Tasarım Yarışması herkese açıktır.
• Bir kişi en fazla 2 pul ve/veya ekslibris tasarımı ile katılabilir.
• Pulların ve ekslibrislerin konusu ÇEKÜL’ün çağrıştırdıklarıdır aslında. Ancak 20. yılımız nedeniyle bu çağrışım “insanla, kültürle, doğayla birlikte 20 yıl” şeklinde özetlenebilir.
• Tasarımlar baskıya uygun, en az 300 dpi çözünürlükte ve jpg formatında olmalı, tasarım büyüklüğü 5 MB’ı geçmemelidir. Tasarlanan pul ölçüleri PTT’ nin pul standartları içinde olmalıdır.
• Tasarımlar daha önce herhangi bir yarışmaya gönderilmemiş veya herhangi bir ortamda yayımlanmamış olmalıdır.
• Tasarımlar 27 Ağustos 2010 tarihine kadar, katılım formu ile birlikte yarisma@cekulvakfi.org.tr e-posta adresine dijital olarak gönderilmelidir.

Değerlendirme Nasıl Yapılacak?
Yarışmaya gönderilen tüm tasarımlar www.cekulvakfi.org.tr web adresinde 6- 18 Eylül 2010 tarihleri arasında herkese açık oylama ile değerlendirmeye sunulacaktır. Değerlendirme sonucu belirlenecek 3 pul ve ekslibris tasarımı sahiplerine ÇEKÜL Vakfı yayınlarından bir set hediye edilecektir ve bu tasarımlar ÇEKÜL’ ün 20. yıl etkinliklerinde kullanılacaktır. ÇEKÜL Vakfı, yarışmaya katılan tasarımları, ÇEKÜL Vakfı’nın projeleri kapsamında herhangi bir ücret ödemeden kullanma hakkına sahip olacaktır.
Katılım Formuna Ulaşmak İçin Lütfen Tıklayınız

Sorular İçin:
Emine Solak
0212 249 64 64
emine.solak@cekulvakfi.org.tr

MİNİK ÇİZERLERDEN DOSTLUK VE HOŞGÖRÜ KARİKATÜRLERİ

Hocaları Philippe Decloux yönetiminde 2009 Kasım ayı başından beri çalışmalarını sürdüren Binfikir Karikatür Okulu öğrencileri 2009-2010 eğitim yılı boyunca öğrendiklerini somut ürünlere dönüştürerek bir yıl sonu sergisi hazırladılar.
Minik yetenekler hünerlerini “Dostluk ve hoşgörü karikatürleri” adı altında 24-30 Nisan tarihleri arasında Rue Gallait 86, 1030 Schaerbeek adresindeki De Kriekelaar Kültür Merkezi’nde sanatseverlere gösterecekler. Sergi, Karikatür Okulu Hocası Philippe Decloux, Çizer İsmail Doğan ve Mizah Yazarı Erdinç Utku rehberliğinde hazırlandı. Sergide 5-13 yaşları arasındaki 13 minik öğrencinin 27 karikatürü yer alıyor.
24 Nisan Cumartesi günü mütevazı bir resepsiyonla açılacak olan sergi ile ilgili ayrıntılı bilginin 0484 528 902 nolu telefondan veya info@binfikir.be e-mail adresinden alınabileceği bildirildi.
Binfikir Karikatür Okulu
Önemli bir karikatür kültürü olan Türk Toplumu’nun, Çizgi Roman Başkenti Brüksel’de pasif kalması düşünülemezdi elbet. İnsanlara, nesnelere ve çevreye doğru bakmak, gördüklerini çizgiye aktarmak ve hayattan karelik hikayeler çalmak, Binfikir Karikatür Okulu’nda mümkün!
Minik çizerlerimiz, 2009 yılında 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda Anvers Başkonsolosluğu’nun “Duvarlar Boş Kalmasın” projesı kapsamında, Brüksel Spor ve Kültür Şenliği’nde ve Binfikir sanat faaliyetlerinin açılışı nedeniyle üç kez “Küçüklerden Büyüklere Karikatürler Sergisi” ile eserlerini tanıttılar.
CARICATURES DE L’AMITIE ET DE LA TOLERANCE PAR NOS DESSINATEURS EN HERBE.
Les élèves de l’Ecole de Caricature de Binfikir, qui travaillent depuis novembre 2009 sous la houlette de leur professeur Philippe Decloux, organisent une exposition de fin d’année où seront présentés les travaux réalisés au cours de l’année 2009-2010.
Ces travaux, qui reflètent à la fois les acquis techniques et le talent de nos jeunes artistes, sont rassemblés dans une exposition intitulée « Caricatures de l’amitié et de la tolérance » qui se tiendra du 24 au 30 avril au centre Culturel Le Kriekelaar, 86 Rue Gallait à Schaerbeek. L’exposition, qui propose aux amateurs d’art 27 dessins de 13 jeunes talents dont les âges varient de 5 à 13 ans, a été réalisée sous la direction de Philippe Decloux, professeur à l’Ecole de Caricature, du dessinateur Ismail Doğan et de l’écrivain humoriste Erdinç Utku.
Vous pouvez obtenir de plus amples informations sur cette exposition, dont le vernissage aura lieu le samedi 24 avril à 14h, en téléphonant au numéro suivant 0484 528 902 ou en contactant l’équipe de Binfikir à l’adresse info@binfikir.be.
l’Ecole de Caricature Binfikir
Empreinte d’un longue tradition de dessin et caricature, la communauté turque ne pouvait rester inactive dans la capitale de la BD! Apprendre à regarder son prochain et son entourage, transcrire son regard en croquis, pour finalement créer une histoire en une image. C’est désormais possible grâce à l’Ecole de Caricature Binfikir!
En 2009 nos dessinateurs en herbe ont présenté à trois reprises leurs oeuvres au grand public avec l’exposition “ Dessins d’enfants pour les adultes », lors des festivités du 23 Avril (fête des enfants en Turquie), à l’occasion de l’inauguration des activités de Binfikir et dans le cadre du projet « Ne laissons pas nos murs vides » au consulat de Turquie à Anvers.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Çizgi Romanları Mobilyalarınızda Sergileyin!

Ünlü grafik sanatçısı Guido Crepax’ın çalışmalarını kullanarak harika bir koleksiyon yaratan endüstriyel tasarımcı Giuseppe Canevese ile tanışın.

Mobilyalarda Guido Crepax’ın ünlü karakteri “Valentina” başrollerde. Crepax bu çalışmasını 1965’te ortaya çıkarmış.

Bu seri daha çok 60ların ruhunu taşıyor. Siyah beyaz olarak yapılan bu seri, evinize fantastik çizgileri ile Valentina’yı taşırken, farklılığınızı da ortaya koyacaktır. Çizgi roman ya da karikatür sevenler ya da evde farklı mobilyalar isteyenler bu tasarımlara eminim bayılacaktır.

Seksi, modern ve şık. Bu mobilyalar evinizin havasını bir anda değiştirecek, adeta ilginç bir müzeye dönüştürecek. Uzun ayakları ve sade hatlarıyla da oldukça kullanışlı bu tasarım harikaları ile evinizde sanatı bolca sergileyebileceksiniz.

İtalya’dan Ennezero firması tarafından üretilen bu mobilyalar MDF’den yapılmış, oldukça da sağlam ve kaliteliler. Kim evinde böyle bir tasarım harikası istemez ki? Siz ne dersiniz?

Kaynak: Evimizin Her Şeyi

Tenten'e Irkçılık Suçlaması

Popüler çizgi roman kahramanı Tenten'in "ırkçı" Kongo macerası, siyahları aşağıladığı gerekçesiyle yasaklanması için mahkemeye taşındı.

Belçika'da yaşayan Kongolu Bienvenu Mbutu, Herge tarafından 1930'larda yaratılan Tenten serisinde yer alan "Tenten'in Maceraları: Tenten Kongo'da" macerasında siyahlara hakaret eden bölümlerin çıkarılmadan yayımlanmasına yasak getirilmesini istedi.

Çizgi romanda Tenten'in yanında çalıştırdığı siyahın "aptal ve niteliksiz" biri olarak gösterildiğini belirten Mbutu, beyazları yücelten kitabın siyahları "evrim geçirmemiş" insanlar olarak tasvir ettiğini söyledi.

Tenten Kongo'da çizgi romanında dönemin önyargılarını yansıtan Herge, yıllar sonra "gençlik günahım" dediği eseri için özür dilemişti.

Çizgi romanın yasaklanması için daha önce Fransa'da başlatılan girişim başarısız olmuştu. Çizgi romanın İngilizce baskısında, mahkeme kararıyla içeriğinde hakaret unsurları bulunduğu uyarısı yer alıyor.

Kaynak: Hürriyet

Çizgi Romanla Şiirlerin Menzilinde Gezinmek...

Değerli dostumuz Vildan Ceyhan Hayal Kahvem adlı blogunda yine çizgi roman yazmış. Keyifle okuduk ve istedik ki siz de okuyun:

Bugün o kadar yoğun bir programım vardı ki anlatamam. Yok, bütün gün arazide değil ofiste olacaktım olmasına da randevulu gelenim gidenim çok olacaktı aslında. Sabah duş alıp, aceleyle giyinip evden fırladım. Çıkmadan önce kitaplarıma şöyle bir göz attım. Bir süredir okumamı bekleyen Ken Parker'ın Şiir adlı çizgi romanını raftan kaptım. Çantama attım. Saçımı toparlamaya vaktim kalmayınca, bizim mahallenin köşesinde yeni açılan kuaföre uğradım. Benden başka müşterileri yoktu sabahın o saatinde tabii. "Hemen bir düz fön çekmenizi rica edeceğim. Mümkünse iki kişi çekseniz. On dakika içinde ofise gitmeliyim!" dedim. İki yanımda iki kişi saçımı öteye beriye çekiştirilirken, çantamdan Ken Parker'ı çıkardım. Önce ön kapağına baktım. Ne güzel olur çizgi roman kapakları!.. Maceranın adı Şiir öyle mi? Bakalım hangi şairden bahsediyor bu kez bizim entellektüel kovboy? Bu kez hangi şairin menzilinde Ken Parker'la dans edeceğiz görelim bakalım? diye aklımdan geçirdim. Şu yukarıda resmini gördüğün Ken Parker var ya ne yakışıklı bir çizgi roman kahramanıdır değil mi? Roberd Redford'un çizgi dünyasındaki hali. Bir de nasıl kitap okumayı sever aynen benim gibi. Gece ormanda ateş yakar, kahvesini koyar... Sonra ne yapar biliyor musun? Yıldızların altında, açık havada kitap okur. Oy! Oy!.. Tam benim istediğim hayat!

Memleketimizde Rodeo yayıncılıktan çıkan, Berardi & Milazzo ikilisinin yarattığı bu yakışıklı çizgi roman kahramanı doğayla iç içe olmayı, demin söylediğim gibi yıldızların altında uzanıp şiirler okumayı o kadar sever ki anlatamam... Ayrıca kimi maceralarında Marx’ın Kapital’inden pasajlar okuduğuna şahit olmuşluğum da vakidir. Çekici bir adamdır ne yalan söyleyeyim. Uzun bir tüfeği vardır lakin şiddet kullandığını pek gördüğümü söyleyemem. Tuhaf bir huyum vardır. Birini çok sevdiysem, kötü taraflarını nedense pek göremem. Ya da görmek istemem. Zaten son derece mantıklı ve soğukkanlı bir adamdır. Kibardır. Yardımseverdir. Maceraları insanı sürükler. Bitirmeden elimden bırakmak istemem. Neyse, saçıma fön çektirirken, Ken Parker'ın arka kapağını çevirdim bu kez. "Jack benden beterdir. Yine de şikayetçi değilim... Yanında gerçek bir erkek isteyen kadın, bedelini ödemek zorundadır!" diye, her macerasında olduğu gibi, gene kitabın içindeki cümlelerden bir alıntı vardı. Bayıldım. Hemen açtım ilk sayfasını. Okumaya başladım.

Bu macerada soygun olayları meydana geliyor. Ne gariplik var, olabilir diyebilirsin tabii. Dinle bak... Değişik bir soyguncu ile karşı karşıyayız bu kez. Çünkü soygunu yapan hırsız, her seferinde olay yerine bir şiir bırakıyor. Ne hoş! Yoo.. Hırsızlık yapması değil hoş olan tabii, şair ruhlu bir hırsızla karşı karşıyayız ya ilgimi cezbediyor. Bak şimdi... Maceradaki ilk soygundan sonra geriye bıraktığı şiir şöyle..

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN

27 Nisan 2010 Salı

Telif, Yayıncı Tercihleri, Müşteri Beklentileri vs...

Çizgi romanların aslı gibi basılması, "kendi bünyemize adapte edilmesi" eskiden beri tartışılan bir konudur. Konunun asgari standartlarını iyi tespit etmek lazım bence. Bir kaç faktör etki ediyor:

-Okuyucu/müşteri beklentileri
-Üretici firmanın sözleşme şartları
-Yerel yayıncı tercihleri
-Ekonomik şartlar
-...

Ticari bir meta olarak düşünürsek, çizgi romanın biçimlenmesinde başrolü oynaması gereken birinci faktör okuyucu tercihi olmalıdır. Çünkü müşteri varsa ürün vardır. Yoksa yoktur, bu kadar basit. Ancak bizde bu faktör ne yazıkki birinci planda yer al(a)mıyor. Bir kaç örnek vererek tartışmaya devam edelim. Rodeo ısrarla Dylan Dog'un bazı sayılarının telif nedeniyle Türkiye'de yayınlanamayacağını iddia etmişti. Oysa o sayıların Brezilya'mıydı bir yerlerde yayınlandığını biliyoruz. Bu telif vermeyen sanatçının Bonelli'den ayrılmasından önce de olabilir bilmiyorum. Martin Mystere değişik ülkelerde değişik isimlerle yayınına devam etmiş. Almanya'da Alan Ford gibi mesela. Dylan Dog'un Groucho'su İngiltere'de bıyıksız resmedilmiş vs vs...

İstenildiği takdirde yayınevi bir şeyler yapabilir mi? Bence yapar. Mesela Maceraperest Dylan Dog'un Gorucho'sunu aslanlar gibi Arşak yapmıştı (kötü yapmıştı, okurken Arşak kelimesini içimden Gorucho olarak telaffuz etmek beni geriyordu...). Geçmişte çizgi romanların büyük bölümü isimleri değiştirilerek yayınlandı bizde. The Phantom alakasız bir Kızılmaske'ye dönüştürüldü mesela. Bu kadar aslından uzaklaşma iyi midir değil midir tartışılır. Ancak müşteri beklentilerinin karşılanması gereken asgari standartlar vardır. Mesela ben ısrarla sayfa sayısı konmasını öneririm. Çünkü kitap dağıldığında biraraya getirememe problemi vardır. Okumaya ara verdiğinde nerede kaldığını bilememe problemi vardır, vardır da vardır. Ama yayıncı tercihi bu zahmete katlanmama, orijinali gibi olmasını tercih etme kolaylığı yönündedir. Mal sahibi-biz satın almadığımız sürece onlardır-bir şey diyemeyiz. Yapabileceğimiz tek şey satın almamaktır ki bu yeterli bir yaptırımdır. Ama satın alan olduğu sürece mal sahibi müşteridir, dinlenmesi gerekir. Dinlenmiyorsa bu safhada kalitesiz(müşteri beklentilerinin karşılanamaması) yayıncılık söz konusudur.

Lalkitap Zagor'a başladığında eski Tay kapaklarını hediye vermişti hatırlarsanız. O zamanlar Bonelli'nin bu işe gönüllü olmadığı, "bu kapaklar mı kulllanılıyor yine" diye soruşturduğu söylenmişti(geçmişte Ferri'nin Aslan Şükür'den esinlendiğini düşünürsek, kaplumbağanın çıktığı kabuğu beğenmemesi gibi bir şey). Oysa aynı Bonelli Özel Seri Nathan ve Martin için içerideki kareleri büyütüp siyah beyaz olarak gönderip buna bir de yayınevinden telif parası almıştı. Yayıncı ne yapmıştı derseniz, hiç bir şey yap(a)mamıştı. İlginç örneklerdir bunlar. Yayıncının mücadele edebilmesi için gücü olması gerekir. Aylık 300-500 satış yapan bir yayıncının gücüyle 5000-10000 satan bir yayıncının pazarlık gücü aynı olmayacaktır kuşkusuz. O piyasayı bilmek lazım. Pazarlık yapacak yayıncının arkasına alacağı en büyük güç müşteri gücüdür. Bizim yayıncıların bunun ne kadar farkında olduğunu merak ediyorum. Ülkemizde Winx yayınlayanların arkalarındaki müthiş alım gücüyle sözkonusu ürün için istedikleri her maddeyi sözleşmeye koymaları ne kadar kolaydır kimbilir.

Sonuç olarak benim şahsi görüşüm altında, yayıncı tercihleri birinci planda geliyor diye düşünüyorum. Telif vs ikinci planda geliyor. Gerisi mi? Onlar pek hesaba bile katılmıyor bence.

Selamlar
 
Lami Tiryaki

Zombi Çıktı!

Gerekli Şeyler Yayıncılık Marvel Comics'in muhteşem klasiği "Zombi"yi dilimize kazandırdı. Bir zamanlar Korku gibi dergilerde adeta harcanan ve çamur gibi basılan seri şimdi hak ettiği bir baskıya kavuştu. Üç farklı kapakla raflarda yerini almış olan Zombi sadece yazar ve çizer kadrosu için bile alınıp okunabilir.
Arka Kapak
Kapak 1

Kapak 2

Kapak 3

26 Nisan 2010 Pazartesi

Lami Tiryaki'den Mart-Nisan Çizgi Roman Yayınlarına Bakış

Mart-Nisan çizgi roman paketim bu gün elime geçti. Teks'i aylık çift çift bastıklarından mıdır ya da ara başlıkları eklemeye başladıklarından mıdır bilmiyorum, Maceraperest gözümde büyümeye başladı. Diğerlerine oranla pahalı olmasına rağmen Teks ciltleri değişmeyen edisyonu, kaliteli baskısıyla raflarda çok hoş duruyor. Bir de Altın Seri'yi haftalık yapsalar tadından yenmeyecek sanki. Standart seride ara başlıkları gölgeli veya boşluklu puntolarla veya western puntolarla yazıyorlar. Gerçekten ayrı bir hava katıyor. Orijinali de böyle midir bilmiyorum ama diğer yayınevleri de böyle güzellikler yapsalar... Ne iyi olacak. Bu arada Maceraperest yavaş yavaş bir "Teks Yayınevi"ne dönüşüyor. Diğerlerinden bekledikleri karı elde edemiyorlar galiba. Dev albümleri, dobişko da olsa Dampyr'i, Martin'i özledik ama yayınevi kendini ince Teks'lere vermiş durumda. Neyse bu ritmi bozmasınlarda. Yıllar sonra ilk defa Teks'te İtalyan'lara yetişme durumu sözkonusu.

2010 Mart-Nisan aylarının en belirgin hatırası, sanırım Hozcomics'siz aylar olması olacak. Neredeyse iki ay boyunca çizgi roman basmadılar. Süper Kahramanlarıyla sayfa sayısı koymadıkları için ilgilenmiyorum, o konuyu satın alanlar yazsın. Ancak fumetti açısından Hoz, karizmasını çizdirecek bir ara verdi. Bir tek Swing'le koca iki ay geçti gitti... Umarım ilerideki aylarda acısını çıkarırız.

Lal'lere gelince. Mister No, Martin Mystere ve Zagor'da 100. sayılara yaklaştık. Lalkitap'tan şanına yakışır 100. kutlama sayıları bekliyorum(böyle 100. sayı kutlamasını ben bir tek Conan Aylık Yeni Maceralar dizisinde Alfa yaptı diye hatırlıyorum. Kapağı filan hatırda kalır cinstendi). Büyülü Rüzgar bile 91. sayısına bastı. 9 sayı sonra Custer'lı renkli Lal-Bonelli 100. sayı olacak. "Özelin özeli" gibi bir sayı. E bekliyoruz artık... Edisyonlara bakacak olursak Lal'in yeni versiyonları raf dostu gibi duruyor. Ama sayfalar inceldiği için arkadaki resimler iyice belirginleşmiş durumda. Bir de sayfayı hafiften sert çevirmeye kalkarsanız çitos çerez gibi yırtılıp dağılma riski oluşmuş. Biraz kalın olsa da raf sorunu olsa keşke. Böyle, iş sakata binmiş biraz.

Red Kit 30. sayıya ulaşmış. İki tur daha atarsa seriyi bitirecek YKY. Ha gayret demek lazım. Bu ayki Demiryolu Haydutları da ilk dönem maceralardan. Benzer yayın Asteriks'in süper kahramanlı matrak 32. sayısı Gök Başımıza Yıkılacak çok sevimli duruyor. Özletmiş kendini bu Galyalılar!..

Klasiklerin çizgi roman uyarlamaları; NTV'den sonra Yeni Turkuvaz'ın yayınlarından üçünü aldım. Dünyanın Merkezine Yolculuk, Robin Hood ve Zaman Makinesi. Henüz okumadım ama hem boyut küçük hem de sayfa sayıları az. Beklentiyi karşılayacak kalitede olduğunu sanmıyorum. Arunas'ı da bir deneyeceğim. Bakalım. Yazılanlara rağmen ben yine de bu işe olumlu bakıyorum. İçeriğe bir şey demeyeceğim ama yayınevleri çizgi roman basmanın ne olduğunu ve önemini öğreniyorlar. Bu yayınlar raflardaki standart çizgi romanlarla yanyana duruyor. NTV yayınlarının yanında vatandaş, Teks'le de, Zagor'la da göz bağı kuruyor. Bunlar güzel şeyler. Zaten böylesi girişimler logaritmik gider. Çıkışı hızlı olur ama zamanla yavaşlayarak bir yerde 0'a yaklaşır. O zaman limite yaklaşırız ya da integralini alıp işi bitiririz Bu işlerin ağa babası Milliyet yayınlarıdır. Milliyet Çocuk'la başlayan klasiklerin çizgi romanları geleneği daha sonra aynı yayınevinin değişik girişimleriyle devam etmişti. Bu gün içeriğine bakılmaksızın o dergilerin ortasında verilen klasiklerin derlemeleri hala aranıyor. Yani böylesine herkesin kabullendiği malzeme stoğu her zaman popüler yayıncıların işahını kabartacaktır. Kimse alıp okumasa bile herkes, "klasiktir bu" deyip alacaktır. Aklıma 80'li yılların ansiklopedi çılgınlığı geliyor...

Ve Zener'in Laneti. Kağıt kalitesi, boyutu, baskı kalitesi vs ilk sayının yanından bile geçmiyor ama böylesi raf dostu kitaplar daha güzel. Hem fiyatı makul hem yer sorunu yok. Siz sormadan ben söyleyeyim ilk sayıyı yeniden almadım. Ne o kadar bütçem var, ne de yerim. Eski 1. sayıyla birlikte üçü yanyana rafta gayet güzel duruyor.

Lallerin arka kapaklarında 1001 Roman diye bir reklam var. Sanırım Murat ve Altan'ların yeni girişimlerinden bahsediliyor. Birkaç yeni çizgi roman ve Galieno Ferri, Guido Nolitta gibi belgesel kitapların kapakları var. Bu tür belgesel kitaplar bence en az çizgi romanlar kadar önemli. Umarım Maceraperest'inki gibi komedi girişimi şeklinde değil de adam gibi literatüre yönelik bir yayın olur...

Heroes Bölüm 2'yi Özdilek gazete bayiinde görüp aldım. 15TL fiyatı varmış (üstünde yazmıyor). İndirimli bir yerlerden arayıp bulmadan aldığıma pişman olmakla birlikte aldım gitti. Panini her iki yılda bir sayı basıyor galiba. Bu cilt, ilkine göre biraz daha ince. Diziden çizgi roman yapıldığı için standart çizgi roman kategorisine koymamakla birlikte güzel bir şeye benzediğini söyleyebilirim.

Minik okuyucular için gazete bayilerinde 99, Winx, The Witch, Örümcek Adam, Marvel Kahramanları, Süper Macera, Ben10 vs pek çok çeşit sergileniyor. Arada bir bakmadan geçmeyin. İnsanın içi açılıyor.

Selamlar
Lami Tiryaki

Punisher Ayak Altında

Marvel Comics'in Punisher karakterini bilmeyen yoktur. Bir zamanlar Vietnam gazisiyken yenilerde Irak gazisi oluveren suçlu avcısı kendisi. Göğsünde de kocaman bir kurukafa deseni var hatırlanacağı üzre. Daha doğrusu sadece göğsünde değil o kurukafa... Aynı zamanda ayaklarımızın altında... :)

Başınızı yere eğin ve yağmur oluklarına bir bakın göreceksiniz:
Fotoğraf- Ümit Kireççi

25 Nisan 2010 Pazar

Çizgi roman çevirisinde Türklere özel sansür

Tarih sahnesinde kötü muamelelerle ilgili bir liste yapılacak ve bizden söz edilmeyecek? Bir şüphe düştü içime ve eserin orjinalinin peşine düştüm. Yanılmamışım.

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Doğan Kardeş birkaç yıldır çizgi roman dergisi olarak çıkıyor.

Fransız Luc Jacamon’un çizdiği, Matz’ın senaryosunu yazdığı Tetikçi orada yayımlanan ve kısa sürede bir hayli sıkı takipçisi olan hikayelerden biri olup çıktı.

Son dönem “karanlık çizgi roman”ın iyi örneklerinden biri olarak kabul edilen seriye gösterilen bu ilgi, hikayenin kitap olarak yayımlanmasını da getirdi normal olarak.

Dergide yayımlanan “Uzun Menzil” ve “Çark” bölümlerine “Borç” da eklenek üç macera bir arada kitaplaştırıldı.

Hukuk eğitimi almış olmasına rağmen para kazanmanın kısa yolunu seçerek çizginin diğer yanına, suçlular dünyasına geçmiş bir tetikçinin maceraları anlatılıyor kitapta.

Tetikçi yaptığı işle barışık bir tip. Kendi kafasına göre işin felsefesini de yapmış. “Derinlemesine düşünüldüğünde, bir şekilde hepimiz katiliz” diyor ve sözünü şöyle sürdürüyor: “Kim pişmanlık duyulacak bir katliam yapmamıştır ki? Almanlar Yahudilere, İspanyollar Aztek ve İnkalara, Amerikalılar Kızılderililere, Çinliler Tibetlilere, Avustralyalılar Aborijinlere... Köle ticaretleri, İngilizler, Fransızlar, Japonlar, Güney Amerikalı diktatörler... İnsanlık tarihi, vahşetten oluşan ve çek çek bitmeyen uzun bir tespihten başka nedir ki?”

Tarih sahnesinde kötü muamelelerle, hatta soykırıma varan vahşetlerle ilgili bir liste yapılacak ve bizden söz edilmeyecek?

Hem de bir Fransız yazar ve çizer tarafından atlanacak bu durum?

Bir şüphe düştü içime ve eserin orjinalinin peşine düştüm.

Yanılmamışım.

Listenin sonlarında falan değil, Almanların Yahudilere yaptıklarından hemen sonra geliyor “Türklerin Ermenilere” ibaresi.

Yayınevi hem dergide hem de kitapta bu ibareyi, belli ki tepki gelir düşüncesiyle aradan çıkartmış. Bir tür sansür uygulanmış kısacası.



KAYNAK: HÜRRİYET

23 Nisan 2010 Cuma

Türk Çizgi Roman Okurları Ödülleri

2006 23 Nisan'ında bir araya gelerek oluşturduğumuz Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) olarak hedefimiz çizgi roman adına her sene yeni ve kalıcı katkılar sağlamaktı. Şu ana kadar elimizden geleni yaptık; hepsini teker teker saymayacağız.

Bu seneden itibaren gelenekselleşecek bir ödülü başlatıyoruz 4. yaşımızda:


Beykoz Doğa Koleji'nin plaket ve ulaşım giderlerine sponsor olduğu bu ödüllere yoğun bir katkı bekliyoruz.
Umarız çizgi roman okurları tanıdıkları herkesi bu oylamaya davet eder, çizgi romanımıza emek vermiş-veren sanatçılarımızı, yayınevlerini ve kahramanlarını ödülleriyle onore eder.
Geçmişte kalan bir sloganımızdı unutulmuş olabilir:

22 Nisan 2010 Perşembe

Aşkı Yasaklayan Dershane

Az önce 5N1K'da izledikten sonra dayanamayarak yazıyorum. Pi Dershaneleri "aşık oldukları" için 28 öğrencinin kaydını silmiş. Çağdaş ve modern bir eğitim anlayışı benimsediklerini söyleyen Nazi kılıklı yöneticilerinden bekaret kontrolünü bekliyorum sabırsızlıkla.
Young Heroes in Love: Off-Ramp, Monstergirl, Bonfire, Thunderhead, Hard Drive, Frostbite ve Zip Kid (DC Comics)
Hiç tepki almadıklarını söyleyen yetkililer çocukların performanslarını etkileyen ve ailelerinin paralarını aşık olarak çar-çur eden 17-18 yaşındaki gerzeklerin hatasını önce gidermeye çalışıyorlarmış. Reşit olmayan salaklar "rehber öğretmen" ve "psikobişey" görevlilerince kıskaca alınıyor ve en temel duygularının ne kadar abuk olduğu anlatılıyormuş. Sonra da sınavlara yoğunlaşmaları için dışarıdan gelen ses, esnafın gürültüsü, ışığın fazlalığı gibi "aşkları" da törpülenerek gençler kurtarılıyormuş. Olmadı uyarılıyor (uyarıldıktan sonra gençler azınca da kızılıyor) sonra durulmazlarsa gençler okuldan atılıyorlarmış.
Rebel (Dark Horse)
Anne ve babaların çocuklarının geleceği için duydukları endişeleri kaşıyan ve bunu araç olarak kullanarak kendi "başarı yüzdelerini" korumaya çalışan Pi Dershanesini boykota çağırıyorum herkesi. Bu duyguları körelmiş, kalpleri iğdiş olmuş, çocukları robot olarak gören insansı yöneticileri şiddetle kınıyorum.

Jack of Hearts (Marvel Comics)

Genç olmanın aşık olmak, yeri geldiğinde de hata yapmak ama en önemlisi de bunu onurlu bir şekilde göğüslemek olduğunu bilen aklı başında insanların gençliklerini hatırlamalarını rica ediyorum. Bir bakkal üniversiteli değil diye başarısız değildir, onurlu bir amele başımızın tacıdır, sevgi dolu bir çöpçü o dershane yöneticilerinden daha değerlidir, yalansız dolansız yaşayan hizmetli önemlidir. Üniversite olayını anne ve babalarımızın eksikliği olarak gösteren ve çocuklarına olan düşkünlüklerini kendi menfaatleri için kullananlara dersleri verilsin. Önce o üniversite okumamış elleri öpülesi anne ve babalarımız, sonra da gençlerimiz onurlandırılsın, Pİ DERSHANELERİ iletişim adresine yazın, onlara tepkinizi gösterin: http://www.piegitim.com/tr/ilet.asp

Dershane dosyası açacağını söyleyen ve bu uygulamayı anlamakta zorlanan 5N1K programını hazırlayan-sunan Cüneyt Özdemir'e destek vermek için: 5N1K
Ümit Kireççi

Fantastik Çocuk Masalı Son Gün

"Türk Fantazya Birliği Konsept Hikaye Yarışması - Bahar 2010 - Konsept: Fantastik Çocuk Masalı" öykü başvuruları bugün sona erdi.
Türk Fantazya Birliği tarafından düzenlenen ve her mevsim döneminde farklı bir konseptle sunulacak olan hikaye yarışmalarının üçüncüsü 2010 Bahar Dönemi Öykü Yarışması bugün sona erdi. Yarışmanın yeni konsepti Fantastik Çocuk Masalı idi.
Seçici kurulu Işın Beril Tetik (Kan Güncesi), Niran Elçi (Yazar - Çevirmen), Kayra Küpçü (FrpNet), Ümit Kireççi (Ç.R.O.P.) oluşturuyor.
Dereceye girenlerin 15 Mayıs 2010 tarihinde açıklanacağı yarışmanın ödülleri İlknokta & İthaki Yayınları'ndan ve Laika Yayıncılık'tan dereceye girenlere sürpriz kitaplar ile ödül kazanan kişilere T.F.B. Yarışması Sertifikası gönderilecektir.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Karikatürleriyle diktatörlüğün düşmanıydı

‘Karikatürü düşündüren adam’ olarak bilinen ve çocukların sevgilisi ‘Topuz’un ünlü çizeri Vehip Sinan dün dualarla ebediyete uğurlandı.
Çizgi roman kahramanları ‘Topuz’ ve ‘Mıstık’ ile Cumhuriyet tarihinin 60 yılına damgasını vuran ünlü karikatürist Vehip Sinan, 81 yaşında vefat etti.
80’Lİ YILLARA DAMGA VURDU
Özellikle 80’li yıllarda çizdiği karikatürlerle ses getiren Sinan’ın cenazesi, dün Fatih Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Topkapı Mezarlığı’nda defnedildi.
SON OSMANLI EFENDİSİ
Ünlü çizgi sanatçısı için meslektaşları ve yazarlar şunları söylediler...
Salih Memecan: Kendisi çocukları ihmal etmemiştir. Onun nesli daha çok siyasi karikatürler yapıyordu. O ise çocuklara önem vermişti. Onlar için karikatürler yapmış ve küçüklerin yüreğine seslenmeyi başarmıştı.
Hasan Aycın: Ne söylenebilir ki. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun...
Vehbi Vakkasoğlu: Karikatüristliğinden önceki tarafı insanlık tarafıydı. Çok iyi bir insandı. Sevecen bir yüreğin sahibiydi. Karikatürist olarak irdelediği kesimi bile incitmeden işini yapan inançlı ve merhametli biriydi. Allah rahmet eylesin!
Yavuz Bahadıroğlu: Son Osmanlı efendisi!.. Dünyaya küsmüş, evinden çıkmaz olmuştu. Karikatürleriyle diktatörlüğün de düşmanıydı. 40 yıllık arkadaşımdı. Yüreğime ektim mahşerde dirilteceğim.
Bahadır İhsan: Onun Topuz ve benzeri çizgilerini unutmak mümkün mü? Vefatını sizin vasıtanızla haber aldım. Ne diyebilirim, Allah gani gani rahmet eylesin. İki yıl önce Necdet Konak Çizgi Ödülleri’nde kendisine ödül vermiştik.
Kaynak - Star

20 Nisan 2010 Salı

Çizgi Roman Okulu D&R'da

24 Nisan Erenköy D&R da saat 12:00 de.
25 Nisan Ümraniye meydan D&R 11:00-13:00
25 Nisan Suadiye D&R 16:00-18:00

Tenten ve Türk imajı

LOUVAIN LA NEUVE - Tenten çizgi romanlarının çizeri Belçikalı Herge aynı zamanda iyi bir grafik tasarımcısıydı.
Herge adına açılan müzeyi geçen hafta oğlum ve arkadaşı Ayşe ile gezdik. Herge’nin 1927 yılında Moldovan (Moldovalı) marka Türk sigaraları için yaptığı reklam afişini de gördük. Afişte başında fes, papyon takıp smokin giymiş, yakasında kırmızı karanfil bir Türk erkeği resmedilmiş. Türk sigarasını ağızlıkla içen boylu boslu adamın elleri arkadan bağlı, duruşu ise erişilmezliği ve üst sınıfa aidiyeti simgeliyor.
1927 yılında Türk, Avrupalıyla bu imaj üzerinden iletişim kuruyor. Bugünkü imajımızı ise deşmeye gerek yok, onu zaten biliyoruz. Tenten müzesine dönersek, Cumhuriyet’in henüz dördüncü yılı olan 1927’deki Türk imajı bugünkünden daha Batılı. Fes Batılı olmaya mani değil. Smokinli adamın kafasındaki fes, genç Cumhuriyet’in aslında geçmişle tam bir kopuş olmadığını, devamlık içerdiğini gösteren bir simge olarak da ele alınabilir.
Tam da burada durup, Cumhuriyet devrimlerinin düşmanları için de muhafızları için de önem taşıyan bir noktaya değinmekte yarar var. Devrimler bir günde oluşmadı. Harf devriminden kadın haklarına, kıyafet devriminden Medeni Kanun’a kadar hepsinin bir Osmanlı dönemi mücadele geçmişi vardı. Üstelik meslektaşımız Peyami Safa’nın 1930’lu yıllarda irdelediği gibi Türk inkılabının geçmişindeki Türkçülük, Batıcılık ve İslamcılık her zaman ayrışmış değil, birbirlerinin içine geçebilen fikir akımlarıydı. Biri diğeriyle el ele verebiliyor, aynı zincirin halkası konumuna geçebiliyorlardı. Günümüze geldiğimizde Erdoğan iktidarının Avrupa Birliği’ne üyelik yanlısı olması da bu iç içeliğin süren bir tezahürü sayılabilir.
* * *
Tenten müzesinin mimarı De Portzamparc burada zihinsel bir labirent yaratmak istemiş. Herge’nin dünyayı acar muhabir Tenten karakterine keşfettirmesi gibi bu Fransız mimar da sürekli değişen perspektifler yaratmış. Buna karşılık yeni bir üniversite şehri olan Louvain la Neuve’ün kendisi ise mimari olarak Amerikalı mimar Luis Kahn’a ait tarzın kötü bir kopyası. İnsana ahenk duygusu vermeyen her türlü mimar başarısız sayılmalı. Buna benzer bir cümleyi Türkiye’de pek çok eseri olan Berlinli mimar Bruno Taut söylemişti. Bruno Taut, Hitler döneminde sığındığı Türkiye’de 1938’de öldüğü için mezarı Alman elçiliğinin yazlığındaki mezarlıkta değil Edirnekapı’dadır.
Taut ya da Herge, bunlar dünyaya mal olmuş adamlar. Ankara Atatürk Lisesi’ne, Trabzon Lisesi’ne ya da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne yazılan çocuk, Taut’un eserinde okuduğunu bilmiyor, ama o ahenk duygusu dolaylı biçimde içine işliyor. Tıpkı Tenten okuyan çocukların seyahati sevip merak duygularının gelişmesi gibi.
* * *
Müzede Türkçe dahil her dilde Tenten romanları satılıyor. Benim çocuklar da ellerine birer Tenten romanı aldılar, dönüş yolunda Tenten sayesinde huzurlu bir tren yolculuğu yapmış olduk. Ta ki karşı koltuktaki adam hangi milletten olduğumuzu sorana kadar. Türk’üz deyince beyefendi pek şaşırdı.
Bir dahaki sefere kafamıza fes takıp gezeceğiz.
Zeynep Göğüş
Kaynak - Hürriyet

18 Nisan 2010 Pazar

Tarkan, Altın Madalyon 2. Bölüm Yayınlandı

Tarkan'ın ikinci sayısını, Altın Madalyon 2'yi incelerken, aklım eskilere gitti. Taze ortaokul öğrencisiydim. 1. sınıftaydım. Yani bu günün hesabıyla ilköğretim 6. sınıftaydım. Bir matbaada kalfa olarak çalışıyordum. Ustalar dışarı alışverişlere beni gönderiyorlardı. Birikmiş haftalıklarımla Tercüman Çocuk dergisi alırdım(onu eve sokmak serbestti nedense). Artan paralarıma bakıp çizgi romana da yatırm yapayım dedim. Tezgah sahibi olduğum için genellikle bayiden almazdım çizgi romanları, "bana gelirdi..." Alıp biriktirmeye en müsait hangisi diye düşündüm aklıma Tarkan-Kara Murat'tan başkası gelmedi. Nedeni yok, sadece o ikisi. Büyük boyutları, beni benden alıp götüren maceraları vs Tarkan-Kara Murat alacaktım. Ancak param sadece birine yetiyordu. Hiç düşünmeden Tarkan'a yatırım yaptım. Haftalarca, Urfa'nın Akarbaşı bayisinden, çıkan her sayıyı anında alıp matbaadaki zulama sakladım. Aylar içinde kalın bir deste Tarkan koleksiyonum olmuştu. Gıcır gıcır muhteşem Tarkan sayıları... Akşamları işten çıkmadan önce çıkarır biraz severdim. Kapaklara filan bakardım. Sonra bir gün şeytan aklıma girdi koleksiyonumu alıp eve götürdüm. Ertesi gün yakalandı. Babam anında imha etti. Ayların emeği birikimi yırtılıp çöpe atıldı. Hayatımda ilk defa bir koleksiyon yapmıştım ama bana yar olmamıştı. O nedenle 30'lu yaşlarıma kadar bir daha çizgi roman koleksiyonu yapmadım. Aldım, sattım, okudum ama biriktirmedim. Tarkan benim ilk koleksiyonum ilk sırdaşım olmuştu. Bana uzun yıllar yetecek bir hatıra bırakmıştı.

Aradan geçen yıllarda bir daha Tarkan'ımızı o güzel edisyonda yayınlanır umuduyla beklemeye başladık hepimiz. Şimdi elimdeki ikinci sayıya baktıkça bunlar geliyor aklıma. Mükemmel edisyonu, güzel kapağı, kaliteli baskısıyla Altın Madalyon'da ikinci adımı atmışız. Bu sefer adam gibi bir Tarkan koleksiyonu yapıyorum artık. Ne güzel... Bu sayı macerada bir tür ara dönem, bir tür geçiş. Macera tamamlanmadığı için henüz okumadım. Ancak şöyle bir baktığımda, 14-15. sayfalardaki tek aksiyon sahnesi adamı doyurmaya yetiyor. Ustanın kıvrak çizimleri eşliğinde Hera'nın kontrolden çkan arabasını Tarkan'ın kontrol altına aldığı kareler yeniden yeniden dönüp bakılacak kadar güzel. Editoryal sayfada ustanın yarım sayfalık bir resmi eşliğinde Sezgin Burak biyografisi yer alıyor. Sezgin Burak'ın hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinmek isteyenler, özellikle görsel malzeme beklentisi olanlar için TASEYAD'ın üyelerine özel verdiği Türkay Burak imzalı kitabı bir kez daha tavsiye ederim. Doyumsuz tatlar alacaksınız.

Negatif yanlarına gelince, önceki maceranın bir özeti olsa iyi olacakmış. Macera başlangıcında bir karecik te olsa bir logo veya jenerik iyi gidermiş. Gelecek Macera sayfası yine içerikten yoksun, çizgi roman severlerin beklentilerini karşılamaktan hala uzak. Arka kapakta macera özeti vermek yerine gelecek sayı vs magazin ağırlıklı bir şeyler olsa daha eğlenceli olabilirmiş. Tüm bu eksiklerine karşın macera iyi baskılı, kaliteli kağıt üstünde kaliteli bir edisyonda muhafaza edilmiş. Bize de alıp onu saklamak arada bir çıkarıp yeniden sevmek düşüyor. Tan Burak, TASEYAD, Turkuvaz Yayıncılık, yolunuz açık olsun. Biz arkanızdayız. Tarkan serisinin ardından ustanın diğer eserlerini de bekliyoruz. Tarkan'ın TV kanallarında kuşa çevrilen güzel filmlerini kesintisiz versiyonları ve kalabalık bonuslarıyla DVD marketlerde görmek istiyoruz. Hatta serinin yanına her izlediğimde beni kahkahalara boğan Haldun Dormen'li, Ercan Yazgan'lı, İhsan Yüce'li Hüdaverdi Pırtık filmini de alıp arşive koymak istiyoruz...

Selamlar
Lami Tiryaki

17 Nisan 2010 Cumartesi

Kanat Atkaya Gene Çizgi Roman Yazmış (Oh ne iyi...)

Hobart Paşa, Corto Paşa, Tosun Paşa

Favori çizgi roman kahramanlarımdan Corto Maltese’in fikir babası ve uygulayıcısı Hugo Pratt’ın, geçen hafta bitirdiğim kitabı okumasını çok isterdim.

Pratt öleli 15 yıl oldu. Fakat yaşarken “Hobart Paşa’nın Anıları”nı okumuş olsaydı, Corto için en azından bir “Senerkant’taki Altın Yaldızlı Ev” macerası daha hazırlardı.
Belki okumuştur da kimbilir, ilk baskısı 1886’da yapılmış...
Takılmayalım, devam edelim: Corto’yu tanır mısınız?
Önce onu tanıştırayım adını ilk kez duyanlara, sonra Hobart Paşa’ya dönelim.
Corto... Olmayan kader çizgisi avucuna babası tarafından ustura ile çizilmiş Kaptan.
Büyük maceraların büyük kahramanı. 19’uncu yüzyıl sonunda doğmuş, farklı coğrafyalarda (Türkiye dahil) başını dertlere sokmuş bir adam.
Geçmişi, geleceği, inancı var mıdır, yok mudur?
Parayı mı önemser, şerefini mi?
Okuyan bilir...
Macera gördüğünde dayanamaz ve “milliyet/din/siyaset” tanımadan dalar.
Paşa olmuşluğu yoktur ama Paşa gıcık etmişliği vardır maceralarında!
Corto zırvaya inanmaz.

* * *

Corto, maceralarında tarihi olaylarla dirsek teması içindedir; Enver Paşa’yla muhabbeti bile olmuştur.
Fakat neticede bir çizgi roman efsanesi Corto.
Peki Hobart Paşa kim?
Kansu Şarman’ın büyük titizlikle hazırladığı, Derin Türkömer’in çevirdiği “Hobart Paşa’nın Anıları”nı okurken (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010) sık sık “İşte Corto! İşte Corto!” dedim kendi kendime.
Adı Charles Hobart Hampden. 1822’de İngiltere’de, soylu bir ailenin çocuğu olarak doğmuş.
13 yaşında Bahriye eri, 20’sinde subay olmuş.
İlk görevi Güney Amerika kıyılarında köle ticareti ile mücadele.
Sonra Kırım Savaşı’nda Baltık Cephesi’ne gelip Ruslarla savaşıyor.
Sonraki görevi Amerika’daki İç Savaş yıllarında abluka yarıcılığı.
Bu alanda dünyaca nam salıyor.
1867’de yeni maceralar ararken ağabeyinin peşinden geldiği İstanbul’da, Saray’a tanıştırılıyor.
İngiliz Donanması’nı çıldırtacak bir karar alarak Osmanlı’nın teklif ettiği görevi kabul ediyor.
Önce Girit İsyanı’nı bastırıyor. Britanya’da albay olsa da Osmanlı’da önce koramiralliğe sonra Karadeniz Donanması komutanlığına ve nihayet 1881’de de Osmanlı Donanması komutanlığına yükseliyor.
Yani Deniz Kuvvetleri Komutanı oluyor.
Anıları müthiş! Boşuna Corto demiyorum.
Hali, tavrı, karar alış şekli bazen Corto’yu o kadar andırıyor ki.
Hobart Paşa, 1886’da öldü. Mezarı İstanbul’da, Haydarpaşa’daki İngiliz Mezarlığı’nda.
Corto Maltese ise 1887’de doğdu Hugo Pratt’e göre.
Hani reenkarnasyona inanacağım tutsa Hobart Paşa gitmiş, Corto olup dönmüş diyeceğim...
Bu güzel tarihi incelemeyi maceracı ruhla okumanızı öneririm.

* * *

Peki Tosun Paşa nereden çıktı?
Onun yukarıdaki durumlarla alakası yok.
Tosun Paşa bugüne kadar 100 kere seyrettiysem bundan sonra 300 kere daha seyredebileceğim filmlerden.
“Çok aptalsın Lütfücüüm” de, beni benden al; öyle severim bu Kemal Sunal klasiğini.
Son olarak NTV haberlerinde Ankara’da görüldü.
Tunalı Hilmi yakınlarındaki bir “Gaziosmanpaşa” trafik oku, yetenekli bazı arkadaşlar tarafından aynı tarzda hazırlanmış “Tosun Paşa” ile değiştirilmişti.
Trafik levhasının bir ucunda da Kemal Sunal, Tosun Paşa olarak sırıtmakta.
Süper bir iş!
Görevliler gelip kaldırana kadar Ankaralılar epeyce eğlenmiş olmalı.
Haberi izledikten sonra twitter’a “Ankara’daki Tosun Paşa işi şahane” mesajı saldım.
Ve ne oldu bilin bakalım?
İşi yapan ekip tanıdık çıktı. Bir elektronik posta sarkıtmış hemen eleman:
“Biz bi street art ekibi kurduk, adını da KÜF koyduk racona uygun olsun diye. Daha doğrusu kurma aşamasındayız diyeyim, bu Tosun Paşa daha ilk işimiz, (bi kaç stencil işini saymazsak...)
NTV’deki haberle ilgin yok anladıgım kadarıyla ama haberi yapanların ve sunan abimizin üslubu da çok hoşumuza gitti. Senin nezdinde onlara da teşekkür ediyorum.
Aklımızda bi kaç fikir daha var. Bu kadar ilgi çeker mı bilemiyorum, gerçi bu işe de bu kadar tepki geleceğini tahmin etmemiştik.
Bi de evine stencil yaptırmak istiyordun, talibim o işe de hala geçerliliğini koruyorsa...”

* * *

Dünya ne kadar küçük oluyor bazen di mi paşalar?
Benim eve de bir Tosun Paşa yakışır.
İhale KÜF’te kalmıştır.

Kaynak: Hürriyet

16 Nisan 2010 Cuma

Günaydın ve Bulvar — Ya da Hafifin Ağırlığı

Size de olur mu bilmem — bir imge, bir resim, bir nesne alır, götürüverir geçmişe. Ki o gidilen geçmiş genellikle çocukluğun harika zamanlarını kapsamaktadır.

Sıralamaya kalksam zorlanırım şimdi — geçmişe bilet halini alan o nesneleri diyorum — anmak istesem pek de bir şey doluşmaz zihnime. Yine de denersem, örneğin, Tercüman Çocuk diyebilirim; Milliyet Çocuk sonra; İş Bankası'nın ücretsiz dağıttığı çocuk dergisi Kumbara; Pamukbank'ın verdiği bir başka çocuk dergisi Pamuk Çocuk; içinde Tor (orijinal adıyla Thor), Hulk, Bob Morane ve daha pek çok çizgi roman bulunan Yaman Çocuk bir de — ve hatta, çocukluğumda pek de beğeniyle elimde taşımasam da birkaç sayısını okuduğum Hürriyet Çocuk.

Dahası da var: Teksas, Tommiks, Zagor, Mister No, Kızılmaske, Mandrake, Bonanza, Zembla, Rakar, Yüzbaşı Volkan, Karaoğlan, Tarkan, Kara Murat, Tolga ve hepsinden başka bir yerde duran pelerinli kahraman: Süperman.

Ve altındaki mantarı çıkardığınızda kapak içine resmedildiğini gördüğünüz Disney karakterleriyle dolu cam Pepsi şişeleri; içinden çıkan kartlarda E.T.'nin film fotoğraflarını ve kısa öyküsünü bulduğunuz cikletler; TipiTip, CinCin — cin gibiler CinCin çiğner — Pembo ve hatta onlar gibi, içindeki parlak kağıtta mini maceraları yer alan Süperman, Örümcek Adam sakızları; leblebi tozları; kaynana şekerleri; akşam sekiz olmadan yayına geçmeyen, regilatörlü, tek kanallı, siyah-beyaz televizyonlar... 

Anladım ki böyle uzar gider bu (yukarıda yazdığımın aksine, sıralamak pek de zor değilmiş belli ki).

Eh, doğal sayılır, değil mi? Ne de olsa çocuğa hitap eden şeyler bunlar hep. Hele ki çocukluğu benim gibi 70'lerin sonuyla 80'lerin başı arasına sıkışan kenar mahalle çocuklarındansanız — bir de İstanbulluysanız ve sağcılarla solcuların kahve tarayıp, ev basıp birbirini vurduğu, dövdüğü, işkence ettiği bir dönemde bile çocukların kitaplarla dergilere sığınabileceğini, hele de korunabileceğini deneyimlediyseniz — sadece andaç değil, hazinedir de her biri. Bir yerde karşılaştığınızda burnunuzun usul usul sızlaması, kibrit çakışı kadar kısacık da olsa kalbinizin neşeyle tıpırdaması normaldir.

Ve hayır, bu yazının konusu çocuk dergileri ya da çizgi romanlar değil — gazeteler. Daha da açıkçası, söz ettiğim dönemin farklı iki gazetesi: Günaydın ve Bulvar.

Devamı için tıklayın lütfen >>

13 Nisan 2010 Salı

Atatürk çizgi roman oldu

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe'nin oğlu Ahmet Kemal Doğançay, Atatürk ile annesinin altı yıl boyunca yaşadıklarını çizgi roman haline getirdi.


Doğançay, yaptığı açıklamada, annesi Ülkü Adatepe'nin, Atatürk'ün vasiyetinde yer alan beş manevi kızından biri olduğunu ve hala kızı olarak maaş aldığını belirterek, diğer kızlarının da Sabiha Gökçen, Afet İnan, Nebile ve Rukiye olduğunu söyledi.
Zübeyde Hanım'ın, anneannesi Vasfiye Hanım'ı evlatlık edindiğini belirten Doğançay, süreci şöyle anlattı:
“Atatürk, annemi sokaktan bulmuyor. Anneannem Vasfiye'nin annesi ve babası, Balkan Savaşı'nda ölüyor. Dedesi, anneannemi Zübeyde Hanım'a veriyor. Anneannemi, Zübeyde Hanım 1,5 yaşından itibaren büyütüyor. Zübeyde Hanım'ın vefatından sonra anneannem bir süre Mustafa Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım ile kalıyor. Atatürk, annesinin yadigarı olan anneannemle yakından ilgilenip, onu Gazi Orman Çiftliği'nde istasyon şefliği yapan ve Fransızca da bilen dedemle evlendiriyor. Atatürk, anneannemin hamile olduğunu öğrenince, 'erkek ya da kız bu çocuğun adı Ülkü olacak' diyor. Annem, 26 Kasım 1932'de doğuyor. Atatürk, annemi ilk kez 40 günlük bebekken görüyor. Daha sonra Atatürk, annemi ve anneannemi yanına alıyor, sonra da ayrılmıyorlar. Atatürk, her gün annemle bir kaç saat oynarmış. Annem, okumayı, yazmayı, resim yapmayı hatta çatal-bıçak kullanmayı Atatürk'ten öğrenmiş. Atatürk, sonraki yıllarda anneme bir ev almış. Evi, kendisi döşemiş, koltukları mobilyaları kendisi taşımış.”
Atatürk'ün, küçük Ülkü'yü çok sevdiğini, ziyaretlerinde yanından ayırmadığını anlatan Doğançay, annesinin 1937 yılı Cumhuriyet Balosu'nda giydiği kıyafeti Atatürk'ün tasarladığını ve diktirdiğini belirtti.

HER BİRİNDE İKİ HİKAYE OLAN 12 KİTAP HAZIRLANACAK
Ahmet Kemal Doğançay, Atatürk ile annesi Ülkü Adatepe'nin altı yıl boyunca yaşadıklarını çocuklara yönelik çizgi roman haline getirdiğini bildirdi.
İlköğretim çocuklarına yönelik çalışmanın politik yanı olmayan, sevgiyi, beraberliği, birleştirmeyi ve Atatürk'ün sıcakkanlılığını göstermeyi amaçladığını vurgulayan Doğançay, her birinin içinde iki hikaye olan 12 kitap hazırlayacağını söyledi.
Hazırlıkları tamamlanan “Ülkü/Atatürk'ün Küçük Kızı” adlı ilk kitapta, “Saraydaki Kuzu” ve “Gazinin Talihsiz Pabuçları” adlı hikayelerin yer aldığı belirten Doğançay, diğer kitaplarda ise “Ülkü ve Tifo”, “Emir Abdullah'ın Sorgulanması”, “Ata'nın Yüzme Öğretmesi”, “Dalkavuk Politikacı”, “Elle Yenen Pirzolalar”, “Akrobat Dansçı”, “Üşüme Askercim”, “İnönü'nün Kızıyla Bebek Kavgası”, “Atamı Son Görüşüm”, “Balıklarım ve Atam”, “İlk Görüşme ve Saat”, “Annem ve Zübeyde Ninem”, “Kıskanç Uşak”, “Bıldırcın Hikayesi”, “Atatürk Plak Dolduruyor”, “Denizaltı Macerası”, “Dolmabahçe'ye Gizli Gelişimiz”, “Sigara İçen Arkadaşlarım”, “Balo Elbisemi Çizen Atatürk”, “İlk Öğretmenim”, “Çimene Oturma Üşütürsün”, “Atatürk ve Dekoratörlük” adlı hikayelerin yer alacağını kaydetti.

“UZUNCA BİR SÜRE RESSAM ARADIM”
Hikayeleri kendisinin kaleme aldığını, çizimleri ise Yüksel Akman ve Gökhan Yıldırım'ın yaptığını belirten Doğançay, şu bilgileri verdi:
“Kitap, çocuklara yönelik olduğu için ince detaylara girmemek, daha basit çizimler yapmak gerekiyor. Çocuklar parlak renkler seviyor. Atatürk'ün babacan havasını vermek başlı başına bir iş olduğu için uzunca bir süre Atatürk'ün portresini çizecek bir ressam aradım. Gazetelere ilanlar verdim. Kitapta, Atatürk bilge rolünde öğütler verecek. Çizimin de öyle olması için çalıştık. Hatta bir kaç portre ben çizdim ve ressamlara gösterdim. Sonra ressamlar Yüksel Akman ve Gökhan Yıldırım üzerinde anlaştık.”
Çizgi romanların basımı için yayınevlerinden gelen teklifleri değerlendirdiğini belirten Doğançay, şöyle devam etti:
“30 yıldır ABD'de olduğum için yayınevleri konusunda çok bilgim yok. Bir çalışma yaptım, 2 bine yakın yayınevi var. Şimdi belli yayınevleriyle konuşmaya başladım. Bütün yayınevlerine şans vereceğim. Çizgi romanın reklamının iyi yapılması lazım. Yayınevlerinin reklam bütçelerine bakıyorum. Basmak önemli değil, projenin değerince tanıtılması gerekiyor. Bu çalışmayı yürekten sahiplenecek bir yayınevi ile anlaşacağız. Bu işi sadece para için görmeyecek yayınevi bulmaya çalışıyorum. Teklifler var 'Hemen basalım' diyorlar ama biraz daha görüşmek istiyorum. Acelemiz yok, 85 yıl beklenmiş. Daha önce böyle bir çalışma yok. Çocuklarımızın kahramanları dışarıdan geliyor, onlar da vurdulu kırdılı. Çocuğun değerlerimizi öğrenmesi çok önemli.”
Anlaşacağı yayınevinin bir de sergi açması gerektiğini vurgulayan Doğançay, “Sergide, kitapta yer alan her sayfa sergilenecek. Sergiye gelen bütün romanı okuyabilecek. Çizgi roman sayı sayı yürüyerek okunabilecek. Serginin bir diğer tarafında da annem ile Atatürk'ün resimleri yer alacak” dedi.

ÇİZGİ FİLM ÇALIŞMASI
Çizgi romanın, çizgi filme aktarılması için de çalışmalar yaptığını kaydeden Doğançay, bu konuda da Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesi ile temasa geçtiğini söyledi.
Doğançay, konuşan çizgi roman üzerinde de çalıştığını ifade ederek, şu bilgileri verdi:
“Çizgi romanın DVD'sini hazırlayacağız. Roman, televizyondan izlenip, kitaptan da takip edilebilecek. Hikayedeki olayları bir kişi anlatacak ve kuş, araba sesleri gibi çevre sesleri olacak. Ayrıca Atatürk, küçük Ülkü ve diğer karakterlerin konuşmaları seslendirilecek. Sesli çizgi roman, radyo tiyatrosu gibi olacak. Bunun çocukların beyin gelişimi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anda seslendirme sanatçılarıyla görüşüyoruz.”
Sesli çizgi romanı İngilizce de yapmayı düşündüğünü kaydeden Doğançay, “Biz de 'Dışarıdan gelirse iyidir, biz yaparsak kötüdür' anlayışı hakim. Bu çok yanlış bir yaklaşım. Biz daha iyisini yapabiliriz. Ufkumuzu geliştirmemiz lazım” diye konuştu.

Kaynak: Hürriyet

12 Nisan 2010 Pazartesi

Dampyr'in Gizemli Öyküleri

Son zamanlarda Martin Mystere'yi her okuma girişimim, yeni yetme yazarların adamı soytarıya dönüştürme çabalarından dolayı hüsranla biterken, bazı maceralarında aynı kulvarda yol alan Dampyr göz ve ruh dolduruyor. Dampyr için yazılan ve Martin havası kokan bazı maceralar içerdiği korku ve gotik hava dolayısıyla ilginç tatlar vaadediyor ve çoğu Martin öykülerinin önüne geçiyor diyebilirim. Daha çok Mauro Boselli'nin başının altından çıkan bu senaryolar bana vampirli hikayelerden daha çekici geliyor. Mesela bizde 2002'nin Ağustos'unda yayınlanan Boselli ve Colombo ortak çalışması Della Tenebre(Karanlığın İçinden) isimli öykü hem çok sevimli, hem de Harlan'ın dünyasının gizem taraflarını daha yakından tanımaya yönelik detaylar barındırır. Hayali bir De Profundis kitabının izini süren bir grup bilim adamının sırrını araştırmak için daha Harlan'ı yardıma çağıran Prof Millius ve Sophie Mutter ile birlikte gizemlerle dolu bir maceraya atılırız. Bir Avrupa üniversitesinde profesör kisvesi altında olayı araştıran Harlan, Millius ve Sophie daha sonraki maceralarda da biraraya gelecek "çekirdek gizem" ekibini kurarlar. Bu üçlünün olduğu ve çoğu gizemli maceralarda genellikle Kurjak ve Tesla ya hiç yoktur ya da varlıkları minimum düzeyde tutulmuştur. Başka boyutlara açılan kapılar, kutsal ayinler, gotik Avrupa manzaraları ile neo Martin öyküleri gibidir... Yine aynı yılın Aralığında yayınlanan 12 numaralı kitap, Boselli imzalı Anima Persa(Yitik Ruh) isimli öyküde Dampyr evreninde ileride de önümüze çıkacak yeni karakterler, gizemli ve minimum vampirli bir atmosferde arzı endam ederler. Bunlardan her türlü işte bezi olan Nikolaus hayli ilginç bir karakterdir. Bu hikayede daha önceki maceralarda karşılaştığımız Caleb Lost'un dünyasına da küçük bir göz atma imkanı buluyoruz. Nikolaus'la iksinin arasındaki rekabet müthiştir. Bu macerada asıl ilginç olan bir dyybbuk yani Yitik Ruh Obrazek karakateridir. Öykünün sonundaki nispeten sürprizli finalde, okurken insan birtuhaf oluyor. Nikolaus ve Obrazek isimleri 41. sayıdaki(Cilt 11) yine Boselli imzalı gizem öyküsü la Casa di Bambola(Bebek Evi) isimli öyküde de karşımıza çıkar. Tam bir klasik korku ve Alacakaranlık öyküsü olan Bebek Evi, Alacakaranlık Kuşağı'nda gizemli bir dedektiflik öyküsü gibidir. 8. sayıda tanıştığımız Sophie Mutter ve Prof Millius ile bu öyküde de karşılaşırız. Yine boyutlararası geçişler, gizemli bir bebek evi ve kalabalık bir kadroyla bir tür kovalamaca oyunu izleriz öyküde. Harlan dahil tüm kadronun sıkışıp kaldığı bebek evinde yaşananlar müthiş eğlenceli.

Dampry'in bu türdeki öykülerinin içinde 25. sayıdaki(Cilt 7) Boselli imzalı Flaman Kabusu(Incubo Fiammingo)'nun bendeki yeri bir miktar özeldir. Hikayenin anti kahramanı Adrien de Kremer'in sakladığı korkunç sırrı öğrendiğimde dahi adama bir tür empati ve içtenlik hissettim. Hikayenin Kaptan Jack Flanders'lı kısımları okuyanın aklından müthiş Lovecraft havaları estiriyor. Tabii bir de Harlan'ın hem muhbiri hem sevgilisi güzel polis Hanneke'yi de unutmamak gerekir.

Gizemli öyküler kısmında aklıma gelen son örnek 35. sayıdaki Hayalet Avcıları(I Cacciatori di Fantasmi). Yine Boselli'nin kaleminden çıkan öykü diğerlerine göre en az karanlık olan ve daha çok eğlenceli bölümler içeren bir tür katil kim hikayesi. Akademisyenlerden, meraklılardan oluşan bir grup çatlak tipten oluşan maceracılar, hayaletli olduğu söylenen eski bir mekana gelirler ve ilginç olaylar başlar. Harlan'ın olaya dahil olduğu kareler ilginçtir, eğlencelidir.

Keşke Dampyr'in yayını devam ediyor olsaydı. O zaman Martin'deki performans düşüşünü dert etmezdik. Elimizde daha iyisi varken...

Lami Tiryaki

5 Nisan 2010 Pazartesi

Sağdan Soldan Estarabim

Affola, şahsi bir duyuru için ayırıyorum bu alanı kendime: Blog duyurusu. İlgilenmeyenler peşin peşin başka yazıya atlasın, olmaz mı? Misal, hemen aşağıda sevgili Ümit Kireççi'nin enfes bir paylaşımı var.

Pekiiii... Giden gitti, kalanlarla devam edelim:

Bilen bilir, Galaksi'li yıllarda, Tex'in arkasında Estarabim diye bir sayfada yazardım. Müziğimizin pirlerinden Erkin Koray'ın malum şarkı sözünden araklanmış birkaç kelimeydi başlığımızı oluşturan. Aslolansa, "Estrabim"den çok, "sağdan soldan" hadisesiydi. Zaman zaman duygusal yazılar yer alırdı köşede, zaman zaman bir film hakkında iki kelam, zaman zaman da bir öykü.

Demem o ki, "Sağdan Soldan Estarabim" net aleminde yeniden doğdu. Ne bileyim, esti işte. Kimi ÇROP blogda, kimi basılı mecralarda yayınlanmış yazılarımı, şiirlerimi, denemelerimi, değerlendirmelerimi bir arada tutacak bir blog olsun istedim. Tahmin edersiniz ki isim için de uzun uzadıya düşünmek gerekmedi.

Eh, bunca sözden sonra, ziyaret etmek isterseniz, buyurun, bağlantı aşağıda:
http://sagdansoldanestarabim.blogspot.com/

Beklerim...

"Çirkin Draje" Çıktı

Her sayısında farklı konsept sunan Draje bu defa da konsept adını alarak "Çirkin"leşmiş
efendim malumunuz bizim atmosfer bozuk biraz. nefes alma güçlüğü çeken her bünyede görülebileceği gibi sürekli bir takım marazlar doğmakta. hayal gücünü ketleyen, algıları güdükleştiren bir garip atmosferde nefes alabilmek için sığınabileceğimiz pek az mevzi bulunmakta... hava keseciklerimizpek sınırlı maalesef...
işte bu nefessiz kalma halinden muzdarip bir grup genç bir yıldır internet üzerinden yayımlanmakta olan bir dergi çıkarıyorlar. draje dergi... gençten sayar mısınız bilmem ama bendeniz de bu ekipte yer almaktayım.
aman işte nedir bu draje dergi? her ay farklı bir konseptle yoluna devam eden, bir sözü pek çok değişik söylenişle çoğaltmaya çalışan, buz gibi gerçeklikten kaçmak için tüneller kazıp duran körpe bir hava keseciği... hayalimiz düşümüz çüşümüz orada ses buluyor. ne mutlu ki çoğalıyor, keyifleniyor falan filan... malum feysbuk her yanı sarmış. bir grubumuz bir de hayran sayfamız mevcut. şöyle sıkı bir göz teması için sayfamızla buluşmanızı ve arkadaşlarınızı da buluşturmanızı rica ederim...
http://www.facebook.com/pages/Draje-Dergi/82768962728
ve elbette her ay farklı bir konseptle tarayıcınıza düşen dergiyi de takip etmekte sonsuz fayda var. nisanda çirkiniz, mayısta hayvani draje ile karşınızda olacak ve hayvani olma durumlarını, insan merkezciliği filan eşeleyeceğiz. bekleriz... okuyunuz, okutunuz, destekleyiniz... şimdiden hoşgeldiniz...
http://www.drajedergi.com/

Ken Parker ve Teks tanıtım

Gecikerek paylaşıma sunduğumuz iki yayın: Ken Parker, Teks Özel Albüm
İstanbul dönüşü Kadıköy'e uğradım. Murat'ın dükkana girer girmez rafta bana bakan Ken 41-Hafif Meşrep Kadınlar'ı gördüm (Tay zamanında Kibar Hanımlar diye çevrilmiş). Sevinçten hemen "tek sayı mı?" diye sormuşum. Malum Rodeo arada bir çift sayı birden çıkarıyor ya, umut fakirin ekmeği Tek sayıymış. Sanırım şimdiye kadar Ken'i en yakın planda gördüğümüz kapağa sahip sayının yazar kadrosunda bu kez usta Tiziano Sclavi var. Çizeri ise Milazzo'nun tarzından oldukça farkli bir stili olan Sergio Tarquinio. Milazzo'nun tam tersi daha bol taramalı, mükemmeliyetçi, fakat arada bir kaçıveren anatomi hatalarıyla farklı bir Ken ziyafeti çekmiş, bakalım beğenecek miyiz?.. Ön kapak içi, iç gıcıklayıcı. Arka kapak içine de FHM erkek dergisi reklamı alınmış. Kim demiş çizgi romalnar reklam almıyor diye, hem de Ken yani...
41'de gitti kaldı 18... Yaşayıp göreceğiz inşallah.
Teks Özel Albüm (dev albüm) 20 numara Altın Kanyonu, Maceraperest'ten çıkmış. Cildi orijinaliyle birebir batıklarından dolayı bence Maceraperest'in yaptığı en iyi iştir dev albümler. Özellikle baştaki 10-15 sayfalı editoryal bölümler, baskı kalitesi, her biri tabo gibi güzel dev kareler, sadece Teks'i değil tüm dev albümleri harika birer albüm haline getiriyor. Maceraperest yüz akı bu çalışması için bir alkışı hakediyor.
Altın Kanyonu, Nizzi-Alessandrini işbirliğinin güzel bir örneği. Editoryal bölümde enfes Alessandrini yazıları röportajlar-ve tabiiki-bol bol Martin var. Çzimlere bakıldığında da Martin havası ziyadesiyle esiyor. Albümü henüz okumamış olmama rağmen efsanevi Eldorado Hazinleeri hakkında olduğu belli. Bu albümlerde bazan sanki konunun önemi kalıyor gibi. Dev gibi albümleri alıp elde tutmak bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor.
Önceki ayki Mister No sürprizinden sonra Teks'le özel albümler devam ediyor. Ne diyelim nazar değmesin.
Selamlar
Lami Tiryaki

4 Nisan 2010 Pazar

Shang-Chi Kapakları Kung-Fu'sal

Shang-Chi (Çince- 上氣; pinyin- shàng qì: ruhun yükselişi), Marvel Comics'in Aralık 1973'de Special Marvel Edition serisinin 15 sayısında ortaya çıktı. Yaratıcıları yazar Steve Englehart ile çizer Jim Starlin.
"Master of Kung Fu" adıyla kendi serisinde yer almadan önce bir çok çizgi roman kahramanına konuk olan Shang-Chi aslen "Fu Manchu" pulp roman serisiyle "Kung-Fu" dizisinin çekirgesinin etkisiyle doğmuştur. Aynı dönemlerde Bruce Lee'nin de olduğunu unutmamak da gerekir tabii. Ülkemizde Kung-fu dövüş sanatları dergisinde diğer dövüşçülerle hikayeleri yayınlanan Shang-Chi Örümcek Adam'la Uzay Şövalyesi Rom'da da konuk olmuştu bizlere.
Çrop Blog'a konuk olmasının sebebi ise üç kapağı arasındaki sıkı benzerlik. Gerçi "kung-fu sistemi bellidir uçan tekme de öyle atılır ve kaçılır" denebilir ama kapaklara bütün olarak bakınca eğlenceli görünüyor:
14. sayı
24. sayı
28. sayı
Resimleri daha büyük hallerini aşağıda yorumunu okuyabileceğiniz MANUSH gönderdi, kendisine teşekkür ediyoruz.

Wasp Ölümden Döndü

Aşağıdaki poz Adam Hughes tarafından Marvel Comics'in 1991-1995 yılları arasında yayınlanan "Marvel Swimsuit" serisi için çizilmiş. Güzeeeel vücutlu kadın ve erkek kahramanlar mayo içinde çizilmişlerdi bir süre. Görüleceği üzere The Wasp da o pozlardan vermiş:
Stan Lee ile Jack Kirby ortak yaratısı olan The Wasp ilk olarak Tales to Astonish sersinin 44. sayısında Haziran 1963'de ortaya çıktı. Avengers grubunun en uzun soluklu ve kurucu üyesidir kendisi. Yakın zamanda "Secret Invasion"da öldü dendi ya kimbilir ne şekilde geri dönecek. Yoksa döndü mü?
Aşağıda Kadıköy Anadolu Lisesi Tiyatro grubunda yönetmenlik yaparken dekorları boyamak için kullandığımız boyanın kapağındaki yakaladığım görüntüyü göreceksiniz. Bir ara Zombi de olan Wasp'ın geri dönüşü muhteşem ve mistik mi oluyor ne?
Fotoğraf-Eğlence: Ümit Kireççi

3 Nisan 2010 Cumartesi

Kaptan Amerika sinemaya uyarlanıyor

Bir çizgi roman kahramanının hikayesi daha beyazperdeye aktarılıyor
Örümcek Adam, X-Men, Hulk, Demir Adam derken Marvel yayınlarının yeni bir çizgi karakteri daha beyaz perdeye dönüyor. Otantik süper kahramanların en şöhretlilerinden olan Kaptan Amerika yeni serüveniyle Temmuz 2011’de sinemalarda olacak.
Marvel Comics Kaptan Amerika’yı (Captain America) ilk kez Mart 1941′de satışa çıkardı. Efsanevi Jack Kirby ve Joe Simon tarafından yaratılan çizgi romanda bir deney sonucunda süper askere dönüşen Steve Rogers’ın özellikle Nazilere karşı olan mücadeleleri işleniyordu.
Steve Rogers’ı beyazperdede canlandıracak isimse gerçekten ilginç. Daha önce başka bir Marvel hikayesi olan Fantastik Dörtlü’de Alev Adam (Human Torch) ile şöhrete ulaşan Chris Evans, Kaptan Amerika olmayı da kabul etti. Filmin çekimlerine 2010 Haziranında başlanması öngörülüyor. Anlaşılan o ki Evans süper kahraman olmayı gerçekten çok sevmiş.

Kaynak - İnternet Haber

2 Nisan 2010 Cuma

Yeni bir Western: Tornado çıktı!

1001 Roman Yayıncılık çizgi roman dünyasına hızlı bir giriş yaptı. İtalyan çizgi romanseverlere yeni bir lezzet: Tornado (Lupo Bianco)
1001 Roman Yayıncılık
Bahariye cad. Sokullu sok. no 15/3-B
Kadıköy
0 216 348 91 92

Linkler

Related Posts with Thumbnails