23 Mayıs 2008 Cuma

Klasik Müziği Anlatan Karikatürler

5 Ünlü Karikatürcüden Klasik Müzik Yorumu!

Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin ana sponsoru Borusan, festivale ve klasik müziğe geniş kitlelerin dikkatini çekmek amacıyla farklı bir kampanyaya imza attı.
Müzik Borusan’la Güzel” kampanyasında buluşan Türkiye’nin en sevilen beş karikatüristi; Ergün Gündüz, İrfan Sayar, Piyale Madra, Hasan Kaçan ve Latif Demirci çizgileriyle klasik müzik- hayat ilişkisini yorumladılar.
23 Mayıs 2008, İstanbul; Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin 10 yıllığına ana sponsoru olan Borusan, klasik müziği geniş kitlelere benimsetmek ve festivale dikkat çekmek amacıyla farklı bir kampanya hazırladı.
Latif Demirci

Hasan Kaçan

Ergün Gündüz


Piyale Madra

İrfan Sayar

İki Yeni Film

IRON MAN (DEMİR ADAM)



Yazar Stan Lee, senarist Larry Lieber, çizerler Don Heck ile Jack Kirby'nin ortak yaratımı olan çizgi roman kahramanı Demir Adam (Iron Man) ilk kez Tales of Suspense serisinin 39. sayısında mart 1963 yılında okuyucuyla buluştu.
Orjinal hikayesinde Vietnam savaşında yakalanan ve kurtulmaya çalışırken Demir Adam zırhını keşfeden mültimilyarder silah üreticisi Stark Enterprise'ın veliahtı Tony Stark filmde hayali bir
arap-afgan ülkesinde yakalanır ve gerisi aynen gerçekleşir.



FilmFragmanıİzleyin







INDIANA JONES





George Lucas, 1930'lu yılların dizi kahramanlarından uyarladığı kahramanı ilk sinema filmiyle 1981 yılında kurgu dünyasına kazandırdı. Oyuncu Harrison Ford'la özdeşleşmiştir artık kahraman.
Asıl adı Dr. Henry Walton Jones olan, ama daha çok Indiana Jones olarak tanınan ve Indy olarak da anılan arkeoloji profesörüdür. İlk filminde de çizgi roman uyarlamalarında da, Indy II. Dunya Savaşı yıllardında Nazilerle mücadele ederken dünyanın kaderini değiştirebilecek arkeolojik gizemlerin peşine düşmektedir. Nitekim bu filmde de aynısı olur.
Dark Horse ve Marvel tarafından çizgi romana uyarlanmıştır.

IndyFilmTanıtımİzle

Eyvah Sigara Yasağı!

19 mayıs 2008 tarihinden itibaren ülkemizde ciddi bir "SİGARA YASAĞI" başladı herkesin bildiği gibi!


Daha önce Tv'lerde yayınlanan sinema ve dizi filmlerde içilen sigaraların üzerleri "füluğlaştırılarak" başlatılan "özendirmeme" hareketi artık yasal olarak gündelik hayatımıza taşındı.

Sigara'nın kötülüklerine duyarsız kalmayan çizgi roman alemi de her ne kadar "barış çubuğu" adı altında masum ve iyi niyetli tüttürmeleri okuyucuya sunsalar da "Sigara'nın kötü olduğunu" bazı hikayelerle dile getirmekten geri geri durmamışlardır.

Marvel comics'in yandaki sayısı mesela bu sigara karşıtı yayınlardan bir tanesidir. Bu öyküde Örümcek Adam, Power Man ve X-Man'lerden Storm gençleri tuzağına çekmeye çalışan "Smokescreen" adlı kötüyle mücadele eder kazanırlar.

Ancak aynı yayınevi ateşten oluşan ve her yanından dumanlar çıkaran bazı kahramanların dışında sigar ve puro içen kahramanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Red Kit'in sigarasını söndürmesinden bu yana bu sigara içen marvel kahramanları alışkanlıklarını değiştirmemişlerdir.

Wolverine ve Nick Fury bu iki sigara tiryakisi iki baş tüttürücü kahramanlardır.



,
,
,
,,
,
,
,
,
,
,
,
,
,
,


Neyse ki ülkemizin kısır okuyucu kitlesine ulaştırlamayan on binlerce çizgi roman gibi bu iki çizgi karakter de okuyucumuzla buluşmuyor. Yoksa mazallah birileri durumun farkına varır çizgi romanlarda füluğlaştıma isteyebilirdi. Muhtemelen Tv'deki gibi "bu duman nereden geliyor, adam parmağını mı yakmış, niye ağzına sokuyor parmağını" gibi sorular çizgi romandaki sansürlü hallere de sorulurdu ama ne yapalım, yasaklama var!
,
,
,
Şaka bir yana evrensel bir gerçek var:
,
,
SİGARA ÖLDÜRÜR!
,
,

19 Mayıs 2008 Pazartesi

TUZLA TERSANESİNDE ÖLÜMLER ve ALASKA / KEN PARKER

Tuzla Tersanelerinde yeni ölümler oldu art arda. Bu toplumsal yara kanamaya devam ederken Bakan “ben tek başıma üstesinden gelemem” açıklamasını yaparak çözümün çok uzakta olduğunu açıkladı. Bu tarz ciddi sosyal yaralar çizgi romanda nasıl ele alınıyor acaba? Ele alınıyor mu?

ÇİZGİ ROMANIN ALGILANIŞI

Çizgi romanı sadece maceralardan oluşan kurgular olarak görmek okumayanların çoğunlukla kolaylarına gelmektedir. Vurdulu-kırdılı bölümleri ön plana çıkararak asıl anlatılmak istenenleri bir yana bırakmak nedense işlerine gelir. Şiddet öğesi ise tamamıyla öne çıkarılarak asıl hikaye göz ardı edilir.

Oysa macera kurguları her “dramatik yazın”da olduğu gibi “heyecan yaratan olaylar dizgesi”dir. Şiddet olarak gösterilen şey ise mesajın aktarılması noktasında basit bir araçtır ve çoğunlukla hedef yaş gruplarına göre ölçülü verilmektedir. Dahası genel olarak masalsı bir alt yapının üzerine kurulu olan çizgi roman dünya-evrenleri masalsı bir şiddeti kullanırken mesajı anlatmakta “metaforik şiddet” olarak adlandırılan tekniği her sayfasına yerleştirmektedir. Bu şekilde şiddet asıl mesajı tamamlayan unsur olmaktadır.

Teksas-Tommiks diye adlandırılan türlerde çoğunlukla ortaokul seviyesindeki çocuklara masalsı erdemler anlatılmaktadır. Dürüstlük, yasaların üstünlüğü, vatanseverlik, doğruluk v.s. bunlardan bazılarıdır. Ölümler, yaralanmalar, şiddet gerekli görüldüğü kadar sunulur okuyucuya. Kanlı sahneler ve cinsellik yok denecek kadar azdır.

Amerikan comics’inde de şiddet daha modernize edilerek ön plana çıkarılır. Ancak fantastik zemin üzerine kurulu aksiyon gerçekçi bir dünyada, westernden ve tarihten uzak bir ortamda gerçekleşince çizgi roman okumayanlara “şiddet” dozu daha fazlaymış gibi gelir. Empati dozu bu noktada artar ve çizgi romanın anlattığı değil anlatımda kullandığı araca yönelir gözler.

ÇİZGİ ROMANDA MESAJ

Belki de çizgi romanın en çok eleştirilen ve kusur bulunan kısmı “mesaj” vermiyor oluşudur. Özellikle de toplumsal olaylara ve sosyal konulara ışık tutmaması iddiası daha entelektüel kesim tarafından vurgulanır. Sanki böyle bir mesaj kaygısı olması gerekiyormuş gibi!

Sanatın sadece beceri ve tekniğin öne çıkarılarak satışa sunulanı da vardır oysa mesajlı sanat kaygısı taşıyanı da. Çizgi roman da işte bu geleneğin tam içinde yer alarak yaratıcılarının ve yayınevlerinin hayata bakışları veya yayın politikalarının gereklerini yerine getirirler. Mesaj vereni de vardır, olayları olduğu gibi resmeden de, ti’ye alan da, sadece buluşları okuyucuya sunarak hayal gücü yüksek ufuklar sunanı da. Kitap, sinema, müzik seçiminde olduğu gibi sanatseverin ili alanına uygun olan çizgi romanı bulmak için araması gerekmektedir.

“Prensi bulmak için bir çok Kurbağa öpmek gerek”… Ülkemizde neyse ki çok çizgi roman seçeneği yok da dudaklarda isilik çıkacak vakit bulamayacak.

İŞÇİLERİN SORUNLARI VE ÇİZGİ ROMAN

Sosyal yaraları ve sorunları ele alan çizgi romanlar denince akla ilk gelenler özellikle Cumhuriyet Gazetesinde yıllardır süren “bant çizgi romanlar” oluyor. Behiç Ak, Semih Poroy gibi ustaların aksatmadan yürüttüğü bu gelenek özellikle toplumsal olaylara ve siyasete göndermeler yaparak çizgi romanın bu alanda eksik kaldığı iddia edilen bir yanını kapatmaktadır.

Karikatürün daha büyük bir keyifle daldığı bu alan yine de mizahi çizgi romanlar vasıtasıyla defalarca kağıda aktarılmıştır. Gırgır geleneğini sürdüren ve Leman ekolü ve sonrası döneme kadar da mizahi çizgi roman bireysel arayışlardan çok toplumsal konuları ele almış okuyucuyla buluşturmuştur. Özellikle hedef kitlenin işçiler ve memurlar olduğu dönemlerde konular da onları ilgilendiren içerikleri kapsamıştır. Şimdilerde ise artık daha bireye ve bireyin sorunları ve arayışlarına yönelik çizgiler sayfalarda kendilerine yer bulmaktadır. Tabii mizah dergilerindeki gelenek gereği üçüncü sayfa karikatürleri hariç.

Ciddi çizgi roman yapma iddiasında olan çizgi romanlardaysa işçi sorunları çok az ele alınmaktadır.

Marvel’ın Örümcek Adam serisinde okuyucunun karşısına çıkan “kötü adamların” çoğu ya bilimi ve imkanlarını kötülük için kullananlardır ya da eğitimleri ve kazançları az kişilerdir. Bilim adamları ve kazançları iyi olanların verdiği mesaj Örümcek’in “büyük güç büyük sorumluluk getirir” felsefesini öne çıkarmakta başarı sağlanmasını sağlarlar. Buna karşın kazançları ve eğitimleri az olanların suç işlemeleri tamamıyla “cehalete” bağlanır ve alttan alta “öyle olmayın” denilerek çok para kazanmak için bilginin önemi ön plana çıkarılır. Comicslerdeki karakterlerin büyük çoğunluğu tiyatro ve edebiyatta "asil"lerin yerini alan "burjuvazi asilleri"yle aynı mesleklerdendirler. Gazeteci, iş adamı, bilim adamı, burjuva sanatçısı, doktor v.s. Bu bakımdan öğretilerinin de burjuva değerleri düzeyinde olması kaçınılmazdır.


The Wrecking Crew: Bulldozer, Thunderball, Piledriver, Wrecker
Her birinin isimleri inşaat yıkım araçlarından oluşan bu grup oldukça iyi bir örnektir.
Marvel Comics


İtalyan çizgi romanlarının ülkemizde yayımlanan temsilcileri ise politikacılarımızın ağızlarına pelesenk olmuş olan “mazlum halk” savunuculuğunu yaptıklarını görürüz. Özgürlükleri ellerinden alınmış, vatanları işgal edilmiş, sefalete sürüklenmiş zavallı halk kitleleri pis işgalcilerden kurtarılmaya çalışılır sürekli. Doğrudan herhangi bir sosyal yaraya parmak basanları az da olsa bu temaya dolaylı yollardan sırtını dayayan İtalyan çizgi romanı yine de genel olarak bu konuları daha fazla işlemektedir demek yalan olmaz.

Son dönemlerde ülkemizde basılan Julia, Nathan Never, Dampyr ve Büyülü Rüzgar serileri bu temalara doğrudan işaret eden, ele alan öyküleri eski kahramanlara nazaran daha fazladır.

ALASKA / Ken Parker

Asıl adı karamanının adını taşıyan ALASKA – Ken Parker serisi ülkemizde ilk kez Tay Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Birkaç kez kesintiye uğrayan seri bu kesintiler sebebiyle üç defa ilk sayıdan başlatılmıştır.

Yazar Giancarlo Berardi ile çizer Ivo Milazzo’nun ortak eseridir ve 1977’de okuyucuyla buluşmuştur. Belki bazı söyleşilerden yaratıcısının düşüncelerini bu yazıya koymak hoş olurdu ama ben daha çok kendi izlenimlerimi aktarmayı tercih edeceğim bu yazıda.

Ken Parker, 20. yy’ın entelektüel insanının çizgi romandaki yansımasıdır demek doğru olur. O ne bir çok yazarın iddia ettiği gibi anarşisttir ne de tek başına solcu olarak tanımlanacak biridir. O, hayatı soruşturan, araştıran, bilgilenen ve her karşılaştığı olağanüstü durumu yargılamadan sorgulayan, kesin ve kati bir karara varmamayı tercih eden biridir.

Berardi kahramanı vasıtasıyla antik tiyatronun yaptığı şeyi yapmakta, izleyici-okuyucuyu sorgulamaya itmeye çabalamaktadır. Hatta antik tiyatronun kesin erdem anlatma merakı vardır onu bir yana bırakırsak Brecht’in “izleyiciyi ajite etme, sorgulamaya sevk etme” tekniği kullanılmıştır.

Bir öyküsünde kasabaya musallat olan Kızılderili’nin peşine düşülür. Sonunda yakalanan Kızılderili adalete teslim edileceği yerde kurşuna dizilir. Oysa öldürülen Kızılderili’nin kimliği belirsizdir. Ken Parker arkasını dönerek gider ve okuyucu da merakta kalır.

Bir başka öyküsünde eşcinsel bar dansçısından yardım görür Parker. Öyküden çok insan kavramı ve önyargıların sorgusu ön plana çıkar öyküde.

Bir diğer öyküde tuzağa düşürülen yaşlı adamı kurtaran Ken Parker onun cellat olduğunu öğrenir. Bir cinayeti (adalet eliyle de olsa) gerçekleştirmek için bir başkasına engel olmuş olması onun hayattaki konumunu gözden geçirmesine neden olur.

Birkaç sıradan ve beylik hikayeyi bir yana bırakırsak serinin her kitabı üzerine tezler yazılacak kadar derin ve yoğundur.

ALASKA ve İŞÇİ SINIFI

Ken Parker serisinin en büyük başarısı bugünü anlamak için amerikan kapitalizminin ve sömürgeciliğinin zemin olarak kullanılmasıdır. Endüstri ilerliyor, iş adamları siyasetle iç içe işler çeviriyor, adalet güçlünün elinde oyuncak olmuş, fakirler piyon gibi oradan oraya sürülüyorlar, yobazlık ve din şantaj gibi kullanılıyor, sömürülecek devletler sonuna kadar sömürülüyor (Kızılderililer)…. Özetle bugün dünyada dönen dolapları anlamak için Alaska – Ken Parker serisine bakmakta büyük yarar var. Günümüz ve evrensel toplumsal ve siyasal temaların tümü bir dönemin üzerine kurularak anlatılabilmiş.

İşçi sınıfı işte bu serinin içinde (bildiğim kadarıyla) iki sayıda ele alınmıştır. Çoğunlukla vahşi topraklarda rehber ve avcı olarak hayatını kazanan Ken Parker’ın şehirde geçen öyküleri içinde yer alır bunlar. Bugünkü FBI’ın ilk hali olan Pinkerton teşkilatı için çalıştığı ve şehir gözüyle hayatı izlediği dönemidir. Bu iki öyküden “Grev” kahramanın bir polisi vurması nedeniyle ülkemizde yayınlanmamıştır.

Ancak “Donovan’ın Çocukları” (no: 15) adlı ikinci hikaye oldukça manidardır. Dünya klasikleri arasında yer alan bir çok romana ithaf edilmiş gibidir bu sayı. Yoksul işçi sınıfını çocukların gözünden anlatan bir öyküdür bu.

Yoksul işçi çocukları günlük sefalet, aile içi ve dışı şiddetiyle mücadele ederken çocukluk hayalleri ve büyüme sorunlarıyla da mücadele etmek zorunda kalırlar. Bir önceki sayıda yaralanmış olduğu anlaşılan Ken Parker işte bu çocuklardan birinin kurduğu çete tarafından bulunmuştur. Donovan bu çetenin çocuk yaştaki lideridir.

Çete, bu yaralıyla ne yapacağını düşünürken başka bir çeteyle savaşırken kendi aralarında gerçekleşen sorunlarla boğuşup “ihbar” ve “para” ve “hayattan yırtma” arasında gidip gelirler.

Yakın zamanda ülkemizde patlayan “kapkaç” bombası onların geçim-oyun kaynağıdır. Dürüst bir esnaf onların çaldıklarını ellerinden çıkarmalarına yardımcı olmaktadır. V.s.

Biz işçi ailelerine ve gerçekleşen olaylarına bakalım.
Sayfa 27 kare 4 – sayfa 28 kare 3
Jerry’nin yediği tokatla başlar sahne.
Çeteden Jerry’nin ailesi vardır. Babası fabrikada çalışırken sağ elini kazaya kurban vermiştir. Baba “…ya oturup kardeşlerine bak ya da madende çalış”. Jerry “Hayır, Madene gitmem…”. Baba “Senin yaşındayken (12 falan) fabrikada bir yerim vardı….Beni örnek alıp çalışmalısın!”. Jerry “sonunda senin gibi olmak için mi?” “Şak” Tokat.

Sayfa 29 kare 1 – 6

Çeteden bir başka çocuk evine yemek getirir. Kemikleri çıkmış anne elinden bohçayı kaparak beş çocuğuna paylaştırarak yer. Anne “Oh tanrım, sana bırakmadık”. Çocuk “Önemi yok, ben aç değilim…”.

Sayfa 30 -31

Bir başkası, Mario, sarhoş babasını sokaktan bularak evine taşır.

Sayfa 31 – 32

Tek gözlü gecekonduda yaşayan kalabalık ailenin babası çeteden bir tanesine hemen yatması için emir verir. Çocuk daha yatağa girer girmez anneyle baba iş pişirmeye başlarlar.

Sayfa 32 - 33 – 34

Polis tarafından arandığını gören Donovan bir fıçının içine girer ve sokak kedisine sarılarak uyur.

Bu sayfalar boyunca kahraman baygındır. Şehirdeki dünyayı çocukların gözünden yaşar okuyucu.

Sayfa 38’de hoş bir diyalog var. Bir kadının evini soyarak ameliyat malzemesi almaya karar vermiş olan çetenin en küçüğü yaşlı kadınla kısa bir sohbet eder. Kadın “ Kaç yaşındasın sen?” Çocuk “Yediyi bitirdim (yedi değil, sekiz değil, bir yaş daha büyüdüm bir yaşı geride bıraktım… Bu vurgu hoştur)”. Kadın “Dünya daha adil olsaydı şimdi okula giderdin.”. Çocuk “Okula çocuklar gider!” (bu noktada Necdet Neydim’in “Çocuk ve Edebiyat – Çocukluğun kısa tarihi, edebiyatta çocuk figürleri” kitabını incelemeyi önerebilirim sanırım).

Bu arada yapılan soygundan elde edilen paralarla alınan hastane malzemeleriyle, Parker bir doktorun yanında çalışmış olan Mario tarafından ameliyat edilir. Daha önce “ispiyondan” damgalanmış olan Mario’nun babası bu paradan haberdar olur ve oğlunu kemeriyle döver (sayfa 53 kare 3 – sayfa 55 sonu).

Sayfa 56’da fabrikada sağ elini kaybetmiş olan babaya dönüyoruz. Adı Leszek Kowalsky olan işçi fabrikayı dava etmiştir. Fabrikanın züppe avukatı izbe gecekonduya kibarca (!) misafir olur. Bundan sonrası kısa ve beylik bir merhabalaşmanın ardından şöyle sürer:

Sayfa 56 – 58
Avukat “… Aleyhine tazminat davası açtığınız “Ewans Çelik İşletmeleri”ni temsil ediyoruz. Bay Ewans fabrikada uğradığınız kazadan sonra neler hissettiğinizi biliyor.”
Leszek “Sahi mi?...”
Avukat “Her neyse İşçilerin dikkatsizliğinden şirket sorumlu değildir….”
Yasaların güçlüden yana olduğu bir sistemde sonrası tehdit tabii.

Ve mahkeme. Sayfa 66’da başlayan dava celsesi 68’de bitiyor. Ancak yankısından kurtulmak çok zor.

Vardiya şefine kulak verelim: Şef “…diğerleri gibi vasıfsız bir işçiydi. Eğer işçiler her zaman seri ve düzgün çalışsalar biz vardiya şeflerine gerek kalmazdı.
Davacı avukat “Fabrikada kaç saat mesai yapıldığını söyler misiniz?”
Şef “On altı saat… Sabah altıdan gece on’a kadar.”.
Avukat “…kaza saat kaçta meydana geldi?”
Şef “Paydosa aşağı yukarı yarım saat kala!...”
Avukat “Demek ki bu adam on beş saattir presin başındaydı ve korkunç gürültülü, dumanlı bir ortamda çalışıyordu… o yıpratıcı sıcakta her geçen saat biraz daha yoruluyor, hareketleri yavaşlıyordu… Kazaların çoğunun mesai saatinin sonlarına doğru meydana geldiği doğru mu değil mi?”
İtiraz gelir… Davalı avukatı “Sanayi makineleri doğal olarak tehlikelidir. İşçiler bunu işe girdiklerinde biliyorlardı…”

Ve sayfa 72’de mahkeme devam ediyor tek sayfa da olsa. Yalancı kayıtlar ve tanıklar işçiyi suçluyorlar.

Bu sırada Donovan’ın çetesi kendi bölgesini daha yetişkin gençlerden oluşan bir çeteden Parker’ın savaş deneyimleri sayesinde korurlar. Ancak ilerleyen sayfalarda gerçekleşen konuşma dikkat çekicidir.

Sayfa 78 - 79
Parker “…bu numaralrı Kızılderililerden öğrenmiştim…”
Davacı işçinin oğlu “Bildiğin diğer hileleri de bize öğretmelisin.”
Parker “Memnuniyetle. Ama insan her istediğini hileyle elde edemez.”
Çocuk “okumayı öğrenmeye başladık.”
Parker “İşte en önemlisi bu!”
Başka çocuk “İnsan okuyarak zengin olabilir mi?”
Parker “Hayır. Ama kendi haklarını öğrenebilir ve daha kolay elde edebilirler!”
Davacı işçinin oğlu “Babam deniyor… Patronunu mahkemeye verdi.”
Parker “Umarım kazanır. Bir gün gelecek herkesin bir evi, bir işi olacak, açlıktan kimse ölmeyecek ve çocuklar çalmak zorunda kalmayacak…”
Donovan “O zaman dünyayı yeni baştan yapmak gerekir! Buna bin yıl yetmez…”
Parker “Bütün insanlar el ele verirse o kadar beklemeye gerek kalmaz!”

Sayfa 79 kare 5 – sayfa 80 kare 3 arası mahkeme sürer.

Davalı avukatı “sokakları kana bulayan çatışmaları henüz unutmadık…büyük şirketlerinden birinin adına leke sürülmek istenmiştir… oysa bu kuruluş diğer birçokları gibi şehrimize refah ve zenginlik getirmiş, pek çok işçiye çalışma imkanı sağlamıştır… İşçiler patronlarına yapılan bu haksızlığı affetmeyecektir…”

Kararın açıklanacağı gün Polis Donovan Çetesinin sığınağını basar ancak Parker’ı yakalayamaz. İhbarcının kim olduğu araştırılır ve sürpriz final trajik bir sonla gelir. Okunmaya değer acı bir ön final.

Asıl final dava sonucudur.

Sayfa 96… Davacı işçinin evinin önünde polis ve meraklılar. İşçinin eşi kucağında bebeği polise “Bu sabah karar açıklanacaktı… Mahkemeden döndüğünde ben dışarıdaydım” (sayfa 96 – kare 3,4). Kare 5’te işçinin kendini astığı gölgesinden ve havada dönen bedeninden anlaşılmaktadır. Bence asıl final de budur.

Sonrası kısa bir konuşma ve vedadır. Öykü acı değil, umutla biter.

TUZLA…

Bu hikayede Tuzla tersaneleri nerede sorusunu soranlara uzun uzun yazmak istemedim. Ancak bence Tuzla ölümlerini anlamak için, ilgili bakanların açıklamalarını, iş adamlarının işçilerini suçlayışlarını, işçilerin ölen-yaralanan işçileri eleştirerek işlerini kaybetme korkusuyla patronlarını savunmalarını, sendikaların vurgularını basından takip etmek, yukarıda yazılı olan mahkeme diyaloglarıyla karşılaştırmak yararlı olacaktır. Berardi geleneğine uyarak okuyucunun sonuca kendisinin gitmesini uygun buluyor yazıyı bir anlamda yarım bırakıyorum. Okuyucu tamamlasın.

SONUÇ

Çizgi roman yeri geldiğinde çok ciddi sorunları ele almaktan korkmayan veya ciddi sorunlara kaygısız kalmayan bir sanattır. Kurbağa öpmek gerekir olay budur. Her zevke ve arayışa uygun çizgi roman mutlaka vardır. Halen sahaflarda ulaşılabilecek kadar çok sayısı olan Alaska - Ken Parker’a orijinal boyutları ve ismiyle basan Rodeo Yayıncılık sayesinde de ulaşılabilir. Dileriz ülkemizde basılmayan sayılarını da hep birlikte okuruz.




Ümit Kireççi
http://liladuslertiyatrosu.blogspot.com/

Tuzla’da hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet ailelerine sabır diliyor diğer işçilerin akıllarını başlarına toplamalarını temenni ediyorum.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

LEGION of SUPER HEROES


Okuyucusuyla ilk kez 1958 yılında tanışan grubun yaratıcıları Editör Mort Weisinger’le, Yazar Otto Binder.

Üç kişilik süper kahramanlar grubu olarak başlayan seri, yeni katılımlarla zenginleşmiş, oldukça kalabalık bir sayıya ulaşmıştır. Bu seriyi iyiden iyiye tanıtan ve okyucu kazandıran olay, üç kişilik grubun 30. yüzyıldan geriye, 20. yüzyıla gelerek Süperboy’la tanışmaları olmuştur. Sonrasında Süperboy, defalarca zamanda yolculuk ederek geleceğe gitmiş, gruba yardımcı olmuştur. Ancak bu gidiş gelişler o kadar sıklaşmıştır ki bir ara serinin ismi “SUPERBOY and the LEGION of SUPER HEROES” olarak yayınlanmıştır. Bu Süperboy’un kendi serisinin yayını kesilene dek sürmüştür (1997 yılı Kasım sayısı 45’de, yeni SUPERBOY’un yeni serisinde gelecekten gelen grup olayı tekrarlanmış, küçük bir macera ve gruba katılım yüzüğü hediyesiyle nostalji yapılmıştır).

Grup tekrar kendi ismini kazanmış, yoluna devam etmiştir. Ancak CRISIS ve ZERO HOUR özel öyküleriyle grup yeniden yapılanmıştır (bu yapılanmada bazı bilgileri unutan grup üyeleri, LSH’nin 85. sayısında 20. yüzyıla geldiklerinde hafızalarını yitirmiş gibidirler. Süperman isimlerin değiştiğini, dost olduklarını unutmalarından işin farkına varır ve olayı ZERO HOUR’a bağlar ama onlara gerçeği açıklayamaz!). 1984 yılında 125 sayılık LEGION of SUPER HEROES’la LEGIONAIRES adını taşıyan ve 81 sayı süren iki yayın olarak yayın hayatını sürdürmüş, ardından kısa bir nekahat döneminden sonra tekrar orijinal ismiyle okuyucusuyla buluşmuştur.
Not: Bu yazı 2005 yılında hazırlandıktan sonra farklı isimlerle yeni seriler basılmıştır!

LEJYON – LEGİON

Tarihi olay, kavram, hikaye gibi şeylerden etkilenerek o motifleri comicslere uyarlayan Amerikalıların bu çalışmalarına alışmışızdır sanırım. İşte bir tane daha:

LEGION of SUPER HEROES

Adından da anlaşılacağı üzere aslında bu gruba biraz “ordu” demek doğru olur; ki TITANS / LEGION of SUPER HEROES: UNİVERSE ABLAZE öyküsünde, 30. yüzyılda dirilen Titan’ların yenilerdeki elemanı ARGENT onları karşılayan güruhu görünce “IT’S AN ARMY” sözleriyle tanımlar.
Lejyon. Özellikle Roma ordusunca, sonraları da Fransızlarca kullanılan bu kavram “ordu” anlamı taşımaktadır. Ve aşağıda da görüleceği üzere DC’nin bu en eski kahramanlar topluluğu gerçekten de bu kavramı karşılar gibidir.

Ancak ilginç olan bir başka “Lejyon” olayı da askerlerin seçiliş şekli. Orijinallerde orduyu oluşturan askerler farklı dil-din-ırk mensupları olabilmekteydi. DC’nin LEGION’ununu da farklı gezegenlerden gelen ve hepsi de insansı anatomilere sahip olmayan kişiler – uzaylılar oluşturmaktadır.

Son olarak Roma “Lejyon”una baktığımızda askerlerin kısa pelerinler taktıklarını görüyoruz. Legion’u kuran ilk üç kahramanın da, ilk yıllarda katılanların kostümlerinde de o kısa pelerinleri görüyoruz yine.

GENÇLİK KULÜBÜ

Uzun yıllar ülkemizde yayınlanan Superman dergilerinin arkasında dolgu malzemesi gibi türk okuruyla buluşturulan bu grup aslında bir tür gençler kulübüdür. İlk ve uzun zamanlar üç kişiden oluşan grup, bir kulüp binasına da sahiptirler. Bu bina, yere çakılmış gibi duran bir roket görünümündedir (Ve belki de gerçek bir rokettir). Oraya ancak üye olanlar girebilmektedirler.

Üye olanların da tıpkı amerikan ordusunda ve hatta kolejlerinde / liselerinde kullanılan özel yüzükleri bulunmaktadır. Bu yüzüklerin üzerinde kocaman bir “L” harfi vardır ve üyelerin havada – uzayda uçmalarını sağlamaktadır.
Ve tabii bu kulüp, toplumun iyiliği için çalışmaktadır. Her biri süper güçlere sahip de olsa tek başlarına çok etkili olmayan güçler de mevcut. Bu sebeple doğru amaca yönlendirilmiş bir birliktelik, bir izci kulübü, gelecekten o günün okurlarına doğru amacı gösteren bir gençlik kulübü yakıştırması yanlış olmaz

GRUBUN KURULUŞU

Grubun ilk kurucuları, tesadüf eseri, bir cinayeti önlerler ve canı kurtulan bu kişi, milyarder R.J. BRANDE, onları grup kurma konusunda destekler.

ÜYELER

Üyelerin tanımında her madde sonunda Marvel Comics’in IMPERIAL GUARDS adı altında kurduğu grubun üyelerinin hangi orijinal DC karakterinden türetildiği de eklenmiştir.

Gruba katılım sırasına göre:

COSMIC BOY: ROKK KRIN, Braal gezegeninden iş bulma amacıyla 14 yaşında dünyaya
gelmiştir. İnsanların üzerinde yaşamak için bir Braal gezegenini kolonileştirmek istemeleri onları tuhaf yaratıklarla karşı karşıya getirmiştir. Bunun üzerine o insanlar savunma geliştirerek bir tür “süper manyetizm” gücü kazanırlar. İşte Rokk’un gücü, bütün gezegeniyle ortaktır, budur. Uzun yıllar grubun lideri olmuştur.
Marvel - Electron

SATURNGIRL: IMRA ARDEN, insanların koloni kurduğu Satürn gezegeni TITAN ayından
gelmektedir. Halkının tamamı psişik güçlere sahiptir. Hiç suç işlenmeyen Titan gezegeninden dünyaya polis gücüne katılma amacıyla gelmiştir.
Marvel - Oracle

LIGHTNING LAD: GARTH RANZZ, özel güçleri olmayan Winath gezegeni sakini. Elektrik
gücüne sahiptir. İki kardeşiyle uzayda dolaşırken uzay gemisi güç kaybeder ve bir gezegene düşerler. Garth, gezegen sakini elektrikli yaratıkları kandırarak gemiyi şarj etmeye kalkışır ama kardeşleriyle akıma maruz kalarak güçlerini kazanır. Daha sonra kız kardeşi Ayla gruba katılırken abisi kötüler grubuna katılır.
Marvel - Flashfire

TRIOGIRL-DUO DAMSEL: LUORNU GURGO, üç güneşli Cargg gezegeninden. Gezegen sakinleri, üç ayrı bedene ayrılabilmekteydiler, Luornu da bu güçlere sahiptir. Gruba katılan ilk kişi.

PHANTOMGIRL: TINYA WAZZO, Bgztl gezegeni sakini. Dünyayla aynı evrende ama farklı boyutta bulunan bu gezegenin sakinleri istedikleri zaman sert nesnelerin içinden geçebilmektedirler. Aynı zamanda boyut da atlayabilmektedirler. Tinya, boyut atlayarak dünyaya gelmiş, Lejyona yardımcı olarak gruba katılmıştır.
Marvel - Astra

COLOSSAL BOY: GIM ALLON, dünyalı. Dev boyutlara ulaşabilmektedir. Düşen bir meteorla güçlerini kazanmıştır.
Marvel - Titan

CHAMELEON BOY: REEP DAGGLE, Durla gezegeninden. İstediği her kılığa, her yaratığa, nesneye dönüşebilen bir ırkın üyesi. İlginç ve karmaşık bir hikayeyle ortaya çıkan gerçek, babası: R.J. BRANDE’dir. Grubu kuran kişi yani. Brande, eşi öldükten sonra hastalığı gezegenine yaymamak için insan kılığına bürünerek oğlunu geride bırakmıştır. Yıllar sonra bu gerçek ancak Brande’ye ailesinden nakledilebilecek hücrenin aranmasıyla ortaya çıkar.
Marvel - Hobgoblin

SUPERBOY ve SUPERGIRL: 20 yüzyıldan 30. yüzyıla yolculuk ederek gruba yardımcı olmaktadırlar. Bildiğimiz güçlere sahiptirler. Her ikisi de zamanda geri dönerken kısmi hipnoza maruz kalmaktadırlar. Bu şekilde, geleceği değiştirmeye kalkışabilecekleri olasılığı azaltılmaktadır.
Marvel - Gladiator

STARBOY: THOM KALLOR, Xanthu gezegeninden. Astronom anne ve babası göktaşları arasında yaşarken doğar ve onların etkisiyle güçlenir. Daha bebekken yıldızlardan gelen çekim kuvvetini nesnelere aktararak ağırlıklarını değiştirebilmekteyken, yıllar sonra kazayla düşen uzay gemisinden çıktığında uçma, özel bakış ve üstün kaba güçlere kavuşur.
Marvel - Neutron

BRAINIAC 5: QUERL DOX, Colu (yod) gezegeninden. Süpermen’in en büyük düşmanı Vril Dox / Brainiac’ın oğludur. Süper bir bilim beynine sahiptir. Lejyonun uçma yüzüklerini ve korunma sağlayan güç kalkanı kemerlerini o icat etmiştir.
Marvel -Mentor

SHRINKING VIOLET: SALU DIGNY, Imsk’den. Sürekli tehdit altında bulunan bu gezegenin sakinleri istedikleri zaman boylarını mikroskobik boyutlara küçültebilmektedirler.
Marvel - Scintilla

SUNBOY: DIRK MORGNA, dünyalı. Dr. Zakton onu yok etmek için nükleer çekirdeğin içine iter. Radyoaktivite onu öldürmez ve güneşin yakıcı gücüne sahip olur.
Marvel – Starbold

ULTRA BOY: Rimbor gezegeninden JO NAH. Uzayda dolanırken bir tür enerji yaratığı tarafından yutulur. O sırada kurtarılır ve yaratığın gücünün ona geçtiğini fark eder. Ultra güçleri vardır artık: Süper hız, süper güç, yaralanmazlık, ısı bakışı, röntgen bakışı…! Ancak o bu güçleri aynı anda değil, ihtiyaç anında yalnızca bir tanesini kullanabilmektedir.
Marvel - Smasher

BOUNCING BOY: Dünyalı, CHUCK TAINE. Ofis boy olarak çalışan Chuck, özel bir şişede bulunan Süper genleşebilen plastik sıvıyı bir yere götürürken kazayla o sıvıyı su niyetine içer ve vücudunu balon gibi şişirebilmektedir. Tabii zıplar, çarpar…
Marvel – Hardball

MON-EL: Daxam gezegeninden. Süperboy’un tüm güçlerine sahip. Kriptonite karşı bir zaafı yoktur. Yıllar sonra adını VALOR olarak değiştirir.
Marvel – Commando

LIGHT LASS: AYLA RANZZ. LIGHTNING LADD’ın aynı güçlere sahip kız kardeşi. Bir kaza sonucu elektrik güçlerini yitirse de yerine maddelerin ağırlığını hafifletme gücünü kazanır.

MATTER-EATER LAD: TENZIL KEM, Bismoll gezegeninden. Kıtlığa uğrayan gezegende halk hayatta kalabilmek için her şeyi yeme alışkınlığı edinir. Her tür materyali yiyebilmektedirler. Lejyondan politikaya atılmak üzere ayrılmıştır. Marvel - Glom

ELEMENT LAD: JAN ARRAH, Trom’dan. Materyalleri dönüştürebilme gücüne sahip bir ırkın son ferdi. İstediği maddeyi maddeye dönüştürebilmektedir. Kurşunu altına, metali gaza…

DREAM GIRL: NURA NAL, Naltor gezegeninden. Kısmi de olsa geleceği görme gücü vardır. Marvel – Delphos

QUEEN PROJEKTRA: Ornando gezegeninin hükümdarı. Gerçek kadar gerçek illüzyon
görüntüler yaratabilmektedir. Gezegenindeki bir cadı vermiştir bu gücü.
Marvel - Magique

KARATE KID: Dünyalı, VAL ARMORR. Büyük bir dövüşçü olan babası kötü işler çevirmektedir. Sonunda Japonyanın dövüş ustası tarafından öldürülür ve Val onun tarafından yetiştirilir. Muhteşem bir dövüş ustasıdır.
Marvel – Onslaught

SHADOW LASS: TASMIA MALOR, Talok VIII gezegeninden. Özel bir gazla karanlık
yaratabilmektedir. Cildi mavidir. Marvel - Nightside

TIMBER WOLF: BRIN LONDON, Zoon’dan. Babasının yaptığı bir şeye bozulan biri onu küçükken hipnotize eder, dostsuz, yalnız olduğunu sokar aklına. Brin, yalnız kurt gibi yaşar. Lejyon onu kurtarınca da gruba katılır. Ultraboy kadar hızlı ve atletiktir.
Marvel - Fang

WILDFIRE: DRAKE BURROGHS, dünyalıdır. Bir kaza sonucu anti maddeye dönüşmüş bedene sahiptir. Üzerine giydiği özel giysi onu bir arada tutmaktadır. Çok güçlüdür. Lejyona liderlik de eder bir ara.
Marvel - Pulsar

TYROC: Marzallı Tyroc dünyanın bilinmeyen bir adasından. Ada bir boyutta sıkışmış kalmıştır. Zenci. Çığlık (sonik) gücü vardır.

DAWNSTAR: Dünya kolonisi Starhaven sakini. Tüm halkı gibi kanatlıdır ve mutanttır. Kızılderili gibidirler. Uzayda iz sürebilmektedir.
Marvel – Moondancer

ÖLENLER

FERRO LAD: Dünyalı bir Mutant olan Andrew Nolan, demire dönüşebilmektedir. SUNEATER adlı düşmanla savaşırken ölmüştür. Yıllar sonra kardeşi FERRO gruba aynı güçlerle katılır. Marvel - Warstar

INVISIBLE KID: Dünyalı genç LYLE NORG, kendi keşfettiği bir maddeyle görünmez olabilmektedir. Bir savaşta ölür. Daha sonra aynı maddeyi kullanan Fransız aksanlı bir zenci onun yerini alır.
Marvel - Fader

KİMYA KRALI (İngilizce adını bulamadığım için almancadan çevirdim): Pholon’lu CONDO
ARLIK. VII. Dünya savaşının çıkmasını engellerken ölmüştür. Kimyasal reaksiyonlarda katalizör gücünü kullanabilmektedir.


Not: 1984 serisinde ölenlere eklenenler olmuş, hatta bazıları ölmemiş geri dönmüştür veya her yeni yorumla farklı kimliklerle yeniden doğmuşlardır.

YEDEK ELEMANLAR

Süperboy’un dostları Jımmy Olsen, Pete Ross, Lana Lang (Böcek Kraliçe bir süre), Ron Vidar (sayı küpünün mucidi) ve PSİŞİK ÇOCUK.

POLAR BOY: Soğuk yaratma gücü.

CHLOROPHYLL BOY: Bitkileri büyütme gücüne sahip. Marvel – Blackthorn.

NIGHT GIRL: Geceleri çok güçlü olan bir hanım.

COLOR BOY: Renkleri kontrol edebilen bir genç.

FIRE LAD: Meteor kazasıyla ateş kusan, etrafını yakabilen birine dönüşmüş genç.

STONE BOY: Uzak bir gezegende, altı ay süren gecede uyurken taşa dönüşebilen ırkın bir
ferdi. İstedi mi taşa dönüşebilen kahraman.

SONUÇ:

LEGION of SUPER HEROES grubuna daha sonra yeni katılımlar gerçekleşmiş (ilk seride BLOCK (Marvel - Earthquake), WHITE WITCH. 1984 serisinde QUANTUM KID, THUNDER, SENSOR, GATES (Marvel – Voyager) gibi gibi), XS (Marvel – Forunn), MONSTRESS (Marvel - Monstra) isimlerde değişiklikler olmuş (BRAINIAC 5 – BRAINIAC 5.1, LIGHT LASS – SPARK, LIGHTNING LAD – LIVE WIRE gibi gibi), kostümler farklılaşmıştır (Süperboy’da da bir tane hediye ederler. Tümü gibi boydan ayağa kadar yanlar bir renk, ortası bir renk.). Hatta bazı orjinler, ilişkiler, sevgililer bile değişmiştir. Crisis ve Zero Hour serilerinin sonunda tüm DC evreni gibi onlar da yeniden yapılanmaya girmiştir. Ancak değinmeden olmaz, ilk zamanlar fazlaca naif olan öyküler yazar PAUL LEVITZ (1980’ler)’le toparlanmış, daha aksiyonu bol, inandırıcılığı yüksek bir noktaya varmıştır. Özellikle usta yazar ve çizer olan KEITH GIFFEN’in LEVITZ’e katıldığı dönemde LSH (bence) en parlak ve kaliteli öykülerini yaşamıştır. Öykülerde derinlik ve renk, grafikte yenilikler olmuştur.

Not: Bu yazıyı hazırlarken elimdeki İngilizce ve Almanca basımları kullandım. Bazı isimleri orijinal basımlarından bulamadığım için Almanca’dan çevirerek Türkçeleştirmek zorunda kaldım.

KAYNAK: www.geocities/legion_of_super_heroes/microlegion/microlegion/html-9k
www.toonopedia.com/legion
Wikipedia

Elimdeki sayılar:
LEGIONAIRES sayı 26, 68 - 80
LEGION of SUPER HEROES 1984 sayı 85 – 123
LEGION of SUPER HEROES 1968 – 1983 arası 100 kadar sayı (orijinal)
EHAPA VERLAG GMBH 1978 – 1984 almanca SUPERMAN ve “DİE
LEGENDE VON DER LEGION of SUPER HEROES” baskılarının bir kısmı



Ümit Kireççi

16 Mayıs 2008 Cuma

ÇROP Üyesi Radyo'da

18 Mayıs 2008 PAZAR sabah saat: 10.oo-12.oo arası "FM 107" de "BARIŞ RADYO"-"Bir Yaşamdan- Bir SANATTAN" programının yapımcısı sayın "ÖZGÜL ÜSTÜNEL" hanımefendinin konuğu olarak kapatılan Eminönü Halk Eğitim Merkezi Sahne Sanatlarını Canlı Yayında konuşacağız...

Programa katılmak, destek vermek, soru yöneltmek-açıklamada bulunmak isterseniz; 0212/ 240 40 60 no.lu Telefon 0212/ 240 69 73 no.lu faks 107 yazip 3929 [Tüm GSM operatorlerinden] kısa mesaj http://www.radyobaris.com.tr/ adresinden e-posta ile bağlantı kurabilirsiniz.

Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Gününüz kutlu olsun...

Esenlikler dilerim.

Dündar İncesu

KARAOĞLAN'ın tarihçesi

Karaoğlan'ın gerçek öyküsü, 1926'da başlar. Abdullah Ziya Kozanoğlu, Kızıltuğ adlı öyküsünü, Resimli Mecmuada tefrika eder. Kızıltuğ'da ortaya çıkan Otsukarcı ve oğlu Kaan, maceradan maceraya koşan Orta Asya'lı kahramanlardır.
Akşam gazetesinde, Kızıltuğ'un çizgiromana dönüştürülmesi gündeme gelir ve bu iş için genç ressam Suat Yalaz düşünülür. 19 Ağustos 1959'da başlayan Kızıltuğ büyük ilgi görür ve devamına karar verilir. Kızıltuğ'un devamı niteliğindeki "Cengiz Han'ın Hazineleri", kahramanı Kaan'ın ismiyle çizilir. Kaan, Karaoğlan'ın son ismini almadan geçirdiği bir dönemdir.
Suat Yalaz, toplam dokuz adet Kaan macerası hazırlar. Bu maceralar, Cengiz Han'ın Hazineleri, Tibet Canavarı, Altın Saçlı Kız, Kız Kulesi Kahramanı, Hülagu'nun Gözdesi, Ağahan'ın Yüzüğü, Alagoya'nın Ölümü, Altın Hançer, ve Bozkurt'un İntikamı'dır. Kozanoğlu, bu maceralardan başka Kaan yazmayınca, Suat Yalaz kahramanın adını değiştirir ve Karaoğlan böylece doğmuş olur. "Asya Kaplanı" adlı ilk Karaoğlan macerası, 1963 başında dergi olarak yayına başlar.
Kaan'dan Karaoğlan'a geçiş kolay olmuştur; yeni kahraman farklı bir çizgiyi gerektirmemekte ve tiplerin çoğu hazırdır. Karaoğlan, ana karakterini Kaan'dan almıştır. Otsukarcı, Baybora'ya, Çakır'sa Çalık'a dönüşmüştür. Karaoğlan atletik, deli-dolu, gözüpek ve mert bir Uygur genci olarak tanıtılır ilk başlarda. Bir kahramanda bulunması gereken tüm özelliklere sahiptir. Göçebedir ve bir yerde uzun süre kalmaz. Bu da maceraların geçtiği haritayı genişletmektedir. Zaman içinde Çin'den Hindistan'a, Bizans'tan Altaylar'a uzanır bu maceraların coğrafyası. Karaoğlan, erkek çocuklara törenle ad koyulan bir dönemde yaşar, ama böyle bir tören göremez; daha birkaç aylıkken annesi öldürülür, babası yaralı bir şekilde oğlunu kurtarabilir ve onu bir ormancıya emanet eder. Ormancı da bebek kendilerine ait olmadığından ona bir isim vermez. Ama kara, gür saçlarından dolayı onu Karaoğlan diye çağırırlar. Suat Yalaz, birçok maceranın temellerini Türk tarih ve folklorundan almıştır. Karaoğlan'da kullanılan dile de büyük özen gösterilmiştir. Bazı maceralarda o dönemin dili tercih edilir. Karaoğlan içerdigi erotizmle, küçükler kadar büyüklerin de ilgisini çeker. Bu, Karaoğlan'a olgun ve gerçekçi bir görünüm kazandırır. Karaoğlan, diğer yabancı örneklerde çok iyi işleyen bir mekanizmayı da hiç bozmadan kullanır ve aynı başarıyı yakalar. Bu, sertlik ve mizahın uygun bir dozda karıştırılmasıdır. Gerginliği azaltan, okura soluk aldıran mizah, yan karakterlerin (Çalık ve Balaban) davranış biçimlerinden kaynaklanır. Karaoğlan'daki psikolojik tahlillerse, edebi bir derinlik ve değer kazandırmaktadır. İnsanlar yalnızca iyiler ve kötülerden oluşmaz. Aralıkta pekçok insan yapısından söz edilebilir. "İnceyılan Hanı" adlı maceranın kötü Düşes Berthe'si, Karaoğlan'in peşine takılıp Urfa yöresini dolaşmaya başlar. Burada yaşayan yerli halkı, tanıdıkça kişiliği değişmeye başlar. "Kul Bakay'ın Mezarı" adlı maceradaysa çocuk Karaoğlan'ı kaçıran bir uğru ile çocuk arasında sert başlayan ilişki, giderek karşılıklı sevgiye dönüşür. (Benzeri bir öykü de yıllar sonra "Perfect World" adlı filmde işlenir.) Karaoğlan öyle tutulur ki, Suat Yalaz ister istemez eserini filme dönüştürme kararı alır. Yarışma ve kampanyalarla Karaoğlan'ı canlandıracak biri aranmaya başlanır. Sonuçta Suat Yalaz, tesadüfen Kartal Tibet'i bulur. "Altay'dan Gelen Yiğit", "Baybora'nın Oğlu" ve "Camoka'nın İntikamı" peşpeşe çevrilir.

Not: LAL kitap yakın zamanda yayınına son vermiş de olsa merak edenler oldukça geniş bir Karaoğlan serisine sahaflardan ulaşabilirler.

Yazan: Metin Yılmaz

13 Mayıs 2008 Salı

LOST ve STEPHEN KING




LOST – Kaybolmanın Kökeni

Üzerine kitaplar bile yazılan fenomen (!) dizi LOST fikrinin nereden çıkmış olabileceğini irdelemek zevkli bir çalışma oldu açıkçası. Önce Stephen King’in “The Stand – Mahşer” romanıyla dizi arasındaki kendi gözlemlerimi sıraladım aşağıda sonra da internette bulduklarımı.

LOST çok tuttu çok. Psikanalitik çözümlemeler yapanlar, dizi kahramanları sanki gerçekten yaşıyorlarmış gibi yazışanlar, bazı ip uçlarını kovalayarak gözlem yeteneğiyle övünenler… Dizide çizgi roman yazarlığından yetişme “arkası yarın” mantığı kalemini iyi kullanan Yazarlar tarafından kurgusal soru işaretleri arttırıldıkça bunun büyük bir başarı olduğunu sanrısını yaşayanlar artmakta. Aslında olay basit: Bu diziyi birileri yazmış, bir şeylerden etkilenmiş ve kurgu yapmışlar, belki en doğrusu olaya teknik ve gerçekçi yaklaşarak yazarlarını tebrik etmektir.

Özetlerle başlayalım -

The Stand:


Olay bu ya, bir sabah küçük bir kasabanın benzin istasyonuna gelen araçtaki herkes garip bir hastalık tarafından öldürülmüştür. Kasabalılar daha ne olduğunu anlamadan hastalığı kapar, yayarlar. Bu “süper grip” adı verilen bir hastalıktır ve suni ortamlarda üretildiği laboratuardan kurtulmuştur.
Olan olur, bütün Amerika bu hastalığa yakalanır. İnsanlar birbiri ardına ölmeye başlarlar. Sadece bazı kişiler bu hastalıktan etkilenmez. Bir tür bağışıklıkları vardır ama şimdi de dünyada yalnızdırlar. Ya da değildirler.
Hayatta kalanlar bir çeşit çağrı almaya başlarlar. Gece rüyalarında onlara birileri seslenir. Bunlardan bir gruba Abigail ana seslenir ve aydınlığın, iyiliğin ve tanrının tarafına çağırır. Diğer grubu ise Flagg adlı karanlık biri çağırır.
Bu şekilde amerikanın her yanından insanlar amerikanın iki ucunda toplanmaya başlarlar. Belli ki bir savaş olacaktır ve bu savaşı ya kötülük kazanacaktır ya da iyilik.

Lost:

Gizemli bir adaya düşen uçaktan bir grup insan kurtulur ve hayatta kalmak, adadan kurtulmak için çareler ararlar.
Bu süre içinde başlarına bir çok belalı olay gelir. Bunların başında adadaki gizemli canavarımsı, siyah duman yaratıktır.
Diğer bela ise adanın diğer tarafındaki “ötekiler” denilen zalim insanlardır. Sonradan anlaşıldığı üzere bu insanlar vahşi değil son derece modern bilim adamıdırlar.
Zaman geçtikçe olaylar artar ve kaçanlar, ölenler, deneyler ortaya çıkar.

Konusal kıyaslama:

Yukarıdaki konulara bakıldığında bir benzerlik bulmak neredeyse imkansız gibidir. Hani deney, az sayıda insanın hayatta kalma mücadelesi, kötü ötekiler gibi birkaç şey olmasa hiç yok demek mümkün.
Ancak karakterlere ve yan temalara bakıldığında en azından Lost’un bir The Stand uyarlaması olduğunu söylemek mümkün. Özellikle bilim adamları topluluğunun bir bölümde kitap okuma toplantısında Stephen King okuyor olmaları ve The Stand’i irdeliyor olmaları usta yazara ve eserine saygı duruşu gibidir.



Öne çıkan Karakterler arasındaki benzerlikler:

Fran: Hamile güzel genç kız
Claire Littleton (aynı özellikler)

Harold: Şişman, dikkat çekmeyen ama aslında çok akıllı olan genç.
Hugo Harley Reyes (aynen)

Lloyd: Kriminal suçları olan biri.
James “Sawyer” Ford (çok benzer)

Bateman: Olgun, yaşı büyük her şeyi çözen profesör
John Locke (adeta adasal versiyon)

Kojak: Köpek
Vincent (akıllı köpekler)

Larry: Gözden düşen rock şarkıcısı
Charlie Pace (özellikle tıpa tıp)

Stu: Aklı selim araştırmacı, lider ruhlu
Jack Shephard (tek fark Jack Doktor, ama Stu’da kansermiş iyileşmiş)

Julie Larry: 17’lik azgın kız
Kate Austen (Kate daha aklı başında ama genç ve dengesiz ruh ve aşk hayatı ortak)

Nadine: Medyum tarzı bir hanım. 37 yaşında. Beyaz saçlı, öğretmen, çocuk doğurma peşinde.
Danielle Rousseau (Kaçırılan kızını kurtarma peşinde. Çocuk özlemi ve erkeksi yanlar ortak)

Joe: Başlarda konuşmayan, uzak doğulu yetenekli çocuk.
Jin-Soo Kwon (Koreli. İngilizcesi olmadığından iletişimde zorlanıyor. Başta herkese kötü davransa da- Joe gibi, sonradan insanlara ısınıyor ve lisan öğrenmeye başlıyor)

Flagg: Karanlık ruh, zebani, kötülük.
Benjamin Linus (doğaüstü tarafı yok ama olmasa da insanları kendine esir edebilmekte, kötü)

Abigail ana: Zenci kadın.
Rose (Beyaz bir kocayla evli, sır tutabilen, görmüş geçirmiş zenci hanım)

Yan temalar:

- Kısırlık ihtimali: Bateman’in ortaya attığı bu fikir dünyada doğum gerçekleştiğinde bebeklerin süper gribe yakalanarak ölmeleri ihtimalini esas almaktadır. Lost’da ise adada yapılan deneylerin tamamı “doğum” üzerinedir ve adada yapılan doğumlarda ölümlerin neden gerçekleştiğini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Dizide Claire, kitapta Fran üzerinden bu sorunun yanıtı aranırken her ikisinde de doğum sorunsuz gerçekleşir. Claire adaya gelmeden önce hamile olduğu için adadan etkilenmemiştir, Fran’in bebeği ise bağışıklık kazanarak doğar. Ancak Sun adlı Koreli kadının adada hamile kalışı bu soruyu yeniden gündeme getirir.

- Seçilmiş kişiler: Mahşer’de de Lost’ta da kurtulan kişiler seçilmiş kişiler olarak adeta kutsanmaktadırlar. Abigail ananın kişilerin rüyalarına girerek onları çağırdığı ve azize sıfatıyla onlara seslendiği, sürekli olarak seçilmiş olduklarını söylediğine romanın hemen her sayfasında tanık olunmaktadır. Lost’ta ise herkesin hayatı bir noktasında birbirleriyle kesişmiştir. Adeta ortak bir alın yazısına doğru yönlendirilmişlerdir kaderce. Tek tek her sezon içerisinde karakterlere birileri hep seçilmiş kişiler olduklarını dile getirmiştir flashbacklerde. 4. sezon ilk bölümlerde ise doğrudan “bizler seçilmiş kişileriz” denilmektedir.

- Kara yaratık: Romanda sağ kalanları kötülük dolu tarafa çağıran Flagg adlı kara zebani aslında bedensizdir. Kötülüklerin biçimlenmiş halidir. Lost’da ise Kara, dumandan oluşmuş bir yaratık ağaçları yerinden sökmekte, insanları öldürmektedir.

- Dinamit: Belki de en ilginç şeylerden biri “terleyen dinamitler”dir. Harold, Flagg’a katılmaya karar verdiğinde iyilik tarafında kalmak isteyenlerin liderlerini öldürmeye karar verir. Bunda da bulduğu dinamit lokumlarını kullanacaktır. Nadine ile konuşurken “dikkat et, bu dinamitler terli, nitrogliserin kararsız bir patlayıcıdır” uyarısını yapar (sayfa 308). Lost’da da vardır terleyen dinamitler. Adanın ta ortasında bulunan bir gemide bulunmaktadırlar. Bir bölümde gemiden terleyen dinamitler” alınırken kazazedelerden biri Harold’un kurduğu cümlenin aynını kurarken havaya uçmuştur.

- Bebek isteme: Lost’ta da Mahşer’de (sayfa 208) de hamile kızların bebekleri istenir. Her ikisinde de bu bebekler çok önemlidir ve adeta kutsaldır ve her ikisinde de bebekler kurtarılır.

- Issızlık: Temel benzerlik bu bilinmeyen adayla ve ıssız şehirlerin bilinmezliğinde yaşam savaşı verme paradigmasıdır. Bir yanda adanın insansızlığı diğer yanda ölülerle dolu dünyanın insansızlığı.

Buraya kadar benim tespitlerimi okudunuz biraz da LOSTPEDIA’ya bakalım (ortak benzerlikleri tekrar yazmadım):

- Hem romanda hem de dizide hayaller ve rüyalar görülür.
- Her iki eserde de iyi ve kötü taraflar vardır.
- Rock şarkıcı Larry, tıpkı Charlie gibi hayata tekrar tutunma noktasında aşık olur (Lucy)
- Bir yerde yine Benjamin ile Locke arasında Stephen King kitapları konuşulur.
- Stuart’ın romanda okuduğu kitap Watership Down dizide Sawyer’in okuduğu kitaptır.
- Haksız ölümler her iki eserde de vardır. Kimi sempati duyulan karakterin ani ve beklenmedik ölümü her iki eserde de rahatsız edicidir.
- Her iki eserde de bir tür yıkımın ardından uygarlığı tekrar kurma girişimi vardır.
- Abigail ananın yaşı 108’dir. Lost’taki esrarengiz rakamların toplamı da 108’dir. 4+8+15+16+23+42=108
- Flagg gülen sarı bir smily desenli tişört giymektedir. Benjamin Linus aynı desenli balonla kaza geçirir.
- Romanda kötü taraftakiler Flagg’ı neredeyse sorgulamadan izlerken ve sona doğru huzursuzlaşmaya başlarken dizide Benjamin Flagg’ın konumundadır.
- Mahşer’de 4 kişi Flagg’la yüzleşmek üzere yola çıkarlar, içlerinden biri geridekilere haber vermek üzere geri döner. Dizinin 2. sezon sonunda aynı olay gerçekleşir ve Jack, Sawyer, Kate tutsak alınarak yola devam ederken Hurley geri gönderilir.

***

LOST, hakkında teoriler üretilecek kadar başarılı mıdır bilmiyorum açıkçası. Teknik olarak senaristlerin şu ana kadar bazı fazla tekrarlı ve bayık bölümlerin dışında oldukça sürükleyici ve bol soru işaretli kurgu yarattıkları bir gerçek. Bu noktada tek endişem bu soru işaretlerini dizinin sürükleyiciliğine uygun bir yanıtla bitiremeyebilecekleridir. Final çok sönük kalabilir, izleyici tatmin olmayabilir böylesi bir kurgunun sonunda. Ama bu endişem bir yana alt yapı Stephen King olunca başlangıç ve sürecin başarısız olmasını beklemek hata olurdu demekte bir sakınca görmüyorum. Bu arada usta romancının “Gece Yarısını Üç Geçe” romanını da hatırlamak gerekir. Havadaki bir uçağın hava boşluğuna girerek paralel bir boyuta geçişi ve paralel boyutta yaratıklarla karşılaşılması gibi nüveler de yine LOST’un ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkabilecek unsurlar olabilir. Nitekim “siyah gaz bulutu yaratık”la ilk bölümden beri “yaratık” unsuru kullanılmış gibi. Gerisini göreceğiz artık.


Ümit KİREÇÇİ
umitlila@gmail.com
http://liladuslertiyatrosu.blogspot.com

11 Mayıs 2008 Pazar

Anneler Günü Kutlu Olsun

Tüm annelerin,
anne adaylarının, babaların, çocuklara saygı duymayı bilenlerin
ANNELER GÜNÜ
kutlu olsun!

Witchblade/TopCow

Haydi Canım :)

DC Comics'ten iki kapak. Biri eskiiii diğeri yeniiiii... mi acaba?



The Brave and the Bold #78

Hawk and Dove #9
,
,
,
,
,
Pes yani :)

09 Mayıs 2008 Cuma

Ustalarla Karikatür çizdiler

23 Nisan Günü ;Türk Karikatürünün Ustaları Çorumlu Çocuklarla birlikte, Dünyanın en uzun karikatürünü çizdiler.
Eray Özbek,Kamil Yavuz,E.Yaşar Babalık,Ugur Pamuk ve Sönmez Yanardağ ın gözetiminde Çorumlu çocuklar,8 metre boyutundaki rulo kağıda karikatürler çizdiler.


Sönmez Yanardağ
Karikatürcüler Derneği
Çorum Temsilcisi









Bİr ÇROP'çu evleniyor!

ÇROP üyesi Ogün Duman 10 Mayıs 2008'de evleniyor!
En büyük isteği She-Hulk'la Örümcek Adam'ın birlikte verdikleri pozu bularak davetiye hazırlamaktı ancak baskı kalitesine uygun bulamadı.
Blog'un öyle bir sorunu yok...!
İşte Ogün Duman'ın tarafımızdan bulunan pozlu davetiyesi :)



Evleniyoz bekleriz !!!

Mutluluklar Ogün :)))))))))))))))

06 Mayıs 2008 Salı

23 Nisan Ömer'i :)

Ömer Faruk Kalaycı 23 Nisan 2008 etkinliğinin son gün, "çizgi roman kapışııııın" izdihamı sonrasında görülüyor.
Muhtemelen cep telefonuna şunları yazıyordur:
"Alo, polis imdat. Üç gün fuarda sabahtan akşama çalışmışlığım yetmezmiş gibi adı Ümit Kireççi'yle başlayan biri beni çizgi roman standının başına dikti. Bu dergilerdeki kahramanların çıkıp da beni kurtaracakları yok bari siz gelin..."


05 Mayıs 2008 Pazartesi

ÇİZGİ ROMAN FESTİVALİ OBJEKTİFİNDEN



21, 22, 23 Nisan 2008 tarihlerinde, tam üç gün süren mini bir "23 Nisan Çizgi Roman Festivali" düzenledik.


Ev sahibimiz Şişli Belediyesi KARNAVAL dergisi.


21 Nisan 2008 sabahı. Arzu Suriçi Kireççi kamera karşısında olmamanın tadını çıkarmak için stand düzenlememize katıldı.
Saat sabah 9.30 ve standımız dişi kuş tarafından kuruluyor :)
Şişli Belediye başkanı sayın Mustafa Sarıgül festival açılışını gerçekleştirdikten sonra arkadaşlarımızla fotoğraf çekiminde.

Etkinliğimizi destekleyen Oğlak-Maceraperest, HOZ Comics, Uçanbalık, TUDEM, Marsık, Panini, LAL Kitap, 40 Ambar Sahaf, Epsilon, Doğan Egmont çizgi romanları stand'daki yerlerini alarak beklemeye başladılar.

Sevgili ÇROP üyesi ve fotoğrafçısı :) Ozan Sarı okuyucu beklemede. (Hey yavrum hey, patron mübare ü. k. :)

Saat 11.00'a yaklaşıyor.

İlk çizgi roman okuru çocuklar ziyaretimize gelmeye başlıyor.

Okuma yerleşimimiz basitti: Minder, kilim ve çimler. Piknik havasında çizgi roman okumak... Çok eğlenceli, sağlıklı ve dinlendirici...

Bir grup gitti bir diğeri geldi...

Bazı sayılardan çok sayıda vermişti yayınevlerimiz. Çocuklara dağıtmaya karar verdik. İşte fotoğrafta hangi dergiyi alamayacağına karar veremeyen bir okuyucu: "İmdaaat, seçmekte zorlanıyorum!"

22 Nisan 2008. "Yeni bir, gün bir aşk, yeni bir çizgi roman okumam lazım!"

Ama bugün biraz tenha. Gelen giden az. Biz de açığımızı kapatmak için okumaya başladık.

http://www.hayalsaati.com/ yöneticisi Ahmet Yüksel ziyaretimize geldi.

Arzu, Ümit, Ahmet, fotoğrafı çeken Ozan çimlere yayılarak uzun uzuuuuun sohbet ettik. Çizgi romanımızı falan kurtardık işte.

Bazı okuyucular pek bir seçiciydi. Hediye dergiyi seçmek şöyle dursun okuyacakları dergiyi seçmede bile zorlandılar.


23 Nisan 2008. Son gün. Her yandan okuyucu yağıyor. Okutmaya da hediyeye de yetişemiyoruz... Hep böyle olun çocuklar, dayak görünce kaçın çizgi roman görünce kapın :)

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) üyesi Ömer Faruk Kalaycı taaa Çanakkale'den gelerek yardım etti o gün. Dergi taşıdı, çizgi roman okudu, çocuklarla sohbet etti... Eğlendi!

23 Nisan çocuk bayramı...

Çocuklar cicili bicili süslenmeden, yeteneklerini sergilemeden, çizgi roman okumadan bayramlarının tadını çıkarabilirler mi?

Çıkaramazlar!


Öylesine sorduk: "Arkadaşlar ne okuyorsunuz?"
Öylesine yanıtladılar: "Elimizde işte, görmüyor musunuz? Bugün 23 Nisan, biz ÇİZGİ ROMAN OKUYORUZ"

Bir sonraki projemizde buluşmak üzere....

Çizgi Roman "sanatına sahip çık!"

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)

04 Mayıs 2008 Pazar

Hawkworld'da Türkiye sahnesi

DC Comics HAWKWORLD 1990 yılı 1. Annual (yıllık) da yer alan bir enstantane

Resme tıklayın
Tuhaf bir Yogi-Fakir Hindistan'da karşılaştığı bir amerikalıya sihirli ağaçtan yontulmuş keman verir. Tabii ruhu karşığılında. Kötü bir adam olan amerikalı hemen suç işlemeye başlar v.s. Yıllar geçer kahraman Hawkman ile Hawkgirl ile mücadele eder ve ölür.

Yogi-Fakir, bir başka zaman ve yerde başka bir amerikalı müzisyene ruhu karşılığı sihirli müzik aletini teklif eder:

Ankarra - Türkiye'de, cezaevinde...

Yazan: John Ostrander
Çizen: Gary Kwapisz