27 Eylül 2016 Salı

TEX YENİ SERİ 28 Çıktı

TEPEDEKİ KİLİSE / ENTRİKALAR VE ZEHİRLER
Yazar Adı: Mauro Boselli
Çizer Adı: Alfonso Font

Çevirmen Adı : Zeynep Akkuş
Orijinal Adı : Tex 659-660
Yayın Editörü : Murat Sevgikuranlar
Görsel Uygulama : Hakan Aysal


Kitap Tanıtım Yazısı:

TEPEDEKİ KİLİSE (No 659; Yazar: M. Boselli; Çizer: Alfonso Font)
Jim Brandon’ın çağrısıyla Winnipeg’de işlenen siyasi cinayetleri çözmeye gelen Teks ve dostlarının karşısındaki iş beklenenden daha karmaşıktı. Baş şüpheli konumundaki Kid Rodelo’nun izini sürerken önlerinde uzanan entrikanın karanlığı iyice artıyordu. Üstelik geçmişlerinden gelen dehşet verici hayaletlerin ortaya çıkması an meselesiydi. Tepedeki kiliseden yayılan uğursuz org sesleri karanlıklara gizlenen bir katilin hissedilebilecek tek izleriydi.

ENTRİKALAR VE ZEHİRLER (No 660; Yazar: M. Boselli; Çizer: A. Font)
Küçük Şahin ortadan kaybolmuş ve oğlunu arayan Kit Willer’ın karşısına çıkacak insanlara tavrı iyice sertleşmişti. İç içe geçmiş çarkların işlettiği entrika tüm tuzaklarıyla hazırlanmış işliyordu. Sonu gelmeyen nefretler, yanlış bırakılmış izler, özenle hazırlanmış tuzaklarla birlikte uzayıp giden serüven, kan içinde bir sona hazırlanıyordu ve kahramanlarımızın kurşun tasarrufu yapmaya hiç niyeti yoktu…

ZAGOR ÖZEL 6 Çıktı

CHRISTOPHER ÖLMELİ / BEŞ KİŞİLİK ÇETE
Yazarlar: Lorenzo Bartoli / Roberto Altariva
Çizerler: Walter Venturi / Alessandro Chiarolla

Çevirmen Adı: Elif Kahyaoğlu
Orijinal Adı: Zagor Speciale 27-28
Yayın Editörü: Murat Sevgikuranlar
Görsel Uygulama: Hakan Aysal
Kitap Tanıtım Yazısı:

CHRISTOPHER ÖLMELİ (Sp. 27; Yazar: Lorenzo Bartoli; Çizer: Walter Venturi)

Zagor ve Çiko, ormanın derinliklerinde adının Christopher olduğunu söyleyen küçük bir çocukla karşılaşırlar. Ne yazık ki çocuk hafızasını yitirmiş gibidir. Üstelik etrafını saran korkunç bir nefret dalgasının içinde yaşamaya uğraşmaktadır. Bakalım dostlarımız pek fazla karşılaşılamayan
türden özel yeteneklere sahip “lanetlenmiş” birinin karanlık sırlarını çözmeyi başarabilecekler mi?

BEŞ KİŞİLİK ÇETE (Sp. 28; Yazar: Roberto Altariva; Çizer: Alessandro Chiarolla)
Bryan ve Kevin adlı iki kardeşin, yıllarca içlerinde büyüttüğü intikam hissi, beklenmedik bir rastlantıyla alevlenecekti. Ailelerini katleden çeteye dair buldukları iz onları kan dolu bir yola sokuyordu. Ama eninde sonunda anlayacaklardı ki, her intikam eylemi sadece yeni intikam eylemlerini tetikleyecektir…

26 Eylül 2016 Pazartesi

Arkabahçe Çizgi Roman Dükkanı Yeni Mağazasında

Ümit Kireççi
...
Beşiktaş çarşısının en alt katında, 5-10 metrekarelik alanda hayata dönen Arkabahçe Çizgi Roman Dükkanı yavaş yavaş büyümeye, genişlemeye, kabına sığmamaya başladı. Aynı katta daha geniş bir alana taşındı. Çizgi roman dünyamızda marka olma değeri taşıyan belki de tek isim Arkabahçe çizgi roman ve figür satışlarının yanında Cosplay etkinliklerine ev sahipliği de yapmaya başlayınca ve tabii buna bir de "Beleş Çizgi Roman Günleri"ni de ekleyince talep arttı. Daha da geniş bir yere taşındılar. Ve daha çok talep gördüler. Bu da Arkabahçe'yi yer altından çıkmaya, çok daha geniş bir yere taşınmaya mecbur etti. 

Arkabahçe Çizgi Roman Dükkanı şimdi Beşiktaş Çarşısının en üst katına taşındı. Hem de ne taşınma. Çocuk çizgi romanı bölümü, geniş oturma alanı, koridorlara ayrılmış devasa bir dükkan. 

Ahmet Kocaoğlu ve ekibiyle taşınmanın ertesinde; ama yerleşmenin değil o daha sürer, buluştuk. Konuştuk, çay içtik, sohbet ettik. Tatlı bir yorgunluk hissettim. Bir de yoğun heyecan. Bunca yatırım, bunca umut, bunca çizgi roman aşkı... Bize düşen destek olmak. Yolu düşen ve yolunu değiştirmediğine pişman olabilecek herkesi yeni mekana davet ediyorum. 

Not: Aramızda kalsın, önümüzdeki ay gerçekleşecek açılıştan sonra başka yenilikler de eklenebilir bilginiz olsun :) 
      









25 Eylül 2016 Pazar

İCAF Çizgi Roman Festivalinden Kareler

Ümit Kireççi
---
Çok fazla vaktim olmadığından alanın tamamını dolaşamadım ama çizgi roman yayıncılarının yer aldığı bölümü görüntüleyebildim. Kapısında kuyruk olan neşeli bir etkinliğe tanıklık etmenin keyfini yaşadım. Nice yıllara İCAF














23 Eylül 2016 Cuma

Gölge e-Dergi 108. Sayı Paylaşımda

Gölge e-Dergi 108. sayı yayında!
***
Bu ay bol bol Suicade Squad yazdık, çizdik, anlattık.
***

Kapak Rıza Türker'den, arka kapak ise Mehmet Kaan Sevinç'ten.
Bursa'nın genç alt kültür grubu B.ALT.A. etkinliklerine devam ediyor. Cosplay'ler B.ALT.A.'dan.

Ich Bin Ein Berliner, Tuğba Turan yazdı, Mehmet Kaan Sevinç resimledi.
Vampire Hunter D animesini Olca Karasoy inceledi.
Aldatmak Bu kadar Basit mi? Atilla Bilgen yazdı, Gökçe Deniz resimledi.
Ahmet Ziya Sekendiz West'i inceledi.
Bataklık Canavarı öyküsü Gökçe Mehmet Ay yazdı, Mehmet Kaan Sevinç resimledi.
Tuğba Turan Suicade Squad filmini inceledi.
Artık Çok Geç çizgi romanını Necati Derya yazdı ve çizdi.
Çocuk Oyunu öyküsünü Bedia Yılmaz yazdı, Nilay Adlım resimledi.
Mustafa Emre Özgen Hellboy, Maskeler ve Canavarlar çizgi romanını inceledi. Pek beğenmedi.
Cazu devam ediyor. Meryem Yavuz yazdı ve çizdi.
Anadeniz Hükümdarları, Oğuz Özgür Uğur yazdı, Hüseyin Esen çizdi.
Mehmet Kaan Sevinç, Sensee Cosplay ile röportaj gerçekleştirdi.
Sesler öyküsünü Mustafa Emre Özgen yazdı, Hande Savaş resimledi.
Emrecan Doğan Bilimkurgu Neden Yerelleşemezmiş diye sordu.
Randevu öyküsünü Zekeriya Ünal yazdı, Hamide Aydın resimledi.
Tepedeki Bar, 8. Kısım, Mehmet Berk Yaltırık yazdı, Mehmet Kaan Sevinç resimledi.
Hasan Nadir Derini sinemada 2015-2016 sezonunu incelemeye devam etti.
Aynur Kulak, Faşizmin Kehanetleri kitabını inceledi.
Karanlık Çağların Barbar Şövalyesi, fantastik şiiri Yusuf Gürkan yazdı ve resimledi.
Celalettin Ceylan Gölge Kız Pin Up'ı hazırladı.
***
Ecehan Biçen okudu, redakte etti.
***
Gelecek ay 9. yaşımızı dolduruyoruz. Takipte kalın!
Emeği geçen herkese teşekkürler!
Herkese iyi okumalar!

22 Eylül 2016 Perşembe

Avengers: Zaman Tükeniyor 3. Kitap Çıktı

Yazar: Jonathan Hickman
Çizer: Stefano Caselli, Mike Deodato, Kev Walker
Çeviri: Tulgan Köksal


ARKA KAPAK YAZISI

DÜNYA’NIN SONU GELİRKEN DÜNYA KAHRAMANLARI BÖLÜNÜYOR!

Jonathan Hickman’ın dehşet verici destanı, Son Aşım yaklaştıkça giderek evren-parçalayıcı
sonuna doğru ilerliyor. İlluminati halen Avengers’tan, dostlarından ve müttefiklerinden
kaçıyor. Cabal, kimsenin veremeyeceği kararları veriyor… ve dünya umutsuzluk içinde
onları izliyor. Görevleri sevgilerini bölen Reed ve Susan Richards’a neler olacak? Acaba
Namor, dünyayı kurtarmak için yaptığı karanlık hareketlerin bedelini ödeyecek mi… ya da
ödemek istiyor mu? Avengers, Cabal ve İlluminati son kararlarına doğru hızla ilerlerken saat
çalışmaya devam ediyor. Jonathan Hickman’ın efsanevi öyküsünün hayret verici üçüncü

perdesi içeride!

TEX KLASİK SERİ 26 Çıktı


BİR HAYDUTA AĞIT /  KOMPLO
Yazarlar: Gianluigi Bonelli / Guido Nolitta
Çizerler: Ferdinando Fusco, Giovanni Letteri, Erio Nicolò 

Çevirmen Adı: Ay Barka                     
Orijinal Adı: Tex 219-220  
Yayın Editörü : Murat Sevgikuranlar 
Görsel Uygulama : Hakan Aysal 


Kitap Tanıtım Yazısı: 

BİR HAYDUTA AĞIT (No 219; Yazar: G. L. Bonelli; Çizer:  Ferdinando Fusco)  Bir zamanların ünlü Apaçi katillerinden Paul Balder’in adamları bizimkileri bir mağarada kıstırmış durumdadır, ama Tiger Jack, Cochise’in oğlu Tahzay ve yanındaki Apaçiler son anda yetişirler. Her şey tersine dönmüş ve El Carnichero’yu Apaçilerin intikamından kurtaracak hiçbir şey kalmamıştır.

WASHINGTON’DA TUZAK (Yazar: G.L. Bonelli; Çizer: Giovanni Letteri) Novajo topraklarının bir kısmı kabilenin elinden alınıp beyazların kullanımına açılacak şeklindeki dedikodular ayyuka çıkınca Teks ve Carson soluğu Washington’da, Kızılderili İşleri Bürosu’nun başındaki Ely Parker’ın yanında alırlar. Parker bu dedikodulardan şaşkındır, ama işler bir anda hiç beklenmedik bir noktaya doğru sapıverir.

KOMPLO  (No 220; Yazar: G. L. Bonelli; Çizer: Giovanni Letteri) Washington’da yeni başkan adayını ortadan kaldırmak isteyen politikacıların tezgâhı Teks ve Caerson’un önünde paramparça oluyor.

VIRGINIA CITY (Yazar: G.L. Bonelli; Çizer: Erio Nicolò) 
Teks ve Tiger, Virginia City’de eski bir dosta rastlayıp yemeğe otururlar. 

11 Eylül 2016 Pazar

V For Vendetta'nın Yaratıcısı Emekli Oluyor

Watchman ve V for Vendetta'nın yaratıcısı olarak tanıdığımız Alan Moore çizgi roman dünyasından emekli olacağını açıkladı.

İçinde bir milyondan fazla sözcük barındıran son romanı Jerusalem'in basın toplantısında konuşan Moore, emeklilik haberini birinci ağızdan doğruladı ve ardında 250'den fazla çizgi roman sayfası bıraktığını söyledi.

Aslında bu emeklilik kararı Alan Moore açısından yeni sayılmaz.

Daha önce de emeklilik açıklaması yapmıştı
Alan Moore 2014 tarihli bir röportajında da emekliye ayrılmayı düşündüğünden bahsetmiş ve artık onun yerine ortaya koyduğu eserlerin konuşmasını istediğini söylemişti.
Çizgi romana yeni bir soluk getirdi
2005 yılında Larry ve Andy Wachowski kardeşler tarafından Alan Moore'un çizgi romanından sinemaya uyarlanan V For Vendetta filmi bütün dünyada milyonlarca kişi tarafından izlenip oldukça yüksek hasılat elde etmişti
1979 yılında karikatür çizerliği yapmaya başlayan Alan Moore bu alanda yeteri kadar iyi olmadığına kanaat getirmesinin ardından çizgi romana yöneldi. Moore, kariyerine 250'den fazla çizgi roman sığdırdı.
Oldukça yüksek tirajlı işlere imza atan Moore'un kitapları sinemaya da uyarlandı.
"Watchmen", "From Hell", "V for Vendetta" ve "The League" gibi kitapları Hollywood tarafından beyaz perdeye aktarıldı.
İngiliz yazar Alan Moore, meslektaşı Frank Miller ile birlikte çizgi roman dünyasını değiştiren isimler olarak kabul edilmekte
Sabit fikir/Onedio

9 Eylül 2016 Cuma

Kadıköy'de Abdülcanbaz Heykeli

İstanbul Beyefendisi Abdülcanbaz Kadıköy'de Geziye Çıktı


Kadıköy Belediyesi desteği ile usta mizahçı Turhan Selçuk’un çizgi roman kahramanı Abdülcanbaz’ın heykeli Kadıköy’de sergileniyor. Kısa bir süre sonra Hasanpaşa’da restore ettiği Karikatür Evi’ni hizmete açacak olan Kadıköy Belediyesi’nin yaptırdığı heykel, tüm ilçeyi dolaşarak Karikatür Evi’ni müjdeleyecek. Abdülcanbaz’ın son durağı ise Karikatür Evi olacak.
Abdülcanbaz’ın Kadıköy Belediyesi’ni ziyaretine ilişkin konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, “Abdülcanbaz haksızlıklara tahammülü olmayan, mücadeleci bir kahraman. Daima iyi ve dürüstün yanında oldu. Bizi ziyaret edip, denetledi. Biz bu ziyaretten çok memnun kaldık. Umarım kendisi de bizden memnun kalmıştır” dedi.

8 Eylül 2016 Perşembe

Lacivert Dergisi Eylül Sayısında “Hayao Miyazaki” Dosyası

Öykü ve Şiir Dergisi Lacivert Eylül ayında dağıtıma giren 71. sayısında anime sanatının en büyük ve popüler ustalarından Hayao Miyazaki konulu bir dosya hazırladı. 

İşte dosya ve katkıda bulunan yazarlar:

DOSYA / “Hayao Miyazaki”                                                                                                          
Burcu Kartal • Merve Çay • M. Korkut Öztekin • Tuğba Gayret • İlçen Kurban
Nefise Abalı • Ümit Kireççi • Nazik Çelik

Ama dergi sadece bu dosyadan oluşmuyor. Devamı görselin hemen altında.
İÇİNDEKİLER

SÖYLEŞİ / “Zerrin Taşpınar” / Tümay Çobanoğlu                                                                            3

Hüseyin Atabaş / Deneme / Şiirden Öyküye Evrilişin Kısa Öyküsü                                                        22
Selen Öngürü / Öykü / Albert Fish                                                                                                    26
Nihal Özden / Öykü / Masal Burkulması                                                                                             31
Bülent Ayyıldız / Öykü / Ne Bakıyorsun                                                                                             33
Gülçin Göktay Manka / Öykü / Boğaz Manzarası                                                                               36
Arzu bahar Karakaş / Öykü / Dilsiz Tanık                                                                                         38
Hüseyin Akyüz / Öykü / Gazeteci Çocuğun Ölümü                                                                              39
Mehmet Utku / Deneme / Gevreeek Simiiit!                                                                                        44

DOSYA / “Hayao Miyazaki”                                                                                                           46
Burcu Kartal • Merve Çay • M. Korkut Öztekin • Tuğba Gayret • İlçen Kurban
Nefise Abalı • Ümit Kireççi • Nazik Çelik

Merve Nur Tugay / Deneme / Gerçek Bir Savaş Sahte Bir Barış                                                             77

SÖYLEŞİ / “Senem Dere” / Nurşen Güllüoğlu-Ayla Şenel                                                                  86

E. Lâle Demirtürk / Deneme / Denemeler                                                                                          94

EDEBİYAT TARİMİZDEN / “Osman Cemal Kaygılı” / Halit Fahri Ozansoy                                97

Murat Şahin Öcal / Öykü / Hayat Bu                                                                                                101
Örsan Gürkan Alpak / Öykü / Gül İcadı                                                                                          105
Zehra Tırıl / Öykü / Kartvizit                                                                                                          107
Serkan Savaşeri / Öykü / Öküz                                                                                                        111
Sibel Buket / Öykü / Ceviz Kabuğu                                                                                                  113
Rahime Sarıçelik / Öykü / Rahme düşen ilk kelimeler                                                                         116

ESKİLERDEN / Ahmet Şerif / Ankara                                                                                            118

Songül Öztürk / Tanıtı / Değerbilir Kuşağın Geleceği O Mutlu Güne Adanan Bir Kitap:
                                          Ortak Belleğimizdir Dostlar                                                                      122
Emre Yağcı / Tanıtı / Acının ve Hüznün Umudu: Küllerin Şehveti                                                     125

Fulya Bayraktar / Derleme / Paylaşmak İstediklerimiz                                                                   127

ŞİİR

Zerrin Taşpınar 12 • Aziz Kemal Hızıroğlu 14 • Mehmet Kurt 15
Güler Kalem 16 • Başak Tuncel 18 • Elif Karık 19 • Kaan Eminoğlu 20
Atila Er 79 • Nur Alan 80 • Sedat Çağlar 82
Gültekin Tezcan 83 • Bekir Dadır 84 • Ahmet Akif Dağ 85

Kapak / Firuz Kutal

Kapak Sözü / Miyazaki-Arietty'nin Gizli Dünyası-2010 Bir Replik

7 Eylül 2016 Çarşamba

“Şehzade Yangını” Üçüncü Cildi Çıktı

Selçuk Ören’in yazıp çizdiği “Şehzade Yangını” serisinin üçüncü kitabı, 1768 yılında Galata’da yangının ortasında kalan Karanfil Paşa’nın isminin nereden geldiğinin hikayesi…

O vakitler bahçenin nizamından, heybetli bir adam olan Zambak Ağa mesuldü. Düzeni sağlamanın en iyi yolunun korku olduğunu düşünür, su aygırı derisinden yapılma kamçısını bunun için kullanırdı. Dört kadınlı ev, fırtınada kalmış sandala benzer derler… Harem ise alabora olmaya yüz tutmuş bir kadırgaya benzerdi. Harem ağaları da bu kadırganın batmadan seyrine devam etmesini sağlardı ve bu yolda her şey mübahtı. O şanslı oldukları sanılan gözdeler, mendil daha havadayken çok büyük bir düşman kazanırdı: Şehzade anneleri… Oğul sahibi sultanlar, yeni rakiplerini hemen ortadan kaldırmak isterlerdi ve bunun için de harem ağaları en iyi silahtı.

Yazar-Çizer: Selçuk Ören
Editörler: Yavuz Yıldırım, Emre Yavuz, Sima Özkan Yıldırım


4 Eylül 2016 Pazar

Okumak ve Anlamak Edebiyatta Psikanaliz

Okumak ve Anlamak
Edebiyatta Psikanaliz:
Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé, Schnitzler

Yazar: Michel Schneider
Türkçesi: Nazlı Ceyhan Sümter

Yayıma Hazırlayan: Poyzan Şahiner
Sayfa Düzeni: Kolektif Tasarım
Kapak Tasarımı: Deniz Akkol
1. Baskı, Haziran 2016

“André Breton’dan bu yana birçok yazarın bir baş dönmesine tutulmuş gibi teslim olduğu düş öykülerinden edebi anlamda daha sıkıcı bir şey yoktur. İnsan kendini ifade etmek veya itirafta bulunmak için değil, kendini saklamak için yazar. Roman kahramanları için rüyalar ve hayal etmek başka şeylerdir. Herkes düş görür. Herkes yazmaz. Düş ve yorumu, psikanalizin kraliyet yoluyken edebiyatın demokratik çıkmazıdır.”

“Kendini yaratmayı megalomanlığa feda etmeyen bir yazar projesi yoktur şüphesiz. Bedeni ve diliyle, tarihi ve karakteriyle, mantığı ve duygularıyla, kendini olması gerektiği gibi yeniden yaratmak ve eserinin aynı anda hem tanığı, hem etkeni, hem de nesnesi olmak... Eserlerinin oğlu olmak, kendinin anne ve babası olmaktır. Bir kitabı taşıyıp yayımlamak kendini dünyaya getirmek, karalanmış kağıttan şifa umulan bu beden eksikliğine çare sunmaktır.”

“Yanılmıyoruz. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmak, söyledikçe sözleri silmek, kendi arzusunu başkasının arzusuyla maskelemek, ressamın, romancının (veya psikanalistin) bu tuhaflıkları, bu kusurları mümkün olduğunca az yer kaplamayı değil, sınırsız bir güç elde etmeyi hedefler.

Okumak ve Anlamak yazar, müzikolog ve psikanalist Michel Schneider’in analiz odasına davet eder okurları. Kitabında edebiyatçıları ve psikanalistleri ağırlayan Schneider aklındaki soruları onlarla birlikte çözmeye çalışır.

Koltuğa ilk geçen Nabokov’a dil ve totalitarizm arasındaki ilişkiyi sorgularken Freud’la psikanalizin kökenlerini tartışır Schneider. Henry James’le “Hugh Merrow” başta olmak üzere çeşitli hikayeleri hakkında dilin gizemi ve çevirinin zorlukları üzerine sohbete davet eder. Freud’un da yakın arkadaşı Schnitzler’i önce kader üzerine konuşturur, ardından yazarın “La Ronde” [Çember] isimli eseri üzerinden aşk ve arzunun doğasını karşılaştırır. Proust ve annesiyle çocukluk, cinsellik ve birey olma kavramları üzerinden kabullenme ve reddetmenin çıkmazları irdelenirken, daha sonra koltuğu edebiyata soyunan psikanalistler alır. Kitabın sonundaysa Schneider, yazma edimiyle suç arasındaki bağı anlamak için koltuğuna oturmayı kabul edecek katil yazarların peşine düşer.

 “Bana Rüya Gördüğümü Söyleyin” adlı ilk bölümde totalitarizmin insanlıktaki kökenini ararken psikanaliz, edebiyat ve totalitarizm arasında kurulan bir üçgenin sunabileceği ihtimalleri Vladimir Nabokov’un eserleri üzerinden tartışır. Totalitarizmin gücünü küçük yaşlardaki ilk “ben” kurgusunun temsillerine, diğer bir ifadeyle öznenin dille olan bağına dayandırır. Dilin ürünü olan edebiyat eserleri de tartışmaya bu noktada katılır.

Psikanalizin dille ilişkisini irdelerken, bu alanda kalıplaşmış terimlerin tartışılmadan analize dahil edildiğini fark ederiz. Bu terimler, kalıplar ve tanımlar bütünü psikanalizin, halihazırda var olan dilden kendi özgün dilini çıkartmasıdır ve yeni kuramlarla tıpkı canlı, hakiki bir lisan gibi gelişmektedir. Schneider kitabın ikinci kısmında işte bu özgün dilin izini sürer: “Bir dilin mucidi olabilir mi?” ve “Freud’a psikanalizin ‘babası’ demek ne anlama gelir?” gibi sorularla psikanaliz dilinin kökenini düşüncede, düşüncenin kökenini de bir eksiklikte bulur. Bölümün başlığı olan, “Ne Düşünüyorsun?” sorusu doğrudan Freud’a yöneltilir. Birincil düşünce dokunmakla, algıyla, hissetmekle ilgili olup anneden gelirken; yazıya, kanuna ve idrak etmeye dair ikincil düşünce babadan aktarılır. Takipçileri ve okurları onu psikanalizin babası gibi görürken, Freud’un da bir tür otorite kompleksine girdiğini ve özgün olma çabası içinde intihalden kaçınma saplantısına yakalandığını görürüz. Düşünce artık eksikliğin kapatılması için bir uğraş, zihnin iki ayrımı arasındaki uğraktır.

Psikanaliz bitmeyen bir hikaye ve daima gelişen bir dil olarak kurgulanırken; odak bitmemiş yaşanmışlıklara, karşılanmamış arzulara ve gelmeyen sonlara kayar. Kitabın üçüncü bölümünü Henry James’e adayan Schneider’in asıl amacı, yazar öldükten sonra müsveddelerinin arasında bulunmuş “Hugh Merrow” hikayesinin neden basılmadığını çözmektir. Hikayenin çeviri metniyle başlayan bölümde, Schneider sık sık metne doğrudan referanslara ve farklı çevirilere yer verir. Artık anlamın ve imgenin labirentlerine dalsa da, dili irdelemeye devam eder.
Hikayede evli bir çift, ressam Hugh Merrow’u ziyaret ederler ve ondan hiç doğmamış çocuklarını resmetmesini isterler. Schneider, Hugh Merrow’un resmi anlatıda tamamlayamaması kadar, hikayenin neden bitmediğine odaklanır. Hikaye çocuk arzusuyla su yüzüne çıkan “geçmişten bir imge” etrafında dönerken bahsi geçen çocuk ne geçmiş, ne gelecektir; ne kız, ne erkek; ne yaşam, ne de ölümdür. Kurgusuyla da çocuk imgesiyle de bir öykünme olan bu anlatı sona olanak tanımaz. James’in biyografisi üzerinden cinsel kimliğini de inceleyen ve başka birçok eserini ele alan Schneider, tamamlanmamışlığın anlamını bulur: Çocuk, cinsiyetin oluşumunun öncesindedir ve bir çocuk imgesi her zaman geçmişte kalacaktır; ölümün başlangıcı olan yaşamın verilmediği yer limbodur, orada geçmiş ve gelecek yoktur.

Benimsenmemiş tüm benlikler ben kim olurdum diye sorarken Şair Pessoa maskeler ardında tüm olasılıkları yaşamaya çabasıyla en cüretkar cevabı verir: “Kimse”. Dördüncü bölümde Portekizli şair Fernando Pesoa’nın kimlik bilmecesini çözmeye çalışan Schneider, biyografik anlatılar yerine şairin farklı heteronimleri tarafından kaleme alınmış şiirlerinin ışığında ilerler. Şairin çocukluğu ve anne ve babasıyla olan ilişkisinde heteronimlerin kökünü ararken, bir bedende birden çok şair bulunduran Pessoa’nın kim olduğunu sormak aslında varlıkla isim arasındaki ilişkiyi irdelemek anlamına gelir.
Pessoa’nın kişilikleri Stendhal’inki gibi sadece isimlerden ibaret değildir der Schneider; her biri farklı bir dille, tarzla yazan farklı karakterlerdir. Öyleyse Pessoa heteronimleriyle kimliğin ve varlığın sınırlarını zorlamaktan çok, yeni sınırlar yaratarak sürekli onların içinde devinir. Schneider Pessoa’yı heteronimlere yönlendiren üç ana etmenden bahseder: Yeni isimler yaratarak benliğin sınırlarından geçmek ve yokluğa ulaşmak; eşcinsel bir eğimlime sahipken erkek bedenini sahiplenemediği için ya da belki de bir kadın bedeninde yeni bir isim bulabilmek için beden değiştirmek; hiç kimseyken her yere dağılıp yalnızca kelimeler olmak için dile dönüşmek. Schneider analizinin sonunda Pessoa’nın bu var olmama çabasında başarısız olduğunu itiraf eder. Pessoa ölümünden sonra nasıl tek bedenle gömüldüyse, tek ismiyle de anılacaktır.

Ölüm, ölen için soylu bir son, bir tamamlanmışlık, bir isim olabilecekken hayatta kalan açısından durum farklıdır. Schneider “Soysuz Ölüm” isimli beşinci bölümde hastası Madam A. ile 16. yüzyılda yaşamış inzivacı keşiş Senyör Rance’ın anlatıları üzerinden ölümle yüzleşmemenin bir yolu olan riyazeti tartışır. Her iki vakada da kaybedilen yakının ölümüne duyulan bir suçluluk duygusu karakterlerin ruh hâline hakimdir. Bu suçluluk duygusu, Rance’ın hayattan elini eteğini çekmesine sebep olurken, Madam. A kendine sadomazoşist bir dünya yaratır. Bu iki farklı dünyaya ait iki insanın kesişimlerini ve yol ayrımlarını tartışan Schnider’ın amacı riyazet, suçluluk ve ölüm arasındaki ilişkiyi bilinçaltındaki çağrışımlarıyla ortaya koymaktır. Sonunda fark edilir ki geçmişin anlamı, geleceğin kaderini tayin etmektedir.

Kader kaçınılmaz olarak görülürken her ne kadar gelecekten bahsetse de genellikle bugünden geçmişe bakılarak anlamlandırılır. Schneider, “Kadere Soru” bölümünde bilfiil bunu uygular: Doktor babasının yolundan giderek önce tıp eğitimi alan psikanalist yazar Arthur Schnitzler’in, daha sonra Freud’dan etkilenerek nasıl psikanalize yöneldiğini ve en nihayetinde hayatını etkileyen bu iki figürden de kendince koparak edebiyatçı olduğunu anlatan bu bölüm insanın kaderi üzerindeki yetkisini sorgular. Geçmişimiz bugünü nasıl şekillendirir? Psikanaliz bilinçaltında geçmişe dairleri bulurken, geleceği mekanik bir şekilde belirlemeye çalışabilir. Schneider analizin bu yönünü kullanarak Schnitzler’in gençliğine, öğrenciliğine ve bir babanın oğlu olduğu zamanlara gidip nasıl bir yazar olacağını belirlemeye çalışır.

Schnitzler’in kendi kaderinin mekanikliği oyunlarına da yansımıştır. “Karanlık Arzu” adlı yedinci bölümde Arthur Schnitzler’in “La Ronde” isimli tiyatro oyununda karakterlerin birbirleri ile olan ilişkileri sonucu ortaya çıkan aşk ve arzu çemberinin doğasını inceler ve olay örgüsünün doğrusal ilerleyip bir noktada sonlanması yerine bir spiral gibi sürekli devinmesine neden olan üç tema bulur: Arzunun parçalanması, cinsiyet farkı, zamanın geçişi. Arzu ve aşkın birlikte işleyişi karakterler arasında kurulan zincirleri sürekli kırıp yeniden örerek öykünün devinimini sağlar. Kadınlar ne istediklerinden emin olamazken, erkeklerse tek istediklerinin arzu olduğunu zanneder; talepler, dilekler ve arzular çakışır. Zamanın geçişi çemberin dışında tutulanlara işaret eder. Çember kendi içine doğru kıvrılarak sürekli dönerken, ölüm ve zaman dışarıda bırakılır böylece oyun hiçbir zaman tamamlanamaz. Aslında herkes ilk nesne olan anneyi arzulamaktadır.

Her sanatçı bu ilk nesneye duyulan arzuyla hesaplaşmak durumundadır. Schneider “Bilmiyormuşum Gibi Yap” isimli sekizinci bölümde Marcel Proust’un annesiyle olan ilişkisi üzerinden sapkınlıktan sanatçılığa giden bir tür yol haritası çizer. Bunu yaparken önce yalanlama, ret, yadsıma ve inkar terimlerini açıklar; anne ve oğulun birbirlerine karşı nasıl bilmiyormuş gibi yaptıklarını anlatır. Marcel Proust’un eşcinselliğine de değinen Schneider sapkınlığın başarısızlığının romancıyı meydana getirdiğini belirtir. Ve kişi en sert gerçeklikle, yani ölümle karşılana kadar bilmiyormuş gibi yapar.

Bilmiyormuş gibi yapmak belki de en bilinçli eylemdir. Yazarlık da esasen yazarın bir şeyi bilmiyormuş gibi anlatmasıdır olanları. Yazar olanı saklar, açığa çıkarmaz. Analistin göreviyse durumu çözümleyip açığa vurmaktır. Schneider dokuzuncu bölümde edebiyata soyunan psikanalistleri edebiyatla meydana çıkarmaya çalışırken, kaleme alma niyetiyle yola çıkan gayretli psikanalistler adını verdiği “yazanların” nasıl tökezlediğini açıklar. Psikanalize dair araçları ve yöntemleri edebiyatta işlevselleştirmeye çalışan “yazanlar” edebiyatı psikanalizin bir uzantısı hâline getirmeye uğraşmaktadırlar. Ortaya çıkansa bir ‘canavardır’ Schneider’a göre. Çok okuyanın iyi yazabileceği algısı ve edebiyat ve psikanalizin ortak paydası olan kelimeler üzerindeki hak iddiaları psikanalistleri edebiyata iten tarihsel olgulardır. Neticede Schneider psikanalist yazın ile edebi yazımı üç eksende ayırır: dilbilim, kelime dağarcığı ve konu. Gayretli psikanalistlere bu farkın ayırdına varmadan edebiyata kalkışmamalarını önerir.

Psikanalist yazanlar edebiyattan uzaklaştırılarak geride bırakılırken, odak tekrar yazma eylemine kayar. Schneider Fransızcada suç ve yazmak sözcükleri arasındaki fonetik yakınlığa (écrire [yazmak] ve crime [suç]) dikkat çekerken, ikisi arasında bir benzerlik kurmak yerine yazmanın ne kadar suç olarak tanımlanabileceğini araştırmaya koyulur. Öncelikli hedefi, sanatla suç arasındaki çağrışımları kurmak ve sanatın libidonun yontulmamış bir eylemi, yüceltilmemiş bir suçu olup olmadığını sorgulamaktır. Örnekler derler: Prens Gesualdo de Venaso eşi ve üvey çocuğu dahil en yakınlarındakilerin canına kıymış bir müzisyendir; ressam Caravaggio, aldatılmışlığın acısıyla hadım etmeye çalıştığı sevgilisinin kasığındaki damarı keserek ölümüne sebep olmuştur; Fritz Lang’in eşi Elisabeth Rosenthal’ın kalbine sıktığı bir kurşunla intihar etmiş olduğu iddia edilse de, bunu, kocasını başka bir kadınla yakaladıktan hemen sonra yapmış olması şüphelidir. Her üç sanatçının da cinayetleri, suçları ve suçlulukları eserlerine yansırken, suça bulaşmış katil bir yazar arayışı devam eder. Marcel Proust ve Anne Perry vakalarını da inceleyen Schneider ikna olamaz ve katil yazar bulamadığını itiraf eder. Sonuçta yazarlar da öldürür ama katil olmaya ihtiyaçları yoktur. Yazar yarattığı bütün karakterlerin yaşamları üzerinde tahakküm kurup dilediği zaman onları öldürürken, Schneider yazmanın bir suç, suçun yazmak olduğu sonucuna ulaşır.

Birbirinden ayrı on inceleme olarak kurgulanmış Okumak ve Anlamak, bir yandan çeşitli vakalar sunarken, diğer yandan psikanalizin temellerini, yaklaşımlarını ve psikanalistlerin duruşunu sorgular. Edebi metinlerin kurgularını psikanalizle çözerek bizi konuşamadıklarımızla yüzleştiren Michel Schneider psikanaliz kuramını incelikle irdelerken, edebiyatın karanlık dehlizlerindeki insanlık hâllerini çözümlemeleriyle ayrınlatır.

Arka Kapak:
Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé, Schnitzler…

Özenle örülmüş edebi metinlerin kurgularını psikanalizle çözerek bizi konuşamadıklarımızla yüzleştiren Michel Schneider, Nabokov’un kelimelerinde dil üzerinden tahakküm kuran totaliter rejimlerin izini sürerken, Freud’a “Ne düşünüyorsun?” diye sorarak düşünürün zihne duyduğu tutkuyu masaya yatırıyor. Yer yer cesur adımlarla “ideal” psikanalizin peşine düşen Schneider, Pessoa’nın yarattığı şair maskelerinin ardındaki içsel mücadeleleri ifşa ediyor. Henry James ve Schnitzler’in eserlerinde saklı arzuları ararken, Proust’un annesiyle kurduğu ilişkinin inkar ve yadsımaya dayanan köklerini kazıyor.

Okumak ve Anlamak, bir yanda psikanaliz kuramını sorgularken, diğer yanda edebiyatın karanlık dehlizlerindeki insanlık hâllerini çözümlemeleriyle aydınlatıyor.

“André Breton’dan bu yana birçok yazarın bir baş dönmesine tutulmuş gibi teslim olduğu düş öykülerinden edebi anlamda daha sıkıcı bir şey yoktur. İnsan kendini ifade etmek veya itirafta bulunmak için değil, kendini saklamak için yazar. Roman kahramanları için rüyalar ve hayal etmek başka şeylerdir. Herkes düş görür. Herkes yazmaz. Düş ve yorumu, psikanalizin kraliyet yoluyken edebiyatın demokratik çıkmazıdır.”

Yazar Hakkında:
1944 doğumlu yazar, müzikolog ve psikanalist Michel Schneider, École Nationale d'Administration (ENA) mezunudur. Psikanalizle edebiyatı harmanladığı kitaplarında çeşitli sanat eserlerine, tanıklıklara ve yazışmalara dair incelemeler kaleme alır. 2003 senesinde, büyük yazarların son anlarını kurguladığı Hayali Ölümler kitabı, deneme dalında Médicis Ödülü'ne layık görülmüştür. Marilyn Monroe’yla psikanalisti Ralph Greenson arasındaki sıkıntılı ilişkiyi ele aldığı Marilyn, Dernières Séances Goncourt, Interallié, Renaudot ve Femina ödüllerine aday gösterilmiştir. 

Linkler

Related Posts with Thumbnails