ÇROP 8 Yaşında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇROP 8 Yaşında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2015 Salı

ÇROP 8 Yaşında Yazıları Çizgi Romanları Kargoya veriliyor!

Çizgi roman tanıtım yazıları yarışmamız sonlandı ve toplamda yayınlanabilir 42 yazımız oldu. Çizgi romana yazar kazandırma ümidiyle çıktığımız yolda başarılı olacağımızı umarken katılan bütün dostlara teşekkürlerimizi ve tebriklerimizi iletiyoruz. Kaleminize sağlık :)
Ve evet hediye kitaplar kargolanmaya başlanmış. Yayınevlerinden haberleri geldiği gibi yazar dostlardan da "hediyemi aldım" haberleri gelmeye başladı.

Yalnız şaşırmayın! 42 yazı yayınlanınca yazarlara iki buçukar kitap göndermek yerine başa dönerek tek kitaba indirdik durumu. Ancak yine de yayınevleri ek sürprizler yapmak isterse ona karışamıyoruz. 

Yazarlardan bu süreçte ricamız olacak:

1 - Lütfen kitabınız geldiğini bize bildirin.

2 - Lütfen kitabınızla bir fotoğrafınızı bize gönderin: croplatform@gmail.com 

3 - Kitabı gelmeyenler bize bildirirse takipçisi olabiliriz.

4 - Yazmayı sürdürün, çizgi romanın size çok ihtiyacı var ve her yazınız daha çok okunma, daha çok çeşit ve kitapçılarda daha çok çizgi roman olarak döneceğinden her şekilde ödüllendirilmiş olacaksınız. 

5 - Yazmayı sürdürmek isteyenler Boş Balon Çizgi Roman Araştırmaları dergisine yazı gönderebilirler. Adresi: bosbalondergi@gmail.com 
Yazınızı basılı olarak arşivleme ve arşivletme şansınızı kaçırmayın.   

Aklınıza  sağlık, okuyanınız bol olsun. 

23 Temmuz 2015 Perşembe

ÇROP 8 Yaşında Kırk İkinci Yazı: Death of the Family

Umut Çabuk
...
Joker için belki de tüm çizgi roman evrenlerinde yaratılmış en kült “kötü” karakter diyebiliriz. Zaten Batman’i sadece DC Comics içerisinde değil tüm “comics” aleminden ayıran şey; ana karakteriyle birlikte özellikle hikaye ve atmosferiyle “modern dönem” ile süregelen rakiplerinin sert ve gerçekçi yansıtılması.

DC Comics, Yeni 52 adı altında tüm serilerini sil baştan ele alırken geçmişteki bazı kırılma anlarını es geçmeden hatta doğru referans alarak başarılı göndermelerle süslemeyi başarıyor. Joker’in ilk kez sahneye çıktığı The Man Who Laughs’ dan finalindeki son üç panele dair bir sürü spekülasyon üretilen The Killing Joke’a kadar bir sürü referans içeriyor. Hatta ilginç bir şekilde “one shot” bir hikaye olmasına rağmen seri devamlılığına Barbara Gordon’u Batgirl’den Oracle olmaya terfi ettirmiş bir eserdir The Killing Joke. Ailenin Ölümü buradan referans alsa da Barbara’yı Batgirl olarak görüyoruz.

Batmansever bizler için bu tarz nüanslar başlı başlına hikayeyi sevmemiz için yeterliyken Joker’in bir adım öne çıkıp Batman’in elini kolunu bağladığı hikaye yapısı aynı ölçüde hızlı ve dinamik bir şekilde ilerliyor. Yukarıda örneğini verdiğim eserler Batman-Joker arasındaki ilişkiyi kendi perspektiflerinden farklı şekillerde irdelese de harika bir yazar olduğunu düşündüğüm Scott Snyder olayı Christopher Nolan’ın efsanevi The Dark Knight’ı misali tamamen Joker etrafında konumlandırıp hikayenin yıldızını Joker yaptığı için eser bana kalırsa diğerlerinden bir adım öne çıkıyor.

Çizgi roman dünyasındaki sadece kötülük yapmış olmak için kötülük yapmak düsturuyla ilerleyen hikaye yapısından farklı olarak Joker bu sefer Batman için kendi mantığıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunun için Harley Quinn dahil herkesi kullanıyor ve sanki bir Brian Azzarello hikayesiymiş gibi elini kana buluyor.

Özellikle finaldeki yemek masası sahnesi Joker’in diyaloglarıyla oldukça başarılıyken hiç kimseye zarar gelmemesi fikri biraz yumuşak bir bitiş olmuş. Herkesin olaydan etkilenip içine kapanması oldukça duygusalken Joker’in bu tarz bir ekstra affedici “şaka” yapması bana biraz hikayeyi daha sert sonlandıramadan kaçırılmış bir fırsat gibi geldi.


JBC Yayıncılığın araya uzun mesafeler koyarak sürdürdüğü yayıncılığına rağmen her zaman söylediğim gibi Batman’i Türkçe okumak isteyip koleksiyon yapmak isteyen bizler için gerçekten JBC’nin bu karakteri üstlenmesi başımıza gelen en güzel şeylerden biri. Mutlaka koleksiyonunuza ekleyin.

ÇROP 8 Yaşında Kırk Birinci Yazı: ULTRON ÇAĞI (AGE OF ULTRON

Fazlı Bozatay
...

Ultron... belki de Avengers ekibinin en dişli rakiplerinden biri tekrar hayata dönüyor! Ve Avengers ekibi onunla yaptığı kahramanca mücadeleden galip ayrılıyor... mu acaba?!

Marvel evreninde dengeleri alt üst eden bu olay “Ultron Çağı” Gerekli Şeyler tarafından okuyuculara sunuluyor ve uzun süre Marvel da şahane işlere imza atmış Brian Michael Bendis kitabın yazarlığını üstleniyor.

Gizli ajan Spider-Woman bir grup bilim adamı süper kötü tarafından gizli bir sığınakta esir tutuluyor ve Avengers ekibimizde onu kurtarmaki için gittiklerinde büyük bir sürprizle karşılaşıyorlar.Ultron savaş esnasında canlanıyor ve kahramanları darma duman ediyor.Bu açılışla birlikte ilerledikçe Ultron’un robot ordusuyla dünyaya büyük bir darbe indirdiğini görüyoruz.Daha ilk sayıdan kahramanların yaşam mücadelesi verip çaresizce saklanmaları kesinlikle görülmeye değer.Hatta o kadar çaresizler ki Spider-Man’i kurtarmak için hiç biri dışarı çıkmaya yanaşamıyor.Bu sürükleyici ve uzun maceramızda Ultron’u yok etmek için zaman yolculukları yapıyor,paralel evrenlere ziyaret ediyoruz ve çok büyük bir mücadele veriyoruz.

Son olarak eğer Avengers Ultron Çağı filmini de izlediyseniz bu kitapta Ultron’un yıkıcı gücünü mutlaka görmek isteyeceksiniz.Filmi izlemiş olun yada olmayın bu kitabı tüm Marvel severlere tavsiye ediyorum.

ÇROP 8 Yaşında Kırkıncı Yazı: Yıl 1602

Emre Ekizoğlu
...

Bilinmeyen bir sebepten ötürü olması gerekenden yaklaşık 400 yıl önce ortaya çıkan, yine de burada doğmuş ve yaşamış gibi bir hayatları olan süper kahramanlar evrende bir şeylerin yolunda olmadığının farkındalar ve bunun arkasındaki gizemi çözmeliler.

Çizgi romanın Alan Moore ile birlikte iki tanrısından birisi olan Neil Gaiman’ın yazdığı, Andy Kubert’in çizimlerini, Richard Isanove’un renklendirmesini yaptığı bu başyapıt, bana göre Watchmen ve Sandman ile birlikte “Gelmiş Geçmiş En İyi Çizgi Romanlar” tahtını paylaşıyor. Bir solukta bitireceğiniz bu çizgi romanı okuduğunuzda çizgi roman kavramına bakış açınız kesinlikle değişecek.

8 bölümlük çizgi roman, Marvel kahramanlarının Elizabeth döneminde yaşadığı bir zaman çizgisinde geçiyor. Evrenlerinin gizemli bir güç tarafından yok edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalan kahramanlar, bu gizemli güç ile savaşmalılar. Nick Fury, X-Men, Fantastik Dörtlü, Daredevil, Doktor Strange ve Örümcek Adam gibi iyilerin yanı sıra Doom ve Magneto gibi kötüleri de görebildiğimiz bu çizgi roman adeta bir şölen niteliğinde.
Çok kısa bir şekilde olaylardan da bahsetmek istiyorum:

Bütün Avrupa’da garip hava olayları paniğe neden olmaktadır. Birçok kişi bu olayların kıyamet alametleri olduğunu düşünse de Kraliçe Elizabeth için çalışan Doktor Stephen Strange, doğa üstü bir şeylerin olaylar ile ilgisi olduğunu hissetmektedir. Bu sırada Jerusalem’den çok özel bir silah yola çıkmış ve Kraliçe Elizabeth, İstihbarat Şefi Sir Nicholas Fury’den silahı İngiltere’ye güvenli bir şekilde getirmesini istemiştir. Bu konuda Matthew Murdoch’a güvenen Fury, göreve onu göndermiştir.

Bu olaylar gerçekleşirken Amerika’da kurulan ilk kolonide doğan ilk çocuk Virginia Dare ve koruması Rojhaz’ın da içinde bulunduğu Virginia Maid  isimli gemi İngiltere’ye yaklaşmaktadır.

Ülkemizde basımı Gerekli Şeyler tarafından yapılmış bu başyapıtın baskıları maalesef tükenmiştir. Ancak Gerekli Şeyler’e “Watchmen ve 1602 basımlarını tekrar yapmak gibi bir düşünceniz var mı?” diye sorduğumda Watchmen ile ilgili bir planlarının olmadığını ancak 1602 için takipte kalmamı söylemişlerdi.


En kısa zamanda sahip olamayanlar ve okuyamayanlar için tekrar raflarda görmek dileğiyle…

ÇROP 8 Yaşında Otuz Dokuzuncu Yazı: X-MEN MESİH KOMPLEXİ 1-2

Fazlı Bozatay
...

M-Gününden beri mutantların sayısı milyonlardan sadece iki yüz olacak kadar düştü ve acaba yeni mucize bir mutant bebek mi doğacak. Yeni bir... UMUT

X-Men Mesih Komplexi iki cilt olarak toplanıyor ve Marmara Çizgi tarafından okuyuculara sunuluyor.

Mutant takımımız X-Men  M-Gününden beri (M-Günü Marmara Çizgi tarafından basılan House of M hikayesinde anlatılmaktadır.) büyük zorluk içerisindeydi çünkü sayıları azalmıştı ve kendilerini anti-mutant gruplara ve kötü mutantlara karşı korumakta zorlanmaya başladılar.Ancak onlar için yeni bir umut ışığı doğdu.Yeni bir mutant bebeğin doğduğu haberini aldılar ve bebeği almak için gittiklerinde orada büyük bir savaşın patlak verdiğini ve bebeğin orada olmadığını öğrendiler. Mutantlar(X-Men,X-Factor,X-Force,New X-Men) ,kötü mutantlar ve anti mutant gruplar arasında savaş başladı ancak bebek hiç tahmin etmedikleri birindeydi.Maceramız böyle başlıyor ve hiç yavaşlamadan tam gaz finaline kadar sizi soluksuz sürüklüyor.Birçok yeni mutant ve mutant grubuyla tanışıyoruz ve olaya ayrı ayrı hepsinin gözünden bakıyoruz.Bol bol beklenmedik anlara ve kişilere rastlıyoruz.Hikaye aynı zamanda ilerki X-Men maceralarına da zemin hazırlıyor ve X-Men dünyasına çok güzel bir giriş sağlıyor.

Bol aksiyonlu ve sürükleyici bir X-Men hikayesi arıyorsanız Mesih Komplexi’ni mutlaka okuyun

21 Temmuz 2015 Salı

ÇROP 8 Yaşında Otuz Sekizinci Yazı: FIGHT CLUB

Doruk Çetin
…

FIGHT CLUB 2 #1 İNCELEMESİ

“Bazı hayali arkadaşlar asla çekip gitmez!”

Belki aranızda başlığın yanındaki rakamı görünce benim hala yaşadığım şaşkınlığı yaşayanlar vardır ama Fight Club’ın gerçekten de devamı geldi, hem de Palahniuk’un kendi kaleminden. 96’daki kült romandan farklı olaraksa yazar hayatında ilk defa (hatam varsa uyarın) çizgi roman formatında şansını deniyor.  Yazarın alışık olmadığı bir mecrada bulunmasının ve zaman içinde başarısındaki gözle görülür düşüşün tereddüt yarattığı zaten aşikar ama beklentilerimin sarsıntıda olmasının en büyük sebebi tabii ki bu efsane ismin yanındaki “2” rakamı.
Heyecanınızını kaçıracağımdan korkmayın, sadece hemen açık edilen bir iki noktayı söylüyor olacağım; fazla detaya girmeden hikaye şöyle başlıyor: artık Marla ile evli ve bir erkek çocuk babası karakterimiz bir süredir Sebastian ismini kullanarak sahip olduğu geçmişi bir kenara itip Tyler’dan uzakta, sakin bir hayat yaşamaya çalışıyor. Fakat Marla evlendiği adamın şu anki halinden hiç de memnun değil, oğlu tam bir Durden ve çevresinde elinde öpücük şeklinde yara izi olan her kim varsa ona hala “Efendim!” diye sesleniyor.
Kapağın hemen arkasındaki “Are you space monkey material?” başlıklı kişilik testi tanıdık ve sıcak bir merhaba oluyor bize. Zaten birkaç cümle okuyunca görebileceğiniz gibi yazarın havası çizgi romana kesinlikle hakim; belki konuşma balonlarında eksikliği hissedilse de anlatıcı olarak Palahniuk’un sesi hala güçlü şekilde duyulabiliyor. Eisner ödüllü Cameron Stewart’ın çizimlerinin başarılı olduğu yönündeki görüşüme siz de sayfaları çevirince hak vereceksiniz, çizerin sayfaların üzerinde haplar ve güllerle denediği yenilikler ise bence gayet olmuş. Üç karakterin çizimi de film uyarlamasındaki görünüşlerini bir hayli andırıyor, fakat film uyarlamasını başarılı bulan biri olmam sebebiyle de yeni bir görünüş denemeye özellikle gerek kalmadığı kanaatindeyim.

Öpücük şeklinde yaralar, mor gözler,  özellikle de Marla’nın sigara dumanı kendini kesinlikle özletmiş fakat bir yerden sonra bu küçük göndermeler kalıbından çıkıyor ve grup terapileri, sabun ve hatta IKEA derken cümlelere biraz dikkat ettiğinizde kitaptan alıntıları çizgi roman sayfasında okumaktan fazlasını yapmadığınızı düşünüyorsunuz. Hikayenin ileride alacağı şekli bilemesem de okuduğum şey sanki Fight Club’ın devamından çok onun yeniden uyarlaması gibi. Özellikle en büyük endişem kesinlikle şu ki hikaye yeterince ilgi çekici devam etse, karakterler kareler ve konuşma balonlarıyla  farklı şeyler sunabilseler ve seri kendini son sayısına kadar heyecanla bile okutmuş bile olsa çizgi romanın fikir ve düşünce altyapısı olarak güçlü olacağına pek ihtimal vermiyorum, ki devamı olduğu kitabın içeriği göz önünde bulundurulunca bu gerçekten üzücü.


Durumu hayranlara şöyle anlatabilirim ki kısa ve öz bir şekilde çizgi roman “kitabın kopyasının bir kopyası”. Şimdilik bu sayıyla ilgili benim gözümde en güzel detay galiba Lee Bermejo’nun varyant kapak çizimi. Bu aralar ikinci sayı da çıkıyor olmalı, önyargılarımı kenara bırakıp bir göz atıyor olacağım. Gerçekten Palahniuk isteyenlerse bence açıp Choke okumalı, okudularsa tekrar okumalılar.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

ÇROP 8 Yaşında Otuz Yedinci Yazı: 20 Farklı Çizgi Roman Tanıtımı

Gültekin Turgut
...
BENİM ÇİZGİ ROMANLARIM

Bizim kuşak için çizgi roman saklanarak okunması gereken bir kötü alışkanlık olarak görülürdü. Ciddi ders kitapları dururken saçma sapan bir şeydi çizgi roman okuyor olmak... Zamanla her şey değişti elbette... Ama çoğu zaman yaşını başını almış birinin çizgi roman okuması gene de bıyık altı tebessümlere konu olmaya devam etti. Bizde bir türlü oluşamayan çizgi roman kültürü üstüne bir yazı değil bu elbette.. Bu daha çok meraklılarıyla sevdiklerimi paylaşma yazısı... Onlarca çizgi roman var elbette ama ben içlerinden en sevdiklerimi bir listede sıralamak istedim. Her liste gibi kişisel ve daha sonra fikrimi ve sıralamamı değiştirme hakkını da koruduğumu belirtmek isterim...

Bu arada bu listede hiç fumetti yok diyenler olabilir. Okumayı sevmişimdir İtalyan çizgi romanlarını ki bizim ülkede yoğunluk Bonelli'nin eserlerindedir ama bu listeye girecek kadar sevdiğim bir fumetti yok maalesef. Zagor, Çelik Blek, Tommiks, Teksas vd...
Beni her daim heyecanlandıran çizgi romanlar hemen aşağıda... 

20) PUNISHER
Listenin sert erkeği... Anti kahraman demek yanlış olmaz... Marvel'de devam eden seride İç savaş sırasında Captain America'yı bile kızdırmayı başarmıştır. Bir katildir. Ben Marvel serisini deği Max serisini daha çok seviyorum..

19) STAR WARS: CLONE WARS
“Bölüm 2: Klonların Saldırısı” ile “Bölüm 3: Sith’in İntikamı” filmleri arasında geçen hikayeleri anlatan toplam 9 ciltten müteşekkil "Klon Savaşları" hem epik bir öykünün bilinmeyen yanları ile tanıştırırken aynı zamanda Anakin'in Darth Vader'a dönüşeceği günlerin işaretlerini de her seferinde bir kez daha fark etmemizi sağlıyor. Ülkemizde JBC yayıncılık tarafından yayınlanan dizinin 7 kitabı muhteşem bir baskıyla elimize ulaştı. 8 ve 9 heyecanla beklenmekte... Ayrıca bu dönemi anlatan çizgi dizide 4. sezon bölümleriyle ekranlara geliyor... Kağıdın kokusundan vazgeçemeyenlere ben kitapları tavsiye ederim...
18) DELİ BALTA  
Bu kadar ünlü ismin arasında ne arıyor Deli Balta diyenler olabilir ama Gürbüz Azak'ın yazıp çizdiği karakterin TGRT dizisi olarak yayınlanan Cüneyt Arkın filminden apartma yapımla hiçbir ilişkisi yoktur. Çizimlerinin farklılığı karakterinin orjinalliği ile örtüşünce çok başarılı bir yerli çizgi roman karakteri ortaya çıkmıştır. Türkiye gazetesi ve Türkiye Çocuk da yayınlanmış olması daha çok milliyetçi - muhafazakar kesimce tanınmasını sağlasada Deli Balta bir çizgi roman olarak sevenlerince atlanılmaması gereken bir eserdir. Ayrıca bir dönem audio kasetleri de yayınlanmıştı. Bulursanız mutlaka okuyun...

17) CORTO MALTESE
Hugo Pratt'ın muhteşem denizcisi... Sanırım çizgi roman dünyasının en çok ünlü tanıdığı olan en entelektüel kahramanıdır. Ayrıca çizimleri ile de başka bir tat bırakır okurda... Başka tatlar arayan okurlara şiddetle tavsiye olunur... Ntv Yayınları keşke büyük boy yayınlasaydı... O yüzden Dost kitabevi baskısını bulmanız Corto'dan aldığınız keyfi artıracaktır.

16) FATİH'İN FEDAİSİ: KARA MURAT 
Babam her çarşamba gazete bayisinden alırdı Kara Murat'ı... Uzun bir süre boyunca düzenli olarak yayınlanmayı başarmıştır. Rahmi Turan'ın yazdığı Abdullah Turhan'ın çizdiği Kara Murat daha çok yazı daha az çizgi ağırlıklıdır. Bendeki sayılarını yıllarca sakladıktan sonra annemin bir boşlukta evden uzaklaştırdığı Kara Murat benim için tarihe uzanan bir pencere açmıştır her hafta... Sahaflarda bulursanız kaçırmayın... Bu arada yeri gelmişken Turkuvaz'ın Tarkan'ı yeniden yayınlaması gibi Deli Balta, Hızır Bey, Kara Murat, Karaoğlan gibi Türk işi çizgi romanların da yeni baskılarını birileri üstlenmeli...

15) SIN CITY 
Frank Miller'ın başarılı eseri... Ayrıca çizgi romanın kalitesine yaklaşan bir de film versiyonu var... Eğer kentin yarattığı karanlıktan ve bu karanlığın sonuçlarından doğan suç sizi ilgilendiriyorsa Sin City tam size göre... Frank Miller son dönemin Alan Moore ile birlikte en önemli isimlerinden... Miller Elektra'dan Punisher'e, Wolverine'den Preacher'a, Ronin'den Batman'e çizgi roman dünyasını yazdıklarıyla derinden sarstı. Sin City bu sarsıntının en şiddetlisi...

14) HULK 
Kızınca yeşil olan kahramanın hikayesi Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın çizgi roman versiyonu gibi görünse de Dr. Banner'ın Hulk olma öyküsü çoktan bu klasik hikayenin ötesine geçmeyi başardı. Benim için ağırlıklı olarak çizgi dizileri ile hafızamda yer alsa da ülkemizde de yayınlanan Planet Hulk benzeri maceralarıyla yeşil dev sevimli canavar kontenjanını hak ediyor bu listenin...

13) X-MEN
Marvel'in yaratıklar sergisi... Mutantların dünyası benzersiz bir yer... DC buna benzer bir dünya oluşturmayı başaramadı... Bu sergide yolunuzu kaybetmeniz çok olası... Wolverine gibi kendi öyküsüne insanları odaklamayı başaran karakterleriyle, X-Men vazgeçilmez bir evren, çizgi roman severler için...

12) TENTEN 
Avrupalı bir başka kahraman... Spielberg'i bile baştan çıkarabilecek kadar evrensel biri o... Köpeği Fındık (Milu) ve kaptan ile ikiz dedektifleriyle ve olağanüstü "maceralarıyla Herge'nin yaşlanmayan kahramanı Tenten her yaştan hayranlığa layık... Geçenlerde 24 kitaptan oluşan maceralarını aldığımı da söylemek isterim. 

11) KARAOĞLAN 
Orta Asya’dan gelen Türk çizgi romanının en önemli figürü bu bıyığı terlememiş delikanlıdır... Suat Yalaz'ın unutulmaz eserinin bugünün gençleri için renkli kuşe kağıda çeşit çeşit baskılarının yapılıyor olması gerekir. Baybora, Çalık vs. kahramanları ile başka bir rüyadır Karaoğlan’ın dünyası... Mahalleden Özdal abinin verdiği ciltlenmiş ve kuşe kağıda renkli baskı Karaoğlan cildi tüm çocukluğumun en önemli hediyesidir belki de... Babamın aldığı ansiklopedi takımları ile birlikte elbette... Hepsi kayıp hazinelerim...

10) RED KİT
Şimdilerde gölgesinden hızlı silah çeken silahşörün YKY tarafından yayınlanan serisini tamamlamakla meşgulüm.. Daltonlar, çizgi dizileri, filmleri ve elbette Milliyet'in hafta sonları verdiği kitaplarıyla Red Kit en yerli kahramanlarından ülkemizin...

9) HELLBLAZER (CONSTANTINE)
Korku ve fantastik benim sevdiğim türler, bir de buna cool bir adam eklenince ortaya başarılı bir çizgi roman çıkıyor. Sandman'e benzeyen yanlarıyla da onun gelişini müjdeleyen HellBlazer okunası bir çalışma olarak çizgi roman listesinde yerini alıyor.

8) ASTERİKS
Koca Roma'ya direnen küçük Galya köyü... Goscinny ve Uderzo bir klasiğe imza attıklarının farkında değillerdi elbette... Hopdediks, İdefiks vd. karakterleriyle her zaman okunması gerekenler listesinde olacak. Bugüne kadar bir çok albümü yayınlanan Asteriks'in film ve çizgi filmleri de var.

7) BATMAN
Süper gücü olmayan ama süper yetenekli ve zengin adamın kahramanlık öyküsü... Batman kötü adamlarıyla (bakınız Joker) bile okunmayı hak eden bir çizgi roman… Gotham City diye bir şehrin olmadığına bunca Batman okuduktan sonra kim inanır?
6) CONAN
Onun olduğu yerde kötülük kaybetmeye mahkumdur... Kimmeryalı, kılıç seven tüm çizgi roman severlerin favorisi olmaya devam ediyor...

5) SPIDERMAN 
Kendisiyle konuşan kahraman... Anti kahraman olmaya en yakın ana akım çizgi roman kahramanı... O ironinin diğer adı... Gerisi örümcek ısırığı...

4) SANDMAN 
Amerika’nın son döneminin en yaratıcı isimlerinden Neil Gaiman bir çizgi romana el atarsa adı Sandman olur... Rüya, Ölüm vd... Okumayana anlatılamaz...

3) HELLBOY 
Başka bir çizim, başka bir öykü biçimi ve bambaşka bir kahraman... Bir bakıma cehennem ile bağı Spawn'ı ve Hellblazer'ı çağrıştırsa da Hellboy sizi başka bir öyküye götürüyor.... 

2) SUPERMAN 
Belki en klasik kahraman... Çocukluğumda Bilka'nın basımları elime geçtiğinde yaşadığım coşkuyu adını yazarken de hala duyuyorum... O en sıradan en bilindik ama en mükemmel çizgi roman kahramanı… Birbiriyle çelişen bunca özellik bir arada ancak Superman'de bulunabilir zaten... Çizgi roman tarihinde beni en çok heyecanlandıran isim hala Superman… Kendisi bir macerasında komünist de olmuştur.

1) SPAWN 
Anti kahraman kavramının içini dolduran çizgi roman budur. McFarlane bildik bir öyküden bilinmezliklerle dolu bir dünya ortaya çıkarmayı başardı. O yüzden Spawn zirveyi fazlasıyla hak ediyor...

SIRALAMA ÜSTÜ: ALAN MOORE

Frank Miller ile birlikte çizgi romana yepyeni bir rota çizdiler. Alan Moore çizgi romanın ilk dönemlerinden sonra yeniden doğmasını sağlayan jenerasyonun en önemlisi diye rahatlıkla nitelenebilir. Watchmen, V for Vendetta yeterince açıklayacaktır bu seçimi...

15 Temmuz 2015 Çarşamba

ÇROP 8 Yaşında Otuz Altıncı Yazı: "Deadpool Edebiyat Kahramanlarını Öldürüyor"

Semih Uyrun
...
Şöyle bir arkanıza yaslanın ve iyice düşünün.  Bir süper kahramansınız, eski bir paralı askersiniz, katilsiniz, gevezesiniz, ölümsüzlükle lanetlenmişsiniz, öldürmekten zevk alıyor ve içinizde başka bir kişilik barındırıyorsunuz, aynı zamanda bir çizgi roman karakteri olduğunuzun farkındasınız. Peki siz kimsiniz? Pek tabi ki Deadpool'sunuz!

Marvel evrenini kana bulayan psikopat dostumuz Deadpool, bu kez edebiyat dünyasını kana bulamak için aramıza geri dönüyor. Orjinal adı "Deadpool Killustrated" olan çizgi roman "Deadpool Edebiyat Kahramanlarını Öldürüyor" adıyla JBC tarafından bize sunuluyor.

İçeriğine değinmeden önce hikayenin oluşumuna yönelik bir kaç hususa değinmekte fayda var. Marvel evreninin süper kahramanlarını boğazlayan Deadpool yine de amacına ulaşamamıştır. Çünkü o kendisinin bir çizgi karakter olduğunun farkındadır ve gerçekliği aramaktadır. Diğerleri ise bu durumdan bihaber olduklarından Deadpool'u yalnızca bir katil olarak görmektedir. Tümünü öldürerek gerçek olmayan bu süper kahraman furyasına bir son vermek isteyen katil dostumuz ne zaman bir kahraman öldürse, o kahramanın yerini başka bir kahraman almaktadır. Bu şekilde sona ulaşamayacağını düşünen Deadpool işin kaynağına inmeye karar verir. Tutsak aldığı bilimadamlarının tavsiyesine uyarak edebiyat dünyasının kahramanlarını öldürecektir. Zira tüm süper kahramanlar, edebiyat dünyasındaki karakterlerden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Buna göre edebiyat dünyası yok edilirse, kendisine kaynaklık edeceği bir çizgi roman dünyası ve kahramanları da kalmayacaktır. 
Bu düşünceyle zamanda ve mekanda rastgele yolculuk yapmasına imkan veren bir cihazla edebiyat dünyasına doğru yol alır Deadpool. Bu macerada Don Kişot, Pinokyo, Kaptan Ahab, Tom Sawyer, Dracula, Gregor Samsa, Üç Silahşörler, Sherlock Holmes ve daha nice karakter karşımıza çıkacaktır. Daha öldürmeye başladığı ilk edebiyat karakterleri ile birlikte Deadpool, edebiyat dünyasının çizgi roman dümyasına kaynaklık ettiği tezininin doğruluğuyla yüzleşecektir. Çünkü öldürdüğü her karakterle birlikte gözleri önünde bir anlığına da olsa ölmekte olan bir süper kahraman belirir. Kaptan Ahab'ın Red Hulk, Kaptan Nemo'nun Magneto, Pinokyo'nun Vision olması gibi... Kısaca her karakter bir süper kahramanı temsil etmektedir.

Ancak giriştiği savaş Deadpool'un sandığından daha güç olacaktır. Bu sebeple psikopat katilimiz ikinci kişiliğini ve Frankenstein'i harmanlayarak yardım bile alacaktır. Bu noktada Sherlock Holmes için ayrı bir parantez açmak gerekir. Zira iyi bir okuyucusu ve izleyicisi olarak Sherlock Holmes'ün kolayca harcanmamış olmasının beni mutlu ettiğini belirtmek isterim. Zaten Deadpool ve Sherlock'un mücadelesi çizgi romanın tamamı boyunca sürecektir. Ancak bu mücadeleden gerçek bir galibin çıkıp çıkmadığını öğrenmek istiyorsanız bizzat okumak ve öğrenmek zorundasınız.

Yazımızın sonunda belirtelim ki çizgi romanın son sayfalarında hikayenin oluşum sürecine ilişkin yazı ve çizimler sizi bekliyor. "Deadpool Marvel Evreni'ni Öldürüyor" dan sonra gelen "Deadpool Edebiyat Kahramanlarını Öldürüyor" bize, "Deadpool Deadpool'u Öldürüyor" hikayesini okumak için ayrı bir heyecan veriyor.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

ÇROP 8 Yaşında Otuz Beşinci Yazı: İstanbul Odyssey

Ruslan Şamil
---
Şüphesiz her insan kafasında türlü senaryolar oluşturur, olmadık hikayeler türetir ve bunların bir gün edebiyat veya sinema dünyasına damga vuracağını hayal eder. Hikayeyi oluşturma süreci ise kişi için en zor dönemdir. Doğu Yürür de çizmek istediği çizgi romanı için yaşadığı hikaye arama süreci kaleme dökerek bize sunuyor. Asıl hikayeden ziyade "hikaye oluşturma" hikayesini çiziyor.

Yazarlığını ve çizerliğini Doğu Yürür'ün yaptığı İstanbul Odyssey 2014'ün Aralık ayında Arkabahçe tarafından basılmıştır. Dürüst olmak gerekirse elime aldığım ilk an bende sıradan bir karikatür dergisi imajı oluştursa da okumaya devam ettikçe İstanbul Odyssey'nin beyin yakan hikayesi yavaş yavaş beni gülümsetti. Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, bir kare sonrasının tahmin edilemez olduğu, dört bir yandan tanıdık yüzlerin ve kötü adamların çıktığı ve bir solukta okunan bir çizgi roman ancak bu kadar eğlenceli olabilirdi.

Çizgi romanın konusuna geçecek olursak, bir akşam evinde oturup çizimlerle meşgul olan Doğu'ya arkadaşlarından bir telefon gelir. Artık iyice sıkıldığından biraz dışarı çıkmanın kendisine iyi geleceğini düşünerek dışarı çıkma teklifini kabul eder. Arkadaşlarıyla buluşup onlardan yeni fikirler alır. Dönüş yolunda arka sokakların birinde, kendilerine kuru yemişçi diyen 2 kişiyle karşılaşır Doğu. Bunlar milletin parasını gasp eden ve karşılığında zorla kuru yemiş veren kimselerdir. Kahramanımız da bu kişilerden nasibini alır. Cebindeki son parasını kaptırmanın yanında bir de ne olduğu tanımlanamayan bir lokum yemek zorunda kalır.

Bu andan itibaren kahramanımızın tüm dünyası şaşar. Olmadık zamanda çıkan geyiğe binmiş boynuzlu bir adam, yürüyen saldırgan bir ağaç adam, cepçilik, yankesicilik, kapkaççılık, muslukçuluk, dilencilik yapan ve Sayko adında bir adamın yönettiği bir çete... Doğu kendisini kurtarmak için Sayko ile karşı karşıya gelecektir.

Dostumuz, Sayko ile giriştiği amansız mücadeleden galip çıkacak ve evine sağ salim bir şekilde dönebilecek midir? Burayı okuyarak öğrenmeniz gerektiğini belirterek özellikle lokuma dikkat etmeniz uyarısında bulunmak istiyorum. Zira bu tuhaf macera bu lokumla başlamıştır ve hikayenin sonunda lokumun gizemi de çözülecektir. 


Ana hikayenin yanında sizi iki mini hikaye daha beklemektedir. Kohaku isimli bir koi balığının intikam serüveni ve "Sanat Güneşi"nin ortadan kayboluş hikayesi de okunmaya değerdir. Son olarak değinmek gerekir ki İstanbul Odyssey bağımsız çizgi romanın Türkiye'deki ilk örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu bakımdan bana göre her koleksiyoncunun rafında bulunması gereken bir eserdir.

ÇROP 8 Yaşında Otuz Dördüncü Yazı: HORNET

Osman Ülke 
---
Gölge Dergisi’nin on dördüncü sayısı Kasım 2008’de ücretsiz bir şekilde yayınlanmıştı. Bu sayıda kendi çizerlerimizden birinden hiç beklemeyeceğimiz bir kalitede bir mini çizgi roman yayınlandı. Şimdilerde bu sayıda neler olup bittiğini birinin hatırlaması elbette biraz güç olacaktır.

Marvel tarzı çizimleri bizim çizgi romanlarımızda görmek zordur. Bilim kurguyla da Batı kadar haşır neşir olduğumuz söylenemez. Aslında her şey göründüğü kadar da zor değildir. Daredevil karakteri çocukluğunda basit bir kazanın ardından güçlerini kazanır. Bu konu üzerinde uzun uzadıya durulmaz. Bir anda onu sokaklarda kötü adamları avlarken görürüz. Bazen kahraman olabilmek için basit sebepler yeterlidir.

Diğer bir sorun da görsellikle ilgilidir. Çizerlerimiz kaslı vücutlu figürleri kendi kahramanları için abartılı bulurlar. Belki de içinde bulunduğumuz toplum yapısı yüzünden üstünlüklerimizi hep bir mütevazılık ardında saklamamız gerektiğini düşünürüz. Aslında isteyince önümüzdeki engelleri aşmak o kadar da zor değildir. Eğer çizebiliyorsanız ve biraz da hayal gücünüz varsa harika bir çizgi roman hazırlayabilirsiniz. Süleyman Temiz’in yazıp çizdiği Hornet de bu tarz bir çizgi roman kahramanıydı. Anti kahraman demek daha doğru olur.
Hornet’in dokuz sayfalık sayısı beni hiçbir çizgi romanın etkilemediği kadar etkilemişti. Başta sıradan bir adamı elini kolunu sallayarak bir binaya girerken izliyorduk. Zengin bir iş adamı ile aralarında kısa bir sohbet geçiyordu. Bu esnada Hornet’in süper güçlere sahip iyi adamlardan hoşlanmadığını öğreniyorduk. Belki de Hornet onlara bakarken bizim göremediğimiz kötü yanlarını görüyordu. Belki de sadece basit sebeplerden onlardan nefret ediyordu. Bu esnada bir an biz de kendimizi Hornet gibi hissediyorduk.

Sıradan bir süper kahraman katilinden farklıydı. Hatta hiçbir sıra dışı gücü yoktu. Belki de bu işi zevkli hale getiren şey buydu. Bunların üstüne Hornet bize süper güçlere sahip olan bir adamın iyi biri olmaktansa bu gücü kendi çıkarları için kullanması ihtimalinin daha yüksek olduğunu hatırlatıyordu.

Hornet kurduğu tuzaklarda kendi kurduğu düzeneklerden istifade ediyordu. Bu da onun zekâsının açık bir şekilde öne çıkarıyordu. Bir vakitler Batman filminde de benzer bir hikâyeyi görmüştük. Joker baş belası karakter olmasının ötesinde dehasını da konuşturuyordu. Bu yüzden filmde hatırda kalan asıl karakter olmayı da başarıyordu. Süleyman Temiz’in Deviantart sayfasında Joker’in resminin olması kendi karakteri hakkında bize biraz ipucu veriyordu.

Mini çizgi romanda dijital çizimler siyah beyazdı ve detaylar oldukça hoş gözüküyordu. Her şeyden önemlisi Süleyman Temiz’in müthiş özgüvenini hissediyorduk. Yıllar sonra kendisi ile konuşma fırsatı bulduğumda Hornet’in akıbetini benden başka merak eden hiç kimsenin olmadığını öğreniyordum. Mini çizgi roman devam etmemişti ve çizerin gözünde bir gençlik macerası gibi hatırlanıyordu. Duygu ve düşüncelerimi açık bir şekilde ifade edip, Hornet’in devam etmesinin çok iyi olacağını söyledim. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra kendisini yakın bir dostum gibi hissetmeye başlamıştım. Bir gün bana Hornet’i devam ettirmeyi düşündüğünü söyledi. Bir şeyler çizmeye başlarsam önce sana göstereceğim, demişti. İşin komik tarafı bu ya; sıradan bir okurun övgüleriyle bile bazen çizerlerimiz devam edecek gücü kendilerinde bulabiliyorlar.


Dilerseniz bugünlerde çizgi roman aramak yerine yerli çizgi romanımıza bir şans verin. 

10 Temmuz 2015 Cuma

ÇROP 8 Yaşında Otuz Üçüncü Yazı: Sighma

İlhan KEZER
…

SIGHMA

Cehalet, çekingenlikten beslenir.
Hoz Comics tarafından 2012 yılında İtalyan Bonelli ekolünden dilimize kazandırdığı tek sayılık hikâyelerden oluşan kitaplardan biride SIGHMA’ydı.


Bilim kurgunun alt türlerinden olan ve genellikle sistem eleştirisi üzerinden otoriter-totaliter yapıları anlatan Distopya türünde ki bu çizgi romanda, hafızasını silinmiş bir şekilde şehrin bariyerlerin hemen dışında uyanan isminin sonradan Victor olduğunu öğrendiğimiz kahramanın peşinden bir sistem tarafından yönetilen şehrin sokaklarında ve katlarında sistemi tanırken Victor’un asıl kimliğinin peşinden maceralara adım atıyoruz.
Yaratılan dünya ve sistemi tanımaya çalışırsak

 - 12 kattan oluşan yapı dış dünyayla tamamen kopuk bir şekilde sürdürülüyor. Çok eskiden yaşanan ve kimsenin hakkında fikir sahibi olamadığı, dünyayı vuran bir felaketten sonra kurulan yapının amacı hakkında bir bilgi sahibi olamıyoruz.
   
- Yapının amacının hikâyede verilmemesi nedeniyle, yapıdaki katlar üstünkörü bir şekilde sadece arka plan olarak kullanılıyor.

- Decrid denilen insan beynine yerleştirilen mikroçip sayesinde herkesin hafızası kontrol edilebiliyor, sisteme sorun çıkaranlar bu şekilde sıfırlanıp başka katlarda yerleştirilmiş hafızalarıyla yaşamlarına devam ediyorlar. Decrid insan merakının sonsuzluğu için güzel bir çözüm olup, bireylerin bariyer dışını merak ve keşif duygusunun hiç gelişmemesini sağlayarak hikayeyi yapı içine hapsediyor.

- Katlara yerleştirme, DNA özellikleri ve 5 yaşına gelip mikroçip takılmadan önce gösterdikleri gelişime göre dağıtım yapılıyor. En üst seviyede ki tanrı yerine geçen kişinin seçimini hikayede gördüğümüzde pekte tatmin olamıyoruz.   

- Sisteme karşı gelen grup bu seçimlerin yanlışlığı sonucun da ortaya çıkıyor. Bir de deliler, dahiler ve iflah olmazlar yapı dışında hapishane denilen ayrı bir binaya konuluyor.

- İnsanların suç eğilimi 4. katta oluşturulan sex,uyuşturucu,kumar ve içkinin serbest olduğu katta önlenmeye çalışılıyor. Suçun böyle basit ve dört nedene indirgenmesi kitaba yakışmamış.

- Zaman kavramı olarak Zehn kullanılmış ama ilk geçen yerde hemen kaç güne denk geldiği söylenip konu içinde öğrenme dürtüsünü yok ettiğinden kullanılmasa da olurdu.

Ön sözde esinlenilen distopya, polisiye ve bilim kurgu filmleriyle, kitaplarıyla nasıl bir atmosfer yakalamaya çalışıldığını görüp bu küçük ayrıntıları görmezden gelirsek, kitabın macera ve polisiye atmosferi bilim kurgu arka planıyla okumaya değer. Kahramanın kimlik arayışı sırasında kişiliğiyle ilgili öğrendikleri sonucu yaşadığı iç çatışma, diğer karakterlerle etkileşimi 286 sayfalık kitapta iyi işlenmiş durumda. Türü sevenler ve çizgi roman okurları için tavsiye edilir.     

ÇROP 8 Yaşında Otuz Birinci Yazı: Amazing Spider-Man

Berke Halman
...
Bundan yıllar önce şöyle denmişti. ''Bir böcek kahramanı kim sever ki'' Sanırım bunu diyenler kafalarını duvarlara vurmakla meşguldür çünkü bahsettiğim Örümcek Adam'dan başkası değil. İlk görünümünü 1962 yılında Amazing Fantasy'nin 15. sayısında gerçekleştiren Spider-Man şu anda bir kült haline gelmiş durumda ve bu kahramanın ilk hikayesine (ve diğer ilk maceralarına) rahatlıkla ulaşabilirsiniz, üstelik fahiş bir fiyat ödemeden. Peki nasıl?

Gerekli Şeyler, Spidey'nin Amazing Fantasy 15 ve Amazing Spider-Man 1'den 10. sayıya kadar olan çizgi romanlarını tek bir ciltte topladı ve bastı. Size şunu söylemeliyim Spider-Man seven herkesin kitaplığında bulunması gereken -hatta çizgi roman seven herkesin- Çünkü bu eser dünyanın belki en önemli süper kahramanın ilk ve resmi doğuşunu ilk düşmanlarını ilk halleriyle bulabileceğiz TEK ESER! Bu yüzden bu çizgi romanı mutlaka alın. Ancak size küçük bir uyarı. Çizgi Romanların yayınlanma zamanları cidden çok eski anlayacağınız diyaloglar ve özellikle çizimler sizleri fazlasıyla sıkabilir ve yorabilir. Ama şu bir gerçek, Spider-Man yıllar içinde bir çok şey değiştirdi ama bunun içinde espri kabiliyeti hiç değişmedi işte buna tanık olmak harika bir duygu. 

Eser hakkında söylenecek bir diğer şey ise siyah beyaz oluşu. Bu bazılarınız için olumsuz bazılarınız içinse ''klasik'' olduğu için oldukça nostajik gelebilir ama ben buna yarı ısındım. Ama talaş etmeyin çizgi romanların kapakları renkli basılmış ve ben renklendirmeyi sevdim. 
Kısacası The Amazing Spider-Man Klasik Cilt 1 her çizgi roman takipçisinin mutlaka kitaplığında bulunmalı zira Spider-Man bir kült ve ilk sayısının kitaplığınızda olması bence bir onur. (Unutmadan. Gerekli şeyler Klasik serisine devam ediyor. Cilt 2 çıkmıştı Cilt 3 umarım gelir) 


ÇROP 8 Yaşında Otuzuncu Yazı: THE FLASH, VOL. 3: GORİLLA WARFARE

Can Kirişcioğlu
...
THE FLASH, VOL. 3: GORİLLA WARFARE
The Flash sayıları ilerledikçe olaylar büyüyor da büyüyor, e tabi ki Barry Allen da koşturup duruyor. Olaylar o kadar büyüdü ki Yaşayan En Hızlı İnsan bile bir yerden sonra artık yetişemez oldu, siz düşünün yani! Bu 3. The Flash cildinde The New 52 serisinin #13 – #19 arası toplanıyor, ilk 5 sayısı Central City’deki Rogues saldırısı ardından aniden patlak veren Grodd istilasını anlatırken #18 ve #19’da ise Trickster sahneye çıkıyor. Yaratıcı ekip çizim işini bir iki sayı devretse de aynı, Francis Manapul ve Brian Buccelato.

İlk cilt daha çok yeni okuyucuları karaktere ısındırmak için “hafif” bir hikayeyle; New 52öncesi gerçekliğe, daha önceki diğer Flashlere ve “Speed Force” kavramına değinmeden başlamış ve ilk bir kaç sayıdaki hikaye dışında birbirinden bağımsız sayılabilecek sayılarla devam etmişti. İkinci cilt ise yine içerisinde 2-3 sayılık düzenli bir hikaye barındırsa da The Rogues grubunu yavaş yavaş toplamak için ayrı hikayelere dağılmış ve yine büyük bir Flash hikayesi sunamamıştı. Bu cilt benim için New 52 Flash serileri içerisinde en beğendiğim oldu, çünkü önceki iki cildin aksine bu tam bir bütünlük içinde.

Fazla spoiler vermeden anlatacak olursak Groddsonunda bir ordu toplayıp The Flash’in güçlerini almak için Central City‘i işgal ediyor. Bu sırada şehirde yine büyük işler peşinde olan Rogues çetesinin de katılmasıyla birlikte bol aksiyon dolu, Barry için ise sonunda oldukça koşuşturmacalı bir macera başlıyor. Bu hikayede en sevdiğim kısım da bu koşuşturmaca kısmı oldu aslında, çünkü sonunda Flash için gerçek bir zorluk var karşısında. Çünkü çizgi romanda, ama daha çok da dizi uyarlamasında bir noktadan sonra  “Abi madem kurşundan, Superman’den daha hızlıkoşabiliyorsun; denizin üstünde koşup koca bir uçağı titretebiliyorsun; peki adamları etkisiz hale getirmek için o kadar bekleyip konuşmanın ne alemi var?” sorusu akıllara gelmiyor değil. Neyse ki bu ciltte daha büyük olaylar ve Flash kadar güçlü bir düşman ile birlikte bu durum biraz daha normalleşiyor. Tabi ki her sayıda Flash kötü adamı ilk 2 sayfada etkisiz hale getirip kalan zamanda da pizza yese çok sıkıcı bir çizgi roman olurdu, ama kahramanın en uç noktalara kadar zorlanmasını görmek ayrı bir zevkli.

Sondaki 2 sayı ise Trickster‘ın bir cinayetle suçlanması hakkında. İşi çözmek Barry’edüşerken bir çizgi roman klasiği olarak güçlerini kaybetmesiyle birlikte işler zorlaşıyor. Bu sefer Brian Buccelato’nun tek başına yazdığı hikaye, “güçleri olmasa bile kahraman kahramandır” konusunu işliyor. Bazı kısımlar eğlenceli olsa da daha önce bu hikaye pek çok kez hem çizgi roman hem de sinemada işlendiği için -hemen aklınıza Spider-Man 2, ilk Thor filmi ve Iron Man 3 gelebilir- biraz eğlenceli anlar dışında benim için farklı bir şey sunmuyor.

Artwork kısmında Francis Manapul yine parlamaya devam ediyor. Flash’ın daha aydınlık ve diğer kahramanlara göre daha hafif hikayelerini masal kitaplarından çıkmışcasına renkli çizimlerle sunmaya devam ediyor. Panellemeleri yine önceki sayılardaki gibi akıcı, okumaya ayrı bir zevk katıyor. Sadece her sayının başındaki “DC Comics Proudly Presents” yazısını sayfaya yedirmesi bile benim içim Manapul’u ayrı bir yere getiriyor. 18 ve 19. sayıları ise Marcio Takara çiziyor. Kendisiyle ilk karşılmam oldu. Yandaki çizimde de görebileceğiniz üzere, genel tarzı ile ilgili pek bir problemim olmasa da siyahları kullanımını sevmedim gereksiz bulduğum için sevemedim.


Marvel’da Spider-Man’dan Nova’ya, son zamanlarda Ms. Marvel’a kadar çocuk ve gençlere hitap edecek genç kahramanlarıı varken DC Comics tarafında Teen Titans dışında böyle ikonik karakterler görmek zor. Her ne kadar Barry Allen da okul üniversite işlerini bitirip genç adam problemleriyle boğuşsa da özellikle dizi uyarlaması ve daha aydınlık dünyası ile bu boşluğu biraz doldurabilir gibi duruyor. Çizgi romanı da şimdilik iyi gidiyor, son sayıda artık Reverse Flash ve diğer Speedsterlara göz kırpıldığına göre okumaya devam!

ÇROP 8 Yaşında Yirmi Dokuzuncu Yazı: Hawkeye

Yusuf Aydın
…

HAWKEYE (2012)

Büyük süper kahraman takımları içindeki normal insanları genelde pek sevmem. Çünkü etrafta; yumruğuyla binalar yıkan, yıldırımlar düşürebilen, büyüler yapan, teknolojik zırhlar içinde ışınlar atabilen insanlarla dolaşmaları ve o kadar olaya rağmen her şeyden sağ salim çıkmalarını yadırgarım. Bu nedenle –özellikle ilk filmdeki imajından sonra- Hawkeye hiç ilgimi çeken bir kahraman olmamıştı. Ta ki Fraction ve Aja’nın eserini okuyana kadar. 

Fazla girmek istemesem de konusu kabaca Hawkeye’nin Avengers’dan ayrı takıldığı zamanlarda başına gelen değişik olayları anlatıyor. Apartman komşuları, side-kicki, street-level diyebileceğimiz kötüleriyle geçen günler. Fakat bunları kötü anlamda söylemiyorum. Aksine her hikaye insanı içine çeken, hadi bunu da okuyayım sonra bırakırım dedirten bir yapısı var. Ve söylemeden geçemeyeceğim; en güzel yanlarından biri dayak yiyen, dayak yedikten sonra bandajlarla gezen, hastanelik olan bir kahramanımız var.

Çizimleri ve anlatım tarzı kesinlikle alışılmış Marvel çizgi romanlarından çok farklı. Bu benim çok hoşuma gitti. Sayfa kullanımı, olayların küçük karelerle akışı, balonlar hepsi harika olmuş. Gerçi kabul etmeliyim üst üste bölümler okuyunca biraz yorucu oluyor. Sayfadaki bazı güzel ayrıntıları kaçırabiliyorsunuz ama olur o kadar.


Fraction ve Aja’nın bu işi kesinlikle Hawkeye’yı gözümde oldukça yükseltti. Bi Daredevil ayarına geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Son olarak diyeceğim Dünya’yı yok eden tehlikelerden sıkıldınız, yine de bir kahraman hikayesi okumak istiyorsanız kesinlikle Hawkeye okumalısınız. Hatta sıkılmamış olsanız bile okuyun. İngilizce hardcover cildini Gerekli Şeyler’in internet sitesinden bulabilirsiniz. İngilizce falan demeyin okuyun okutun!

Linkler

Related Posts with Thumbnails