CR İnceleme-Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CR İnceleme-Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Flash Gordon'un Ülkemizdeki Feza Yolculuğu

Mustafa Erer

....

Güzel bir Baytekin' le merhaba diyelim. Çizgi romandan oyuncağa; oyuncaktan sinemaya fantastik dolu bu yolculukta tüm çizgi roman seven dostlarımı hep birlikte bu rokete davet ediyorum. Birlikte uzayın derinliklerine, Mongo gezegenine gidip, dünyamızı yok etmeyi planlayan kötü kral Ming' e karşı Baytekin komutasında savaşalım

🙂


1934 yılında Amerika da, sanatçı ve ressam Alex Raymond tarafından çizgi roman olarak doğan Flash Gordon, bir yıl sonra 1935 yılında Türkiye' ye gelir. Türkçe çevirisi ve yerelleştirmesi yapılırken baş kahramanın adını Tekin koyarlar ve daha klas bir isim olsun diye Bay Tekin olarak sunarlar. İlk kez 1935 yılında, Çocuk Sesi dergisiyle tanıtılır.

1939 yılına gelindiğinde, Amerikalı bir oyuncak şirketi olan MARX tarafından Teneke, Kurma Mekanizmalı Uzay roketi oyuncağı yapılır.

Ülkemizdeki farklı yayın evlerinin de ilgisini çeker ve çizgi romanları yaygınlaşır. 1940' lı yıllarda Çocuk Haftası, 1960' lı yıllarda Büyük Ateş ve Ateş dergileri, 1970' li yıllarda Uzay Yayıncılık, Tay Yayıncılık gibi farklı yerel yayınlarca çizgi roman severlerin dünyasına konu olur. Sinemaya da uyarlanır.

Amerika da Flash Gordon olarak çekilen birden fazla olan filmleri Türkiye' deki sinemalarda Baytekin adıyla Türkçe seslendirmeli olarak filmleri yayınlanır. 1967 yılında " Baytekin Fezada Çarpışanlar " adlı sinema filmi ilk ve tek Türk yapımlı filmidir. Görseldeki siyah beyaz fotoğraf, filmde Uzay amiral rolünde merhum Muzaffer Yenen ( fotoğraf orjinal dia fotoğrafıdır ).

1980' li yıllara gelindiğinde yeni jenerasyon çocuklarına bu efsane çizgi romanı tanıtmak amacıyla dönemin ünlü çocuk dergisi Milliyet Çocuk dergisinin 1982 özel sayısıyla tekrardan merhaba der okuyuculara.

3 Mayıs 2026 Pazar

Kısa Bir Ratip Tahir Burak Notu

Mehmet Kurt
...
Ratip Tahir BURAK; 1950'ler de, birçok gazetede tarihi öyküler yazıp-çizen, en önemli ve en tanınmış resimli romancıların başında gelir... 

Onun eserleri için, Türk resimli romanının öncüsü ve başlangıcı diyebiliriz. Çizdiği resimler, bir portreyi andıran tabloluk bir değerde olsa da, gerek senaryolarındaki ve gerekse resimlerindeki durağanlıktan dolayı, eserleri o denli popüler olamamış ve bundan dolayı da bir akımın başlaması daha sonraki yıllara kalmıştı.


 

20 Nisan 2026 Pazartesi

Baytekin'le Avcı Baytekin Farklı Çizgi Romanlardır!

Mustafa Erer
...
Bazı çizgi roman okuyucular, Avcı Baytekin ve Baytekin romanlarını karıştırıyorlar.

İki çizgi romanın yazarı aynıdır ama türleri farklıdır. 1934 yılında amerikalı sanatçı Alex Raymond, Avcı Baytekin' in aslı olan "Jungle Jim" çizgi romanında, ormanda yaşayan ve ormanda serüvenli hayatı olan bir adamın hikayesini anlatır. Ülkemize 1939 yılında tanıtımı ilk kez dönemin Afacan Çocuk dergisiyle, daha sonra 1001 Roman dergileriyle devamını sağlayan bu eser Türkçe uyarlamasıyla birlikte adını Avcı Baytekin olarak gösterirler. İsim olarak neden bu ismi uygun görmüşler bilinmez ama o yıllarda büyük bir yerli çizgi roman uyarlaması olan uzay macerası Baytekin' le rekabet gibi olmuş. Urfa Kebap - Öz Urfa Kebap misali... :)))

Haftaya mükemmel bir Baytekin köşesiyle buluşmak dileğiyle.

ÇROPFace yazışmalarından:

Güven Erkin Erkal
...
Devamı da var. 1950'li yılarda Johnny Weissmüller Tarzan'la meşhur malum. Weissmüller'in de bir miktar Jungle Jim filmi geliyor. Afişlerde isim ya Tarzan ya da Baytekin olmuş. Baytekin bu tip durumlarda joker isim gibi. Buck Rogers gelmiş sinemalara onun da adı Baytekin. Hadi ona yine amorti var. Oyuncu nedeniyle tutuyor. Daha geçenlerde bir müzayedede Buck Rogers'ın Türkiye gösterim Baytekin afişi çıkmıştı. Satıcı, Flash Gordon Türkiye baskı afişi diye koymuştu. Arasak bir kaç Baytekin daha çıkar böyle.


 

15 Ocak 2025 Çarşamba

Tex'in Dostu El Morisco ve Tarihin Unuttuğu Katliamlar

Ümit Kireççi
...
Bir Tex (Teks) okuru olduğum söylenemez. Hatta beğendiğim bile... Ancak bu gerçek Tex'in okuruyla bütünleşmiş sağlam bir yapı içerdiği gerçeğini değiştirmez. Haliyle de birçok ayrıntısının bilinmesi gerektiğini. El Morisco bu ayrıntılardan biri. ""El Morisco" yani adını  İspanyadaki Endülüs Emevilerinin kıyıma uğrayan son fertlerinden alan karakter.  



El Morisco, basitçe özetlersek Tex çizgi roman dizisindeki kanun adamı kahramanların arkeoloji ve gizem uzmanı Müslüman kökenli mısırlı (!) dostudur. Varlıklıdır ve bazı olayların çözülmesinde büyük yardımları olmuştur. 

Ben, kendisine verilen bu ismin kökenini İspanya tarihi hakkında araştırma yaparken henüz öğrendim. Açıkçası bu karakteri yaratan sanatçının neyi amaçladığını anlamamış olmakla birlikte çizgi roman sanatçılarının dünya tarihiyle mitolojisinden serbestçe yararlanma alışkanlığını bildiğimden çok da eşelemedim. Ancak tarihi katliamlarla örtüşmeyen bir kullanımı yadırgadım.

Moriskolar

Her şey MS 756 yılından itibaren İspanya ve Portekiz topraklarında hüküm süren Endülüs Emevi devletinin 1031 yılında yıkılmasıyla başlıyor. Hristiyan devletin Müslümanların saltanatını sona erdirmesiyle birlikte büyük bir asimilasyon çalışması başlatıyor. Bu dönemde çeşitli kültürlere mensup Müslümanlar Morisko olarak adlandırılıyor.

1500'lere kadar süren bu etkin çalışma büyük baskılara boyun eğen Müslümanlar ya topraklarıyla evlerini bırakarak başka ülkelere göçmüş veya din değiştirmiştir. Buna karşın sürece gizlice veya alenen karşı çıkanlar da olmuştur. Gizlice direnenler toplum içinde çoğunlukla İsevi gibi görünürken evinde veya gizli buluşmalarda namaz kılarak, dualar okuyarak, çocuklara İslamı öğreterek karşı çıkışlarını sürdürmüşlerdir. Ancak zamanla yaşlıların ölümü, rahat eğitim verilememesi, Arapça konuşulmasının yasaklanması, toplum içinde fazlaca Hristiyan gibi davranmalar zamanla asimilasyonun etkisini arttırmıştır. 



Asimilasyona ve baskılara açıkça karşı çıkanlar ismini bir müzik aleti olan klarnetten bildiğimiz Gırnata Emirliğine sığınmışlardır. 1232-1492 yılları arasında varlığını sürdüren bu emirlik 2 Ocak tarihinde büyük bir saldırıya maruz kalmış. Bu savaşta 1 (bir) milyon Müslüman öldürülmüş, 300.000 bin kişi ya din değiştirmeye ya da sürgüne maruz bırakılmıştır. İspanya içinde dağıtılanların yanı sıra Akdeniz'in çeşitli bölgeleri gibi bazılarının bizde Adana yöresine taşındığı kayıtlar arasındadır. 

İşte Tex'in arkadaşı El Morisco ismini bu katledilen, yok edilen, tarih sahnesinden silinen topluluktan alıyormuş.  




10 Şubat 2021 Çarşamba

"Tom & Jerry’yle Kafayı Bulmaya Hazır Mıyız?" Bir Çizgi Filmin Yaratılış Hikayesi

Ümit Kireççi - umitlila@gmail.com

Çocukluk anılarımız arasında eminim ki alkol hiç yoktur. Hele hele çizgi film deyince alkolle yan yana gelen anımız hiç olmamıştır. Evet, belki bizi kendimizden geçirip sarsan, keyif veren yüksek aksiyonlu işler izlemişizdir. Ama Tom & ve Jerry deyince aklımıza bu isimlerin 1821 yılında kaleme alınan bir hikaye, tiyatro oyunu ve çok daha eskilerden romlu bir kokteyl olduğu hiç gelmez.

Bildiğimiz Tom ve Jerry

Bildiğimiz Tom ve Jerry ikilisi bir kediyle farenin eğlenceli mücadelesidir. Muhtemelen bunun dışında bir şey söyleyecek kimse çıkmaz. İşte bir kedi var evini korumaya çalışıyor. Bir de fare var hayatta kalmak için evde kendini zorla misafir ediyor. Kapıda iri bir bekçi köpeği, evin sahibi / sahipleri, sokak kedileri, küçük fare, dişi kedi ve fareler, bazen ördek, bazen balık bu süreçte konuk olurlar bölümlere.

Muhteşem bir müzik, müzikle uyumlu hareketler, konuşmayan iki figürün olağanüstü inandırıcılıktaki eylemleri ve müthiş bir mizahla donanmış gerçekliğin karikatürleştirilmesi.

Kısacası Tom ve Jerry çocukluğumuzun şiddet dolu olup şiddete yönlendirmeyen eğlenceli itiş kakışıydı.

Figaro’nun düğünü, Macar Rapsodisi gibi konserlerdeki zarafet. Üç mouseketeer’in ikili versiyonları. Evladına düşkün Spike’ın (bekçi köpeği) endişeleri. Tom’a rakip gelen kedi ve kedi tipli robotlar… Güzeldi o bölümler. Aksini iddia eden var mı? 

Tarihler 1940’ı gösterdiğinde efsanevi Hanna-Barbera yaratısı olarak ortaya çıkmış Tom ve Jerry. İkilinin ortak çalışması 1958 yılına kadar sürmüş. Daha sonra günümüzde halen devam eden diziye birçok yetenekli yazar ve çizer katılmış her biri kendi dönemi içinde bu çizgi filme yorumlarını katmışlar. Ancak hiç konuşmayan karakterlerin konuşması yakın zamanda gerçekleşmiş. Bununla birlikte ara ara denk gelince göz atıyorum, ev içinde geçen ve gerçekçi bir tarzın komedisi olarak sunulan mücadele uzaya kadar ulaşmış durumda.

Çağın gerekleri veya malzemenin tükenişi Tom ve Jerry’nin naif ve zarif yapısını bozmuş gibidir. Ama tabi bu bir zamanlar çocuk olan benim bakış açıma göre öyle. Oğlum yeni yapımları izlerken gevrek gevrek gülüyor görüyorum. Hani bu noktada çok da şey yapmasam iyi olur… Bir bakıma şöyle özetleyebiliriz durumu: (yeni bölümleri hiç sevmiyorum ama) Efsane devam ediyor.

Sene 1821 ve Tom & Jerry İkilisi Londra’dan El Sallıyor

Tam adı The True History of Tom & Jerry: or, Life in London olan roman İngiliz gazeteci, spor ve popüler kültür yazarı Pierce Egan tarafından kaleme alınmıştır. Yazar, 1811-1820 yılları arasında babası yerine naiplik yaparak krallığı yöneten kral IV. George’un Regency (Naiplik) adı verilen dönemini yansıtmaktadır.

1820 Londrasının sosyetik gece ve gündüz yaşantısını derlemiştir. Bunu da Jerry Hawthorne ile zarif ve sosyetik arkadaşı Corinthian Tom’un ağzından yapmıştır. Bu ikili Londra sosyal yaşantısını, mekanlarını sokak sokak dolaşarak, kıyafet modasını, kanlı horoz dövüşlerini, boks maçlarını, sergileri deneyimlemişlerdir. Bu yolculuk esnasında ikili Londra’nın sosyetik kesimlerinin yanı sıra en yoksul kesiminin de eğlence hayatını yakından gözlemlemişlerdir. Eser son derece eğlenceli bulunmuştur. Özellikle Isaac Richard’la George Cruickshank illüstrasyonları da eseri ilgi çekici hale getirmiştir. Böylece eserde Londra’nın toplumsal panoraması görselleştirilerek okura sunulmuş, bir tür tarihi belge hüviyetine dönüştürülmüştür.

Tom & Jerry, or Life in London’un çok popüler olmasının ardından tiyatrocu William Moncrieff eseri sahneye uyarlamıştır. Bu uyarlama 1821-1823 yılları arasında 3 perdeyle 21 sahneden oluşan bir oyun olarak izleyiciyle buluşmuştur. 1823 yılı itibariyle de New York sahnelerine atlamıştır. Böylece ABD Tom and Jerry’yle tanışmış olur.

Pierce Egan 1828 yılında bu hikayeyi tamamlamış başka eserleri yazmaya yönelmiştir.

Ama bu arada popüler kültüre “sorumsuzca gezen gençler” anlamına gelecek olan Tom and Jerry kavramını hediye etmiştir (kaynak – miki-wihai).

Tom And Jerry Kokteyli

Peki Pierce Egan sadece Tom and Jerry kavramını mı hediye etmiş popüler kültüre?

Hayır!

Yazar aynı zamanda eserinde geleneksel bir Noel içeceği olan eggnog’a rom ve brendi eklemiş, büyükçe bir kupada sıcak servis edilen içeceği yaratmış ve ABD’nin geleneksel eggnog’una alışkanlık yaratacak bir dost yaratmıştır.

Böylece Tom and Jerry ABD toplumunun yakından bildiği ve sosyal yaşantısında yer verdiği bir olguya dönüşmüştür.

Hatta bu olgu öyle bir hale gelmiş ki ortaya bu ismi taşıyan ve bizde hiç tanınmayan ilginç bir çizgi film çıkmış.

Bir Garip Tom And Jerry

1931-1933 yılları arasında yayınlanan kısa ömürlü çizgi film dizisinde tiyatro eserinden veya kokteylden geldiğine inanılan biri uzun (Tom) diğeri kısa (Jerry) iki komik tipleme yer alıyordu. İki stüdyonun ortaklığıyla yaratıldığına inanılan çizgi filmin konusu her bölümde değişmekteydi. Tiplemeler birbirleriyle bağlantısı olmayan işlerde çalışıyor duruma göre absürd mizah türü olaylar yaşıyordu.

Birçok çizgi filmle benzerlik gösteren çizgi film arzu edilen popülerliğe ulaşamadığından 1933 yılında sonlandırıldı.

Ve Tekrar bizim Tom Ve Jerry

Birçok çizgi işinde yer alan Barbera günü gelmiş Hanna’yla tanışarak ekip kurmuştu. Akıllarında “birbirlerine denk akılda iki tiplemenin” eğlenceli mücadelesini anlatan bir animasyon fikri oluşmuştu. Ancak bunu yapımcıya Fred Quinby’ye kabul ettirmekte zorlanmaktaydılar. En nihayet izin çıktığında da akıllarındaki rakip ikiliyi bir tilkiyle bir köpek olarak tasarladılar.


Ancak daha sonra çekilen bir animasyonda ilk kez kediyle fare ikilisi ortaya çıkmıştır: Puss Gets The Boots. Ezop’un ünlü “Kediyle Fare” fablından ilham alan animasyonda kedinin adı Jasper, farenin adı filmde geçmese de kağıt üzerinde Jinx’tir. Ayrıca daha sonra aşina olduğumuz bir başka karakter daha vardır: Siyahi hizmetçi. Hanna, Barbera ve yapımcı Rudolf Ising imzasını taşıyan iş tüm düştü kalktılı komikliklere rağmen tutmayınca rafa kaldırılmış. 


Derken beklenmedik bir şey olmuş, Teksaslı iş kadını Bessa Short stüdyoya başvurarak kedi ve fare desenli kısa animasyonlar talep etmiştir. Üstelik de stüdyoyu ikna ederek rafa kalkan projenin canlandırılmasını sağlamıştır. Bunun üzerine kedi-fare ikilisinin yeniden adlandırılması için yarışma düzenlenmiştir. Animatör John Carr hem erkek kedilere Tom Cat adının verilmesinden dolayı hem de noel kokteylinden ilhamla bu ikiliye Tom ve Jerry adını vermeyi teklif etmiş 50 dolarlık birincilik ödülünü kazanmıştır. Böylece de bizim bildiğimiz Tom ve Jerry start almıştır.

Ancak bir başka ilginç gelişme de 1941 yılında Puss Gets The Boots animasyonunun En İyi Kısa Konulu Çizgi Film dalında Akademi Ödülü adayı gösterilmesidir. Ancak talihsizlik bu ya adaylık sürecinde jenerikte Ising’in adı geçse de Hanna’yla Barbera’nın adları atlanmıştır.

Sonuç

Bu işte…

Zıpır bir yazarın yarattığı komik bir roman tiyatroya uyarlanmış. Romandaki karakterlerin isimleri dillere dolanarak adeta deyime dönüşmüş. Üstelik aynı eserde uydurulan bir içecek deyimleşen isimlerle anılan geleneksel bir alışkanlığa dönüşmüş. Sonra da toplumun aşina olduğu isimler ilgi çekeceği düşüncesiyle çizgi filme uyarlanmış. Ve o kadar şanslıyız ki tarih içinde yitip gidebilecek bu olay iki yetenekli sanatçı sayesinde bir anlamda torunlara kadar ulaşmış.

Ama sonuç olarak artık bu yazıyı okuduysanız yazının başına atıfta bulunarak yazıyorum: Artık Tom and Jerry sözcüğünü her duyduğunuzda aklınıza alkollü kokteyl de gelecek.


31 Mayıs 2020 Pazar

Kontrol Edebilmek İçin Fişlemek: Civil War

Ümit Kireççi - umitlila@gmail.com
...
“Captain America: Civil War” yaklaşırken zihnimde çakan bilgileri şöyle bir yokladım ve aslında birçok şeyi yanlış bildiğimi gördüm. Bildiğiniz üzere Civil War hükumetin kahramanları kayıt almaya kalkışması ve bunun üzerine “bireysel özgürlük” kavramıyla sistemin adamı olmak arasında bocalayan kahramanların kapışmasını konu ediyordu. Ben bu olayı ilk kez DC Comics’in JSA dizilerinde okumuştum. O yüzden de Marvel Comics’in DC’den fikir devşirdiğini düşünüyordum ki durum hayli farklıymış.


The Registration

Acts (
Kayıt Hareketi) —the Mutant Registration Act (MRA) (Mutant Kayıt
Hareketi), the Superhuman
Registration Act
 (SRA or SHRA) (Süper Kahraman Kayıt Hareketi) ve Vigilante Registration Act (VRA) (Vigilante Kayıt Hareketi – Yasası) kavramları comics dünyasında defalarca kullanılmıştır. Bu kurgusal yasalara göre süper gücü olmayan insanların yönettiği kurgusal Amerika’da farklı ve süper güçleri olan kişilerin kontrol altına alınabilmesi için bir tür fişleme yasası yürürlüğe sokulmaktadır. Bu kayıt yasası olayının rastlandığı çizgi romanlar arasında DC’nin Justice Society of America grubu, WatchmenAstro City ve Powers gibi çizgi roman dizileri bulunurken The Return Of Captain Invincible (1983) ile The Incredibles (2004) adlı sinema ve çizgi filmler yer alıyor.

Ancak kayıt yasası olayını ilk kez kullanan yayın evi 1981 yılıyla Marvel Comics olmuştur. Bu konseptin ilk kullanıldığı çizgi roman dizisi 1981 yılında 141. sayısıyla Uncanny X-Men olmuş. Kayıt Yasası kavramının ilk kez kullanılışı ise 1984 yılında yine Uncanny X-Men çizgi roman dizisinin 181. sayısına denk gelmiş.


Kullanılan adlarından da anlaşılacağı üzere her iki kavram da mutant ve süper insanları fişleme derdindedir: Mutant Registration Act (Mutant Kayıt Yasası) ve Superhuman Registration (Süper insan Kayıt Yasası).

2006 yılında basılan Civil War hikayesine kadar Marvel Comics’in birçok çizgi roman ve çizgi
film dizilerinde bu konu sıkça kullanılmıştır. İşte şimdi de bunu sinemada izlemeye hazırlanıyoruz.

DC Comics’de ise herhangi bir kavramla adlandırılmış olmamakla birlikte kahramanların gerçek kimliklerini açıklamaya zorlanmaları ve maskelerinin çıkarılmasının istenmesi meselesi çok daha gerilere gidiyormuş. Hem de 1951 yılına. Kurgusal bir 1951 tabii. Asıl sene 1979’dur. Paul Levitz’in yazdığı “The Defeat of the Justice Society!” başlıklı Adventure Comics’in 466. sayısında House Un-American Activities Committee adlı bir kurum JSA üyelerini maskelerini çıkarmaya zorlar, kahramanlar da buna uymak yerine işi bırakmaya ve dağılmaya karar verirler. 1985 yılında ise 4 sayılık JSA dizisinde Roy Thomas’ın yazdığı kardeşi Dann Thomas’ın çizdiği “America vs The Justice Society” dizisinin dördüncü sayısında bu tema yinelenmiştir. Bu sırada tarihler 1985’i göstermektedir. 


“Registration today, gas chambers tomorrow”. (Bugün kayıt (fişleme), yarın gaz odaları) sözleriyle kaygıların dile getirildiği bu kayıt-fişleme yasası neresinden bakılırsa bakılsın özgürlükleri kısıtlayan bir harekettir ve her daim karşı çıkılması gereken bir durumdur.

Peki, ama hangi çizgi romanlarda yer almıştır bu kayıt yasası?

Marvel Comics
  1. Uncanny X-Men 141 (Chris Claremont – John
    Byrne
    )
  2. The Amazing Spider-Man 529 – 531 (2006, J.
    Michael Straczynski
    )
  3. New
    Mutants
     1
  4. Uncanny X-Men 181 (Chris Claremont)
  5. 80’li yılların Uncanny X-Men, X-Factor ve New Mutants çizgi roman
    dizileri
  6. Fantastic
    Four
     335-336 (1989-1990, Walter Simonson)
  7. Alpha
    Flight
     120 (1993, Simon Furman)
  8. Civil War  (2006, Mark Millar
  9. Captain
    America 343 (1988)
  10. Captain Britain and MI-13 (2008)
DC Comics Evreninde

  1. Adventure
    Comics 466 (1979, Paul Levitz)
  2. Suicide
    Squad
     1 (1987, John Ostrander)
  3. Secret
    Origins
     14 (1987)
İşin özü o ki 1950’lerde gerçekleşen ve kişi hak ve fikir özgürlüklerine saldırı niteliği taşıyan McCarthy hükumeti dönemine göndermelerde bulunan JSA hikayesinin ardından bugünlerde yinelenen ve terör gerekçesiyle hortlatılan fişleme öyle ya da böyle comics alemince karşı çıkılan bir uygulama olmayı sürdürüyor gibi görünüyor.  

Bu arada iç savaş anlamına gelen Civil War isminin değiştiğini öğrendim. Ülkemizde isim farklı olacakmış. Akıllıca bir karar sayılır bu. Sonuçta ülkenin gidişatı kötüyken bu isimle film gösterime girmesi hayli tepki çekebilirdi. Ancak “fişlenme” her şekilde devam ediyor memlekette ki işin özünü
izleyen herkes anlayacaktır.  

Zagor'da ve Fumettide Crossover, Uzay Yolu, Star Wars, Doctor Who ve dahası :)

Ümit Kireççi - umitlila@gmail.com
...
Zagor, Çizgi Düşler Yayıncılık tarafından basılan Zagor Özel Sayı dizisinde “…Başka yer…” deyince “crossover” kavramının sadece comicslere özgü olmadığını hatırladım. 

Kahramanların çizgi roman yayınları arasında yolculuk yapması, farklı karakterlerin işbirliğine gitmeleri ve ortak macera yaşamaları İtalyan Çizgi Romanı Fumetti’de de var. Üstelik de oldukça etkililer. Zagor’la Başka Yer arasındaki etki gibi…


Zagor kimdir?

Zagor, 1961 senesinde Sergio Bonelli ile Gallieno Ferri ortak yaratısı olarak çıktı çizgi roman sahnesine. Elinde taş baltası, üzerinde ilginç kartal desenli kırmızı gömleği, yanında tombul arkadaşı Çiko, aklında uygulamaya kararlı olduğu barış ülküsü… Böyle biriydi işte Zagor. Asıl adı Patrick Wilding olan kahraman küçükken anne ve babasını kaybeden, daha sonra bir avcıdan ders alan, zaman içinde kendini geliştirerek Darkwood bataklıklarında Tarzancılık oynayarak Kızılderililere tanrı gibi görünme numaraları yapan biridir. Gerçi sonradan Manitu’nun lütfuna mazhar olarak gerçekten de tanrısallaşır gibi olmaya başlar yer yer. Ama bu değişim onu asla değiştirmez. Her zaman olduğu gibi mütevazı ve idealist kişiliğe sahiptir, ödün vermez.

Basit bir western kurgusu vardır. Ve tabii sıradan masal kurgusu. Huzurlu ve düzenli bir gidişatı barış düşmanları bozar, insanlar bir şekilde kahramandan yardım ister veya kahraman olaya dahil olur, macera yaşanır, düzen eski haline döner. Bunlar hep alışılagelmiş balta, ok, tabanca yöntemleriyle gerçekleşir. Oysa benim gibi bazılarının hoşlandığı hikayelerinde Zagor klasik western kurgusunun dışına çıkarak bazen periler alemine, bazen uzaya, bazen mitolojik dünyalara, bazen de başka çizgi roman karakterlerinin sayfalarına konuk olur. İşte o zaman Manitunun el vermesi de “Baltalı İlah” sıfatı da bence daha ön plana çıkar. Ayrıca bu olağanüstü ortamların olağanüstü maceralarının western dönemi kültürü içinde işlenmesi bambaşka bir tat verir. İşte bu noktada “Başka Yer” aynı mantık çerçevesinde önemli bir işlev üstlenir.


Başka Yer’den Hikayeler / Storie Da Altrove

Başka Yer, ilk kez 1987 yılında bir Martin Mystere (nam-ı diğer Atlantis) çizgi romanında görülmüş bir organizasyondur. Daha sonra sırasıyla bu organizasyon Bonelli’nin birçok yayınında ortaya çıkmıtır. Çizgi Düşler’in yayınladığı Zona X, Nathan Never, Doğan Egmont’un Zagor’u ve Lal Kitap’ın Dylan Dog’unda.

Ancak ilginçtir bu organizasyon 1987 yılından itibaren farklı yayınlarda boy gösterirken kendi dizisine ancak 1998 yılında kavuşmuştur. 

Peki nedir bu Başka Yer?

Başka Yer, 1776 yılında ABD başkanı Thomas Jefferson’la Benjamin Franklin tarafından kurulmuştur. Onlara falcı-medyum Amanda Janozs’la Fransız maceraperest Jean Bientot – Lois eşlik etmiştir. Gizemli, büyülü, paranormal ve bilim kurgusal olayları çözmek üzere kurulan Başka Yer o dönemin bilimsel birikimlerini temel alarak maceraların kapılarını açar. Bu arada Edgar Allan Poe, Van Hellsing, Sherlock Holmes ve Arsen Lüpen gibi kurgusal karakterler veya kimi kurgusalların babası sayılabilecek sanatçılar olayların göbeğinde yer alır.


Ancak diziyi okuyanlar Başka Yer’in üssüne dikkatli baktığında koridorlarda yürüyen Dalekleri, Jedi’ları, Conan, Doctor Who, Uzay Yolu karakterlerini görebilirler. Bu şekilde Başka yer’den hikayelerin sonsuz olanaklara sahip olduğu sonucuna varmak da kolaylaşır.

Bu arada tarihin farklı dönemlerinde gerçekleşen farklı paranormal ve bilimsel anormallikleri çözen Başka Yer ajanları sık sık değişirken okurlara dünya çapında bir geziyle farklı kültürlerin olağanüstü lezzetlerini tattırıyorlar desem yeridir.  

Başka Yer, Poe ve Zagor

Zagor, Özel Dizisinin 6. Cildi 145. sayfası 5. karesinde küçük bir çocukla konuşurken anıyor adını Başka Yer’in. “Christopher Ölmeli” başlığını taşıyan öyküde telepati ve telekinezi tabanlı olağanüstü güçleri olan küçük bir çocuğun güçlerini anlayabilmesi, denetleyebilmesi için organizasyonun ona yardımcı olabileceğini açıklayıp önerirken. 

Sonra da finalde anılır Başka Yer bir kez daha. Christopher’a anne-babalık yapmak isteyen çiftin onu oraya götürecekleri konuşulur. Konu kapanır, macera biter. 


Ama benim yazıma konu olacak çağrışımlar da bundan sonra başlar.

Önce Aksoy yayıncılık, ardından Doğan Egmontca orijinal fumetti boyutunda basılan Zagor’un editörlüğünü Ege Görgün, çevirilerini Ay Barka’nın yaptığı dizisinin 23. sayısında “Özel Ajan” hikayesinde Başka Yer’le ve hikayeleriyle karşılaşmıştım. Boselli’nin yazdığı, Ferri’nin çizdiği hikayede “Agente Speciale” (no 376) şehirde başlıyordu. Kalabalık içinde insanlar bıçaklanarak öldürülüyor ancak katil bir türlü görülemiyordu. Daha sonra “Raven (Kuzgun)” kod adlı özel ajan yazar Edgar Allan Poe müdahalede bulunarak bunun tek kişinin işi değil de… Okuyun işte ilginç bir çözüme ulaşarak katili yakalıyor. Böylece de Başka Yer yöneticileri tarafından Zagor’la işbirliği yapmak üzere Darkwood’a gönderiliyor.

Bunun devamında da dört sayı süren olağanüstü bir macera okuyor, uzaya açılıyor, şeytan bebeklerle kapışmalara tanık oluyor, hayata dönen düşmanları görüyoruz. 

Bu hikayeye Altrove Da Storie’nin ilk cildinin 176. sayfasının 5. karesinde atıfta bulunulduğunu görüyoruz. Hem de Poe’nun tablosu önünde. Atıfta bulunan da ABD başkanlarından Grant oluyor. Sonrasındaysa 7. ciltte “Karanlıkta Bağıran Ev” hikayesinde Poe’yu tek başına serüven içinde görüyoruz. Ve tabii yine Zagor karşılaşmasına gönderme yapılıyor ve hayli çarpıcı, gotik bir hikayeyle baş başa bırakılıyor okur.  

Carlo Recagno’nun yazdığı, Sergio Giardo’nun çizdiği hikayenin orijinal adı “La Casa Che Urlava Nel Buio”. Çeviren Yılmaz Dağlı. Yayıncı Çizgi Düşler.

Özetle “Crossover” Olayı Sadece Comics’de Yok

Çizgi roman ekollerinin birbirlerinden etkilenmediklerini söylemek yanlış olur. Onlarca örnekte göreceğimiz üzere her ekol diğerlerinden bazı uygun parçaları alarak okurlarına yeni zenginlikler sunabiliyorlar. Bu bağlamda Fumettilerde de çizgi roman dizileri arasında kahraman yolculuğu yapılmasını yadırgamamak gerekir. Ayrıca da bir ekolü diğerinin önüne geçirmeye kalkmak da çok yerinde olmaz. Bunun yerine her birinden farklı lezzet almanın yollarını bulmak gerekir. Elbette comics, manga, frankofon, fumetti ekollerinden birine dalmak çıkışı olmayan bir yola girmek gibidir. 

Asla tam anlamıyla uzmanlaşma sağlanamayacağından başka ekollere zaman ayırmanın mantığı sorgulanabilir. Bence bunun yanıtı inatla ve saplantılı bir şekilde çıkışı olmayan yola mı girileceği, yoksa kendini geliştirmek isteyen okurun ayrım yapmadan sanattan zevk almanın yoluna mı gireceği seçeneğinde gizli. Yol uzun, virajlar tehlikeli ve sapaklar hemen önümüzde. Hızlı karar verin, yolu geçmeyin, geri dönüşü olmayan süreçleri yaşamayın. Sonuçta bütün yollar çizgi romana çıkıyor!

Le Peregrine Adlı Karakteri Tanıyor Musunuz?

Ümit Kireççi - umitlila@gmail.com
...
Ransom Riggs’in “Bayan Peregrine‘in Tuhaf Çocukları” (Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children) adlı romanından uyarlanan sinema filmi biraz X-Man biraz şu biraz bu gibi havalardan çağrışımlar yapsa da benim aklıma Marvel Comics’in hayal dünyamıza armağanı olan bir başka Peregrine daha geliyor: Le Peregrine


Fransız asıllı bir kahramandır, Le Pregrine. İsmini Doğangiller familyasındaki alan kahramanın İngilizce adı Peregrine Falcon, Latincesi Falco peregrinus, Türkçesi Bayağı doğan Gökdoğan, Alaca doğan ya da yalnızca Doğan’dur. Resimdeki kostüm tasarımından da anlaşılacağı üzere uçan bir kahramandır ve tıpkı ismini aldığı kuş gibi eşsiz bir hızda ve teknikte dalışlar gerçekleştirebilmektedir.
Benim bu kahramanla tanışmam Almanca bir Avengers baskısıyla gerçekleşmişti. Daha sonra öğreneceğim üzere bu macera Marvel Comics’in 1982 yılında okurla buluşan 3 sayılık “Contest of the Champions” konseptinin ilk versiyonuymuş.


Bu üç sayılık macerada, Le Peregrine Marvel evreninin onlarca kahramanıyla birlikte uzaydaki dev bir gemiye kaçırılıyor, ardından bir yarışmada yer almaya zorlanıyordu.
Kadim tanrılardan biri olan oyun ustası Grandmaster Ölümle yarışa tutuşuyor ve dünyalı kahramanlar arasında üç gruplu bir turnuva düzenliyordu.
İlginçtir bu turnuva sadece Marvel evreninin bilinen kahramanlarından oluşan takımlarla çok ilgi çekebilecekken dünyanın farklı ülkeleri için tasarlanmış özel karakterler ön plana çıkarılmıştı.
Mark Gruenwald’ın yazdığı John Romita, Jr. – Bob Layton çizgileriyle yorumlanan macerada Amerikan menşeili karakterleri saymazsak Talisman (Avustralya), Darkstar (Sovyet Rusya), Captain Britain (İngiltere), Defensor (Arjantin), Sasquatch (Kanada), Peregrine (Fransa), Blitzkrieg (Almanya), Vanguard (Sovyet Rusya), Shamrock (İrlanda), Arabian Knight (Arabistan), Sabra (İsrail), Black Panther (Wakanda-Afrika), Sunfire (Japonya), Collective Man (Çin) adlı karakterler yer alıyordu.


Le Peregrine bu kadroda X-Man takımından Angel’le karşılaşmış deneyim farkıyla kaybetmiştir. Gerçek hayatta adı Alain Racine olan ve soyadını taşıdığı ünlü yazarla aynı mesleği icra eden karakter kahramanlığa kalkıştığında üzerine kanatlı kostümünü giyiyor, uçarak kötü adamlara dalıyor. İlk olarak “Contest of the Champions” kısa dizinde ortaya çıkan kahraman zaman içinde 38 kez görünüyor çizgi roman dünyasında. Her Fransız kahraman gibi o da Tayland’ın Maiy Thai’ından devşirilme La Savate’nin ustasıdır. Kısa bir dönem de olsa Silver Sable’la anlaşmalı olarak bazı operasyonlara katılmıştır.
Başka!

Başka da bir şey yok. Çok aktif ve çok yönlü bir karakter değil Le Peregrine. İhtiyaç anında kullanılmaktadır. Ancak tarihe not düşme noktasında, şu anda bir işe yaramaktadır.
Denk gelirseniz bu bilgiyi destek alarak okumanızda fayda var. 

8 Mayıs 2020 Cuma

Hüsnü Çoruh'tan "KORONA GÜNLÜKLERİ ve KARAOĞLAN"

Türk çizgi roman aleminin abisi, araştırmacı ve sıkı çizgi roman okuru Hüsnü Çoruh ustamızın sosyal medya paylaşımlarını teşekkürlerimizle ÇROPBlog'a aktarıyoruz. 

KORONA GÜNLÜKLERİ 31 - 20.04.2020
Evinizde bir dönem sonra tekdüze haline gelen ve canlılığını kaybeden iç dekorasyonu yeniden işler haline getirmenin yolu genellikle kahverengi eşyaların yerlerini değiştirmektir. İnsan bu değişimi sağladıktan sonra yaratıcılığını da sınamış olur ve çoğunlukla kendinin meydana getirdiği bir esermişcesine şöyle bir geri çekilip odanın yenilenmiş düzenine gururla bakar. 

Kalabalık ailelerde karar verme asıl olarak evin kadınına ait olacağı için yenileme ameliyesi çekişmeli geçebilir. Neyse, yaratıcılığımdan pek şüphe duymasam da koltukların, masanın, büfenin ebatları ve salonun L şeklinde ortada bir sütun olan garip planı bana imkan tanımadı. Evet, alanının dışına çıkarak , kös kös bir ifadeyle , değişmeye inat eden salona şöyle buruk bir şekilde baktım. Sonra aklıma yeniymiş gibi bir fikir geldi, “ O vakit bende kütüphanenin görüntüsünü farklılaştırayım “. İlla bir değişiklik yapacaktım. Bazen bir istek bir illete dönüşür ve onu gerçekleştirene kadar size musallat olur. Tüm kitap, cilt, fasiküller yere indirildi. Daha kısa bir süre evvel yaptığım bu yorucu iş , bir kaç saat sonra nefesimi kesmeye başlayınca elime bir KARAOĞLAN cildi alarak koltuğa gömüldüm, işi bıraktım.


Bir taraftan da bir suçluluk hissi geldi – gerçi çoktandır vardı – çalışmamakla ilgili. Altmış yaş üzeri olanlara idari izin verilmiş ve beni de bu salgın süresince eve yollamışlardı. Maaşımı alıyor ve bundan bile gidip gelen bir tedirginlik hissi duyuyordum . Günde 40 lira verilip yaşaması istenen işçileri ve bu salgında sağlıklarını riske atarak iş arayanları duydukça ve okudukça. Hele arkadaşlarımın her gün dönüşümlü de olsa işyerine gidip sağlıklarını tehlikeye soktuklarını bilmek tuhaf bir rahatsızlık yaratıyordu. Bu düşüncelerle elimdeki 1964 yılına ait bir cildin sayfalarını çevirirken bu karakteri gazetede ilk gördüğüm yıllara uzandım.
KARAOĞLAN bizim neslin gözağrısıdır. Daha doğrusu yüzlerce çizgiroman serisi arasından hep öne çıkmış TEKSAS ve TOMMİKS’in hüküm sürdüğü ve biz çocukları deliye döndürdüğü yıllarda onların karşısına dikilmiş bizden bir kahramandır. KARAOĞLAN’ın hikayesini anlatmak için o günlerin toplum yapısına, o yılların eğitim anlayışına, yargılarına bakmak faydalı olacaktır. Bunun içinde 1950’lerin başındaki Amerika’ya geçelim önce. İzlerin başlangıcı bence orada.

Savaş sonrası Amerikası’nda bu ülkeye özgü çizgiroman serilerinin içinde çok özel bir yere sahip olan süper kahramanların popülaritesinde azalma başlamış, satışlar inişe geçmişti. Süpermen’i, Batman’i, Wonder woman’ı ve daha pek çok süper kahramanı savaşa dahil eden Amerika ( ayrıca savunma bakanlığı bir sanatçıya sipariş vererek cephedeki askerler için yeni kadın karakter yaratmasını talep etmişti ), psikolojik olarak bu hayal ürünü karakterler vasıtasıyla Alman Nazi İmparatorluğunun savaşı kazanma ihtimalinin getireceği endişeyi yok ediyordu. Fasikül kapakların da HİTLER yumrukla yere düşürülüyor ve içteki maceralarda Almanlara karşı zaferler kazanılıyordu. Aslında Dünya en büyük ve dehşet verici maceraları savaşın kendisinde buluyordu. Atom bombası bir taraftan, soykırım kampları diğer yanda okurlara gerçeğin maceralardan çok daha şok edici olduğunu hatırlatıyordu. Çizgi romanlarda sanal heyecan, gerçek Dünya’da ise dehşet geziniyordu. Savaş bittikten sonra ise travmalar başlıyor ve süperkahramanların sanal da olsa genç okurlardaki etkisi düşüyor ve çözüm yolları aranıyordu.
Aslında tüm dünyada ama ağırlıklı olarak Amerika’da genç kesimin işlediği suçlar artıyor, uyuşturucu hiç düşünülmediği kadar yaygın ve denetlenemez bir hale geliyordu. İşte ülke bu ruh halini yaşar iken Educational Comics , yaygın adıyla EC adlı kökeni eski yıllara dayanan yıllanmış bir yayınevi , E’nin içeriğini “entertainment” yani eğlence olarak değiştiriyor ve çeşitli yayınlarla piyasaya giriyor, kısa sürede ülkede en fazla tüketilen serileri çıkartıyordu. Tam bir patlamaydı. Eğlencenin içeriğini suç , savaş ve korku - dehşet serileri sağlıyordu. Bir anlamda korkunç bir savaştan Atom bombası sayesinde yaratılan bir dehşet sayesinde sıyrılan Amerikan gençliğinin psikolojisinin dışavurumuydu olup biten.’
Müsadenizle küçük bir ara veriyorum. Müziğe ihtiyacım var şu anda. Dosyalarımdan birkaç parça indireyim. Ne olsun ? ELVİS mi ?, yazmama destek sağlasın istiyorum. ELVİS başka zaman. Enstrümantal parçalar. NİNO ROTA ? Geçtim bu büyük besteciyi. KARAOĞLAN , 60’lı yıllar, evet en uygunu ENNIO MORRICONE… tamam onun eserleri , BİR ZAMANLAR BATIDA, İYİ KÖTÜ VE ÇİRKİN, DOLAR filmleri, BİR AVUÇ DOLAR İÇİN ve BİRKAÇ DOLAR İÇİN. Destansı parçalardır bunlar ve bu büyük müzik adamının ruhlarımıza sunduğu unutulmayacak güzelliklerdir. Düğmeğe bastım, gözlerimi kapattım ve büyük orkestra eşliğinde gelsin MORRICONE müzikleri.
Yazıya yarın devam etmek daha uygun olacak. KARAOĞLAN okur olarak yüreğimize işledi. Hem anılarla hem de araştırmacı olarak KARAOĞLAN ve aynı yoldan gidenleri anlatmayı sürdüreceğim. Bir çizgiromandan yola çıkarak ülkenin o dönemlerdeki ruh halini de sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Yormadan.

Sağlıcakla kalın. Umutla kalın. Yarına…

Linkler

Related Posts with Thumbnails