28 Şubat 2009 Cumartesi

Duck Dodgers Green Lantern oldu :)

















Cartoon Network'la başlayan ve ülkemizde çeşitli TV kanallar aracılığıyla izleyiciyle buluşabilen (bugünlerde kanal a) "Duck Dodgers" çizgi filminde Duffy Duck bir bölümünde "Green Lantern" oldu. Warner Bros. - DC comics işbirliği bu şekilde iç içe geçerek sürmekte :)

Son derece komik geçen bölümün en komik kısmı Green Lantern yemininin okunduğu sahneler. Çevirmeden koyuyorum buraya. Okuyunca neden çevirmediğimi anlarsınız :)

Orjinal yemin:
"In brightest day, in blackest night,
No evil shall escape my sight
Let those who worship evil's might,
Beware my power...Green Lantern's light!"

Duck Rogers Lantern Oath yemini:
"In blackest day or brigtest night,
Watermelon, cantaloupe, yadda- e-yadda,
erm... superstitious and cowardly
with liberty and justicefor all"

Ömer Kalaycı

İlk Sayı'nın Fiyatı Hop Hop Yukarı Fırlıyor!

New York
Mart 1, 2009

Superman'in 1938 yılı hayranları Superman'in ilk sayısını sadece "10 Cent"e okumuşlardı.
Bugün ise yapılan açık arttırmayla kırmızı pelerinli kahramanın ilk sayısı 200,200 Amerikan Dolarına ulaşmış durumda.

Kaynak - The Age
Ayrıntılı haber -Karikatür Haber

Gölge'nin 18. Sayısı çıktı!

Gölge eDergi 18. sayısında, Hasan Nadir Derin'den Oscarlı Bir İngiliz Gülü'nün Kate Winslet'in hikayesini dinliyoruz.
Oğuz Özteker'in öyküsü bizi bir "Kurtarma Operasyonu"na götürürken, Emre Demirok "Mimar" adlı öyküsüyle yer alıyor. Utku Tönel okuyucuları Karakış Diyar'ında gezdirmeye devam ediyor ve bu kez "Kızıl Kralın Huzurunda"yız. Serdar Kökçeoğlu ise "Hayalet" adlı öyküsünü sizlerle paylaşıyor. Sadık Yemni ise, herşeyi ters yüz eden "Tepe Dünyaya Taklak" öyküsüyle bu sayımıza konuk oluyor.
Kapak konusu olan "Watchmen"i ise bize Masis Üşenmez anlatıyor. Eski bir kovboyun yeni bir Amerika macerası olan Gran Torino'dan ise Barış Saydam bahsediyor.
Manga tanıtımlarında ise Onur Küçük'ün bu ayki seçimi Riki-Oh.Fantastik kurgu türündeki An Koleksiyoncusu serisinin yazarı Bakış Kutlu ile Ayhan Savman’ın yaptığı bir söyleşiyi de bu sayıda bulabilirsiniz.
Bunların yanısıra, Gölge karakterinin Hasan Karabasan'la kapışmasını Rıdvan Şoray'ın çizgilerinden görebileceksiniz. Bir de, Hüseyin Esen'in kaleminden Balon adlı macerayı okuyabileceksiniz.
Pdf olarak okumak isterseniz
http://rapidshare.com/files/203597789/golge18.pdf
Alternatif link
http://www.speedyshare.com/579917687.html - PDF
Flash dergi
http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69

27 Şubat 2009 Cuma

Örümcek Adam şimdi de müzikal kahramanı

Çizgi roman devi Marvel tarafından yaratılan ''Örümcek Adam'' müzikal haline getiriliyor.
26.02.2009 12:11

Çizgi roman ve sinema dünyasının ünlü karakteri ''Örümcek Adam-Spider Man'', müzikal sahnesinde de izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Dünyaca ünlü U2 topluluğunun solisti Bono Vox ile gitaristi The Edge'in müziklerini hazırlayacağı yapım, 2010 yılında Broadway'de sahne alacak.
Broadway sahnesinde 2010 yılında izleyici karşısına çıkacak olan ''Spider-Man: Turn Off the Dark'' isimli müzikal, süper kahramanın öyküsüne dayanarak U2 grubunun iki usta isminin müzikleriyle seyirciyi selamlayacak.
Şarkı sözlerini de Bono Vox ile The Edge'in hazırlayacağı müzikalin yönetmenliğini Disney yapımı ''Aslan Kral-Lion King'' isimli gişe rekortmeni animasyonun yaratıcı kadrosundan Julie Taymor üstlenecek.
Müzikalin sahne üstü çalışmalarına 2010 yılı Ocak ayında başlanması ve aynı yılın Şubat ayında da Hilton Theatre'da seyirci karşısına çıkması planlanıyor.
-EN PAHALI MÜZİKAL-
"Spider-Man: Turn Off the Dark'' isimli müzikalin 40 milyon dolarlık bütçesiyle Broadway sahnelerinin en pahalı yapımı olacağı da belirtildi.
Gökdelenlerin tepelerine tırmanan süper kahramanın bu akrobatik hareketlerini rahatlıkla yapabilmesi için gerekli sahne hacmine sahip tek tiyatro olan The Hilton Theatre'da müzikal için görkemli dekorların hazırlanacağı da ifade edildi.
Müzikalin kadrosuyla ilgili detaylar ve süper kahramanı hangi oyuncunun canlandıracağı, daha sonraki günlerde açıklanacak.
Beyazperdede ''Örümcek Adam'' karakterini ünlü aktör Tobey Maguire canlandırmıştı. Oyuncunun, 2011 yılında beyazperdeye getirilmesi planlanan dördüncü filmde de baş rolü üstlenmesi bekleniyor.
Meşhur çizgi romandan beyazperdeye aktarılan ''Örümcek Adam'' serisinin ilk filmi 2002 yılında seyirciyle buluştu. Serinin ikinci halkası 2004, üçüncüsü ise 2007 yılında vizyona girdi.
AA

Kaynak- Haber Türk

26 Şubat 2009 Perşembe

ÇROP "Çizgi Roman Yapalım Atelyesi" Cezaevi'ndeydi

Sol - Özden Bayrak (kolu görünen), Ümit Kireççi, Berna Meriç Ayakta - Filiz Tosyalı

25 Şubat 2009 tarihinde Kazasker Lions ile Atalar Lions kulüplerinin ortaklaşa düzenledikleri "Cezaevinde Sanat Etkinliği" kapsamında Silivri Cezaevi kompleksi'nde ÇROP olarak hükümlülerle bir araya geldik.
Yaşam koçu - Yazar Filiz Tosyalı, Ressam Berna Meriç, Yaşam koçu - Yabancı Dil Öğretmeni Özden Bayrak ve Oyuncu - Yazar Ümit Kireççi gerçekleştirdikleri sunumlarla "hayatın farkına varmak, sanatsal bir gözle hayatın detaylarını görmek, uğraş bulmak, yetenekleri geliştirmek, farkına varılmak için enerjimizi olumlu kullanmak" başlıkları altında önerilerde bulunup elde kağıt-kalem üretmenin keyfini yaşattılar.
Hükümlülerle yapılan çizgi roman sohbeti, anılar, çocukluk günleri, çizgi, çizgi roman ve çizgide görmemiz gereken ve hayata uygulayabileceğimiz detaylar Ümit Kireççi'nin yönetimiyle Çrop "Çizgi Roman Yapalım Atelyesi"nde uzun uzun konuşuldu. Tahtaya aktarılan çizgilerle de pekiştirildi.

Bu etkinliğin gerçekleşmesinde katkısı bulunan ufku geniş, sağ duyulu ve başarılı tüm Cezaevi yönetim ve personeline ÇROP olarak teşekkür ederiz!

25 Şubat 2009 Çarşamba

Politikacılar yoksa çizgi romanlardan mı ilham alıyor

14.02.2009 Nur Demirok

Bazı politikacıların çizgi roman kahramanlarıyla özel ilişkileri vardı. Bazıları ise çizgilerin öznesi haline gelirler. Fransızların efsane devlet adamı Charles de Gaulle de bunlardan birisi. Türkiye'de ise Adnan Menderes ve Süleyman Demirel ilk akla gelenler.

Fransızların 2. Dünya Savaşı'ndaki büyük askeri Charles de Gaulle aynı zamanda savaş sonrasının ünlü politikacısıdır. Yaşamını inceleyen bir yazar olarak De Gaulle benim için daima ağırbaşlı devlet adamlığının simgesi olmuştur.
Her ne kadar 68 gençlik hareketinde "Sorbonne" ve "Nanterre" öğrencilerini epey küstürmüşse de dünya siyaset tarihinde davranışlarıyla örnek alınacak roller oynamıştır.
Geçenlerde okuduğum bir hatıratta "Beşinci Cumhuriyet"in sert tabiatlı liderinin kendi özel yaşamı içinde şeker tadında alışkanlıklara sahip olduğunu da öğrendim. Kahkahayla güldüğünü pek gören olmamış ama en bunalımlı günlerinde kendinden beklenmeyen hareketlerle ruhunu gevşetmeyi bilirmiş.
Denir ki 68 olaylarının hararetli günlerinde önüne gelen Fransız gazetelerini son satırına kadar okur, acımasız eleştiri oklarının özellikle "Le Figaro", "Le Monde" ve "Liberation"dan gelmesine pek dayanamazmış. Bu gazetelerin sadece başlığına bakmakla yetinir, pikaba hemen bir opera parçası koyup dikkatini dağıtırmış.
Olaylara çizgiyle gülüp geçmek
Bir alışkanlığı daha varmış ki onu çoğu kimse bilmezmiş: Bunca yaşına rağmen "Tenten" çizgi romanlarına arada şöyle bir göz atarmış. "Karakter olarak benim tek rakibim ‘Tenten'dir, ikimiz de kendini büyük sanan insanlardan asla korkmayız" ifadesi de ona aitmiş. Bu lafın onun ağzından nasıl çıktığına Fransızlar bugün bile şaşıp kalmaktaymış.
De Gaulle kendi etrafında ördüğü otorite duvarına rağmen çocuksu bir coşkuyla "Tenten"i ve onun yanındaki yardımcı karakterleri gizlice inceler, çizgi romanın tüm kahramanlarını o günün politikacılarına benzetirmiş. Bu rol dağıtımında en çok "Kaptan Haddok" (Capitaine Haddock), Bayan Kastafiore (Bianca Castafiore) ve Profesör Turnösol (Professeur Tournesol) reyting alırmış. Beceriksiz politikacıları ise romandaki çifte karakter "İkizler"e (Dupont et Dupond) benzetirmiş
Maceralarda geçen yer isimlerini, uydurma ülkeleri de kıyas yoluyla açıklayıp anlatırmış yakınlarına. Hatta bir keresinde çizgi roman esintisiyle Churchill'le bile dalga geçmiş. Bu yüzden De Gaulle yanlıları "Tenten"in karakter olarak aslında Belçikalı değil, Fransız olduğunda ısrar etmişler bugüne kadar.
Aslına bakarsanız "relax" olmanın açığa çıkmış halidir bu. Belli ki amaç, uydurma serüvenler izleyip hayal dünyasında gezinmek değil. Rahatlarken biraz analoji yapmak, biraz da hayal zenginliğiyle hem kendini hem de çevresini eleştirmek!

Büyük adamlar hayal zenginliğiyle yaşar
Generalin böylesi saf yaklaşımlarının altında yakın çevresine ders vermek arzusunun olduğu da görülüyor. Zaten çizgi dünyasının yapaylığına hatta karikatürlere toleransla yaklaşmanın devlet adamlarının bilgeliğinden kaynaklandığı söylenmiştir hep.
Örneğin De Gaulle'ün en çok hoşuna giden şey hemen tüm Fransız karikatüristlerin kendisini sadece bir "burun" olarak çizmeleriymiş. Ender attığı kahkahalarından birini koyuverir, gülüp geçermiş bu görüntülere. Zaten iki şeyiyle çok övünürmüş ünlü devlet adamı: Daima yukarıda tuttuğu Fransız ölçülerindeki burnuyla ve en az onun kadar muhteşem boyuyla!
Günümüzde Obama'nın da seçim kampanyasında kendisini halden hale koyan karikatürlere çok güldüğü söyleniyor. Sanatçılar adamcağızı kara bir böcek haline bile sokmuşlar. En çok da kendisini büyücü gibi gösteren karikatürlere gülüp geçmiş. Söylentilere göre o da bir çizgi roman hastaymış.
Tüm bu öykülerden yola çıkarak bir şeyi keşfettiğimi sanıyorum: Popüler kültürün yarattığı çizgi romanlar ağır görev yüklenmiş insanlar için psikolojik bir boşalma işlevi görüyor. Devlet adamı payesine erişmiş olanlar bir çocuk gibi çizgi roman kahramanlarına bakıp ya kendisiyle dalga geçiyor ya da çevresiyle!
Ben Türkiye'nin en büyük topluluklarından birinde dahi çizgi roman müptelası iki kişi tanıdım. İkisi de başkanlık koltuğuna oturmuş mizaç olarak ağır sıklet adamlardı. Biri önemli stratejik toplantılardan önce "Asterix" okur, diğeri ise öğle arasında kestirmek için "Zagor"un baltalarına bakıp uykuya dalardı. Kendisini bir gün yine bir istirahat anında "Martin Mystere" okurken yakalamıştım da "Şu ‘Zagor' denen tip beni artık gevşetmiyor ki be birader" demişti bana.

Arif adam kendisiyle dalga geçer
Şu burun meselesinden laf açılmışken rahmetli Menderes'i de hatırladım birden. Zamanın ünlü çizerlerinden Ratip Tahir, ünlü mizah dergisi Akbaba'da Menderes'i muhteşem bir burunla çizer, neredeyse De Gaulle'e taş çıkartırdı. Söylenir ki Adnan Menderes bu kallavi burunla resmedildiğini görünce önce hafiften alınmış, sonra da burnun karikatüre çok yakıştığını görüp tebrik etmiş Ratip Tahir Burak'ı.
Demirel de karikatür söz konusu olduğunda hemen gevşeyenler arasındadır. Ve hâlâ da öyledir. Kendisini ne kadar çirkin çizerlerse çizsinler gülüp geçer, her bir karikatürün aslında birer reyting ölçüsü olduğunu söylermiş. Nitekim rahmetli Özal da karikatürünün çıkmadığı gün "Acaba bir hata mı işledik ki şu karikatürler aniden kesiliverdi" dermiş etrafındakilere.
Kısacası her devirde politikacılar çizgi kahramanlarla ve karikatürlerle iç içe olmuşlardır. Hemen şöyle etrafınıza bir bakın, geçmişin çizgi romanlarını ya da bugünkü ekranların yarattığı "anime" tiplerden çoğunu siyasette zaten göreceksiniz. Huy, davranış, mantık ve reaksiyon olarak! Bunların bir bölümü asıl kahramandır bir bölümü ise yardımcı karakterler sınıfına girer.
Ama kimse kendini "esas oğlan" dışındaki tiplere pek benzetmez. Hele ana karakterde biraz mizah kokusu varsa popüler kültürün gönlüne taht kurmuş olsa da bu tipleri reddeder. Örneğin "Abdülcanbaz" olmayı her politikacı istemez. Batı'nın "Ret Kit"i de öyledir! Nedense bu türden karakterlerle tanımlamaz kendini bizim politikacı.
Bu analojik yaklaşımı biraz daha genişletip Amerikan popüler kültürünün yarattığı başka "kahramanlara" baktığımızda da görürüz. Hiçbiri kendini ne "Örümcek Adam"a benzetir ne de "Sihirbazlar Kralı Mandrake"ye! Herkes doğuştan "Süpermen"dir çünkü! Daha aşağısı idare etmez! Milli çizgi kahramanlarımız için de geçerlidir bu kural. Her politikacı bilinçaltında "Tarkan", "Malkoçoğlu", "Kara Murat" olarak dolaşır Meclis koridorlarında. Rahmetli "Karaoğlan Ecevit"e biraz da bu yüzden gizli hayranlık duyulmuştur.

24 Şubat 2009 Salı

İyi "Müslüman" Da Vardır! Secret Invasion...!

Yıllar önce DC Comics'in başlattığı "Invasion" alışkanlığı bugün Marvel Comics'de nüksetti. Bu seferki istilanın adı "Secret Invasion". O zamanlar yine uzaylılar dünyayı işgal ediyordu, bugün de olay değişmedi uzaylılar gezegenimize dalıyor. Ancak bir farkla: Uzaylı ırkları orduları yerine tek ırk - Skrull'lar.
İlginçtir, DC'nin istilası aciz kalan BM ordularını ve BM ülkelerini kurtarmak üzere Amerikan kahramanlarının devreye girmesini anlatıyordu. Zaten bu istila hikayesinin peşi sıra Kuveyt'i istila eden Saddam'ı devirmek üzere Amerikan birlikleri Irak'a girmişti. Bu şekilde daha sonra çizilen öykülerde de görüleceği üzere "Qurak" ve "Bialya" adlı hayali ortadoğu devletleri terörist ilan edilmişti comics aleminde.
Bugün ise farklı bir istila sözkonusu. Bir yandan "oradaki fanatiklerin" amerika ve dünyaya yayılması, sızması sözkonusu iken metaforik bir "bizim silahımızı bize karşı kullanıyorlar" korkusu da hakim öyküde. Ancak finale yakın bir noktada "hoşgörü" de unutulmayarak "kötüsü de var iyisi de" mesajı verilmiş.

Kısaca Secret Invasion öyküsüne bakalım:

Şekil değştirebilen bir ırk olan Skrull'lar gizlice dünyaya sızarak süper kahramanların güçlerini incelemiş, yerlerini almış, istila gününü beklemeye başlamıştır. Bu hikayeye kadar sadece "harcanabilir", "kimliksiz", "duygusuz" bir ırk olarak ele alınan Skrull'lar oldukça farklıdırlar. Yıllar önce Fantastik Dörtlü'ye katılan Lyja ve yenilerde New Avengers'de ortaya çıkan Hulkling adlı Skrull-İnsan melezini saymazsak da isimleri çoğunlukla hatırlanmaz düşman Skrull'ların (Süper Skrull hariç ama o da tek idi bu öyküye kadar).
İşte bu Skrull'lar aniden ortaya çıkan bir din ve temsilcileriyle yönetim değiştirirler. Fanatik dincilerden oluşan bir ırk haline gelerek dünyayı istilaya kalkışırlar. JIHADIST adlı bu hareket intihar komandoları, gökdelenleri havaya uçurma şeklinde başgösterir. Derken süper kahramanların harmanlanmış güçleriyle ortaya çıkan Süper Skrull birlikleri ordulara öncülük ederken insanlığın silahlarını onlara karşı kullanarak oldukça fazla sivile zarar verirler. Tüm bu kıyım ve ölümler sırasında da "O (Tanrı) sizi seviyor" cümlesini kullanıyorlar kurbanlara. İtihar komandoları da "O (Tanrı) beni seviyor" diyorlar. Bu sevgi dolu ölüm dini nasıl bir din olablir ki? Adı da JIHADIST Hareket gibi bir şey...

Mücadeleyi sonunda insanlık kazanır. Lyja, insanlardan yana olur. Bazı Skrull'lar dünyayı korumaya karar verirler. Bir çok Skrull fanatik dinciliğe karşı çıkarlar. Bir çok başka Skrull aile ve evlat sevgisi yaşar!

Aşağıdaki sayfa Guardians of the Galaxy serisinin ikinci vol. 6. sayısından. kötü JIHADIST REJİM kavramı ve barışsever Skrull grubu bir arada.

Yazanlar: Abbet, Lannig Çizen: Pelletier (Marvel Comics)

Bugünlerde istila önlense de yarım bırakılmış ana öykü Dark Avengers ile Dark Reign serileriyle sürmekte. Ve şaka bir yana Intiative adlı süper kahraman örgütlenmesine ait bir çok süper karakterle Avengers Grubunun vazgeçilmez üyesi WASP bu savaşta ölmüştür. Bu karakterin ölümü çok anlamlıdır bence. Özellikle Intiative grubu üyesi olan Crusader adlı karakterin Skrull olmasına rağmen dünya için mücadele etmesi muazzam bir başarı olarak hemen her sayıda gösterilirken 3-D Man adlı kahraman tarafından "yanlışlıkla" Skrull olduğu için öldürülmesinin ardından WASP'ın kaybı sorgulanmalıdır. "White Angel Sackson Protestan" olarak da açılımı olan Yabanarısı - WASP'ın ölümü bu noktada hayli semboliktir. Marvel, biraz da hoşgörü aramıştır bu seride.

Yazan: Cornell Çizen: Kirk (Marvel Comics)

İşte ıspatı:
Marvel Comics'in Warren Ellis, Chris Claremont, Michael Ryan üçlüsü yaratısı olan Captain Britain'in son serisinin adı "Captain Britain and MI-13".

Captain Britain adından da anlaşılacağı gibi bir ingiliz. Dahası arkasında Merlin başta olmak üzere koca bir İngiltere tarihi ve ruhu olan bir kahraman. Bir sayısında şöyle bir cümle var: "Amerika, Captain Amerika öldüğünde amerikan usulü duydu bunu: Medyada. İngiltere ise Captain Britain'in ölümünü kalbinde duydu!"; ki bu sahneler hayli duygusaldır. Aniden gündelik koşuşturma içindeki insanlar kavgadan ve ölümden habersizken kalplerinin sıkıştığını hissederler... Öylesine önemli bir kahraman kendisi. Hatta bu serideki ölümünün ardından ülkedeki tüm bayrakların uçarak bir araya gelmeleri ve kahramanın bedenini ve üniformasını oluşturması destansı bir sahnedir.

Eee, koca bir tarih ve mitolojinin desteklediği kahramanın en önemli silahı da kimsenin taştan çıkaramadığı Excalibur'dur. Ondan başkası kılıcı taştan çıkaramaz... mı acaba?

Yukarıda görüldüğü üzere MI 13 haber almanın ajanlarından müslüman, Pakistan kökenli ve türbanlı doktor üyesi Faiza Hussain kılıcı taştan çıkarıyor (Captain Britain and MI 13, sayı 4/Secret Invasion). Amerikan çıkışlı bir çizgi romanda fazlaca sahip çıkılan İngiltere tarihi üzerinden "Hussain" soyadını taşıyarak Barack Hussain Obama'ya atıfta bulunulan bu seride anglo-sakson kökenin en büyük ikonlarından olan Excalibur'u müslüman bir kadına taştan çıkarma onuru verilmesi atlanmayacak bir ayrıntı.

Marvel Comics'in hoşgörü dolu bir kamuoyu oluşturma çabasını ayakta alkışlıyorum.

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

Kahramanını söyle bana!



Zagor, Çelik Bilek, Tom Miks.... Çocukluğumun çizgi roman kahramanları. Yeni yetmeler bilmez. Tom Miks, süt çocuğu görünümlü bir izciydi. Kale komutanının kızı Suzi'yi gördüğünde yüzü kızarırdı..Düşmanı Binbir Surat, kadim dostları ise iki sevimli ayyaş Konyakçı ve Doktor'du.Çelik Bilek yani Teksas ise güçlü kuvvetli bir avcıydı. Bizon eti sever, çıplak ten üzerine kürk giyerdi. Rodi ve Profesör Oklitus'la birlikte kırmızı urbalılara yani İngilizlere karşı savaşırdı.

Sonra "Baltalı İlah" Zagor, şişman Çiko'suyla çıkageldi. Sınırlı harçlığımızla çizgi roman alabilmek için Cağaloğlu'ndaki matbaalara giderdik. "Yüce Manitu", "hay dedemin köse sakalı" "tüm kokarcalar adına" "hay bizonun boynuzları" o günlerden dilimize dolanan hayret nidalarıydı.

Yıllar geçti. Büyüdük. Yeni çizgi romanlar, yeni kahramanlar çıktı. Geçenlerde bir makarna firmasının çocuklar için Süperman gibi çizgi kahramanları makarna kahramana dönüştürdüğünü okudum.

'Makarna kahramanlar!' Çocukların masum kahramanlarının 'piyasa kahramanlarına' dönüştürülmesi hoşuma gitmedi.

Zaten hayatta çok sayıda fasulye kahraman, makarna kahraman var.Üstelik bu ülkede kahraman tartışması hiç bitmez. Ve kahramanlar çok kolay katile, katiller de çok kolay kahramana dönüşebilir.

BİR GAZETECİNİN GÖREVİ NEDİR?

Devamı ve Kaynak - Hür Haber

23 Şubat 2009 Pazartesi

Aaaannnd The Oscar Goessssssss...


81 . Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Bir ilke imza atılan törende Heath Ledger - The Dark Knight filmindeki Joker performansıyla en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Geçen yıl hayata veda eden genç ve başarılı oyuncunun heykelciğini onun yerine anne ve babası aldı.
Resim - Awards Daily

KAOS KKK Çizgi Fanzin 2. Sayısı Çıktı!


"İlk sayıya gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim.
Yaklaşık 120-130 adet basılmıştı ilk sayıdan ve büyük çoğunluğu satılmış. Ayrıca 2. sayının basımı biraz geciktiği için de özür dilerim. Bu ay 2145 adlı bir seriye başlıyoruz. Tekrar çizmeye üşenip çok eski suluboya versiyonunu yayınladığım Canısı adlı hikaye aslında bir giriş. Gelecek sayıda Melekler’le tanışmaya hazır olun. Yine ara ara yayınlayabileceğimi tahmin ettiğim Krematorya adlı bir dünyadan enstantaneler anlatmaya başlıyorum bu ay. Tabi Zafer Senin Evreni’ni unutmuş değilim. Hatta aklıma super bir fikir geldi tam şu anda. 1. sayıyı okuma şansına nail olmuşsan, hikaye bence şöyle bitmelidir diyerek gerisini düzgünce bir dille tamamlıyorsun, aşağıdaki e-posta adresine gönderiyorsun, eğer en iyisi seçilirsen ben de hikayeyi o şekilde tamamlayip önümüzdeki sayıda seni onurlandırıyorum, artı 3 sayılık da abonelik veriyorum veee.. başka bişey veremiyorum. Belki gazetede de haber ederim seni. Evet güzel fikir, etmeliyim tabi."

Bulabileceğiniz yerler İstanbul:

40 Ambar Sahaf - Anabala Pasajı - Turnacıbaşı Cad. (Hamamyolu) - Beyoğlu

Mephisto Kitabevi - İstiklal Caddesi - Beyoğlu

Bakırköy Kültür Koprüsü - Binnur-İnanç Hansu Standı

Bakırköy Tren İstasyonu Üstü

Özer Sahaf - Kadıköy İş Hanı / En Alt Kat - Kadıköy

Kadıköy Yeni Vapur İskelesi Önü Gazete Bayii - Kadıköy

İZMİR’de:

Baykuş Kitabevi - Çarşı İçi / Migros’un ilerisi - Karşıyaka

Pan Kitabevi - Çarşı İçi - Karşıyaka

Yakın Kitabevi - Kıbrıs Şehitleri Caddesi - Alsancak

Z Kitabevi - Kızlarağası Hanı - Konak

Devrim Kitabevi - Telekom Karşısı - Konak




Saygılar, Rıdvan Şoray

Zagor vs Melih Gökçek


Bu aralar Melih Gökçek pek bir revaçta. Tempo dergisinde kendisine "villain" yakıştırması yapılarak değeri de açıklanmış: Melih Gökçek Örümcek Adam'a Karşı


İşte Melih Gökçek'e bir de Sıtkı Sıyrıl yorumu -


İlk Tahmin: Gökçek alır. Ah ah. Şaka yahu. Zagor alır tabi ki. Ee, Zagor alır değil mi? Hı?
Olasılıklar: “İyice saçmaladın be hacı, Melih Gökçek nerede Zagor nerede demeyin” dostlar. Ben bir şekilde Melih Gökçek’e haber uçuruversem “Zagor senin hakkında şöyle böyle demiş” diye, “fitne fücur yapmış” diye; benim bildiğim Melih Gökçek bu çizgi-roman kahramanıdır demez, 1800’lü yıllarda yaşamış demez, bir şekilde Zagor’u bulur ve onu düelloya davet eder. Elbette ki Melih Gökçek, Zagor karşısında er meydanında değil, en güçlü olduğu arenada, yani televizyonda savaşmak isteyecektir.



22 Şubat 2009 Pazar

W.I.T.C.H. 3 Ayda Bir Yayınlanıyor

Doğan Egmont (DE) tarafından 9-15 yaş arası kızları hedef alan çizgi roman serisi W.I.T.C.H. artık 3 ayda bir yayınlanıyor. Kızlar kadar erkeklerin de ilgisini çekmiş olan çizgi roman serisi 9-15 yaş arası binlerce ilk gençlik yaşındaki çocuğa çizgi romanı sevdirirken bu 3 aylık yayın periyodunun okuyucuyu esere ve çizgi romana soğutacağından korkuluyor.
Okuyucuların yayınevini mektup yağmuruna tuttuğu gelen haberler arasında.
İşte 3 aylık periyodu protesto eden W.I.T.C.H. okurlarının sesleri:
WITCH Fun Club

Ekonomik krize inat "sanatına sahip çıkan" çizgi roman okurlarına sesleniyorum "derginizi yarı yolda bırakmayın!"

Çağdaş Engin Kırlangıç

X - Men Origins: Wolverine Trailer

'Nuff Said :

21 Şubat 2009 Cumartesi

Dampyr'in Tipsel İlham Kaynağı

Disiplinler arası ilişkilerden çizgi roman da nasibini çokça almakta, sanat dalları artık birbirlerinden çokça beslenmekte. Özellikle film uyarlamaları veya filme uyarlamalar çok revaçta. Ancak bu ekollere göre farklılıklar göstermekte. İtalyan çizgi romanı karakterlerini daha çok sinema filmlerindeki kahramanlara benzetmekteyken amerikan çizgi romanı doğrudan filmi uyarlamayı tercih edebiliyor. Jack Nicholson gibi, Hedger gibi olağanüstü performanslar kimi zaman çizgi karakterlerin çizmini etkilese de genel olarak filmin aktarımı tercih ediliyor.

Ülkemizde yılda bir bilemediniz iki kez cilt olarak yayınlanan (çok şükür yayını durmadı daha) çizgi roman DAMPYR karakteri; nam-ı diğer Harlan Draka, bir filmden esinlenilerek yaratılmışken Marvel Comics filmin tamamını uyarlamış
Harlan Draka'nın tipsel öncülü olan karakterin adı Lenny Nero. Nero, Strange Days adlı filmin karakteri. 1995 tarihinde çekilen bilimkurgu filmin yönetmeni Kathryn Bigelow. Yapımcılar ise James Cameron (yazarlarından biri aynı zamanda) ve Jay Cocks. Başrolde Ralph Fiennes, Angela Bassett, Juliette Lewis, Tom Sizemore, Michael Wincott ve Vincent D'Onofrio rol almışlar. Film bir disütopyayı anlatan cyberpunk türü bilimkurgudur.
Yukarıdaki iki resmi karşılaştırmak yeterli olsa gerek benzerliği görmek için. Bonelli Comics karakteri, Dampyr, Mauro Boselli ile Mayrizio Colombo'nun ortak yaratısı. Mario Rossi (Majo) kimliğin grafik yaratıcısı. 2001 yılında İtalya'da, 2002 Ocak ayında da Maceraperest Çizgiler tarafından ülkemizde yayınlanmaya başlayan karakter sosyal içerikli eleştirileriyle oldukça dikkat çekmektedir.
Marvel Comics sinema filmini hemen aynı yıl (1995) tek sayılık bir çizgi romana uyarlamış. Yazanlar Dan Chichester ile Mike McKone, editörler Nancy Poletti, Mariano Nicieza ve Carl Potts, çizer Bill Reinhold.

Çizgi Roman uyarlamasının Sayfalarını Görmek İçin tıklayın.
Bu yazıya ilham veren: Kurcalamaca
Merak edene bir Türk Dampyr sitesi

Diğer Yazılarımız
Dampyr ve Dracula Filmleri
Dampyr ve Jazz Tarihi
Dampyr ve Kanlı İnsanlık Tarihi
Dampyr Arşiv 1-12 Özetleri

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

19 Şubat 2009 Perşembe

Türk Tiyatrosunda Yeni Çr, Bk ve Korku Oyunları


Disiplinler arası ilişkiler gün geçtikçe artıyor ve bir araya gelmez denen sanatlar birbirlerinden alış veriş yapmayı sürdürüyor. Türk Tiyatrosu bu doğrultuda korku, bilim kurgu ve çizgi roman uyarlamalarıyla izleyicilere harika zaman geçirtmeyi hedefliyor.



Stephen King'in "Misery"si canlı canlı

Tiyatro Ayna Ocak 2009 itibariyle korku/gerilim edebiyatının usta yazarı Stephen King'in "Misery" adlı romanından uyarladığı "Acı" adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor.

Tiyatro Ayna ekibinin Ocak 2009'da sahnelemeye başladığı oyun, Stephen King'in ‘Misery’ adlı gerilim romanından İngiliz oyun yazarı Simon Moore tarafından tiyatro sahnesine uyarlanmış ve metni Selma Yeşilbağ tarafından dilimize çevrilmiş. Zamanında William Goldman tarafından sinemaya uyarlanan, Rob Reiner tarafından yönetilen ve başrollerini Kathy Bates ile James Caan'ın oynadığı Misery, aynı zamanda Kathy Bates'e 1991 Oscar, Golden Globe ve Chicago Film Eleştirmenleri En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirmiş ve kendisini dünya çapında bir üne kavuşturmuş. Dilek Türker ve Kazım Akşar'ın rol aldığı oyun tek mekânda geçen ve sadece bu iki oyuncunun arasında cereyan eden bir gerilim hikâyesi. (Time Out)

Konusu -

Hayranı olduğu yazarı araba kazası sonrasında bulup evine getiren Annie yazarın en sevilen dizisi yerine yeni bir kitaba başladığını öğrenir. İşte bu hassas dengesini bozar ve onu fanatik bir hayrana dönüştürür. Yazarı işkence dolu günler beklemektedir.


Her salı, çarşamba 21.00’de, cumartesi 15.30’da Profilo Alışveriş Merkezi Salon 2’de


Çizgi Roman "Histanbul" Sahnede

Bugüne dek önce 5.Sokak Tiyatrosu, ardından garajistanbulpro adı altında değişik sanat dalları ile birlikte kotardıkları oyunlardan müzik ile ele ele giden “Ashura”yı daha 2004 yılında bu sütunlara getirmiştik… Ardından koreografik (“camadamlar”), videoya yönelik (“Ya Seni Rüyasında Bir Daha Hiç Görmezse”) ve yine müziğe ağırlık veren (“İstanbul’da Bir Dava”) çalışmalar ile göz dolduran Avkıran’lar, bu yıl çizgi roman displinine el attılar..! Bu sanat türüne ilgi duyanlarınız, Cumhuriyet’deki “Ağaç Yaşken Eğilir”, Hürriyet’deki “Zontelektüel Abdullah” ve Radikal’deki “Şu benim 35 Yaşım” veya “Ayşegül Savaşta” dizileri ile Kemal Gökhan Gürses’i anımsayacaktır… İşte, Gürses’in yine Cumhuriyet Gazetesi’ne çizdiği “Histanbul” başlıklı çizgi romanı, şu sıralarda garajistanbul sahnesinde izleyebileceğiniz aynı adı taşıyan oyunun temelini oluşturuyor.
Dostlukları yıllar öncesine dayanan Kemal Gökhan Gürses, Mustafa Avkıran’ın çağrısına uyarak, bu proje için bu çizgi romanını yeniden kaleme aldı, yeniden çizdi ve kısmen seslendirdi de… Öykünün ana konusu, zemin etüdleri yapan jeolog Ali Bora’nın bir akşam sokakta karşılaştığı genç kadının İstanbul mu, yoksa bir düş mü olduğunu anlaması için kentin yedi tepeyi dolaşmasını içeriyor. Bu yolculuğu boyunca, ilk bakışta aşık olduğu genç kadın ile çeşitli ortamlarda karşılaşıyor, önce birlikte tutuklanıyorlar (ve geçirdiği “bekâret kontrolü”nde “temiz” çıkıyor İstanbul!), daha sonra kendisine gecekondu mahallelerinde rastlıyor – veya yeni dikilmiş bir “plaza”nın tepesinde, ona bu akıllı binayı anlatan bir “executive secretary” kılığında… Yedi meze tarifi (basın bültenine göre oyunda varmış – ben çoğunu kaçırdım, açıkçası..!!), sanat musikisinden arabeske yedi İstanbul şarkısı, sonuncusu rap ritmiyle okunmuş yedi İstanbul şiiri dinliyoruz, yedi animasyon izliyoruz oyun boyunca... 45 derecelik açılar ile izleyicilere yönelik durumdaki iki beyaz platformun üzerinde gidip geliyor genç (Mehmet) Ali (Ala)Bora ve Roza Erdem, aralarında bakışarak, az da olsa konuşarak, gene her iki platformun üzerine yansıtılan çizimler ile zaman zaman cebelleşerek… (Şalom Gazetesi)

20, 21 ve 28 Şubat (www.garajistanbul.org - 0212 244 44 99 )

Ray Bardbury'den bir bk kült: "Fahrenheit 451"
Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu ısı derecesi.
Bizim Tiyatro (Bradbury’nin Fahrenheit 451 romanından ve Truffaut’nun aynı adlı filminden yararlanarak) Oyunlaştıran-Yöneten Zafer Diper Yönetmen Yardımcıları Aslı Nişancı-İzgen Diper Işık-Müzik Süreyya Karaduman Film Gösterimi Özgür Sağlık Sahne Uygulayımcısı Murat Kızılkaya Kişiler; Yüzbaşı Hüseyin Taş Montag Zafer Diper Clarisse Aslı Nişancı Mildred Nazan Diper Cervantes Özgür Sağlık
Yazar Ray Bradbury'nin en büyük korkularından biri "kitabın yok edilmesi"dir. Fahrenheit 451 işte bu konuyu işler:

2039 yılı gelmiş, dünya oldukça gelişmiştir. Artık televizyonlar evlerde koca duvarları kaplamaktadır ve malzeme o kadar gelişmiştir ki evler yanmamaktadır. Bu nedenledir ki İtfaiye'ye yeni bir görev verilmiştir: "Kitap yakmak!"

Popüler ve pulp kültürün ön plana çıktığı günümüze bakarsak kitabın ve oyunun endişesini daha iyi anlarız.

Kitap yakmalar tarihçesine de girerek, gelişen süreçte; sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine eleştirisel bir bakış açısı F451..
Tarih: 07 - 14 - 28 Şubat C.tesi
Saat: 20.30
Yer: Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi
Şehir: İstanbul Anadolu (Antoloji)

EGETIME'da Çizgi Roman



İzmir'de yayınlanan Ege Time dergisi ikinci sayısında dosya konusu olarak "İsrail-Filistin ilişkisini" ele aldı. Bu dosyada Çrop üyesi ve yazarı Ümit Kireççi'nin kaleme aldığı Stan-Lee'nin-İsrail-Mentalitesi-Yansıtması: Magneto. yazısı da yer aldı.

Dergiye ulaşmak için:
E-Posta : ayse@egetime.com - haber@egetime.com - zeynep@egetime.com
Sanat Cad. 5627 Sk. No:8 Tel: 0 232 433 43 03 Çamdibi/İzmir


18 Şubat 2009 Çarşamba

Hellboy ve Hakan



Yıl 1947. New Mexico’nun ücra bir köşesine kurulu bir hava üssü. Hellboy iki yaşında.

- Helboy! Kahvaltı!
- Ben erişte yemek istiyorum!
- Kahvaltıda erişte yenmez, bu krepleri yiyeceksin
- Ney!?
- Krep
- Oh,Hayır… Asla! Ben krep sevmem!
- Daha önce hiç yemedin ki.En azından bir dene
- Berbat görünüyorlar…
- Tadına bak.
- Aç
- Aaaaaaahhh…
- Ulp!- Hey…Hiç fena değilmiş! Bu sırada cehennemin başkenti Pandemonium’da…
- Ah!
- Ah!
- Ahhhhhhhhh!!
- Ah!
- Ah!
- Ah!
Cehennem Toprakları Grand-dük’ü Astaroth
- Bu gürültünün sebebi nedir?
- Bu o çocuk… Krebi yedi.
- Artık asla bize geri dönmeyecek.
- Bu bizim için çok vahim bir an

SON


Yıl 1985. Kocaeli’nin ücra bir köşesine kurulu Değirmendere’de. Hakan üç yaşında.

- Hakan! Kabak tatlısı!
- Ben patates kızartması yemek istiyorum!
- Her yemekte patates kızartması yenmez,bu kabak tatlısını yemelisin
- Ney!?
- Kabak tatlısı
- Oh,Hayır… Asla! Ben kabak tatlısı sevmem!
- Daha önce hiç yemedin ki. En azından bir dene
- Berbat görünüyorlar…
- Tadına bak.
- Aç
- Aaaaaaahhh…
- Ulp!
- Hey… Hiç fena değilmiş! Bu sırada cehennemin başkenti Pandemonium’da…
- Ah!
- Ah!
- Ahhhhhhhhh!!
- Ah!
- Ah!
- Ah!
Cehennem Toprakları Grand-dük’ü Astaroth
- Bu gürültünün sebebi nedir?
- Bu o çocuk… Kabak tatlısını yedi.
- Artık asla bize geri dönmeyecek.
- Bu bizim için çok vahim bir an.

Gerçekten öyle oldu. Bu kabak tatlısını yedikten sonra Hakan her şeyi yemeye karar verdi. Öyle ki şimdi yemek yemenin hayatın en büyük zevki olduğuna hükmetti. Cehennemin kapıları sonsuza kadar kapandı:))

SON


Not : Hellboy "Kıyametin Sağ Eli" adlı çizgi romandan hayata uyarlanmıştır:)
Hellboy yazarı ve çizeri: Mike Mignola / Hellboy çevirmeni: Ege Görgün (yazıyı bize öneren)

Yukarıdaki diyaloglara komik diyorsanız yorumları okumamışsınız demektir. Lütfen yorumları da okuyun (ÇROP önerisi): HayalKahvem

17 Şubat 2009 Salı

Çizgi roman kahramanları gibi olacağız

30 yıl önce insanların ancak hayal edebildikleri teknolojik gelişmeler şimdi gerçek, işte 30 yıl sonra hayatımıza girebilecekler...
New Scientist dergisi, Japon NET firmasının Tokyo"da piyasaya sürdüğü ilk cep telefonunun üzerinden 30 yıl geçmesinin şerefine, önümüzdeki 30 yıl içinde çizgi roman karakterlerini “kahraman” yapan özelliklere kavuşmamızı sağlayacak teknolojik gelişmeleri yazdı.
Devasa boyutlara ve kısıtlı kullanım alanına sahip bir oyuncaktan kol saati boyutuna küçülen, hayatın bir parçasına gelen cep telefonları son otuz yılda yaşanan teknolojik gelişmelerin en somut örneği. İşte önümüzdeki otuz yıl içinde insanların çizgi roman karakterlerine benzemesine olanak tanıyacak 10 teknolojik gelişme.

SÜPER GÖRÜŞ
Röntgen ışınlarını kullanarak katı maddelerin arkasında olup biteni görebileceğiz. 2006 yılında Cambridge Üniversitesi araştırmacılarının çanta boyutlarında geliştirmiş oldukları Prism 200 isimli aygıt, yaydığı ultrageniş radar dalgalarıyla tuğladan örülmüş duvarların arkasında bulunan insanları algılayarak Superman"in sahip olduğu bu yeteneğe ulaşmamızın an meselesi olduğunu gösteriyor.

GÖRÜNMEZLİK
ABD"li bilim adamlarının 2006 yılında mikrodalga alanların yönünü saptırarak elektromanyetik spektrumu objelerin etrafında döndürerek bir çeşit görünmezlik sağlayan pelerini geliştirdiler. Önümüzdeki yıllarda şimdilik mikrodalga alanlarda işe yarayan bu teknoloji gözle görülen ışınların üzerinde başarıya ulaşırsa, “Görünmez Adam” olmak için bir pelerinden daha fazlasına ihtiyaç duymayacağız.

DOKUNMADAN İYİLEŞTİRME
Günümüzün cep telefonları orjinal serisi 1966 ve 69 yılları arasında yayınlanan “Star Trek” dizisindeki iletişim cihazlarından çok daha fazlasını yapıyor, fakat Dr “Bones” McCoy"un iç hastalıkları dokunmadan ortaya çıkaran cihazı henüz ortalıkta yok ancak, bilim insanları atardamar yırtılması gibi vücut içi problemleri ortaya çıkarmanın ötesinde, iyileştirmeye de olanak tanıyacak bir cihaz üzerinde çalışıyorlar. Yüksek frekansta ses dalgaları sayesinde çalışacak olan cihazın bir örneği ultrason aletleri. Seattle"da bulunan Washington Universitesi"nde yapılan bir araştırma yüksek yoğunluklu ultrases dalgalarının kanayak atardamarları dağlayabildiğini ortaya çıkardı.

ÖRÜMCEK TIRMANIŞI
Peter Parker bu işi kolaylıkla yapıyordu ancak, insanların çıplak ellerle duvarlara tırmanması pek mümkün değil. Ortalama bir insanın ağırlığını taşıyabilecek “Örümcek Adam” giysisi henüz tasarlanamadı ancak, Manchester Üniversitesi araştırmacıları 2003 yılında örümcekleri taklit etmek yerine bir çeşit sürüngen olan “Gecko”ların ayaklarında bulunanmikroskobik tüyleri kullanarak daha güçlü bir yöntem geliştirdiler. Bu sayede örümcekler gibi düz duvara tırmanmamız olanaklı hale gelecek.

VÜCUT ENERJİSİNDEN ELEKTRİK ÜRETME
Geçtiğimiz yıl Georgia Teknoloji Enstitüsü"nden Zhong Lin Wang"ın geliştirdiği çinko-oksit nanokablolardan örülü gömlek ile sonuca biraz yaklaşıldı. Ayrıca kalp pilleri gibi cihazlar, vücut enerjisini elektrik enerjisine çevirerek çalışabiliyorlar. Ancak her iki yöntem de çok düşük amper değerlerine sahip elektronik cihazlar için yeterli durumdalar.

JAMES BOND"UN SIRT ROKETİ
James Bond"un 1965"te çekilen “Thunderball” filmindeki uçuş çantası 1984 yılında Los Angeles"da düzenlenen Olimpiyat Oyunları"nda açılış seramonisinde kullanıldı ancak henüz sade vatandaşın sırtına gelmiş değil. Şimdilik 30 saniyelik uçuşlara olanak tanıyan jet motorlu uçuş çantaları, (Jet Pack) önümüzdeki 30 yıl içinde gündelik hayatın bir parçasına gelebilirler.

KİŞİSEL UZAY MEKİĞİ
Çizgi romanların, çizgi filmlerin vazgeçilmez aksesuarı olan uzay otomobilleri henüz Jetgiller"in kullandığı gibi dört kişilik araba boyutlarında olmasa da, 100 milyon dolar paranız varsa bir tanesine sahip olabilirsiniz.Virgin Galactic ve XCOR Aerospace 100 milyon doları olmadığı halde uzaya gitmek isteyenlere 2010 yılından itibaren kişisel uzay mekiği kiralamaya başlayacak ancak, sürücü koltuğuna geçmek için 30 yıl beklemek sözkonusu olabilir.

SUYUN ALTINDA NEFES ALABİLME
Dalış kıyafetiyle de olsa, suyun altında nefes alabilme olanağımız sahip olduğumuz hava tüpünün kapasitesiyle sınırlı. 2002 yılında geliştirilen bir teknoloji sayesinde bir dalgıç, sudan ayrıştırdığı gazlarla hava elde etmek için geliştirilmiş bir dalış kıyafetiyle suyun altında yarım saat kalabildi. Japon Fuji Systems tarafından geliştirilen aygıt, yüksek teknolojiye rağmen çok düşük oranda oksijen üretebiliyor. Bu teknolojinin 30 yıl içinde suyun altında istediğimiz kadar kalabilmemize olanak tanıyacak hale gelmesi mümkün.

SİMULTANE ÇEVİRMEN “BABELFISH”
Douglas Adams"ın “Otostopcunun Galaksi Rehberi”nde (The Hitchhiker"s Guide to the Galaxy) düşündüğü sarı renkli minik balığı “Babelfish”, insan beyninin elektromanyetik dalgaları ile beslenerek anlamadığı dildeki konuşmaları yerleştiği insana minnettarlığını göstermek için çeviriyordu. Günümüzde ses algılayabilen bilgisayar yazılımları sayesinde simultane çeviri olanaklı ancak, Babelfish"in yaptığı gibi her dili algılayan çevirmenler için 30 yıl beklemek gerekebilir.

KOKULARIN AKTARILABİLMESİ
Televizyonların ekranda oynatılan görüntüdeki çiçeğin ya da bifteğin kokusunun da ses gibi aktarılmasına olanak tanıyacak teknoloji muhakkak ki en çok reklam endüstrisinin işine yarayacak. Bu teknolojiyi geliştirmek için çalışan Avery Gilbert, 1990"ların sonunda kokuların aktarabilmesini sağlayan bir prototipi DigiScents markası altında tanıttı ancak, ürün çok büyük bir başarıya sahip olamadı. Sony"nin araştırmacılarının 2005 yılında burun yerine doğrudan beyne yönlenecek ultrasonik bir yöntemi keşfettiklerinden beri kokuların aktarılabilmesi daha mümkün görülüyor.

Kaynak - Hür Haber

Ms. Marvel Afiş Olmuş Haberi Yok!

Marvel Comics'in kahramanı Ms. Marvel'in 25. sayı kapağı bir barda gerçekleşen partinin afişi olmuş! Kapak çizeri Greg Horn.
2007 Kasımında başlayan ve 2008 Kasımında biten "Secret_Invasion" öyküsü hemen hemen tüm çizgi kahramanlarına yayılmıştı Marvel'in. Uzaylı, şekil değiştirebilen Skrull'lar dünyalı kahramanların yerine geçiyordu ve... Öyle işte. Yukarıdaki yeşil suratl, kırışıklı suratlı karakter kahramanın kostümündeki uzaylı.

Photo - Ümit Kireççi

16 Şubat 2009 Pazartesi

Artefact dergi 4. sayı çıktı!

İlk sayısı 2008 senesinde çıkan Artefact Dergi 4. sayısını okurlarıyla buluşturdu. Bir grup İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi tarafından çıkarılan dergi her sayısında belli bir konsept belirliyor.

İki ayda bir yayınlanan Artefact Dergi 4. sayı konusu "masal"dı. "Masal ve Çizgi roman" ilişkisinin de anlatıldığı bir yazıyı da içinde barındıran bu sayı kitabevlerine ulaştı.

Bir sonraki dergi konusu "delilik" ve dergi artık yazmak isteyen herkesi bünyesine kabul ediyor. Mürekkep yalamış herkese duyurulur.

Stephen King'den Twilight eleştirisi

Ünlü korku edebiyatı yazarı Stephen King bir röportajda "Harry Potter"ın yazarı J. K. Rowling ile "Twilight" yazarı Stephenie Meyer'ı karşılaştırdı.

Her ikisinin de gençliğe başarıyla ulaşabildiğini belirten usta yazar Rowling'i daha başarılı bulduğunu, Meyer'ın ise yazarlığının yetersiz olduğunu iddia etti.

Ancak, King, her ne kadar Meyer'in yazarlığını beğenmese de yazdığı serilerin neden tutulduklarını anlamaktadır:

"Meyer'in yazdıklarından insanlar etkilenmektedir. Özellikle görünen o ki Meyer daha çok yeni kuşak genç kızlara yazıyor, güvenli aşk ve cinsellik konularını işliyor. Seri heyecanlandırıcı ve ürpertici olmakla birlikte işlenişte rahatsızlık verici bir cinsellik de barındırmıyor. Bir Vampirin dokunuşu, ten teması, sıcak ve soğuk hisler... Genç bir kızın daha tam olarak adlandıramadığı duygular..."

Kaynak - Yahoo

15 Şubat 2009 Pazar

İzmir'de Anime Gösterimleri

6. İstanbul Japon Filmleri Festivali'nden Goddess Artemis Blog'da bahsetmiştim. Dün, Japon Başkonsolosluğu'ndan "İzmir Japon Filmleri Festivali'nin 28 Şubat 2009 Cumartesi - 1 Mart 2009 Pazar tarihleri arasında DESEM'de (Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde) gerçekleştirileceğini" haber veren bir mail aldım. Tıpkı İstanbul'da olduğu gibi, İzmir'de de tüm filmler orijinal lisanında (Japonca) ve Türkçe altyazılı olarak gösterilecektir. Gösterimler ücretsizdir.

FESTİVAL PROGRAMI
28 Şubat Cumartesi:
13:30 Açılış Töreni
13:45 Ôruweizu: San-chôme no Yûhi
16:20 Cowboy Bebop: Knockin' On Heaven's Door
18:30 Hachiko Monogatari
20:40 Ikiru
1 Mart Pazar:
11:30 Don't Look Back
13:00 Toki o Kakeru Shôjo
15:00 Linda Linda Linda

İzmirli Japon Sineması ve animeseverlere iyi seyirler! :o)


14 Şubat 2009 Cumartesi

Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında


Cihan Demirci'den görsel sunumlu bir söyleşi:
"Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında"

Mizah yazarı ve karikatürcü Cihan Demirci, yazar çizerliğinin ötesinde uzun yıllardır mizah tarihimiz üzerine araştırmalar-incelemeler yapıyor, mizahın tarihi-teorisi ve mizahçılar üzerine zaman zaman gazetelerde ve dergilerde kapsamlı yazılar yazıyor. Cihan Demirci, bu çalışmaların ürünlerinden biri olarak 30 yıllık mesleki birikimiyle, "Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında" başlıklı bir görsel sunum hazırladı.

Bu görsel sunumda; İlk mizah gazetesi Diyojen'in 23 Aralık 1869'da çıkışıyla başlayan ve 2009'da 140. yılına ulaşan mizah dergiciliği serüvenimiz 2 saati bulan bir görsel sunumla anlatılıyor. İzleyenlerin 140 yıllık mizah dergiciliği serüvenine şahit olacağı bu görsel sunum 21 Şubat Cumartesi günü, saat:14.00-16.00 arasında Saraçhane'deki Karikatür ve Mizah müzesinde ilk kez izleyicilerin karşısına çıkacak ve yıl içersinde başka yerlere de taşınacak.

Demirci'nin görsel sunumlu söyleşisinin ardından müzenin sergi salonunda mizah tarihimizden bir mizah gazetesi gündeme gelecek ve saat 16'da Akdağ Saydut'un hazırladığı "Karagöz Gazetesi Sergisi" açılacak...

(Karikatür ve Mizah Müzesi Tel: 0212-521 12 64)

----------------------------------------------------------------------

KARİKATÜR VE MİZAH MÜZESİ
Atatürk Bulvarı, Kovacılar Sok. No:12 Saraçhane- İstanbul
(Saraçhanedeki Kemerin hemen yan tarafında)

13 Şubat 2009 Cuma

Ankara'da "ÇROP Çizgi Roman Yapalım" Atölyesi

CUMHURİYET KÜLTÜR MERKEZİ

ÇOCUK(LARIN)
CUMHURİYETİNE ÇAĞRI!

Çocuk Cumhuriyeti çocukların Cumhuriyetidir!

Çocukları onlar için yazan ve çizenlerle buluşturuyoruz!

Çocuk Müzeleri Derneği üyeleri, çocuklar için yazan yaratıcı drama
lideri Necla Ülkü Kuglin liderliğinde çocuklarla birlikte çocuk
edebiyatına doğru yolculuğa çıkıyor.

Aytül Akal, Ümit Kireççi, Serpil Ural, Vecdi Candemir, Zübeyde
Seventuran, Koray Avcı Çakman, Filiz Tosyalı ile Şiir, roman, öykü,
masal-efsane-destan, çizgi roman
“Oyun ve doğaçlamalarla tanıyacağız,
yeniden yaratacağız, canlandıracağız.”

7-12 yaş çocukları bekliyoruz!

NOT: Bu çalışma, yeni konular, amaçlar ve eğitimcilerle devam edeceğinden
katılımcıların kayıt yaptırmalarını rica ediyoruz. (Etkinlikler ücretsizdir.)

15 Şubat - 15 Mart 2009 arası her Pazar • Saat: 13.00 - 15.00

Ahmet Rasim Sok. no 14 – Çankaya / Ankara
422 19 71 / 441 88 55

12 Şubat 2009 Perşembe

Melih Gökçek Örümcek Adam'a Karşı!!!!!!!!!!


Tempo, haftalık dergi olmaktan çıkıp aylık dergiler arasına karıştı bildiğiniz gibi. 1 sayfalarını da çizgi romana ayırmışlar, iyi de etmişler. Biraz sıradışı elbette ama bizde böylesi politikacılar olduğu sürece çizgi romanlara çoook malzeme çıkar gibi görünüyor :):)

Bir Ankaralı olarak böyle kahraman bir belediye başkanımız olduğu için ne kadar gurur duysak azdır !!!!!


Özlem Dağ



DC Comics'in ilk Gayi: Lezbiyen Bir Batwoman













Alev saçlı lezbiyen suç-savaşçısı Batwoman Bruce Wayne'in boşalan yerine göz dikmiş durumda. Yakın zamanda ölen Batman'in yerine kimin geçeceği merak konusu. "Battle for the Cowl" serisiyle bu sorunun yanıtı aranırken Batman kostümüne ve misyonuna sahip çıkmak isteyecek bazı erkek karakterlerin yanında bir de kadın var o da Batwoman.
Asıl adı Katherine "Kate" Kane olan Batwoman 50 yıllık bir geçmişe sahip. 1956 yılında ortaya çıkan kahraman bir çok badireden sonra nihayet bugün tekrar gündeme geldi. Ancak bir zamanlar Batman'in "eşcinsellik" suçlamalarından kurtulması için okuyucuya sunulmuşken bugün lezbiyen olarak ortaya çıkması oldukça ilginç.

Karakterin bu halini yaratan yazar Greg Rucka uzun zamandır bu karakteri ortaya çıkarmaya hazırlandıklarını, lezbiyen bir kahramandan rahatsız olanları da umursamadığı açıklamasını yapmış.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Çevirmen Egemen Görçek Söyleşisi


Egemen Görçek, son yıllarda fantezi edebiyatına ve çizgi romana gönül vererek bir çok eseri dilimize kazandıran başarılı bir çevirmen. Mütevazı kişiliğiyle çelişen uçuk hayal gücü onu gün gelecek gençlerin feyz aldığı, çevirmenliğini örnek aldığı biri haline getirecek:

Ümit - Kimdir Egemen Görçek onu biraz tanıyabilir miyiz?

Görçek - Kimim ben? Zor bir soru aslında. Yarışma cevabı şeklinde yanıtlarsak 1980 İzmir doğumlu, hâlâ mecbur olmadıkça İzmir dışına çıkmayan biriyim. Günümü evimde çeviri ardından film, dizi, anime, oyun, kitap çr benzeri şeylerle geçiriyorum. Hayatımın önemli kısmı bilgisayar başında geçtiği için bilgisayar bağımlısıyım diyebiliriz.

Ümit - Çizgi roman okuru olarak neleri tercih ediyorsunuz?

Görçek - Çr okuru olarak aslında elime geçen her şeyi okusam da aralarında daha çok sevdiğim eserler tabii ki var. Neil Gaiman, Alan Moore favori yazarlarım. Dylan Dog ve Nathan Never dönüp dönüp sürekli okuduğum eserler.

Ümit - Okur olarak hangi türü seviyorsunuz?

Görçek - Bir okur olarak tür ayrımı yapmıyorum. Her türde keyif aldığım eserler mutlaka oluyor. Elbette her ekolün anlatım tarzı ve sunuşu farklı ama hepsinde de çok kaliteli, keyif verici eserler var.

Ümit - Çevirmenliğe nasıl başladı Egemen Görçek?

Görçek - Çevirmenliğe başlangıcım aslında ilginç. Genel olarak şanslı biriyim. Lisedeyken orijinal amerikan çrleri almaya başlamıştım. İngilizcem olmadığı için sözlük yardımıyla bir şekilde onları okumaya çalışırken bir yandan da kendi kendime İngilizce öğrendim. İleriki yıllarda fantastik kurgu ve rol yapma oyunlarına olan merakımla İngilizcem ilerledi. İlk çevirilerime üniversitenin ilk yıllarında maddi destek olması amacıyla, tezlerle başladım. O dönemde çr ve rol yapma oyunlarını seven arkadaşlarla toplandığımız, sahibini de çok sevdiğimiz bir kafe vardı. Bu kafenin sahibi Yücel bey sayesinde Laika Yayınevi’nin sahibi Mehmet Gözüpek’le tanıştım. Kendisiyle birkaç Kitap Fuarında beraber çalıştıktan sonra Laika Yayınevi için çevirmenlik yapmaya başladım. Yayıncılığın merkezinin İstanbul olduğu düşünülürse İzmir’de doğru kişilerle tanışabilmiş olmama büyük şans.

Ümit - Hangi yayınevleriyle hangi eserlerde çalıştınız?

Görçek - Şimdiye kadar Laika Yayınevi için kara Büyücü serisinin 5 kitabını, Karanlık havari üçlemesini ve Sandman 7. cildi çevirdim. Arka Bahçe için de günah şehri 4. cildi çevirdim.

Ümit - Sandman’le boğuşmak J Bu konuda deneyiminizi paylaşmak ister misiniz?

Görçek - Sandman’le boğuşmak… Aslında daha çok Neil Gaiman’la boğuşmak desek daha doğru olur. Sandman şimdiye kadar üzerinde çalıştığım en zor eser. Sebebi, Gaiman’ın ortaya koyduğu eserin çok kaliteli olması. Gaiman’ın dil hakimiyetini Türkçeye çevirmeye çalışmak gerçekten zor bir iş. Fakat bir yandan da bir çevirmen için Sandman çevirmek çok büyük bir gurur kaynağı. Sandman’in 7. cildini Türkçe olarak elime aldığımda hissettiklerim ilk çevirdiğim kitabı Türkçe gördüğümde hissettiklerimden kat be kat büyüktü. Kelimelerle ifade edilemeyecek bir andı. Böyle bir projede çalışabildiğim için gerçekten çok şanslıyım.

Ümit - Türkçemize kazandırılan çizgi roman çevirilerini nasıl buluyorsunuz?

Görçek - Türkçemize kazandırılmış çrlerin sayısı bence kesinlikle yetersiz. Çok daha fazla çizgi roman Türkçeye çevrilmeli. Hatta türk çizgi romanları üretilmeli. Çr çevirilerinde (özellikle amerikan çrleri için) fasikülden cilde dönülmüş olması bence güzel bir durum. Çrlerin orijinallerinde de cilt edisyonlarına yapılan eklerin (önsözler, skeçler vs.) öyküyü daha da güzelleştirdiğini düşünüyorum. Türkçeleştirilen çrlerde üzüldüğüm tek şey genellikle duvarlardaki afişler, tabelalar ve benzeri ayrıntıların çevrilmeyip İngilizce bırakılması. Bence bunlar da Türkçeye çevrilmeli. Türkçe bir çr okurken yabancı dilde bırakılması mecbur olunan kelimeler hariç her yeri ve her şeyi Türkçe görmek isteyenlerdenim. Araya başka dilde afiş bile girse dikkatime ve okuma keyfime zarar veriyor. Son dönemde bu ayrıntılara da dikkat edilmeye başlaması beni çok mutlu ediyor.

Ümit - Son olarak hangi çevirileri yaptınız, önünüzdeki projeler neler?

Görçek - En son Sandman 7. cildi çevirdim. Şu anda Sandman 8-9-10 ile 6 kitaplık bir seri üzerinde çalışıyorum. Sandman 7’de kendi çevirim beni yeterince tatmin etmemişti fakat 8. cilt çok daha iyi olacak. Bu sefer herhangi bir acele olmadığı için cilt üzerine daha kapsamlı araştırma yapabiliyorum ve umuyorum ki çok doyurucu bir rüya tabirleri hazırlıyoruz.

Ümit - Geleceğe dair çizgi roman ve kişisel beklenti ve umutlarınız nelerdir?

Görçek - Gelecek konusunda ne kadar umutlu bakabileceğim konusunda çok emin değilim. Özellikle çr piyasasında. Çr basmak herhangi bir kitabı basmaktan yaklaşık dört kat daha pahalı bir işlem. Çr’lerin kitaplardan daha az sattığı (ki kitaplar ne kadar satıyor ki?) ve ekonomik kriz düşünülürse çr basan yayınevlerinin bu krizi atlatabilmeleri en büyük dileğim. Kişisel olarak ise gelecekten beklentim hayatım boyunca çevirmenlikten başka bir meslek yapmak zorunda kalmamak. Çevirmenliği de fantastik kurgu, bilim kurgu ve çizgi roman alanlarında sürdürmek. Aslında bu daha çok bir umut gibi. Gelecek ne getirir tam olarak bilinmez.


Ümit Kireççi

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

10 Şubat 2009 Salı

Çizgi roman okur musunuz?

Elif Şafak

Yurtiçinde ve yurtdışında edebiyat dergileri ruhen en çok beslendiğim, seyahat ederken muhakkak yanıma almak istediğim kitapları sorduklarında, edebiyatın neredeyse klasikleşmiş onca meşhur yapıtının yanı sıra bir de bir çizgi romandan bahsediyorum.
Böylece Doris Lessing, Paul Auster, Iris Murdoch, Joyce Carol Oates, Kazuo Ishıguro, Jose Saramago ya da Türklerden Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Sevgi Soysal, Oğuz Atay, İhsan Oktay Anar, Selim İleri... gibi hep severek okuduğum, yazımda ışığı olan gayet saygın isimleri sayarken arada bir de çizgi roman yapımcısını söyleyiveriyorum. Müdavimleri bilir: Neil Gaiman'ın Sandman serisi. (Şimdilerde piyasaya 1993-1996 arası eski sayıların koleksiyonu çıktı. Tam bir Sandman şöleni oldu.) Bu cevabı alan gazeteciler bazen boş boş bakıyor suratıma, bazen de hayretlerini saklamıyorlar: "Yani siz çizgi roman mı okuyorsunuz?"
"Çizgi roman okuru tiplemesi" tam olarak nedir, kimdir bilemiyorum ama ben o tiplemeye uymuyor olmalıyım ki epey yadırgıyor, inanmaz gözlerle bakıyorlar. "Evet," diyorum, bir kabahat işlemişçesine, yarı mahcup. Bir seferinde bir kadın gazeteci kusurumu mazur görmek istercesine anlayışla gülümsedi: "Tabii çocuklar olunca siz de çizgi filmlere, çizgi romanlara merak saldınız herhalde!" Ama başımı salladım: "Yok öyle değil. Bendeki çizgi roman sevgisinin anne olmamla bir ilgisi yok. Hayal kurmayı seven biri olmamla ilgisi var."
Çizgi roman okuyorum. Hem de nasıl. Senelerdir, büyük bir keyifle, azalmayan bir sevgiyle. Çocukluğumdan kalma bir huy belki de. Yazının çizgiyle buluştuğunu görmek, oradaki hayal gücü, sonsuzluk, sınırsızlık, akışkanlık.... Çizgi romanın dünyası sudur. Dönüşür, akar, her şeyi mümkün kılar. En asosyal çocukların çizgi romana düşkün olmaları tesadüf değildir. Bizim yapamadıklarımızı bizim için çizgi romanlar yapar. Eve kapanır, bir köşeye oturur, dış dünyanın hoyratlığından sıyrılır ve başlarsınız okumaya. Fantastik çizgi romanlar daha ilk kareden sizi alır başka bir dünyaya taşır. Ve bu dünyada süklüm püklüm dolaşanlar, hatta dışlananlar bile çizgi roman dünyasında kahraman olabilir. Yalnız çocukların ruhunun merhemidir çizgi roman. Bunu bilen bilir...
Doğu'nun Batı'yla, geleneklerin moderniteyle, en kadim efsanelerin en gelişmiş teknolojiyle nasıl buluşabildiğini merak ediyorsanız çizgi romandan öte mecra mı var? Kadın ve erkeğin eşitlenebildiği, kadınların da erkekler kadar aktif, yaratıcı ve başat oldukları ender alanlardan biridir çizgi roman. Orada bedenin sınırları, varoluşun sınırları değildir. Irk, cinsiyet, sınıf temelli ayrımcılıklar dışarıda kalır. Hayal gücü herkesi eşit ölçüde kucaklar. Beyin ön plandadır. Düşüncenin gücü. Bu sayede evrensel bir damar yakalar çizgi roman dünyası. Meksika'daki bir delikanlı da Sandman serisini okur, anlar. Lübnan'daki de Rusya'daki de, Çin'deki de... Zengin de anlar orta hallisi de. Kadın okur da anlar, erkek okur da. Ve size bir sır vereyim. Yaş ilerledikçe azalmaz çizgi roman düşkünlüğü. Genci de sever orta yaşlısı da yaşlısı da.
Neil Gaiman, Batı'da edebiyat ve sanat dünyasının çok iyi bildiği bir isim. Bizde de inanılmaz iyi sanatçılar var ama böylesi bir kabul gördüklerinden emin değilim. Popüler kültüre ilişkilendirilmiş bir tanımı var bizde çizgi romancılığın. Daha hafife alınıyor ve bir gençlik özelliği, "geçici bir mevsim" gibi algılanıyor. Başlı başına bir entelektüel dünya, apayrı bir sanat alanı olarak kabul görmüyor henüz. Ama müdavimleri bu önyargıyı umursamıyor. Onlar aralarında eski sayıları bulup değiş tokuş yaparak, koleksiyonlarının üzerine titreyerek okumaya devam ediyorlar. Okumaya ve çizgi romanın evrensel kucaklayıcılığında, önyargısız ve sınırsız kubbesi altında buluşmaya... Bir sır daha: Tekrar dünyaya gelsem, başka bir kabiliyet bahşedilmiş olsa çizgi romancı olmak isterdim.

Kaynak - Zaman
10 Şubat 2009, Salı

Köyceğiz'de dünyaca ünlü bir sanatçı

Mustafa SARIİPEK/KÖYCEĞİZ (Muğla), (DHA)
WALT Disney adına Pokemon, 101 Dalmaçyalı, Tarzan ve Jane, Notre Dame'ın Kamburu, Herkül ve Cinderella gibi çizgi romanları çizen Fransız Philippe Harchy, 3 yıldır yaşadığı Köyceğiz'e hayran kaldı.

Walt Disney için yanında çalıştırdığı 30 ressamı çizgi kahramanlara can veren ve üç yıl önce Muğla'nın Köyceğiz İlçesi'ne yerleşen Philippe Harchy Türk motiflerini çizmek istediğini söyledi. Bunun için tarihi Türk yapılarını inceleyen Harchy, “Binlerce çizim yaptım ve hala yapıyorum ama Türk motifleri gerçekten mükemmel” dedi. Fransız sanatçı, Köyceğiz'deki evinde eşi Jacqueline ile Pokemon'u çizerek tüm dünyada yayınlanmasını sağlıyor.
Ünlü çizer 53 yaşındaki Philippe Harchy ile 43 yaşındaki eşi Jacqueline Harchy, 15 yıl önce Türkiye'yi gezerken Muğla'nın Ula İlçesi'ne bağlı Akyaka Beldesi'ne hayran kaldı. Ülkesine döndükten sonra da kendilerine Akyaka ismini anımsatması için Aky- Aka adlı şirketi kurdu.
Yanında çalıştırdığı 30 ressam ile çizgi roman karakterlerini kitap haline getiren Philippe Harchy, Walt Disney tarafından keşfedilince de ABD'ye çağrılarak şirketle çalışmaya başladı. Philippe Harchy, tüm dünyada yayımlanan Pokemon, 101 Dalmaçyalı, Tarzan ve Jane, Notre Dame'ın Kamburu, Herkül ve Cinderella gibi çizgi roman kahramanlarını çizdi.
Çizgi romanları kapışılırken Philippe Harchy ve eşi Jacqueline'nin aklı Türkiye'de kaldı. Sonunda aile dayanamayıp 3 yıl önce de sessiz ve sakinliğini çok beğendiği Köyceğiz'e yerleşenti. Philippe Harchy, o zaman 7 yaşındaki oğlu Hugo'yu da Türk okuluna gönderdi. Hugo 3 yıldan bu yana Türkçe okuduğu için artık Türk kadar olmasa bile meramını anlatacak kadar Türkçe de öğrendi.

“HAYALİM ESKİ BİR KONAKTA OTURMAK”
Köyceğiz'e yerleşmekten son derece memnun olduğunu belirten Philippe Harchy, “20 yıl boyunca çizgi roman kahramanlarını çizdim. Ama Türkiye'ye gelip buradaki eski konakları görünce hayran kaldım. 15 yıl önce ilk Akyaka'ya geldiğimizde bu bölgeye yerleşmeyi kafama koymuştum. Köyceğiz'de yaşamak gerçekten çok güzel. Her tarafa, özellikle de havaalanına yakın olması nedeniyle Köyceğiz'i tercih ettik. Arazi alıp kendi çizimlerimle iç dizaynı ve bahçedeki kameriyeyi yaptırdık. Bütün hayalim, eski bir konak alıp onu restore ederek içinde oturmak” dedi.
Ağaç oyma işlerinin çizimlerini kendini mutlu etmek adına yaptığını, ama asıl parayı hala çizgi romanlarından kazandığını kaydeden Philippe Harchy, “Şu anda eşim ile birlikte Pokemon'u çiziyoruz. Ben ön çizimi yapıyorum, eşim bunu bilgisayarda düzenliyor. Sonra da şirkete gönderiyoruz” diye konuştu.
Jacqueline Harchy ise Köyceğiz'in dünyada eşi benzeri bulunmayan güzellikte olduğunu belirterek, “Hiç boş zamanım olmuyor. Evde çizim yapıyorum ama dışarıya çıkıp çevreyi gezmek için de can atıyorum. Çok güzel dostlarımız var. Türkiye'de ve özellikle de Köyceğiz'de olmaktan çok mutluyuz” dedi. 10 yaşındaki Hugo da anne ve baba mesleğini devam ettireceğe benziyor. Çünkü Hugo'nun da savaş, ejderha, balık veya insan figürlerini içeren çok sayıda çizimi bulunuyor.
Kaynak - Hürriyet

9 Şubat 2009 Pazartesi

Yamyam Tanrı'nın Maskesi

Lal Kitap, Bonelli Comics'in en westernlerinden biri olan Büyülü Rüzgar'ı yayınlamayı sürdürürken eskilerden bir sayıya göz atmak istedim.

Yamyam Tanrı'nın Maskesi - "La Maschera del Dio Cannibale"
No 28
Yazan - Manfredi
Çizen - Stefano Biglia
Kapak - Anfrea Venturi
Lal Kitap 2005

Öyküsü kısaca şudur:
Kahramanımız Ned Ellis (Büyülü Rüzgar) ve arkadaşı Poe garip maskeli bir yerli tarafından saldırıya uğrarlar. Saldıran yaşlı bir Crow reisidir ve maskeyle güçleneceğini sanmıştır ancak ölür.
Kara Ayak kabilesine uğrayan ikili küçük meselelerle uğraşırken düşman Crow kabilesinin başına beyazlardan çok şey öğrenmiş olan "Dolu Fırtınası" adlı geçmiştir. Dolu Fırtınası, Kara Ayakları yok etmek istemektedir.
İki Kara Ayak gencinin bir kız için at çalmak üzere Crow kampına girmeye kalkışması ona bu fırsatı sağlar. Kampta kızılderililerin resmini yapan Cole Turpin adlı beyaz ressam vardır. Gençler yakalanır, işkence yapılır, Turpin dayanamaz ve onları kurtarır.
Büyülü Rüzgar'la tanışan ressam maskenin hikayesini anlatır, Dolu Fırtınası ve Crow'lar saldırılarında başarısız olurlar. Dolu Fırtınası ölür, hikaye biter.

Kurgu ve aslı
Hikayede adı geçen "ressam Cole Turpin aslında Amerikalı etnolog, yazar ve ressam George Catlin'in (1796-1872) canlandırmasıdır." diyor 28. sayının önsözünde İnci Aslıer.
Çoğunlukla westernlerde, kimi zaman tarihi hikayelerde ve zaman zaman bilimkurgusal zaman yolculuklarında tarihi kişilerin kurgu içinde çeşitli şekillerde ele alındığına tanık oluruz. Westernlerin değişmez tarihi kişileri Vahşi Bill, Billy the Kid, Daltonlar, Jesse James, Kalamity Jean, Oturan Boğa, Geronimo v.s. gibi daha çok savaşçı karakterlerken özetini sunduğum sayıda bir sanatçı-bilim adamının hikayeye dahil edilmesi şaşırtıcı ve sevindiricidir bence.
İnci Aslıer'in açıklamasına göre, "Catlin sıkı bir J. J. Rouseau hayranıymış". Belli ki filozofun "doğaya dönüş" felsefesi onu çok etkilemiş. Bu yüzden de kızılderililer arasında geçen bir ömür daha iyi anlaşılmaktadır. Sanatçı duyarlılığı ve etnolog kimliği de oldukça etkili olmuştur elbette.
Kızılderili haklarını her fırsatta savunduğu anlatılan Catlin'in Büyülü'ye konuk olması bu bakımdan kurgusal bir bütünlük de oluşturmaktadır.

Bugün izlediğimiz veya okuduğumuz onlarca western çizgi roman ve sinema filmlerinde gördüğümüz hemen her tür kızılderili kabilesi hakkında ayrıntılı çalışmalar yapması çalışmaların gerçekçi olmasını sağlamıştır demek yanlış olmaz sanırım.

Aşağıda Büyülü Rüzgar 28. sayısında saldıran Crow kabilesiyle Kara Ayaklara ait resimler bulunmaktadır:






,,
,
,
,


Crow reisi ve 5 Bizon derisinden yapılan çadır
1 - Crow Lodge of Twenty-five Buffalo Skins, 1832–33 Crow/Apsaalooke
2 - Crow Lodge of Twenty-five Buffalo Skins, 1832–33 Crow/Apsaalooke







,
,
,
,,
,

Kara Ayak Şamanları
1. Wún-nes-tou, White Buffalo, an Aged Medicine Man, 1832 Blackfoot/Siksika
2. Medicine Man, Performing His Mysteries Over a Dying Man, 1832 Blackfoot/Siksika

Daha çok kızılderili resmi için - George Catlin Eserleri

Bu yazıyı başta Lami Tiryaki olmak üzere tüm western aşıklarına ithaf ediyorum.


Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

8 Şubat 2009 Pazar

Dünyaya indiler!

ABD’nin New York kentinde düzenlenen “New York ComicCon 2009” isimli çizgi roman fuarının önceki günkü açılışına Örümcek Adam, Süpermen ve Star Wars (Yıldız Savaşları) gibi çizgi roman kahramanlarının kostümlerini giyen katılımcılar büyük ilgi gösterdi.



Fuarda dünya çapında tanınmış çizgi roman serilerinin yeni sayılarının yanı sıra, özel koleksiyonlar, bilgisayar oyunları ve animasyon filmler de ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Binlerce kişinin katılımının beklendiği fuar, yarına kadar ziyaretçilere açık kalacak.

Kaynak - Milliyet

Türk Fantazya Birliği Üyeleri!


Türk Fantazya Birliği


FrpNet www.FrpNet.net,
Kayıp Dünya http://www.kayipdunya.com/,
Kan Güncesi http://www.kanguncesi.com/,
Yıldız Savaşları http://www.yildizsavaslari.com/,
Gölge golge.KanGuncesi.com,
İzmirCON http://www.izmircon.org/,
Kule Sakinleri Rol Yapma ve Strateji Oyunları Topluluğu http://www.kulesakinleri.org/,
Kaleidoskop kldskp.wordpress.com,
Kitap Kokusu http://www.kitapkokusu.com/,
Fantastik Efsaneler http://www.fantastikefsaneler.com/Efsaneler.comEfsaneler.com,
FrpKitap http://www.frpkitap.com/,
Kayıp Rıhtım http://www.kayiprihtim.org/,
Sopar'ın Ejderha Mızrağı Sayfası http://www.soparsopar.co.cc/,
Hayal Saati http://www.hayalsaati.com/,
Gölge E-Dergi Golgedergi.Blogspot.com,
Harry Potter World Fan (HPWF) http://www.hpwf.tr.gg/,
Pranga http://www.pranga.com/,
Aykırı Çağrısım arka-sokak.blogspot.com,
Hortkuluk Avcısı http://www.hortkulukavcisi.com,/
Laika Yayıncılık http://www.laika.com.tr/,
Council of Elders www.FrpNet.net/CoE,
Akvadi http://www.akvadi.com/,
FrpWorld http://www.frpworld.com/,
Level http://www.level.com.tr/,
RpCraft http://www.rpcraft.com/,
Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com,
Lost Gods http://www.lostgods.net/,
Ejderler Diyarı Antaryon http://www.antaryon.com/,
Grafik Roman http://www.grafikroman.com/

Komikçi Dükkanı Kapandı!

Çizgi Roman, mizah, karikatür satışının merkezlerinden olan ve bu sene 14. yaşına ulaşan "Komikçi Dükkanı" kapandı!

Kriz olmadan da yeterince zor durumda olan kitapçıların ve sahafların krizle birlikte daha da zorlandıkları bu ortamda çizgi roman bir kalesini yitirdi.

Bu şekilde Taksim civarında çizgi roman satan eskilerden sadece Kırk Ambar Sahaf kaldı. Söylenenlere göre Komikçi Dükkanı yöneticisi sayın Metin Celal da profesyonel bir saygıyla çizgi roman satın alan müşterilerini kapısına astığı bir yazıyla Kırk Ambar Sahaf'a yönlendirmiş.

Elimizdekilerin değerini bilmenin tam zamanıdır!

7 Şubat 2009 Cumartesi

Bu kez ölümsüzlük iksiri içecek!

Yenilmez" Asteriks artık "ölümsüz" oluyor. Asteriks'in yaratıcısı Albert Uderzo, ölümünden sonra da küçük Galyalı Asteriks'in maceralarının devam etmesine izin verdi.

Bu yıl 50. yılını kutlayan Asteriks, böylece "ikinci bir hayat" yakaladı.
Uderzo'nun bu kararı Asteriks hayranları için sürpriz, çizer Uderzo'nun ünlü yayın grubu Hachette Livre için kumar niteliğinde.
Şimdiye dek ölümünden sonra Asteriks'in maceralarının sona ermesini isteyen, ancak artık yarattığı karakterlerin onu "yaşatacağı" görüşünde olan 81 yaşındaki Uderzo, "Asteriks'in başarısının bir bölümünün okuyuculara ait olduğunu düşündüğünü" belirtiyor.
Etrafında, "Red Kit", "Şirinler" gibi çizgi roman karakterlerinin, yaratıcılarını ölümsüz kıldığını gören Uderzo, "Asteriks'in kendisinden daha güçlü olduğunu ve onu yaşatacağını" ifade ediyor.
Ancak Uderzo, "ölümsüzlük yolunda ilerlediği için ne kadar mutlu olsa da" kızı Sylvie babasını hüzünlendiriyor. Çünkü Uderzo'nun, aile şirketinin yüzde 60'ını ünlü yayın grubu Hachette Livre'e satması, çizer ile kızı Sylvie Uderzo'nun arasının açılmasına neden oldu.
Sylvie Uderzo, geçen ay, babası hakkında "Finans sektörünün eciş bücüş adamlarının doymak bilmez açgözlülüğü içinde şekillendirilmiş, kullanılmış yaşlı adam" diye söz ederken, Uderzo da kızını "iktidar iştahına sahip olmakla" itham etmişti.
Asteriks için "O benim kağıttan kardeşim" diyen Sylvie Uderzo, "kardeşi için başkaldırdığını, Asteriks'in finans ve sanayi dünyasının en büyük düşmanı olduğunu" belirtmişti.
Babasının her zaman, Ten Ten'in yaratıcısı Herge gibi küçük aile şirketinin korunmasından yana olduğunu, çevresinin babasını 180 derece döndürdüğünü savunan Sylvie Uderzo, babasının daima tekrarladığı özgürlük, dayanışma, dostluk ve direnişe ilişkin değerleri böylece çiğnemiş olduğunu öne sürmüştü.
Bugünlerde 50. yıl için Ekimde yayımlanacak "Asteriks'in altın kitabı" adlı yeni macera üzerinde çalışan Uderzo, kızına "kızgın olsa da", Asteriks'in senaristi, 1997 yılında yaşamını yitiren Rene Goscinny'nin kızı Anne Goscinny'nin desteğini almış durumda.
1979'da "Les Editions Albert-Ren" yayınevi şirketini kuran Uderzo'nun eserleri 107 dilde basıldı, 300 milyondan fazla satıldı. Türkiye'de de büyük ilgi gören Asteriks'in maceraları pek çok filme konu oldu ve Paris'in kuzeyinde 1989'da Asteriks parkı açıldı.
Asteriks'in 2005'teki son albümü ''Gökkubbe Başına Yıkılıyor'' sadece birkaç haftada 3 milyondan fazla satıldı.

Kaynak - Akşam

Türk Fantazya Birliği Kuruldu...! Üyesiyiz

Atıl kalan, hak ettiği değeri görmeyen, sanat dalı olarak hayli hakir görülen Çizgi Roman sanatına gerekli değeri vermek gayesiyle çıktığımız Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP), "sanatına sahip çık!" rotamızda yeni bir dönemece girdik:

Türk Fantazya Birliği
...üyesi olduk.
Fantazya (Bu tanımın içine bilimkurgu ve korku edebiyatını, rol yapma oyunları çizgi roman kültürünü ve mitolojiyi de katmadan edemiyorum) bugün Türkiye'de en hızlı büyüyen edebiyat türü olarak kendini göstermektedir. Birbiri ardına çıkan romanlar, basılan oyun materyalleri, çizgi romanlar, açılan web siteleri ve giderek kalabalıklaşan bir hedef kitlesinin varlığı bu türü şişmanlatmakta, beslemektedir.
Lakin, bu kadar hızlı gelişen bir sektörün rehberliğini yapacak, yeni üyelerine yol gösterecek oluşumların az oluşu veyahut birbirinden habersiz etkinliklere imza atmaları, ulaşabilecekleri insan sayısından daha azıyla yetinmek zorunda, ülkenin dört bir yanındaki gençleri hayal kurarken desteksiz ve bir yol gösterenden mahrum bırakmaktadır.
Gerektiğinde tek bir vücut olup haksızlık ya da manipülasyonlara ve sansasyonların acımasızlığına cevap verebilecek, yine birlikten gelen bu gücüyle Fantastik Edebiyatın kendi içinde bir kontrol mekanizması yaratarak, okuyucuların isteklerini daha iyi yansıtabilecek bir organizasyona duyulan ihtiyaca bir cevap olabilmek Türk Fantazya Birliği'nin (TFB) başlıca gayesidir.
Kısaca bugün entellektüel manada önyargıyla, cehaletle ve yoksunluklarla mücadele edecek kapasitede bir çatının varlığına gereksinim duyulmaktadır. Türk Fantazya Birliği (TFB) öncelikli olarak bu amaca hizmet etmek için kurulan bir organizasyonlar takımıdır. TFB, basılı veya elektronik medyada faaliyet gösteren internet oluşumları, dergi ve organizasyonları birleştirerek ve uyum içinde hareket etmelerine önayak olarak Türk hayalcisine yol göstermeyi, onu eğitmeyi amaçlamaktadır. Bu birlik gücünün doğuracağı etki zaman içinde daha iyi eserlerin çıkmasına teşvik olacaktır.Amacımız Türk entellektüel camiasında bir ses olabilmek ve sesimizi duyurabilmektir.
Bu entellektüel mücadelenin, bu düşünsel devrimin Türk edebiyatına eşsiz örnekler ve yeteneğiyle ünlenen bireyler kazandırması ümidiyle...

TFB Yönetim Kurulu

6 Şubat 2009 Cuma

Leman Davayı Kaybetti!


Başbakan Tayyip Erdoğan, kendisini eleştiren bir kapağı nedeniyle dava açtığı Leman Dergisi'nden 6 bin TL tazminat kazandı. Parayı Başbakan'ın hesabına yatırdığını duyuran dergi, Çetin Altan'a ödül verirken yaptığı konuşmayı da hatırlatarak ilginç bir teklifte bulundu. İşte Leman'ın Erdoğan'a tazminat cevabı:

ÖDÜL VE CEZA

Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Gazeteci-yazar Çetin Altan'ın İstanbul'daki ödül törenine katılan Başbakan Erdoğan, bugünkü Türkiye'nin geçmişte Çetin Altan'a yüzlerce dava açan ve Nazım Hikmet'i hapiste tutan Türkiye olmadığını söyledi.
Erdoğan şöyle devam etti: "Eleştirel akıl olmadan, eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız. Söz olmadan yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz. Farklı düşünmek, birbirimizi anlamaya en azından anlama çabasına mani olmamalıdır. Demokrasinin temeli tahammül duygusudur. Türkiye artık ne Çetin Altan'ı 300 kez mahkeme kapılarına çağıran ve düşünçeyi mahkum eden bir Türkiye'dir, ne de Nazım Hikmet'i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan Türkiye'dir."

"Sayın Başbakan

Bizim kapağımıza açtığınız davadaki mahkumiyet kararımızı Yargıtay da onayladı. Cezamız olan 6 bin lirayı size yatırdık. Kaldı ki siz 25 bin lira istemiştiniz. Bize ve karikatürcü arkadaşlara açtığınız davalar hoşgörü ve tahammül sınırlarınız hakkında büyük bir şüphe, tartışma yarattı. Bu tavrınız Amerika İnsan Hakları raporuna bile girdi. Dünya medyalarında şaşkınlıkla karşılandı. Bu konuda kendinizi sorgulayınız. Biz LeMan olarak Çetin Altan gibi şimdiye kadar 300’den fazla davadan yargılandık. Size ödediğimiz gibi hesabını tutamayacağımız para cezaları ödedik. Hapislerde yattık. Kaçak durumlarına düştük. Biz bu yolun yolcusuyuz. Ancak sizin artık bu izlediğiniz yolun yolcusu olmamanız sizin için ama daha önemlisi ülkemiz için daha hayırlı olacaktır. Çünkü sizden önceki sağ iktidar sahipleri gibi ülkesinin yazar çizerlerini davalarla boğuşmaya, onları sindirmeye çalışmak ülkemizin adını lekelemekte, yazar çizerlerin ise onurunu parlatmaktadır.
Son olarak; Davos’taki tavrınızın devamı olarak bizden kazandığınız parayı Filistinli çocuklara bağışlamanızı öneriyoruz. Bu bizim içimizi ferahlatacaktır."

Kaynak - Hürriyet

Linkler

Related Posts with Thumbnails