31 Temmuz 2009 Cuma

Enki Bilal'i Türkiye'ye Getiren Adam: Murat Cem Şerbetçi (4)

Murat Cem Şerbetçi'nin kendi kaleminden blogumuza taşınan örnek alınması, iyi okunması gereken "Enki Bilal Sergisi Serüveni" yazısı burada sona eriyor. Bir anlaşmazlığın başlattığı yazışma bir çok ayrıntı ve bilginin paylaşıldığı harika bir uzlaşmayla sona erdi. Bir gün birileri dünya devi çizerleri Türkiye'ye geitrmek istese eminim şimdi önünde tam teşekküllü bir yol haritası mevcut.
Aşağıda Murat Cem Şerbetçi'nin bu konuda aktardığı son bilgiler ve bazı fotoğraflar bulunmaktadır. Açıkçası ben Murat beyin özel Enki Bilal Fotoğraf Albümünden sadece yazılara uygun olanları seçtim. Eminim meraklısı albüme girdiğinde çok daha sanatsal ve keyifle çekilmiş fotoğrafları görecektir.

Ümit Kireççi

"Bence YK ve ben birbirimizin hakkını yememeğe özen gösterdik. Ama benim Enki'ye yakınlığım olmasaydı ve bu projeyle YK'ye gitmeseydim haliyle bu yazıları sizlerle paylaşamıyacaktık. Eğer YK olmasaydı belki başkası olurdu, başka bir mekanda mı olurdu,ne zaman olurdu bilemem. YK'nin seçilmesindeki en önemli nedenlerin başında onların benim heyecanıma ortak olmaları, farklı bir sergi yapmak istemeleri, mekanın Istanbul'un göbeğinde olması ve bedelsiz gezilebilmesidir." Murat Cem Şerbetçi

"Bilmek isterseniz diye düşündüm sergiyi 12771 kişi gezmiştir." Murat Cem Şerbetçi
"Buradan tekrar YK'de tüm emeği geçenlere, müdüründen güvenlik görevlisine kadar herkese, benim bu rüyamı gerçekleştirmeme yardımcı oldukları için sonsuz müteşekkirim..." Murat Cem Şerbetçi

Fotoğrafların tamamı Murat Cem Şerbetçi Enki Bilal İstanbul Albümü'nde.
Not - Fotoğrafların farklı alanlarda kullanımında albüm sahibinden izin almak üzere kendisine ulaşılmasında yarar olacaktır! Duyurulur!

Sayın Murat Cem Şerbetçi'ye bu paylaşımından ötürü Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) ve tüm çizgi roman okurları adına teşekkür ediyoruz.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Enki Bilal'i Türkiye'ye Getiren Adam: Murat Cem Şerbetçi (3)

Sayın Kireççi,
Samimi yanıtınız için çok teşekkür ederim...Yazınızı birilerini kırmak için değil hassas olduğunuz bazı konulara dikkat çekmek için yazdığınızı biliyorum.

"Animalz" Paris Sergisi
ENKİ Bilal Sergisi dünyada neden açılıyor
Ne yazık ki genelde bu gibi sergiler 'bizim gibi üstün ve harika çizgi roman okuyucuları' için açılmıyor. Enki, daha önce Tayland ve Hindistan'da da sergilendi. Siz zannetmeyin ki bu ülkelerde Enki ya da diğer sanatçılar çok biliniyor ve okunuyor. Tayca sadece bir kitabı yayımlandı. Hindistan'da hiç bir kitabı bilinmiyor. Ama yabancı ülkelerde bizzat Fransız hükümeti ya da o ülkelerdeki Fransız temsilcilikleri aracılığıyla bu sergiler finanse edildi ya da Enki'ye görev verildi. Enki'yle Paris'te buluştuğumuzda bana Fransızların onu Brezilya'ya götürmek istediğini ama kullanıldığını düşündüğünden kabul etmediğini söyledi.

"Animalz" Paris Sergisi
İstanbul Sergisi’nin diğerlerinden farkı
Bu yüzden İstanbul sergisi çok önemlidir. Benim şahsi dostluğum ve uzun yıllar süregelen gayretlerim sonucu oluşturduğum yakınlık Enki'yi İstanbul' a getirmiştir. Unutmayın Türkiye'de 8 kitabı çıkmıştır. Bu da dünyada nadirdir. Her vesilede ona ve galericisine Türkiye'de azınsanmayacak bir Bilal hayranı olduğunu ve Türkçe basılan kitaplarını hediye ederek onlarda bir sergi fikrini geliştirmeye çalıştım.Hatta 'Immortel'in Türkiye'de gösterildiğini ve DVD'sinin de çıktığını belirttim. Immortel çok az ülkede vizyona girmiştir. Enki'yi her zaman yakalayıp konuşmak zor. Özellikle Türkiye'de yaşıyorsanız. Yeni bir kitabı çıktığı zaman Fransa'da olmaya, imza günlerinde onunla bir iki kelime konuşmaya çalıştım. Inanın sizin de bulunduğunuz söyleşi benim Fransa'da katıldığım söyleşilerden daha başarılı ve zengindi. Bu kadar kalabalığı ne ben ne o bekliyordu. Yapmayı tasarladığım tanıtım konuşmasını kısa kesip sorulara geçilmesini yeğledim.Soruların seviyesini o da çok beğendi. Yine büyük bir samimiyetle belirteyim hiç bir imza gününde bu kadar hayranına resim çizip imza vermemiştir! Fransa ve Belçika'da imza günlerine sınırlı sayıda hayranı katılabilmektedir! Yine de Enki çok keyif aldı ve gıkını bile çıkarmadı. Benim amacım söyleşiyi yönlendirmek ya da belli şeylerin sorulmasın sağlamak değildi. Hatırlarsanız eserlerinin yüksek değerlere alıcı bulmasının nedenini 'sonunda insanlar gerçek çizim gücünü, sanatını yeniden keşfettiler' diye belirttim. Enki de bununla övünüyor ve çizgi roman sanatının acılı tarihinin bittiğini savunuyor. Şu ana kadar satılan eserlerden 5. en pahalısı Enki'nin. İlk onda 5 eserle Herge var. İlk on’da sadece Enki yaşıyor..!!
"Animalz" Paris Sergisi
Ben İstanbul sergisinin Türkiye gibi aşırı milliyetçiliğin, köktendinciliğin yükselişe geçtiği, hortladığı bir ülkede tabiri caizse 'cuk oturduğu' kanaatindeyim. Enki'nin o muhteşem sakil dünyasının yanı sıra bu gibi konulara bakışını ve tarihten ders almamız gerektiğini vurgulamasını her zaman kendime yakın buldum.
İstanbul sergisi ve serüveni
İzin verirseniz Enki 'nin İstanbul macerasını da özetleyim. Enki, İstanbul'da 3 gün kaldı..27 Mart ben ve YK yetkilisi Enki, Fabienne, Christian Desbois ve sergiye kendi imkanlarıyla katılan Christin Collin 'i havaalanından otellerine getirdik.Hemen sergiye geçip basınla söyleşilere geçildi. Akşam da açılış oldu...Açılıştan ve ilgiden her zaman övgüyle bahsetti. Bir hatamız orijinal adının 'Enes Bilaloviç ' yazılması oldu...Ben de hep öyle biliyordum ama sadece 'Enes Bilal'miş.” Hakkımda bir sürü doğru yanlış yazılar çıkar” dedi bu da bunlardan biriymiş. 28 sabahı yine basınla randevu ve daha sonra kendileri İstanbul'u dolaştılar. Akşam da benim misafirim olarak 'Mikla'da yemek yedik. Muhteşem manzara!
Pazar yine benim misafirim olarak benim de tanıdığım aynı zamanda koyu bir Bilal hayranı olan rehberemizle Pierre Loti Kahvesi, Eyüp Sultan, Bulgar Kilisesi, Rum Ortodoks Kilisesi. İbrahim Paşa Camisi, Yerebatan Sarayı rutuyla özellikle istediği Sultanahmet Köftecisi'nde bizlere köfte+piyaz ısmarladıktan sonra Topkapı Sarayı Harem kısmı ve sultan resimleri bölümünü gezdikten sonra özel tekneyle Boğaz Turu yaptık. Düşünsenize hayatınızın bir bölümü etkileyen bir adamla köfte yiyorsunuz...hatta ekmeği piyazın suyuna banarak. İşte size gerçek Enki. İnsan sevgisi içinde, sokakta gördüğümüz kedileri seven, onlara köşedeki dönerciden aldığı döneri kendi eliyle besleyen bir sanatçı...! Enki ve eşinin 'Yuk' adlı bir kedileri var. Sergide gösterdiğimiz filmde olan kedi. Sakat gelmiş. Aynı bir romanında kahramanı Nikopol'a takılan metal ayak gibi kediye de metal parça takılmış. Bence Enki bir dünya adamı, her yerde yaşayabilir. Çünkü herkese aynı mesafede, önyargısız, çevre dostu. Kadınları her zaman ön planda ama sergi kitabına bazı kadınlarımız bunu anlayamadıklarından 'kadını bir meta olarak görüyorsunuz' diye yazmışlar!!
Sergi sonrası olanlar ve bazı proje hazırlıkları
Enki döndükten sonra beni Paris'e davet etti.. Önce atelyesinde ağırladı. Daha sonra Boşnak babasının Paris'e ilk geldiği yıllarda çalıştığı terzi atelyelerinin yerini gösterdi. Thyko Moon filmini çektiği sokakları gösterdi. Akşam yemeğinde gelecek projelerinden bahsetti. Belki son romanı 'Animal'z' ın devamını yapacak hatta filmleştirme projesi de var. Ara sıra Tayland'daki evine kaçıyormuş. Orada 1 saatte yaptığını Paris'te ancak bir günde yapabiliyormuş. Fransa'yı da hiç özlemediğini belirtti.
Annesi sağ, bir bakımevinde, kız kardeşi -Enisa- ikinci eşiyle (Mısırlı) yaşıyor. Bildiğiniz gibi orijinal eserlerini tekrar Paris'ten gelen sandığa yükleyip galeriye yolladık. Ama sergi için yaptığı orijinal eseri kendisi yanında getirdiği için sergi bitiminde bana emanet ettiler. Ben de orijinal bir Bilal'le bir süre yaşadım. 3 gün önce Paris'teydim ve eseri iade ettim. Enki Paris dışında olduğu için görüşemedik ama eşiyle mailleştik. Onlara Türkiye'de basında çıkan haberlerin bir kısmının fotokopisini ve sergi defterinden alıntıları da ilettim. Paris'te son kitabını oluşturan 300'den fazla resmi içeren sergisi açıldı. 19 Eylül'de bu kareler satışa çıkacak. Tüm kitap satılacak bu da bir ilk.
Basında sergi ve M. Cem Şerbetçi
Zannederim artık sergi ve benim hakkımda daha derin bilgilere ulaştınız. Yazılı ve görsel basında benim hakkımda ve Enki+sergi hakkında çok haber çıktı. Serginin tanıtımını bence YK çok iyi yaptı. Sergi için bir ay içinde tam 12 kez çeşitli gazetelerde ilan verildi. YK'nin sergiye verdiği önemi gösterir. TRT2 ve CNNTR Enki'yle röportaj yaptı. Ben TRT2 Radyo'sunda ve TRT2 TV'da canlı yayına katıldım. Çeşitli TV kuruluşları da benimle konuştu. Radikal gazetesi sanki cımbızla çekercesine haberlerinde ve makalelerinde benim adımı yazmamaya gayret gösterdi. Radikal Kitap Eki için Bilal hakkında hazırladığım testte de adımı yazmadılar. Sebebini bilmiyorum!!
Sevgiyle kalın...
Cem
Fotoğraflar - Murat Cem Şerbetçi
Yarın - "Bir Serginin Deklanşör Arkası"

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Enki Bİlal'i Türkiye'ye Getiren Adam: Murat Cem Şerbetçi (2)

Sayın Murat Cem Şerbetçi'nin çizgi romanımızın ufkunu geliştiren büyük girişimi ortada: Enki Bilal ülkemizde sergi açtı!
Ancak onun büyük başarısını görmezden gelir gibi olup bazı ifadelerimle daha büyük başarı gösterip onu kırdığım ortada. Aşağıdaki metin yazışmalarımız sırasında kendisine verdiğim yanıtın metnidir.

"Hata insana mahsus"...
Murat bey merhaba,
Yanıtıma yukarıdaki şekilde başlayarak özürler silsilesiyle hoşluk yaratma peşinde olabilirdim ama ben yanıtıma:
"Teşekkür edecek biri varsa o da benim"
diyerek başlamak istiyorum izninizle.
Hem de bir çok konuda: Enki Bilal'in ülkemize gelmesine aracılık ettiğiniz için, üstadla ancak rüyalarımda gerçekleşebilecek bir röportajı yapmamla kendime bir yıldızcık daha takabilmeme dolaylı da olsa olanak sağladığınız için, yazımı ve yazdıklarımı okuduğunuz-ciddiye aldığınız için... Teşekkür ederim.
Daha da önemlisi belki odur ki, farkına varmadan sizi kırdığım halde zarif bir üslupla bana düzeltmemin doğru olacağı bilgileri aktardığınız için teşekkür ederim!
Aşağıda ilettiğiniz bilgileri okumamış bile olsam bir çok reklam kampanyası ve projesini geliştiren, oluşturan ve uygulayan biri olarak girdiğiniz zahmetlerin neler olabileceğini azıyla çoğuyla tahmin edebiliyor(d)um açıkçası. Bu noktada girilen zahmetlerin ve alınan risklerin neler olacağı işin kısmi olarak da olsa içinde olan birisi tarafından bilinmemesi ve takdir edilmemesi mümkün olmasa gerek. Bu taraftan bakan kişi olarak emeğinizi ve yorgunluğunuzu bilmezden gelirsem ve size de dürüst davranıp açıklamazsam vicdanıma aykırı davranmış olurum.
Peki bu durumda yazı ne veya neden saldırganlaşmış (gibi) oldum?
Açıkçası "kişi" olarak siz veya başkasını hedef almadım yazımda. Yapmak istediğim şey "çizgi roman satışlarının çok düşük olması"na dikkat çekerek Enki Bilal'in bizim üstün ve harika okuyucular oluşumuza gelmemiş olmadığı gerçeğiydi. Bu noktada aklımca okuyuculara kendilerini sorgulatacaktım v.s. Dikkat ettiyseniz üstadla röportajımda da yine genç çizerlere yol gösterme, ülkesindeki çr geleneğiyle bizimki arasındaki farka ve çizgi roman'a ve sanatçısına verilen değerlerin farklılıklarını dile getir(t)meye çalıştım. Yoksa beylik bir "hoca kendini anlat mutlu olalım" röportajı da yapabilirdim kimse de sormazdı "neden beylik röportaj" yaptın diye. Ama bu ülke çizgi romanı adına bir şeyler yapılacaksa bunun için herkesin kendini sorgulaması gerekiyor diye düşünüyorum. Kendi değerlerimize sahip çıkmıyoruz, sanata sahip çıkmıyoruz, sanatçımıza sahip çıkmıyoruz, daracık ufuklarla ilerlere bakamıyoruz...
Biraz yorucu bir yol ama doğrudan okuyucuya, çizgi roman geleneksizliğimize, yayıncılarımıza ve eksikliklerimize dalmak yerine dolaylı bir yolla sorgulatma yöntemi seçtim. Başarılı olduğumdan emin değilim. Hatta yazı bir mesaj iletebildi mi onu da bilmiyorum. Ancak amacım bu yöndeydi. Bu arada o yazı içinde adı geçen kişilerin kırılabileceğini "hiç" düşünmedim desem yalan olmaz. Her zaman öyle düşünmeden yazdığım söylenemez ama bu sefer feci atlamışım bazı noktaları!Kesinlikle farkına varmadan maksadını aşan bir kaç ifadeye yer vermişim yazımda görünen o! Şimdi açıklamamı yaptıktan sonra özür dileyebilirim: Özür dilerim!
Yaptığım açıklama sizi kırmamın bahanesi olamaz asla! Sadece maksadımı paylaşmayı arzu ettim bilmenizi isterim.
Özellikle yazımda ciddi ciddi bu "para" mevzuu üzerinden sizi rahatsız etmeyi amaçlamadım! Para sizin, dilediğiniz gibi harcayın. Hatta "sanata mı harcıyorsunuz?" sonuna kadar arkanızdayım. Sadece bir kez mi harcadınız? (Bilmiyordum ve bende kalan izlenim bu değildi). Kaldı ki asıl derdim başka bir mesaj vermekti yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi. Haddimi aşarak karşı olmadığım bir harcama için "halk çocuğu" namesi yapmak hiç değildi.
Ama ne yalan söyleyeyim şimdi konuyu saptırıyor gibi olabilirim ama keşke ben de söyleşiye katılanlar da aşağıda bana anlattığınız keyifli anı ve detayları duysaydık ağzınızdan :) Çok ciddiyim. İlişkiniz neydi, siz kimdiniz, üstad niye "Cem, Cem..." diyordu hemen her cümlesinde (röportajlarda da hep sizi ön plana çıkardı. Benim ve kulak misafiri olduğum diğerlerinde)...? Çok daha sıcak ve çok daha samimi bir ortam yakalanabilirdi orada. Hani yalan yok, "para" konuşmaktan sıcak bu anlattıklarınız da onun için söylüyorum. Belki sonra girip "para" demeliydiniz bilemiyorum. Sanırım belli konularda hala doğuluyu(m)z :O)
Ve hayır şu son yazdıklarım üste çıkmak için yazılmadı. Hala kusurluyum sizi kırdığım için!
...
"bu kısımda yazıyı yayınlama izni istedim"
...
Bununla birlikte bir noktaya daha değinmek istiyorum:
Sanat ve para ilişkisine karşı değilim öyle bir anlam çıktıysa yazımdan. Tiyatrocuyum özümde ve bilet karşılığında sergiliyorum sanatımı. Buna nasıl karşı çıkabilirim ki? Yakın zamanda kaleme aldığım NTV çizgi romanı yazısında da değindim gibi çizgi roman adına yapılan her şey güzel ve yararlı. Ancak genelin olaylara bakış açısını yanlış/eksik buluyorum. Hep eksikliklerle dolu işlerimiz. Gerek basın, gerek yayıncılar, gerek okurlar biraz toparlanmalıyız diyorum daha çok: http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com/2009/07/ntv-cizgi-roman-bast-yer-yerinden-oynad.html

saygılarımla,
Ümit Kireççi

28 Temmuz 2009 Salı

Kâğıttan anime çocuklar

Kağıttan anime çocuklarAnime üretmek için Miyazaki olmanıza gerek yok. Anime kâğıt çocuklar, yepyeni bir akım olarak internetin her tarafında görülmeye başladı. Bu fenomenin Türkiye’deki öncüsü olmak ister misiniz? İhtiyacınız olan tek şey biraz kağıt ve hayal gücünüz.

Kâğıt çocuklar, yeni, acayip ve neredeyse hiçbir kuralı olmayan bir akım. İnsanların, minik kağıt çocuklarla etkileşime girip bunu enteresan komposizyonlarla görüntülemesinden ibaret. Deviantart gibi siteler, anime kağıt çocuklarla dolmaya başladı bile.

Bu fenomenin ilk olarak Japonya’da ortaya çıktığını söylememize gerek var mı? Popüler anime karakterlerinin minik versiyonları olarak ortaya çıkan kağıt çocuklar, zamanla çekilecek fotoğrafa özel olarak tasarlanmaya başladı.

Kağıttan anime çocuklarKendi kâğıt çocuklarınızı hazırlamak için, önce çekeceğiniz fotoğrafın kompozisyonunu belirleyin. İlham almak için yüzlerce örneğe, bu ve bu galeriden bakabilirsiniz. Daha sonra anime çocuğunuzu çizin. Çizim örnekleri için de bu iki videoyu izleyebilir, anime nasıl çizilir kılavuzlarına danışabilirsiniz.

Çizimler, en fazla el büyüklüğünde oluyor. Kalın bir kağıt kullanmaya özen gösterin. İşin püf noktası, çizeceğiniz karakterin hareket halinde olması. En yaygın kullanım da, bir tarafından tutup kaldırılıyormuş ya da bir tarafından çekiliyormuş gibi görünen çizimler. Tutup kaldıran da siz olacaksınız elbette. Kendiniz dışında başka üç boyutlu nesnelerle de etkileşime sokabilirsiniz.

Kesip renklendirdikten sonra geriye kalan tek şey; fotoğraf makinenizi kurup pozunuzu vermeniz.

KAYNAK: İŞTE GENÇ!

Enki Bilal'i Türkiye'ye Getiren Adam: Murat Cem Şerbetçi (1)

Enki Bilal'in türkiye'ye gelmesi belki de bizim memlekette çizgi roman adına yapılan en önemli işlerden biriydi. Birileri bunu başardı ve bundan bir çok kişi faydalandı veya bu başarılı organizasyonun doğrudan veya dolaylı parçası oldu. Ben, bir çok hoşluk bir yana usta çizgi roman çizeriyle Röportaj yaptım. Bu konuda yazılar yazdım. Ancak bir yazımda kullandığım bazı ifadeler farkında olmadan birini çok kırmış: Murat Cem Şerbetçi.
Kırkaltı Karakalem dergisinde yer alan şu ifadelerim şimdi geriye bakı okununca gerçekten sert geliyor:
"Enki Bilal hemen her röportajında, her konuşmasında ve her sohbetinde “Beni Cem davet etti de geldim” açıklamasını yaptı. Üstadın bahsettiği Cem sayın Cem Şerbetçi. Sergideki eserlerin bir kısmı kendisinin özel koleksiyonundan. Eminim dünyanın her yanında bu iş böyle yürümektedir ama söyleşide Enki Bilal’in yanında yer alan ve konuşan Cem beyin çizgi romanın sanatlar arasındaki yerini anlatmak için seçtiği ve övdüğü örnek eserlerin müzayedelerdeki satış rakamları oldu. Ustanın 32 eserine biçilen değerin toplamda 1,5 milyon euronun üzerinde oluşu ve bu eserlerden birinin 177 bin euroya satılmasının çizgi roman açısından sevindirici olduğunu vurguladı Cem Şerbetçi. Sonra da kendisinin davetiyle bu serginin gerçekleştiği Enki Bilal’in de ülkemize geldiğinin altını çizdi.
Yani ustayı ülkemize getiren çizgi roman-sanat aşkımızla birlikte eserlerini yüzbinlerce euroya satın alan kişinin nazik davetiymiş!"
Daha sonra okuyacağınız gibi bir mesaj vermeye çalışırken başka hassasiyetleri gözden kaçırmışım.
Murat Cem Şerbetçi'nin ince ve zarif üslubuyla gönderdiği ve izniyle paylaşıma koyduğum yazısı aşağıda yer almaktadır. Önümüzdeki üç gün içinde "M. Cem Şerbetçi'den Özür Metnim"i, "M. Cem Şerbetçi'den Enki Bilal Sergisinin Perde Arkası" yazısını, "Enki Bilal Sergisinin Kimsenin Görmediği Fotoğrafları"nı okuyacak, göreceksiniz.
Mesaj vereyim derken maksadını aşan ifadelerimle kendisini kırdığım için sayın Murat Cem Şerbetçi'den herkesin huzurunda "özür dilerim":
Sayın Ümit Kireççi,
Ç.R.O.P 'nda çıkan yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum... Bunlardan Enki Bilal ile yaptığınız söyleşi ve sergi hakkında yazdıklarınız özellikle ilgimi çekti... Değindiğiniz bazı konular hakında yazmak istedim... Zamanınızı ayırdığınız için de teşekkür ederim...
Ben Murat Cem Şerbetci -adımın doğru yazılışı da böyle- Enki Bilal 'in Türkiye'ye gelmesini ve YapıKredi'yle serginin açılmasını gerçekleştiren kişi diye tanımlıyabilirsiniz... Sergi, Enki Bilal ve benim hakkımda görsel ve yazılı basında doğru yanlış bir sürü haber çıktı... Hepsini seyretmeye ve okumaya çalıştım... Bazılarını da haksız ve yersiz buldum... Serginin amacı Enki Bilal'i Türk hayranlarıyla buluşturmak ve orijinal eserlerinin bir kısmını benim amatör koleksiyonumla birlikte sergilemekti.... İstanbul sergisi şu yönlerden önemlidir:
1) Enki Bilal'in de katıldağı sergide orijinal eserleri İLK KEZ Türkiye'de sergilenmiştir 2) Sergi için özel bir resim yapılmıştır.. 3) İLK KEZ bir kişinin önayak olmasıyla bir Enki Bilal sergisi Fransa dışında yapılmıştır.( Daha önce yurtdışı sergilerinin arkasında Fransız Hükümeti veya bir Fransız kuruluşu olmuştur..örneğin Institut Français.. 4 ) Dünyada İLK KEZ orijinal eserleri bir amatör koleksiyonla birlikte aynı mekanda sergilenmiştir...
Benim kanımca sergi başarılı olmuştur: Bilal hayranları üstatla tanışma fırsatını bulmuştur ve özellikle orijinal eserlerini görme fırsatını yakalamışlardır, onunla sohbet imkanı bulmuşlardır. Enki de çok sevdiği Istanbul'la tekrarbuluşmuştur... Bana Istanbul sergisinin onun için çok farklı bir deneyim olduğunu ve insanların yoğun ilgisinin ve sorulan sorularının seviyesinin onu çok sevindirdiğini defalarca söylemiştir. Sergi Fransa ve Belçika'da da geniş yankı bulmuş, çeşitlisitelerde haber olarak çıkmıştır. Bir dergi 'ZOOM ' ' Enki Bilal'in Atatürk'ün ülkesi'nde ' ilk kez başarıyla sergilendiğini yazmıştır.
İzin verirseniz serginin hikayesini size anlatmaya çalışayım:
Ben de sizin gibi bir çizgi roman sanatı hayranıyım. 30 küsür seneden beri özellikle Fransız ve Belçikalı sanatçıların sanatını takip ediyorum ve toplamaya çalışıyorum. Enki Bilal, Jean 'Moebius' Giraud, François Schuiten, Beb Deum, Jeronaton gibi.Enki 'yi daha adını 'Enes' olarak imzaladığı zamanlarda keşfetmiştim. Yaklaşık on senedir de ciddi bir şekilde topluyorum, son beş seneden beri de Enki 'yi Türkiye'ye eserleriyle birlikte getirmeyi düşünüyordum. Bu sürede kendisi ve galerici arkadaşı Christian Desbois'yla dostluğumu ilerletmeye çalıştım. Türkiye bölümünde yaptığım girişimler sonucu YapıKredi sergiye ilgi gösterdi. Beni bu konuda çok heyecanlı buldukları ve kendilerininde farklı bir kulvarı denemek istedikleri için. Fransız Elçiliği ve Kültür Merkezi ne yazık ki ilk başlarda gösterdikleri ilgiyi sonuna kadar sürdüremediler ve sergiyi ben ve YK gerçekleştirdik. Pürüzleri gidermek için sayısız yazışmalar ve benim defalarca Paris'e gitmem gerekti. YK'nin verdiği tarihler Enki'ye uymadı. Sergi 2008 sonu için planlanmıştı..YK orijinal eserlerin uçak kargosuyla Paris'ten İstanbul'a gönderilmesini, sigortalanmasını ki her bir eser için çok muhafazakar bir 25 bin euro değer biçildi, telif hakkı, Enki, eşi Fabienne ve Christian'ın uçakve otel masraflarını üstlendi. Ben de koleksiyonumun bir kısmını paketleyip Ankara'dan İstanbul'a taşıdım. Ben sizin yazdığınız gibi amatör koleksiyonuma tonlarca para harcamadım...! Sadece bir orijinal eserim var onu da seneler önce alabilmiştim. Koleksiyonumda olan Horus heykelciği ve Hyperion kol saati çok nadirdir, bulunması da zordur. Ama ben bir koleksiyoncu ve çizgi roman sanatseveri olarak ' çok değerli yada paha biçilmez ' eserler peşinde değilim. Enki'nin bana verdiği bir imza ya daonunla beraber yediğimiz 'Sultanahmet Köftesi ' anısı benim için çok daha değerlidir. Ben bir koleksiyoncu olarak erişebileceğim en son noktaya- yani sevdiğim sanatçıyı ülkemde eserleriyle görmek ve ağırlamak- eriştim..Bu da benim ve YK'ninemeğine değdi. Enki de hayatının en güzel günlerinden bir 3 gününü de Istanbul'da geçirmekten son derece memnun olduğunu söyledi. Sizin yazınızda belirttiğiniz gibi Enki'nin eserlerine çok para harcayan birisinin daveti üzerine değil onu ve onun SANATINI, NE ANLATMAYA ÇALIŞTIĞINI TAKDİR eden, çizgi romanın gerektiği seviyede algılanmasını şiddetle arzu eden bir kişi tarafından davet edilmiş olmasını yazmanızı arzu ederdim. Benim söyleşide anlatmak istediğim Enki'nin ve son 3 senede çizgi romansanatının yüksek fiyatlara satılmasının sonunda insanların çizgi romanı da SANAT olarak kabul etmeye başlamalarına iyi bir işaret olarak gördüğümdür. Enki de bu yüzden sevinmiştir. Ben YK ve katalog için yazdığım yazılarda bu konuyu vurguladım...
Aslında bu gibi sergilerin niye daha fazla olmadığını ve imkanı olan kuruluşların niye bu gibi sanatçıları Türkiye'ye getirmediklerini sorgulamanızı isterdim...Enki'nin gelmesi çizgi roman dünyamızı etkilemiştir, insanlarda ilgi uyandırmıştır ve eminimsatışları da artırmıştır... Darısı diğer sanatçıların başına ama bu konuda gayret sarfedenleri küçük görmekle ya da kötülemekle bir yere varılamayacağı çok açık.
İlginize teşekkür ederim,
Yazılarınızı ilgiyle takip edeceğim.
Sevgilerimle,
Murat Cem Şerbetci

27 Temmuz 2009 Pazartesi

THORGAL 2. sayı Kitabevlerinde

9'uncu sanat çizgi romanın kilometre taşlarından olan Thorgal'ın ikinci sayısında kahramanımız zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Balta girmemiş ormanlardan ve vahşi bataklıklardan geçen yolcular, dev balonlarla uçan gemilerin içinde amansız bir savaşın içine düşüyorlar. Yolculuklarının sonunda, Mayaların insan kurban ettikleri piramitlerin derinliklerinde ise yaşamları için ölümcül bir kavgaya tutuşuyorlar.
Thorgal'ın ikinci sayısı "QA Ülkesi", "Tanatloc'un Gözleri" ve İsimsiz Tanrının Şehri" adlarındaki üç albümden oluşuyor.

Metalci Çizgi Roman Kahramanı Karakola Çekilir Mi?

Metalci gençler "başbakana saygısızlık ettiler" gerekçesiyle tutuklandı. Metalci denince aklıma gelen bir çizgi romanı paylaşayım dedim.
Önce haberler:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 18 Temmuz'da konvoyunun geçişi sırasında Unirock Festivali'ndeyken 'metalci selamı' yapan 5 gencin, 'devlet büyüğüne saygısızlık' suçu işledikleri gerekçesiyle gözaltına alındığı ortaya çıktı. Rıfat Emrah Altınyağ, Yusuf Şengül, Murat Uğurlu, İlhan Sözel ve İdil Tekin'in, 21 saat karakolda tutulduğu öğrenildi. Başbakan Erdoğan geçen cumartesi günü İstanbul'da Kongre Vadisi inşaat alanında incelemelerde bulunduktan sonra Maçka'da karşılaştığı görüntüden rahatsız olduğunu açıklamış ve ertesi gün Ankara İl Kongresi'nde “Gençliğimizin bir bölümü arasında ahlaki erozyonun olduğu bu yapılanma bizi dertlendiriyor” diye konuşmuştu. (Yurt Haber)

Egemen kültürün alt kültürlere baskısı ve tahammülsüzlüğü ve hoşgörüsüzlüğü her zaman var olmuştur. Ancak sokak kenarından adam toplatmak ve sonra burunları sürtülüp serbest bırakılmaları yeni. Yakın zamanda "alt kültür açılımı" beklediğimizi belirtmek isterim hükümetten. 1990 yılı itibariyle yıllarca o Ankara sokaklarında metalci olarak gezinmiş biri olarak kırıldım ve üzüldüm. “Gençliğimizin bir bölümü arasında ahlaki erozyonun olduğu bu yapılanma bizi dertlendiriyor”... Bu muydum, bu muyum ben şimdi?

Shadowman
Belki de çizgi romanı yapılan ilk rock grubu olarak KISS'i gösterebiliriz. Egemen kılınmaya çalışılan kültüre aykırı ve farklı bulunan girişim ve eğilimlerin sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde nasıl oldu da Marvel Comics o çizgi romanı yaptı bilmiyorum. Şaşkınım. Ancak belli ki bazı eğilimlerin önüne geçmek de mümkün değil.
Shadowman, iki ayrı seri olarak okuyucuyla buluşmuş bir çizgi roman. Amerikan comics endüstrisinde alışkanlık olduğu üzere radikal değişimler geçiren serinin kahramanı ilk seferinde metalciyken, ikincide zenci olmuştur. Yayınına son vermiş olan Valiant Comics'in metalci kahramanı olan Shadowman klişe kahramanlara zıt tip ve konulara el atılmış olması sayesinde okuyucuyla buluştu.
İlk kez 1992 Mayısında okuyucuyla buluşan, Shadowman (Gölge Adam) Steve Engelhart ile David Lapham'ın ortak yaratısı. 1991 Aralık'ında Valiant Comics'in bir başka kahramanı olan X-O Manowar'ın 4. sayısında misafir kahraman olarak ortaya çıkan Shadowman 6 ay sonra kendi serisine kavuştu.
Kötüleri ve kötülüğü döven metalci kahraman Jack Boniface (Shadowman)'in bu serisinin belki de en önemli olayı 19. sayısında gerçekleşti. Master Darque adlı kötü adam rock/metal müziğinin kült grubu Aerosmith'im solisti Steven Tyler'in vudu bebeğini yaparak ruhunu ele geçirmeye çalışıyor ve Shadowman de onu kurtarmaya çalışıyor. Zaten bu muazzam birliktelik kapağa da taşındı görüldüğü üzere.
Daha sonra kapanan Valiant Comics'in yerine açılan Valiant-Acclaim Comics yeniliklerle dönünce Shadowman zenci bir büyücü olarak geri döndü. İlk serideki sihirli maske de başroldeydi tabii. İkinci seri toplamda 300.000 aylık satışa ulaşmış 1996'da. Bu da işte Valiant'ın kazandığı 65 milyon dolar sayesinde Acclaim olmasını sağlamıştır. (Wikipedia) Bugün bilgisayar oyunlarıyla hemen her eve girmiş olan Shadowman çok da yok edilebilecek bir alt kültür nesnesi olmadığını ortaya koymuş bulunuyor. Ya da tüm Amerika alt kültür olmuş :)
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

26 Temmuz 2009 Pazar

"Yürüyen Ölüler" Aramızda

Marmara Çizgi yaptı yapacağını:
ÖLÜLERİN DÜNYASINDA YAŞAMAYA NE KADAR HAZIRLIKLISINIZ?
Gün içinde televizyon başında geçirmediğiniz kaç saatiniz var?
En son ne zaman gerçekten ihtiyacınız olan bir şeyi istediniz?
Süper marketler yok,
Posta servisi yok,
Kablo TV yok.
Robert Kirkman, kült olmaya aday bu çizgi roman serisinde, bize zombilerden korkmaktan ziyade, bu tip bir olayla karşılaşıldığında, nasıl bir ruh haline bürüneceğimizi sorgulatıyor. Hayatta kalmaya çalışan bir grup insanın hezeyanlarını, ruhumuzun derinliklerine işleyen, akıcı ve aynı zamanda yalın bir dille anlatıyor.
-------------------------------------------------------------
Yayınevi: Marmara Çizgi
Yazan: Robert Kirkman
Çizen: Tony Moore
Çeviri: Emre Yavuz
144 Sayfa
Karton Kapak, 16x24 cm
ISBN: 978-975-6129-13-5
15,00 TL
Orijinal Basım: Image Comics

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Star Wars - Clone Savaşları Raflarda

Star Wars tarihindeki en karanlık dönemlerden biri. Galaksi ikiye bölünmüş durumdadır: Bir tarafta giderek yozlaşan ve güvenilirliğini kaybeden bir Cumhuriyet, diğer tarafta Cumhuriyet’in bu zayıflığını fırsat bilerek ondan kopan ve devirmek için birleşen Ayrılıkçılar. Geonosis gezegeninden başlayıp tüm galaksiyi etkisi altına alan, acı ve ihanetle dolu, yıllar süren bir savaş ve kargaşa dönemi.
Bir zamanlar barış elçileri olan Jedilar artık orduları komuta eden generaller olmuşlardır. Korumaya and içtikleri Cumhuriyet’in tanınmaz bir hale gelişi ve hayata sonsuz saygı duymaları gerekirken savaş alanlarında düşmanlarına ölüm dağıtmaları inandıkları tüm ilkeleri temelinden sarsmaktadır. Kendi içlerinde de yaşadıkları ayrılıklar giderek artarken binlerce yıldır süregelen düzenleri, tarihinin en büyük tehlikesine doğru sürüklenmeye başlar. Ezeli düşmanları Sithler ise galaksi üzerine karanlığı giderek yaymaktadır.
Ve tüm bunların merkezinde galaksinin kaderini belirleyecek genç bir Jedi. Klon Savaşları’nın en büyük kahramanlarından biri, fakat trajik bir şekilde kendisini ve beraberinde tüm galaksiyi karanlığa sürüklemek üzere.
Cumhuriyet’in ve Jedi Düzeni’nin çöküş dönemi. İmparatorluk’un ve Sith’in yükseliş dönemi.
Bir adamın ruhunu kaybettiği dönem.
Klon Savaşları serisi:
Cilt 1 : Kamino Savunması ve diğer hikayeler
Cilt 2 : Zaferler ve Fedakarlıklar
Cilt 3 : Jabiim'de Son Direniş
Cilt 4 : Aydınlık ve Karanlık
Cilt 5 : En İyi Kılıçlar
Cilt 6 : Savaş Alanlarında
Cilt 7 : Kardeş Oldukları Zamanlarda
Cilt 8 : Son Kuşatma, Nihai Gerçek
Cilt 9 : Son Hamle
"Bu Ay Yüxexes Dergisi İle Herkeze Yoda Clone Wars Posteri Hediye. Poster Fotoğraflar Kısmında Görülebilir."
Star Wars resmi internet sitesi: http://starwars.gen.tr/klonsavaslari/

Gölge e-Dergi 23.Sayı Paylaşımda

Gölge’de bu ay uzun çizgi romanlar var. Geçen senenin en çok okunan çizgi romanı Aydede yeni bir tam macera ile döndü. Duygu Saltık Naruto karakterleri ile kendi fan hikâyesi Akatsuki Gakuen’i yazıp çizdi. Mustafa Göçer’in 3M+T mangası hem 4. bölümü Kanemiçi hem de Emre Ozan Şirin ile birlikte hazırladıkları 3M+T Günlük ile bu sayıda. Deviantart EskizTR grubunun Eskiz çizgi romanları 11 çizerle karşımızda. İlk eskiz çizgi romanımız da Ceset.
Bu sayıda çizer Barış Keşoğlu ile röportaj yaptık. Diğer çizgi roman yazıları: Shaun Manning’in yazdığı MK Perker’den Insomnia Cafe, Chris Arrant’ın Bryan Talbot ile yaptığı Grandville röportajı ve Hakan Buhurcu’nun kaleme aldığı Star Wars; Klon Savaşları yazısını okuyabilirsiniz.
Gölge’nin öykü sayfalarında Fatih Sena’dan Siyah Kanat, Gökcan Şahin’den Masa Saatleri, Mustafa Emre Özgen’den Takım Elbiseli Adam’ın 5. öyküsü Sapık, Murat Başekim’den Satıyorum… Satıyorum… Sattım, Sadık Yemni’den Zor Kopya, Hakan Günay Aydınoğlu’dan İşimi Seviyorum, Oğuz Özteker’den Dönülmez Akşamın Ufkundayım ve Merve Veral’ın deneme yazısı Mutluluk Nedir?
Barış Müstecaplıoğlu yeni kitabı Bir Hayaldi Gerçekten Güzel’in yazım öyküsünü Gölge için kaleme aldı.
Hasan Nadir Derin’in 2008–2009 Sezon değerlendirmesi 2. ve son bölümü ile bu sayıda. Fikret Karakurt Blood: The Last Vampire, Barış Saydam Drabet filmlerini yazdılar. Geçtiğimiz ay bir kaza sonucu hayatını yitiren ünlü oyuncu David Carradine’in hikâyesini de Gölge için Masis Üşenmez derledi.
23. sayı kapağımız Varol Gökdamar’dan geldi.
http://GolgeDergi.Blogspot.com
Dergiyi pdf okumak için linkimiz
http://rapidshare.com/files/259409987/golge23.pdf
Dergiyi flash olarak okumak için linkimiz
http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69
Gölge dergi yazar-çizer okur grubumuz
http://www.facebook.com/group.php?gid=36357116499

24 Temmuz 2009 Cuma

Alice Tekrar Harikalar Sinemasında

Lewis Carrol'un ölümsüz eseri "Alice Harikalar Diyarında" yenide sinemada. Filmin yönetmeni Tim Burton. Johnny Depp, Mia Wasikowska, Crispin Glover, Anne Hathaway, Helena Bonham Carter başlıca oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Film 2010 Mart'ında izleyiciyle buluşacak.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Comic Con, binlerce hayranının akınına uğradı

1970 yılından beri Amerika'da geleneksel olarak düzenlenen Comic Con fuarı başladı.
Pek çok çizgi roman yazar ve çizerleri, sinema ve tv dizilerinin sevilen aktör, aktrisleri ile oyun yapımcı, grafik tasarımcılarının oluşturduğu paneller ile sevenlerine ulaştığı fuar, San Diego kentinde bugün itibariyle başladı ve 3 gün sürecek.

Kaynak - Haber FX

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Prince of Persia Çizgi Roman Oluyor

Önce Oyun, Sonra Film, Şimdi de Çizgi Roman
Yıllarca video oyunu olarak karşımıza çıkan Prince of Persia, 2010'un Nisan ayında film olarak vizyona girecek. Ama yapımcılar bununla da kalmıyor...
Disney açıkladı! Prince of Persia filminin çizgi romanı da yayınlanacak. 1989'da tanıştığımız Prince of Persia, şimdiye kadar hep video oyunu olarak karşımıza çıkmıştı. 2010 yılında beyaz perdeye aktarılacak olan Prince'i, basılı yayında da göreceğiz. Öyle ki, Disney'den bugün gelen açıklamaya göre önümüzdeki yılın nisan ayında vizyona girecek olan filmin çizgi romanı da yayınlanacak.
Oyunun yaratıcıları Jordan Mechner ve Todd McFarlane'in cizimlerinin yer alacağı çizgi romanın, 128 sayfa olması planlanıyor. Film ile aynı dönemde yayınlanacak olan kitap, 6 adet Prince of Persia hikayesi içeriyor.

Kaynak - Shift Delete
Yazan - Aykut Göker

NTV'yle Çizgi Roman Girdi Ülkemize (!)

NTV çizgi roman bastı yer yerinden oynadı. Aniden hiç bilmediğimiz basın mevkiilerinden onlarca çizgi roman okuru ortaya çıkarak çizgi romana, NTV çizgi romanına methiyeler düzmeye başladılar. Peki daha önce neredeydi bu çizgi roman okuru kalemler?
Macbeth çizgi romanını biz de ÇROP Blog üzerinden duyurduk bilindiği üzere. Yine bilindiği üzere içinde çizgi roman olan ve bu sanata hizmet eden her eser her çaba bizim tarafımızdan koşulsuz destek görmektedir, görecektir. Bu konuda şühe olmadığını umarız.
Ancak kopya, çalıntı, bayağı taklit gibi eserleri de hiç veya gereğinden fazla duyurmak gibi bir eğilimimiz olmayacaktır asla o ayrı.
Gelelim NTV olayına...
Geçen hafta sonu Kadıköy Pasajındaki çizgi roman dükkan ve sahaflarını ziyarete gittiğimde ilginç bir manzarayla karşılaştım. NTV çizgi romanları için kalın kartondan raflar dizmişti her birinin önüne. Kim bilir daha kaç bin kitabevinde vardı bu raflar. Kötü mü? Hayır değil. O raflar dolacaklarına dair bir vaad. Seri sonuna kadar basılacak vaadi. Bu güzel elbette. Ancak o Kadıköy'deki o kitabevlerinden biri de yayınevi ve THORGAL basıyor. Peki o raf dizebildi mi kitabevlerine? Hiç haber oldu mu basında? Ya diğer yayınevleri kaç kez haber oldular bastıkları çizgi romanlar sayesinde? Çizgi roman okuru basın mensupları nerdeydi o zaman?
Daha önce ÇROP ve Çizgi Roman En Büyük Macera' mızı haber yamış olan sayın Mine Akverdi Akşam Gazetesinde NTV çizgi romanını şu başlıkla haber yaptı: Çizgi Roman Sınıf Atladı
Belki de işin özü bu haberin başlığında gizlidir... "Sınıf Atlamada"! Bilemiyorum...
Ancak kesin olan odur ki NTV'nin basın gücü kendini gösterdi ve ilk 10 bin baskı tükendi. Haber doğruysa ikinci 10 bin baskıya girmiş.
ÇROP üyelerinin özelden ve genelden yaptığı yazışmalardan bana ulaşan çizgi roman okurlarının bu işten memnun olduğu. Hatta özlediği bir yapı olduğu. Çizgi roman basan ama kendi internet sitesinde duyurmayan, basit bir maille yeni yayınlarını duyurmayan, yazışmalara yanıt vermeyen, reklam vermeyen, afişini asmayan, okuyucuya veya o dergileri duyuracak mecralara ulaşmakta aciz davranan yayınevlerinden çizgi roman okurunun bıktığı da ortada. Ama bu yine de basın içinde yer alan kalemlerin çizgi roman sanat eserlerini haber yapmaktan alıkoymalı mı bilemiyorum.
Bakın kendisi de çizgi roman senaryosu yazan ve yazdığı eser belki de basında en çok yer almış olan sayın Levent Cantek Az Biraz Bekleyelim yazısında serzenişini nasıl dile getiriyor:
"Edebiyat uyarlamalarının dünya çizgi romanında esamisi okunmaz. Hiç bir değeri yoktur ve olamaz da... Bu türden uyarlamaların müşterisi ebeveynlerdir. Çizgi roman olduğu için değil edebiyat uyarlaması olduğu için satın alınır bu kitaplar...
Bir diğer konu, albümlerin uygun fiyatlarla satışa çıkartılmasıdır. Büyük sermaye, yoğun reklam desteğiyle yayıncılık yapıyor ve zarar edebilme lüksü olduğundan fiyatları da hayli aşağılara çekiyor. Bir kaç koleksiyoncuyla sohbet ederken farkına vardım ki bu fiyatların bir dönüm noktası olacağına, bir daha hiç bir yayıncının bu etiketi hesap etmeden ürünlerini fiyatlandıramayacaklarına inanıyorlar....
Herneyse, bu kitaplar tanesi 1 ya da 2 TL'den de satılacaktır. Yıllardır tekrarlanıyor bu mesele... Az biraz bekleyelim derim.... Yapmayın derim..."
"Kimse bu çizgi romanları almasın, nasıl olsa yakında yok paraya satılacak" mesajı deneyimlerle aktarılıyor. Yayınevi büyüyünce çizgi roman da sınıf atlıyorsa olacağı budur... mu?
Hayalsaati, Deviant sayfasında okurları da içine alan kapsamlı bir tartışma açmış bu konuda. Üye sayısı az olduğundan katılım da sınırlı kalmış ancak oldukça ilginç görüşler yer alıyor başlık altında. Üye olmayanlar yazamasa da okuyabilirler bunları.
Zaman Gazetesi de konuya dolaylı olarak katılmış ve "Türk Klasikleri Çizgi Roman Olur Mu" diye sormuş.
Hal böyleyken böyle. Kimileri dolaylı, kimileri karşıt duruşla, kimileri de bizim gibi doğrudan bu çizgi roman tanıtımının bir arçası olmuş durumda. Kendi adıma her tür çizgi roman basılmasını destekliyorum. Sinema çizgi roman uyarlayınca nasıl sinema kalıyorsa, nasıl ki mitolojik olayları tiyatro olarak yorumlayan yazarların eserleri gene tiyatroysa, farklı alanları işleyen çizgi romanlar da çizgi romandır, sanattır bana göre. Basılsınlar. Çok basılsınlar.
Unutmadan söyleyeyim sahaflardan gelen haberlere göre Macbeth almaya giren müşteri diğer çizgi romanları da alıyormuş. Bazı yayınevleri satışlarının arttığını bildirmiş ve rafları yenilemiş. Bu noktada "çizgi roman"ı gündemde tutan bu girişimin her yönüyle yararlı olacağı kesin gibi.
Bu arada bir söylentiyi de paylaşmakta yarar olabilir. Aldığım duyumlara göre dünya klasikleri çizgi roman serisi için MEB'le görüşülmüş ve okullarda okutulacakmış. Bilmem bu nasıl bir haber? :)
Ancak yine de ulusal basının farklı noktalarında söz sahibi olan çizgi roman okuru kalemlere seslenmek istiyorum: NTV çizgi roman işine soyunmadan önce okuduğunuz çizgi romanları basan yayınevleri ve emekçileri vardı. Hala varlar. Hala uğraşıyorlar çizgi romanları okurlara, size, bize ulaştırmak için. Arada onları da hatırlarsanız harika olabilir. Hatta olur... Gibi...

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

21 Temmuz 2009 Salı

Silver Surfer ve Arthur C. Clarke

Gerçekten gidildi, stüdyo çekimi, yalan, valla yürüdük... Doğrusu hangisi bilinmez ama insanlığın aya ayak basışının 40. yılı kutlanıyor. Sene 1969 ve ilkel bir teknolojiyle, cep telefonumuzdan az bellekli bilgisayarlarla üç astronot aya uçtu ve geri döndü. Ya da gitmedi, dönmedi. Şurası kesin ki Rus'larla Amerika'lılar arasındaki uzay yarışı bariz bir şekilde ortadaydı ve Arhtur C. Clarke bunu romanına konu etti: Childhood's End. Ben de diyorum ki Stan Lee'de bu romanı çizgi romana uyarladı: Silver Surfer... Nereden nereye!

Genel olarak bazı bilgileri aradığımda baktığım yerler arasında wikipedia olur ve ben ya tespitlerimi doğrular ya da yeni bilgiler edinirim. Bu defa da baktım ve sanal ansiklopedide yer almayan bir bilgim olduğunu fark ettim: Silver Surfer'ın kaynağı Childhood's End romanıdır!

Romanı okuyalı on yılı geçiyor. Bu yazacaklarımı da kör-topal yazmaya çalışalı çok zaman oluyor anlayacağınız. Toparlayarak paylaşma kısmeti bugüneymiş.
Yakınlarda kaybettiğimiz usta bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke'ın 1953'de kaleme aldığı romanı kısaca özetleyerek başlamak istiyorum kıyaslamaya:
Amerika ve Rusya uzay yarışında öyle bir aşamaya gelmişlerdir ki her iki ülke de ilk kez uzaya uzay gemisi yollamak üzeredir. Hatta bunu aynı anda yapacak gibidirler. Hazırlıklar tamamlanır ve düğmelere basılacakken uzaydan bir gemi gelir.
İnsanların uzaya çıkmasını engelleyen ve kendilerini göstermeyen bu uzaylılar insanlığa sonsuz bilgi vaad eder, hatta bilgilendirirler. Bu bilgilendirme binlerce yıl sürer. Dinin ve bazı inançların yavaş yavaş silindiği bilgi çağlarında nihayet ortaya çıkan uzaylıların bugün "Şeytan" olarak tanımladığımız tilere benzediği görülür. Ancak artık onlardan korkulmamaktadır.
Bu arada insanlık nesiller geçtikçe yavaş yavaş ortak bir akla doğru evrilmeye başlar. Zaten plan da budur. Dünyaya gelen ve insanlığı bilgiyle dolduran temsilcilerin amacı insanlığı uzaydaki "yüce dimağ" adı verilen kozmik tanrısal bir enerjiyle birleştirmektir.
Dilimize "Son Nesil" (1981) adıyla kazandırılan eserde son nesil gerekli seviyeye ulaşınca o tanrısal güçle birleşir, dünya boş kalır. Ya da kalmaz...
Romanda, her şeyin harika gittiği, dertlerin olmadığı, bilimin ve teknolojinin çok ilerlediği bir dönemde herkes rahatken rahatsız olan bir tip vardır: Kahraman.
Kahraman zenci karakter gizlice uzaylıların gemisine girerek uzaya açılır ve bu olayların kökenini görmek ister. Macera arar. Verileni kabul etmez, fazlasını ister. Geri döner, dünya boş gibidir.

Silver Surfer'a geçmeden önce ön bilgiler vermek doğru olur galiba. İlk olarak Fantastic Four (Fantastik Dörtlü)'nün Mart 1966 tarihli 48. sayısında okuyucuyla buluşan kahraman 1968'de 18 sayılık kendi serisine kavuşmuştur. 1987 yılında başlayan ve 146 sayı süren serisinin dışında kısa süreli hikayelerle raflardaki yerine ulaşan kahraman Defenders (Savunucular) grubunun bir üyesidir.
Marvel evreninde "Galactus" adlı kozmik tanrısal bir yaratık vardır ve bu yaratık uzayda gezerek kendisini besleyecek gezegen enerjileri aramaktadır. Bir şekilde ulaştığı gezegenleri yemektedir. Ancak bu gezegenlerin üzerinde yaşam olması gerekmektedir. Bunun için de çoğu zaman "Herald" dediği bazı temsilcileri kullanır. Bunlar önden giderek uygun gezegenleri bulur, o gezegeni hazırlar, Galactus'u çağırır, Galactus da gelir gezegeni yutar. Elbette gezegende hayat kalmaz.
Silver Surfer'in köken hikayesi de işte böyle başlıyor.
Zenn-La adlı gezegende yaşayan Norrin Radd adlı genç gezegenindeki durumdan şikayetçidir. Bilim, sanat, felsefe ve teknolojide son noktaya ulaşılmış artık macera, keşif, arayış gibi şeyler durmuştur. Norrin Rad uzaya açılmanın hayallerini kurmaktadır.
Galactus'un gelişiyle gezegen yaşamı tehlikeye girer. Norrin, gezegenini kurtarmak için son kalan uzay gemisiyle uzaya açılır ve Galactus'a bir anlaşma sunar. Buna göre Galactus onu kozmik bir yaratığa dönüştürecek, o da onun için bir tür temsilcilik yapacaktır. Zenn-La kurtulur ve Silver Surfer (Gümüş Kayakçı) Galactus'un temsilcisi olarak uzayda yolculuğa çıkar. Bir çok gezegeni efendisine hazırlayan Kayakçı dünyaya ulaştığında bu işten cayarak efendisine başkaldırır. Cezalandırılan temsilci artık uzaya açılamayacaktır. Bu ceza da yıllarca sürer.
***
Birebir örtüşme aranırsa romanla çizgi romanın birbirine benzemediğini iddia edenlere "yanlışsınız" demek yanlış olur. Ancak "uyarlama" denilen şey de budur (günümüzde popüler "uyarlama" sözcüğü birebir aktarma anlamında da kullanılıyor ama bahsettiğim teknik bir hadise, dil yanlışı değil).
Gezegenleri yüce bir güce hazırlama, enerjilerin birleşmesi, yaşam dolu gezegenlerin seçilmesi, önden giden temsilciler, uzaya açılan meraklı insan oğlu... Daha benzerlik çok. Sadece işin doğası gereği çizgi romanda hızlı ve aksiyonu bol bir yorum getirilmiş. Bu bakımdan Stan Lee gibi bir uyarlama ustasını tebrik etmek şart. Elbette Jack Kirby'nin çizim dehası da yabana atılmamalı.
Ancak ince bir nokta var ki onu da söylemeden geçemeyeceğim o da her iki eserin de İncil'e göndermelerde bulunduğudur. Roman, insanlığın bilgiye olan merakı ve cennetten kovulmasının sebebinin de bu merakını bilen Şeytan'ın olmasına atıfta bulunuyor. Uzaydan gelen yaratıklar Şeytan'a benziyor. Cennet'e tekrar ulaşmanın yolu da bir anlamda bilgiye dayandırılıyor. Bilgiyle saflık derecesine ulaşan insanın tanrıca kabulü irdeleniyor. Silver Surfer'da ise yine bilgi merakı ön planda. Bir farkla bu sefer kahraman adeta "peygamber" oluyor (Gezegenleri tanrıya yakışır hale getirmek başka ne olabilir ki?). Bununla birlikte Norrin'e verilen güçlerin "su"sal oluşu ve bir çok kez Galactus'un avuçlarından adeta şekillenerek doğuşunun gösterilmesi yine "çamurdan-kilden" yaratılan/şekilendirilen insan yaratımını hatırlatıyor (Ateş, hava, torak, enerji türü Herald'ların kurgu dünyasına kazandırılmasından çok öncesi bu bahsettiğim). Bu arada cenneti uzay olan ama dünyaya hapsedilen bir kahramanın uzaydan mahrum bırakılması; cennetten atılması, yine kutsal kitaba bağlanabiliyor. Kaldı ki Adem ile Havva'nı dünyanın iki ayrı ucuna gönderilmiş oluşu ve birbirlerini arayışları da Norrin ile sevdiceği Shalla Ball'ın uzayda ayrı düşmeleri ve kavuşma çabaları da gözden kaçmamalı derim ben.
Dilimize Marvel Yayınları (Ali Recan) tarafından kazandırılan orjinal seriyi takip eden sayıları sahaflarda bulmak mümkün. Hatta unutmadan ekleyeyim Jack Kirby çizimleri okurlarımızı rahatsız eder(!) düşüncesiyle 18. sayı ("Inhumans" - İnsandışılar hikayesi) şu anda yurt dışında çizgi hayatını sürdüren Yıldırım Örer tarafından kare kare çizilerek yayınlanmıştı. Bu sayıları elde bulundurmanın koleksiyon ve sanatsal değeri olduğu da son derece açık.
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

ARAL 2 Koleksiyon Hizmetinizde

Daha önce Altan Çağatay Gürdal'ın Arkabahçe yayıncılıkla ortak bir çizgi roman dükkanı açtığını duyurmuştuk. Yeni bilgiler ışığında bu projenin değiştiğini öğrendik. Arkabahçe kendine yeni ve farklı bir yer açmaya karar vermiş.

Bu gelişmelere göre hareket eden Altan Çağatay Gürdal Aral Koleksiyon'un sahibi Murat Sevgikuran'la ortaklığa gitme kararı alarak ARAL 2'yi açtı. İkili çizgi roman, her tür oyuncak ve kitap, mizah, plak meraklıları için geniş bir arşivle hizmete hazır bekliyorlar.
ARAL 2 KOLEKSİYON
Neşet Ömer sk. Kadıköy İş Merkezi 1/24 Kadıköy - İst.
0 216 418 72 66
0 505 501 00 11

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Hipnoz "Bol Kepçe Çizgi Roman!" Raflarda

Geçtiğimiz Haziran ayında “bol kepçe çizgi roman” sloganıyla ilk sayısı yayınlanan Hipnoz ikinci sayısı ile karşınızda. Hipnoz dergisi bu ay iki farklı kapakla çıktı. Kapaklardan ilki Sarışınlar adlı dizisinin çizerleri Gaby & Dzack ikilisinin imzasını taşıyor. Diğeri ise Türk çizgi romancılığının ünlü isimlerinden Talat Güreli imzalı bir nostalji kapağı. Ama sanıyoruz kapaktaki resim Talat Güreli’den daha ünlü.
Geçen sayıda başlayan çizgi romanlar tüm hızıyla sürerken dergide bu ay iki yeni çizgi roman başladı. İkisi de yerli üretim. İlki, Hızır Bey’in babası Talat Güreli’nin yazıp çizdiği bir western parodisi. Ringo Abuzittin isimli bu western parodisinde birçok ünlü ismi bir arada, bir vahşi batı kasabasında bulacaksınız. Yeni başlayan diğer dizi ise uçan, kaçan tüm kahramanları bir arada bulabileceğiniz bir süper kahraman parodisi.

Uzay Şövalyesi ZOM’u İlhan Yılmaz yazdı ve çizdi. Dergi yayına başlarken mümkün olduğu kadar yerli çizgi romana destek olacağını duyurmuştu. Hipnoz, yeni başlayan bu iki yerli yapım çizgi roman ile sözünün arkasında olduğunu göstermek istiyor. Umut Çalışan “Madalyonun Öteki Yüzü”nü göstermeye devam ediyor. Madalyonun Öteki yüzüne bu sayıda milli kahramanımız Keloğlan’ı konuk etmiş. Keyifle okuyacağınızı umut ediyoruz. Bu sayıda(Temmuz-Ağustos) orta sayfalarında ise yerli çizgi romanın önde gelen ustalarından Hızır Bey’in çizeri Talat Güreli ile yapılan söyleşinin birinci bölümü sizleri bekliyor.
Dergi 15 Temmuz–15 Ağustos tarihleri arası tüm gazete bayileri, çizgi roman satış noktaları, Dost, Remzi ve Nezih Kitabevlerinde bulunabilecek.
Eğer bulunduğunuz bölgede dergimizi bulamıyorsanız internet sitemizdeki satış noktaları listesini gözden geçirmenizi tavsiye ediyoruz.
İçeriklerle ilgili konu özetlerini, görselleri ve ön izleme sayfalarını bulabileceğiniz internet sitemiz http://www.hipnozdergisi.com adresinde yayında. İnternet sitemizde ayrıca gelecek sayılardaki yayın programıyla ilgili ipuçları bulabileceğiniz “bizden haberler” ve “gelecek program” bölümlerimiz mevcut. Gelişmelerden anında haber almak isteyen takipçilerimiz için bir e-bülten aboneliğimiz mevcut. Buraya sadece ad ve mail bilgilerini girererek e-bülten aboneliğinizi başlatabilirsiniz.
Sarışınlar
Dünyanın en akıllı(!) sarışınları bu dizimizde. Sarışınların başından geçen ilginç olaylara ve akıllara ziyan diyaloglarına tanık olacaksınız.

Ringo Abuzittin
Ringo Abuzittin şerif yardımcısı olabilmek için Con Wayne’in katilinin peşine düşer. Karanlık Co’yu bulabilmek için gittiği Lahmacunn City kasabasında bir grup serseri ile karşılaşır. Talat Güreli yazdı ve çizdi. Devamını Hipnoz’un temmuz sayısında okuyabilirsiniz.

Sky-Doll
Son nesil bir sentetik bebek olan Noa diğer arkadaşları gibi halinden memnun değildir. Mutlu olamamaktadır. Bu sırada araç yıkama istasyonuna gelen bir aracın pilotlarıyla aralarında ilginç olaylar geçer. Kutsal kraliçe Lodowica orijinal sky-doll bebekleri ile oynaşmayı serbest bırakmıştır. Bu sırada kutsal kraliçenin görüleceği an yaklaşmış ve şehir onu görmeye gelenlerle dolup taşmıştır. Bütün dünyada satış rekorları kıran W.I.T.C.H. serisinin yazar ve çizerlerinden!

Büyücünün Gözleri
Büyücünün Gözleri kötülük saçmaya devam ediyor. Büyücü gizemli güçlerini cinsel sapkınlıklarının zirvesindeki kontun hizmetine adamıştır. Kurbanlar sadist kontun hizmetine sunulduktan sonra hiçbir şey hatırlamamaktadır. Normandiya tepelerinde bir köyde geçen bu karanlık macerayı büyük bir heyecanla okuyacaksınız.

Talat Güreli İle Söyleşi
İşte tam bu sırada… Talat Güreli geldi ve tarihi çizgi romanlar ekolünün en son ve başarılı eserini ortaya koydu. Bu, Hızır bey’den başkası değildi. Hızır Bey yayınlandığı dönemde çocuk dergilerinin gözdesi oldu, çok beğenildi. Hızır Bey’in babası Talat Güreli ile yaptığımız söyleşinin ilk bölümünde onu tanımaya ve tanıtmaya çalıştık. İkinci bölüm bir sonraki sayımızda yer alacak.

Vahşi Takip
İtalyan çizgi roman ekolünün muteşem ikilisi D’Antonio ve R. Polese’nin yazıp çizdiği Vahşi Takip henüz başlamadı… Pinkerton Ajanı Bill Adams, takibe başlamak için adam topluyor. Hem de bir kanun adamına hiç yakışmayacak şekilde. Nasıl mı? Okuyun ve görün.

Edgar Allan Poe Cinayetleri
Edgar Allan Poe Cinayetlerini model alarak cinayetler işleyen bir seri katil ortalıkta dolaşıyor. Katil cesetlerin bulunmasını istiyor ve ipuçları bırakıyor. İki gazeteci ise ipuçlarının peşinde şimdilik sadece cesetlere ulaşabiliyor. Katilin hata yapacağı anı bekliyorlar.

Uzay Şövalyesi ZOM
Uzay Şövalyesi Zom uzayı ve dünyayı ele geçirmek isteyen düşmanları Zortonlardan kaçarken dünyaya sığınmak zorunda kalır. Dünyaya inmekte olduğu sırada Houston Uzay Merkezi tarafından izlenmektedir. Amerikan Başkanı derhal bir plan yapılması talimatını verir. Sonucu hep birlikte izleyeceğiz. İlhan Yılmaz yazdı ve çizdi.

Madalyonun Öteki Yüzü
Umut Çalışan madalyonun öteki yüzünü göstermeye devam ediyor. Geçen sayımızda yalnız kovboy Red Kit konuk olmuş ve vasiyetini açıklamıştı. Bu sayımızda milli kahramanımız Keloğlan konuğumuz oldu. Soylamış, bakalım ne soylamış?


19 Temmuz 2009 Pazar

BİR ÇİZGİ ROMAN TUTKUNUNUN GÖZÜYLE NTV YAYINLARININ ÇİZGİ ROMAN DİZİSİ

Medyatava yazarı Neslihan Acu, iflah olmaz bir çizgi roman tutkunu olarak NTV yayınlarından çıkan ilk çizgi roman olan Macbeth'i okudu. Acu, Teksas, TomMiks'ten Dylan Dog'a, Mister No'dan Tenten'e kadar bilimum çizgi roman kahramanını da andığı yazısında Macbeth için bakın ne söylüyor...

NESLİHAN ACU

ÇİZGİ ROMAN MUTLULUĞU

Bir çizgi roman tutkunu olarak, NTV Yayınlarının dünya klasiklerini çizgi roman olarak yayınlayacağını duyduğumda, çok mutlu olmuştum.

İlk kitap Macbeth’le inanılmaz keyifli iki saat geçirdim. Nefis bir çeviri (Sevin Okyay’dan), çok kaliteli bir cilt, olağanüstü çizgiler ve tasarım… Ve en güzeli, pahalı değil. Herkesin almaya gücü yetebilir.

Bu vesileyle, çizgi roman dünyasında biraz dolaşmaya ne dersiniz…

Ben bir çizgi roman tutkunuyum. Kendimi bildim bileli çizgi roman okuyorum. Evin bir odası çizgi romanlardan yıkılmak üzere... Ne yaparsınız, bazı kadınlar ayakkabı almadan duramaz, ben de çizgi roman almadan duramıyorum.

Çocukluğumda (yani MÖ 60’lar ve 70’ler oluyor) bilgisayar, internet, cep telefonu yoktu –doğal olarak. Mahallenin tüm haylazları, Teksas, TomMiks, Zagor vs okuyarak vakit geçirirdik. Sonra büyüdüm, lise, üniversite yılları geldi geçti, iş hayatı başladı, okuduğum çizgi romanların adları değişti ama çizgi roman sevdası bende hiç bitmedi.

Red Kit, Tenten ve Asterix... Derken Ken Parker, Teks, Dylan Dog, Julia, Martin Mystere, Mister No... Çizgi roman kültüründen nasiplenmemiş olanlar, yaşı 30’ları geçmiş çizgi roman okurlarını küçümserler ve çocuk ruhlu olmakla suçlarlar. Bunlara en güzel cevabı Umberto Eco vermiştir. "I can read the Bible, Homer or Dylan Dog for several days without being bored." Bu cümleyi, “Üç şeyi okumaktan hiç sıkılmam: İncil, Homeros ve Dylan Dog” şeklinde çevirebiliriz.

Çizgi roman kültürüyle biraz haşır neşir olanlar bilirler, çizgi romanın anavatanı İtalya’dır. Sırf bu bile İtalyanları sevmem için yeterlidir. Çizgi romanların hepsini orijinallerinden okuyabilmek için bir ara İtalyanca öğrenme hevesine bile kapılmıştım. İtalyancadan çizgi roman çevirileri yapan Zeynep Akkuş bir aralar en kıskandığım insandı.

Bu vesileyle Bonelli (Tex’in yaratıcısı), Castelli (Martin Mystere), Nolitta (Mister No), Berardi (Ken Parker), Sclavi (Dylan Dog) gibi büyük ustalara bir saygı duruşu yapmak isterim.

Çocukluk yıllarında bizleri Vahşi Batı maceralarıyla tanıştıran o Zagorlar Teksaslar falan da İtalyan işidir (Esse Gesse ekibi). Çizgi roman cahillerinin sandığı gibi Amerikan icatları değildir bunlar. İtalyanlar yazıp çizdiği içindir ki, Avrupalı göçmenlerin Vahşi Batı maceralarını son derece hümanist, eğlenceli ve alternatif bir bakış açısından okuyabilmişizdir.

Amerikan çizgi romancılığını pek sevmem ben. Süper kahramanlar üstüne kuruludur ve bana biraz hastalıklı gelir. Ama Howard’ın Barbar Conan serisi çok farklıdır, onu ayrı değerlendirmek gerekir.

Çizgi roman yaratıcılarından bahsederken iki büyük ustayı anmadan geçmek olmaz. Biri, 51 yıllık kısa hayatında, Red Kit (Lucky Luke) ve Asterix gibi iki çok büyük karakter yaratmış Fransız René Goscinny... Red Kit’i kim sevmez ki? Salak köpek Rin Tin Tin, akıllı at Düldül ve de unutulmaz Daltonlar… Gerçek bir çizgi roman şaheseridir Red Kit. Asterix ise Sezar’a başkaldıran Galyalıların (Fransızların ataları) öykülerini, Uderzo’nun nefis çizgileriyle, insanı gülmekten öldürecek komiklikte anlatır.

Diğer büyük usta ise Belçika’nın dünyaya armağan ettiği iki Georges’dan Hergé olanı, yani Georges Rémi. Tenten’in çizeri.

Çizgi romanlardan söz açılınca benim çenem kapanmak bilmiyor gördüğünüz gibi. En sevdiğim iki karakteri de yazayım oldu olacak. İlki, serüvenleri bizde Uzun Tüfek adıyla da yayınlanan Ken Parker, diğeri ise Mister No. Her ikisi de savaş karşıtı, şiddetten hoşlanmayan, düzeni bol bol eleştiren anti-kahramanlardır. Umberto Eco’nun çok sevdiği Dylan Dog ise kabuslar dedektifi olarak bilinir, maceralarını hakikaten sıra dışıdır.

Lafı bağlayayım... Çizgi roman gerçekten ciddi bir konudur. Benim gibi birçokları okuma alışkanlığını çocukluğunda elinden düşürmediği çizgi romanlar sayesinde kazanmıştır.

Ne yazık ki ülkemizde çizgi roman az okunuyor, az satıyor. Kendi üretimimiz de pek yok. Oysa konu olarak malzememiz bol. Gel gör ki, hemen her konuda olduğu gibi, bir sektör oluşamadığı için, kişisel başarılar dışında bir şey çıkmıyor. Benim ilk anda aklıma gelen, büyük usta Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz serisi. Çizgi romancılığımızda bu ayarda başka bir yapıt yok herhalde. Sezgin Burak’ın Tarkan’ı, Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ı bir dönem çok popülerdi. Büyük usta Oğuz Aral’ı ve Avni’yi, Utanmaz Adam’ı anmadan geçmek olmaz. Necdet Şen’in Hızlı Gazeteci karakteri epey iz bırakmıştır. Gırgır dergisi sayesinde birçok usta çizer de çıkmıştır. Nuri Kurtcebe gibi. Daha birçok iyi çizer var ülkemizde ama “çizgi roman” desteklenmeyen, sahip çıkılmayan bir alan olduğu için gelişemiyor ve dünya çapında tanınacak “karakter”ler çıkmıyor bizden.

Söze Macbeth’le başlamıştık, onunla bitirelim. Karakterlerin en başta okura tanıtıldığı, Shakespeare’le ilgili çok ayrıntılı bilgilerin yer verildiği kitapta, ayrıca “gerçek Macbeth”le ve o dönemle ilgili tüm bilgiler de var.

NTV yayıncılığın Macbeth’le başlayan serisi her bakımdan çok önemli. Dünya klasiklerini daha çok okura ulaştırmanın en sağlam ve keyifli yollarından biri, çizgi roman formatıdır.

Bu güzelliğin devamını, yeni klasikleri sabırsızlıkla bekliyoruz.


Yazan - Neslihan Acu
Kaynak - Medyatava

Gölge Öykü Özel Sayısı 2

Yazar Mısınız? Sorusu ile yola koyulmamızın üzerinden henüz fazla bir zaman geçmedi. Sağolsun dostlarımız bu sorunun cevabını hemen verdiler. Bizi Gölge’de yalnız bırakmayıp “Yazarız” dediler.
Gölge e-Dergi’nin 2. öykü sayısı bu. Kaçış temalı öykülerimiz var. 25 yazar yer alıyor. A. Gökhan Gültekin’in kapağı, Rıdvan Şoray’ın illüstrasyonları ile süsleniyor.
İçinde yer alan öykülerin yazarı isim sırası ile şöyle;
Ayfer KAFKAS, Ayşe GAFFAROĞLU, Ayten ÇETİN, Beril KANIK, Bülent SABIRLI, Caner KELER, Cem SÜER, Ceren GÜNEŞ, Cezmi ERSÖZ, Demet GÜNER, Emre DEMİROK, Erol ÇELİK, Gökcan ŞAHİN, Hakan Günay AYDINOĞLU, Masis ÜŞENMEZ, Mert YANIKOĞLU, Merve VERAL, Murat BAŞEKİM, Müslüm YÜNSAL, Oğuz ÖZTEKER, Öznur BAYCAN, Sadık YEMNİ, Serdar KÖKÇEOĞLU, Ümit KİREÇÇİ, Volkan Levent SOYLU
İyi okumalar
http://GolgeDergi.blogspot.com
Pdf dergiyi okuyabileceğiniz link
http://rapidshare.com/files/255970629/golgeoyku2.pdf
Flash dergiyi okuyabileceğiniz link
http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69
Gölge yazar-çizer buluşma yeri
http://www.facebook.com/group.php?gid=36357116499

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Mahkemede Şiddet ve TWOFACE

Bir kaç gün önce Almanya'nın Dresden şehrinde "ırkçı bir alman" davalı kendisini dava eden türbanlı kadını mahkemenin ortasında 18 yerinden bıçaklayarak öldürdü. "Irkçı, dinci, türbanlı, kadın"... Bu ve benzeri başlıklar başka bir mecra konusu. Tabii ülkemiz polisinin her gün yaşadığı "mahkemede davalı-davacı ve yandaşları şiddeti" avrupa'da şaşkınlık yaratmış o ayrı. Hatta öldürülen kadının kocası da vurulmuş Polis tarafından o apayrı.



Ben mahkemede "mafya usulü" cezalandırmanın yarattığı kötü adamın hikayesini yazmak istedim: Harvey Dent / Twoface

Okuyanlar ve filmlerini izleyenler bilir Batman'in en büyük düşmanlarından biridir Twoface. Elindeki parayla yazı-tura atan ve uygulayacağı veya uygulamayacağı şiddeti belirleyen bir tiptir Twoface-ikiyüz. Yüzünün bir yanı sağlamdır, diğer yanı adeta erimiş. Peki nedir bu adamın hikayesi, en iyi ne okunursa öğrenilir?

Twoface'i tanıtmak için iki ayrı hayat hikayesi yazmak gerekecek. Biri Bob Kane'in onu yaratırken izlediği yol, diğeri kurgusal yaşamı.

Önce Bob Kane cephesi:

Bob Kane, Twoface karakterini yaratmadan önce çocukken izlediği Robert Louis Stevenson'ın romanı "Dr Jekyll ve Mr Hyde"ın 1931 yılı beyazperde uyarlamasından etkilendiğini söyler. Bill Finger'la Twoface'i yarattıklarında romanını henüz okumamış olduğunu da ekler. Bununla birlikte iki kez ele alınan "The Black Bat" adlı karakterden de etkilenildiği de bilinir. İlki 1933-1934'de yayınlanmış olan pulp-roman serisinin tam adı "Black Bat Detective Mysteries". 1939 yılında ise ikinci seri başlıyor ve "Black Book Detective" adını alıyor. Bu defa karakter değişiyor ve serinin kahramanı Bölge savcısı Anthony Quinn'dir. Bu karakterin bir gün mahkemede yüzüne kezzap atılır ve o adalet'le suç'un sorgusunu yapan hafif tırlak bir kahramana, Black Bat'e dönüşür. İşte bu şekilde DC Comics'ten Batman'in köklü düşmanı, Twoface Detective Comics'in 66. sayısında (Ağustos 1942) okurların karşısına uyarlanır. Harvey Kent olarak başlayan yaşamı daha sonra "Clark Kent"le karışmasın diye Harvey Dent olarak da değişir.

Şimdi de kurgusal cephe:

Gotham Bölge Savcısı Harvey Dent, Batman'la Komiser Gordon'un yakın aile dostudur ve her üçünün de ortak paydası "Gotham'ı sevmek".

Üçlü Gotham'ı idare eden mafya ailelerini ortadan kaldırarak şehri suçtan arındırma peşindedirler. Bu amaçtan hareketle suç şebekesi Falcone ve Maroni ailelerine karşı birlikte mücadele ederler. Bu süreçte türlü arbedeyi atlatırlarken Harvey Dent mahkeme sırasında suratına kezzap atılmak suretiyle cezalandırılır. Bunun bedeninde ve ruhunda açtığı yarayla, Dent adaletle suçun aynı olduğuna hükmeder ve başlangıçta yine biraz adalet yanlısıyken sonrasında tamamen suça yönelir.

***

Kendi adıma Two-Face'i de bir çok Batman düşmanı gibi sıradan buluyorum. Daha doğrusu klişe. Elbette Batman'in karşısında konumlanış itibariyle oldukça başarıldır ama ben çok sevmem... Sevmezdim!

Çizgi roman okuru Cihan Ceyhan'ın önerisiyle dün okuduğum bir çizgi romanla bakış açım değişti: The Long Halloween. Orjinali 13 sayı süren bu hikayenin ben derleme cildini okudum ve mutlu ötesi oldum. Yazar Jeph Loeb ve çizer Tim Sale imzalı eser senaryosuyla da çizimiyle de muhteşem. Hele finali... Yok, hiç bir şey anlatmayacağım. Muazzam bir orjin öyküsü okumak istiyorsanız ne yapın edin bulun derim başka bir şey demem. Batman'in olağanüstü dedektifliğinin nasıl da yetersiz kaldığını gördüğünüzde şaşıracaksınız. Hem de iki kere.

Bu arada gündem ve okuma bu derece denk düşünce yazmak da boynumun borcu oldu.

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

TFB - Holymirage

Sitenin Adı: Holymirage
Sitenin Adresi: www.holymirage.com
Sitenin Kuruluş Tarihi: 2007
Sitenin Tanıtımı: FRP arşivi ile bilgi paylaşımı yapabileceğiniz, her ırka ait forumlardan sağlam bilgiler edinebileceğiniz, online oyun dünyasını ve frp konulu haberleri yakından takip eden bir websitesi. Her hafta güncellenen ve Abdullah Kara’nın yazıp çizdiği Kızıl Diyar adındaki hikaye farklı ırklar ve farklı konuları ile adından ilerleyen yıllarda bahsettirebilecek güzel bir proje. HM, World Of Warcraft ve Warhammer Online gibi MMORPG ve birçok rpg oyunlar hakkında da geniş bilgiler içermekte. Sitede zaman geçirenlerin keyifli vakit geçirmeleri için Resim galerileri ve Mp3 çalar da düşünülmüş.
Sitenin Amacı: Sitenin başta kuruluş amacı şahsi olarak yazarın Kızıl Diyar adlı hikayesi ve çizimlerini yayınlamaktı. Fakat zamanla bu amacın içine FRP’yi sevdirme ve hakkında bilgi edindirme gibi güdüler almış ve site dahada büyümüş yeni konulara yelken açmıştır. Holymirage tamamen FRP severlere bilgi edindirmek ve onların soru işaretlerini ortadan kaldırabilmek için kurulmuş bir websitesidir. Kısacası holymirage.com’un tek amacı fantastik kurgu ve fantastik edebiyattır. Görünüşe göre siteyi ziyaret edenlerin pişman kalmayacakları bir oluşum.
İlgili: Abdullah Kara (HolyMirage)

14 Temmuz 2009 Salı

Enki Bilal - Ümit Kireççi Röportajı

Bu röportaj metnini 13 Nisan 2009'da kağıda aktarmışım. Çok zaman geçmiş gibi ama Enki bilal sözkonusu olunca... bilemiyorum... Geçmiş, gelecek, şimdi ne ki? Yazar-editör Halil Gökhan'ın aracılığı için kendisine teşekkür eder herkese iyi okumalar dilerim.

Ümit – Enki Bilal hangi çizgi romanı okumayı tercih ediyor? Manga, Fransız, Comics…

Enki – Doğrusunu söylemek gerekirse ben hiç birini okumuyorum. Yani takip etmiyorum. Elbette hepsinden haberim var ve ne neler üretildiğini biliyorum. Ama hiç okumuyorum dersem yalan olur. Okumayı sevdiğim türler de var. Bunlar da sinemaya uyarlanamıyor olanlar daha çok. Deneysel, sanatsal ve özgün yapıtlar… Özgürce çizilenlerin ticari kaygıları yoktur. Sanat ve yaratıcılık ön plandadır. Sinema gibi ticarileşmemişlerdir. Ya da uyarlanarak ticarileşmezler. Ayrıca uyarlama olmasa bile sinema ve tiyatro gibi sanatlarda eser ortaya koymak için paraya ihtiyaç duyarsın. Prodüksiyon gideri çok yüksektir. Bu da özgürlüğü kısıtlayabilir. Çizgi romanda ise özgürsündür ve sadece çizersin. Fransa’da bir çok yayınevi var onlar da basarlar eserlerinizi. Öyle yüksek bir ticari harcamaya gerek de olmaz. Aynısı edebiyat için de geçerlidir. Yazmanın maliyeti yoktur, çizmenin de.

Ümit – Şimdi burada misafirimizsiniz ve bu bizim için büyük bir mutluluk. Ancak size bir resim çizmek istiyorum. Ülkemizde bir çok çizgi roman ustamız var ama biz onlara hak ettiği gibi sergiler, paneller, söyleşiler düzenleyemiyoruz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Enki – Bilmiyorum. Buraya Cem Şerbetçi’nin davetlisi olarak geldim. Kendisi iyi bir koleksiyoncu ve iyi bir insan. Onun koleksiyonunun parçaları da burada sergileniyor ve ben davet üzerine geldim. Maalesef türk çizgi romanı hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Sanatçılarınızı tanımıyorum. Çizgi romanınızın içinde bulunduğu durum hakkında hiç bilgim yok. Soruyu açabilir misiniz?

Ümit – Gerek yok aslında ben yanıtımı aldım. Şöyle ki, çok büyük üstatlarımız ve çizerlerimiz var ama siz onları tanımıyorsunuz biz de değerlerini bilmiyoruz. Bu ancak bizim utancımız olur yanıtı da sizde yok.

Enki – Belki de bu sorunun yanıtı kültürdedir. Belki grafik sanatlar yeterince tanınmıyordur ülkenizde. Mesela Fransa’da çizgi roman gelenektir. Hem de çok eski bir gelenektir. Türkiye’deyse gençlerin ve çocukların çizgi romandan ne anladıklarını bilemiyorum. Belki de sanatı ve çizgi romanı gelenekselleştirecek bir eğitim eksikliği vardır. Belki de “ciddi” insanlar çizgi romanın çocuklara göre olduğunu düşünüyordur. Hatta entelektüel (yüz ifadesi hayli alaylıydı burada) insanlara uygun olmadığını düşünüyorlardır. Eğer böyle düşünen Türk insanı varsa, söylediğim için kusura bakmayın ama onlar çok köhne kafalarla geçmişte kalmışlar. Artık çizgi roman Fransa’da, Japonya’da, Amerika’da, Avrupa’da, tüm Asya’da biliniyor ve önemli bir sanat olarak görülüyor. Sanatçıları değer görüyor. Ülkenizde çizgi romanı sanat olara gören insanların onu tanıtması ve anlatması ve yaygınlaştırması gerekiyor.

Ümit – Kültür deyince hemen aklıma Kültür Bakanlığı geldi. Bugün çizgi roman sanatçılarımızın geçmişten gelen bir gelenekle sigortalı değiller. Herhangi bir sosyal güvenceyle korunmamaktadırlar. Bakanlık, sanata ve topluma yıllarca eser üretmiş olan sanatçılarımıza sahip çıkmamakta. Yaşlanınca ya bir sayfiyeye gitmekteler ya da hastalanınca ve çizemeyecek duruma gelince bir kenarda unutulmaktadırlar. Fransa’da durum nasıl? Bu konuda bilginiz var mı?

Enki – Fransa’da sanatçılar korunmaktadır. Sosyal güvenlik onları güvence altına alır. Doğru düzenlemeler sayesinde her sanatçı gerekli primleri yatırır. Türkiye Avrupa birliğine girmeye hazırlanıyor biliyorsunuz. Bence sanatçının sosyal güvenceye kavuşturulmasını sağlaması gerekir.

Ümit – Ülkemizde çizgi roman çizmek isteyen çok gencimiz var. Enki Bilal’in onlara öğüdü ne olurdu? Çizimin ötesinde kısa hikayeler üretmek yerine uzun, albüm dolduracak kadar sağlam öyküler yaratarak anlatabilmeleri için ne yapsın çizer adaylarımız?

Enki – Bence çizerler öncelikle kendileri olmalıdırlar. Başka yapıtlara bakarak çok fazla etkilenmek yerine kendilerini bulmalılar ve kendilerine inanmalılar. Çizer adayı kendi çizgilerini bulmak için çok tutkulu olmalı, kendine inanmalı, devamlı çizmelidir. Fotoğraftan çalışmayı, fotoğraftan yararlanmayı önerebilirim. Eğer sadece çizer olarak kalmak istemez sanatın içinde yer almak isterlerse işleri daha da zorlaşır. Ama bir şansları olur. Kendileri olarak üretmiş olurlar. Ülkenizdeki yayımcıları bilmiyorum ama eminim Avrupa Birliğine girdiğinizde veya oralara ulaşıldığında sağlam yapıtları Avrupa’lı yayımcılar kesin basarlar. Bunlar bazı seçenekler. Yeter ki çizilsin.

Sanata tutkuyla bağlı olan üretir ve bir şans yakalar. İşin özü tutkudur.

Ümit – Çizmeye siz ne zaman başladınız?

Enki – 4-5 yaşındayken başladım ben çizmeye. Evler çizerdim, insanlar çizerdim. Annem 6-7 yaşlarındayken resmime baktı ve “sen çizer olacaksın galiba” dedi. Özellikle at çizimlerimi beğenmişti. Sonra bir gün elime Fransız kökenli bir çizgi roman geçti ve çizgi romanla gerçek tanışıklığım o gün başlamış oldu. Ama beni çizgi roman sanatçısı yapan sadece çiziyor olmam değildi. Fransızca öğrenmem büyük şanstı. Fransız edebiyatıyla tanıştım ve sadece çizgi romandan değil edebiyatından da beslendim. Bilimkurgu’yla tanışmam hemen peşi sıra oldu. Lovecraft, Arthur C. Clarke, Bradbury… İşte bu okumalarla dünyayı sorgulamaya başladım. Dünyanın ne olduğunu, insanları, yaşamı, geçmişi, tarihi… Eserlerimde tümünü bir arada kullanmaya başladım. Zaman, mekan kısıtlamasından yana olmadım o yüzden. Tarih, mitoloji, bilim kurgu hep bir arada vücut buldu eserlerimde.

Az önceki soruya dönersek genç çizerlere belki bir şeyler daha önermekte yarar olur. Çizer adaylarının sadece çizgi romanlardan feyz almaya çalışması bence yetersizdir. Manga, comics ve hatta benim eserlerime bakarak bir yere ulaşamazlar. Dünyaya bakmalılar. Dünyada olan bitenleri takip etmelidirler. Onunla bütünleşmelidirler.

Ümit – Yani doğru mu anladım, dünyaya baksınlar derken sanatlarını temellendirdikleri bir vizyona mı ihtiyaçları var? Bir şey söylemek için mi çizmeliler?

Enki – Sanat denince benim aklıma sadece dekoratif amaçlı cicili bicili çalışmalar gelmiyor. Bununla birlikte sadece tek türe saplanıp kalmayı da tercih etmiyor ve önermiyorum. Tek türe saplanıp kalmanın tehlikeli olduğunu da düşünüyorum.

Ümit – Örnek olarak “İmmortel” adlı eserinizi ele alırsak mitolojik, bilimkurgusal, psikolojik, sosyolojik hemen her şeyi bir arada bulabiliyoruz.

Enki – Bence önemli olan “insan”dır. Her şey onu anlatmak için kullanılmalıdır. Politikada insan, gelecekteki insan, düşüncesiyle insan… İnsan her şeyin merkezindedir. İşin özü yaşamın kendisidir. İnsan ve yaşam dendiğinde de evrensel bir gaye olmalıdır eserlerde.

Ümit – Bu açıklamanıza göre eserlerinizde acıları, mutlulukları, sorgulamaları yaşayanlar sadece Fransız insanı değil tüm dünyadır diyebilir miyiz? Siz orada çiziyorsunuz biz burada okuyup anlıyor aynı duyguları paylaşıyoruz.

Enki – Evrensel bir dil yakalamak şarttır. Bu şekilde herkese ulaşabilirsiniz sanatınızla.

Ümit – Mesaj… Ben eserlerinizde iletmek istediğiniz bir mesaj göremedim hiç. Sorguladığınız insani sorunlara eserlerinizde yer veriyorsunuz ama “gerçek çözüm budur” gibi bir öneri veya mesaj iletmiyorsunuz. Bu gözlemim doğru mudur?

Enki – Doğru. Ben dünyanın “tek doğru”yu kabul etmeyecek kadar karışık olduğuna inanıyorum. Bence sanatçı ileriye, geleceğe bakabilmeli. Sıradan insandan öteye. Politik görüşler değişken ve geçicidir. Onlara çok da saplanıp kalmamak gerekir. Politika 4 yıl sonrasını görebiliyor ancak. Sanat ise 10 hatta 50 yıl ileriye bakar bana göre. Bu şekilde çizgi romanın tek karesinde bir çok mesaj olabilir ama bu mesajlar uyarıcı nitelikte olmalıdır. “Doğru yol” budur tarzı mesajlardan farklı bir şey bu bahsettiğim.

Bence benim okurlarım eserlerimi doğru anlayabilecek derecede birikimli insanlar.

Ümit – Bu mesaj konusuyla ilgili görüşlerinizi sadece çizgi romana değil tüm sanatlara uyarlayabiliriz sanırım. Propaganda yapmak değil insanlığı bekleyen tehlikelere karşı açık fikirlilikle insanları uyarma görevi olmalıdır sanatın diyorsunuz. Çizgi roman da bir sanat dalı olarak insanları uyarmalı, geleceğe baktırmalı, insana insanı ve dünyayı anlatmalı.

Enki – Haklısınız sözlerimin ve eserlerimin özeti bu.

Ümit – Bu durumda , bu bakış açısıyla yaklaşırsak belki de çizgi romanı yaygınlaştırmanın yollarını da bulmak gerekir. Hatırlarsanız dün akşam sergi açılışında size Çizgi roman Okurları Platformu’ndan söz etmiştim.

Enki – Evet. Çizgi roman için projeler üretiyordunuz.

Ümit – Çizgi romanın sadece eğlencelik olmadığını, sanatsal bir değer taşıdığını anlatmaya, okunmasını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Maalesef ülkemizde sizinki gibi bir gelenek yok ve şenliklerimiz de olmuyor. Bu tarz etkinliklerin yararına inanıyor musunuz?

Enki – Ülkemizdeki şenlikler biraz daha tüketici olmaya başladı. İşin özü kaçıyor gözden. Elbette okurla sanatçıların buluşması güzel oluyor ama o kalabalık, imza, koşuşturma… Bana bazen yorucu ve gereksiz geliyor. Elbette yararı var o yadsınamaz. Sizin yaptıklarınız daha değerli. Siz olmayan bir geleneği yaratmaya çalışıyorsunuz. Bu çok doğru bir yol. Kütüphane kurmak, okuma günleri düzenlemek, atölyeler… Doğru yoldasınız devam edin.

Ümit – Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Burada olmanızdan mutluluk duydum ama sadece konuğumuz olduğunuzdan değil hayatımıza renk katan eserleri ürettiğiniz için özellikle teşekkür etmek isterim.

not - Röportaj görüntülerinin montajı uzun sürdü ve hatta hala bitmedi. Kısmet olursa sohbetin klibini de bir ara izleyebileceksiniz. Süper İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe... Tarzanca... :O) Çizgi romanca...

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

13 Temmuz 2009 Pazartesi

“Enki Bilal Bizzat İstanbul’daydı”

Usta Fransız çizgi roman çizeri-ressam Enki Bilal’in eserleri YKY sergi salonunda 28 Mart – 2 Mayıs 2009 tarihleri arasında sergilenirken kendisi de bizzat iki günlük bir ziyarette bulundu. Önce serginin açılış kokteylinde boy gösterdi akşam ardından ertesi gün küçük bir söyleşiye katıldı ve hayranlarının sorularına yanıt verdi.

Çizgi roman dünyamızda bir yenilik geldi dense yeridir: Dünyaca ünlü bir çizgi roman ustasını ülkemizde ağırladık ve onun eserlerini sergiledik. Çizgi roman okumanın küçümsendiği bir ülkenin çizgi roman okurları için ne büyük mutluluk.

Görsel ve basılı medyamız bu ilk’e çok ilgi gösterdi ve her fırsatta haberini yaptı. Ancak ilginçtir bir çok gazete ve televizyon programında Enki Bilal adının altında meslek olarak “ressam” yazılıydı. Yani basınımız bu olaya ilgi gösterirken bile çizgi romanı küçük görmüş, çizgi roman sergisini algılayamamış, çizgi roman sanatının sanatçısına “çizgi roman çizeri” yerine “ressam” demeyi uygun bularak değer vermiş, çizgi roman sanat ve sanatçısını yüceltmiştir….!

Aslında bir başka karmaşa daha mevcut bu sergide, o da çizgi roman sanatının sanat olabilmesi için ortaya konan kriter: Koleksiyonerin daveti ve çizerin gelişi!

Enki Bilal hemen her röportajında, her konuşmasında ve her sohbetinde “Beni Cem davet etti de geldim” açıklamasını yaptı. Üstadın bahsettiği Cem sayın Cem Şerbetçi. Sergideki eserlerin bir kısmı kendisinin özel koleksiyonundan. Eminim dünyanın her yanında bu iş böyle yürümektedir ama söyleşide Enki Bilal’in yanında yer alan ve konuşan Cem beyin çizgi romanın sanatlar arasındaki yerini anlatmak için seçtiği ve övdüğü örnek eserlerin müzayedelerdeki satış rakamları oldu. Ustanın 32 eserine biçilen değerin toplamda 1,5 milyon euronun üzerinde oluşu ve bu eserlerden birinin 177 bin euroya satılmasının çizgi roman açısından sevindirici olduğunu vurguladı Cem Şerbetçi. Sonra da kendisinin davetiyle bu serginin gerçekleştiği Enki Bilal’in de ülkemize geldiğinin altını çizdi.

Yani ustayı ülkemize getiren çizgi roman-sanat aşkımızla birlikte eserlerini yüzbinlerce euroya satın alan kişinin nazik davetiymiş!

Neyse ama, usta geldi ya ülkemize, onun sayesinde çizgi romanın değeri arttı. Kısmet olursa bundan böyle kendi çizgi roman ustalarımıza da değer veririz. Yıllarca, gerek mizah gerek ciddi çizgi romanlar üreten ve binlerce çocuğa, gence ve yetişkine çizgi roman okuma keyfi aşılayan ve onlarca gencin çizgi roman çizmek istemesine yol açan kendi ustalarımıza da değer veririz. Bu şekilde belki çizgi roman dışı grafikerliklerle geçimlerini sağlamaya çalışmaz, çizgi romana olgun eserler kazandırır, sayfiye yerlerine taşınarak kalemden ve kağıttan uzak durarak ölümü beklemezler…. Enki Bilal’in gelişi çok işe yaradı bence çok.

Mesela en çok da benim işime yaradı üstadın gelişi: Onunla röportaj yapabildim!

Belki diğer gazete ve tv röportajlarında olduğu gibi sanatını ve eserlerini sorarak “İstanbul’u çok sevdi, raki, kebap cok gusel yine gelecek ben” tarzi bir sonuca ulaşamadım acemilikten ama hava atabileceğim bir röportajım oldu.

Yazar-Editör Halil Gökhan’ın girişimiyle gerçekleşen bu röportajın özetini paylaşmak keyifli olacak. Tabii üstadı tanıttıktan sonra.
Enki Bilal (Enes Bilaloviç) 7 Ekim 1951 Belgrad doğumlu. Müslüman Bosnalı bir babayla Çek asıllı Katolik bir annenin evladı. Küçük yaşlarda başlıyor çizmeye Enki Bilal. “Annem özellikle at çizimlerime baktıktan sonra: Sende iş var oğlum” dediği gün çizebileceğime inanmaya başladım diye anlattı çizime başlayışını. “Elime geçen bir Fransız çizgi romanıyla hayatım değişti” diye sürdürdü çizimdeki gelişimini anlatmaya. “Fransızca öğrenmem büyük şanstı.” dedi usta ve ekledi “Fransız edebiyatıyla tanıştım peşi sıra ve sadece çizgi romandan değil edebiyatından da beslendim. Bilimkurgu’yla tanışmam hemen peşi sıra oldu. Amerikalı yazarlar Lovecraft, Arthur C. Clarke, Bradbury… İşte bu okumalarla dünyayı sorgulamaya başladım. Dünyanın ne olduğunu, insanları, yaşamı, geçmişi, tarihi… Eserlerimde tümünü bir arada kullanmaya başladım. Zaman, mekan kısıtlamasından yana olmadım o yüzden. Tarih, mitoloji, bilim kurgu hep bir arada vücut buldu eserlerimde.”

Ancak çizgi romanla tanışarak çizimini geliştiren ve çizgi roman eserleri üreten usta bugün dünya çizgi romanı hakkında bilgi sahibi olmakla birlikte çizgi roman okumadığının altını çizdi sohbetimizde. Daha doğrusu ticarileşen, konuları uzun uzadıya sürdürülen çizgi romanları tercih etmiyormuş. Kendisi de film yönetmiş, bir eserini sinemaya uyarlatmış olan çizerin tercihi sinemaya uyarlanamayan, daha sanatsal ve deneysel yapıları olan çizgi romanlarmış.
Sinemanın çizgi romanı yüksek yapım maliyeti nedeniyle ticarileştirmesinden hoşlanmıyor bir türlü. Sinemayı kendi için eser üretmeden uyarlamalarla geçinen, tembel bir sektör olarak görürken çizgi romanın o sadece kağıt ve kalemle var olan, okuyucusuyla ten temasıyla yaşayan özgür doğasının engellendiğine inanıyor. Ama sinemaya da karşı değil. Çok yönlü bir sanatçı olarak sinema sektöründe çalışmayı da seviyor. Özgürce tabii…
Bu “özgürce üretme” isteği eserlerinin yapısını, içeriğini, kurgusal ve mekansal kısıtlamaları aşmasıyla her eserinde ortaya çıkıyor. “İnsan” benim odağım diyor Enki Bilal “politika, sosyoloji, tarih, mitoloji, bilim beslendiğim alanlar ama eserlerimin odağı insandır. Onun hırsları, aşkları, kaygıları, özgürlüğe olan düşkünlüğünü çiziyorum ben.”…

Eserlerinizde mesaj olmadığını düşünüyorum saptamama ise şu yanıtı veriyor “Haklısınız. Ben dünyanın “tek doğru”yu kabul etmeyecek kadar karışık olduğuna inanıyorum. Bence sanatçı ileriye, geleceğe bakabilmeli. Sıradan insandan öteye. Politik görüşler değişken ve geçicidir. Onlara çok da saplanıp kalmamak gerekir. Politika 4 yıl sonrasını görebiliyor ancak. Sanat ise 10 hatta 50 yıl ileriye bakar bana göre. Bu şekilde çizgi romanın tek karesinde bir çok mesaj olabilir ama bu mesajlar uyarıcı nitelikte olmalıdır. “Doğru yol” budur tarzı mesajlardan farklı bir şey bu bahsettiğim.
Bence benim okurlarım eserlerimi doğru anlayabilecek derecede birikimli insanlar.”

Elbette ana kaygılarından biri de “evrensel” olabilmek. Yerelde kalan eserleri yetersiz bulduğunu söyleyen usta Fransa’da çizdiği çizgi romanların dünyaca anlaşılmasının başlıca sebebinin sadece çizgi romandan beslenmemesi, gündemi ve dünyayı takip etmesi, başta edebiyat olmak üzere bir çok kaynaktan beslenmesi ve insan odaklı bir gelecek düşü kurmasının katkısı olduğuna inandığını belirtti ve genç çizerlere de bu yolu önerdi.

Ve tüm bu konuşmalar içinde bir de gerçek ortaya çıktı: Enki Bilal hiç Türk çizgi roman çizeri bilmiyor!

“Belki de bu sorunun yanıtı kültürdedir. Belki grafik sanatlar yeterince tanınmıyordur ülkenizde.” diye avuttu beni usta çizer. “Mesela Fransa’da çizgi roman gelenektir. Hem de çok eski bir gelenektir. Türkiye’deyse gençlerin ve çocukların çizgi romandan ne anladıklarını bilemiyorum. Belki de sanatı ve çizgi romanı gelenekselleştirecek bir eğitim eksikliği vardır. Belki de “ciddi” insanlar çizgi romanın çocuklara göre olduğunu düşünüyordur. Hatta akıllı (yüz ifadesi hayli alaylıydı burada) insanlara uygun olmadığını düşünüyorlardır. Eğer böyle düşünen Türk insanı varsa, söylediğim için kusura bakmayın ama onlar çok köhne kafalarla geçmişte kalmışlar. Artık çizgi roman Fransa’da, Japonya’da, Amerika’da, Avrupa’da, tüm Asya’da biliniyor ve önemli bir sanat olarak görülüyor. Sanatçıları değer görüyor. Ülkenizde çizgi romanı sanat olara gören insanların onu tanıtması ve anlatması ve yaygınlaştırması gerekiyor.” diyerek de yol gösterdi.

Fransa’da hemen her kasabada gerçekleşen çizgi roman şenliklerinin bize örnek olup olmayacağını sorduğumda ise Enki Bilal’in şenlikleri çok tüketici bulduğunu öğrendim “Ülkemizdeki şenlikler biraz daha tüketici olmaya başladı. İşin özü kaçıyor gözden. Elbette okurla sanatçıların buluşması güzel oluyor ama o kalabalık, imza, koşuşturma… Bana bazen yorucu ve gereksiz geliyor. Elbette yararı var o yadsınamaz.”
***
Ve Enki Bilal ülkemizden öneri ve hoşluklarıyla ayrıldı. Eserleriyse kitapçı raflarında okurları bekliyor.

Daha önce YKY’nin “Av Partisi” ve Yörünge’nin bastığı “Uzay Hikayeleri” çizgi romanlarını okuyarak tanıştığımız Enki Bilal bugün Marmara Çizgi’nin biraz dağınıkça da olsa bastığı her albümüyle okurlara ayrı zevk veriyor, ufuklar açıyor.

Dilerim Enki Bilal’in bu gelişi hem çizgi romanın kendi başına bir sanat olarak anlaşılmasına, gençlerimizin feyz alarak coşmasına, ustalarımızın kıymetini bilmek hususunda vefalı davranmamız gerektiğini…. Yok, bir usta çizerin ülkemize gelmesine gereğinden fazla anlamlar yüklemeye gerek yok. Hem ustanın “mesaj” verme konusundaki hassasiyetini düşünürsek yazının sonunu “bu yazıdan çıkarılacak ders”le bağlamak doğru olmaz.
Ama yine de…
Marmara Çizgi, Enki Bilal’in eserlerini Türkçe basıyor ve eski bastığı sayılar satın alındıkça yeni sayılarını basmaya o derece yaklaşıyor…
Bilmem anlatabildim mi?

not 1 - Bu yazı ilk olarak Kırkaltı Karakalem Dergisinde Yayınlandı.
NOT 2 - Yarın Enki Bilal'le yaptığım röportajın kendisi burada paylaşımda olacak.

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

Linkler

Related Posts with Thumbnails