Sayfalar

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Kan Güncesi Gölge dergi Paylaşımda

Gölge bu Mayıs’ta 8. yaşına girdi. Aradan geçen bu uzun süre boyunca epey yol aldığımıza inanıyoruz. Bu sayıyla birlikte, Türkiye’de Korku ve Gerilim edebiyatı için önemli olduğunu düşündüğümüz tamamen bizlere, buraya ait 1 basılı kitap, 14 e-dergi sayısı ve 104 öykü yayınlamış olduk.
Yazar grubumuzun altında imzası olan Anadolu Korku Öyküleri’nin ilk cildi, “korku” ile ilgilenen çevrelerden olumlu tepkiler aldı. Halen ikinci cildin hazırlıklarını sürdürüyoruz. Katılma imkânı bulduğumuz seminerlerde Gölge’nin Korku ve Gerilim yazarlarının anlattıklarını ilgiyle dinleyen insanlar gördük. Gölge’nin artık senede bir yayınlanır hale geldiği son durumda ise epey üzüldük. Tek tesellimiz yayın aralıklarında boş durmuyor, aksine hep üretiyor olmamız.
Bu sayıda ise o büyüleyici rengin, ruhu saran düşlerin göz alıcı dumanının peşine düştük. Bu sayımıza adını verdiğimiz Lâl neydi? Söyleyecek, anlatacak bir sürü şey vardı onunla ilgili.
Acı hissinin zihin duvarına vurulmuş boyasıydı kızıl. Kalbimiz attığı sürece de bu böyle olacak. İşin içinde kırmızı renkli o büyülü sıvı olduğu zaman her şeyden önemliydi kızıl. Tenden taşan hayatın rengi, susamış vampirin hayali dişleri gırtlağınızda yaşam ararken özlemini duyduğu şey, bakışlarınızı kaçırdığınız vahşet sahnesinin dekoru, mezarında sayıklayan ölünün vicdanı, eti değerli kılan büyülü iksirin özüydü.
Gölge 2003 yılında girdiği korku tünelinde kızıl ayak izleri bırakarak ilerlemeye devam ediyor. Lâl, bıçağın keskin ağzında gezinen öyküleriyle 8. yaşından gün alan Gölge’mize sert bir renk katarak adeta hayat veriyor.

Keyifli okumalar.
Kan Güncesi – Gölge Yazar Grubu
http://www.kanguncesi.com/golge/

30 Temmuz 2010 Cuma

Çizgi Roman E-Dergi Paylaşımda

ÇROP yazarı Ümit Kireççi'nin Amerika'ya çizen Ayhan Hayrula ile yaptığı söyleşinin de içinde bulunduğu "Çizgili Roman" e-dergisi paylaşımda. Eski ve yeni sayılarına ulaşmak ve indirmek çok kolay.

"Kapak Bülent Morgök çizimi Dıgıl'ın 53 Sayı kapak karikatür esprisi Alaaddin Arslan'a ait... Yaş Günümüze yakışan bir kapak oldu... Herşeyi ile formumuza ait sayılır..."

Green Lantern Movie Yolda

DC Comics'in kahramanı, uzay polis teşkilatı Green Lantern'in dünya sorumlusu Hal Jordan beyaz perdede. Başkahramanı Ryan Reynolds kız kahramanı da Blake Lively canlandırıyor. Yönetmen Martin Campbell.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Diabolik 4 Çıktı!

Gerekli Şeyler yayıncılığı hızla sürdürüyor... DİABOLİK 4 raflarda:

PICASSO TARZI SÜPER KAHRAMANLAR

Picasso'nun tarzının kullanıldığı 20 güzel resmin tamamını kahramanlarsinemada.com'da bulabilirsiniz:

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Conan Tablosuna 1.5 Milyon Dolar

Mayıs 2010'da 82 yaşında yitirdiğimiz usta çizer Frank Frazetta'nın 1971 tarihli eseri "Conan The Destroyer" tablosu 1.5 Milyon Dolara alıcı buldu.
Kaynak - Yahoo

Conan 3 Çıktı

Conan maceralarını orjinal sırasına göre yayınlayan Marmara Çizgi 3. cildi okurların beğenisine sundu. Meraklılarına muazzam bir koleksiyon şansı:

26 Temmuz 2010 Pazartesi

6. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE OĞUZ ARAL'I ANIYORUZ...

26 Temmuz 2004 tarihinde, henüz 68 yaşındayken Bodrum'da yitirdiğimiz Türk Mizahının kendini karikatürcü yetiştirmeye adamış büyük ustası Oğuz Aral 6. ölüm yıldönümünde Antalya'da anılıyor... Antalya Büyükşehir Belediyesinin 26 Temmuz Pazartesi gecesi, saat:21'de Antalya Cumhuriyet Meydanında gerçekleştireceği anma etkinliğinde onun öğrencilerinden Cihan Demirci "Mizahımızın Alayköşkü: Oğuz Aral ve Gırgır" başlıklı görsel söyleşide Oğuz Aral'la birlikte Gırgır dergisini anlatacak. Bu arada aynı meydanda "Avni" sergisi açılacak. 26 Temmuz iki mizah ustasının da ölüm yıldönümü, Türk tiyatrosunun usta kalemi, mizah yazarı Sadık Şendil'i de 26 Temmuz 1986'da (1913 doğumluydu) yitirmiştik. 1906 doğumlu Karikatürist Hulki Onaran da 26 Temmuz 1987'de veda etmişti yaşama... Oğuz Aral'ı, Sadık Şendil'i ve Hulki Onaran'ı MİZAHHABER olarak sevgiyle anıyoruz...

The Phantom - Ölümsüz Ruh

ORMANDA DERLER Kİ: “FANTOM ON KAPLAN GÜCÜNDEDİR”
YILLARCA ÜLKEMİZDE KIZILMASKE ADIYLA YAYINLANMIŞ THE PHANTOM-ÖLÜMSÜZ RUH, ŞİMDİ EN YENİ MACERALARI İLE TEKRAR TÜRKÇEDE.
AFRİKA’NIN BENGALİ ORMANLARINDAKİ KURUKAFA MAĞARASINDA YAŞAYAN, KÖTÜLERİN EZELİ DÜŞMANI İYİLERİN EBEDİ DOSTU FANTOM. MUHTEŞEM ATI KAHRAMAN, EVCİL KURDU ŞEYTAN, ZEHİRLİ OKLARIYLA MEŞHUR DOSTLARI PİGMELER, HEPSİ YİNE ARAMIZDA.
HER BİRİ TAM MACERA OLARAK YAYINLANACAK BU ÖZEL SERİ’NİN İLK SAYISINDA BENGALİ ELMASLARININ PEŞİNDEKİ ÇOK TEHLİKELİ BİR TERORİSTİN PEŞİNE DÜŞÜYOR FANTOM. ÜSTELİK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEMSİLCİSİ KARISI DIANA WALKER’A DÜZENLENEN SUİKASTIN HEMEN ARDINDAN…
LEE FALK’IN YARATTIĞI FANTOM, KIZILMASKE ADIYLA 70 VE 80 Lİ YILLARDA ÜLKEMİZDE ÇOK MEŞHUR OLMUŞTU. DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE DEFALARCA FİLME DE ÇEKİLEN FANTOM-ÖLÜMSÜZ RUH 2000’Lİ YILLARDA GEÇEN HARİKULADE MACERALARI İLE YILLAR SONRA TÜRK OKUYUCUSUNUN KARŞISINA TB YAYINCILIK FARKI İLE ÇIKIYOR.
ORİJİNAL RENKLERİNDE, KUŞE KAĞIDA BASKILI, HER SAYI TAM MACERA ÖZEL SERİ.


'The Phantom' (Türkçede Kızılmaske adıyla tanındı) ilk olarak 17 Şubat 1936'da bant-macera olarak Lee Falk tarafından yaratılmıştı. Çizgi roman dünyasının ilk kostümlü kahramanı olmamakla beraber süper kahramanların alameti farikası haline gelen “vücutlarının şekline tam uyan bir kostümü” ilk defa giyen kahramandır. Ve yine çizgi roman dünyasının maskeli ilk kahramanı da Fantom’dur. Fantom’un önemli özelliklerinden birisi de insan-üstü güçlere sahip olmamasıdır. O, insani özelliklerini en son limite kadar geliştirmiş ve çeşitli söylencelerle karizması desteklenen gerçek bir insan kahramandır.
Lee Falk 28 Nisan 1911'de St. Louis-Missouri, ABD'de doğmuş ve 13 Mart 1999'da New York'ta ölmüştür. Falk aynı zamanda Mandrake'nin de yaratıcısıdır.
The Phantom ilk olarak siyah-beyaz olarak basılmıştır. Ama bazı ülkelerde baskı renklendirilmiştir. Türkiye’de yıllarca siyah beyaz olarak yayınlanmış olan The Phantom (Kızılmaske) aslında mor renkli bir kostüm giymektedir.
Efsanenin başlangıcı
400 yıl önce gemisi korsanların saldırısına uğrayan genç Christopher Walker, Bengali sahillerinin ıssız bir köşesinde karaya çıkmayı başarır. Onu Bengali’nin yerlileri pigmeler bulur ve iyileştirir. Genç adam, babasının katilinin kafatası üstüne yemin eder: Bütün hayatımı korsanlık, haksızlık ve zalimlikle savaşmaya adıyorum. Oğullarım da benim yolumdan gidecek...
Maceralarını okuduğumuz Fantom Tüm denizciler ve yerliler Kızılmaske'yi ölümsüz sanmakta ve hatta ondan 'Ölümsüz Ruh' diye bahsetmektedirler. Adı ormanda bir efsanedir ve bu efsaneyle ilgili olarak
Sadece ormanda Fantom diye seslenin. O sizi bulur!
Fantom on kaplan gücündedir...
Fantom herkesle anladığı dilden konuşur...
Fantom’a asla silah doğrultmayın…
rivayetleri hemen hemen her macerada karşımıza çıkar.
Fantom Bengali Ormanı'nın derinliklerinde yaşamaktadır. Asıl adı Kit Walker'dır. Pigmeler dışında kimsenin yerini bilmediği Kafatası Mağarası'nda yaşayan Fantom, rüzgâr gibi koşan atı Kahraman ve sadık kurdu Şeytan ile kimsenin karşı koyamadığı yenilmez bir üçlü oluşturmuştur. Çok hızlı hareket etme, bir anda ortaya çıkıp bir anda ortadan kaybolabilme, çok iyi dövüşme, şimşekten hızlı silah çekme gibi özelliklerin yanı sıra yüzünü görenin hayatta kalamayacağı ve ölümsüz olduğu gibi efsanevi inançlarla da ormanın koruyucusu olarak nam salmıştır.
İki elinin orta parmaklarına takılı iki yüzüğü vardır. Kötülere attığı yumruklar asla çıkmayan bir kurukafa işareti, iyilere ve dostlarına koruyucu bir simge vazifesi gören özel bir işaret bırakır . Fantom bir bölgeye bu iyilik işaretini bırakmışsa, o bölge koruması altında demektir.
Fantom’un yaşadığı orman Bengali’dedir ve başkenti Mowitan’dır. Fantom dinlenmek için bütün hayvanların barış ve huzur içinde yaşamakta olduğu Eden adasına gider. Zaman zaman diğer insanlar gibi giyinip şehre iner, evlendikten sonra hem Kurukafa Mağarası’nda hem de orman kabilelerinin ailesi için yaptığı muhteşem bir ağaç evde yaşar. Fantom’un isminin sürekli duyulduğu Fısıldayan Koruluk, yüzünün şeklindeki Fantom Kayalığı gibi yerler de maceralarda sık sık karşımıza çıkan ögelerden sadece bir kaçıdır.
BM görevlisi Diana Palmer ile evlidir ve ikiz çocukları vardır.
Maceralarında yer alan belli başlı karakterler
Başkan Luaga: Bengali devlet başkanı
Başkan Goranda: Komşu ülke Ivory-Lana'nın devlet başkanı
Diana Palmer: Fantom’un eşi
Bayan Tagama: Tomm ve Reks'in öğretmenidir
Tomm ve Reks: Fantom’un yetiştirdiği gençler
The Phantom’un (Kızılmaske) Türkiye'deki yayın hayatı [değiştir]
Fantom Türk okuruyla 1939 yılında tanıştı. Çocuk Sesi ve Afacan dergilerinin birleşmesinden oluşan yeni dergide yayımlanmaya başlanan Fantom’a verilmiş olan ad Dev Adamdı. 1940'ların başlarından itibaren 1001 Roman Dergisi'nde de yayımlandı; bu maceraların dördü (ABD'deki orijinal yayın tarihleri: 1938-1940'lar) daha sonra 1965'te, Bilge Şakraks'ın çıkarttığı Red Kit dergisinde dolgu malzemesi olarak kullanıldı. Ayrıca eski 1001 Roman'ın yayıncısı olan Tahsin Demiray'ın 1952-53 yılları arasında yayımladığı (her dört sayfasından ikisi renkli olarak basılan) Haftalık Albümlerde Maskeli Süvari ve Mandrake'nin yanı sıra zaman zaman Fantom’un (Kızılmaske) da maceraları yer aldı.
The Phantom’un (Kızılmaske) bağımsız bir dergi olarak okuyucuya sunulduğu ilk tarih 1968'dir.
Tay Yayınları'nın 13 Ağustos 1973'te yayınlamaya başladığı seri, Türk çizgi roman okuruna The Phantom’u (Kızılmaske) yaygın olarak tanıtıp sevdirecek seri oldu. Bu seri, 1970'ler ve 1980'ler boyunca devam etti.
Şimdi TB Yayıncılık olarak The Phantom-Ölümsüz Ruh’u orijinal renkleri ve yepyeni maceralarıyla tekrar Türk okuyucusuna sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Fantom yine Bengali’de yine ormanın koruyucusu. Ancak şimdi düşmanlar daha farklı. Günümüz dünyasında adlarını çok sık duyduğumuz örgütlere karşı savaşıyor 21. Fantom. Artık çok daha sert çok daha güçlü. Dostlarının canlarını yakanlara karşı onların anlayacağı dilden konuşmayı tercih ediyor.
Özel Seri olarak yayınlamaya başladığımız The Phantom’u seveceğinizi umuyoruz…
Künye
TB Yayıncılık 2010
Editör: Beyhan Şerifoğlu
Redaksiyon ve son okuma: Nihan Bilgi
Tercüme: Alp Ejder Kantoğlu
Kapak Tasarımı ve uygulama: Esra Kara
Genel Yayın Yönetmeni: Alp Ejder Kantoğlu


Paylaşım - Özgün Uysal

25 Temmuz 2010 Pazar

AD ve Doğan&Egmont Dönemi

Çizgi romanların Türkiye'de yayın yelpazelerine baktığımızda belli başlı iki büyük döneme ayrıldığıını görüyoruz.
-Çocuk Sesi, Afacan vs'yle başlayıp en uzun soluklu yayın tarihçesine sahip Ceylan, Alfa ve Tay'la sona eren dönem.
-AD-Doğan Yayıncılıkla başlayıp (sonradan Egmont katılınca D&E oldu) Maceraperest Çizgiler ve Lalkitap'la devam eden yeni dönem.

Her ne kadar çizgi romanın Türkiye'deki Altın çağı dünyanın her tarafında olduğu gibi ilk döneme denk gelmişse de ikinci dönem çizgi roman yayıncılığı dünya trendinin nispeten gerisinde kalmıştır. D&E yayıncılık bu ikinci dönemi bir açıdan başlatan yayınevi olarak özel bir önem arzediyor. Ege Görgün'ün editörlüğünde Yalvaç Ural gibi bu alanda "sözü geçer" bir ismin öncülük etmesiyle geçmiş dönemin en baba yayınlarına nispeten kısa bir süre (32 sayıyı aşmayan bir periyod) ev sahipliği etmiştir. Zagor, Teks, Martin Mystere gibi fumetti listesinin başını çeken üç yayını bence "bittikleri" yerden başarıyla alıp yaşama döndürmüşlerdir. Haklarındaki değişik eleştirilere ve diğer değerlendirmelere rağmen 1990'ların ikinci yarısında herkesin bıraktığı çizgi romancılık işine dört elle sarılmışlardır. Öyleki ilk sayıların 10000 gibi rakamlarla basıldığı söylenir. Günümüzde hala bu ilk sayıların bolca bulunduğu gözönüne alınırsa rakamın abartılı olmadığını düşünebiliriz. Türk çizgi roman okuyucusuna Nathan Never ve Dylan Dog gibi iki baba fumettiyi de yine bu yayınevi tanıtmış sevdirmiştir. D&E sayıları deyince bu gün en gözde fumettilerin en baba maceraları gelir akla. Zagor'un başlangıç macerası İşgalciler, Teks'in ilk macerası Kumpas, Martin'in Tay dönemini aratmayan müthiş maceraları hep bu dönemde yayınlanmıştır. Bu da yayınevinin ciddi bir editörlük poltikası olduğunu gösteriyor. Editoryal yazılar, okur mektupları, bir sonraki sayının reklamı(her ne kadar bu kısımda kimse Tay'ın eline su dökemese de... neydi o arka kapaklardaki Volkan'ın bilmem kaçıncı sayısı çıktı güzellikleri) filan D&E'un getirdiği ilginç yeniliklerdir. Nathan Never'ın telif nedeniyle yayını her dönem yılan hikayesi olan efsane Claudio Castellini kapaklarının 10 tanesini de yine AD yayıncılık arşivlerimize hediye etmiştir. Martin Mystere'de maceralar karışık olarak yayınlanmıştır. Bunun nedeninin iyi maceraların seçimimi yoksa İtalya'dan ne geldiyse onu yayınlamak mıydı bilemiyoruz. Ancak seçilen maceraların büyük bölümü muhteşem öykülerdi.
İnce kağıt kullanmalarına rağmen sayfaların arkası görünmezdi. İncelikleriyle raf dostu kitapları vardı. Ancak yağlı kağıt kullandıklarından dolayı sayfalar ışıkta parlar okurken dikkat dağıtırdı. Sonra ilk sayılarda konuşma balonlarında küçük harf kullanmak gibi ciddi hataları da olmuştu. Kapak tasarımını berbat etmeyi pek seven bir yayıncılık anlayışları vardı. Koskoca logonun altında kocaman harflerle "Aylık Çizgi Roman Dergisi" yazıları, içi dolgulu devasa 100000 Lira fiyat etiketi filan gibi detaylarla kapağı boğmayı severlerdi. Şimdi bu kapaklara bakıyorum da bu negatif yanları bile sevimli bir nostalji duygusu yaşatıyor bana. Zagor, Martin ve Teks'in son sayılarının arkasındaki gelecek sayı kapak reklamları yayınlanmamış ancak tasarım aşamasında literatürdeki yerini almış çalışmalardır. Aksoy'daki kapaklarla karşılaştırıp "ne günlerdi be!" dedirtmeye yetiyor insanı. Tabii sürekli -di'li geçmiş zamanla anlattığımız bu olaylar genç arkadaşlar için hakikaten nostalji kokan cümlelerse de bizler için pek te nostalji sayılmazlar. Çok değil 10-15 yıl öncesinden bahsediyoruz. bana dün gibi geliyor. Halen yayıncılığa devam eden D&E sanki bu fumettilere her an yeniden devam edecekmiş gibi geliyor insana. D&E'un bir başka hatırası eski dönemi hatırlatan ciltleme çalışmasıydı. Maceraperest gibi iç kapakları heba etmeden yaptıkları ciltlemeler gerçekten çok başarılıdır. Sırt renkleri, fontları, renkli albenili tasarımıyla filan göz alıcıdır. Sonraki dönemde Lalkitap'ın ve Maceraperest'in yaptıkları ciltlemeler maalesef D&E kadar başarılı olmamıştır(zaten Lalkitap klasik maceraların başlamasıyla bu uygulamaya son vermiştir).
Künye konusunda D&E'un çok başarılı olduğu söylenemez. Her ne kadar orijinal macera isimlerini ihmal etmemiş olsalar da yazar çizer adları, maceraların yayın tarihleri filan bazan yazılmış bazan yazılmamıştır. Sabit bir künye tasarımı oluşturmayı bir türlü başaramamıştır D&E. Oysaki günümüzde yaptığı cadılı çocuk çizgi romanları, Spiderman vb çizgi romanlarında başarılı künye örnekleri vermekte. Tabii D&E'un yayın yaptığı dönemler Türkiye'de gerçek anlamda çizgi roman yayın formatının, edisyon kriterlerinin oluştuğu dönemlerdir. O nedenle D&E'daki edisyon hatalarını bir deneme yanılma dönemi olarak değerlendirmek gerekir. Fiyat olarak ta 100Bin TL fiyatla başlayıp yanlış hatırlamıyorsam 1,5-2 Milyon/sayıya kadar uzanan bir enflasyon döneminin de tanığıdır aynı zamanda.
İyisiyle kötüsüyle AD-D&E dönemini iyice bir irdelemek gerekir diye düşünüyorum. Hatta aynı dönemin bir başka önemli dönüm noktası Aksoy Yayıncılığı da bu çalışmaya dahil etmek gerekir.
AD-D&E Fumetti Yayın Kronolojisi:
-Zagor:32 Sayı, Sayı-1:İşgalciler(Temmuz 1996)-Sayı-32:Denizde Dehşet(Ocak2000)
-Martin Mystere:31 Sayı, Sayı-1:Sümer Gizemi(Mayıs1996)-Sayı-31:Tehlikeli Oyun(Ocak2000) 15.sayıda AD Yayıncılık, D&E yayıncılık oldu.
-Teks:26 Sayı, Sayı-1:Kumpas(1997)-Sayı-26:Apaçi Savaşçısı(2000). 8.sayıda AD Yayıncılık, D&E yayıncılık oldu.
-Nathan Never:10 sayı, Sayı-1:Özel Alfa Ajanı-Sayı-10:Cehennem
-Dylan Dog:10 Sayı, Sayı-1:Dolunay Geceleri(Mart1966)-Sayı-10:Katil(Kasım1997)
Selamlar,
Lami Tiryaki

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Bir Kriminologun Maceraları

Bonelli Editore'nin güzel "suç avcısı" Julia uzun bir aradan sonra çizgi roman piyasamıza dönüş yapıyor...
Geçen ay yirmiye yakın çizgi romanın telifinin 1001 Roman tarafından alındığını duyurmuştuk. Bunların içinde "Julia Almanak" serisi de vardı. Düzenli serinin telifinin boşa çıkmasıyla,
gerekli hamleyi yapan 1001 Roman firması bu karakteri perçinlemiş bulunmakta. Daha önce yayınlanan düzenli serisi ülkemizde tutunamamış olsa da birçok seveni olduğunu bildiğimiz Julia, umarız ki bu sefer hakettiği ilgiyi görür ve biz çizgi roman severlerin dünyasına farklı tadlar katmaya devam eder...

23 Temmuz 2010 Cuma

Ütü'mde Muppet Kuklası :)

Gündelik malzemelerden çizgi roman kareleri fotoğrafı çekmek alışkanlık oldu derken Muppet Show'un yan karakterlerinden biri takıldı objektifime. Hem de evdeki evladiyelik ütünün üzerinde. Markasını dahi bilmediğim ütümüzün kumanda tablosu meğer neleri taşıyormuş:
Jim Hanson tasarımını Don Sahlin hayata geçirmiş ve ortaya onlarca Muppet karakterinden biri olan Beaker çıkmış. Laboratuar asistanı, yardımcısı, deneği olarak görev yapan Beaker hayli bahtsız biri. Kendini bilime adamış hayli sorumsuz/gamsız Dr. Bunsen Honeydew onun patronu :) İşte ütümde bu karakter varmış da haberim yeni olmuş:
Daha fazla ayrıntı için: Muppet Wiki
Foto - Ümit Kireççi

22 Temmuz 2010 Perşembe

Dijital Sanatlar Paylaşımda

Türk ilüstratör ve çizerlerinin yeni buluşma noktası dijitalsanatlar.net çizime emek verenlerin yeni paylaşım alanı.
"Çalışmalarını ve bilgilerini paylaşarak fikir alışverişinde bulunduğu bir mekan gibi olmuyor. İşte bu yüzden farklı sanat kategorilerinin bulunduğu bir forum sitesi açtık. Henüz yeni olan sitemizde sizi de görmekten mutluluk duyarız."

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Annabel Lee'nin Öyküsü

Dikkat Spoiler!
Alfredo Castelli'nin müthiş bir yazar olduğu yadsınamaz. Son zamanlarda çoğu yavan öykülerle geçiştirilen Martin Mystere maceraları arada bir ustanın işe el atmasıyla bize eski tatları hatırlatıyor.

Hani ustanın artık gittikçe seyrekleşerek yazdığı öyküler de olmasa seri 1. Fumetti liginde küme düşecek neredeyse. Neyse... Arada bri ustanın belgesellere kaynaklık eden bilgileri fantastik bir evrene taşıyarak oluşturduğu müthiş "gizem evreni" bazan gerçek zamanlı olarak işleniyor. Annabel Lee'nin öyküsü buna güzel bir örnek bence. 25 yıl önce Temmuz 1985'te La Renicarnazione Di Annabel Lee (Annabel Lee'nin Yeniden Doğuşu) ismiyle piyasaya çıkan maceraya Tay Yayınlarının çevirmenleri daha güzel bir isim bulmuşlar. Nedense İtalyanların macera isimlendirmelerini başarılı bulmuyorum. Türkçe versiyonlar daha çekici geliyor bana. Usta 25 yıl önce yazdığı öyküsüne 18 yıl sonra Lost'un senaristlerini kıskandıracak müthiş bir bağlantı atmış. Harlem'li serseri Abe White'ın bedeninde yeniden doğan talihsiz Annabel Lee'nin öyküsü, 2003 tarihli Il Destino di Annabel Lee(Annabel Lee'nin Kaderi) isimli öyküde gerçek zamanlı olarak tam 18 yıl sonra tamamlanmış. Hatırlarsanız Martin tüm araştırmalarına rağmen Abe'in bedeninde yeniden doğan Annabel Lee'nin varlığıyla ilgili bir ipucu bulamamıştı. Güney Amerika'da geçici olarak sonlanan öyküde Abe(Annabel) ölmeden önce Annabel'in doğum tarihini neden hatırlayamadığını anlamış fakat Martin'e söyleyemeden ölmüştü. Maceranın son karesinde nedeni biz anlamıştık zaten. Çünkü Annabel aslında henüz doğmamıştı. Doğup 18 yaşına geldiğinde babasının antikacı dükkanından miras kalan altın Maya heykelciğinin neden olduğu bir ruh-beden çaprazlamasına uğramış ve Abe'in ölümünden sonra da kaderinin düğümünü çözmek için Martin'le tekrar karşılaşmıştı. İşte bu noktada 260. sayıda (Lalkitap 93) Castelli bütün ustalığını ortaya koyup ruh değişimini bir tür deja-vu'ya dayandırarak maceranın sonunu başlatmış. İlerleyen sayfalarla birlikte biraz kafa karıştırarak-bir küçük sürprizle de okuyucuyu ters köşeye yatırarak-süregiden öykü ne yazıkki biraz çabucak bitirilmiş.
Macera, 83'deki ilk öykünün canlılığı ve dinamizminden biraz uzak. Ancak belli bir aksiyonu ve merak gidermeyi başarıyor. Hepsinden önemlisi bir tür 24 dizisi benzeri 18 yıla yayılmış gerçek zamanlı bir öyküye dönüşüyor. Mihenk noktası iki öykünün birbirine bağlandığı nokta ise aynı zaman dilimi içinde. Öykünün hoş yan unsurları da var. Güney Amerika'ya çenesi düşük yaşlı pilot Jerry Drake'le yapılan ikinci yolculuk, Martin'in Drake'e "Mister No" diye hitap etmesi, Travis'le muhabbet, Tufton Corner ıslahevi müdiresiyle Martin'in diyalogu, okurken insana zevk veren yan unsurlar.
Uzun zaman sonra yeniden adam gibi bir Martin macerası okumak nasip oldu. Teşekkürler Castelli. Umarım Yaşlı Martin Amca'yı yaşadığın sürece bırakmazsın.
Selamlar,
Lami Tiryaki

20 Temmuz 2010 Salı

Tatil Okumaları İçin Çizgi Romana Ne Dersiniz?

Daha okuma yazma bilmezken bana çizgi romanı sevdiren Turhan Selçuk ve Abdülcanbaz’ı anmadan başlanır mı bu yazıya? Okul öncesinde bir çocuk düşünün, eve gazete geldiğinde heyecanla Abdülcanbaz’ın bulunduğu sayfayı açıyor ve seyrediyor, seyrediyor…
Büyüklerine orada ne yazdığını soruyor ama bir türlü anlayamıyor öyküyü. Olsun! Abdülcanbaz’ın kareler arasında birbirini izleyen eylem görüntüleri çok eğlenceli geliyor ona. Okumaya başladıktan sonra bu yolculuk devam ediyor. Abdülcanbaz’ın felsefesini anlamaya başladığında iyice tutuluyor ona. Turhan Selçuk, 1987'de Abdülcanbaz'ı emekli ettiğinde epey büyümüş çocuk, ama bir yakınını yitirmiş gibi hüngür hüngür ağlıyor. Selçuk yeniden çizmeye başladığında, düşünün siz o kavuşmanın sevincini…
Abdülcanbaz’ın ardından hayatıma giren çizgi roman karakteri Asteriks oluyor. Roma ordusu kumandanı Sezar’a direnebilme cesaretini gösteren Galyalıların serüvenlerinin anlatıldığı Asteriks unutulur gibi değil! Asteriks ve arkadaşlarının en önemli silahı Galya’nın büyücüsü Büyüfiks’in yaptığı sihirli içeceğin tarifini ah bana bir veren olsa! Bilimkurgu, fantastik, çizgi, eğlence hepsi bir arada! Asteriks’in dünyasında çıktığım yolculuklardan uzun süre dönmediğimi bilirim. Sözü madem çizgi romana düşürdük, tatil okumaları için çizgi romana ne dersiniz?
Yapı Kredi Yayınları 2007’de efsane kahraman Red Kit’in serüvenlerini okuyucuyla buluşturmaya başladı. Özenli baskı ve çevirisiyle kitaplıklarımızla saklamak isteyeceğimiz bir dizi oldu Red Kit. Rin Tin Tin, Düldül, posta arabacısı Hank, Dalton Kardeşler, Avarel serüvenin unutulmaz yan kahramanları. Yapı Kredi Yayınları’nın her yaştan gençler için aylık çizgi roman dergisi Doğan Kardeş’i de anmadan geçmemek gerek.
Bugün çocukluklarını yaşayanlar, ileride “çizgi roman okumayı Kazu Kibuishi kitaplarıyla sevdim,” diyebilirler. 1978 Tokyo doğumlu olan Kibuishi’nin Tılsım Dizisinin ilk kitabı 2009’da Desen Yayınları’ndan çıkmıştı, onu dizinin diğer kitapları izledi. Tılsım serisinin ilk kitabı Taşmuhafızı’nda, Emily ve ailesi bir trafik kazası geçirir. Emily’nin babası David öldükten sonra, annesi Karen, Emily ve Navin’in hayatı değişir. Babanın ölümü aileyi maddi güçlüklere iter, Karen çocuklarıyla birlikte ailesinden kalan, uzun zamandır boş olan eve yerleşir. Bu evde bulunan tılsımlı bir kolye fantastik dünyanın kapılarını açar okura. Emily’nin tılsımlı kolyeyi bulduğu günün akşamı tuhaf sesler aileyi uyutmaz. Seslerin geldiği yere doğru giderler ve ortaya çıkan dumanımsı bir canavar Karen’i kaçırır. Karen’le birlikte Alledia ismi verilen bir gezegene doğru yolculuğa başlarız. Kitabın olağanüstü resimleri bu fantastik gezegeni gerçek kılar. Tılsım Dizisi’nin ikinci kitabı Taşmuhafız’ın Laneti’nde de heyecan dolu bir serüven bekliyor okuru. Kazu Kibuishi’nin comic – Con tarafından bu yıl verilecek olan Eisner Ödülü adayı olduğunu da söyleyelim.
Çocukları çizgi romanların heyecanlı dünyasına çağıracak bir başka dizi de Okuldaki Sır dizisi. Japon sanatçı Queenie Chan, serinin hem yazarı hem illüstratörü. Okuldaki Sır serisi, kentten epey uzakta, koruların ardına gizlenmiş olan yatılı kız okulunda geçen tuhaf olayları anlatıyor. Söylentiye göre okulun eski öğrencilerinden bazıları kâbuslar görüp hastalanmış ve gece olunca civardaki çalıların arasında birden kayboluvermişlerdir; bu lanet yıllarca sürüp gitmiştir. Kitabın ana karakterleri olan Jeanie ve Amber da okula yeni gelen ikiz kız kardeşlerdir; bu lanet onlara da bulaşır. Amber rüyalarında hayaletler görmeye ve gerçekle rüyalar âlemi arasında yaşamaya başlar. Jeanie, bu rüyaların ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmak için sır kapısını aralamaya karar verir. Okulun müdiresi Bayan Skeener, kitabın omurgasında önemli bir görev üstleniyor. Psikolojik gerilim ve korku seven okurların bir solukta okuyacağı dizinin gizemi ancak son kitapta çözülüyor, okurlara ipucu vermiş olalım.
Çizgi roman dünyası klasiklerle ivme kazanmış, daha çok okura ulaşmış görünüyor. Klasikleri çizgi romanlardan okuma konusunu kimileri tartışadursun yayınevleri nitelikli baskılarıyla okurları dünya klasikleriyle buluşturmayı sürdürüyor. Desen Yayınları’ndan çıkan Tom Sawyer’i okumaya başlarken biraz tedirgindim doğrusu, ya bu benim Tom Sawyer’im değilse, ya aynı tadı alamazsam, ya çeviri kötüyse… Okuyup bitirdiğimde önyargılı düşündüğümü gördüm. Mark Twain’in ölümsüz eseri Tom Sawyer, çizgi roman dünyasının en önemli yayınevlerinden Delcourt’tan lisanslanmış ve iyi bir çeviri ile okuruna ulaştırılmış. Mark Twain’in önsözü de kırpılmadan koyulmuş kitaba: “Bu kitapta anlatılan maceraların birçoğu gerçektir; bunlardan bir ya da iki tanesini bizzat yaşadım. Diğerleri de sınıf arkadaşlarımın başından geçti. Huck Finn bu arkadaşlarımdan biridir. Sık sık görüştüğüm üç çocuğun karakter özelliklerinin birleşmesinden doğan, böylece kitabımın hayali yapısını fazlasıyla besleyen Tom Sawyer da arkadaşlarımdan biridir…” (s,3)
Genç Turkuvaz Yayınları’nın “Çizgilerle Klasikler” serisi, hem çizgi roman adına hem de dünya edebiyatının başyapıtlarıyla çocukları tanıştırmak adına çok başarılı bir adım. Sherwood Ormanı’nın kahramanı Robin Hood’u bu kez Aaron Shepard ve Anne Watson anlatmış, Jennifer Tanner resimlemiş. Robin Hood, İngiliz halk hikâyelerinde mevcut olan bir haydut. Robin Hood hakkındaki birçok kaynak, onu en çok Fulk Fitzwarin isimli bir Norman soylusunun Kral John'a karşı çıkarak haydut olmasıyla bağdaştırır. Robin Hood bir çok film, kitap, çizgi dizi ve oyunlara konu olmuştur. Zenginden alıp yoksula veren bu kahramanın mücadelesini çizgi roman tadıyla okumak isteyenler, İlknur Özdemir’in başarılı çevirisiyle yayımlanan Robin Hood’u tatil çantalarına koyabilirler. Çizgilerle Klasikler dizisinin bir başka kitabı Victor Hugo’nun ölümsüz yapıtı Notre Dame’ın Kamburu. Her yaştan çizgi roman meraklıları için yeniden hazırlanan kitabın anlatıcısı L.Lowens, resimleyen: Greg Rebis. Paris’teki ünlü Notre Dame katedralinin çan kulesinde saklanan Quasimodo ve Çingene kızı Esmeralda’nın hikâyesini bir de böyle okumalı.
Zaman Makinesi, dizinin en sevilen kitaplarından olmaya aday. Çizimleri başarılı, bilimkurgu seven okurlara söyleyecek çok sözü olan bir kitap. Bir bilim adamı zamanda yolculuk edebilen bir makine icat eder. Ama arkadaşları bunun gerçek olabileceğine inanmaz ve onunla alay ederler. Bunun üzerine Zaman Yolcusu makinesine atladığı gibi, soluğu binlerce yıl sonrasında alır. Makinesinden indiğinde insan ırkının son temsilcileri olan küçük Eloi’lerle tanışır. Ama dünya üzerinde sadece bu sevimli canlılar yaşamaz. Dünyanın diğer ev sahipleri Morlock’lar yeraltında gizlenen, korkunç dev yaratıklardır. Ne yazık ki, Zaman Yolcusu’nun buradan tek kaçışı olan makinesi onların mağarasındadır. Zaman Makinesi’ni anlatan: Terry Davis, Resimleyenler: José Alfonso - Ocampo Ruiz.
Benim gibi Jules Verne hayranları özgün metinden aldıkları tadı alamayacak olsalar da yine de Dünyanın Merkezine Yolculuk, çizgi roman dünyasına başarılı bir giriş yapmış. Axel Lidenbrock ve amcası 300 yıllık eski bir kitabın içinde gizemli bir mesaj bulurlar. Bu not Dünya’nın merkezine giden gizli bir geçidi tarif etmektedir. Axel ve amcası yanlarına bir de rehber alarak hiç zaman yitirmeden hemen yola koyulurlar. Bir süre sonra gizli geçidi bulup yanardağdan aşağıya, Dünya’nın merkezine inmeye başlarlar. Yerin altında ırmaklar, okyanuslar, garip kayalar ve tarih öncesine ait canavarlar keşfederler; onları sonsuza kadar yerin altına hapsedebilecek pek çok tehlikeyle karşılaşırlar. Anlatanlar: Davis Worth Miller ve Katherine Mclean Brevard, resimleyen: Greg Rebis.
Ümit Kireççi, Çizgi Roman Senaryosu adlı kitabında, çizgi romanlara karşı olan önyargıdan bakın nasıl söz ediyor: “Topu topu yüz elli yıl civarı bir tarihe sahip olan çizgi romanın bu kadar çabuk tıkanması, zorlukla karşılaşması inanılır gibi değildi. Gerçi buna her şeyden önce çizgi romana karşı duyulan önyargıların neden olduğunu da eklemek gerekir. Çocuk işi olarak görülen, zararlı bulunan, sansürlenmeye kalkışılan bir sanat olarak iyi bile dayandığı söylenebilir. Ancak bu tarz engellemelerin başlıca nedeni olan bilgisizlik, çizgi romanla ilgili eserlerin azlığı nedeniyle gerekli şekilde aşılamamış, önyargılar kırılamamıştır. Bu sebeple, çizgi romanın hem engellemelerden kurtulabilmesi, hem de daha yetenekli kişilerin daha yetkin olarak eserler üretmesine yol gösterecek kuramsal çalışmaların artması gerekmektedir.”(s, 178) Ümit Kireççi’nin yazdığı, Çizgi Roman Senaryosu adlı kitap kuramsal çalışma yapmak isteyenler için iyi bir kaynak.
Çocuk okurlar çizgi filmlerden, kitaplardan tanış oldukları kahramanlarla çizgi roman aracılığı ile yeniden karşılaşınca hoş bir okuma deneyimi yaşayacaklardır. Klasiklerin çizgi romanlarının da yapılıyor olması “Çocuklar bunları özgün yapıtlardan okumasınlar” anlamına gelmemeli elbette. Her ikisinden de okuyup karşılaştırma, sorgulama yapabilecek, eleştirel bakabilecek okur yetiştirebilsek fena mı olur?
http://www.maviselyener.com/
*Tılsım Dizisi, Kazu Kibushi/ Desen Yayınları
*Okuldaki Sır Dizisi, Queenie Chan,/Desen Yayınları
*Tom Sawyer, Mark Twain, çeviren: Berfu Durukan,/Desen Yayınları, 142s
* Red Kit, Morris Goscinny/ Yapı Kredi Yayınları
*Doğan Kardeş, Aylık Çizgi Roman Dergisi/ Yapı Kredi Yayınları
*Çizgilerle Klasikler Dizisi, Zaman Makinesi, Notre Dame’ın Kamburu, Robin Hood, Dünyanın Merkezine Yolculuk/ Genç Turkuvaz
*Çizgi Roman Senaryosu, Ümit Kireççi, Crea Yayınları, 188s.

15 Temmuz 2010 tarihindeki Cumhuriyet Gazetesi Kitap ekinde yayınlanan bu yazısını bizimle paylaşan araştırmacı-yazar, ÇROP Üyesi Mavisel Yener'e teşekkür ederiz.

18 Temmuz 2010 Pazar

Kıvanç Tatlıtuğ Avengers'da

Kıvanç Tatlıtuğ Avengers'in 2012’de çekilecek filminde 'Thor'la Hollywood'a sızacak!
ABD’liler, ülkede 1950’li yıllardan bu yana geniş bir hayran kitlesine sahip olan ve süper kahramanların maceralarının konu olan çizgi roman Avengers’in 2012’de çekilmesi planlanan sinema filminde Kıvanç Tatlıtuğ’u da görmek istiyor.
Yolun açık olsun Behlül
ABD'liler Avengers’in 2012’de çekilmesi planlanan filminde Kıvanç Tatlıtuğ’u da görmek istiyor
Çizgi romanın hayranları tarafından oluşturulan listede yönetmen olarak dünyada olay yaratan Lost dizisinin yönetmeni J.J. Abrams ve yine aynı dizinin senarsiti olan Damon Lindelof da yer aldı. Kaptan Amerika rolü için Avustralyalı aktör Chris Egan seçilirken, 29 yaşındaki oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ’un da “Thor” rolünü alması istendi.
Tatlıtuğ’un, Thor karakterine benzerliği, boyu ve “Model of the World” seçilmiş olması nedeniyle bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu belirten hayranlar, Avengers tutukunlarına Türk oyuncunun Google’dan resimlerine bakmalarını tavsiye etti.

Buffy'nin bu hikâyeleri televizyonda yok!

NTV Yayınları’nın Çizgi Roman Dünya Klasikleri Serisi, televizyon yapımlarıyla devam ediyor. Buffy Vampir Avcısı, iki hikâye bir arada Cuma günü kitapçılarda.


İSTANBUL - “Her nesilde bir seçilmiş vardır. O, tek başına vampirlere, iblislere ve karanlık güçlere karşı savaş verir. O, Avcı’dır.”
NTV Yayınları’nın Çizgi Roman Dünya Klasikleri Serisi, polisiyenin ardından şimdi de televizyon yapımlarıyla devam ediyor. Joss Whedon’ın aynı adlı televizyon dizisinden uyarlanan BUFFY VAMPİR AVCISI’nın yeni maceraları artık sadece çizgi romanda...
Dünyanın dört bir yanında fenomene dönüşen dizi yedinci senenin sonunda ekranlara veda etse de bu Buffy’nin maceralarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Sekizinci sezon dizinin yaratıcısı Joss Whedon’ın yazdığı çizgi romanlarla meraklılarına ulaşıyor.
NTV Yayınları’nın Çizgi Roman TV Serisi’nin ilk kitabı olan BUFFY VAMPİR AVCISI: EVDEN UZAKTA ve ZİNCİR, 9 Temmuz Cuma günü piyasaya çıkıyor.
Diziyi tekrar tekrar seyreden Buffy hayranları artık özlemini çektikleri karakterlerin yepyeni maceralarını BUFFY VAMPİR AVCISI çizgi romanlarıyla takip edecek.
Çizgi Roman Dünya ve Polisiye Klasikleri, TV Serisi internet yoluyla ntvyayinlari.com adresinden ve 0212 304 08 92 numaralı çağrı merkezinden indirimli temin edinilebilir.

Kaynak - Ntvmsnbc

Conan yeniden kılıç kuşanıyor

Efsane çizgi roman kahramanı yeniden sinema perdesinde.

Amerikalı yazar Robert E. Howard'ın yarattığı ünlü kahraman Barbar Conan, 26 yıl sonra yeniden sinema seyircisine merhaba demeye hazırlanıyor. 1970 yılında Marvel editörleri tarafından çizgi roman haline getirildikten sonra dünya çapında popüler olan Conan, 1982'de yönetmen John Milius tarafından beyazperdeye aktarılmış ve Arnold Shcwarzenegger Conan rolünde seyirci karşısına çıkmıştı. Dünya çapında büyük ilgi gören "Barbar Conan", 1984 yılında Richard Fleischer'ın yönettiği devam filmi "Savaşçı Conan"la maceralarına devam etmişti.
ARNOLD YERİNE JASON MAMOA
Kimmeryalı Conan, önümüzdeki yıl gösterime girmesi planlanan yeni macerasıyla yeniden hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Alman yönetmen Marcus Nispel'in yöneteceği filmde bu kez başrolde Jason Mamoa olacak. Mamoa'nın, Arnold Schwarzenegger ile belleklere kazınan Conan'ın yerini doldurup dolduramayacağı ise merak konusu. Conan'ın hayran kitlesi yeni başrol oyuncusu konusunda şimdiden ikiye bölünmüş durumda.
KADRODA BİR TÜRK DE VAR
Gösterim tarihi henüz kesinleşmeyen "Conan"da Türk izleyicileri bir sürpriz bekliyor. Almanya doğumlu Türk oyuncu Birol Tarkan Yıldız da yeni macerada Mika karakterini canlandıracak. Yeni nesil Conan, barbarlar tarafından katledilen babasının intikamını almaya çalışacak.

Kaynak - Habertürk

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Harvey Pekar öylece yatarken...

Çizgi roman yazarı Harvey Pekar, 12 Temmuz’da 70 yaşında öldü. Film kurtları 2003’te Sundance Film Festival’da ödülü kapan ‘American Splendor’dan hatırlayabilir Pekar’ı.

Aynı adlı çizgi romanından yapılmıştı film. Çizgi roman da zaten Pekar’ın hayat öyküsüydü.
“Hayatı çizgi roman olacak kadar enteresan bir tipmiş demek” diye düşünebilir tanımayanlar.
Hayır, gayet sıradan duran bir hayatı vardı Pekar’ın.
Memleketi Cleveland’dan neredeyse hiç ayrılmadan yaşayan, hayatın içinde yuvarlanıp giden bir tipti.
Benim Pekar’ı tanımama Robert Crumb vesile olmuştu.
Ah, Mister Robert Crumb! Büyük takıntım!
Çizgi romanlar aleminin ‘yeraltı kralı.’
Crumb, American Splendor’ı çizen tiplerdendi. Crumb başkasının hikayesini çizdiyse “bu işte bir iş var” diyerek takip etmeye başlamıştım Pekar’ı.
Sıradan bir adam. Benim gibi bir adam. Hatta “Tıpkı ben bu be!” dedirten bir adam. Bunu demem boşuna değil.
Pekar’a takılmama yol açan macerası “Plak Toplamayı Nasıl Bıraktım ve Biriktirdiğim Parayla Çizgi Roman Yayınladım”a bakmak durumu açıklamaya yeter.

BİRİKTİRENLERİN HİKAYESİ 



Pekar’ın yazdığı, Robert Crumb’ın çizdiği bu birkaç sayfalık, gayet durgun (hemen hepsi böyledir!) hikaye şöyle başlar: “Çocukluğumdan beri hep bir şeyler biriktirmişimdir. Bir dönem çizgi romanlardı, sonra dergiler ve sporla ilgili kitaplar geldi. 16 yaşımdayken caz plakları toplamaya başladım. Başlangıçta ve uzunca bir süre sağlıklı, normal bir işti bu yaptığım. Cazı seviyordum; yakın takipteydim ve dikkatli bir dinleyiciydim.
Uzun süre mantıklı bir şekilde sürdürdüm toplama işini. Sadece dinlemekten hoşlanacağım veya tarihi önemi olduğunu bildiğim albümleri alıyordum.
Ama sonra bir noktada takıntılı hale geldim; dinlemeyeceğimi bile bile sırf koleksiyon değeri var diye plak almaya başladım.
Durumum giderek kötüleşti. Müzayedeleri takip etmeye, nadir plakları kovalamaya ve fantastik boyuttta para harcamaya başladım. Bütün paramı bir kez olsun dinlemeden rafa kaldırdığım plaklara harcamaya başlamıştım. Sinemaya gitmek veya hamburger yemek için bile para ayırmadan önce iki kez düşünür hale gelmiştim...”

SIKICI AMA GERÇEK 


Hikaye sadece benim için değil, bütün koleksiyonerler için tanıdık.
Bahsettiği aşamalardan aynen geçmiş biri olarak hikayeyi okurken aynaya bakıyorum hissine kapılmıştım.
Macera (!); anlatıcı Harvey Pekar’ın bir noktada “Yeter!” demeyi başarması ve American Splendor’u basacak kadar para biriktirdiğini açıklamasıyla biter. Bu kadar!
Bir başka macera süpermarkette geçer. Kuyrukta beklerken önündeki ağır ve gereksizce takıntılı insanlardan sıkılmasını anlatır sadece.
Bir diğerinde Robert Crumb’ı ‘silkeleyerek’, duygu sömürüsü yaparak, bıktırarak maceralarını çizmeye ikna etmesini anlatır.
Bir macerada bamya turşusu satan adam vardır, bir macera telefonu “Öğleden önce” diyerek açan adam...
Sıkıcı, değil mi?
Belki ama gerçektir, samimidir, herkesin başına gelebilecek türdendir, basittir ve tuhaf bir bağımlılık yaratır.
Crumb, American Splendor’a yazdığı önsözde “1962’de tanıdığımda evinde soyut resimler asılı olan, modern caz tutkunu ve evi kitaplarla dolu bir tipti Pekar. 20 yıl sonra manzara aynıydı sadece her şey biraz tozlanmıştı” der.

İYİ BİR HAYAT ANLATTI /O
Peki bu kadar ‘sıradan’ bir adam nasıl oldu da sıradan hayatını anlatarak küçük ama sadık bir hayran kitlesi yarattı?
Nasıl oldu da hayatı film oldu? Nasıl oldu da bu film ödül kazandı?
“Seinfeld nasıl başarılı olduysa öyle” demekten öte bir cevap üretmem zor.
Pekar’ı tanımak, küçük hayatını kendi küçük hayatıma, zaaflarını zaaflarıma, depresyonunu depresyonuma, heyecanlarını heyecanlarıma benzeterek okumak büyük bir zevk oldu benim için.
Ve hep öyle kalacak.
Kanseri atlatmıştı ama yeniden geldi hain hastalık.
Ölüm nedeni otopsiden sonra belli olacak ama herkes biliyor, bir yerde durdu işte.
Karısı odasında yerde yatarken bulmuş ölü bedenini...
Huzurlu bir pazar akşamı uyumaya gittikten sonra...
Öylece yatarken...
Cleveland’daki evinde...
Sevgiler Bay Harvey Pekar.
İyi bir hayat yaşadınız bence, bize de iyi bir hayat anlattınız. 

Kanat ATKAYA katkaya@hurriyet.com.tr 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15330365.asp?mnID=15330365

Karaoğlan’dan Disney kahramanı çıkmaz mı?

Pixar, 1995’te küçük bir animasyon stüdyosuydu. Aynı yıl animasyon piyasasında devrim niteliği taşıyan bir film yaptı: “Toy Story”, tam tercümesiyle “Oyuncak Hikayesi”. 
O günden bugüne stüdyo büyüdü, 2006’da Disney tarafından satın alındı ve toplam dokuz şaheser filme imza attı. 

Bu filmlerin her birinin uluslararası gişesi 550 milyon doların üzerinde. Manevi ödülü de büyük, çünkü Pixar, tesislerinde 24 Oscar heykelciği barındırıyor.
Geçtiğimiz gün vizyona giren “Oyuncak Hikayesi 3” ile bu heykelciklerin ve Pixar’ın kasasındaki paracıkların miktarı artacağa benzer.
Ratatouille’yi, Nemo’yu, Wall E’yi tanımayanımız var mı? Güzel ve Çirkin, Kurbağa ve Prenses gibi Batı orijinli masalları bilmeyeniniz ya da?
Peki Disney ya da başka bir şirket bu filmlerin kahramanı olarak neden bizim mahalleye hiç bakmaz acaba?
Düşünsenize, Türkiye, ABD ve Kuzey Afrika hariç sadece Avrupa’da 16 milyon Müslüman yaşıyor. Bunun üzerine Arap ve Hint nüfuslarını ekleyin. 
Hazır Başbakanımız da Arap dünyasının yeni rol modeli, dizilerimiz Orta Asya popüler kültürünün baş tacı iken... Bu rüzgarı da arkasına alan bir Türk kahramanın, Karaoğlan veya Malkoçoğlu’nun, Kara Murat’ın, Keloğlan ya da Nasreddin Hoca’nın Pixar gibi bir şirketin elinden çıkma animasyonu (Batı zaten cepte) Doğu pazarında da iyi iş yapmaz mı?

Bu millet ana muhalefet liderini 40 yıl önce Karaoğlan’a benzetirdi.
Hollywood galip geldi, küreselleşme dayattı bugün rahmetli Ecevit’in koltuğunda oturan Kemal Bey’i Gandi diye anıyoruz. Kimilerinin Türkiye rüyasını uçak gemisi veya nükleer bomba süsler, diğerleri Dünya Kupası’nda final oynamayı gelişmenin son adımı sayar. Bendeniz naçizane Hollywood’a çizgi film karakteri armağan etmeyi çok önemsiyorum, bu yazı da ona dair. 
Tam 1084 günde çekildi
Wired dergisi “Oyuncak Hikayesi 3”ün yaratım sürecini kaleme almış. Yapımı yıllar süren animasyon filmden sizin için bazı günleri cımbızladım...
1. gün:
Ilk sorun: Harika bir hikaye bulmak. Ilham için, yaratıcı ekip Pixar Kampüsü’nden ayrılıp San Francisco’nun 50 mil kuzeyindeki Poet’s Loft adlı kulübeye gider. “Oyuncak Hikayesi 3” için harika bir başlangıçları olduğunu düşünürken 20 dakika içinde o başlangıç çöpü boylar. Ikinci gün yeni bir fikir ortaya çıkar, eğer sahipleri Andy üniversiteye gitmek için evden ayrılacak olsa oyuncaklar ne hisseder?
380. gün:
Senaryoyu seslendirmek için oyuncular stüdyoya gelmeye başlar. Tom Hanks yorumunu değiştirerek her bir cümleyi onlarca kez okur. Bu seanslar da filme çekilir ki animatörler oyuncunun mimiklerini gözleyip karakterlerin yüzlerinin animasyonlarını yaparken kullanabilsinler.
898. gün:
Animatörler çalışmaktan bitap düşer. Fazlasıyla kişiselleştirilmiş, farklı farklı temalardaki ofislerinde gecenin geç vakitlerine kadar bilgisayar başındadırlar. Animatörlerin kendilerine ait barları bile var ve bu barlarda biradan malt viskilere kadar her şey...
1,084. gün:
Filmin vizyona girmesine birkaç hafta kalmıştır ve Skywalker Sound’daki kumanda masaları diyalog, müzik ve ses efektlerini birleştirir. Dört yıllık üretim sürecinden sonra Woody, Lotso, BUZZ ve diğer karakterlerden ayrılmak zor olacaktır. Yönetmen Lee Unkrich “Biz bir filmi asla bitirmiyoruz. Daha yıllarca onu iyileştirmek için uğraşabiliriz. Sadece vizyona gireceği için bitirmeye zorlanıyoruz” diyor. 
Gençlere böyle gazete okutulur
Japon halkı gazeteler için çıldırıyor. Yomiuri Shimbun’un tirajı mesela, New York Times’ın 10 katı. Türkiye’deki tirajlarla kıyaslamayalım bile. Ama onlar da her yerdeki sorunla karşı karşıya: Gençler gazete okumuyor.
Ama Japonlar buna da çözüm bulmuşlar: Manga No Shimbun, yani manga gazetesi. ?imdilik gazete internetten yayınlanıyor.
Haftanın olaylarını çizgi roman gibi anlatan bir manga gazetesi bu. Diplomasiden popüler kültüre ve cinayetlere kadar bir gazetenin yer verdiği tüm haberler çizimlerle aktarılıyor. 
Manga gazetesinin internet sitesi için 100’den fazla manga sanatçısı çalışıyor, site günde 10-15 kez güncelleniyor. 
Kopyalamakta üzerimize yok ya, bu kez faydalı bir iş için olsun.
Hadi bu fikri hemen kopyalayalım, gençlere öyle ya da böyle gazete okutalım. 


16 Temmuz 2010 Cuma

Hipnoz 4. Sayısı Çıktı!

Hipnoz Dergisi uzun süren sessizliğini 15 Temmuz itibariyle bayilerde yerini alacak olan 4 numaralı sayısı ile bozdu. Hipnoz dergisi dağıtım firması ile yaşadığı sorunlar sebebiyle yayınına bir süre ara vermişti. Ardından Basın Ekspres yolunda yaşanan sel felaketi sebebiyle deponun sel sularına maruz kalması sonucu 1.sayısı kısmen, 2 sayısı ise tamamen imha olan dergi yayına kaldığı yerden devam ediyor.
Derginin dört numaralı yeni sayısında tüm çizgiromanlar kaldığı yerden devam devam ediyor. Edgar Allan Poe cinayetleri ve Uzay Şövalyesi Zom maceralarını tamamlayarak dergiye veda ediyor. Daha önce bir kısmı yayınlanan Talat Güreli Söyleşisinin ikinci bölümü ve Madalyonun Öteki Yüzü başlığı altında ilk Türk Mutantı Mahmut'un ibret verici öyküsünü bu sayıda okuyabileceksiniz. Derginin kapak içinden yapılan kısa duyuruda ise Türk mizahının efsane ismi Sinan Gürdağcık'ın Ağustos sayısından itibaren Hipnoz okuyucuları için çizmeye, Berber Kenan'ın ise kesmeye başlayacağını öğreniyoruz.
Dergi her zaman olduğu gibi hem gazete bayilerinden hem de çizgiroman satış noktalarından temin edilebilecek.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Gölge e-dergi 34. Sayı Paylaşımda

Yazın en uzun günlerindeyiz. Gölge’miz de hem uzun hem kalabalık.
Bu ay dosya konumuz Deli Gücük. Galip Dursun Alaca Karanlık Zamanlar’ı yazdı. Deli Gücük yazarlarından Özgür Kurtuluş ile uzun ve keyifli bir röportaj yaptık. Bir başka Deli Gücük yazarı Murat Başekim Deli Gücük’te Korku Unsurları ve Yerel Motifler’i yazdı. Çizer Uğur Bülent Sertçelik’de çizgi romanda korku unsurları nasıl çiziliri anlattı.
Bu sayı’nın çizgi romanları Firuz Kutal’dan Etrafım Düşman, Rıdvan Şoray’dan Alemin En Hit Kahramanı ve Anıl Şahal’dan Alaca Doğan.
Çizgi roman incelemelerinde Masis Üşenmez Kara Kule ‘Silahşor’un Doğuşu’nu inceledi. Gökçe Mehmet Ay Superman SecretIdentity’i yazdı.
Hasan Nadir Derin 2009-2010 sinema sezonunu değerlendirdi. Barış Saydam The Chaser’i inceledi. Murat Tolga Şen Türk’ün Ermeni İle En Güzel Anlaştığı Yer Yeşilçam’ı yazdı. Yasin Karakaya 1988 yılının en korkunç filmi Child’s Play’i yeniden seyretti. Cansu Korkmaz sinema salonlarına girmesine daha uzun bir süre olan Thor’a farklı bir pencereden baktı Thor: hayal kırıklığı mı yoksa başarı mı?
Bu sayının Öyküleri Rafet Tolga Cankut’tan İpek ve Kadın,Mustafa Kılcı’dan Aksak Adam, Funda Özlem Şeran’dan Maşuka, Fatih Danacı’dan Duvarların Ötesinden Gelenler (2. bölüm) sadık Yemni’den Arafor, Mehmet Berk yaltırık’dan Kanlı Peri Kızı(2. bölüm) ve Atilla Bilgen’den Hobim Çalışmak.
Bu sayımızda Michael Jackson’u da anıyoruz. Melahat Yılmaz’ın kaleminden Michael Jackson Diye Bir Adam yazısını okuyabilirsiniz.
Bu sayının kapağı Şükrü Bağcı’dan geldi. Dergimize illüstrasyonları ile katkıda bulunan arkadaşlarımızsa Mehmet Kaan Sevinç, Gülhan Sevinç, İlteriş Kaan Koçak, Altuğhan Sinan Aydınoğlu, Emrah Çıldır, Emre Ünsal ve Yunus Kocatepe.
Gölge e-Dergi’yi Pdf olarak okumak için. http://download121.mediafire.com/azzwcunzzmkg/mm3nfoonqmn/34.pdf
Gölge e-Dergi’yi flash olarak okumak için
http://issuu.com/golgedergi/docs/golgedergi34
Gölge Blogu http://golgedergi.blogspot.com

"Yüzde Yüz" Sergisine Dair

Fransız Kültür Merkezi'nde Uykusuz dergisi ile ortaklaşa gerçekleştirilen ve halen sürmekte olan çizgi roman sergisi açılışındaydım oğlumla. Ona hatıra kalacak bir çok şey gördü... Yok, hatırlayamayacağı çok güzel şeyler gördü ve kişilerle tanıştı :) Siz de tanışın:
Fransız Kültür Merkezi İstiklal Caddesine bakan duvarındaki karelerden bir kaçı yukarıda görülüyor. Sokak ortasında çizgi roman... Duvarlarda... Hayali bile güzel.
Orhan Açar, Galip Tekin, Oky, Ersin Karabulut, Fransız yetkililer... Açılış konuşmasının ardından verilen basın pozu.

Açılış sırasında geriden de fotoğraf çekebildim. Bir çok okur yerini almıştı ama yine de arzu ettiğim kalabalık yoktu. Gerçi ortam çok havasızdı daha büyük bir kalabalıkla ne olurdu ortalık bilemiyorum. Şu fotoğrafın tam ortasından geçen arkadaşımız da (uzun saçlı, skallı) Lemanyak'ta çizgi roman çizmeye başlamış olan Cemal Söyleyen. Ha, bir de unutmadan aktarayım bu fotoğrafı çekerken oğlana "hışt sesiz ol, al sana mama" gibi abuk laflar ediyordum ki bir adam yanıma gelip "konuşmaları sizin yüzünüzden duyamıyorum sessiz olun" diye uyardı beni ki hiç unutmayacağım. Mikrofonla yapılan konuşmaları ve salon uğultusunu bastıran bir sese sahip olduğumu o zaman öğrendim... Ben hiper ses sahibiyim. Ya da amca özel kulaklara sahip :)
Varmış öyle biri: Galip Tekin'le fotoğraf çekildik. Gerçi bir tek oğlan bakabildi objektife sağa sola laf yetiştirirken bizler ya o ayrı :O)
1. Türk Çizgi Roman Okurları Ödülleri anketinde okurlarca "en iyi mizah çizeri" ve "en iyi mizah çizgi romanı - Sandıkiçi" ödüllerine layık görülen Ersin Karabulut ile ilüstratör Necmi Yalçın'la da fotoğraf çektirebildik. Bol bol da sohbet ettik oradan buradan. Çok keyifli bir açılıştı.
Havasız ortamdan kaçmak için kendimizi bahçeye attığımızda sergiye birlikte gittiğimiz Gölge e-dergi editörü Ahmet Yüksel beni çizer Nadir Kutluhan'la tanıştırdı.
Sergi devam ediyor gitmeyenlere öneririm. Gerçi ortada "orjinal eser" yok sergilenen ve herkesin yapabileceği gibi "fotokopi"yle büyütülmüş sayfalarla kareler asılmış duvarlara kısa çizer özgeçmişleriyle ama olsun. Çizgi roman sergisi işte :)
Ümit Kireççi

9 Temmuz 2010 Cuma

200 karikatür 'Karikaturka 2010'da

Yaklaşık 200 karikatürün yer alacağı 'Karikaturka 2010' adlı sergi, 9 Temmuz'da açılacak.

ntvmsnbc
Güncelleme: 17:29 TSİ 06 Temmuz. 2010 Salı
İSTANBUL - 'Karikaturka 2010' adlı sergi, 9 Temmuz'da Tophane'deki Tütün Deposunda açılacak.
İstanbul Diyalog Derneği, Amsterdam Persmuseum ve Kassel Caricatura Gallery tarafından düzenlenen sergide, Türkiye, Hollanda, Almanya ve İsviçre'den seçilen başarılı karikatüristlerin eserleri yer alacak, yaklaşık 200 eser birbirinden farklı kültürel manzaraları ve bağlamları kıyaslayarak gözler önüne serecek.
Serginin alt başlığı, farklı mizah anlayışlarını kıyaslama hedefiyle ''Küresel-Bölgesel'' olarak belirlendi.
Eserlerin bir kısmı, ''karikatür krizi'' olarak adlandırılan gerginliği ve karikatüristlerin bu noktadaki fikirlerini de konu alıyor.
Sergi, 6 Ağustos'a kadar görülebilecek.

Zombilerin Gururu

Zengin, burnu havada, bön ve kendinden zayıfları hor gören bir şirket sahibidir Simon Garth. Hayatından kendinden önemli kimse yoktur. Kızı bile... Gün gelir işler değişir, Simon Garth'ın "hayatı" gibi...
Zombileri hep beyinsiz, beyin yiyen, et peşinde koşan varlıklar olarak tanıttılar bize. George Romero'nun filmlerinden dolayıdır hep bu şekilde benimsedik onları. O kadar iyi tanıdık ki zombileri, yolda görsek selam verir olacaktık neredeyse. Her gördüğü canlıya yemek gözüyle bakan canlılardır onlar.
Fakat Marvel öyle bir zombi karakteri ve hikayesi ile çıkıyor ki karşımıza tüm gelmiş geçmiş zombi imajını yıkıyor resmen. İlk olarak Temmuz 1953'te "Menace"ın beşinci sayısında görünen, sonrasında Ağustos 1973'te kendi hikayesiyle albümleşen Simon Garth... O bir zombi ama bilinen beyinsiz zombilerden değil. O farklı. Düşünebiliyor, halen duyguları var, sadece itaat etmiyor bazen de yorumluyor. Duyusal anlamda hisleri olmasa da duygusal hisleri halen baskın gelebiliyor. Çoğu zaman neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayabiliyor. Ölümün huzurunu ararken bir yandan da yapması gereken şeyler olduğunu düşünüyor.
Çokça olaya maruz kalıyor çokça karmaşaya yol açıyor. Pek çok insan onu "öldürmeye" çalışıyor fakat olması gerektiği gibi başarılı olamıyorlar. Bir ölüyü tekrar öldürmeye çalışmanın bir anlamı olmayacağını acınası yollardan öğreniyorlar.
Hikayeyi okurken ilk başta Simon Garth'ın nasıl biri olduğunu çözmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi ve okumaya devam ettikçe gerçekten kendinizi bir zombi gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Size verilen emirleri yorumluyor; karar vermeye çalışıyorsunuz ve hikaye bu zaman içerisinde tüm hızıyla devam ediyor. Büyük bir maceranın ortasında, bataklıkların soğukluğunda cevaplar ararken ayılıyorsunuz.
Duygusal anlamda sizi derinden etkileyecek, bazı "hayati" gerçekleri Simon Garth'ın gözlerinden görmenizi sağlayacak etkileyici bir eser. Fazla spoiler verip heyecanınızı kaçırmayalım. Ne de olsa okuyacaksınız, çünkü Simon Garth ile tanışmak için can atıyorsunuz...
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Gönderen-Yazan: Kayra "Keri" Küpçü

8 Temmuz 2010 Perşembe

Darth Vader ( Dave Prowse ) İmza Günleri

JBC yayıncılığın daveti üzerine ülkemize gelecek olan Dave Prowse'in gelişi galiba Eylül ayını bulacakmış. Kısmet:
Arkadaşlar Üzücü Bir Haberimiz Var. Dave Prowse bir rahatsızlık geçiriyor. Doktorları ile konuştuk , durumun çok ağır olmadığını ama malesef bu hafta sonu yapılacak olan etkinliklere katılamayacağını bildirdiler. Yarın yapılacak kontrolden sonra yapılacak etkinliklerin hangi tarihlerde düzenleneceği belli olacak. Kendisi elinde olamayan bu nedende dolayı sizlerle buluşamayacağı için çok üzüntülü olduğunu bildirdi.
Kendisi ve doktorları ile devamlı iletişim halindeyiz , gelişmeleri saniye saniye size bildireceğiz. Bu başlığa yazacağınız tüm geçmiş olsun dileklerini kendisine ileteceğiz. Saygılarımızla.
Güç Seninle Olsun Dave Prowse.

Gerekli Şeylerden Duyuru

Gerekli Şeyler'den İki Önemli Duyuru:
1 - Mağazamızda bugün ve yarın Magic The Gathering ürünlerinde %30 indirim uygulanacaktır.
2 - Yeni İngilizce çizgi romanlar, art book'lar dükkanımızda. Luis Royo, Victoria Frances, Heavy Metal yayınları ve eski özel sayılar,Drizzt Omnibus vb... Dükkanımıza bekliyoruz. Sitemize yüklenmesi stok adetleri dolayısıyla mümkün olmayabilir. Telefon ederek bilgi alabilirsiniz0212-2466131

Denizli Atölyemizden

Bir haber de Denizli Atatürk İlkokulundan: http://www.atadenizli.k12.tr/haberler.asp?sub=haberdevam&id=447

ÇROP Denizli'deydi

"ÇROP Çizgi Roman Yapalım Atölyemizle" Denizli'deydik. TUDEM Yayınlarının daveti üzerine 26-27 Haziran tarihlerinde tarihi Pamukkale - Hierapolis şehrinin muhteşem kalıntıları arasında, bembeyaz travertenlerin karşısında 150 çocukla sanat dolu iki gün geçirdik. Emrah Çıldır ile Ümit Kireççi muhteşem iki güne imza attılar. Filozof Çocuk etkinliklerinde çocuklarla felsefe atölyeleri gerçekleştiren yazar Oscar Brenifier bu süreci bizden de bahsederek kaleme almış Milliyet gazetesi Cadde ekinde:
5 Temmuz Pazartesi Milliyet Gazetesi / Cadde
Yazıyı Büyütmek İçin üzerine Tıklayın

7 Temmuz 2010 Çarşamba

ÇROP'a Hediye Geldi

Fatih Karakaş, ÇROP'a bir hediye gönderdi facebook'tan ve bu hediyede sadece ÇROP'u etiketledi. Kendisine teşekkür ediyoruz :)
"Ç.R.'A VERİLEN EMEKLERE MUKABİL SANAL BİR ARMAĞAN."
Fatih Karakaş - • 1975 Adıyaman doğumlu • 1996’da İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi G.S.F resim bölümüne girdi. • Prof. Neş’e ERDOK, Prof. Nedret SEKBAN ve Doç. Ahmet Umur DENİZ atölyesinde öğrenimini tamamlayarak 2002 de mezun oldu. • 1997-2000 tarihleri arasında Prof. Alaaddin AKSOY ve Doç. İrfan OKAN atölyesinde Litografi (taş baskı) eğitimi aldı.

6 Temmuz 2010 Salı

Wonder Woman Değişiyor

William Moulton Marston'un ilk kez All Star Comics Kasım 1941 8. sayısında okurla tanışan yaratısı Wonder Woman bu güne kadar defalarca kostüm değiştirdi. Şimdi 600. sayısı çıkarken kostümü ve hikayesi değişecekmiş. Zaten bir çok kez de değişmişti okuyanlar hatırlar:Şimdiye kadar bir çok kez kostüm değişikliği yaşamış olan Wonder Woman aslen Anadolu'lu bir Amazon. Belki buralı ama yaşadığı yer hayali bir kadınlar adası ve çoğunlukla da Amerika kıyısında ne hikmetse. Amerikan kartallı büstiyer, bayrak desenli taç ve etekli günlerini geride bırakan Wonder Woman her daim zamana ayak uydurmuştur. İlk dönemlerinde kadının sesi, feminist bir ikon olarak ortaya çıkan kahraman kadın yine de JLA'nın erkeksi gücü içinde sekreterlikten çok da öteye geçemediği günleri yaşamıştır. Kıyafeti ve grup içindeki yeri zamana uyarak daima gelişmiş, toplumun kadına bakış açısına göre de şekil almıştır.
Ve işte bu çizgi kahraman, Wonder Woman 600. sayısında değişiklikler yaşayacak. DC Comics'in yaptığı açıklamaya göre kostümü yandaki gibi olacak, J. Michael Straczynski de yeni bir orjin öyküsü kaleme alacakmış (haberi hazırlayan Austin Grossman "kadınlar meşgul müydü o gün?" diye sormuş haberinde :).
Evet, haber bu. Okurlar tarafından inatla Superman'e yakıştırılan Wonder Woman karakterini zamanında Lynda Carter canlandırmıştı. Bakalım "gerçekleri söyleten kement"li kadın kahramanın bu kostümü çekileceği söylenen sinema filminde kendine yer buldu mu?

Kaynak - The Wall Street Journal
Ümit Kireççi


Kendileri de servetleri de hayal

Forbes, çizgi roman ve filmlerdeki kurgu zenginlerin listesini çıkardı. En zengin isim, 34.1 milyar dolar kazancıyla Alacakaranlık serisinin vampir doktoru Carlisle Cullen oldu.

Herkesin sempati duyduğu bir çizgi roman ya da film kahramanı vardır. Forbes dergisi, üstlendikleri roller gereği hangi kahramanın ne kadar kazandığını araştırarak, hayali kahramanların hayali servetlerinin listesini çıkardı.Buna göre; listede başı, son dönemde kitapları ve filmleri popüler olan Alacakaranlık serisinin sempatik doktoru vampir Carlisle Cullen çekiyor. Hepimizin 'Varyemez amca' olarak tanıdığımız çizgi film karakteri ise ikinci sırayı alıyor.
Carlisle Cullen: Alacakaranlık serisinin vampir doktoru ölümsüzlüğü sayesinde 34.1 milyar dolarlık servete sahip.
Scrooge McDuck: 'Varyemez amca' olarak tanıdığımız bu çizgi film karakteri, hayal dünyamızın en zengin hayvanı. Serveti ise 33.5 milyar dolar.
Richie Rich: Ailesinden miras kalan servetle (11.5 milyar dolar) 'dünyanın en zengin çocuğu' olmaya hak kazanıyor.
Tony Stark: İron Man olarak tanıdığımız Tony Stark, silah teknolojisinden 8.8 milyar dolar kazandı.
Jed Clampett: The Beverly Hillbillies dizisindeki hayali karakterimiz, 7.2 milyar dolarlık servetini petrolden kazananlar arasında.
Bruce Wayne: The Batman olarak tanıdığımız Bruce, 6.5 milyar dolar ile listede yer alıyor. (Takvim)
Milliyet

Son yıldız Gotik Lolita Kiki

ABD'de ilk kez 1992'de düzenlenen ve tüm dünyadan anime (Japon çizgi film sanatı) ve manga (Japon çizgi roman sanatı) fanlarının ziyaret ettiği Anime Expo 2010 Los Angeles'ta başladı.
LOS ANGELES - Daha önce New York ve Tokyo’da da düzenlenen fuar her yıl Bağımsızlık Haftası’nda kapılarını açıyor. Dört gün sürecek fuarda anime gösterimleri yapılıyor, ünlü Japon yapımcı ve oyuncular fuara konuk olarak katılıyor. Geçen yıl 44 bin kişinin ziyaret ettiği Convention Center’daki fuara ‘davet eden’ karakterler arasında en dikkati çekense Gotik Lolita Kiki. Japonya’da yaratılan çizgi film sanatı anime 80’lerde ve 90’larda Japonya’nın kültürünü ihraç etmesinde önemli rol oynadı. Japon Dış Ticaret Örgütü’ne göre sadece ABD’deki anime piyasası 4.35 milyar dolar büyüklüğünde. (Yaşam Servisi)
Radikal

1968'den Bu Yana Hava Bükücüler

Önümüzdeki günlerde sinema versiyonu izleyicisiyle buluşacak olan "Aang The Last Airbander" filminin hava bükücü kahramanı Aang'i çizgi filminden tanıyoruz.
Buzul içinde geçen 100 yıllık uykusundan uyanan, Aang dünyada yüz yıl geçmesine rağmen 12 yaşında kalmıştır. O "Avatar"dır ve doğanın dört elementi üzerinde ustalaşarak dünyayı koruyacaktır. Ya da koruyacaktı. Ateş ulusu dünyayı işgal etmek üzeredir ve Aang daha yolun başındadır. Sonunda dostları sayesinde başarıya ulaşır.
Ama ele almak istediğim konu "hava bükücülüğü" ve dövmeleri. İzleyenler hatırlar, Aang rüzgar oluşturabilen, havayı eğip büken, üzerine binerek uçabilen, havayı istediği gibi kullana bilen biridir ve kel başında başlayan ve kollarıyla bacaklarına uzanan dövmeleri de mavi olup uçları ok şeklindedir.
Bu şekiller ve güç beni aldı başka bir aleme götürdü... Bu defa oklar kırmızı üzerine sarı ve rüzgar gücü aynen aynı: Red Tornado (DC Comics)
Bu karakteri ilk kez çocukken okuduğum "Die Gerechtigskeit Liga" (Justice League of America)'da görmüştüm. Sonra ara ara Bilka'nın bastığı "Superman"lerde rastladım. Yıllar sonra da orjinallerine ulaştığımda JLA ve türevlerinin hikayelerinden takip ettim. Red Tornado, T.O. Morrow adlı kötü bir bilim adamının rüzgar oluşturabilen bir robot icadı olarak ortaya çıkıyor, JLA'ya saldırıyor, sonra onlarla dost oluyor, ekibe katılıyor, hatta içine evrensel (kozmik) bir element canlısını (Ulthoon, Gezegeninin Kasırga Diktatörü) hapsederek daha da güçleniyor, evlat ediniyor, seviyor, insana dönüşüyor v.s. (hikayenin bir kısmı Marvel Comics'in The Vision'uyla benzerlik gösterir- Red Tornado/Ağustos 1968, Vision/Eylül 1968).
Yazının özüne dönersek rüzgar büken ve bedeninde ok uçlu şeritler taşıyan kahraman Red Tornado ile Aang'in benzerlikleri şaşırtıcıdır.

Ümit Kireççi

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Darkwood'un Sırrı, Kutsal Puma

2004 yılı Almanak albümünde yeralan Il Puma Sacro (Kutsal Puma) isimli macerada Alessandro Russo, Darkwood'un Sırrı'na ilişkin ilginç bir hikaye anlatır. Hikayeye göre,
S
P
O
I
L
E
R

Geçmişin bilinmeyen zamanlarında, bir kızılderili kabilesinin önderi Mesa-Ion rüyalarında hayvanların özgürce koştuğu, göllerle kaplı ve karanlık ağaçları olan güzel bir orman görmektedir. Mesa-Ion Halkının bu ormanda yaşaması gerektiğine karar vererek rüyalarında gördüğü ormanı aramaya başlar. Kabile uzun yürüyüşler yapar, ancak önderlerinin rüyasında gördüğü ormanı bir türlü bulamazlar. Derken bir gün gökyüzünde aslan gibi yeleleri olan beyaz bir puma bulutlardan ayak izleri bırakarak kabileye yol gösterir. Pumanın ardından giden kabile bir süre sonra önderlerinin rüyalarında gördüğü ormanı bulurlar. Üstelik beyaz puma da orada yaşamaktadır. Burada yaşamaları gerektiğine karar vererek ormana yerleşirler. Ancak ormanda yaşamanın da bir bedeli vardır. Kendilerine yol gösteren beyaz pumanın canını kourmak zorundadırlar. Ormana, ulu ve karanlık ağaçlarından dolayı Darkwood (Karanlık Orman) adını verirler.
Dörtgözün çocuklara anlattığı bu efsaneyi(!) bilen beyazlar da vardır. Kibirli ABD senatörü Catler anlatılan beyaz pumanın varlığına inanmakta ve duvarındaki av hayvanları koleksiyonuna beyaz pumanın kafasını da koymak istemektedir. Böylece el kanlı katillerden oluşan bir grupla Darkwood'da bir sürek avı başlatır. Darkwood'da yaşama nedenleri olan pumanın canını korumak için, yerliler avcı grubuna engel olmaya kalkarlarsa da sonuç gerçek bir katliam olur ve yerlilerin hemen hepsi öldürülür. Sıra beyaz pumadadır. Bu arada Darkwood'un koruyucusu Zagor'da olaya dahil olmuştur. Ancak hesapta olmayan bir faktör daha vardır. Avcılar herkesi öldürerek hedeflerine adım adım yaklaşırken beklenmedik bir şekilde ağaçların arasından ortaya çıkan korkunç bir yaratık Zagor ve arkadaşları dahil tüm beyazları tek tek avlamaya başlar... Sonunda canavar ve Zagor karşı karşıya geldiklerinde canavarın gizli kimliği ortaya çıkar.
S
P
O
I
L
E
R
I
N
S
O
N
U
Russo'nun hikayesi, her ne kadar Dörtgöz tarafından anlatılan bir efsaneyle başlarsa da ilerleyen bölümlerde anlatılanın efsane değil Darkwood'un gerçek öyküsü olduğunu anlarız. Ortaya çıkan avcı yaratık, şiddetli çarpışmalar ve bir kaç sayfada da olsa görünen beyaz puma bildiğimizin ötesinde fantastik bir Darkwood'un varlığını kanıtlar. Russo, öyküsünü anlatırken 1987 tarihli Schwarzenneger'li Predator filminden hem tematik olarak hem de görsel anlamda yararlanmış. Efsanedeki kızılderili önder Mesa-Ion'un karakter tasarımı kafasının etrafındaki saçlar, elindeki mızrak gibi tuttuğu sopasıyla Predator'a çok benzemektedir. Filmdeki Predator'un yerini ise öyküde Darkwood'un asıl koruyucusu gizemli canavar almıştır. Önce şiddetli çarpışmalar eşliğinde yapılan katliam ve arkasından ağaçların arasından kabus gibi çıkıp öldürenleri avlamaya başlayan canavar, tematik olarak filmle aynı eksende ilerler. Pumanın sırrı, Zagor'un işe karıştığı sahneler itibariyle filmden ayrılıp bildiğimiz Zagor evrenine bağlanan öykü, okunup bitirildiğinde insanın aklında büyüleyici bir etki bırakıyor. Darkwood'da geçen tüm olayları 1970'lerden bu yana sanki başka bir evrene, bu dünyadan olmayan başka bir yere aitmiş gibi okuduk hep. Kutsal Puma adeta bunun altını çiziyor. Zagor bazan gerçek dünyaya iniyor kovboy kasabalarında gezip duruyor ama sanki başka bir boyuttaymış gibi duran asıl vatanı Darkwood'a döndüğünde derhal gizemli bir hava başlıyor. Uzaylıların indiği, her türlü korku ögesinin bir şekilde yaşandığı, trajik pek çok olaya sahne olmuş bu "karanlık orman"ın bildiğimiz dünyada varolması mümkün değil zaten. Hep yazılıp çizildiği gibi Darkwood Pensylvania'da hayali bir yer midir acaba? Bence Darkwood Pensylvania'da bile değildir. Kutsal puma'nın gösterdiği başka bir boyutta yeralır Darkwood.
Bu ilginç macerayı maalesef çizgileri alışıldık Zagor çizimlerinden çok uzak olan Cesare Colombi resimlemiş. Başarılı bulmadığım çizimlerde hikayenin karanlık yönleri iyi yansıtılmış olmasına rağmen ayağı yere basmayan bir üslup var. Ferri çizimlerinde olduğu gibi okurken çizgilerin karanlığına dalamıyorsunuz bir türlü. Macera Lalkitap tarafından özel seri 30-31. sayılarda 2005 yılında ikiye bölünerek yayınlandı. Orijinal Almanak albümünde yer verilen belgesel kısımları maalesef atlanarak yayınlanan Almanak 2004, kahramanımızın en beğendiğim Almanak macerası oldu.
Selamlar
Lami Tiryaki

4 Temmuz 2010 Pazar

İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde Çizgi Roman Sergisi

Her Yıl Dünyanın Farklı Ülkelerinden Çizgi Roman Tutukunlarını Buluşturan Angoulême Çizgi Roman Festivali Bu Yıl YÜZDE YÜZ Adlı Bir Sergiye Ev Sahipliği Yaptı.
Her yıl dünyanın farklı ülkelerinden çizgi roman tutukunlarını buluşturan Angoulême Çizgi Roman Festivali bu yıl YÜZDE YÜZ adlı bir sergiye ev sahipliği yaptı. İstanbul Fransız Kültür Merkezi yaz ayları boyunca İstanbullu çizgiseverleri bu sergiden bir seçki ile buluşturuyor. Bu vesileyle, Ersin Karabulut, Galip TEKİN, Memo TEMBELÇİZER ve OKY gibi sevilen çizerler de bu sıradışı maceraya ortak olacaklar.
Bu çalışmalar daha sonra müzenin koleksiyonundaki yerlerini alacaklar. 7 Temmuz Çarşamba günü 18:30'da gerçekleşecek açılışa katılım serbesttir.
7 Temmuz Çarşamba günü 18:30'da gerçekleşecek açılışa katılım serbesttir. 2010 Ocak ayında otuzyedincisi gerçekleşen ve tüm dünyadan çizerleri bir araya getiren Uluslararası Angoulême Çizgi Roman Festivali'nde, yeni kurulan Çizgi Roman Müzesi Yüzde Yüz adlı ilk büyük sergisinin açılışını yaptı. Bellek ve çağdaş yaratıcılığı biraraya getiren sergi, müzenin değerli koleksiyonunda yer alan orijinal çizimleri, bu çizimlere farklı ülkelerin çizerleri tarafından getirilen yorumlarla bir arada sergiliyor.
Çizgi romanın tarihsel birikimi ile yaratıcılığı bir araya getiren Yüzde Yüz sergisi böylece günümüz önemli çizerlerini onların çizgi roman alanındaki selefleriyle bir diyalog içerisinde buluşturuyor. Enki BILAL, Yves GOT, Lorenzo MATTOTTI, MOEBIUS ve Albert UDERZO bu isimlerden sadece birkaçı.
Serginin İstanbul'a gelmesi vesilesiyle Türk çizerler de bu sıradışı maceraya ortak olacaklar. Ersin Karabulut, Galip TEKİN, Memo TEMBELÇİZER ve OKY gibi sevilen isimler bu serginin konuk çizerleri arasında... Bu çalışmalar daha sonra müzenin koleksiyonundaki yerlerini alacaklar.
Fransa Uluslararası Çizgi Roman ve Görüntü Merkezi ve Uykusuz Dergisi işbirliğiyle

Kaynak - Haberler.com

Linkler

Related Posts with Thumbnails