Sayfalar

30 Eylül 2009 Çarşamba

Gölge e-dergi 3 yaşında

Merhaba Dostlar;
Bir defa daha, 3. yılımızın ilk sayısıyla, karşınızdayız. Şaka değil, gerçek bu; 2 yıldır Gölge e-Dergi’yi okuyorsunuz. İlginize ve desteğinize teşekkür ederiz.

128 Sayfalık dopdolu bir dergi ile monitörlerinizdeyiz bu sefer… Bakın kimler var bu sayıda…
Öyküleriyle Mustafa Emre ÖZGEN (Takım Elbiseli Adam VI), Caner KELER (Onlar Her Yerde), Can ÇELİKEL (Esir Kanı II), Sadık YEMNİ (İlham Polisi), Merve VERAL (Bedel), Yunus KOCATEPE (Koleksiyoncu), Mustafa KILCI (Bir Sahil Bulvarı Hikâyesi), Bahar KARACA (Frekans), Fatih DANACI (Durakta Yaşanan Aşk), Ozancan DEMİRIŞIK ve Onur BAYRAKÇEKEN (Holmes), Gökcan ŞAHİN (Koruyucu), Onur SELAMET (Kuklacının Son Oyunu), Serdar KÖKÇEOĞLU (Bernhard Taklitçisi…
Denemesiyle Oğuz ÖZTEKER (Kişisel Gelişim Üzerine Kişisel Görüşler I), anılarıyla Mehmet SEVİNÇ (Türkiye’nin İlk Manga Çizeri) ve Masis ÜŞENMEZ (Masis Günlükleri: Ada), manga tanıtım yazısıyla Yusuf SALMAN (Doubt), haber ve kısa röportajıyla Onur KÜÇÜK (İstanbul Üniversitesi’nde Vampir İstilası) var.
Ayrıca Bulgaristan’da yaşayan çizer Ayhan HAYRULA ile yapılan özel bir röportaj yer alıyor dergimizde.
Bu sayıya çizgi romanlarıyla katkı sağlayanlarsa, Ayhan HAYRULA (Kan), Meryem ÇİMEN (Lanet II), Altuğhan Aydın SİNANOĞLU (Paket), Emrah ÇILDIR (Immobile) ve Eskiz TR ekibi (Hayır Dedim Sana)…
Sinema yazılarını ise Barış SAYDAM (Başka Semtin Çocukları) ve Hasan Nadir DERİN (Geçmişten Geleceğe Pixar) yazdılar.
25. Sayımızın, bizler kadar siz okurlarımıza da heyecan ve keyif vermesi dileğiyle…
Kasım ayının ilk gününde görüşmek üzere!
Dergimizi Pdf olarak buradan indirebilirsiniz
http://rapidshare.com/files/286398076/25.pdf
Alternatif Pdf Linkimiz
http://www.mediafire.com/download.php?zz22tnimu2g
Dergiyi Flash olarak okuyacaklar için link
http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69
Kapağı bu ay Mert Gürkan Hazırladı
http://img200.imageshack.us/img200/8008/holmesw.jpg
Gölge’nin tüm sayılarına ulaşmak için
http://GolgeDergi.Blogspot.com
Gölge yazar-çizer-okurlarının buluşma noktası
http://www.facebook.com/group.php?gid=36357116499

İyi okumalar,
Gölge e-dergi

27 Eylül 2009 Pazar

Büyülü Rüzgar ve Shakespeare

NTV ve Everest'in başlattığı Shakspeare çizgi romanları çılgınlığı aklıma bir başka çizgi romanı getirdi: Büyülü Rüzgar (Magico Vento)
Giancarlo Manfredi yaratısı kahraman aslen beyaz olup bir Sioux şamanıdır. Kahraman büyü, şamanizm, sömürgecilik karşıtlığı, insan hakları gibi ana temaları ve motifleri western alt yapısıyla aktaran keyifli bir serinin başrolünde.
Bunun dışında bir kaç özel konuyu da irdelediğini söylemekte yarar var. Onlar hakkında da en kısa zamanda yazacağım. Ancak şimdi üzerinde durmak istediğim konu Shakespeare konusu.
Büyülü Rüzgar, Ned Ellis, okuyucusu tiyatro ve Shakespeare ile ilk kez 24. sayısında "Yüzü Olmayan Adam" öyküsüyle tanıştı. Bu tanışıklık 25. sayıyla da sürdü. 24. sayıda Dick Carr adlı oyuncu kılık değiştirirken III. Richard makyajını yaparken görülüyor. Hatta bunu dile getiriyor (çizgi romanda çeviri hatası yapılmış, Richard ismi İtalyan Riccardo olarak kullanılmış). 25. sayıda "İçimdeki Düşman" adlı öyküde de 6. sayfada "Ben Sezar'ı övmeye değil gömmeye geldim" repliklerini okuyoruz 6. karede. Elbette devam da ediyor Antonius'un "Jul Sezar" oyununda ettiği replikler. Bu arada Dick Carr'ın içindeki büyülü yaratığın oyuncuyu kullanması ve kendi benliği dışındaki bir rolde oynatması da hoş bir tiyatro tanımı gibi olmuştu.
37. sayısında ise Shakespeare ortaya çıktı. "Karanlık Yol" adlı bu öyküde Norma Snow adlı aktris'in Ned Ellis'in hatırlayamadığı geçmişteki karısı olması işleniyordu. Norma Snow ilk olarak yandaki karedeki rolüyle karşımıza çıkıyordu: Cleopatra.
Antonius ve Cleopatra oyununun final sahnesinde Norma intihar ediyordu ve önce nedimesi onu "Elveda! Eşi görülmemiş bir aşığı yoluna aldığın için gurur duy, Ölüm!" sözleriyle onurlandırıyor, Sezar da onu "Kleopatra, Antonio'nun anına gömülecek... Dünyada bu kadar ünlü iki aşığı barındıran başka mezar olmayacak!" sözleriyle uğurluyordu. Norma'nın nasıl bir aşık olduğu oyunun sözleriyle açıklanıyor, okuyucuyu 11. sayfadan itibaren nasıl bir öykünün beklediğini önseyen bir giriş yapılıyordu.
38. sayıda ise işler çatallaşıyordu. "Kara Perde" adlı öyküde oyun içinde oyunlar ortaya çıkıyor, gizli örgütün başının kim olduğu açıklanıyor, Ned Ellis'in geçmişteki düşmanının Senatör olmak için uğraşısı ele alınıyordu. Bu defa da gizi örgüt içindeki yükselme ve iktidarda kalma hırslarıyla senatörlük yolundaki dalavereleri bütünleyen bir Shakespeare oyunu sergiliyordu Norma Snow Company: Macbeth!
Bir süre için birbirlerini kaybeden sevgililerin yolu 48. sayıda tekrar kesişiyordu. "Aiwass'ın Sırrı" öyküsünde Norma Snow Juliet'i canlandıracaktı. Oyun da anladınız: Romeo ve Juliet.
Ölüp tekrar yaratık olarak diriltilen insanların ilk olarak ortaya çıktığı bu sayı için seçilmiş hayli akıllıca bir oyun. Ölü sanılarak sevgilisine dirilerek kaçma planları yapan Jüliet'e hoş bir gönderme...
62. sayıda yine Shakespeare üzerinden başka bir gönderme görüyoruz. General Custer'ı kıskanan ayyaş Teğmen Grant'a ajan Task (sonradan istihbarat teşkilatına katılan 24 ve 25 sayılardaki oyuncu Dick Carr), Othello oyun kitabını uzatıyor ve okumasını tavsiye ediyor. Hatırlanacağı üzere Othello karısını boş bir kıskançlıkla öldürmüştü oyunda.
***
Serinin yaratıcısı Manfredi'nin hayli yapısalcı bir bakış açısına sahip olduğunu söylemekte sakınca olmasa gerek. Kullanılan ögelerin işlevlerinin çok yoğun olduğu ortada. Ellerine sağlık usta!
Görüldüğü üzere Shakespeare'i hemen her çizgi romanda okuyabiliyoruz. Uyarlamaların ayrı, yorumların ayrı, çizgi romana aktarımlarının ayrı lezzetleri var. Lal kitap tarafından basılan Büyülü Rüzgar'ın sıradan ve klişe konuları anlatan westernlerden farklı olduğunu vurgulamakta yarar var. Okumayanlara önerilir.

Ümit Kireççi

26 Eylül 2009 Cumartesi

KLARK'ta Çizgi Roman Var

Sunuculuğunu Samed Karagöz ile Murat Menteş'in üstlendiği "Klark" adlı program sık sık çizgi romana yer veriyor. TVNET'te yayınlanan programın 151 dakikasının bir kısmını çizgi roman oluşturuyor.
29.08.2009 tarihli programı izlemek isteyenler http://tvnet.tv.tr/'i ziyaret edebilirler. Ana sayfadan "programlar" başlığını tıklayıp Klark'ın 29.08.2009 tarihli programına ulaşabilirsiniz. 11 dakikadan sonrası bir süre çizgi roman.

Paylaşım - Mustafa Canıtez

25 Eylül 2009 Cuma

İzmir'de Karikatür Kursu

İzmir'de başlayacak olan karikatür kursu hemen her yaştan meraklıyı bekliyor. İşte kurum ve kura hakkındaki bilgiler:
Karikatürcüler Derneği, Bakanlar Kurulu Kararı ile "Kamu yararına çalışan dernek" statüsüne alınmış olup, 1991 yılında Kültür Bakanlığı tarafından "Kültür Sanat Büyük Ödülü" ile ödüllendirilmiştir.
Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği-irtibat bürosu, ocak 1996 dan bu yana çalışmalarını sürdürmektedir. İzmir'li çizerler geçmişte de ortak karikatür çalışmaları yapmışlardır. 1983 yılında İzmir Resim Heykel Galerisinde oluşturulan karikatür grubu içinde yer almış olan çizerler, o günden bu güne İzmir'deki bir çok karikatür etkinliğini gerçekleştirmiş, çeşitli dergi çalışmalarının içinde yer almışlardır. Geçmiş yıllarda İzmir'de, çevre il, ilçe ve beldelerde bir çok karikatür sergileri açılmıştır.
Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği, Karikatürcüler Derneği’nden bağımsız hareket edebilmekte, gerektiğinde İstanbul, Ankara, Trabzon gibi illerimizle organik bağ kurabilmektedir.
Farklı zamanlarda karikatür kursları, sergiler ve yarışmalar düzenleyen temsilciliğimizin en son etkinliği, İzmir Enternasyonel Fuarı çerçevesinde düzenlediğimiz “Karikatür Atölyesi” olmuştur. Fuar tarafından tahsis edilen standlardan biri “Karikatür Atölyesi” ne dönüştürülmüştür. Atölyemiz on gün boyunca, her yaştan ve her kesimden büyük ilgi görmüştür. Katılımcıların eserlerini sergilemek için http://www.karderizmiratolye.blogspot.com/ blogu oluşturulmuştur.
Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği adına
Ozan SOYDAN (ozansoydan@gmail.com)
Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği
Cem KOÇ (Temsilcilik Başkanı)
Fevzi Paşa Bulvarı, Hüseyin Egeli İş Merkezi, Kat:6 No: 14-606 Hisarönü-İzmir
Tel.: (0232) 489 64 35

24 Eylül 2009 Perşembe

ÇROP KİBATEK Sempozyumu'nda

XVIII. ULUSLARARASI KIBATEK EDEBİYAT ŞÖLENİ
(Türk Kültüründe Çocuk ve Çocuk Edebiyatı/Edebiyatta Çocuk)
Bodrum – Türkiye; 25 Eylül – 1 Ekim 2009
28 EYLÜL 2009 PAZARTESİ
11.00 – 12.30 ÇİZGİ ROMAN ATÖLYESİ I
Yönetici: Ümit KİREÇCİ / Hande Dilek AKÇAM
***
13.30 – 15.00 ÇİZGİ ROMAN ATÖLYESİ II + YAZARLARLA SINIF SÖYLEŞİLERİ ve İMZA
Yönetici: Ümit KİREÇCİ / Hande Dilek AKÇAM
Türk Çocuk edebiyatımıza büyük katkılar sağlamak amacıyla düzenlenen KIBATEK Sempozyumunda onlarca yazar, araştırmacı ve akademisyenle birlikte Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) üyeleri Ümit Kireççi ile Hande Dilek Akçam da yer alacak.
Sempozyumun tam programını isteyenler croplatform@gmail.com adresinden bizimle irtibat kurabilirler.

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

22 Eylül 2009 Salı

İCON 2009

Sevgili İCON 2009 katılımcıları,

GM kayıtlarımız 19 Eylül Cumartesi günü 23.45 saati itibari ile açılmıştır, Kayıtlarımızın 15-20 gün arası devam etmesi planlanmaktadır. Bu sene kayıtları mümkün olduğunca erken açmak için çabaladık, GM'lerimize oyun hazırlayacak daha çok zaman tanıyalım diye düşündük. http://www.iubkfk.net/icon2009/ adresinden kayıt formumuza ulaşabilirsiniz.
Oyun listeleri ve oyuncu kayıtları da GM kayıtlarının bitmesine bir kaç gün kala açıklanacaktır.
Bilet temini, kostümlü parti, konaklama vs. ile ilgili tüm detayları da en kısa zamanda burada ve şu anda yenilenen web sitemizde açıklayacağız.

Hepinize mutlu ve eğlenceli bayramlar dileriz,

İstanbul Üniversitesi Bilim Kurgu ve Fantezi Klübü
İcon 2009 Facebook Grubu

Konuşma Balonları Eşliğinde - "Errorist Kabare" İstanbul'da

Hatalardan sanat yaratmak
Bienal’in en ilginç sergilerinden birini Etcetera grubu sergiliyor. Etcetera, bir grup görsel sanatçı, şair, kuklacı ve oyuncu tarafından 1997’de Buenos Aires’te kuruldu. Federico Zukerfeld ve Lorete Garin Guzman’dan oluşan grup Bienal’e özel olarak Antrepo No.3’te “Errorist Kabaret”i sahneleyecek. Bu kaberede oyuncular sizsiniz... www.iksv.org (Kaynak-Gazete Vatan)
Erörist Kabare,” İstanbul Bienali’nin koridorlarında yürürken gözümüzde canlanıyor.
Erörist Kabare, içinde kaybolunacak bir yer, hataların olumlu şeylere dönüşeceği bir buluşma noktası ve kolektif bir oyun için bir sahne. Burada başrolde seyirci var. Seyircoyuncu mekânda dolaşırken sanat eserinin bir parçası olmakta, ona hayat verip mevcudiyetiyle onu tamamlamakta.
Konuşma balonlarıyla dolu bu gösteriyi kaçrmak istemeyenlere duyurulur: Erörist Kabare

21 Eylül 2009 Pazartesi

Emrah Çıldır'dan "Ayyıldız" Yanıtı

Karikatür Haber'in çizer Özgün Uysal ustayla yaptığı röportajdaki küçük bir ifade hatasını ÇROP aracılığıyla düzeltmek isterim. Özgün Uysal Röportajı'ndaki ifadeler aşağıda yer almaktadır:
“Hep Amerika’nın süper kahramanları var da, Türkiye’nin niye yok?” diye kağıt kaleme sarılan Uysal, 1987 yılında, özel kostümünün göğsünde Türk bayrağının sembolü “ay-yıldız”, maskesinin alın kısmında da Türkiye’nin sembolü “T” harfi olan ilk Türk süper kahramanı “Kaptan Ay-Yıldız”ı tasarlayarak çizmeye başlamış. Bu kahramanın çizimini 2009 yılında Emrah Çıldır isimli bir çizer Uysal’dan devralarak tekrar çizmeye başlamış.

"Özgün Uysal üstadımızın bazı eserlerini daha önce görmüştüm. Böyle değerli hocalarımızın çizgi romanımızı yaşatmış olması çok sevindirici. Çizgi romanımız onlara çok şey borçlu. Özgün beye ben de şükranlarımı sunuyorum. Ancak küçük bir yanlış anlaşmayı düzeltmek isterim izniyle. Karikatürhaber.blogspot.com'daki röportajında küçük bir bilgi hatası mevcut. O da Kaptan Ay - Yıldız karakterini kendisinden görerek devralmış olduğum kısmı.
Değerli hocamızın da hatırlayacağı gibi ben karakterimi yaratmış, çizgi romanını okurlara sunmuş ve kişisel facebook adresimde sergilemiştim. Özgün hoca da tesadüfen kahramanımı görmüş, benimle kendisi irtibat kurmuştu. İşte o sohbette ben bir zamanlar yayınlanmış olan o çalışmasından haberdar oldum. Röportajda kendisinin çalışmasından "devraldığım" yazılı, bu yanlış. Muhtemelen bir yanlış anlaşma sonucu eksik ve yanlış aktarım olmuş. Buradan bu hatayı düzeltmiş olmak isterim. Karikatürhaber.blogspot'a ve Özgün Uysal üstadımıza saygılar sunarım.
Merak edenler Gölge Özel Sayı'da benim yarattığım "Ayyıldız" karakterinin öyküsünü okuyabilirler."

Emrah Çıldır

20 Eylül 2009 Pazar

Popçu Yalın çizgi roman kahramanı oldu

Web sayfasını yenileten Yalın burada hayranları için bir çizgi roman dünyası yarattı. Sitenin tasarımcıları, "Dünya üzerinde daha iyi web sayfası yok" dedi.
Devamı ve Kaynak - Takvim
Paylaşım - Şener Yelkenci

Yeni Örümcek Adam Çizgi Filmi Kanal D’de

2008 yapımıOrijinal adı “Spectacular Spider Man – Animated Series” olan 2008 yapımı çizgi film ilk kez ülkemiz tv’sinde yayınlanıyor.
Marvel Comics’in dünyaca ünlü çizgi roman kahramanı Örümcek Adam bu yeni çizgi diziyle yeni bir çizgi ve dil yakalamış. Yazar Stan Lee ile çizer Steve Ditko’nun yaratısına bağlı gelişen olaylar Peter Parker’ın çizgi romanındaki kurgusuna sadık kalmış. Amerika’da üçüncü sezonuna ulaşan çizgi dizinin ilk sezonunda Peter Parker’ın akraba ve dostlarıyla iş arkadaşlarının yanı sıra Green Goblin (Yeşil Cin), Vulture (Akbaba), Hammerhead (Çekiçkafa), the Enforcers, Electro, Lizard (Kertenkele), Sandman (Kumadam), Rhino (Gergedan), Tombstone (Mezartaşı), Doctor Octopus (Dr. Ahtapot), Black Cat (Kara Kedi), Chameleon (Bukalemun) ve Venom adlı kötü adamlar yer alıyor.
İkinci sezonda ise Çakal, Silvio "Silvermane" Manfredi, Kraven the Hunter, Calypso, Sha Shan Nguyen, Silver Sable, Roderick Kingsley, Molten Man, Mysterio ve Tinkerer ortaya çıkıyor.
Üçüncü sezonda ise Scorpion (Akrep) ve Hobgoblin’li öyküler yayınlanmakta.
Şu ana kadar 26 bölümü çekilen 22 dakikalık çizgi filmi uyarlayanlar Victor Cook ve Greg Weisman’dır.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Nathan Never ve Gelecekte Çizgi Roman

Lal Kitap'ın Aksoy Yayınlarının ardından kalınan yerden yayınlamaya başladığı Nathan Never'i maalesef 38. sayıda durdurmak zorunda kalmıştı. 10 sayı Aksoy, 38 sayı Lal etiketiyle basılmış olan Nathan Never bilim kurgu çizgi romanına hoş yenilikler katıyordu. Ancak 49. sayısını türk okuyucusu yine kendi hatasından dolayı okuyamadı. Çizgi romanın kendi kendine üreyen ve sadece alışkanlıklarla yaşatılması gereken bir şey sanan bir çok okurumuz tutuculuklarıyla hayli kaliteli bir çizgi romanın raflardan kalkmasına neden oldular. Kısmet.
1991 yılında okurlarla tanışan Sergio Bonelli kahramanı Nathan Never. Yazarlığını Michele Medda, Antonio Serra ve Bepi Vigna'nın yaptığı, Claudio Castellini'nin başını çektiği Roberto De Angelis, Dante Bastianoni, Nicola Mari, Pino Rinaldi, Giancarlo Olivares ve Onofrio Catacchio kadrosunun çizdiği seri "Blade Runner"dan hayli etkilenmiş gibidir.
Benim yayınlanmamış olan 49 sayıyla ilgili üzüntüm ve paylaşımım olacak: Maskeli İntikamcı
Kapağı Lal 38'de farklı tasarlanmış olarak duyurulan bu sayıyı çok merak etmiştim. Çizgi romanda, bilim kurgu bir çizgi romanda çizgi romana nasıl gönderme yapılmıştı acaba? Nihayet orjinal sayı 49'u buldum ve inceledim.
Bu sayıda Alfa Ajansı Ajanı Nathan Never'in yanına Gibson adlı dedektif bir robot veriliyor. Hafiften Star Wars'un R2D2'yi andıran robotun kafasında Sherlock Holmes şapkası var ve bu sayıda Maskeli İntikamcı çizgi roman karakterinin kılığında birisi cinayetler işliyor.
Araştırmalarda Nathan Never'in yolu bir çizgi roman stüdyosuna düştü bu sayıda. Karakteri yaratan stüdyoya dikkatli bakarsak çizgi romanın gelecekte hala ışıklı masalarda çizerlerce el emeği göz nuruyla yaratıldığını görürüz.
Ancak öyküde beni hasta eden sahne yukarıdaki sayfa oldu: Çizgi roman arşivi!
Bazı sahnelerde stüdyonun karakterleri arasında Zagor'u da görmek ayrı bir keyif verirken üstteki sahnede arşivdeki çizgi romanların kapaklarını incelemek zevki arttırıyor. Tabii yerlere saçılmaları ve hatta yırtılma ihtimalleri de çok can yakıyor o ayrı.
Sonra katil yakalanıyor. Katil kim mi? Söylemeyeceğim. Kaliteli çizgi romanların baskısını durdurtursak daha bir çok şeyi öğrenemeyeceğiz. Gelecekteki bir çizgi roman stüdyosu tasarımını da böyle tesadüfen öğreneceğiz. Keyifli bir sayı olmuş. Öneririm.
Ümit Kireççi

18 Eylül 2009 Cuma

CEKU Magazine sayı 8 Paylaşımda

eray yaşar & felat delibalta
yaratısı okuyucularını bekliyor:

16 Eylül 2009 Çarşamba

Krizden çıkıyoruz: Yeni bir gösterge daha

Hay Allah! Nasıl yaptım bu hatayı. Krizden çıkmakta olduğumuzun öncü göstergesini nasıl da kaçırdım. Hepinizden özür dilerim. Dilerim de, neden özür dilediğim daha açık olsun diye, biraz geçmişe gitmeme izin veriniz lütfen.
Tarih 13 Ağustos 2006. Çok önemli bir tarih. Öncü göstergeler literatürüne bu ‘satırların yazarının’ yaptığı en mümtaz katkılardan birini gün yüzüne çıkardığı tarih. Efendim, şöyle yazmışım: “Ekonomik krizin ulaştığı boyut ya da krizin artık geride kalıp kalmadığı hakkında bir fikir edinmek için şüphesiz çok çeşitli göstergelere bakılabilir. Mahcubiyetin bir anlamı yok; itiraf edeyim. 2001 krizi sırasında ve sonrasında bir dostumla (adı lazım değil; istiyorsa kendisi açıklasın) birlikte baktığımız göstergelerden birisi de ‘Tex-Zagor endeksi’ydi. Buna ‘çizgi roman endeksi’ de diyebilirsiniz.”

Eski kriz - eski gösterge
Gerçi böyle bir mümtaz katkıyı unutan sayısı azdır ama ben yine de hatırlatayım. Bu gösterge şöyle çalışıyordu. O yazıdan: “Krizin yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte maceraların en heyecanlı yerlerinde ortadan kayboldu bu çizgi romanlar. Böylelikle, bizim gazete ve ekmek bayiinden “bir yoğurt, bir ekmek, Radikal, aaa bak burada çizgi roman varmış; bizim çocuklar bir okusunlar bakalım” türü eveleyip gevelemelerden kurtulduk. Ne de olsa ‘koca adam’dık. Gerçi, bu evelemeler de bir işe yaramıyormuş; bizim bayii eşimi gördüğünde “abimin romanlarının yeni sayısı geldi” dermiş meğerse.
Sonra, birden mantar gibi çıkmaya başladı çizgi romanlar. Hem de aynı kahramanlara ait farklı dizilerle: Klasik, efsanevi, özel gibi başlıklarla. Üstelik kriz sırasında maceranın ortasında pat diye kesilen sayıların devamı da yayımlandı (buradan teşekkür ederiz yayımcıya). Çok şükür, krizden çıkmıştık nihayet.”
Bu kadar alıntı yeter. Aradan geçen sürede çizgi roman satın aldığım yeri değiştirmek zorunda kaldım. İki nedenle. Birincisi, gazete bayii bizim sitedeki ufak bir çarşıda yer alıyor. Yanında manav, kasap, şarküteri falan var. Özellikle kasaptaki arkadaşların olduğu yerde sürekli televizyon açık. Ekonomi kanalı izliyorlar. Birkaç kez ‘bu satırların yazarını’ seyrettikleri kanallarda ahkam keserken görmüşler. Ne zaman gitsem “Hocam ne olacak, bu memleketin hali değil de, avro-dolar paritesi nasıl gelişir? Çin ne yapacak?” falan gibi oldukça derin konulara giriyorlar. Bizim küçük çarşıda az çok bir şöhret sahibi oldum. Özellikle kalabalık saatlerde gidiyorum ki, alış veriş eden çok olsun, bizim arkadaşlar da ‘Hocam...’ ile başlayan sohbeti açsınlar, ben de bir iki laf edebileyim. Ama bu beraberinde bir risk de getirdi: Kasabın iki yanındaki gazeteciden elimde çizgi romanlarla çıkarken görülmek var. Karizmayı çizdirmek işime gelmedi elbette. Yer değişikliğinin arkasındaki ilk neden bu.
İkinci neden de aslında benzer bir psikolojiye dayanıyor. Gazete bayiinde çizgi romanları kamufle edecek fazla bir malzeme yok. Kaç gazete, ekmek, süt falan alacağım ki? Üstelik, ekmek ya da sütün yanında çizgi romanlar renkleriyle hemen fark ediliyorlar. Kaldı ki çoktan deşifre etmiş o tarihi yazıda belirttiğim gibi beni, bizim gazete bayii. Bu durumda biraz daha uzaktaki kitapçıya gitmek iyi bir seçenek olarak karşıma çıktı. Gerçi orada da şöyle bir durum ortaya çıktı: Bir de polisiye kitap merakı var. Hem çizgi roman, hem de bol polisiye kitap; onları da kamufle etmek gerekir: Onların yanında, bir iki ekonomi kitabı, roman, ne bileyim işte ne bulursam alıyorum; fatura arttı.

Yeni kriz yeni gösterge
Neyse efendim, sizleri dertlerimle daha fazla uğraştırmayayım. Bizim kriz göstergesine döneyim. Ağustos ayında uzun bir tatil, sonra iki iş seyahati falan derken kitapçıya uğrama fırsatım olmadı. Perşembe günkü yazımda sözünü ettiğim Brüksel’deki toplantıdan döner dönmez koşturdum kitapçıya. Gitmeden genellikle not alıyorum okuduğum son çizgi romanların sayılarını, tekrar satın almayayım diye. Bazen de bu işi aceleyle yapıyorum. Çizgi romanlar hep başvuru kitabım olduklarından (unutmayalım önemli bir gösterge onlar), çalışma masamda, kitaplıkta, ya da yatak odasında başucumda olabiliyorlar. Bu durumda, her tarafa bakmak gerekiyor; bazen vakit olmuyor, son kitabın numarasını yanlış da not edebiliyorum. Neyse, benim notta bir tanesi için 96 yazıyordu. Gittim, rafta 100 numaralı sayı var. Hoppala, ben şimdi dört aydır bu romanlardan almıyor muyum? 100’ü aldım, ama 97-99, cesaret edemedim; en iyisi ben bir daha kontrol edeyim dedim.
Kontrol sonucunda kitapçıya bir daha gitmek zorunda kaldım. Evet, ayda bir sayı yerine iki sayı çıkarmaya başlamış bir yayıncı. İşte bu, bal gibi krizden Türkiye’nin çıkmakta olduğunun göstergesidir. Ağustos ayındaki seyahatler olmasaydı, bu müjdeyi size çok daha önceden vermek mümkün olacaktı; ona yanarım.
Elbette, sorabilirsiniz: “Krizden çıkışın göstergesi olarak çizgi romanların yayın sıklığının artmasını gösteriyorsun. Pek iyi de, krize girerken 2001 krizinde olduğu gibi neden bu kitapların yayını kesilmedi?
Nasıl inanacağız bu müjdeye şimdi?” Şüphesiz daha derinlemesine araştırmak gerekir. Ama şimdilik hipotezim şu:
Bu kriz, daha önce defalarca belirttiğim gibi 2001 krizinden çok farklı. Bu farklılık krizin algılanmasını zorlaştırdı. Krize karşı Türkiye’de pek bir ekonomi politikası tepkisi verilmemesi, ‘büyüklerimizin mutlaka bir bildikleri vardır’ anlayışını doğurdu. Bu krizin algılanmasını daha da zorlaştırdı. Algılanan zorluklar da geçici olarak düşünüldü. Ha şimdi bitecek, ha yarın diye. Bu durumda kriz sırasında işler eskisi gibi sürdürüldü. Pek de algılanmayan, ya da zaten kısa süreceği ve belki de teğet geçmekte olduğu düşünülen kriz sırasında bizim çizgi romanları zamanında yayınlayan yayıncılar, işler o duruma kıyasla düzelince yayın politikalarını gözden geçirdiler. Yayın sıklığını artırdılar.
Dolayısıyla, bu sefer asimetrik bir davranış söz konusu bizim çizgi roman endeksi için. Tabii bu hipotezi sınamak için birkaç krize daha ihtiyaç var. Ekonomi bilimi böyle işte, laboratuar yok, deney yapamıyorsunuz. Olayların tekrarlanması gerekiyor ki, sınama yapabilesiniz...

FATİH ÖZATAY
Kaynak - Radikal

14 Eylül 2009 Pazartesi

"Manga Shakespeare" Çevirmeni Sabri Gürses Röportajı

Sabri Gürses, Everest Yayınlarının bastığı Manga Shakspaere'lerin çevirmeni. Kendisiyle kısa bir söyleşi yapma olanağı bulmaktan dolayı çok mutlu oldum. Hem de ev taşımaları arasında. Sohbetimizin bir yerinde Sabri Gürses kendini "...birkaç yıldır Çrop'u, sessiz bir üyesi olarak da izliyorum..." diyerek tanımlıyor. Sevgili Sabri Gürses'e, "Sessizliğinizin sonrasında çizgi roman için patlamacasına işler yapacaksanız, yazı grubundaki sessizliğiniz bize ancak onur verir" demek istiyorum.
***
Kireççi - Kimdir Sabri Gürses onu biraz tanıyabilir miyiz?

Gürses - 1990'larda şiir, öykü ve bilimkurgu temalı romanlar yazdım. Ama kuşağımın büyük kısmı gibi, benim de çizgiyle ilişkim sürekli oldu: Boşvermişler adlı romanda, çizgili bölümler vardı, Sevişme adlı romanın resimli kısımları da vardı, Martin Mystere karelerinin kullanıldığı bir bölümü de. En son 1995'te yazıp geliştirdiğim yayınlanmamış bir tanesi çizgiroman formatında tasarlandı: Maceraperest Turan Sözlüğü. Yaklaşık on beş yıldır, yani yirmi üç yaşından beri de kitap çevirmenliği yapıyorum. Genellikle ilgi duyduğum alanlarda, Rusça ve İngilizceden benim sevdiğim, yayınevlerinin de ilgi duyduğu kitaplar üzerinde çalışıyorum.

Kireççi - Çizgi roman okuru olarak neleri seçiyor?

Gürses - Çizgiromanı çok küçük yaşlardan beri okuyorum. En tutkulu okuduklarım o eski, siyah beyaz Örümcek Adam'lar oldu, ama Süper Korku'lar, Conan'lar, Tom Miks, Çelik Blek, Kinova, Rom, Atlantis-Martin Mystere.. 70'lerden sonra çıkan ne varsa okumuş olmalıyım. 2000'e doğru piyasanın yasallaşmasını, lüks baskıların ortaya çıkmasını biraz hayal kırıklığıyla karşıladım: benim gençliğimde harçlık yetiyordu bolca çizgiroman okumaya, artık lüks olarak görünüyor. Fakat bu son p2p paylaşımı sayesinde, dünya çizgilerini çok daha rahat izlemek mümkün oluyor.

Kireççi - Çevirmenliğe nasıl başladı? Hangi yayınevleriyle hangi eserlerde çalıştı?

Gürses - Çevirmenliğe, dediğim gibi, çok önce başlamış olsam da, çizgiroman çevirmem yeni bir şey. Fakat bunun için çabalamam yeni değil: 90'lardan bu yana, anime ve mangaya ilgi duyup Frederick Schodt'un Manga! Manga! kitabının yayınlanması için, deyim yerindeyse, epey bir lobicilik yaptım. Plan B Yayınları ilgilendi, ama daha iyi bir seçimle daha güncel bir kitap yayınladılar: Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi. Aynı dönemde, Rus edebiyatı üzerinde çalıştığımdan, Osamu Tezuka'nın Suç ve Ceza mangası çok ilgi çekici geldi, yıllarca internette izini sürdüm, küçük parçalarını buldum ve etkilendim, yıllardır onu öneriyorum yayınevlerine. Kabul edilmediği bir sırada kendim bulup yayınlamaya da çalıştım, hatta İngilizce çevirmeni Schodt'la yazıştık, kitabın onda da kopyası yoktu – ben de iki yıl kadar önce, yine p2p sayesinde bir Çince çevirisini bulabildim. Metni okuyamadım ama romanın geçirdiği dönüşüm gerçekten enfesti. (Bir rivayete göre, bu yıl bir yayınevinin çeviri programına girmiş.)

Kireççi - "Manga’yla boğuşmak" :) Bu konuda deneyiminizi paylaşmak ister misiniz?

Gürses - Bu açıdan Manga Shakespeare dizisi benim açımdan çok denk geldi. Klasiklerin çizgiroman uyarlaması yapılacaksa, bu artık yeni bir tarzda olmalı. Bizim kuşak Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk gibi dergilerde yayınlanan çok güzel ve hiçbiri de korunmamış olan, harika yerli ve yabancı klasik eserlerin çizgiroman uyarlamalarıyla büyüdü. Bu açıdan son günlerde yapılan tartışmaları hayretle izliyorum: çizgiromanla edebiyat arasında bir sınır falan yok, bunlar iki farklı medyum, bütün sanat medyası yaratıcılığın izin verdiği ölçüde içiçe geçebilir, şaşırtıcı sonuçlar doğurabilir. Aslında bu medya içinde ayrımlar olduğu fikri, çizgiroman Türkiye'de 90'ların ortalarından sonra ortadan kaybolmaya başladıkça belirdi herhalde. Bir döneme kadar harika çizgiromanlar vardı mizah dergilerinde, Kahraman Rıdvan gibi, Galip Tekin'in muhteşem işleri gibi. Fakat sonra bir şey oldu, çizgi-mizah dergileri yozlaştı, Timsah, Robinson&Cuma, Kötü Kedi Şerafettin gibi seks ağırlıklı absürd yapmaya başladılar (Robert Crumb gibi özgün örneklerin fazlasıyla geride kalan işler), ucuz taklitleriyle birlikte çoğaldılar ve çizginin asıl okuru olan ergenlik çağındaki gençleri uzaklaştırdılar ya da kötü işe alıştırdılar. Bunu şu nedenle söylüyorum: eğer 90'lardaki dalga ustaca yönlendirilebilseydi, çizgiromanda ihraç edilebilecek klasik uyarlamaları yaratılmış olurdu. İsmail Gülgeç'in enfes Yaşar Kemal uyarlamaları gibi örneğin. Klasiklerin klasik uyarlamaları da, yerli çizgiromandaki özgün eğilimlerle yeni anlayışlara yol açabilirdi: 90'larda, bence, manga anlayışına yakın, klasik çizgiyle anlatım yöntemlerini bozmaya başlamış çizgiler vardı.
Everest Yayınevi'nin genel yayın yönetmeni Sırma Köksal, 2008 başlarında, klasik eserlerin çizgi romanlarını yayınlama tasarısından bahsettiğinde çok şaşırdım, çünkü açıkçası, çizgiroman konusundaki umutlarımı yitirmiştim. Hemen hızla değişik dizilerin taranması, uygun olanının seçilmesi, Frankfurt Fuarı'ndaki görüşmeler beni heyecanlandırdı. Başka bir çok çizgiromanın da yayınlanacağı bu geniş proje içinde Manga Shakespeare dizisinin çeviri işinin bana önerilmesi de ayrıca sevindirdi. Doğrusu önce ürktüm, Shakespeare'in metninin uyarlanma biçimi, sadece çizgilerin metni çok değişik bağlamlara (21. yüzyılda mutant Macbeth, Kızılderili Kral Lear vb.) götürmesi açısından değil, metnin yorumlanma tarzı açısından da değişik geldi: Richard Appignanesi, özgün oyun diyaloglarını, dışardan herhangi bir ekleme yapmayıp sadece eksiltmelerle çarpıcı bir biçime sokmuş. Bu yüzden çeviride hem Shakespeare'in özgün söylemini, hem yeni biçimi, hem de yeni bağlamını aktarabilecek bir dil belirlemeye çalışıyorum. Dolayısıyla metne göre yapılan çeviri çizgiye göre yeniden işleniyor genellikle, olabildiğince ikisinin dengesi aranıyor. Manga, bildiğiniz gibi, fazlasıyla dinamik ve alaycı bir medyum: aksiyonu verirken karakterin duruşuna göre metni, metne göre duruşunu bozabiliyor, dil de bu şekilde yerleşiyor ikisine.
Kireççi - Çizgi roman ve diğer çeviriler arasındaki fark nedir teknik olarak?

Gürses - Çizgiromanla diğer edebi çeviriler arasındaki fark, teknik olarak bu bence. Edebi metin çevirisinde düşünülmesi gereken şeylerden biri aktarılan dili kullananların genel dünya görüşü, algısı, o dili harmanlayan normlar; çizgiromanda çizginin dünyası öne geçiyor yer yer, çünkü sözle aktarılamayan öğeleri doğrudan aktarabiliyor çizgi ve sözü daha başka şeyler söylemeye serbest bırakıyor. Örneğin, benzer bir durum, Romeo ve Juliet'in 1996 tarihli film uyarlamasında da sözkonusu, modern görüntüler eşliğinde Shakespeare metni akıyor, fakat görüntüler o metni başka bir dil haline getiriyor. Çizgiroman çevirisi bu yüzden bir söylem çevirisi belki de ve bunun en iyi örneklerinden biri, “Hopdediks” ya da “Oburiks” demekte: düz bir metinde çeviriyle okuru kandırmak kolay olabilir, ama çizgiromanda çeviriyle okuru kandıramazsınız, ona gördüğünü daha berrak göstermek zorundasınız. Fakat bunlar benim dışarıdan düşündüğüm, yeni yaşadığım şeyler, bu alanda daha deneyimli kişilerin yorumu daha önemli elbette.

Kireççi - Çizgi roman çevirisinin piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gürses - Çizgiroman çevirisinin piyasası derken çeviri ücretlerini kastediyorsak, anladığım kadarıyla, çizgiromanın az satması, pahalı olması gibi nedenlerle durum çok parlak değil. Fakat bu klasik dizilerinin bu ortamı canlandırması da umut edilebilir. Piyasayla, eğer okurları kastediyorsak, bence çizgiromanı keyifle benimsemiş, benimseyecek bir okur var Türkiye'de – niye olmasın: tek gereken şey, onu büyük şehirlerin dar marjinal ortamlarından çıkarıp ülkeye yayabilecek çizerler ve onları destekleyecek büyük medya sahipleri. Sözgelimi Türkiye'de NTV'nin sadece bir versiyonunu yayınladığı tam metin çizgi romanlar, aslında Classical Comics tarafından bir tür eğitim aracı olarak, üç versiyonla yayınlanıyor: Shakespeare'in sadeleştirilmemiş metni, sadeleştirilmiş metni, günlük-basit İngilizce üç ayrı versiyon. Ayrıca bunlar için kurulan sitede yan malzemeler yayınlanıyor, çizgiroman klasik bir metni rahatça okumanın bir aracı değil, onu inceleyip eğitimde kullanmanın bir aracı daha çok. Buna karşılık Self Made Hero'nun Manga Shakespeare dizisi, kültürel amaçları içerse de, çizgiroman özelliğini öne çıkaracak bir şekilde yayınlanıyor. Türkiye'de de 100 Temel Eser için, klasikler için bunu deneyebilirler: sözgelimi Müfide Ferid Tek'in Pervaneler'i, Halide Edip Adıvar'ın Sinekli Bakkal'ı özgün metin, sade metin gibi en az iki versiyonla yayınlanabilir. Bir süre, yabancılarda da olduğu gibi, kötü çizimler çıkabilir bile, ama iyileri ortamı canlandıracaktır.
Kireççi - Türkçemize kazandırılan çizgi roman çevirilerini nasıl buluyorsunuz?

Gürses - Son dönemdeki çeviriler eski dönemdeki yaratıcılığa sahip mi, emin değilim, artık eski özgürlük alanı yok sanki. Sadece çizgiroman alanında da değil bu, ama orada daha yoğun yaşanıyor sanırım: marka korunsun diye Ice Age demek, Spiderman demek zorunda kalıyorsanız, çizgiromanı emperyalizm olarak yaşamaya başlıyorsunuz. (Bizim çocukluğumuzda Ariel Dorfman'ın bu konuda parlak bir incelemesi yayınlanmıştı.) Ben Hulk'a Hulk diyerek büyüdüm, iri, biçimsiz bir yaratığa “Halk” demek (anlamlı bile olsa) gülünç geliyor doğrusu. Fakat çeviribilimciler bu alanda yeni çalışmalar yapmaya başladı, çevirilerin niteliği, özellikleri,yaratıcılıkları konusunda yakında ayrıntılı bilgi ortaya çıkar gibi geliyor bana.

Kireççi - Son olarak hangi çevirileri yaptınız, önünüzdeki projeler neler?

Gürses - Manga Shakespeare dizisinin ilk beş kitabını tamamladım, şimdi Othello, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi yeni kitaplarla yola devam ediyorum. Biraz naif biri olduğum için, iki kitap var yayınlanmasını arzuladığım: Scott McCloud'ın Reinventing Comics ve Will Eisner'in Comics and Sequential Art adlı kitapları.

Kireççi - Geleceğe dair çizgi roman ve kişisel beklenti ve umutları nelerdir?

Gürses - Yazar arkadaşlarla sohbet ettiğimizde, birçoğu yerli çizgiromancıların pek verimli, girişimci olmadığını söylüyorlar. Ben karşı koymak istiyorum, fakat örneklerle, yerli eserlere ilgi duymadıklarını, çizgiroman üretme konusunda çalışkanlık sergilemediklerini anlatıyorlar. Belki bir piyasanın oluşmamış olması, yaratıcılıklarını geniş kitlelere sergileyememelerindendir bu. Bir şey diyemem, ama klasiklerin çizgiroman uyarlamalarının ucuz çizgilerle, ticari kaygılarla yapıldığı, bayağı olduğu gibi yorumları çizerlerden duymak irkiltiyor insanı. Kendi adıma, bu yıl böyle bir yayın hareketliliği başlamadan önce, tanıdığım çizerlere klasikleri çizmeyi önerdim. Sözgelimi Gogol'ün Palto'sunu niye yerli birinin çizemeyeceğini anlayamıyorum. Geçmişte bunu küçümsemeden deneyenler olmuş, neden şimdi çıkmıyor? Halkın ilgi göstermeyeceği düşünülüyorsa, neden halkı bayağı bir sinik çizgi bombardımanına tutuyorlar? Gerçekten yok mu bu ülkenin edebiyatında çizgiye uyarlanacak nitelikli eserler? Huzur'u ya da Tutunamayanlar'ı çizgiromana uyarlama işini de küresel şirketlere mi bırakacaklar? Benim için dert değil, çizemediğim için çeviririm, ama yine de üzüyor doğrusu bu. Her şeye rağmen, son yıllarda sizin gibi inatçıların çıkması bir umut kaynağı: Hakan Alpin, Zeynep Akkuş, Levent Cantek, Ümit Kireççi gibi isimler bu konuda ısrar edileceğini düşündürüyor. Her koşulda, bu işler devlet desteği olmadan yapılamaz, TRT gibi resmi kurumların yurtdışına, özel ajanslara özel siparişler vermek yerine, yurtiçinde pazar ve saha yaratmaya yönelmesi; yerli sermayenin de buna destek olması gerekiyor. Örneğin özel çocuk kanallarına yerli çizgifilm şirketi kurma, yerli çizgiroman sektörünü destekleme gibi yaptırımlar getirilebilir. Tabii, bir yandan, küresel şirketler dünyasında belki de çok geçtir – o zaman ona eklemlenme yolları bulmakta yarar var.
Manga Shakespeare dizisinde beni etkileyen şeylerden biri de, bir medyumun kültürlerarası seyahatinin geldiği nokta: Japonya'ya savaşla gelen çizgiroman mangaya dönüştükten sonra İngiltere'ye, Shakespeare'i anlatmak için dönüyor. Shakespeare bu mangalarda bir bakıma her zamankinden daha evrensel bir şekilde karşımıza çıkıyor: hal böyleyken, neden Türkiye'ye gelip Eflatun Nuri'ler, Oğuz Aral'lar yaratan çizgi kültürü yeniden hareketlendiren motor güç olmasın?Sözgelimi neden İskender Pala Leyla ile Mecnun için çizgiroman senaryosu yazmasın, neden Orhan Pamuk Gizli Yüz'ü bir de çizgiromana dönüştürtmesin, neden Binbir Gece Masalları'nın çizgiromanı (Hollywood'laştırılmış bir biçimini yapmaya başlamışlar Amerika'da) burada çizilmesin? Dede Korkut Hikayeleri'nde yok mu Kral Arthur kadar bir karakter? Manga Shakespeare'deki metin uyarlama ve çizgi işbirliği, çizerlerin yaşamöyküleri bu açıdan da tam bir esin kaynağı doğrusu: dilerim, sadece Shakespeare uyarlamaları olarak değil, iyi çizgiromanlar ve güçlü esin kaynakları olarak da okunurlar.

not - Sabri Gürses "macbeth'teki siyah beyaz alıntı şu açıdan ilginç: çizer, öykünün başında krala hainlik eden lordu maskeyle çizmiş, lord yenilince bu maske yere düşüyor ve kral lordun ölüm emrini verirken, elinde bu maske var ve ölüm emrinin verilmesiyle birlikte uçuruma atılıyor - bana, tümüyle çizere ait, çok iyi bir görsel yorum gibi geldi. Bir uyarlamanın ne olacağını güzel anlatıyor." Çevirmenin kuramsal yazıları için: http://www.ceviribilim.com/

12 Eylül 2009 Cumartesi

Darbelere dikkat: The General!

12 Eylül Darbesi'nin bir yıldönümü daha yaşanırken herkes geçmişin muhasebesini yapmak üzere yorumlamalara başladı. Ülkemizin askeri darbelere açık olduğunu bir kaç yıl önce DC Comics YENİÇERİ (makaleyi okuyabilirsiniz) çizgi romanıyla hicvetmişti hatırlanacağı üzere. Anka Kazım adlı irticacı general kendisine bağlı birliklerle Türkiye-İsrail yakınlaşmasına tepki olarak ihtilale kalkışmıştı. Yani iş bu kadar basitti ülkemizde. O öyküde dünyadaki bütün diktatörlerle mücadele eden Lustice League of America kahramanları olmasa mahvoluyorduk. İyi ki işbirliğimiz var kendileriyle :)

Şaka bir yana DC Comics bu tarz çizgisel müdahaleleri tüm dünyaya yapsa da kendi içinde de hesaplaşmayı tercih etti ve JLA'nın en büyük düşmanlarından birini yarattı: The General

General Wade Eiling'e ilk olarak DC Comics'in INVASION serisinde rastlamıştım. Uzaylılar dünyayı istila edince Amerika ve dünyayı kurtarmak isteyen hayli sevecen, vefalı ve mücadeleci bir insanla karşılaşmıştım. Hele bazı kahramanların ölümünün ardından kapıldığı üzüntü beni bile etkilemişti. İnsanları ve kahramanları seven bir askere bakıyordum her sayfada. Sonra her şey değişti... Tepeden saçı dökük, şakakları beyaz, ince bıyıklı, zayıf ama sert ve otoriter olmakla birlikte yumuşak yüzlü adam değişiverdi.
İlk kez Mart 1987'de Captain Atom serisinde okuyucuyla tanışan Eiling kötü adamlardan biri olan Megala ile yakınlaşmışsa da öyle çok büyük bir değişiklik göstermemiştir. 1999 yılında ise işler değişir.
Ultra Marine Corps adlı bir grup askerin ortaya çıktığı JLA 24'de (1999) bu grup vücudunun zarar gören kısımlarını yenileyebilen Shaggy Man adlı yaratığı hapsediliği okyanus tabanından alıp yüzeye taşır. Bu arada ordu birlikleri bu süper güçlü askeri grupla birlikte JLA'nın kahramanlarına çok ciddi bir tuzak kurarak saldırıya geçerler. Kaçınılmaz sona adım adım yaklaşılmaktadır: Yüzleşme!
Bütün bu tuzakların ve kumpasların arkasında General Wade Eiling'in olduğu anlaşılır. Daha da vahim olan, Eiling'in bazı operasyonlarla kendini Shaggy Man'in güçleriyle donattığıdır. Beynindeki tümör'ün buna neden olduğu anlaşılsa da The General vahşet dolu aksiyonlarına son verecek değildir. JLA, onu bir ışınlamayla uzaydaki uzak astrereoidlerden birine ışınlayarak kurtulur. Daha doğrusu öyle zanneder.
The General daha sonra geri döner ve defalarca Amerika ve dünyanın başına bela olur. Kahramanların düşman ve hatta dünyanın en büyük tehditleri olduğuna inanmaya başlayan bir zihnin ulaştığı son noktadır bu. Animated serisinde de bu süreç hayli uzun işlenmiş. Ancak Lex Luthor'un Amerikan Başkanı seçilmesiyle de zirve yapan belli bir gruba "süper kahramanlara" nefret ve tepki kampanyalarının bir parçasıdır da aynı zamanda.
Ancak yıllar öncesinde kalan "süper kahraman düşmanlığı" öykülerinden birini DC Comics'in uzun metrajlı bir çizgi film olarak bu sonbaharda vizyona sokacağını düşünürsek, "public enemies" (halk düşmanı) teranesinin bir yerlere gönderme olduğunu söylemekte sakınca görmüyorum. The General de bir tür iç piyasa hesaplaşmasının süslerinden biri gibi.
Yine de konuya dönecek olursak, ülkelerin en iyi silahlı örgütlerinin başında olan insanların gözden kaçırılmaması gerektiğini vurgulayan bir karakter, The General. İyi, vatansever, sevecen, vefalı v.s. insanların her an olaylara müdahale etmeye kalkışacağı ve sertlikte sınır tanıyamayabileceği vurgulanıyor hikayede: Askeri Darbeler Kötüdür!

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

11 Eylül 2009 Cuma

TRT'de ÇROP

14 Eylül Pazartesi saat 23.15'de ÇROP Yazarı Ümit Kireççi TRT Radyo 1'de "Gecenin İçinden" programında kitabını anlatmak üzere konuk .
Gözünüz açık olsun, haberi gelmedi ama bugün TRT Çocukta 15.00'da da kendisi çizgi romanla ilgili olarak.... Ergin Ergin'le çocuklara çizgi romanı, karikatürü ve çizim tekniklerini anlatan ikiliyi kaçırmayın.

"Seri Tamamlayan" Yayınevi; Hozcomics

Resmi sitesinden çok ciddi bir de anket yapan, HOZ Comics Kaptan Swing serisini tamamlıyor.

Hozcomics yayınevi tarafından yayınlanan esseGesse Kaptan Swing dizisi bir kaç sayı sonra bitecek. Sonuncusu 130 sayfalık tek öykü olmak üzere(L'Ultima Vittoria-Son Zafer) toplam 281 macera. Hozcomics'i diziyi sonuna kadar götürme kararlılığından dolayı kutlamak gerek. Yayınevi sahibi Sn Haşim Öz'le, Fatih Okta aracılığıyla tanışma fırsatı bulmuştum. DVD ve çizgi romanlarla dolu sevimli bir şekilde dekore edilmiş evinde güzel bir sohbet yapmıştık. esseGesse çizgi romanlarına olan hayranlığını gözlerinden okumuştum. İkide bir Lalkitap'a olan hayranlığından bahsedip duruyordu kendi değerinden habersiz bir şekilde. Lalkitap'ın kendisini heveslendirdiğini desteklediğini anlatmıştı durmadan. Oysa kendi değerini küçümsemek gibi bir alçak gönüllülük ettiğinin farkında değildi kanımca. Zagor, Martin Mystere gibi "satışı garantili" ürünlerin yayınını yapmak yerine Tommiks-Teksas-Swing gibi ülkemizde defalarca basılıp artık neredeyse ezberlenmiş serileri ilk defa olarak baştan sona düzenli bir şekilde basıp aslına uygun bir edisyonla piyasaya girerek yeldeğirmenlerine savaş açtığını hiç söylemiyordu. Başlarda bu seriler biter mi acaba diye çok düşündüğüm oldu. Ama bitti işte. esseGesse Tommiks bitti. esseGese Teksas bittiği gibi bir miktar da Fransız edisyonunu koyduk raflarımıza. Tommiks-Teksas'ın 14'er adet kaliteli ve renkli basımını gördü bu gözler. Kaptan Swing'in renkli 100. sayısını çok kaliteli bir edisyonla ele geçirdik sonunda. Hozcomics Türkiye'deçizgi romana adını veren serileri 21. yüzyılda yaşatmayı ve gündemde tutmayı başardı. Bundan başka Bella Bronco gibi muhteşem bir western mini serisini de arada bize armağan etti. Tüm bu serilere bakınca Hozcomics'i, "seri tamamlayan" yayınevi diye adlandırabiliriz!
Eksikleri yok muydu? Tabiiki vardı. Mesela Frankofon Teksas'larda yaptığı gibi Swing'lerin de aralarına renkli birer kapak hiç fena olmazdı. Hele o beşli edisyonlarda. Kitaba biraz daha fazla "ruh verirdi" diye düşünüyorum. Daha fazla sunuş yazısı olabilirdi. Daha fazla magazin, resim, dokümanter olabilirdi. Kapak seçimleri daha özenli, daha afiş gibi olanlardan yapılabilirdi. Tommiks'in, Blek'in, Kaptan'ın dev posterleri basılıp hediye edilebilirdi(bir poster çalışması oldu ama pek bir yapay durdu). Şu olabilirdi, bu olabilirdi falan filan... Biz olanlara bakmayı tercih ediyoruz, etmeliyiz...
Şimdilerde Swing'in daha önce Aksoy tarafından basılan ilk maceralarının da basılıp basılmayacağı üzerine bir anket var. Benim bildiğim Haşim Bey bu fikri kafasında toparlayıp uygulamaya geçirmek için tüm hazırlıklarını tamamlamıştır da okuyucuya danışma faslını gerçekleştiriyordur... O sayılar basılacak gibi geliyor bana. Ancak hala piyasada çokça bulunan Aksoy takımını yeniden basmak yerine Bonelli'den çıkan 11 adet Swing-Speciale'yi (ekleriyle birlikte lütfen) basmak daha güzel olurdu. Tabii Hozcomics'in bunları da düşünüp düşünmediğini bilmiyoruz. Hozcomics'e bizlere armağan ettiği bu güzel "tamamlanmış seriler" nedeniyle teşekkür ederiz. Yayınevine uzun ömürler dileriz.
Selamlar
Lami Tiryaki

10 Eylül 2009 Perşembe

"Deli Gücük 2" Yolda

Deli Gücük: Osmanlı Taşrasından Dehşet ve Korku Hikayeleri'nden sonra ikinci kitap Deli Gücük: Alacakaranlık Zamanlar üzerinde çalışmaya başladık.
Kitabın tamamlanması için önümüzde henüz birkaç aylık bir çalışma var. Ancak biz yapılan çizgi romanlardan örnek sayfaları paylaşmak istiyoruz.
Ayrıca http://deligucuk.blogspot.com/ adresinden de yapılan çalışmalar ile ilgili güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.
Kamra Yayıncılık

9 Eylül 2009 Çarşamba

RED KİT BU KEZ MAVİ AYAKLARA KARŞI!

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Red Kit’ten bir macera daha…
Hilebaz kumarbaz Pedro Kukaraça, oyununu ortaya çıkaran Red Kit’ten intikam almak için Mavi Ayakları, Çıngıraklıyılan Kasabasını ele geçirmeye kışkırtır. Ancak kasaba halkı sonuna kadar direnmeye karar verince ve şans durmadan saf değiştirince işler iyice sarpa sarar…
Morris’in yazıp çizdiği Mavi Ayaklara Karşı, Red Kit severleri Dupuis tarafından ilk yayınlandığı yıl olan 1958’e götürüyor.
Red Kit Mavi Ayaklara Karşı
46 sayfa, 10 TL

YASAKMEYVE KARAKALEM

KARAKALEM 15 EYLÜL'DE, YASAKMEYVE DERGİSİYLE BİRLİKTE TÜM KİTABEVLERİNDE....
YASAKMEYVE KARAKALEM 1. SAYIDA:
EDEBİYATTA VE ŞİİRDE VAMPİR
A'DAN Ö'YE ECE AYHAN
BETÜL YEGÜL ŞİİRİNDE AİLEDE YABANCILAŞMA VE ÜVEYLİK
YAŞAR NEZİHE: YANLIŞ HAYATI DOĞRU YAŞAMAK
MODERN HALK ŞİİRİ / POSTMODERN DİVAN ŞİİRİ
YAZILARI VE ŞİİRLERİYLE: ALTAY ÖKTEM, ECE ÜRKMEZ, NUR İPEK ÖNDER, RAHMAN YILDIZ, FATİH DANACI, NUJİN KURHAN, HARUN ATAK, TOGAN, YAŞAR KARAKOÇ, MEHMET ERSOY, TAMER SAĞIR, KÜBRA GEDİKLİ, MUSTAFA BERKAY IŞIK, BETÜL YEGÜL, YAŞAR NEZİHE, ÖZKAN ALİ BOZDEMİR, MEHMET AKİF ERTAŞ, OĞUZ ATEŞOĞLU, ZEYNEP ZİŞAN, ERBİL ÇARE
RESİM-İLLUSTRASYON: HANDE DİLEK AKÇAM, FURKAN BİRGÜN
FOTOĞRAF: UTKU ATALAY

8 Eylül 2009 Salı

Asker "Türk" Tanımını Çizgi Romanla Yaptı

Genelkurmay, 'Türklük' kavramıyla ilgili görüşlerini çizgi kitaba taşıdı. Kitapta "Atatürk milliyetçiliği dini, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun kendini Türk kabul eden herkesi Türk sayar" deniliyor
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATESE) siyasetin bugünlerde hararetle tartıştığı "Türk milliyetçiliği"ni çizgi kitaba taşıdı. Kitapta, "Atatürk milliyetçiliği ümmetçiliğe karşıdır. Çağdaş ve laik bir milliyetçidir. Toplumun her kesiminde ulusal kimlik bilincinin canlı tutulmasını ister. Dini, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun kendini Türk kabul eden herkesi Türk sayar" satırları yer aldı. ATESE, "Atatürk ve Milliyetçilik", "Atatürk ve Cumhuriyetçilik" adlı çizgi kitaplar yayımladı. Özellikle "Atatürk ve Milliyetçilik" başlıklı kitapta Atatürk milliyetçiliğini anlatan satırlar dikkat çekti: Atatürk milliyetçiliği, kapalı bir toplum anlayışını reddeder ve gerekli durumlarda çağdaşlaşmaya katkı sağlayabilecek başka ülkelerin deneyimlerinden yararlanmayı önerir. Ümmetçiliğe karşıdır. Çağdaş ve laik bir milliyetçiliktir. Her kesimde Ulusal kimlik bilincinin canlı tutulmasını ister. Dini, mezhebi etnik kökeni ne olursa olsun kendini Türk kabul eden herkesi Türk sayar. Vatanı kaybetmek atayı, kendini, evladını, suyunu, ekmeğini, aşını, nefesini hepsinden öte kimliğini kaybetmektir. Vatansız insanların kimliği yoktur, tutsak ve köleden öte. Özgürlük kara toprağa kanlarını akıtan vatandaşların hakkıdır. Bu uğurda canlarını seve seve verenler. Ölümlerin en kutsalı olan şehit mertebesiyle taçlandırırlar.
'BEN MUSTAFA KEMAL, HAYDİ ÖLDÜR'
Atatürk ve Cumhuriyetçilik kitabında da, Atatürk'ün, "Türkiye'de, bir kimsenin fikirlerini başkasına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Şüphesiz,fikirlerin ve inanışların başka başka olmasından şikayet etmemek gerekir. Çünkü, bütün fikirler ve inanışlar bir noktada birleşirse bu hareketsizlik ve ölüm belirtisizdir" sözleri yer alıyor. Her iki kitapta da Atatürk'ün İlk meclis, cumhuriyet balosu, yabancı misyon temsilcileriyle yaptığı temaslar, öğrencilerle diyaloglar ve vatandaşlarla konuşmalar yer alıyor. Kitapta, dönem dönem dile getirilen 'Atatürk diktatördü' tartışmasına yer veriliyor. Atatürk'e yaklaşan bir genç, "Paşam, size diktatör diyorlar, ne dersiniz" diye soruyor. Atatürk, gence dönerek, "Ben diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın" yanıtı veriyor. Atatürk'e yönelik suiskastlar da çizgiyle işleniyor. Suikastçısıyla yüzleşen Ataürk'ün tabancasını vererek, "Mustafa Kemal benim, haydi öldür" demesi ve suikastçının diz çökerek ağlamaya başlaması anlatılıyor.

Hoşgörü ve Atatürk
ATATÜRK ve Cumhuriyetçilik çizgi kitabında yer alan "Atatürk'e Göre Hoşgörünün Sınırı" nda da ilginç ifadeler yer aldı. Atatürk, çeşitli çizgiler eşliğinde şu sözleri söylüyor: "Özgür olmak herkesin hakkıdır ve bunun için gerçek özgürlükçüler demokrasiye karşı olanlara da hat ve özgürlükler verilmesini isterler. Fakat demokrasiyi savunanların demokrasiye karşı olanların karşısında elleri ayakları bağlı kurbanlık koyun durumuna razı olacaklarını düşünmek asla doğru değildir."

Kaynak - Sabah

7 Eylül 2009 Pazartesi

HİPNOZ 3. sayısıyla bayiilerde

8 Eylül 2009 tarihinde görücüye çıkacak olan Hipnoz'un 3. sayısı yolda:
Bu ay Hipnoz’da yepyeni bir yerli çizgiromanın yayınına başlıyoruz: Altemur Han’ın Üç Oğlu… Konusunu Türk mitolojisinden alan bu maceranın ilk sayfaları elimize geçtiğinde çok heyecanlandık. Zira başarılı çizimlerin yanı sıra özlediğimiz bir üslup da vardı bu hikayede. Dorukhan Özcan yazdı ve çizdi. Gururla sunuyor ve beğeneceğinizi umut ediyoruz.
3. sayı kapağımızı Deli Gücük’teki başarılı çizimlerinden tanıdığımız Coşkun Kuzgun ustamız resimledi. Çok da güzel oldu ellerine sağlık diyoruz.
Geçen sayılarda başladığımız çizgiromanlarımız tüm hızıyla devam ediyor. Ancak bu ay üzülerek de olsa yazı dizilerimize ara vermek zorunda kaldık. Devam eden çizgiromanlarımızın planlanan sürede bitirilmesi gerekiyor. Üstat Talat Güreli ile yapmış olduğumuz söyleşinin ikinci bölümünü ve Umut Çalışan’dan Madalyonun Öteki Yüzünü gelecek sayımızda vereceğiz. Edgar Allan Poe’da sona yaklaşıyoruz. Cinayetler zinciri gelecek sayıda sona erecek. Madalyonun Öteki Yüzünde gelecek ay Türkiye’nin ilk mutantı Mahmut’un ibret verici hikayesini okuyacaksınız.

Star Wars

TARİHTE BU GÜN:
06/09/1966 -

Uzay Yolu dizisi, NBC'de gösterilmeye başlandı.

Mehmet Sevinç

Not - Gelen yorum üzerine düzeltilmiştir. Teşekkür ederiz.

Çizgi roman bir uyarlama değildir

ÇİZGİ ROMAN konusunda iki yazım yayımlandı.
Klasikleri çizgi romandan okumak (24 Ağustos 2009) ve Türk edebiyatının çizgi romanı yapılabilir mi? (25 Ağustos 2009).
Okurlarımdan, özellikle genç okurlarımdan, bu konuda öylesine bilgilendirici e-postalar geldi ki, onların görüşlerini de yansıtarak, çizgi romanın Türk edebiyatı ile bağ kurulmasına bir kez daha değinme gereği duydum.
Ancak burada çizgi romanın tür özelliğinden söz edelim.
Çizgi roman, bir romanı özetleyip, onu resimlemek değildir. Çizgi roman için metni yeniden yazmak gerekir. Nasıl bir romanı sinemaya aktarırken, artık o roman değil sinemaysa, bu durumda da artık bu roman değil çizgi romandır.
* * *
ELİF ŞAFAK örneğinden yola çıkarsam, açıklamamı, saptamamı somuta taşımış olurum.
Ünlü çizer M.K. Perker ile Elif Şafak çizgi roman üzerine konuşmuşlar.
Elif Şafak’ın Haber Türk’teki yazılarını resimlediği için Türkiye’de bunun gerçekleştirme konusu gündeme gelmiş.
Aslında bu konuşma, çizgi romanın bağımsız bir tür olduğunu kanıtlıyor. Yabancı gazetelerde çıkan çizgi romana graphic novel deniyormuş.
Hiç kuşkusuz, çizgi romanda bu uyarlamayı yapacak, o metinleri yeniden yaratacak editör çok önemli.
Hele klasikler açısından bu durum daha da editörden daha yoğun ilgi ve bilgi istiyor.
Okurlarımdan gelen e-postalarda ağırlık genç kuşaktaydı.
25 yaşında bir okurum, klasikleri okumadığını, eğer çizgi roman olarak yayımlanırsa bu eksikliğini gideceğini belirtiyor.
Bir diğer genç okurumun yazdığına göre, genç bir öğrenci, öğretmeninin, “İlk petrol kuyusu nerede açılmıştır?” sorusunun doğru yanıtını okuduğu Red Kit’ten öğrendiğini söylüyor.
Bir başka okurum, Mehmet Erdil Oral’ın notunu okuyalım:
“İki gündür çizgi roman ve edebiyat konusundaki yazılarınızı bir edebi metinlere dayalı çizgi roman koleksiyoncusu olarak ilgiyle okumaktayım.
Çizgi roman ile edebiyat yapılabileceği konusunda kesinlikle size katılıyorum. Size mutlaka Hugo Pratt’ın ve Enki Bilal’in kitaplarını tavsiye etmek istiyorum.”
Bu türde bizim anacağımız çok başarılı örnekler ve adlar var. Onları tek tek saymak, daha geniş kapsamlı bir araştırmanın işidir. Çizgi roman meraklıları elbette bu adları bilirler.
* * *
ÇİZGİ roman türünde bizim çizerlerimizin/yazarlarımızın iyi yapıtlar yaratacağından kuşkum yok.

Doğan Hızlan
Hürriyet

6 Eylül 2009 Pazar

Usta çizerden gazetelere tepki!

Usta çizer Suat Yalaz, gazetelerde çizgi romanların kaldırılmasına tepki gösterdi
Dünyada çizgi romanın, görüntü teknolojisindeki gelişmelerden dolayı eski saltanatından uzak olduğunu; ama gelişmiş ülkelerin, 9'uncu sanata sahip çıkmaya devam ettiklerini anlatan usta çizer Suat Yalaz, gazetelerde çizgi romanların kaldırılmasına tepki gösterdi: "1960'larda başlayan resimli roman akımının gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin ilgisizliği yüzünden arka plana itildiğinden yakınan Yalaz, "Bir Allah'ın kulu çıkıp da, 'Yahu, gençler bu çizgi romanlara meraklı. Bunların içinde resim çizmek isteyeni var; senaryo, roman, hikâye yazmak isteyeni var. Haftada bir bunlar için de bir ek versek de, onları bu sanata yönlendirsek, içlerinden çıkacak yetenekler bize has öyküler yazıp çizseler' demedi. Hele 90'lı yılların ortalarında akl-ı evvelin biri, tencere tava vermeye başlayıp gazetenin satışını artırınca, benim çizdiğim 'Son Osmanlı-Yandım Ali'nin maceraları bile gazete yöneticilerinin gözüne batmaya başladı."

Kaynak - Mehmet Sevinç (Facebook Paylaşımı)

Doğan Kardeş 20 Sayısı Bayiilerde'

Doğan Kardeş’te Macera Kaldığı Yerden Devam Ediyor
Yapı Kredi Yayınları’nın ilgiyle takip edilen çizgi roman dergisi Doğan Kardeş’te macera hız kesmiyor. Babanın Ölümü adlı ilk albümünden sonra bir süre yerini diğer kahramanlara bırakarak dinlenen Tengiz, yine Tarek- Morinière işbirliğinin ürünü ikinci albümü Kardeşin Ölümü ile Doğan Kardeş sayfalarına döndü.
Sonbaharın ilk sayısında bir yeni başlangıç da Kırmızı Kuşak sayfalarında. Jodorowsky’nin yazdığı, Arjantinli çizer Cabral’ın çizdiği Simyevi Yumurta, simyacıların ünlü felsefe taşının oluşum süreci üzerine, görselliği de konusu kadar etkileyici bir hikâye…
Doğan Kardeş 20, Eylül 2009
48 sayfa, 7,5 TL

4 Eylül 2009 Cuma

Türk Fantazya Birliği Konsept Hikaye Yarışması - Güz 2009

Türk Fantazya Birliği tarafından düzenlenen ve her mevsim döneminde farklı bir konseptle sunulacak olan hikaye yarışmalarının ilki 2009 Güz Dönemi Öykü Yarışması başladı. Kıyamet Sonrası konseptine sahip olması gereken öyküler Nükleer bir felaket/kıyamet sonrası dünya düzeni hakkında ütopya/distopya şeklinde yazılmalıdır. Herkesin kalemine kuvvet.
Yarışma Şartları
- Yarışmaya son katılım tarihi 15 Ekim 2009'dur.- Katılımcı yazarlar, yalnızca kendi yazmış oldukları öykülerle katılabilirler.
- Her yazar ancak bir öyküyle yarışmaya katılabilir.
- Biçimsel olarak öykü niteliği taşıyacak eserlerin daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış ve hiçbir ödül almamış olması gerekmektedir.
- Öykülerin yarışma konseptine uygun olması zorunludur.
- Öyküler en az 1000, en çok 3500 kelime uzunluğunda olabilir.
- Değerlendirmede öykülerin, Türkçe'nin kullanımına uygunluğu ve özgünlüğü dikkate alınacaktır.
- Yarışmaya seçici kurul üyeleri katılamaz.
- Öyküler 15 Ekim 2009 günü bitimine kadar yarisma@turkfantazya.net adresine Word dosyası halinde ekli dosya olarak gönderilmelidir.
- Öykü dosyasında yazarın kimliği ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamalı, öykü dosyasının başında bir rumuz bulunmalıdır.
- Yazarın kimliğine ait bilgiler (adı, soyadı, adresi, telefon numarası, mail adresi) aynı mail içerisinde başka bir dosyaya yazılı olarak ekte gönderilmelidir.
- Belirtilen süre sonuna kadar gönderilmeyen veya yukarıdaki şartları taşımayan öyküler değerlendirme dışı bırakılacaktır.
- Sonuçlar 15 Kasım 2009 tarihinde açıklanacaktır.- Birinci, ikinci ve üçüncüden oluşan dereceye girenlere ödül verilecektir. Seçici kurul gerek gördüğü takdirde özel ödül verme hakkına sahiptir.
- Dereceye giren hikayeler internetten ücretsiz olarak indirilebilecek E-kitap haline getirilecektir. Kazanan hikayelerin daha sonra kitaptan kaldırılması söz konusu değildir.
Ödüller
İlknokta & İthaki Yayınları'ndan Jules Verne Biyografisi, Mezarlık Kitabı, Hurin'in Çocukları, Ölüm Yolculuğu kitapları
Laika Yayıncılık'tan Anadolu Korku Öyküleri, Prestij, Sandman 7, Avcının Kılıçları Seti, Kara Elf Üçlemesi Seti
Ayrıca ödül kazanan kişilere T.F.B. Yarışması Sertifikası gönderilecektir.
Seçici Kurul
- Ayfer Kafkas (Kitap Kokusu)
- Galip Dursun (Kan Güncesi)
- Gökçe Ozan Toptaş (Kaleidoskop)
- Kayra Küpçü (FrpNet)
- Sinan Onur Altınuç (FrpWorld)

3 Eylül 2009 Perşembe

Flickr yumuşadı

Popüler fotoğraf paylaşım hizmeti artık silmeden önce uyaracak.
Flickr, muhtemel telif hakları ihlallerine karşı uyguladığı tedbirleri yumuşattı. Değişiklikler, ABD başkanını Batman çizgi romanlarından Joker olarak gösteren Obama fotoğraflarının silinmesine karşı gelen tepkiler yüzünden yapıldı.

Site, şimdiye kadar şikâyet aldığı resmi doğrudan siliyor, şikâyetin haksız çıkması halinde resmi tekrar yayımlama imkânı veriyordu. Artık, ilgili resmin yerine bunun telif haklarını ihlal edebileceğine dair bir ipucu koyulacak ve böylelikle fotoğrafın altındaki tüm yorumlar olduğu gibi kalacak.

Obama’nın Joker resminin orijinalini Firas Alkhateeb, Flickr sayfasında yayımlamıştı. Alkhateeb Los Angeles Times’a resmi, Time Magazine’deki bir makaleden alıp Photoshop’la hazırladığını belirtmişti. Medyadaki haberlere göre gelen şikâyetlere, asıl hak sahipleri olan Time Magazine ve çizgi roman yayıncısı DC Comics taraf olmamıştı.
Sami Türk
Kaynak - techno-labs.com

"Tenten Kongo'da" adlı kitabın yasaklanması isteniyor

BRÜKSEL (A.A)


Belçika’da yaşayan 41 yaşındaki bir Kongolu muhasebecinin, dünyaca ünlü çizgi roman kahramanı Tenten’in "Tenten Kongo’da" adlı macerasının "ırkçı" niteliğinden dolayı yasaklanması için adalete başvuracağı bildirildi

Bienvenu Mbutu Mondondo adlı Kongolunun avukatı, Mondondo’nun 2007 yılında Belçika’da ırkçılığı cezalandıran yasalar çerçevesinde Belçika adaletine başvurduğunu, ama netice alamadığını anlattı.

Avukat Jean-Claude Ndjakanyi, Mbutu Mondondo’nun şimdi de Fransa’daki yasal yolları zorlayıp "Tenten Kongo’da" adlı maceranın satışının yasaklanmasını isteyeceğini ifade etti.

Belçika’da 1983 yılında 76 yaşında ölen Tenten’in yaratıcısı Herge’nin çizdiği "Tenten Kongo’da" macerası, 1930-31 yıllarında Belçika’nın bugün Kongo Demokratik Cumhuriyeti olan Kongo’yu sömürge haline getirirken yayımlandı. Aynı maceranın hala dünyada her yıl on binlerce sattığı belirtiliyor.

Mbutu Mondondo, "Tenten Kongo’da" macerasının ırkçı ögeler taşıdığını, mesela bir sayfasında Tenten’in bir demir yolu inşasında zorla çalıştırılan Afrikalılara bağırdığını ve Tenten’in köpeği Milu’nun da Afrikalıları "tembel" olarak nitelediğini kaydetti.

Tenten serisini sadece ticari olarak kullanan Moulinsart Şirketi ise, Kongolu muhasebecinin suçlamalarını "saçma" olarak niteliyor.

Şirket yayımladığı yazılı açıklamada, gerçek adı Georges Prosper Remi olan Belçikalı çizer Herge’nin 1946 yılında renkli basıma geçiş dolayısıyla "Tenten Kongo’da" macerasını gözden geçirip rahatsız edici ögeleri kitaptan çıkardığını belirtiyor.

"Tenten Kongo’da" kitabı hala tartışmalara yol açıyor. İngiltere’de Irk Eşitliği Komisyonu (CRE) 2007 yılında, "Tenten Kongo’da" adlı kitabın satışının, siyahların "maymunlar gibi gösterilip geri zekalı gibi konuşturulduğu" gerekçesiyle yasaklanmasını istemişti.

Bu isteğin ardından, ABD’de de birçok kitabevi Tenten’in Kongo’da geçen macerasını ya raflardan kaldırmış ya da yetişkinler bölümünde satışa sunmaya başlamıştı.

Kaynak - Milliyet

Paylaşım - Firuz Kutal

2 Eylül 2009 Çarşamba

CİCİ Kapandı

Sevgili Altay Öktem'den CİCİ dergisindeki yazılarıyla ilgili gönderdiğim röportaj sorularımın yanıtını beklerken mail kutumdan "Ümit yanıt yok, dergi kapandı" haberini aldım.
Art arda basılan mizah-karikatür dergileri bir bir kapanıyor. Ya ülke mizaha doydu, ya artık okurlar yeni bir şeyler bekliyor, ya da çizgi roman üretmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Kozmik bir mesaj var bu işte bence söyleyeyim.

Ümit Kireççi

Gwynplaine, Gülen Adam’dan Palyaçolar Kralı Joker’e

Bugünlerde bir kez daha Heght Ledger’in muazzam oyunculuğuyla gündeme gelen ve yıldızı kendisini bilmeyenler için bile parlayan çizgi romanın psikopat palyaçosu Joker karakteri aslında Batman’la özdeşleşmiş de olsa kurgusal hikayesi bilinse de yaratım kökeni hakkında hiçbir şey bilinmemektedir.
DC comics’in baş kötülerinden olan Joker karakteri Jerry Robinson, Bill Finger ve Bob Kane tarafından yaratıldı. Batman’in 1. sayısında, 1940 yılında okuyucularla tanıştı.

cey cey/Cüneyt Cansever

Joker’in kurgusal hikayesi sürekli değişim gösterse de ülkemizde ikinci kez; ama bu defa hakkı verilerek, basılan “Killing Joke” (Güldüren Şaka) orjini en çok bilinenidir. Yazar Alan Moore, Brian Bolland’ın başarıyla kağıda aktardığı öyküde Joker’i stand-up komedi yapmaya uğraşan ve asıl işi olan kimya mühendisliğinden ayrılmış biri olarak sunar okuyucuya. Parasızlık ve eşi Jeannie’nin hamileliği onu umutsuzluğa sürüklemiştir. Bu yüzden iki suçluyla anlaşır ve ayrıldığı fabrikayı soymaya karar verir. Batman işe karışınca kimyasal bir maddenin içine düşer ve bütün dengesizlikleriyle Joker olarak yeniden doğar.
Soygun sırasında giydiği kırmızı pelerini ve başına tanınmamak için taktığı kırmızı fanus’u yıllar sonra bir kez daha ortaya çıkar. Bu defa fanusu takan Joker’in yıllar önce “Death in the Family” öyküsünde öldürdüğü sanılan Jason Todd yani Robin II.
Joker’in Batman’in en büyük düşmanı olmasını sağlayan sadece sosyopatlığı, katliam gibi cinayetleri veya sululuğu olmamıştır. Joker, Batgirl olarak bilinen ve Komiser James Gordon’un kızı olan Barbara Gordon’u vurmuş, omurgasını zedelemiş, felç olmasına neden olmuştur. O da yetmezmiş gibi Joker yukarıda da bahsedildiği üzere Robin’i eline geçirdiği bir levyeyle döve döve öldürmüştür.
Batman ailesinden iki kişiye bu şekilde zarar vermesi Joker’in baş düşmanlığını taçlandırmıştır.
Ancak kurgusal hikayesi bir yana Joker karakterinin bambaşka bir kökeni vardır: Gwynplaine!

Bir gün Bill Finger Conrad Veidt’in bir fotoğrafını Bob Kane’e gösterir. Fotoğraf Veidt’in canlandırdığı 1928’de sinemaya uyarlanan Victor Hugo romanı “Gülen Adam”ının Gwynplaine karakterine aittir.
Bugün pek hatırlanmasa da Conrad Veidt 1893 doğumlu alman oyuncudur. En bilinen rolleri bir The Cabinet of Dr. Caligari (1920-Expresyonist sinemanın ilk örneği ve bir kült ), The Thief of Bagdad (1940) ve Casablanca (1942) filmlerinde olmuştur.
Gwynplain, büyük Fransız yazar Victor Hugo (1802-1885)’nun 1869 yılında yayınlanan ve maalesef dilimize tercüme edilmemiş olan “L'Homme qui rit” (Gülen Adam) romanının baş kahramanıdır. Romantik – Melodram türündeki bu romanın hikayesi şöyle:
İngiltere Kralı II. James asillerinden birinin “demir bakire” ile idamına hükmeder. Oğlu olan Gwynplain’in de yüzünde aptal bir gülümseme kalması için bir tür ameliyata alınmasını emreder. Bu şekilde oğul ömrü boyunca babasının aptallığına gülecektir.
Babasını, servetini, evini ve yüzünü kaybeden Gwynplaine suratına kazınmış gülümsemeyle yollara düşer. Yolda Dea adlı kör bir kız çocuğu bulur ve onu yanına alır. İki öksüzü Ursus adlı biri yanına alır ve büyütür.
Gwynplaine genç yaşlarında Dea’ya aşık olduğunu fark eder. Ancak çirkinliğinden dolayı ona açılamaz. Bu sırada olan olur ve Kraliçe Anne’in soytarısı Gwynplain’in kim olduğunu öğrenir. Bu babasının mirasına konabilmesi için bir fırsat doğurur. Ancak kraliçenin emri uyarınca Düşes Josiana ile evlenmesi gerekmektedir.
Gwynplaine bu emre uymaz ve düğün günü kaçar. Arkadaşlarının yanına dönen kahraman onlarla bir gemiye biner İngiltere’yi terk etmek üzere denize açılır. Dea da ona aşıktır ve ona hiç söyleyememiştir. Aşklarını dile getirirler. Ama Dea bu yolculuk sırasında ölür. Bunu duyan Gwynplaine kendini denize atar, boğularak ölür.
İşte bu filmden bir fotoğraf bugün üzerine yazı yazabildiğimiz muhteşem Joker karakterinin yaratılmasını sağlamıştır.
1928 yılında roman Alman Expresyonist Paul Leni tarafından amerikan tarzı sessiz sinemaya uyarlandı. Filmin romandan başlıca ve tek farkı finalinin ölümle değil yolculukla bitiyor olması. Bu arada değinmeden geçmek olmaz filmin Dea karakterini canlandıran Mary Philbin o dönemde çekilen “Operadaki Hayalet”, “Güzel ve Çirkin” sessiz sinema filmlerinin aranılan oyuncusudur.

1994 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide Batman’in yaratıcısı Bob Kane Joker’in nasıl yaratıldığını şu sözlerle aktarmış:
“Joker’i Bill Finger’le birlikte yarattık. Bill yazardı. Jerry Robinson elinde Joker’li bir iskambil kağıdıyla gelmişti. O anda karttaki Joker’in Victor Hugo’dan uyarlanan “Gülen Adam” filmindeki Conrad Veidt’e benzediğini fark ettim. Bill Finger bana bir kitaptan Conrad Veidt’in fotoğrafını gösterdi ve “İşte Joker” dedi. Jerry Robinson’un bu yaratımda hiç rolü yoktur. Buna karşın ölene kadar Joker’i kendisinin yarattığını söyledi.”
Robinson ise Joker’in yaratılmasına ilham veren iskambil kağıdını müzeye bağışlamış, karakterin yaratımını farklı anlatmıştır:
“Yabancı filmlere meraklı olan Bill Finger Conrad Veidt’i biliyordu. Veidt, yüzünde palyaço makyajı ve donmuş gülümsemesiyle biliniyordu. Joker’in ilk eskizlerini gören Bill “bu bana Conrad Veidt’i hatırlattı, Gülen Adam’ı” dedi ve bana bazı fotoğraflar gösterdi. Joker bu şekilde yaratıldı. Bence Bill o gün Joker’in hikayesini de oluşturmuştu.”
Doğrusunu hangisi söylüyor bilinmez ama gerçek şu ki telif haklarını tek başına alan ve Finger’i saf dışı bırakan Kane şu anda Batman’i yaratan tek kişi olarak biliniyor. Oysa gerçek Batman’i ikisinin yarattığıdır. Bu bakımdan Joker’le ilgili anlattıklarına nasıl bakarız bilemiyorum.
Yine de bu yaratımla ilgili bir iki küçük not daha düşmekte yarar var… Joker katil olarak ortaya çıkınca öldürülmesi ve yok edilmesi de gündeme gelmiş o dönemlerde. Ancak o zamanın editörü kalması yönünde karar almış. Buna karşı DC Comics’in efsanevi editörü Julius Schwartz 1964’de göreve gelince Çizgi roman oto sansür kurulu (Comics Code Authority)’nun iyice pısırıklaştırdığı Joker tümden ortadan kalkmış ve ancak 1973’de geri dönebilmiş.
Sene 2005’i gösterirken DC Comics tek sayılık özel bir grafik novel bastı. Bu çizgi roman daha çok bu uyarlama zincirine bir saygı duruşu niteliği taşıyor gibi: Batman – The Man Who Laughts / Yazan Ed Brubaker, çizen Dough Mahnke.
Grafik novel’in kapağı bütün uyarlamalar zincirini özetliyor
Conrad Veidt’in klasikleşmiş Gwynplaine pozu Jokerleştirilmiş, elinde de iki iskambil kağıdı tutmakta. Bunlardan birinde Batman vardır, diğerinde ilham verici Joker imgesi. Batman tepede yazılı. The Man Who Laughts alt başlığı ise filme ve romana gönderme yapmak üzere ayrı, sağ üste, yazılmış.
***
Disiplinler arası alış verişin hikayesi bu. Romandan sinemaya, sinemadan çizgi romana, çizgi romandan tekrar sinemaya ve oyuncak, bilgisayar oyunu, grafik novele kadar farklı alanlara uzanan bir yaratım. Kim bilir Victor Hugo’ya ilham veren hangi toplumsal gelişme olmuştur. Hayattan çizgi romana…
Bu yazıyı yazmama vesile olan ne Batman oldu ne de Joker…
Bu yazıyı yazmama Maceraperset Çizgiler’in bastığı “Dampyr” adlı çizgi roman vesile oldu. Serinin 5. cildinde yer alan “Lo Shermo Demonica” – Şeytani Perde adlı sayıda vampir mitolojisi üzerine kurgulanan çizgi romanın film uyarlamalarına selam durduğu öyküsünde Gwynplaine 129. sayfada gösteriliyor. “The Man Who Laughts” afişindeki poz bende bir şeyleri fişekledi. “Seni… Gülen Adam Gwynplaine yapacağım!” diyen vampir tutsağını ameliyat ediyor ikinci karede afişi gösterdikten sonra. Şimdi bu ameliyatın romana gönderme olduğunu da biliyorum, öğrendim. Ve meraklanarak araştırma yapınca onca şeyle birlikte…
Hugo, Finger, Kane, Robinson, Veidt, Leni Philbin… Hala yaşıyorsunuz…

Gwynplaine - Joker

Ümit Kireççi

1 Eylül 2009 Salı

Walt Disney Marvel'i alacak

Walt Disney, ünlü roman ve çizgi film karakterlerinin yaratıcısı Marvel şirketini, 4 milyar dolara satın alacak
Her iki şirketin de anlaştığını açıklayan Walt Disney, Marvel şirketini satın alarak, Fantastik Dörtlü, Örümcek Adam, Hulk, Demir Adam, Daredevil, Kaptan America, X-Men, Civil War ve Blade gibi ünlü karekterlerin de aralarında bulunduğu bir çok çizgi roman karakterinin yayın hakkına sahip olacak.
ABD'li çizgi roman yayımcısı şirketi. Yayınlamış olduğu çizgi romanlar arasında Fantastik Dörtlü, Örümcek Adam, Hulk, Demir Adam, Daredevil, Kaptan America, X-Men, Civil War ve Blade gibi ünlü seriler de var.
Marvel, 1960'lı yıllardan bu yana DC Comics'in yanında ABD'nin en büyük iki çizgi roman şirketinden biri olma özelliğini sürdürüyor.
AA

Linkler

Related Posts with Thumbnails