Sayfalar

31 Ekim 2011 Pazartesi

Çocuk Edebiyatı Sempozyumunda Çizgi Roman

3. Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumunda "çizgi roman Çevirinde Yanlışlar" başlıkı sunumu gerçekleştiren Öğr. Gör. Ümit Kireççi çocuklarla bir de çizgi roman atölyesi gerçekleştirdi.

Altın Portakal'da Çizgi Roman Ve Fantastik Alemler

2011 yılı Altın Portakal Film Festivali'nde Fatih Yürür kimsenin baköadığı yerlere bakmış ve deklanşöre basmış. Teşekkürler Fatih Yürür:









30 Ekim 2011 Pazar

Tenten Üç Boyutlu Geliyor!

Önce bir çizgi roman, daha sonra da bir çizgi film efsanesi olan Tenten beyaz perdeye 3D olarak uyarlandı.


Elmaelma.com -Steven Spielberg'in merakla beklenen üç boyutlu Tenten uyarlaması 'The Adventures of Tintin: Secret of the Unicorn'un Londra'da yapılan prömiyeri, filmin yıldızlarını da bir araya getirdi.

Tenten'i canlandıran Jamie Bell, film hakkında "Spielberg tam formunda" yorumunu yaptı. Filmin prömiyeri Cumartesi günü, çizeri Herge'in memleketi Belçika'da gerçekleştirilmişti


Kaynak -Haberler.com

Sıra ne zaman Atatürk'e gelecek...

Tüm dünya bestsellerleri bile çizgi roman yaparken, biz hala en önemli insanlarımızın hayatlarını ‘çizittiremedik’ gitti. Başta Ulu Önderimiz…
Ben bu fikri ortaya atalı 12 yıl olmuş. Milliyet’te Sarıkız köşemi yazarken önermiştim. ‘Çocuk Mustafa’yı anlatarak başlayabiliriz bu seriye’ demiştim. Daha ortada Can Dündar’ınMustafa’sı yokken…

Hoş bir film o… Benim şiddetle arzusunu duyduğum ise, okuma yazma bilmeyen bebelerin bile bakıp anlayabileceği bir çizgi roman kahramanın hikayesi…
Çizgi roman daha doğrusu hayalim şu karelerle başlıyor;
Selanik’te bir ev… Kumral, mavi gözlü genç bir kadın, kapısına gelen yaşlı bir dedeye bir kap yemek veriyor. Dede bakıyor kızcağız çok mutsuz. Soruyor nedenini, “Çocuklarım ölüyor” diyor kız. Yaşlı adamın gözleri uzaklara dalıyor; “Korkma bu karnındaki yaşayacak… Üstelik bu dünyaya adını yazdıracak…”
Akşamına doğum yapıyor Zübeyde gelin. Ve oğluna, ölen diğer oğlunun adı olan Mustafa ismini veriyor.

***

İşte size Ulu Önder’imiz Atatürk’ümüzün, hiçbir senaristin uyduramayacağı mükemmellikteki hayat hikayesi… Daha doğrusu başlangıcı.
Çizgi romanın devamında, Mustafa’nın bebekliğini, ve büyümesini çarpıcı resimlerle izlerken, flash back’lerle de Zübeyde ve Ali Rıza beyin nasıl bir aşkla evlendiklerini, daha doğrusu Ali Rıza Efendinin gördüğü rüyanın etkisiyle ablası Nimet’e gidip, "Bana evlenmek için sarışın bir kız bulun" dediğini göreceğiz… Daha sonra da karısını hayatı boyunca nasıl "Gülzar-ı Cennetim Zübeydem" diye çağırdığını…
Gözlerimizle de göreceğiz ki Mustafa koyu bir aşk çocuğu.
Aynı zamanda peş peşe vefat eden ailenin diğer çocuklarından sonra şiddetle istenerek dünyaya getirilmiş bir evlat.
Çünkü kardeşlerinden biri Ömer, ilaçsızlık ve bakımsızlıktan ölmüş. Daha önce de Fatma’yı kaybetmiş aile. Mustafa ise bir kaza sonucu beşikten düşerek vefat etmiş. Ağabey Ahmed’in ölümü ise tam bir trajedi. Küçük çocuk sahil kenarındaki kumlukta açılan bir mezara defnediliyor ve o gece çıkan fırtınadaki dev dalgalar Ahmed’in minik cesedini yerinden çıkarıyor…

***

Anne Zübeyde işte bu kederi yaşarken, karnında Mustafa’yı taşımakta…
Ve sonrası…
Küçük Mustafa’nın, Ulu Önder Atatürk olana kadar geçen o muhteşem ‘insani’ hayatı…
Çizgi romanda elbette ‘gittiği rüştiye mektepleri, Harbiye yılları, askerliği, savaşları, 19 Mayıslar, Lozan’lar, Cumhuriyet ve sonrası’ da yer alıyor. Ama biz Atatürk’ümüzün gittiği her yerden yorgun argın eve dönüşünü izliyoruz, her seferinde… Evdeki hayatını, aşklarını, terk edişlerini, sevdalısının dudaklarına kondurduğu öpücüklerini…
Her neyse sevgili okurlar, bu da böyle bir hayal işte…
Ama vakit geç değil, belki biri çıkar da hayata geçirir…
Telaş etmesin, bu konuda emin olsun kendilerine pek çok senarist bulabiliriz.
Çizimleri ise, Akademilerdeki resim bölümü öğrencileri seve yaparlar. Olmadı harçlıklarını koyarsınız ceplerine.
Geliri mi? Elbette şehit ve harp malulü derneklerine…




Selda Uskan


seldatosun@gmail.com


Kaynak - FarklıHaber8

29 Ekim 2011 Cumartesi

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

Muhterem Efendim,

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ve silah
arkadaşlarını, vatan için kanlarınıbu toprağa dökmüş şehitlerimizi ve
gazilerimizi minnetle bir kez daha anar, CumhuriyetBayramınızı en kalbi
duygularla kutlarım.Bu vesile ile sevgi ve saygılarımım kabulünü niyaz
eylerim.
Seyfettin.
http://seyfettinefendi.blogspot.com/2011/10/29-ekim-cumhuriyet-bayram.html

Oy Bekleyen Bir Başka Blog: Cartoonkutu

Hürriyet Gazetesi "Bumerang Ödüllerinde" En Tarz Blog kategorisinde aday: Cartoonkutu... Oy vermek isteyenler: Oy Ver

28 Ekim 2011 Cuma

Ve Levent Cantek Ve Levent Gönenç Ve Şenol Bezci

Kitapçılara gittiğimde karşıdan önyargılı baktığım kitap ve dergiler olduğunu fark ediyorum. Bilip ellemekten çekindiklerim... Mesafeli durduklarım. Sadece insanlara değil nesnelere karşı önyargılı olmak da çok fena... Bak şimdi... Az önce gene aynı ürkek ruh halindeydim. Kompleks dedikleri bu işte. Bu, olabilir. İçgüdüsel kompleks dedikleri bu olmalı diye düşündüm.
Oturduğum yerde yanaklarımı avuçlamış, dirseklerimi masaya dayamıştım. Masamın üzerinde iki dergi duruyordu. Onlara korkarak bakıyordum. "Ben gene ne yaptım?" dedim kendi kendime. Tamam. Okumayı severim ama felsefe yapmak benim neyime? Bu taşralı ruhum bu kadar sıkleti çekmez bi kere... Bugün İstanbul'a gittiğimde kitapçıya uğramıştım gene. Marş marş ayaklarım beni dergiler bölümüne götürmüştü. Aradığım iki dergi vardı. Biri Birikim. Diğeri Hayâl. Niye? Duymuştum. Birikim Dergisi'nde Levent Cantek ve Levent Gönenç'in "Türkiye'de islami mizahın yükselişi" adlı bir makaleleri vardı. Okumalıydım. Hayâl Dergisi'nde ise Şenol Bezci'nin karikatürleri olmalıydı... Nasıl kaçırırdım? Her üçünü adım adım izliyordum bir kere. Memleketimin üç akademisyeni... Sadece akademik kariyer yapmıyorlardı ki. Hem mesleklerinde kariyer yapıyorlar hem popüler kültüre hizmet ediyorlardı. Sonra ben her üçünün yazılarını ve çizimlerini izlemeyi seviyorum.
Levent Cantek'in Şehre Göçen Eşek adlı kitabı son günlerde epeyce meşgul etmişti beni. Yerli çizgi romanlarda kadın vaziyetleri hakkındaki yazısıyla başlamıştım kitabını okumaya. Şimdilerde ise merhum Adnan Menderes'in hayatıyla ilgili bilgiler edinmek gayretindeyim. Levent Cantek'in kitabında Menderes dönemi karikatürleriyle ilgili okunacak hoş yazılar var. Ziyadesiyle faydalanıyorum. Diğer kitaplarını piyasada bulamadım ne yazık ki. İlla bulup okumak niyetindeyim. Ayrıca bloğunun sıkı bir takipçisiyim.

Doçent Doktor Levent Gönenç'in Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabını maalesef henüz edinemedim. Fakat bloğu ve kişisel web sitesi benim için tam bir okul niteliğinde. Bir hukuk adamı Levent Gönenç. Ne yalan söyleyeyim, bir hukukçunun mizahla, edebiyatla ilgilenmesi memleketimin geleceğine umutla bakmamı sağlıyor. Kafamdaki kara bulutları dağıtıyor. Gülümsetiyor. Çok önemsiyorum Levent Gönenç'in düşüncelerini ve yazıp çizdiklerini. İlgiyle takip ediyorum.

Üniversitede öğretim görevlisi Şenol Bezci, akademisyenliği dışında önemli bir karikatürcü. Kişisel web sitesinden alıntıladığım karikatürleriyle o kadar çok yazı yazdım ki Hayal Kahvem'e... Şenol Bezci sözün bittiği yerin karikatürlerini yapıyor. Ve birer tablo tadındaki karikatürlerinin bazıları seyircilerinin sahiden canını yakıyor. Yakında karikatürlerini toparladığı bir kitap çıkaracağını ümit ediyorum.
Hayâl Dergisi'ni ilk kez okuyacağım. Üç ayda bir yayınlanan, kültür, sanat, edebiyat dergisiymiş. Şiirde felsefeye dalmak korkutuyor beni. Bünyeme ağır gelecek zannediyorum. Ama her başlığın yanında, üniversitede öğretim görevlisi olmasına rağmen karikatüristlik de yapan Şenol Bezci'nin çizimlerini görüyorum ya... Gülümsüyorum. Korkum dağılıyor. Yazıları okumaya başlıyorum. Birikim Dergisi ise, adı üzerinde dağarcıklarına külliyatlar biriktirenler için olmalı diye düşünüyorum. Zorlarsa beni diye endişeleniyorum. Sonra Levent Cantek'in ve Levent Gönenç'in ciddi birer akademisyen olmalarına rağmen, gülümseten yazıları aklıma geliyor. Endişem neşeye dönüşüyor. Önce hemen dergideki onların yazılarını okumakla başlıyorum. Hey! Okudukça anlayabiliyorum. Ve hissediyorum... Zenginleşiyorum ben. Seviniyorum.
Bazen mutluluk nedir diye sorarlar ya... Mutluluk nedir biliyor musun? Mutluluk, tanımasam da beni zenginleştiren ve geleceğe umutla bakmamı sağlayan insanlarla aynı memlekette yaşadığımı bilmektir.

YAZAN - http://hayalkahvem.blogspot.com/

SineMatik'ten İlginç Anket

Özellikle Türk Sinemasını ele alan Sinematik Blog "En sevdiğiniz Tarihi Türk film serisi hangisidir?" anketi yapıyor. Oy kullanmada son üç gün... http://sinematik.blogspot.com/2011/10/sinematik-anket-en-sevdiginiz-tarihi.html

FRPNET Yenilendi ve Geliştirildi!

FRP denildiğinde akla gelen adres FRPNET tepeden tırnağa yenileniyor. 14 Nisan 2004 tarihinden itibaren aralıksız bir şekilde yayın hayatına devam eden FRPNET yeniliklere doymuyor!Türkiye'nin en uzun soluklu ve alanında en geniş içeriğe sahip fantastik kurgu yayını olan FRPNET, yepyeni bir görünüm ve yapıya kavuşuyor. Bundan 3 yıl önce V2.0'ı duyuran ve yenilenen site, şimdi de V3.0 ile karşımıza çıkıyor. Daha dinamik ve görsel olarak daha zengin bir yapıya kavuşan site, önceki sloganı olan "Türkiye'nin Fantastik Kurgu ve FRP Portalı" açıklamasını da "Türkiye'nin Fantastik Yaşam Portalı" olarak değiştiriyor. Bunun sebebini de siteye girince görüyoruz.


Fantastik Edebiyat'ın Adresine Hoşgeldiniz!


Sitede yeni oluşturulan Kültür-Sanat bölümü gelişmenin habercisi... Bu kategori altında çok yakında Fantastik sinema, dizi, kitap, müzik gibi pek çok konu kendisine yer bulacak. Bu sebeple tamamen bir fantastik portal haline gelen site kendisine bu sloganı daha uygun görmüş. Bununla birlikte yayının temel misyonu değişmiyor, FRP nedir merak eden, öğrenip daha detaylı bilgi edinmek isteyen ve diğer FRP'cilerle tanışmak isteyen herkesin yolu FRPNET'ten geçiyor.


FRPNET Oyuncuları Bir Araya Getiriyor


Türkiye'de en geniş FRP içeriğine sahip olan ve dünyada da hatırı sayılır bir konumda olan FRPNET sitesindeki yenilikler, sadece bunlarla bitmiyor. v2.0 ile daha önce DM Database ile FRP oynatanları tanıtan bir yapı genişlemiş ve çok kapsamlı bir sisteme dönüşmüş durumda. Bu sistemi FRP severler çok sevecekler ve artık kolayca aradıkları oyunlara ve oyunculara erişerek FRP oynamak için uzun arayışlara girmekten kurtulacaklar. Ayrıca Türkiye'de düzenlenen hemen hemen her FRP organizasyonunun da sponsoru olan site, bu sistem ile bu organizasyonlara da kolaylık sağlamayı hedefliyor.


Buluşmaların Adresi FRPNET


8 yıldır Türkiye’nin en kaliteli ve geniş fantastik kurgu edebiyatına yönelik içeriğini okurlarına ücretsiz sunmakla birlikte bütün üniversitelerin etkinliklerine ve üniversite harici grupların etkinliklerine destek veren FRPNET, üniversitelerden bağımsız olarak 2 defa da kendi etkinliğini düzenlemiştir. Wizards of The Coast, Q-Workshop, Steve Jackson Games, Margaret Weis Productions gibi uluslararası isimlerin Türkiye'de tanıdığı ve güvendiği FRPNET organizasyonlarının devamı için de http://www.frpnet.net adresini takip etmeye devam edin.


Yenilikleri anlatmakla bitirmek imkansız ama aldığımız haberlere göre bu daha sadece bir başlangıç. Siteyi takip ediyor ve yeni yayın hayatlarında kendilerine başarılar diliyoruz. Fantastik yolculuk sürüyor...



27 Ekim 2011 Perşembe

Deprem Gerçeğini Belki de "Batman"dan Öğrenmeliyiz

Van depremiyle birlikte yeniden yıkıldık... Batıdan bazıları "oh olsun" diyebilecek kadar devleşirken onurlarıyla (!) 63 öğretmenimiz kötü yapı sebebiyle şehit olup gitti ve 2 bin küsur bina yıkıldı aynı sebepten, cezaevinen kaçanlar oldu, yine spekülasyonlar aldı yürüdü, kaçakçılar, fırsatçılar, hırsızlar, yağmacılar, sonra Kızılay'ımız çadır bile kuramıyormuş, bazı devletlerin yardım tekliflerini geri çevirmişiz v.s.
Sene 1998'i gösterirken tüm bu olayları bine katlayan bir Batman serisi başladı ve dört bölüm halinde "Deprem gerçeğini" okurun gözüne soktu en uzak durulası kurguyla: Cataclysm, Aftershock, Road to No Man's Land, ve No Man's Land...
İlk öykü Cataclysm'dir. 18 sayı süren muhteşem bir giriştir bu. Güzel bir öğleden sonra güneş batarken beklenmedik bir şey olur ve merkez üssü Wayne Malikanesi olan 7.6'lık deprem meydana gelir öyküde. Hemen akla geleceği gibi gökdelenler dahil binlerce bina yıkılır, insanlar ölür, köprüler yıkılır, şehir tam anlamıyla "yerle bir olur". Catactlysm beklenmedik karşsıında aciz kalan bir şehri anlatır. Yönetim iflas eder, insanlar çaresiz kalır, yardım yeterince hızlı yetişmez ve Batman ortada yoktur.
Öykü boyunca Batman elemanları Nighwing, Robin, Oracle, Huntress, Azrael bir şeyler yapmaya uğraşsalar da yetişemezler olaylara. Bu arada ortaya Qukemaster diye bir tip çıkar ve "ben yaptım depremi" der ama aslında bunun Vantrolog olduğu anlaşılır yeni kuklasıyla. Alt edilir v.s. Şehir çaresizdir ve bazı kötüler şehrin daha kötü duruma düşmesini engellemeye çalıştığı görülür. Tabii başta Joker olmak üzere bir kısmı da Arkham'dan kaçarlar.


Derken Aftreshock dizisiyle birlikte Batman'in döndüğünü görürüz. Şehri terk ettiği sanılan kahraman aslında kendine yeni bir üs inşaa etmiştir bu süre zarfında. Hemen olaylara balıklama atlar ve insanlara yardıma çalışır ancak vahşet almış yürümüştür. Yamyamlık, delilik, çılgınlık, hırsızlık, ahlak duygularının yok oluşu, hayatta kalma bahasına yapılanlar... Batman büyük bir felaket karşısında ortaya çıkan en büyük düşmanıyla çarpışır: Çaresiz insan! Tabii bu arada şehir terk edilmeye başlanır. Kalanlarsa... Bu öykü daha sonra "Road to No Man's Land"e bağlanmıştır.

Batman'in "No Man's Land"i için "saga"(efsane) diyorlar ya doğrudur bence. Muhteşem çünkü. Washington yönetimi tarafından insansız bölge ilan edilen Gotham şehri tekrar inşaa edilmeyecektir. Batman, Bruce Wayne kimliğiyle bu fikri değiştirmek üzere mecliste konuşma yapar. Ancak bu defa da şehri daha da yıkmaları için tutulmuş bir grup kötü karakter şehre salınır. Savaş kızışmıştır. Her grup, çete, villain şehrin bir bölümünü işgal ederler. Ellerinde spreylerle bölgelerini işaretlerler. "Tıpkı köpekler gibi" diye anlatılıyor bu çizgi romanda. Herkes herkese karşı.

Sahra çadırlarında tedavi edilmeye çalışılan insanlar, şehri terk etmeyen ve şehri sokak sokak geri almaya çalışan polisin gözetiminde hayata tutunmaya çabalarlar. Arkham kaçkınları şehri dehşete boğarken Poison İvy yetim kalan çocukları koruması altına alır ve Penguen en büyük kaçakçılık/karaborsa organizasyonunu kurar. Artık takas dönemi başlamıştır ve sistem yıkılmıştır. Oracle bilgisayarları olmadığından "taş devrindeyim" diye tanımlıyordu çaresizliğini. Bu arada kahramanlar arasında en inançlı olan Huntress Korkuluk'la bir kilisede hesaplaşıyor, Nightwing Blackgate cezaevinden firarları engelliyor, Azrael şehri yıkmaya çalışan şeytan maskeli grubu durduruyorken yeni Batgirl karakteri ortaya çıkıyordu.

Ancak medeniyetin kaybolduğu bu şehirde kahramanlar medeni kalabilecekler miydi? Şiddet onları da mı pençesine alacaktı? soruları yanıt bekliyordu.

Polislerin bir kısmı "yerinde infaz"a yönelince örgütte ciddi bir karmaşa ortaya çıktı. Gordon, bu polislerle çatışmasa da desteklemedi. Bu arada Joker şiddet yanlılarının başıyla bir tür "seçim" yarışına giriyor ortalığı kasıp kavuruyordu. Sokaklarında farelerin cirit attığı, cesetlerin açıkta hayvanlara yem olduğu şehirde şiddet daha da yükseliyordu. Batman tüm yardımcılarını yönlendirerek bu vahşete dur demeye çabalarken hiç beklenmeyen oluyor baş düşmanı Bane herkesin kaçtığı şehre giriyordu.

Neyse ki bu girişin sebebinin "iyi" olduğu anlaşılıyor, Amerika Başkanlığına seçilen Lex Luthor adına şehre gelmiş olan Bane'in Batman'a "yardım ettiğine" şahit oluyorduk. Sonrasındaysa Lex Luthor'un Gotham'ı tekrar inşaa ettirdiğine tanık oluyoruz...


Dört bölümlük muhteşem bir senaryo... Birileri oturup en kötü senaryoyu oluşturmak için hayli kafa patlatmış görüldüğü üzere....

Ya...! Açıkçası kimseye laf sokuşturmak istemiyorum ama ülkemizde yaşanan son depremde de geçen zaman içinde çok şey öğrenmediğimiz, ders çıkaramadığımız ortaya çıktı. Acaba birileri yazmak için uğraşacağına bizdeki olaylara bakıp senaryo yazsa daha mı az yorulur? Paralellikler ortada. Ya da bizdeki yöneticiler çizgi roman okuyup onlardan ders mi çıkarsa?... Bilemedim.


Ümit Kireççi

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

26 Ekim 2011 Çarşamba

Bumerang Adayı İki BLOG Daha :)

Çizgi roman adına kaç kişi neler yapıyor? Az kişi az şey yapabiliyor...!
Hürriyet Gazetesi Bumerang Ödüllerinde iki çizgi roman bloğu daha yarışıyor: Kahramanlar Sinemada "En Çalışkan Blog", Kültürel Güncel "En Sosyal Blog" alanlarında. Tüm okurları onlara desteğe davet ediyoruz:




Diyalektik ya da Çizgiroman Fonu

Geçenlerde Metin Çulhaoğlu’na, “Türkiye solu keşke biraz Hegelci olsaydı” dedirten şeyi, öyle iyi anlıyorum ki...


“Her şeyin başı diyalektik” konusuna değinmeyi, sırf bu köşede bile, belki yetmiş ayrı yöntemle denediğimden biliyorum. Lakin, bunu algılamak da diyalektikle bağlantılı olduğundan, yöntemi içselleştirmişler açısından gereksiz, bihaberler için de faydasız oldu bu denemeler gibi bir his var içimde, ne yalan söyleyeyim.


Gene de, tam, bu da bir hafta sonu yazısı olsun, çizgiroman ressamlarından bahsedeyim diye karar vermişken, Çulhaoğlu’nun bu çok haklı yakınması kafama takıldı kaldı.



Şimdi, yine diyalektiğe sığınıp, bu ikisini birleştirebilir miyim diye debelenmekteyim. Deneyelim. Böyle bir eksen de eksik kalmasın oldu olacak. O eksik kalacağına, varsın yazı ikisini de eksik bırakma riskini kabullensin.

Okumayı, okul öncesinde Kit Taylor adlı bir çizgiromanda söktüğümü söylemiş miydim? İlk zamanlar, bazen babamla birlikte okurduk diyelim Red Kit’i, ben “hadi baba, çevir artık sayfayı” deyince, o “ne çabuk baktın bitirdin” derdi de, çemkirirdim. Ne bakması yaa, ben okuyabiliyorum artık! Çok sonra anladım, bakmaktan neyi kastettiğini...


Çizgiroman ressamlığı, aslında ne kadar güç bir iş, düşünürseniz. Ortalama bir dergide, ayda 500’ün üzerinde kare resimlemek... Güçlüğü bir yana, nankör de bu meslek. Şimdilerde düzeldi ama, bizim çocukluğumuzda, senaristin, çizerin adı bile anılmazdı kitaplarda. Bu da önemli değil hadi, varsın kim oldukları bilinmesin, ama emekleri de hep güme giderdi.


Uzun replikli ve hızlı konuşmalı altyazılı bir filmi izlerken, görüntünün farkında olursunuz, ama ayrıntılarını kaçırırsınız ya, öyle bir handikapı vardır çizgiroman okumanın. Halbuki, film karesi gibi akıp gitmez, durup bakabilirsiniz. Ama bunun okuma disipliniyle, gerekliliğini kavramakla, oradaki emeği fark etmekle, dolayısıyla, zevkinizin incelmesiyle ilgisi vardır. Bu zamanla olur. O hale gelene kadar, fonda birtakım karaltılar göreceksinizdir.


Babam, resme olan düşkünlüğü nedeniyle desenleri incelerken, benim en fazla yumruğu amma çaktı, balta herifin kafayı nasıl yardı karelerine bakıp, gerisinde konuşma balonlarını okumakla yetindiğimi anlamış, dikkatimi, çizgiromanın asli unsurlarından birine, hatta en önemlisine çekmeye çalışıyordu. Bak! Gör!


Bakar ve görürseniz, örneğin, Teks’in onlarca çizerinden Civitelli’nin ya da Repetto’nun neredeyse “fotorealistik” çizgilerinin tadına vardığınızda, senaryosu istediği kadar sürükleyici olsun, Diso tarafından resimlenmiş bir macera tadınızı kaçıracaktır. Adam, Morris’in acemilik dönemi gibi çiziyordur yahu! Oysa Civitelli, bir kirli sakal kondurur adamın yüzüne, sanırsınız ki, her karede, o sakalı belirleyen çizgiler aynı yere aynı sayıyla vurulmuş. Ortiz, taramalarla, bir çehreye yüz çizgi atarak oluşturmuştur tarzını, o karmaşadaki netliğe şaşarsınız. Milazzo, Ken Parker’ı olabilecek en basit ve sade çizgilerle yaratır, ama işte iki çizikte insan psikolojisini yansıtır...


Bu ressamlar, her biri kendi yorumuyla resmederken kahramanı, Chiarolla Zagor’un saçlarını omuzlarına döker, parmak ve el çizme tutkunu Donatelli ense tıraşlı hale getirirken, artık hangi yorumu benimsediğinizin ayırdına vardığınızda, dahası, biraz da küstahlaşıp, Ferri artık baltası ve çizmeleriyle yatırmasa yatağa şu adamı, bu çizgi büyücüsü niye çıplak ayak çizmeye de biraz çalışmıyor demeye başladığınızda, elinizdeki kitapla gerçek bir ilişki kurma aşamasına ancak geliyorsunuz demektir.


Maceraların fonuna, o karelere dikkatle bakmak, artık çocukluktan çıkmak belirtisidir. Başka bir gözün devreye girişidir. O zamana kadar...


O zamana kadar, smack!, pack!, tock!, bang!, crash! gibi, şimdi Türkçeleştirilmiş ve eski büyüsü kalmamış “aksiyon” efektlerine takılıp kalacaksınızdır. Pat!, tak!, küt!, dan!, şangır! sesi çıkan karelere...


Oysa zavallı ressamlar, ne emek vermişlerdir, sizin bir düello karesinin devamında kim silahını hızlı çekecek diye sabırsızlıkla çevirdiğiniz sayfalara. Siz meydandaki iki adama odaklanmışken, onlar, o meydanın, izleyenlerin, salonun, evlerin, bitki örtüsünün detaylarına, perspektifine kafa patlatmışlardır. Bir silah çekilirken vücut nasıl olur, kol nasıl bükülür, el kabzayı nasıl kavrar gibi anatomik temel çalışmalardan geçmişlerdir. Neredeyse her karesinde birer leke gibi görüp, kahramanın ne kadar hızlı süreceğine baktığınız atların bütün adale hareketlerini, toynaklarındaki sürçmelere, gem çekilince ağız ve başlarının o yön verişe nasıl tepki gösterdiğine kadar incelemişlerdir. Zagor bir sarmaşıktan bir sarmaşığa bağıra bağıra atlar ve siz ona bakarken, onlar, fantastik bir ormanın ağacını, dalını, yaprağını desenlemişlerdir.


Görmezsiniz o detayları. Ön planda olana şöyle bir bakarken, fonu ıskalarsınız.


Ressamlar da bunu bilir aslında. O yüzden bazıları salla gitsincidir, bazıları okur ilgilensin ilgilenmesin, algılasın algılamasın, yaptığı işe saygılı, özenli. Bazıları, smack!, pack! efektlerine önem verir, bazıları bir tabancanın o dönemde nasıl olduğuna, “kızılderili” tüylerine bakmak için kütüphaneler devirir.


İyi tamam, anladık, çizgiroman okurken ressamların karelerdeki ustalıklarına daha dikkatli bakacağız, ama bunun siyasetle, diyalektikle ilgisi ne be adam!


Onu ben de bulamadım henüz, dedim ya debeleniyorum işte...


Şöyle olabilir mi? Bir çizgiromanın fonuna bakmak erginliği, ayrıntılara ve olayların geçtiği atmosfere bakabilmek inceliğine ermektir. O aksiyon efektlerinin ötesini görebilmektir.


Erdoğan, emperyalizmden mi söz ediyor? Alın size bir smack! Buna kapılabilir, tıpkı bazı “sol” gibi, Erdoğan’ı mazlumların liderliğiyle taltif edebilirsiniz. O zaman aklınıza Civitelli gelsin. Smack!, smack! da, fonunda ne var? O el o kabzayı tutabilir mi?


Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı! Pack!.. Pack! ama, olayın yaşandığı atmosfer nasıl?


Seçkinci cumhuriyet diktası yıkıldı! Bang!.. Bang! olsun tamam da, bir “boomtown” kurulması daha mı evladır?


İşte bu basit soruları bile sormak için, “keşke Türkiye solu biraz Hegelci olsaydı”, hadi onu kaçırdık, bari bir çizgiromanın asli unsuru, adı üzerinde, nedir diye bir gündemleri olsaydı. Azıcık sorgulasaydı.


O sorguların çıkardığı sesler, fonu umursamayanlar ülkesinde, mavi ceketlilerin hücum borusundan duyulmaz olur.


Sırrı Süreyya, türbana özgürlük savaşçısı olup zuhur ettiğinde bir gün, ya özgürlük faslı tock!’una takılır gözler, ya Fusco’nun net çizgilerinde türbanı fark edersiniz.


Keşke, keşke biraz Hegelci olsaydı sol, keşke çizgiroman okumayı büyük gözleriyle becerebilseydi...


O zaman diyalektiğin hükmü yerine gelebilir, olaylar ve bağlantılar, efektlerin gümbürtüsüne gitmezdi... Bizim bir deseni, o arkada leke gibi duran deseni, nasıl kılı kırk yaran diyalektik analizin emrinde karelere aktarmaya çalıştığımız anlaşılabilirdi...


Asaf Göksel Güven

Kaynak - Haber-Sol

25 Ekim 2011 Salı

ÇROP Blog "Bumerang" Adayı

Hürriyet Gazetesinin düzenlediği "Bumerang Web Sitesi ve Blog Ödülleri"ne "En Sosyal Blog" olarak başvuruda bulunduk. 4 Kasım 2011'de sona eren oylamaya yetişmek isteyenler aşağıdaki linten oy kullanabilirler.
Oy linki - http://bumerang.hurriyet.com.tr/bumerang-odulleri/37711.htm

24 Ekim 2011 Pazartesi

Büyülü Rüzgar Sahaf Taşınıyor!

İlyas Erkul'un "Büyülü Rüzgar" çizgi roman sahafiyesi Kadıköy Pasajındaki yerinden taşınıyor ve hemen ana girişin sağındaki otoparkla market arasındaki Bowling salonunun üstündeki yerine konuşlanıyor. Görünen o ki ilerleyen zamanlarda Kadıköy pasajı çizgi roman cenneti efsanesi son bulacak.

Özer Sahaf'ın Taşınacağı Dükkan

Çizgi Düşler yayınevini de bünyesinde barındıran Özer Sahaf Kadıköy Pasajındaki noktasından bir üst kata taşınma hazırlığı yapıyor. İşte yeni taşınacağı dükkan:

Devr-İ Alem Sahaf - Ankara

Ankara ve çevre illerinin çizgi roman ihtiyacını adeta tek başına gören bir sahaf Devr-i Alem. Ayhan Ataman'ın gayretleriyle ayakta duran ve hattı savunan sahafiye dükkanı çizgi romanın yıkılmaz bir kalesi durumunda. Dükkan değişikliği sebebiyle biraz yerleşme sorunu yaşasa da çizgi roman okurlarının hoş göreceği ve kesinlikle gözüne hoş görüneceğini bildiğim şey "tıkış tepişlik". Sakalını keserek yirmi yaş gençleşen Ayhan Ataman'lı Devr-i Alem gidilesi, çizgi roman alınası bir yer:

Adres - Tunalı Hilmi Caddesi Kuğulu Pasajı no 18/38-40 Kavaklıdere - Ankara
Tel - 0 312 466 59 75
Gsm - 0 532 632 55 85
e posta - ayhan_atm@mailcity.com (alt çizgi)

23 Ekim 2011 Pazar

Batman Sembolünün Evrimi

Batman Sembolünün değişimini Rodrigo Rojas belgeselleştirmiş:

The Evolution Of The Bat Symbol kahramanlarsinemada
Paylaşım - Emrah Çıldır

Kadınlara 'Teo'rik bakış

ASLI ÖRNEK
15.10.2011
Teoman'dan son haberler: Çanakkale'ye yerleşeceği iddiası efsane! Teo, sosyoloji tezi hazırlamak üzere kolları sıvadı. Tez konusu ise; 'Çizgi Romanda Kadının Rolü'... olmalı! F.M.
OKUL GÜNLERİNE DÖNÜŞ

Müziğe veda eden Teoman, kendine yeni bir hayat kurmak için düğmeye bastı. Sanatçının ajandasının ilk gündem maddesinde mastır tezini bitirmek var. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu olan sanatçı, yıllar önce İstanbul Ünivertesi Sosyal Bilimler Bölümü'nde mastıra başlamış, ancak vermek istediği 'Çizgi Romanda Kadının Rolü' başlıklı tezi, hocaları tarafından beğenilmemişti.

İSTANBUL'DA YAŞAYACAK
Sanatçı, üniversitedeki hocalarıyla tekrar bağlantıya geçerek, aynı konuda yeni bir tez vermek için görüşmelere başladı. Menajeri Funda Sanlıman ise Teoman'ın Çanakkale'ye yerleşeceği iddialarını yalanladı: "Teoman'ın öyle bir planı yok. Şu an İstanbul'da ve burada yaşamaya devam edecek. Kendisine ait internet sitesi ile Twitter hesabı ise şu an kapalı ama yakında ikisi de açılacak."


Kaynak - Sabah

22 Ekim 2011 Cumartesi

"Genç Mustafa" Beraat Etti

''Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret edildiği'' iddiasıyla hakkında dava açılan çizgi roman 'Genç Mustafa' beraat etti.


İSTANBUL - Mustafa Kemal’in Harp Okulu yıllarını anlatan Yalın Alpay’ın kaleme aldığı ve Barış Keşoğlu’nun çizdiği “Genç Mustafa” isimli çizgi romana, eski CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü tarafından “Atatürk’e hakaret” ettiği suçlamasıyla dava açılmıştı.

Atatürk’ün Harp Okulundan mezun olur olmaz tutuklandığında gördüğü muamelede “elleri bağlı darp edildiği”, “burnundan kanlar akarak yere düştüğü”, “Zülüflü İsmail Paşa’nın ağzından ‘hain’ ifadesiyle küçük düşürüldüğü” iddialarıyla haklarında suç duyurusunda bulunulan Yalın Alpay ve Barış Keşoğlu’nu açılan davada Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Eski Genel Sektreter Yrd. Av. Ersan Barkın ve Av. Kemal Levent savundu. Mahkemenin ikinci duruşmasında “Genç Mustafa” beraat etti.


Eski ADD Genel Sekreter Yardımcısı Av.Ersan Barkın bu suçlamayı yapan zihniyetin “Atatürk’ü ulaşılmaz davaların ardına saklamaya çalışarak, toplumla arasındaki bağları kopardığını ve Önder’i ete kemiğe büründürmeye çalışanları Atatürk’e hakaretle suçladığını, oysa yayının Atatürk’e hakaret etme suçlamasının aksine, Mustafa Kemal’i yeryüzüne indirerek, toplumun kendi yaşamından izler bulduğu Önder’iyle kaynaşması, onu sahici biçimde tanımasını sağlamayı amaçladığını” ifade etti.


Eserin yazarı Yalın Alpay ise, kitabının Atatürkçü bir perspektife oturduğu halde, yapılan suçlamanın kendisini Atatürkçü olarak niteleyen bir Parti’nin milletvekilinden gelmesini Türkiye’deki siyaset bilincinin seviyesini acı bir şekilde gözler önüne serdiğini, CHP’nin mutlaka yeni kadrolara ihtiyacı olduğunu söyledi. Yalın Alpay kendisine bu iftirayı atan kişilere bu kez kendisinin tazminat davası açacağını aktardı.


Davaya bakan Kartal 2.Asliye Ceza Mahkemesi geçtiğimiz gün yargılamayı sonuçlandırdı ve eserin M.Kemal’e hakaret kastını taşımadığı gerekçesiyle sanıklar Yalın Alpay ve Barış Keşoğlu hakkında beraat kararı verdi.



Kaynak - NTVMSNBC


20 Ekim 2011 Perşembe

Cezayir’de Çizgi Roman Festivali

5-8 Ekim arası Cezayir'de düzenlenen çizgi roman festivali FIBDA'yı yerinde izleyen Canan Maraşlıgil, "Kültürel Güncel" için yazdı... 

Afrika kıtasının en önemli çizgi roman etkinliği Uluslararası Cezayir Çizgi Roman Festivali (Festival International de la Bande Dessinée d’Alger – FIBDA) geçtiğimiz haftalarda 4. kez gerçekleşti.

“Cezayir’de Balonlara Sınır Yok” ana teması ile düzenlenen etkinliğe, ABD, Kanada, Belçika, Brezilya, Fransa, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Tayvan, Kamerun, Fas, Mısır, Birleşik Krallık, Isviçre, Ispanya, Gabon dahil olmak üzere dünyanın 37 ülkesinden yüzlerce yazar ve çizer katıldı. Türkiye bu yılın festivalinde temsil edilmedi ise de, organizatörlerle konuşmalarımda ilginin var olduğunu öğrendim. 


Devamı Kültürel Güncel'de:

"Çizgi Roman Çevirisi Söyleşisi" İzlenimleri

Çizgi Roman Derneği’nin Boğaziçi Kitap Fuarı kapsamında 16 Eylül 2011, Cuma günü gerçekleştirdiği “Çizgi Roman Çevirisi Söyleşisi” konukları Betül Ulukut, İlke Keskin ev Ümit Kireççi idi hatırlanacağı üzere. Ancak konuşmacılar kadar dinleyicilerin de söyleyecek sözleri ve birikimleri olunca sohbet katılımcı sandalyelerine sıçradı ve süresini hayli aşan bir meslek toplantısına dönüştü.



Laika Yayınları çevirmeni Egemen Görçek, “Strangers in Paradise” (Cennetteki Yabancılar) çevirmeni Aslı Ünver, comics çevirmeni Burç Ünver, Marmara Çizgi yayınları yöneticisi Erdem Aydoğan, Flaneur figür-çr-müzik’in işletmecisi çizer Servet İnandı, Gölge e-dergi eski editörü-yazar Ahmet Yüksel, Kahramanlar Sinemada sitesi yöneticisi Hakan Tunga Kalkan, yazar-editör Aşkın Güngör, çizer Hakan Çiyancı, Fevzi Balan ve Mine Özkan o gün söyleşide konuşmacıları yalnız bırakmayan ve çizgi roman çevirisi deneyimlerini çevirmen, çizer, okur gözünden paylaşan katılımcılar oldular.




Betül hanımın açtığı kapıdan giriş yaparak zamanda yolculuk yapan katılımcılar yaklaşık 20 yıl öncesinin çizgi roman çevirisi anlayışını, tekniklerini, çeviri kararlarını ve gerekçelerini dinledikten sonra İlke Keskin yine Örümcek Adam çevirisi ekseninde çizgi romanın bugünü ve Betül hanımın açtığı yoldan miras alınanları aktararak katılımcıları günümüze taşıdı.


Devamında dinleyici koltuğunda bulunan değerli dostlar kendi deneyimlerini paylaşarak çizgi romanın yurt dışından geliş şekli ve teknikleri karşılaştırması yaparak birbirlerine bilgiler aktardılar.




Son konuşmacı Ümit Kireççi, başta edebiyat olmak üzere birçok alanda üzerine tartışılmış, arazları tespit edilmiş ve çözümleri bulunmuş veya çözümüne yaklaşılmış çeviri sorunların çizgi roman çevirisi alanında hiç konuşulmadığına işaret ederek başlıklar halinde eksikleri tartışmaya açtı. Katılımcılar da her başlık hakkında görüşlerini sunarak konuşma metnine katkı sağladılar.



“Çizgi Roman Çevirisi Söyleşisi” çizgi roman çevirisi alanında konuşulacak çok şey olduğunu ortaya koyan bir etkinlik oldu. Ancak bu söyleşinin belki de en önemli başarısı çizgi roman alanında emek veren, çalışmalar yapan, bir anlamda mesleğin içinde yer alan insanların profesyonel düzeyde sorunları konuşması, yapıcı iletişim kurması ve bilgi paylaşması oldu.


Gözlerin, rahatsızlığı sebebiyle söyleşiye katılamayan Zeynep Akkuş’u aradığı bir söyleşi olduğunun da altını çizmek gerekir.



Fotoğraflar – Aşkın Güngör


Çizgi Roman Derneği İletişim – cizgiromandernegi@gmail.com

19 Ekim 2011 Çarşamba

Ben 10'un "Güncelleme"si "Zam" mı Olacak?

Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek insanlarımızın “zam” dediği şeye “güncelleme deyince eleştiriler de peşinden geldi. Çizgi roman ve çizgi filmlerinden Ben 10 takip edenler de şu soruyu sordu ister istemez: Ben 10’un kimliğine büründüğü uzaylı yaratıklardan birinin adı Güncelleme idi, şimdi artık ona Zam mı denilecek? Orijinal adı Upgrade olan Güncelleme, Ben Tennison’un bedenini değiştirerek dönüştüğü uzaylı ırklarından birinin adıdır. DNA’sı Galvan Prime adlı gezegenin aylarından birinden gelmektedir.


Bu bedene dönüşen Ben 10 yeşil çizgili siyah-beyazlı bir görünüme bürünüyor.


Güncelleme karakteri nano teknolojik yapısı sayesinde şekil değiştirebildiği gibi her tür makineye girebilmekte, onları etkilemekte, kullanabilmektedir. En büyük zayıflığı yaşayan varlıklar üzerinde etkisi olmamasıdır. Tabii bir de yüksek voltajda elektrik.


Muhtemelen yukarıdaki eğlencelik soru asla yanıt bulamayacak ama biz bu bahaneyle Ben 10’un bir karakterini kısaca tanıma bahanesi yaratmış olduk.



Ümit Kireççi


"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

Reed Richards'ın Yeni Beyaz Bayramlıkları

Sadık comics okurları kahramanlarının öldürülmesine, sonra tekrar dirilmelerine, güçlerini kaybetmelerine ve kazanmalarına, mutasyon geçirmelerine ve düzelmelerine, kostümlerini değiştirmelerine alışkındırlar ama Mr. Fantastik - Reed Richards'ın başına gelen bilmem çok alışıldık bir şey midir?
Comics aleminin süper güçlü "ilk ailesi" olma özelliği taşıyan Fantastik Four grubu Stan Lee - Jack Kirby ikilisi tarafından Kasım 1961'de kurulduğundan/yayınlandığından beri Reed Richards'ın aklı ve ciddiyeti çizgi roman dünyasınca kabul görmüştü. Reed, aklı fikri bilimde olan ve sosyal hayattan hayli kopuk bir bilim adamı imajı çizdi yıllarca. Ciddiyeti de bu kimliğinin bir parçasıydı. Yakın zamanda ekip üyesi Johnny Srotrm'un ölümüyle birlikte değişiklik olmuş, Örümcek Adam ekibe katılmış, kostümler de beyaza dönmüştür. Reed Richards da şekil değiştirebilen bedenine bir beyaz kostüm geçirmiş alemlere dalmıştır. ANcak kişiliğinde değişiklik yoktur, yoktur da o kostümdeki beyaz petek deseniyle biraz farklı bir kişiliği mi hatırlatmaktadır acaba?

DC Comics'in Mark Waid - Frank Quitley imzalı 1999 yılı yaratısı OFFSPRING'le olan kostüm ve güç benzerliği inanılmaz. İlk kez 1999 yılı mini dizisi olan The Kingdom'da ortaya çıkan Ernie O'Brian JLA üyesi sulu zırtlak ciddiyetten uzak Plastik Man'in oğlu. İsminen de anlaşılacağı üzere Plastik man bedenini sayısız şekillere sokabilen bir süper gücün sahibidir ve bu güç oğluna da geçmiştir. İşin kötüsü ciddiyetsizlik de babadan oğula miras kalmış gibidir.

Güç olayı tamam. Comics aleminde aynı güçlere farklı isimlerle sahip olan onlarca karakter var, Reed Richards ile Offspring arasındaki güç benzerliği kabul görebilir. Ancak kişilikleri birbirine taban tabana zıt bu iki kahramanın kostümlerinin neredeyse aynı olmasına ne denebilir ki? Şimdi ister istemez merak ediyor insan: Marvel Comics bir şeyin mi peşinde? Daha büyük değişiklikler mi bekliyor Reed Richards'ı? Yazık değil mi bu adama?

Ümit Kireççi

18 Ekim 2011 Salı

Dragonero Çıktı!

Fantastik edebiyat okurlarını sevindirecek bir çizgi roman dilimizde: Dragonero!
İtalyan işi fumettide fantastik dünya tehlikede, Ejder Katili Aranil, Ork Gmor, büyücü Alben, rahibe Ecubu teknokrat Myrva ve Elf Sera dünyalarını kurtarmak üzere güçlerini birleştiriyorlar.

Oğlak/Maceraperest Çizgiler - Dragonero / Giuseppe Matteoni, Luca Enoch, Stefano Vietti

Game of Thrones Şimdi Çizgi Roman!

Yakın zamanda HBO yapımı dizi filmiyle TV'lerimize, yeni çevirisiyle de edebiyat dünyamıza adım atan George R. R. Martin imzalı "Game of Thrones" (Taht Oyunları) şimdilerde Amerika'da çizgi roman versiyonuyla da okurlara ulaştı.
"Yetişkinlere hitap ediyor", "+16" ibareleriyle piyasaya çıkan çizgi romanın yayımcısı Dynamite Entertainment.

Kapak: Mike Miller

Yazanlar: George R.R. Martin, Daniel Abraham

Çizen: Tommy Patterson

Renk: Ivan Nunes
Dizi Amerika'da 4. sayısına ulaştı... Bu çizgisel şöleni okumak ister miyiz bilinmez :) Yayıncılara duyurulur!

17 Ekim 2011 Pazartesi

Emre Yavuz GON'dan Ayrılıyor!

Herkese merhaba,


Bu, Gon Çizgi Roman bünyesinde benden alacağınız son haber maili oluyor. Geçtiğimiz 4 yıl içerisinde, acısıyla tatlısıyla size çizgi roman sağlamak için elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Genelde bu işi yaparken çok eğlendiğimi söylememe gerek yok. Arada istemeden kırmış, kızdırmış olduklarım olabilir. O da benim kusurum olarak kalsın bir kenarda ama illa ki beni de kırmış ve kızdırmış olanlarınız da olmuştur [kavga çıkartırmışım burada bu şekilde mesela??!!]


Sonuç olarak iyisiyle kötüsüyle 4 yılı devirdim ve başka mecralara akıyorum. Yine çizgi dünyası içerisinde olacağım ama işin mutfağında çalışma fırsatı geçti elime ve ben de bu fırsatı iyi bir şekilde değerlendirmek için aranızdan ayrılmak zorundayım. Sorularınızı bundan sonra cenk@gonkit.com ve bilgi@gonkit.com üzerinden sorabilirsiniz. Neyse ki Cenk gibi bir insanla çalıştım yıllar boyu ve gözüm zerre arkada kalmadan gidebiliyorum. Hepinize çok teşekkürler. [zaten birçoğunuzla görüşürüz Gon’da. Bundan sonra müşteri olarak takılacağım buralarda] Asıl konuya gelirsek, Yeni çizgi romanlar geldi. The New 52 serisinin ilk hafta dergileri de var bunların arasında!!!


TRT vedası da yaptım mı, bu iş tamamdır Sağlıcakla kalın, sevgisiz kalmayın,


Emre Yavuz


Gon Çizgi Roman


+90 212 2459820


www.gonkit.com


www.rob389.com


www.twitter.com/goncizgiroman

HighScore Bölüm1: Marvel vs Capcom, Moto GP... tekjeton

Teks Altın Klasik Seri 21. Sayı Çıktı!

15 Ekim 2011 Cumartesi

KADER DİYE BİR ŞEY VARDIR VE SİZİN SEÇİMLERİNİZLE DEĞİŞİR…

KENDİ MACERANI KENDİN YARAT!


TEK BAŞLANGIÇ YÜZLERCE FARKLI SON!

Bu kitabı okumaya normal bir kitap gibi birinci sayfadan başlayın. İlk bölümün sonunda, önünüze bir yol ayrımı çıkacak. Kararınızı verin ve ilgili bölüme gidin. Her bölümün sonunda seçimlerinizle kaderinizi kontrol etmeye devam edeceksiniz.Kitabı okurken bazen hiç beklemediğiniz bir yere ulaşacak, bazen de kendinizi daha önce olduğunuz yerde bulacaksınız. Hayatın size neler hazırladığını asla bilemezsiniz. Ama şunu biliyorsunuz, iyilikler her zaman ödüllendirilmiyor ve bazen hatalı kararlar, şahane olayların başlangıcı olabiliyor. Her yolculuğun sonunda başa dönüp tekrar başlayın, unutmayın, herkes ikinci bir şansı hak eder. Yüzlerce farklı hayat sizi bekliyor. İyi şanslar.


Elinizdeki romanın kahramanı sizsiniz!
Bu şahane roman size yepyeni dünyalar sunuyor: Siz okudukça dönen, şoklar ve mucizelerle dolu dünyalar!

Köşkün biricik efendisi mi olacaksınız, nehir kenarında yaşayan bir evsiz mi?
Hayatınızın aşkıyla sonsuza dek mutlu ve sakin bir hayatınız mı olsun, yoksa zirvede tek başına bir bilim insanı olarak mı öleceksiniz?
Japonya'da Zen rahibinin yanında mı bitecek öykünüz, New York'da bir karavanda mı?
Kader mi hayatımızı yönlendiriyor yoksa yaptığımız tercihler mi?
Gerçek hayatta geçmişinizi değiştiremezsiniz ama Şahane Hatalar'da imkansız diye bir şey yok!
Yine de küçük bir uyarı, seçimlerinizi dikkatli yapın.



Tıpkı hayatın kendisi gibi, ne zaman ne olacağını asla tahmin edemeyeceğiniz, dopdolu bir kitap.
Forbes

Uyuşturucu, tecavüz, patlama, sevgi, aşk, huzur. Duygulu anlatım, kapkara mizah.
Publishers Weekly

Raydan çıkmaya hazır mısınız?
NY Times

Başroldesiniz, hakkını verin.
Newsweek


Yazar Hakkında:
Heather McElhatton Minnesota'da yaşıyor. Çılgın kurgulu Şahane Hatalar ile Amerika’da yeni bir edebiyat gündemi oluşturdu.
Aynı teknikle yazdığı kitaplar çok yakında April Yayınları’ndan çıkacak


14 Ekim 2011 Cuma

Yitik Öyküler Kitabı

Hazır olun!
Sevgili dostumuz ve olmazsa olmazımız M. İhsan Tatari, nam-ı diğer mit’in yeni öykü derlemesi Yitik Öyküler Kitabı çok yakında raflardaki yerini almaya hazırlanıyor!
Bu Yayınları’ndan çıkmaya hazırlanan, M. İhsan Tatari’nin yazmış olduğu dokuz öyküyü içinde barıdıran kitap okurları maceradan maceraya sürükleyecek. Ayrıca her hikayeye özel çizilmiş görseller kitaba çok daha farklı bir bakış açısı katıyor.

Bundan bir yıl önce, ilk kitabı Yemin ve Öç ile karşımıza gelen Tatari, yeni öykü derlemesi olan Yitik Öyküler Kitabı’yla da her birimize farklı maceraların kapısını açacak! Yazarın, seçki dahil olmak üzere farklı mecralarda yayımlanan ve bunlara ek olarak bir adet yeni öykü yazılan derlemenenin tanıtım metnine dilerseniz hep beraber göz atalım:

Dokuz…


Kılıçlar ve kalemler, şövalyeler ve hırsızlar, büyücüler ve cadılar, yaşayan ölüler ve insanlar, cesurlar ve korkaklar, dürüstler ve yalancılarla dolu dokuz farklı öykü.


Mısır’ın engin çöllerinden nükleer bir felaket sonrası İstanbul’a, iblislerin hüküm sürdüğü alternatif boyutlardan gelecek zamanların teknoloji harikası şehirlerine, perili köşklerden cıvıl cıvıl üniversite kampüslerine dek uzanan dokuz farklı hikâye.


Kimi zaman heyecanlandıran, kimi zamansa duygulandıran, kimi zaman düşündüren kimi zamansa kahkahalar attıran dokuz farklı macera.


Dokuzu da aynı yazarın kaleminden, dokuzu da tek bir kitapta, elinizde tuttuğunuz cildin sayfalarında…


Hayal gücünüzün kapılarını aralayın.
Editörlüğünü ve sayfa tasarımını Aşkın Güngör’ün üstlendiği kitabın kapak tasarımını Rıza Türker, iç sayfa çizimlerini ise Celalettin Ceylan, Devrim Kunter ve A. Gökhan Gültekin üstlenmiş. Ayrıca değerli yazarlarımızdan Aşkın Güngör’ün bu kitaba da bir Ön(süz)söz yazdığını not olarak düşelim.
Henüz kitabın kesin çıkış tarihi ve fiyatı bilinmemekle beraber, künye bilgileri ve tanıtım yazısı için buraya tıklayabilirsiniz. Yakın zamanda son detaylar belli olunca da sizlere haber olarak duyuru yapacağız.
Sevgili M. İhsan Tatari’yi bu başarısından dolayı bir kez daha tebrik ediyor, daha nice kitaplarının çıkışını buradan duyuracağımızı ümit ediyoruz.


***


Kitap şu an baskıda ve önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Eğer bir aksilik olmazsa bir de önümüzdeki İstanbul Kitap Fuarında imza günü düzenlenecek. Buradan başta Aşkın Güngör, çizer arkadaşlar, Bu Yayınevi çalışanları ve Kayıp Rıhtım ekibi olmak üzere emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür etmek isterim. Ayrıca yorumlarını esirgemeyen siz değerli blog dostlarıma da teşekkürü bir borç bilirim.



Şimdiden keyifli okumalar...



M. İhsan Tatari Facebook

Linkler

Related Posts with Thumbnails