28 Şubat 2010 Pazar

Cemal Nadir Anıldı


ÇROP mu Çorap mı?

ÇROP'a kendi aramızda "çorap" da derdik eğlenmek için. Google'da arama yaparken "çrop" yazsak da inatla "çorap mı demek istediniz?" sorusuyla karşılaştık hep. İşte çizgi romanlı bir çorap. 42 numara... Hangi yaşta kim giyer ki bunu ayağına? Muhtemelen çoğumuz :)
Rıdvan Şoray

27 Şubat 2010 Cumartesi

İzmir Japon Filmleri Festivali 2010

27-28 Şubat 2010 tarihleri arasında İzmir'de İzmir Japon Filmleri Festivali düzenlenecektir
PROGRAM:
27 Şubat (Cumartesi)
12:30 Açılış Töreni
12:40 Tokyo Kulesi - Annem ve Ben, Bazen de Babam-
15: 40 Mahfuz Kılıç
18: 40 TEKKONKİNKREET
28 Şubat (Pazar)
11:00 Evimiz Hakkındaki Herşey
13:30 Coo ile Geçen Yazı
16:10 Herzaman -3.Cadde'de Günbatımı- 2
Tüm eserlerin detaylı tanıtımı için festivalin sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Tarih: 27-28 Şubat 2010
Yer: DESEM (Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi) - DEÜ Rektörlük Binası Cumhuriyet Bul. No.144 35220 Alsancak İzmir
Kroki için tıklayın.
Detaylar: Giriş ücretsizdir. Tüm filmler Japonca seslendirmeli olup Türkçe altyazılıdır.

Kaynak - anime.gen.tr

Naruto'nun Yönetmeni İstanbul'da

Pera Müzesi'ndeki film gösterimleri Bağımsız Belgesel: Yoksulluğun Sonu Mu, savaş zamanı Fransız sineması ve Japon animasyonlarının gösteriminden oluşan dopdolu bir programla devam ediyor. Japon Animasyonu: Seminer ve Gösterim – Hajime KamegakiJaponya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle Japon Animasyonu üzerine seminer ve gösterim düzenlenecek. Japonya’nın Pöpüler Kültürü 'ANİME” nasıl yapılıyor?' NARUTO Shippuuden the Movie’nin yönetmeni Hajime Kamegaki bunu anlatacak. 1957 doğumlu Kamegaki animasyon yönetmeni olarak Tokyo Meslek Yüksek Okulu Grafikerlik Okulu ardından ilk eseri ‘Muteki Çoujin Zambot”u yaratır. Çok sayıda eserin yapımında rol oynamış olan Kamegaki 20 yılı aşkın bir kariyerle, günümüz anime dünyasında önemli bir eyere sahiptir. En iyi bilinen yapıtları arasında ‘Fushigi Yuugi’, ‘Sonic X’, ‘History’s Strongest Disciple Kenichi’ ve ‘NARUTO Shippuuden the Movie’ yer alıyor.
27 Cumartesi 2010
18:30 Japon Animasyonu Seminer ve Gösterim

26 Şubat 2010 Cuma

Superman'i Solladı

Batman'in 1939 tarihli çizgi romanıi 1 milyon 75 bin 750 dolara satıldı. Superman'in 1938 tarihli ilk sayısı 1 milyon dolara satılmıştı (07.53, aa)

LEGION ve of SUPER HEROES

Geleceği konu edinen bir çok çizgi roman okuduk şimdiye kadar. Ancak bunlardan sadece birinin nasıl şekillendiği bugünlerde çizildi. DC Comics'in Legion Of Super Heroes ekibi; detaylı LSH bilgi, 1958 yılında okurla buluştu ve bugüne kadar da yüzlerce sayıya ulaştı. Peki geleceğin bu süper kahramanlarının kökeni neydi? O da 41 yıl sonra 1988 yılında anlatıldı: L.E.G.I.O.N.
LEGION '89, Dc comics'in INVASION (İşgal-yazan çizen takımı: Keith Giffen, Bill Mantlo ve Todd McFarlane) öyküsünde başlar. Birleşen uzaylı bir ton ırk dünyayı işgale gelirler ve yolları üzerindeki gezegenlerin şampiyon ve kahramanlarını da toplayarak bir cezaevi uzay gemisine kapatırlar. Sonunda kahramanlar kazanır ve dünya kurtulur. Bu tutukevinden kaçan Brainiac'ın oğlu; ki Braini Süperman'in can düşmanıdır, Vril Dox yanına aldığı küçük bir grupla Colu gezegenine (Memleketine) baskın verir. Cani ruhlu Colu bilim beyinlerini alt eder ve o beyin gücü bedenleşerek uzaya açılmak zorunda kalır. İşte bu gezegeni kendine üs eden Vril burada bir tür "uzay polisi"-"lejyon" kurar. Yanındakilerle birlikte aralarında Lobo'nun da olduğu bir alay uzaylı yeteneği ve süper gücü de ekibine katarak her tür diktatör, terörist, suçlu ve mafyatiğin peşine düşer.
Bu ekipte çocukluğundan beri yanında gezinen bir de Durlan (biçim değiştirici uzaylı) vardır. Dostu, akıl hocası, desteği ve düşmanıdır. Derken bir gün anlaşılmadık bir şekilde bu Durlan kaybolur ve yerine hayalet bedene dönüşebilen ve hafızası yitik bir kız geliverir. Vril çıldırır ama olmuşa çare yoktur bunu sineye çeker.
Serinin tamamında karşımıza yıllar önce okuduğumuz ama gelecekte geçen öykülerdeki uzaylılar
ve düşmanları çıkmaya başlar. Hatta gelecekteki öykülerde yer alan kahramanların bazılarının kökeni bu seride ortaya çıkar. Bu gelecekte öyküleri geçen serinin adı "Legion of Super Heroes".
DC comics ilginç bir olaya el atmış ve 30 ve 31. yüzyılda yaşanan kahramanlık öykülerinin kökenini 1989 yılı itibariyle oluşturmaya karar vermiş. 1958 yılından bir kaç on yıl sonra yani.
LSH'nin öyküsü şudur:
Brande adlı bir zengin işadamına suikast düzenlenir ve bazı genç yetenekli kahraman da onun hayatını kurtarır. Bunun üzerine Brande onlara teknolojisi yüksek bir kulüp binası kurar. Burası zamanla diğer gezegenlerden gelen kahraman gençlerin buluştuğu bir kulüp, daha sonra da üssü haline gelir.İşte bu ordu kadar kalabalıklaşan LSH'de adı geçen tüm karakterlerin alt yapısı LEGION'da yatıyor.
Brainiac 5 grubun beynidir ve en amansız düşmanlarından biri Stargrave'dir yani Colu'nun bedensellenmiş beyin takımının gelecekteki hali. Hayalet bedene girebilen kız bir öyküde aynı güce sahip bir grubu kurtarır. Bunlar daha sonra ataları olacaktır. Bayıldım buluşlara.
Seriyi okurken aldığım keyfi anlatmam mümkün değil Bu arada hemen dört noktayı hatırlatayım:
1. Legion-Rebels: LEGION olarak baslayan ilk seride DOX'un abuk bir şekilde oğlu doğdu. Uzun anlatmamayım ama durum harbiden abuk ama kendi içinde tutarlı. Bu oğul bir yaşında falanken polis örgütünü dehasıyla ele geçirerek babasını öldürmeye kalkışıyor. Baba da kendi organizasyonu tarafından kovalanıyor veledi alt etmeye çalışıyordu. Bu kaçma-kovalamaca kısmına REBELS adı verilmişti (17 sayı). Yeni REBELS serisi bu hikayeden uzak farklı bir konuyu ele alıyor.
2. Kaybolan Durlan boyut zaman atlayarak geleceğe gitmiş ve orada tutunabilmek için insan kılığına girmiş. Hemen anladınız: Brade'nin kendisi LSH'nin bir özel sayısında (1980'lerde) Brande hastalanır ve yatağa düşer. Onu kurtaracak tek şey LSH içinde olduğu varsayılan akrabasıdır. Tüm insansılar elenir geriye Chameleon (Bukalemun) boy kalır. O zamanlar buna gerekçe olarak evi mecburen terk babalık gibi hikaye anlatılır... Bugün bu hikaye geliştirilmiş anlayacağınız üzere (yandaki sayı-kapak).
3. LEGION ve REBELS serilerini okurken yanlarındaki rakamlar dikkatinizi dağıtabilir. 89'dan başlayarak 94'de biten Legion ile 96'da biten Rebels'in yayınlandığı yıllar bunlar. Kaçıncı sayı olduklarını belirten rakamları takip etmeniz yeterlidir.
4. Şu anda REBELS serisi yeni bir öyküyle çıktı okuyunun karşısına. Muazzam gidiyor dersem yalan olmaz. denk gelirseniz kaçırmayın.
Ümit Kireççi

25 Şubat 2010 Perşembe

1 milyon dolarlık çizgi roman

ABD'de Superman çizgiromanının ilk baskısının çok nadir bulunan sayısı 1 milyon dolara satıldı.
ComicConnect.com adlı internet sitesi tarafından yapılan açık artırmada, 1938 yılının haziran ayında basılan derginin 1 milyon dolara satıldığı, bunun bir çizgi romana biçilen rekor fiyat olduğu belirtildi. Sitenin kurucusu Stephen Fishler, çizgi romanının ilk sayısından 100 kadarının var olduğunu, bunların da birkaçının iyi durumda olduğunu düşündüklerini söyledi ve kitabın son olarak 15 yıl önce 150 bin dolara satıldığını, yeni sahibinin ise meçhul olduğunu ifade etti. Bundan önce bir çizgi romana verilen en yüksek fiyat 317 bin dolardı. Superman’in 1938 yılındaki ilk baskısı 10 sentten satılmıştı. İlk baskıda suçlularla savaşan süper kahramanın başka bir gezegende nasıl doğduğu, dünyaya gelerek sevgilisi Lois Lane için Clark Kent kişiliğine bürünmesi anlatılmıştı. (aa)

Ayraç Sayı 5 Çıktı

Ayraç’ın 5. sayısını sizlere ulaştırmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 5. sayımızla birlikte Ayraç’a göstermiş olduğunuz ilginin her geçen gün daha da artarak büyümesi de bu mutluluğumuzu pekiştiriyor.
Bu sayımızın kapağına kitabı ve kütüphaneleri koyduk ve bunun bize çokça yakıştığını düşündük. M.Seyfettin Özege ve Nurullah Pertevoğlu’ndan yola çıkarak ‘Kitaplar Kitabını Bulmak…’ için bir gayrette bizden olsun istedik. Bizi bu gayrete ortak ettiği ve vesile kıldığı için sevgili Ali Utku’ya ve arşivini bizlerle paylaşan kıymetli E.N.İşli Hocamıza teşekkür ediyoruz…

Kitaplar kanatlarımız, Kütüphaneler kanat açtığımız gökyüzümüz. Ali Utku’ya İSAM’dan M.Birol Ülker ve Yakup Öztürk de katkılar yaptılar.

Feridun Andaç “Yazıdan Yoruma” isimli köşesinde “Calvino Bir Başlangıç Noktası Olabilir” başlıklı yazısıyla okuyucuyla okuma seyahatine devam ediyor. Abdullah Yavuz Altun J.M. Coetzee’nin “Kötü Bir Yılın Güncesi” kitabıyla alakalı yazdığı incelemesiyle, Yunus Emre Tozal J.Baudrillard’ın Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği ve Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu kitaplarının tahliliyle, Ayşenur Acar J.Saramago’nun Görmek ve Körlük kitaplarından hareketle hazırladığı tahlille, Ulvi Ali Birkardeşler “Yazarın Okur Olarak Portresi” başlıklı yazısıyla aramızdalar. Furkan Arık “Üç Malcolm Bir X” yazısıyla, Himmet Uç “Felsefe ve Tasarım” yazılarıyla 5. sayımızın dikkat çeken yazarları arasındalar.

Bu sayımızın söyleşisini 14 yıl aradan sonra yeni şiir kitabını, Hudayinabit’i yayınlayan Süleyman Çobanoğlu ile yaptık. Ayrıca söyleşi öncesinde Furkan Çalışkan’ın Hudayinabit’e dair analizini okumanızı tavsiye ederiz.

Mukadder Erkan’ın William Golding’in Sineklerin Tanrısı kitabından yola çıkarak yazdığı tahlil yazısı, İbrahim Tüzer’in “Eski Yunan ve Lâtine Dönüş Fikrinin Panoraması ve Bir Eleştiri Olarak Ömer Seyfettin’in Boykotaj Düşmanı” başlıklı yazısı, Sadık Yemni’nin Stephen King incelemesi 5. sayımızın özellikle dikkat çeken yazıları. Cemil Üzen Tolstoy’un Sevginin Yasası & Şiddetin Yasası kitabını, Cenk Özkömür Hayalet Oğuz lakaplı Oğuz Halûk Alplaçin’in O Pera’daki Hayalet kitabını, Murat Durmaz Edebiyat ve Patates Turtası Derneği kitabını, Zeynep Elbasan The Writing of the Disaster kitabını tahlil etti.

Ali Görkem Userin rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun meşhur Okuyucularla başlıklı köşesinden mülhemle hazırlanan Okucularla kitabını, Mehmet Akif Ertaş Thomas Mann’in önemli kitabı Tonio Kröger’i, Ahmet Edip Başaran Furkan Çalışkan’ın ilk şiir kitabı olan Kabahatler Kanunu’nu, Suavi Kemal Yazgıç Oğuz Atay İçin Bir Sempozyum kitabını yazdılar. Ayşenur Gönen üç önemli yönetmenimizle ilgili çıkan kitaplar olan, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz kitaplarını, Petek Sinem Dulun Mahir Karayazı’nın Beş taş kitabını, Cemal Şakar Çöl Deniz – Hz. Hatice kitabını tahlil etti. Ümmügülsüm Tat “Limon Ağacı”na dair, Teodora Doni “Omuzumda Hemençe”ye dair, Nurullah Turan “Sorun Çağının Anatomisi Çağımızın Felsefece Teşrihi” kitabına dair gözlemlerini yazdılar.

Özlem Yaşar bu sayıda Picasso’yu yazdı. Gelecek sayılarımızda yavaş yavaş Türk ressamlarına da geçeceğini şimdiden duyurmuş olalım. Kapanmış Dergiler Antolojimizde, Selçuk Küpçük “İnsan Saati” dergisini yazdı. Şeyh Hacı Mustafa Efendi ve Kallâvi Efendi bir önceki sayıda siyaset üzerine yaptıkları muhabbette kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Demiş ki Kavafis; “…Gideceğim başka bir yer yok, gidecek olsam kitaplığımın sokakları peşimden gelecektir…”


Şahin Torun

Genel Yayın Yönetmeni / sahin.torun@ayracdergi.org

Yunus Emre Tozal

Editör / editor@ayracdergi.org

24 Şubat 2010 Çarşamba

Çiko Senaristler İçin Ne İfade Eder?

Zagor'un Lal Kitap 86. sayıda başlayan New Orleansın Kenar Mahalleleri isimli Moreno Burattininin yazdığı macera, daha çok 90. sayıdaki Kanlı Piramit adıyla anılıyor. Zagor'un yeni ve acımasız düşmanı Prof. Richterin peşinde, gizemli Atlantis temasına dayanan uzun soluklu saganın 5 sayılık bu uzun bölümünü üstad Ferrinin çizmiş olması hakikaten keyif vericiydi.
90. sayıda yeralan Bataklıktaki Şehir isimli öykünün sonlarına doğru, bin bir sıkıntıyla Aztek piramidine girmeyi başaran Zagor, Çiko, Lafittein kızı ve üç adamı fark edilir ve piramidin dibindeki kanallarda sıkıştırılırlar. Tek kurtuluşları kanal çıkışındaki demir parmaklıktan geçmektir. Zagor kalın parmaklıkları elleriyle genişletmeye çalışır. Ancak dostumuz Conan olmadığı için bu iş umutsuz bir girişim olarak kalacaktır. Diğerleri Zagor'un bu umutsuz girişimini kaygıyla izlerken, Çiko dostunu onore etmeye çalışır. 90. sayfanın ilk karesinde Zagor'un bu gibi işlerin üstesinden geldiğini çok gördüm. Bunu başaracak biri varsa oda Zagor'dur. Sülalemin bütün bıyıklıları adına! der bilgece. Zagor ise olayın icraat ve kibir kısmındadır. 3. karede Çiko'yu işaret ederek, "siz de yavaş konuşun özellikle sen Çiko!.. Alçak sesle konuşmanız için yaptığım bütün uyarılara rağmen karga gibi ötmeye başladın yine!" diyerek olanca gücüyle Çiko'ya bağırır. Koca göbekli dostumuz biraz şaşırır ama Zagor'un bu kendini beğenmiş hallerine alışmış gitmiştir bildiğiniz üzere.
Burattini Çiko serisinin yazarı olması vesilesiyle midir bilinmez sık sık Çiko'yu aşağılamayı senaryo gereği gibi algılıyor. Bu biraz da Nolittadan kalan bir mirastır aslında. Zagorun Çiko'yu iki kere tokatlamışlığını biliyorum. Peki, bu yapılan muamele doğru mudur? Çiko ikide bir yıllardır ardını topladığı dostu tarafından aşağılanmayı hak ediyor mu sizce? Kaç kere Zagor'un hayatını kurtardığına şahit olduk. Kabusta aldığı ölümcül yara ile gururu mahvolan Zagor'u, Çiko'nun ağlayarak doktorun arabasına atıp götürdüğü sahneleri kim unutabilir ki?.. Her şeyden öte Bonelli kahramanları arasında adına küçük te olsa bir seri yayınlanmış başka bir yan karakter daha olmayan bu kadim yan kahramanımızın maruz kaldığı hakaretvari sahneler bence sık sık haksızlığa varıyor. Çiko'nun özlediği sakin, huzurlu ve tabiî ki bol yemekli bir emeklilik hayatı Zagor sayesinde hiçbir zaman gerçekleşmiyor.
Üstüne üstlük bir de aşağılanma Çiko'nun tüm olumsuzlukları, Zagor'un da tüm olumlu yanları üstlendiği bir tür ikizlik durum var bunlarda. Ama kendini beğenmişlikle Zagor bu dengeyi olanca gücüyle kendi olumsuz tarafına yüklemekte. Allahtan Mauro Boselli gibi usta yazarlar da var. Üstad, 91. sayıda başlayan bir sonraki macera Dünyanın Sonunda Çiko'ya hak ettiği onuru vermeye gayret etmiş. Önceki macerada geçen o sevimsiz detayı fark edip yaptığına bahse girerim. Zagor ve Honest Joe'nun Çiko'yu sürükledikleri belayı hissettirmemek için yaptıkları, Zagor'un Çiko'dan özür dilemesi filan bana bir tür günah çıkarma gibi geldi. Boselliyi kutluyorum. Çiko bizim için çok önemli. Ona gereken onur ve değer verilmeli!
Selamlar
Lami Tiryaki

23 Şubat 2010 Salı

Çakma bir Tenten İstanbul'da

2008 yılında 80. yayın yılını kutlayacak olan Tenten (orijinali: Tintin), dahi yaratıcısı Hergé’in hayat verdiği dünyaca ünlü bir çizgiroman kahramanıdır. Dile kolay, tam 80 yıl... Üç çeyrek asrı aşan bir yayın kariyeri ve başarısı.

Avrupa çıkışlı çizgiromanlar içinde en popülerlerinden biri olmasının yanı sıra; maceralarındaki inanılmaz gelecek öngörüleriyle, faşizmi çağrıştırdığı iddia edilen özellikleriyle, hatta kendi ülkesinin senatosunda bu konuda siyasi bir tartışmaya sebebiyet vermesiyle ve Tenten Kongo’da adlı macerasının yakın geçmişte İngiltere’de ırkçı bulunarak yasaklanmasıyla tanınan ve yaratıcısına ömrünü de aşan bir şöhret hediye eden Tenten’i eminim bilmeyeniniz yoktur.
Peki ya, Tenten’in bir zamanlar İstanbul’u ziyaret ettiğini duymuş muydunuz?
Evet, yanlış okumuyorsunuz. Ünlü çizgiroman kahramanı Tenten, 1960’lı yıllarda çizgiroman karelerinde İstanbul’u ziyaret etmişti, hem de iki kez...
İki ziyaretinde de korsandı Tenten. Yo, o bildiğiniz tek gözü kara bir bantla kapatılmış, takma tahta bacağı ve siyah, kurukafalı bilinen bayrağı ile bir korsandan bahsetmiyoruz. Tenten’in buradaki korsanlığı sadece korsan baskılı maceralardan ibaret. Yani, ortaya çıktığı ve yaratıcısının elinden hayat bulduğu yasal ve resmi maceralarından ayrı -ve izinsiz- olarak hazırlanmış maceralar bunlar. Korsanlığı işte buradan kaynaklanıyor.
ÖYKÜ ŞÖYLE:
Burhan Yayınlarından salı günleri yayınlanan haftalık bir mecmua olan Tenten, o döneme kadar yayınlanan orijinal maceralarının oluşturduğu ‘stok’ maceralar tükendiğinde iyi giden satışlarından dolayı sona erdirilmek istenmez. Varolan 23 macerasına ilave edilecek olan yeni Tenten maceraları Türkiye’de üretilmeye başlanır ve 17. Tenten cildi, bu ilk müstesna maceraya ayrılır (sadece bununla da yetinilmez ve birazdan aktaracağım diğerleri de seriye eklenir). Maalesef elimde yalnızca bu haftalık mecmuanın fasikül kapaklarının kopartılıp ciltlenmiş versiyonları mevcut olduğundan kesin baskı tarihi giremiyorum. Ayrıca bu ‘korsan’ Tentenleri kimin çizdiği de hâlâ bir sır. Ancak seneler önce Yapı Kredi Yayınları Tenten maceralarını Türkiye’deki en kaliteli baskısıyla yeniden hayranlarına sunarken, bu vesileyle benimle ropörtaj yapan Sayın Ragıp Duran’a da belirttiğim gibi, dönemin bu tarz çizimlerinden bazılarına imza atan karikatürist Erdoğan Bozok’un ismi rivayet şeklinde bu Tentenlerle birlikte anılagelmekte.
Gelelim Tenten İstanbul’da macerasına. Serinin tamamı gibi oldukça naif ve acemice, çalakalem hazırlanan bu macerada (zira o yıllarda film masraflarını azaltmak isteyen yayıncılar bir çizer tutarak ışık geçirgen aydınger kağıdına orijinal çizimlerin üzerinden kopya ettirir ve baskıda bunları kullanırlardı), hemen tüm Tenten karakterleri rol almıştır. Ve sanki kaçınılmaz Tenten öngörüleri bunda da devreye girmiş ve konu, ezeli -ayrıca hasmane- komşumuz Yunanistan’a da uzanmıştır. Her iki ülkede de Kaptan Hadok’un sıkı dostları vardır. Türkiye’den Badi Nuri, Yunanistan’da ise Palavradis...
İlginç bir anekdot da Tenten’in beyaz Fox-Terrier cinsi köpeğiyle ilgili: Almanya’da yayınlanırken ‘Struppi’ adını alan Tenten’in sevimli köpeği Milou, ülkemizde ilk önceleri ‘Boncuk’ ismiyle anılırken, sonraları da ‘Fındık’ adıyla özdeşleşmiştir.
Tenten İstanbul’da’nın senaryosuna göre Kaptan Hadok’a eski arkadaşı ‘Denizler Kurdu’ Kaptan Badi Nuri’den bir gemi miras kalır. İstanbul’dan, bekçi Çatana Hayri’den bir davet mektubu alan Kaptan, Tenten’le birlikte mirasını almaya İstanbul’a gelir. ‘Yol Verin Aslana’ isimli gemi Haliç’de demirlidir. Paspal görünüşlü ve iyice dökülen hurda bir şilep olan bu geminin miras bırakılması Tenten’i işkillendirir. Ardında yatan sırrı araştırmaya gemiden başlarlar. Gemiyle birlikte miras kalan bir papağan onları Badi Nuri’nin eski kamarasında karşılayacaktır. Papağan sürekli, "Abidik, gubidik! Öztürk, Yeşşeee!" çığlıkları atmaktadır. Hatırlanacağı gibi bu ifadeler Yeşilçam’ın unutulmaz komedyen aktörü Öztürk Serengil’in bir nevi sesli kartvizitidir.
‘Korsan’ Tenten serüveni yaratmaya soyunan ‘girişimci’ yayıncımız bu kez de Tenten’i ülkemize iyice maledebilmek için müthiş adaptasyonlara girişmiştir. Karabela Export-Import isimli denizcilik şirketinin sahibi olan Anton Karabela, ‘Dünyanın her yerinde kolu vardır’ yazılı bir kartvizitle hurda gemiye alıcı olur. Bu noktadan sonra da her yerde Kaptan ile Tenten’in karşısına çıkar. Amacı Badi Nuri’nin sakladığı gizli bir hazineyi ele geçirmektir. Karabela işi Tenten’i kaçırmaya kadar vardırır, onu zindana atıp sorgular. İkiz polis dedektifleri Dupont ve Dupond’un mizah yüklü ara katkılarıyla, kaçma kovalamacalarla, Pire’den Ege Denizine uzanan serüven, Tenten’in sünger avcılarının kullandığı bir dalgıç kıyafetiyle yaptığı bir deniz dibi taramasına dek açılım yakalar.
Tenten İstanbul’da’nın en ilgi çekici özelliklerinden birisi de kullanılan adaptasyon Türkçesi ve bunu sağlama yolunda başvurulan yerel deyimlerdir. Örneğin bunlardan en belirgini Tenten’in bir ara, "Kayseri sucuğu gibi bağlanmaktan," bahsetmesidir. Bu ilginç listeye uzatmak mümkün:
- Boncuk, "Tenten’i kaçırdılar! Yetişin, ey ümmeti Muhammed," diye -bilindiği gibi sadece okuyucunun duyabileceği- çığlıklar atar.
- Tenten, "Yiğitliğin onda dokuzu kaçmak, biri ise hiç görünmemektir," der.
- Boncuk, ilerleyen sayfalarda miras kalan gemideki geveze papağanı taklit ederek, "Yeşşe, lahmacun gibi laf ettim," gibi ifadeler sarfeder.
- Kaptan içmek için "Kavaklıdere Şarabı" sorar ve "Gemilerde talim var" şarkısını mırıldanır.
- Tenten, Kaptan Hadok’a, "Sen anlayana kadar Üsküdar’da sabah oldu," der. Hatta bir süre sonra papağanın -ve Boncuk’un- diline doladığı Serengil patentli malum "Yeşşe" nidasını kullanarak, "Yeşşe, Kaptanı Derya Paşa," şeklinde ifadelerle sevincini gösterir.
Macera Pire’den sonra ilginç bir yaklaşımla iyice sürreal kıvama bürünür. İlkin bir anlatım karesinde, "... elbette yazarla ressam birşeyler uyduracak," diyerek konuya bir çıkış arandığı seslendirilir. Derken kahramanlarımız gemiyle denizin ortasındayken birdenbire Turnusol çıkagelir. Bu kez de o, "Ressamla yazara rica ettim de beni hemen bu maceraya ittirdiler," der. Kaptan ise, "O yazarla ressam bizi doğduğumuza pişman ettiler bu macerada," gibisinden hafif yollu bir sitem yollar. Bu türden ifadelerden, ‘korsan’ çizere ilaveten bir de ‘korsan’ Tenten yazarımızın olduğu çıkarsamasını yapabiliriz sanırım.
En can alıcı ifadelerden birisi de Kaptan’ın, "Fesuphanallah"ıdır.
Sonunda Badi Nuri’nin bıraktığı define haritası bulunur. "Adımı bilen adamı da bilir," notu onlara bir hazinenin varlığını yeniden hatırlatır. Ege’ye açılırlar. Bir adanın yakınına demir atarlar. Fakat bu adanın -garip bir şekilde- tropikal ağaç ve bitkilerle dolu olduğunu(!) belirtmekte fayda var. Sanırım çizerin yakınındaki Tenten dökümanları sadece bunlardan ibaretti!.. Turnusol’un altının yerini tespit eden sarkacı devreye girecek ve hazine olarak geminin kendisini gösterecektir. Sonuçta sırada Tenten’le Turnusol’un zafer ve sevinç dansı vardır: "Abidik, gubidik! Tvist, tvist."
En nihayetindeyse Kaptan, "Sizi Marmara Canavarı isimli maceraya bekliyorum," diyerek bir sonraki ‘korsan’ Tenten macerasına okuru davet eder.
MARMARA CANAVARI
Maceraya okuyuculara hitap eden Tenten imzalı bir mektupla girizgâh yapılır:
"Sevgili Tenten okuyucuları; Bu yazı Kaptan ile ben İstanbul’da geçirme kararı verdik. Geçen gelişimizde güzel İstanbul’a bir türlü doyamamıştık. Kaptan, Kınalıada’ya yerleşmeyi ve bütün yazı balıkçılıkla, yüzmekle geçirmemizi istedi. Ben de onun bu teklifini sevinerek kabul ettim. Şimdi Kaptan, harıl harıl tekne ve oltalarla meşguldür. Dünyanın cenneti İstanbul’da sakin bir yaz geçirmek istiyoruz. Bakalım neler olacak?"
Konu Kınalıada panoramasıyla başlar, Kaptan ve Tenten buraya yerleşmiştir. Yetenekli bir balıkçı olduğundan dem vuran Kaptan coşkulu, Tenten ise kuşkuludur. Çünkü Tenten gazeteden avlanacakları Marmara’da bir canavar katilin türediğini okumuştur. Ancak Kaptan oldukça rahattır. Zira Türk polisinin işini bildiğinden emindir. Üstelik bu canavar bir de kendisine denk gelirse iyice pişman olacaktır. Bunula birlikte ikiz polislerin sürpriz İstanbul seyahatleri de sözkonusudur. Ve Kaptan’a göre belki de adı geçen canavarı onlar yakalayacaktır. Ancak canavarın ortalıkta olması Tenten’i rahatsız etmekte ve Kaptan’ın yalnız başına balık avlamaya gitmesine çeşitli numaralarla engel olmaktadır...
Kavaklıdere Şarabı yerine bu kez rakı içmeyi tercih eden Kaptan’ı sonunda rahat bırakmaya karar veren Tenten, İstanbul’a inip Cağaloğlu’ndaki gazeteci meslektaşlarından canavar hakkında malumat toplamaya karar verir. Öğrendiğine göre zanlı, Kazım adında Surdışı’nda oturan eski bir suçludur ve polis onun peşindedir. İkizlerle karşılaşan Tenten, onların iddia ettikleri gibi Marmara Canavarını bulduklarına inanmaz. Israrcı İkizler onu Galata Köprüsünün yakınındaki bir deniz müzesine götürüp buradaki bir tekneyi gösterir. (Meraklısına not: Gerçekten de o yıllarda Marmara Denizinde yakalanmış kocaman bir köpekbalığı böyle bir teknenin içinde, görmek isteyenlere 25 kuruşa gösterilmiş. Maceraya adını veren de -kendisiyle konunun hiç alakası olmamasına rağmen- bu dev ölü köpekbalığıdır zaten). Ancak Tenten insanları öldürüp duran gerçek katilin peşine düşmüştür bir kere. İkizleri bırakıp olayın gizemini kendisi çözmeye çalışan Tenten yeniden yola koyulur. Aksaray’dan Topkapı’ya, Bakırköy’den Yeşilköy’e dek uzanan bir İstanbul koşturmacasında Tenten başroldedir.
Aslında Marmara Canavarı olayı üç yıl önceki bir hesaplaşmada Tenten’in elinden kaçan Henri adındaki bir uyuşturucu kaçakçısının başının altından çıkmaktadır. Kazım isimli garibanı esir olarak tutan Henri’nin çetesi her gün birini öldürüp denize atmaktadır. Emniyetin dikkati deniz ve kıyılardayken de karayoluyla uyuşturucuları rahat rahat kaçırmayı planlamaktadırlar. Onların hesaplarını altüst edense Tenten olur. Son partiyi de kaçırıp suçu başlangıçyan beri üzerine attıkları Kazım’ı da bir intihar mektubuyla denize atacaklarken Kaptan’ın da yardımıyla çeteyi engeller. Gerisi polisin görevidir.
Bu macerada Türk deyimleri ve ifadeleri bir önceki kadar yoğun değildir:
- İkizler önceleri, "Çaylaklara bakınız, top tüfek atınız," diye laflarken sonraları, "Kendi düşen ağlamaz," gibi daha bilinen deyimleri kullanırlar.
- Bir ara da Kaptan suçlu zannettiği Kazım’a, "Yüzünü şeytan görsün," diye çıkışır.
Tenten’in İstanbul maceraları bununla sınırlı kalmaz. Ancak gezilerin çizgiroman versiyonu Marmara Canavarı ile sona ermiştir. Fransa ve Belçika’da tam manasıyla bir fenomen olan Tenten’le ilgili şimdiye değin yüzlerce makale ve düzinelerce araştırma kitabı yayınlanmıştır. Bu araştırma kitaplarına bu sevimli ve maceracı gazeteci kahramanın albümlerinin yayınlandığı ülkeler de konu edilmiştir. Eh, hâl böyle olunca dikkatlerin ülkemizdeki bu ‘korsan’ Tentenlere çekilmesi gayet normal. Yaratıcısı Hergé’in haberi ve izni olmaksızın hazırlanmış olan Türk yapımı bu Tenten çizgiromanlarının namı, Belçika ve Fransa’daki hayranları arasında epey yayılmıştı. Tenten fenomeninin özel tesadüflerinden birisi de bu noktada devreye girmiştir. Çünkü milli kahramanları konumundaki kahramanın ilk sinema macerasına fon olarak İstanbul seçilmiştir.
Fransız yapımı ‘Tintin et le Mystére de la Toison d’or’ veya bilinen İngilizce ismiyle ‘Tintin and the Mystery of the Golden Fleece’, 1962 yılında gösterime girdi. Jean-Jacques Vierne’nin yönettiği filmde Tenten, sert karakterli bir deniz kaptanıyla dostluk eden genç bir çocuktur. Kaptana bir tekne miras kaldığında, Tenten’i ve köpeğini tekneyi almaları için Türkiye’ye getirir. Tekne çok iyi durumda değildir, ancak bu arada ikiliyi ve köpeği öldürmeye yönelik çabalar şüphe uyandırıcıdır. Biraz daha araştırdıklarında teknenin kayıp bir hazineye giden anahtarı sakladığını öğrenirler. Karakterler elbetteki maceracı gencin konu edildiği popüler Belçika çizgiromanından alınmıştır. Jean-Pierre Talbot’un oynadığı Tenten’in yanı sıra bu filmde Kaptan Haddock’u Georges Wilson, Nestor’u Max Elloy, Angorapoulos’u (ismi başkent Ankara’yı çağrıştırıyor) Marcel Bozzuffi, Scoubidouvitch’i Dimos Starenios canlandırmış, Peder Midas adlı karakteri ise dönemin Türkiye ve İzmir aşığı Fransız asıllı ünlü şarkıcısı Dario Moreno oynamıştır. Filmin Remo Forlani’nin elinden çıkmış olan senaryosu da düz kurgusuna rağmen iyi işlenmiştir.
Bu bilgiler ışığında ‘korsan’ maceralara dönersek; sanırım ‘Tenten’ filmini seyreden dönemin Burhan Yayınları yetkilileri bundan etkilenip bu çizgiromanları mı hazırlamış görünmekte, ama gerçek bilinmez. Eldeki muğlak verilere bakılırsa her ikisi de mümkün görünüyor. Sonuçta Tenten bu filmle birlikte serüvenlerinde tam 3 kez İstanbul’u ziyaret etmiştir.
MERİH’E GİDİYORUZ
Gelelim üçüncü ‘korsan’ Tenten çizgiromanına...
Kaptan, eliyle dokunduğu evleri yıkabilecek kadar fazla ve olağanüstü bir güce kavuşmuştur. Profesör Turnusol’a göre bu durumun çözümü uzaydadır. Ağırlığın sıfıra ineceği fezada Kaptan da etkisiz kalacaktır. İşin içine kötü adamlar karışır...Kimseye zarar vermemek için kendini çöllere vurmuş olan Kaptan’ı bulup bindikleri cipe çelik bir halat bağlatırlar. Halatın bir ucu da Kaptan Hadok’un beline bağlıdır, ve onun kas gücüyle fırlattığı ciple birlikte sevimli üçlü uzaya açılmış olur. Hemen açıklayalım, Turnusol’un buluşu olan bir hap sayesinde uzayda özel giysi olmaksızın, rahatça nefes alarak dolaşabilmektedirler. Göktaşlarına kafa atan Kaptan insanüstü gücünün hâlâ kendisinde olup olmadığını kontrol etmektedir...
Bu esnada Turnusol kendince bilimsel açıklamlara girişir. (Açıklamaları orijinalinden aynen aktarıyorum). "Size yutturduğum feza hapı sayesinde fezanın bütün şartlarına dayanıklı hale geldiniz. Ne oksijene ihtiyacınız var, ne de soğuk ve sıcağa karşı elbise...Benim o kötü makinayı casus üstümüze çevirdiği zaman, içine yanlış tüp koymuştu. Bu xxt tüpü birisine tatbik edilince, hangi alanda kabiliyeti varsa o yanını şiddetle geliştirirdi.Kaptan, vücut kuvvetine çok önem veriyordu. Bu yüzden atomik bir güç kazandı. Dokununca evler yıkılıyordu. Bense zihin kuvvetine sahiptim. Bu yanım atomik bir gelişme gösterdi. Zihnim bütün problemleri yendi ve işte bu hapı yaptım..."
Maceranın ilerleyen sahnelerinde önce uzaydan dünyaya göz atarlar ve bir önceki ‘korsan’ macerada geçen istanbul ve Kınalıada’yı birbirlerine gösterirler. Ardından da Merih’e inerler. Merih’te Ortaçağ giysileri içinde, Dünyalılardan üçbin yıl ileri olduğunu iddia eden bir medeniyetle karşılaşırlar. Merihliler, Kaptan, Turnusol ve Tenten’in arkasından gezegenlerine gelen diğer -kötü- dünyalılara da izzet ikramda bulunur. (Maceranın başında Turnusol’ü soymuş olan kötü adamlar, uzaya çıkabilmek için aynı hapları kullanmışlardır.) Ancak bizim üçlü peşlerinden Merih’e gelen adamların asıl niyetlerinin Merih’deki altınlar olduğunun farkındadır. Bundan sonraki mücadele, kapitalin kimin elinde kalacağının belirlenmesi adına verilir. Sonuçta -her Tenten macerasında olduğu gibi- taşlar yerine oturacak ve olaylar tatlıya bağlanacaktır...
Merih’e Gidiyoruz adlı maceradaki ilgi çekici diyaloglara bir göz atacak olursak: Merih’in ilk kez görülmesiyle beraber Kaptan'ın ağzından dökülen ilk kelimeler, "Aman ne şahane birşey. Herhalde rakı vardır burada," olur. Ve ekler, "Altınlar, içki ve yaşasın Merih!" Turnusol’un, "Trilyonlarca altın götüreceğiz," ifadesine karşılık Tenten, "Ben de kendime bir bisiklet alacağım," türü alelade bir cümle sarfederken; Kaptan, "Ben de Tekel İdaresini satın alacağım," gibi kendince ve bakış açısını ele veren bir yaklaşıma bürünecektir. bir kare sonraki diyologlar (sırasıyla): "Merhaba ilmin zaferi!", "Merhaba güzel Merih!" ve "Merhaba güzel içkiler," şeklindedir.Profesörün gözlük kullanması Merihlilerce bir ‘cehalet’ örneği sayılır, zira bu onların üçbin yıl önce bilimsel olarak aştıkları bir sorundur. Sanat tarihi kitaplarından fırlamış gibi giyinen Merihlilerin ‘Merih Postası’ adlı gazetesi -elbette ki, ve kaçınılmaz olarak- Türkçedir. Hatta bir ara karelerden birinde beliren ‘Merih Ansiklopedisi’ sayfası, Dünyalıların saçma altın hırsını ortaya koyan saptamaları içermektedir.Kaptan’a aşık olan bir Merih Prensesinin de yardımıyla ve onun hediye ettiği balon gibi şişirilebilen bir uzay aracıyla geri dönüş vakti gelmiştir. "Bu bir rüya mıydı, yoksa herkesin kurabileceği tatlı bir hayal mi? İşte çeşitli maceralarla Merih’e vardık ve tekrar dünyamıza dönüyoruz," cümleleri bu serüvenin de sona erdiğinin göstergesidir.
500 kuruşluk, 17, 18 ve 19 numaralı Burhan Yayınlarının Tenten ciltlerindeki ‘korsan’ Tenten maceraları işte bunlardır. Dünyada sadece Türkiye’ye özgü bir girişimcilik ruhuyla ‘korsan’ Kinova, Pekos Bill, Zagor, Flash Gordon, Kaptan Swing üreten zekamız, bu yelpazeye Tenten’i de eklemekten geri durmamıştır. Böyle ürünlerle de olsa dünya Tenten literatürüne dahil olmak doğrusu çok hoş. Umarız ki sırada, patenti bize ait kahramanların maceraları olsun.
Bol çizgiromanlı günler dileğiyle...
Hakan Alpin
Bu yazı ilk olarak Seyir Defteri Adlı dergide yayınlanmıştır
Kaynak ve başka fake Tenten yazıları için - Altınmadalyon

22 Şubat 2010 Pazartesi

Çakma Tenten yine işbaşında

SABETAY VAROL Paris
“Saint Tin” adı altında yaklaşık iki yıldır ünlü çizgi roman kahramanı Tenten’le dalga geçen çizgi roman ciltleri yayınlayan Gordon Zola takma adlı karikatürist Eric Mogis, Tenten’in yayın hakkı sahiplerine yüklü tazminat ödemeye mahkûm olmasına rağmen bugün Saint Tin’in yeni bir macerasını piyasaya çıkarıyor.
Çizgi roman kahramanı araştırmacı gazeteci Tenten’in yaratıcısı HergÈ’nin varisleri ve yayıncısı tarafından mahkemeye verilen Gordon Zola, “intihal”, “edebi uyarlama” ve “taklit” gibi suçlamalardan aklanmış, ancak “asalaklık” (parazitizm) suçundan 72 bin euro tazminat ödemeye mahkûm olmuştu. Bu kararın temyiz sonucu beklenirken Tenten yayıncısı Moulinsart yayınevi, bir kez daha yargıya gitmeye hazırlandığını duyurdu. Mahkeme Saint Tin’i “parodi” niteliğinde bir yapıt olarak değerlendirip toplatma talebini reddetmişti. “Saint Tin” ciltlerinde çizgi roman kahramanı ünlü bir gazetecinin (Tenten) gayrimeşru oğlu, sırdaşı ise, (Tenten’in köpeği Fındık-Milou yerine) bu kez Lou adlı bir papağan.
Kaynak - Milliyet

21 Şubat 2010 Pazar

Nişantaşı İlköğretim Çizgi roman Okulu'ndaydı

Çizgi Roman Okulu tam gaz devam ediyor. Bu sefer sınıfımızda çocuklar ve annelerden başka konuklarımız da vardı: Midilliler
Ümit Kireççi ile Rıdvan Şoray'ın Beykoz Doğa Koleji'nde süren çizgi roman okuluna Nişantaşı İlköğretim konuk oldu.
İşte atölye fotoğrafları:

Nişantaşı İlköğretim

ÇROP Atölyesi Çocuk Şenliğindeydi

Güzel bir buluşma
Türk çocuk edebiyatının emek verenleri, Türkan Saylan anısına ÇYDD’ne yardım için 9 Haziran Çocuk Şenliği’nde buluştular. Bir yayıncı dostumuz da bu etkinliği İyi Kitap için kaleme aldı.
“…
Katılım beklediğimizin çok üstündeydi; o kata sığamayacağımızı anladık. Ümit Kireççi ve Rıdvan Şoray, çevrelerini sarmış hayran kitlesini peşlerinde sürükleyerek üst kata çıktılar, çizgi roman atölyelerine orada devam ettiler.…”
Hande ANAPA - http://iyikitap.net/post.php?id=18

Paylaşım - Rıdvan Şoray

20 Şubat 2010 Cumartesi

19 Şubat 2010 Cuma

Maltepe Ü.'de Çizgi Film Atölyesi

Maltepe Üniversitesi Çizgi Film - Animasyon Bölümünde 20 Şubat 2010 ve 27 Şubat 2010 tarihlerinde Öğr. Gör. Burak Şahin ile Murat Başol'un çizgi film atölyeleri gerçekleşecektir duyurulur.

Paylaşım - Rıdvan Şoray

“Karikatür Okuma Atölyesi” gerçekleşecek!.

Tudem Yayınları Darüşşafakalı öğrencilerle “Karikatür Okuma Atölyesi” gerçekleştirecek!..

İzmir Saat Kulesi Karikatürcüler Grubunun hazırladığı, Nasrettin Hoca Karikatür Sergisi Tudem Yayınları sponsorluğunda 12 Şubat tarihinde Kadıköy Belediyesi Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde açıldı.
Sergi, 26 Şubat Cuma akşamına kadar ziyaret edilebilir.

Nasrettin Hoca Karikatür Sergisi’nin 21 Şubat Pazar Günkü Konukları Darüşşafakalı Öğrenciler...

21 Şubat Pazar günü saat 11.00-12.30 saatleri arasında Darüşşafaka Eğitim Kurumları öğrencileri Tudem Yayınları ve Halis Kurtça Eğitim Merkezi’nin konuğu olarak sergiyi ziyaret edecekler.

Özel Bir Etkinlik…
Sergi ile paralel olarak “Karikatür Okuma Atölyesi

Karikatür Okuma Atölyesi, oyuncu-yazar Ümit Kireççi’nin yönetiminde gerçekleştirilecektir.Atölye çalışması sonrasında katılımcılara çeşitli ikramlarımız olacak.

Detaylı bilgi için Aydın İleri ile irtibata geçebilirsiniz.

Tel: 0(530) 874 87 31

Not: Bu atölye çalışmasının TRT Çocuk Haberin Olsun programı tarafından değerlendirilebileceğini düşünüyoruz.

Bilgilerinize,
TUDEM YAYINLARI

Efsane Geri Döndü: MIRNAV

Mahallenin Delikanlı Kedisi Mırnav Geri Döndü

Kitaplığınızda Mırnav Ve Dostlarına Yer Açın! Küçük Büyük Herkesin Sevgilisi Mırnav tamamen renkli özel albümleriyle çizgi roman satış noktaları ve seçkin kitapevlerinde sizi bekliyor.

Türk Mizahının efsane çizeri Sinan Gürdağcık’ın bir eğitimci titizliğiyle hazırladığı Mırnav maceraları ilk defa özel albümler halinde sevenleriyle buluşuyor. Mırnav, küçük büyük her yaş grubunun büyük keyifle okuyacağı heyecanlı maceralarında bazen sıkı bir dost, bazen hızlı bir maceraperest, bazen iyi bir baba olarak karşınıza çıkacak. Onu bazen ormanın iyi kalpli hırsızı, bazen suç dünyasının korkulu rüyası, bazen Alaaddin’in sihirli lambası, bazen uzayın korkusuz savaşçısı olarak göreceksiniz.

Mırnav albümlerini çocuklarınıza, kardeşlerinize, çizgi roman seven, mizahtan hoşlanan dostlarınıza gönül rahatlığıyla tavsiye edebilir, alıp hediye edebilirsiniz. Ya da belki ilk siz okumalısınız. Mırnav albümlerini eğlenerek okuyacak, argosuz mizahın keyfine varacaksınız. Mırnav ve sevimli dostlarıyla tanışmaya hazır mısınız?

Mırnav Koleksiyonunda Yer Alan Kitaplar;

1-Mırnav Ve Dostları, 2-Mırnav Ve Oğlu, 3-Robin Mırnav, 4-Alaaddin’in Mırnavı, 5-Şerlok Mırnav, 6-Mırnav Uzayda

18 Şubat 2010 Perşembe

DC Comics'in Katil Kürtleri

ABD Irak Büyükelçisi Christopher Hill, geçtiğimiz günlerde Halepçe’yi ziyaret etti. Orada yaptığı görüşmelerden sonra Şehitler Mezarlığı ile Halepçe Katliamı Anıtı’na çelenk bıraktı.
Büyükelçi Hill, bu ziyaretinde altı çizilmesi gereken mesajlar verdi.
Halepçe şehri, Kürtlerin, başta ABD olmak üzere diğer tüm uluslarla güçlü ilişkiler kurmasında önemli bir köprü rolü oynamaktadır. ABD, Kürt halkının yıllardır uğruna birçok kurban verdiği tüm amaçlarının gerçekleşmesi konusunda destek vermeye devam edecektir” Christopher Hill'in açıklamaları böyle... ( Odatv.com) Evet, Türk medyasının öyle uzun uzun üstünde durmadığı bu haber ocak ayının son haftasında ajanslara geçildi. 1. ve 2. emperyalist paylaşım savaşlarında ve peşisıra “soğuk savaş” yıllarında ve günümüzde Irak işgali v.b. şekillerde müdahalelerle, ABD ve şimdiki AB ülkelerinin,Rusya’nın ortadoğuya ve buraların halklarına ilgisi bilinirdi. Kendi çıkarlarına göre bu bölgedeki parti, kral, şeyh, şıh, aşiret, v.s destekleyerek çıkarları neyi gerektiriyorsa yapmaktan, söylemekten çekinmediler. Mesela Amerika’nın bu bölgedeki Arap yönetimlerle petrol ve cukkalı işleri söz konusu olduğunda can ciğer kuzu sarması ilişkilerini; 1950’li yıllardan itibaren ne ABD’nin İsrail’e olan sınırsız desteği, ne Suriye’nin işgali ve Mısır’ın bombalanması, ne Lübnan’ın karışması, ne Filistin katliamları, ne Irak işgali ve katliamları bozmadı, bozamadı. Aslında Amerika “Büyük Şeytandı”, bunun karşısında ise “kötü, sinsi, çıkarcı, kandökücü ve nihayet terörist” şeklinde tanımlanan Arap ve Ortadoğulu imajı tüm Amerikan ve batı popüler kültüründe yerini aldı. Üretilen kitaplarda, çizgiromanlarda, dizi ve filmlerde “kötü” ve “kandökücü” bir Ortadoğulu tipi sıkça işlendi. "Arabs in Hollywood: An Undeserved Image" adlı denemesinde Scott J. Simon Hollywood filmlerindeki çizilen etnik grupları ele alır ve "En çok Arap kültürü yanlış anlaşılmış ve en kötü klişelerle desteklenmiştir" şeklinde bir iddia öne sürer Thomas Edison'un patentini aldığı "Kinetoscope" cihazıyla 1897 yılında yaptığı kısa bir filmde "Arap" kadını erkek izleyicileri tahrik edici giysilerle dans ederek tahrik eder şekilde resmedilir. Daha sonra göbek dansçısı klişelerinin ilk örneği olan bu kısa filme "Fatima Dansları" denilmiştir. Bu eğilim yıllar içinde değişmiş ve özellikle yetmişli yıllardaki petrol krizi sırasında Araplar "trilyonerler" olarak resmedilmeye başlanmıştır. Ancak son 30 yıldır Araplarla ilgili hakim klişe "Arap bombacıları" olmuştur. Rudolph Valentino'nun "The Sheik" (1921) ve "The Son of the Sheik" (1926) filmlerindeki rollerinde Hollywood filmlerinde negatif Arap portreleri sergilenir. Sözkonusu iki filmde de Arap karakterler, hırsız, şarlatan, cani, ve vahşi olarak betimlenir.
Yazının başındaki haberde kısaca alıntılanan Amerikalı yetkilinin Ortadoğu halklarından “Kürtlere”olan ilgisi aklıma Amerikalı bir çizgi-roman dergisinde yer alan bir öyküyü getirdi. Batman adlı süper kahramanımız bundan 70 yıl kadar önce, Detective Comics adlı bir Biliyorsunuz bu yıllar bir başka süper kahramanın,kahramanların en süperi olan “SUPERMAN"in bir başka dergide, Action Comics’te çoktan ünlendiği yıllardı. Fakat hayat zordu ve “anlı şanlı” Süpermen’in yaratıcıları olan Jerry Siegel ve Joe Shuster bu Batman’in ilk gözüktüğü çizgi-roman dergisinede iki ayrı kahraman tipini çiziyorlardı: SPY ve bir diğer kahraman SLAM BRADLEY. Aynı dergide 4-5-6 v.s. sayfa uzunlukta bir çok çizgi öykü bulunuyordu. Bunlardan biri de Speed Saunders isimli detektifin maceralarının işlendiği serialdi. Mart 1937 tarihli ilk sayıdan beri bu dergide maceraları yayınlanan bir kahraman detektif tiplemesiydi. Aslına bakarsanız piyasaya çıktığı ilk iki sene boyunca bu derginin baş kahramanlarından biri idi. Fred Guardineer tarafından hazırlanan bu öykünün adı ise “Ace Investigator and the Killers of Kurdistan”dı. Çizgi-roman dergisinin, Mayıs 1939’daki 27’inci sayısında yer almıştı.

Macera ufak bir Arap ülkesinde başlıyordu. ”Kızıl bir hilal” sembolüne sahip ,azılı ve kandökücü bir tarikatın fedaileri ve cinayetleri anlatılıyordu..İsimleri de buydu; “Killers of Kurdistan”. Büyük ihtimalle o yıllarda bir “dost!” olarak görülmüyordu, Kürtler. O yılların Amerikalı çocuk ve ilk gençleri “meşhur” kahramanların yanında bu öyküde hem de bir-çok yerde ısrarla vurgulanarak bu Ortadoğu halkıyla tanışacaklardı. “İnatla Kurdistan'li katiller denmesinin bir sebebi "Haşşaşi-Hasanilerin" aynı coğrafyada yaşamış olmalarından kaynaklanabilir. Biliyorsun Hasan Sabbah'ın adamlarına Hasani de denirmiş ve bu kavram cinayet işleyen bir tarikat olduğu için avrupa'da "assasin"e dönüşmüş ve yerleşmiş.” Bu büyük ihtimalle en büyük “imaj” oluşturucu tarihsel-toplumsal “mit”lerden biriydi. Öyle ya Dan Brown’da “en çok satan” serisi kitaplarında profesyonel kandökücü olarak bir "assasin" figürü kullanmıştı. Katil Kızılderili, katil Çinli, sonra Arap ve sıra Kürtlerdeydi. Bu öyküdeki farklı sayfalardan kareleri görüyoruz.
Amerikalı yazar-çizerler popüler kültür ürünlerinde bu ve benzerlerini yapmaya devam etti,ediyor. Tabii ki Amerika’da bu işler bugün planlı bir şekilde de yürütülüyor… Geçmişte de bugünde bizzat hükümet eliyle yaptırılan ve yayılan filmler, kitaplar, diziler ve çokça çizgi-romanlar olsa da çoğunlukla ülkenin hakim siyasi ve kültürel atmosferi bir çok yazarı,çizeri,yapımcıyı Amerika’nın veya diğerlerinin kendi büyük ve çokça gelişmiş ülkelerinin “yüksek ve tartışılmaz” çıkarları doğrultusunda üretmeye yönlendiriyor… Ama iş çoğunlukla böyle bitmiyor… Şöyle ki; popüler kültür büyük devletin büyük şirketlerinin pazarladığı bir “mal” olarak da dünyanın geri kalanına yayılıyor, taraftarlar, hayranlar buluyor, moda oluyor, moda yaratıyor. Hani bahsetmiştik ya, ”Büyük Şeytan” Amerika ve onların hiç hazzetmediği “kötü” ortadoğulular, Araplar arasında, nedense ve bilhassa da elitleri, yöneticileri ve şirketleri arasında “cukkalı” işlerde tam bir anlayış ve uyum vardır, diye. Bakın bu konuda ilginç bir dergi var arşivlerde. ARAMCO WORLD MAGAZINE”. Yok, bu bir çizgi roman dergisi değil. ARAMCO, Arabistan ve Amerika'nın ortak petrol arıtma şirketi. Kral Abdullaziz El-Suud ve Amerika Başkanı Franklin Delano Roosevelt tarafından ortak olarak kuruldu. Hem “suud” ailesine, hem de Amerika şirketine çokça “dünyalık” kazandırdı.
NEBİL FEVZİ.. O bir, o biir, oo biiiir…. Evet aslında o bir her şey, Nebil Fevzi (bkz. "Karşınızda Arap Superman")
Dergide zaten bu konuyu dosya konusu yapmış. Bugün “Büyük Ortadoğu Projesi”olarak tanımlanan coğrafyada Amerikan popüler kültürünün etkisini, hayranlarını ve Süpermen’in “Nebil Fevzi” olacak kadar benimsenmesini anlatıyor. Sadece onu mu, Batman’i, Lone Ranger’i, Tarzan’ı ve Bonanza’yı da Fas’tan Suudi Arabistan’a kadar uzanan bir coğrafyadaki Amerikan çizgi-romanlarının ve kahramanlarının, yani “Büyük Şeytanın” hayal dünyasının 1960’larda, 17 ülkede 2.700.000 kopya satıldığı notuda yer alıyor derginin sayfalarında..

Yunus Meyra

17 Şubat 2010 Çarşamba

Altınmadalyon Logosunu Arıyor

Çizgi roman okur, yazar, çizer, çevirmen, editör ve yayıncılarının birarada olduğu ve kaliteli yazışmalarıyla çizgi romana yeni ufuklar açtığı Altın Madalyon Çizgi Roman Forumu yeni bir logo arayışında.
Forumu merak edenler http://www.altinmadalyon.com/smf/index.php adresinden girerek forumu inceleyebilirler. Eminiz çizgi romana sahip çıkan ve ayrım yapmadan her türüne sanat olarak yaklaşan okur, sanatçı ve emekçilerinin yer aldığı bu foruma çizim yeteneği olan çizgi roman okurları destek olmak isteyeceklerdir. Olmadı çizim yeteneği olan olmayan üye olacaktır :) Öğrenmenin sonu yok ve bilgilerinizden faydalanmayı bekleyen çizgi romancılar paylaşım bekliyor.

Logo tasarımlarınızı gönderdiğinizde tasarımınız seçici kurul incelemesinin ardından genel oylamaya sunulacak. Bu şekilde her üyenin demokratik bir şekilde sürece katkı sağlanmasına olanak verilerek kazanan ve kurul hariç kimse çizerinin kim olduğunu bilmeyecek. Bu şekilde bu karşılıksız ve destek amaçlı tasarım çalışması seçimi gereksiz bir polemik ve rekabete dönüştürülmeyecektir.

Aşağıdaki adres çalışma göndermek isteyen gönlü büyük çizerlere:

Ehbab 4 çıktı

16 Şubat 2010 Salı

Türk Fantazya Birliği Konsept Hikaye Yarışması - Kış 2009 Sonuçları

ÇROP yazarı Ümit Kireççi ile Aşkın Güngör'ün de aralarında bulunduğu jüri 50 öyküyü okudu ve puanladı. İşte kazananlar:
Merhaba arkadaşlar,
Değerlendirmelerimiz tamamlandı. Katılım her geçen gün daha da artıyor ve öykü kaliteleri de aynı oranda yükseliyor. Birbirinden güzel ve etkileyici 50 öykü ulaştı elimize. Bunların 10 tanesi kadarı dereceye girmek için kıyasıya çabaladı ve bazı öyküler maalesef bir kaç puanla kaçırdı sıralamaya girmeyi. İlk 3'e giren öyküler de birbirine çok yakın puanlardaydı. Bu kadar çok güzel öykünün gelmesi oldukça sevindirici tabii ki.
İsterseniz uzatmadan ilk 3'ü açıklayalım...
Sıralama şu şekilde gerçekleşti:
1 - Tutulma (Hasan Eroğlu)
2 - Zulumât: Kara Topraklar (Meliha Tila Sadık)
3 - Kader Defterinden Bir Kaydın Hikayesi (Erdem Şimşek)
Arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz. Kalemlerine kuvvet. Umarız bu yarışmadan sonra profesyonel yazım hayatında da arkadaşlarımızı görürüz.
Öyküleri Görmek İçin Buradan Geçiş Yapabilirsiniz

''Sinema, Edebiyat ve Tiyatro'da ÜTOPYA ve DİSTOPYA''

İstanbul Üniversitesi Bilim Kurgu ve Fantezi Kulübü (İübkfk)'un evsahipliğinde bu konu ve konukları kaçırmayın: Özlem KARADAĞ" Çağdaş Tiyatroda Karşı-ütopya: Samuel Beckett ve Philip Ridley", Koray Günyaşar"Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sı üzerinden Ütopya - Distopya", Batu Ünal"Sinemada ve Distopya"
Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM)
ÖKM, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin sanat ve kültür ile uğraşabilecekleri alanlar, mekânlar, oluşturmak düşüncesiyle 1990 yılında kuruldu. Her geçen gün biraz daha güçlenerek sanatsal ve kültürel çalışmalarını sürdürmektedir.
ÖKM, İstanbul Üniversitesi'nin ne kadar ayrıcalıklı bir üniversiteolduğunun en önemli göstergelerinden biridir.
Bugün ÖKM, aracılığıyla öğrenciler, ilgi ve beceri alanlarına göre boş zamanlarını değerlendirme, yeni ilgi alanları bulma, sanatsal yeteneklerini geliştirme, güzel sanatlarla ilgili faaliyetleri izleme ve bu faaliyetlere aktif bir şekilde katılma olanağı bulmaktadırlar.Şu adreste de Ökm'nin web sitesini: http://www.istanbul.edu.tr/okm/
Şu adreste Ökm'nin bir krokisini bulabilirsiniz:
http://www.istanbul.edu.tr/okm/krk.jpg
İstanbul Üniversitesi Bilim Kurgu ve Fantezi Kulübü (İübkfk)
2005'de kurulan İübkfk , 5 yıldır ÖKM'nin aktif kulüplerinden biri olmuştur. İübkfk genel anlamda Rol Yapma Oyunlarının oynandığı, oynatıldığı bununla beraber üyelerini eğitmek için fantazi ve bilimkurgu edebiyatı hakkında önde gelen yazarların davetiyle seminerler verip bu alanda her sene kendini daha da geliştiren bir hobi klübüdür.

İübkfk Facebook

15 Şubat 2010 Pazartesi

Tenten'e Sigara Cezası

RTÜK, 81 yıllık çizgi roman karakteri Tenten’in filmine, ‘’Sigara içtiler’’ diye, 50 bin lira para cezası verdi.

Dizi ve kliplere ‘’Müstehcen’’ diyerek ceza veren RTÜK, şimdi de çizgi filmlere el attı. Tam 81 yıldır bütün dünyada beğeniyle izlenen çizgi roman karakterlerinden Tenten’e de ‘’Sigara içtiler’’ diye 50 bin lira para cezası uygulandı. Ceza, çizgi filmin gösterildiği TV 8’e verildi.

RTÜK’ün son toplantısında TV 8’de gösterilen Tenten adlı çizgi film değerlendirildi. Filmde Tenten’in mücadele ettiği mafya üyelerinin ‘’Sigara içtiği’’ ve bu durumun da, Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanuna aykırı olduğu kararına varıldı.

Bu karara RTÜK üyelerinden Hülya Alp karşı çıkarak ret oyu verdi. Vahap Darendeli ise çekimser oy kullandı. Ret oyu veren Hülya Alp, ‘’Animasyonlarda, mutlaka kötü bir karakter ve olumsuz davranışlar olur. Bu karakterler ve olumsuz tavırlar, çocukların kötüyü örnek almaması ve eğitimi içindir. 81 yıllık bir çizgi roman karakteri dolayısıyla ve tütün mamulleri yasası gerekçe gösterilerek ceza verilmesine karşıyım’’ dedi.

81 YILDIR PİPO İÇİYOR


Tenten karakteri, Belçikalı sanatçı Herge tarafından 1929'da yaratıldı. Önce izci, sonra asker, ardından da gazeteci olan Tenten, ilk çizgi romanında Sovyetlere karşı mücadele etti. Entellektüel ve politik mesajlar veren Tenten, golf pantolonu giydi, Uzaydan, Ant dağlarına kadar, birçok yere gitti ve kötülerle mücadele etti..

Tenten’in sadık dostları arasında yer alan Kaptan Haddock ise eski bir denizciydi. Kaptan şapkası ve göğsünde çıpa amblemi bulunan balıkçı yaka kazak giydi. Ağzından da piposu eksik olmadı. Tenten karakterleri arasında melon şapkalı Profesör Turnusol ile, Tenten’in sadık köpeği Boncuk da yer aldı.

Mynet Haber
Paylaşım - Şener Yelkenci

Zombi 2066 Söyleşisi

İspanyol Kültür Merkezinde gerçekleşen söyleşide "Zombi 2066" ekibi çizgi romanın yaratım sürecini anlattı. Projenin beyni Mery Cuesta ile Türk çizerler Ceren Oykut, Tan Cemal Genç ve Emir Yardımcı okurlara kısa bir tanışma, çalışma ve öykü özeti aktardılar.
Hınca hınç dolu salonda oturacak yer kalmayınca salonun kapı önü ve dış koridora taşan ziyaretçiler söyleşi sonunda 10 T'ye satılan çizgi romanla karşılaştı. Bu söyleşiye katılanlar arasında Karikatürist- Creativ direktörü Erkin Ergin, Marmara Çizgi Çevrimeni-editörü Emre Yavuz, Hoz Comics Çevirmeni-editörü İlke Keskin de vardı.
Bir barda başlayan tanışmayla yola çıkılan proje bugün basılı olarak meraklılarına ulaştırılmış. Yukarıda da göreceğiniz üzere Zombi 2066 kahramanı aynı zamanda projenin beyni olan Mery'ye benziyor. Beyin demişken... Zombilere dikkat Mery, Zombilere dikkat :)

Fotoğraf-Haber: Ümit Kireççi

14 Şubat 2010 Pazar

Kemal Urgenç Sergisi Sürüyor

Usta karikatürist Kemal Urgenç'in "Bitmedi" adlı sergisi dün açıldı ve biz oradaydık.
Kadıköy-Beşiktaş iskelesinin tam karşısında, inşaatların arasında sıkışmış olan tarihi ve güzel binada bir sergi salonu olduğunu bilmek güzel bir şey. Ama sergilerden haberdar olmamak ve tesadüfen denk gelmek üzücü.
Çizer Erkin Ergin'le yolumuz Kadıköy'e düşmeseydi bu sergiye rastlamayacak, usta çizere merhaba diyemeyecektik.
40 kadar eserini sergileyen, Urgenç 14. sergisini açmış. Küçük bir merhabanın ardından başlayan kısa sohbette usta biraz geçmişten biraz günümüzden çizgi romanın birdenbire gördüğü yoğun ilgi zamanlarını karşılaştırdı önce. Ardından da "kurumsallaşmanın" olmamasının çizgi sanatlarına verdiği zararı anlattı. ÇROP projeleri hakkında bilgi verince de eksikliğin giderilmesinde ilk adımların atılmış olduğunu söyleyerek bize şans diledi.
Sergi 12-19 Şubat 2010 tarihleri arasında devam ediyor.

Haber - Ümit Kireççi
Fotoğraf - Erkin Ergin

13 Şubat 2010 Cumartesi

Galactus On My Carpet :)

Aşağıdaki karakteri hepimiz tanırız. Kendisi Marvel Comics'in gezegen yiyicisi Galactus'tur. Daha önce kökenine dair bir teorimi ileri sürmüştüm: Silver Surfer ve Arthur C. Clarke
Bu defaki konu biraz farklı...
Kısacası bu dev karakter gezegen falan yutuyor bilmem ne ama asıl yaşadığı yer ayaklarımın altıymış :)

İşte bizim evin salonunda serili olan kilimin üzerindeki Galactus. Bu aralar bizim oğlan emekliyor üzerinde ya artık kusurumuza bakmasın :O)
Fotoğraf - Ümit Kireççi

12 Şubat 2010 Cuma

Süper Adam

Superman , “ben çizgi roman okumam aga” diyen insanların bile bildiği ve tanıdığı bir süper kahramandır. İlk süper kahraman olmamasına rağmen, kendisi çizgi roman süper kahramanları arasında bir temeltaşı olarak kabul edilmiştir ve uzun süre ÇR kahramanları Superman’den modellenerek tasarlanmıştır. ( Vücuda yapışan dar elbise, göğüste bir sembol, dalgalanan pelerin vs...) Peki Superman gerçekte kimdir, kaç yaşındadır, neyi sembolize eder, niçin yaratılmıştır ? Bunları biliyor musunuz? O zaman gelin kısa bir tur yapalım ve Superman aslında kimdir, nedir öğrenelim.

Superman Tarihçesi

Superman’ın yaratıcıları Jerry Siegel ve de Joe Shuster adında iki tane göçmen Yahudidir. Superman, 1932 yılında yaratılmış ve 1938 yılında ÇR formatında yayınlanmaya başlamış bir karakterdir. Superman , Kripton gezegeninden dünyaya bir bebek olarak gelmiş bir uzaylıdır ve büyüdükten sonra Metropolis şehrinde çalışmaya başlamıştır. Kripton’lu ismi Kal-El’dir ve insan kimliğinde kullandığı isim Clark Kent’tir.

Foto1

Superman ilk ortaya çıktığında uçmak, yenilmez olmak ve de süper güçlü olmak dışında gücü yoktur. Zaman içinde, hikayeler geliştikçe güçleri artar ve eldeki güçlerine süper duyu, x-ray ışınları, ısı ışınları, soğuk nefes vs... gibi güçler de eklenir. Güçleri arttıkça yazarlar kendilerini köşeye sıkışmış hissetmeye başlarlar, çünkü Superman o kadar güçlenmiştir ki, ona karşı koyacak düşman bulmada zorlanırlar. 1986 yılında DC ÇR firması elindeki eski kahramanları revize etmek, mevcut okuyucu kitlesini silkelemek ve yeni okuyucu kitlesi çekmek için tüm karakterlerinde büyük bir değişikliğe gider.

Superman’ı daha gerçekçi yaratma işini, o zamanın efsanevi yazar-çizerlerinden olan John Bryne’a verirler. Bryne Superman destanını tekrardan yazar, güçlerini ciddi anlamda azaltır ve Superman’a daha inandırıcı bir kimlik kazandırmayı başarır. Superman daha sonra 1990 yılında Doomsday adlı canavar tarafından öldürülür, aradan zaman geçince tekrar diriltilir, Lois Lane ile evlenir ve bu esnada eski güçlerini tekrardan yavaş yavaş kazanmaya başlar.

foto-2

Superman, çok çabuk göze çarpan ve uzaktan bile tanınabilen, oldukça görsel ve ikonik bir kostüme sahiptir. Bu kostüm ÇR tarihinde bir nirengi noktasıdır. Ondan sonra yaratılan çoğu süper kahrman kostümü, göğüs kısmında bir amblemle ve uzun bir pelerinle yaratılmıştır. Superman, bunlar dışında ÇR kahramanları içinde en dürüst, en temiz ve en onurlu kahraman olarak görünür. Superman, DC evreni içinde bazı karakterler tarafından “büyük izci çocuk” diye dalga geçilse de , diğer adları arasında “çelikten yapılma adam”, “Kripton’un son oğlu” ve de “yarının adamı” bulunur.

Superman’deki Musevi esintiler.

Superman’ın insan kimliğinde kullandığı isim Clark Kent , Kriptonlu ismi yani doğum ismi ise Kal-El’dir. Superman’ın yaratıcıları Jerry Siegel ve de Joe Shuster adında iki tane göçmen yahudidir. “El” kelimesi , İbranice “Tanrı’ya ait” anlamına gelir ( Melekler de Tanrıya ait olduğundan onlarda da bu takı bulunur ... Azazel, Gabriel, Azrael vs... olduğu gibi) ve Kal-El aslında İbranice “Tanrı’nın sesi” demektir. Superman aynı zamanda Tevrat’ta adı geçen meleklere de benzetilmek istemiştir, çünkü meleklerde uçabilen ve insan üstü gücü olan varlıklardır.

Siegel ve Schuster’in Superman’ı kullanırken Tevrat’ta geçen başka hikayeleri örnek aldıkları da açıktır. Esintiler arasında Hz. Musa ( Hz. Musa , Yahudileri Mısırlılardan kurtarmıştır, Superman’in o zamanki ana amacı Amerikalıları Nazilerden kurtarmaktır) ve de Tevratta adı geçen mistik yaratık Golem vardır ( Golem Prag şehrinde Yahudileri kurtarmıştır, Superman’da Metropolis’te Amerikalıları) Hz. Musa ve Golem’in de aynı Superman gibi insanüstü güçleri vardır.

Superman’in Sembolü

Superman, kostümünün göğüs kısmında, kendisini tanımlayan bir sembol taşıyan ilk karakterdir.Bu diğer kahramanlar için bir örnek teşkil etmiştir, ve ondan sonra yaratılan çoğu karakterin de göğüs kısmında sembol olmuştur ( Batman’da Yarasa , Flash’de şimşek, Fantastic Four’da 4 işareti, Örümcek Adam’da örümcek sembolu gibi…)

Superman’in ilk sembolu bir kalkana benzeyen , fakat aslında bir polis rozetinden esinlenmiş bir çerçeve içinde basit bir “S” harfiydi. Bu çerçeve ile halkı koruduğu açık açık belirtiliyordu. Kısa bir süre sonra, bu çerçeve kaldırıldı ve bait bir ters üçgen içinde “S” harfi kullanıldı. Superman’ın ilk çizgi filminde , çerçeve ilk defa üçgenden bir pentagon’a çevrildi, çok beğenildiği içinde ÇR’e aktarıldı. Sembol zaman içinde sürekli şekil değiştirdi, renkleriyle , şekliyle oynandı ve “S” harfi daha stilize bir hal aldı.

foto-3

Superman’ın sembolune bir kaç farklı anlam yüklenmiştir. Şu anda DC evreninde kabul gören anlamlar şunlardır. “S” hem Superman’in “S”si anlamına gelir, hem de Kal-El’in Kriptondaki aile sembolüdür. Bu aile sembolu aynı zamanda Kripton’ca “umut” anlamına gelir.

Yahudi inancında , Golem denen varlıklar vardır. Bu yaratıkların alnına İbranice bir şeyler yazınca o konutu yerine getirdiklerine inanılır. Siegel ve Schuster’in Yahudi olduğu bilindiği için, ve Superman’ı yaratırken Golemlerden de esinlendiklerini söyledikleri için, bu sembol, belki de Golem’lerin alnına yazılan yazılarla bağdaştırılabilir.

Superman Kostümü

Superman’ın, Kırmızı-mavi-sarı kostümünü bilmeyen yoktur. Bu kostüm de ikonik bir kostümdür, ve özellikle dalgalanan kırmızı pelerin, ve de yüksek kırmızı çizmeler, ondan sonra gelen bir sürü kahramanda da kendini yinelemiştir. Çoğu uçan kahraman ( özellikle de kendine güvenen kahraman ) pelerin kullanmıştır, yüksek bot/çizme ise standart kahraman kıyafetinin bir parçası olmuştur.

Kostümünde kullanılan renklere zamanında çok farklı anlamlar yüklenmiştir, ama işin gerçeği, o zamanın ilkel baskı tekniklerinde , 3 ana rengi kullanmanın kolaylığı ve bu şekilde basılan kahramanın öne çıktığıdır.

Superman arkasında yatan ideoloji

Siegel ve Schuster , Amerika’da doğmuş olsalar da , aslen göçmen olduklarından ve o tarihlerde yapılan ayrımcılıktan dolayı , kendilerini tam anlamıyla hiçbir zaman rahat hissetmemişlerdir. Superman’da bu duyguyu çok rahat görürüz.Superman bir uzaylıdır, dünyalı değildir, ve üstün güçlerini halk yararına kullanır. Bunları halk yararına kullanmasının altında , halk tarafından kabullenme isteği de yatar. Siegel ve Schuster , hep dışlandıkları için, Superman’ de kendini dışlanmış hissetmekte ve kendini kabul ettirmek isteğindedir. ÇR’nin ilerki bölümlerinde halk tarafından kabul görüldüğü ve tüm ÇR kahramanlarının arasından bir ikon gibi sıyrıldığı için, ( Uzaydan gelip Amerika’da yaşaması ve Amerika’da kabul görmesi ) “Amerikan Rüyası”nın da sembolüdür. O zamanın çoğu göçmeninin Amerikan Rüyası , Superman’da gövde bulmuştur.

Bunun dışında trajik bir olay daha söz konusudur. Siegel bundan hiçbir zaman bahsetmese de , babası Superman’ın yaratılmasından 1 sene evvel, kendi dükkanında bir hırsız tarafından silahla öldürülmüştür. Siegel’in de babasını çok sevdiği bilinmektedir. Kurşun geçirmez ve süper güçlü bir adamın , bu trajediden esin bulmadığını söylemek, yanlış olur.

foto-4

Üstteki fotoğrafta Schuster’in ilk yayınlanan macerasını görüyorsunuz. Siegel’in ölen babasının katilini durduracak br Süper –İnsan.Kostüm o zamanki baskı teknikleri göz önüne alınınca gayet göz alıcı.

Sonuç

Superman’ın arkasında derin bir tarihçe yatmaktadır. Şu anda tüm dünya tarafından bilinen , çok güçlü bir karakterdir, ve de süper kahraman modasını başlatmış, bu konuda bir öncü, bir ikon olmuştur. Şu ana kadar 5 tane Hollywod filmi çekilmiştir, ve sayısız şekilde Hintliler, İtalyanlar hatta Türkler tarafından da taklit edilip filmi çekilmiştr. ( Bu filmleri forum sayfamızda çizgi roman köşemizde bulabilirsiniz…Link…)

Şu ana kadar da onun kadar görkemli bir kahraman daha çıkmamıştır.Ara sıra revize edilse de ( Güçlerinin değişmesi, saçlarını uzatması vs…) , genelde hep aynı kalmıştır.

Umarım Superman’in maceralarını, ilerde de zevkle izlemeye devam ederiz.

foto 5

11 Şubat 2010 Perşembe

"Çizgi Roman Okulu" Haber Oldu

Ümit Kireççi ve Rıdvan Şoray'ın ortak yürüttükleri ÇROP "Çizgi Roman Okulu" iki tam sayfalık güzel bir haber oldu.
Çizgi roman çizeri ve sanatçısı olmasa da sanatsever, çizgi roman sever yaratmayı hedefleyen Çizgi Roman Okulu hakkında yazar ve çizerin görüşleri bu iki sayfada yer almakta. Merak edenler yazıyı Acıbadem Dergisi'den okuyabilir.
Haberi yapmak üzere bize teklif getiren sayın Nalan Fidan'a teşekkür ediyoruz.

Eylemlerimiz devam edecek :)

Ümit Kireççi

Zombi 2066 ÇR Etkinliği

Presentación de comic/ Çizgi Roman Tanıtımı - Çizgi Roman Etkinliği
Jueves, 11/02/201011/02/2010, Perşembe, 19.30
İSTANBUL ZOMBİ 2066
Mary Cuesta

Istanbul Zombi 2066 es un cómic bilingüe (turco/castellano) realizado en colaboración con 5 dibujantes turcos. Aborda algunos mitos culturales que desde España se tienen sobre Turquía y esboza una visión de futuro sobre las estructuras culturales en Estambul. Además es un experimento inusual en cómic: el desarrollo de una misma historia con 6 estilos de dibujo diferentes./ İstanbul Zombi 2066 5 Türk çizerin katılımıyla hazırlanmış ve iki dilde yayımlanmış (Türkçe/İspanyolca) bir çizgi roman. İspanya'da mevcut bazı Türkiye mitlerine değinen film, İstanbul'daki kültürel yapının geleceği hakkında da bir vizyon sunuyor. Bu özelliğinin yanı sıra, altı farklı çizerin elinden çıkmış olması da söz konusu romana bir sıradışılık ka zandırıyor.

Lugar / Yer: Instituto CervantesHora/Saat: 19:30
Entrada libre / Giriş ücretsizdir.
Interpretación simultánea / Simultane çeviri
Instituto Cervantes EstambulTarlabaşı Bv. / Zambak Sk. 2534435 Taksim - Estambul
Tel. : (+90) (212) 292 65 36Fax: (+90) (212) 292 65 37
Paylaşım - Ayfer Ünal
İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin hazırladığı Söz Küçüğün adlı oyunla çocuklara insan hakları öğretiliyor, gündelik hayatta başlarına gelebilecek olaylar karşısında haklarını nasıl arayabilecekleri anlatılıyor. Oyunda 15 hak kart açıldığında ideal topluma ulaşılıyor
Yaşadığın ülkenin resmi dili anadilinden farklı. Bu dilde konuşmayı sonradan öğrendiğin için okulda zorlanıyorsun. Öğretmeninin sorularına cevap veremiyorsun. ‘Yaşadığım ülkenin resmi dilini daha iyi öğrenmeye çalışırım o zaman’ diye bir karar mı alırsın, ‘Neden ben de anlayabileceğim bir dilde eğitim alamıyorum?’ diye mi sorarsın? Ya da boş zamanlarında çizgi roman okumayı seviyorsun. Baban zamanını boşa harcıyorsun diye kızıyor. ‘Ah be babacığım, boş vaktimi istediğim gibi geçireyim bari!’ mi dersin, ‘Bana kızarak sen vaktini boşa harcıyor olabilir misin babacığım?’ diye mi sorarsın? Bu sorulardan bir mülakattan değil bir kutu oyunundan alıntı... Oyunun amacı ise çocuklara eğlendirirken aynı zamanda haklarını da öğretmek...
Yazıın Tamamı - STAR

Büşra'nın Müzikleri Tamam

Bahadır Boysal'ın çizgi karakterinden sinemaya uyarlanan 'Büşra' filmi, türban sorununa farklı bir açıdan bakıyor.
Büşra'ya Teoman eli değdi

Özlem ESMERGÜL/SABAH

Bahadır Boysal'ın çizgi karakterinden sinemaya uyarlanan 'Büşra' filmi, türban sorununa farklı bir açıdan bakıyor. Filmin müzikleri ise Teoman ve Cahit Berkay imzası taşıyor
Ünlü karikatürist Bahadır Boysal'ın, aynı adlı çizgi roman kahramanı 'Türbanlı kız Büşra'dan yola çıkarak, beyazperdeye uyarlanan 'Büşra' isimli filmin çekimleri devam ediyor. Senaryosunu Boysal ve filmin yönetmenliğini de üstlenen Alper Çağlar'ın yazdığı 'Büşra'nın müziklerine ise Teoman ve Cahit Berkay imza attı. İki ünlü müzisyen, filmin senaryosundan çok etkilendikleri için ekibin içinde yer almak istediklerini, filmin de son derece başarılı olacağına inandıklarını belirtti. 19 Mart'ta vizyona girecek olan filmin başrollerinde Mine Kılıç, Tayanç Ayaydın, Coşku Cem Akkaya ve Çiğdem Batur yer alıyor. Çağlar'ın aynı zamanda uzun metrajlı ilk filmi olan 'Büşra' için şimdiden sinema eleştirmenleri, 'Türk Sineması'nın türban açılımı' yorumunu yapıyor. Filmde, başörtüsü takan 'Büşra' isimli genç kız ile liberal görüşlü gazeteci Yaman'ın yaşadığı aşk anlatılıyor. Filmde, karekterlerin içine düştüğü yalnızlık sorgulanıyor. Bahadır Boysal filmde, 'öteki'nin hikayesini farklı bir dille anlattıklarını belirtiyor: "Büşra', İslami hassasiyetleri yoğun zengin bir ailenin tek kızı. Zeki ve inançlı bir kız olan 'Büşra' alışkın olduğu değerleri sorgularken birtakım çelişkiler yaşıyor."

10 Şubat 2010 Çarşamba

Yaşayan Tenten

Belçika'lı Thierry De Grave Tenten'e olan hayranlığından dolayı kendini ona dönüştürmüş biri. Hemen her sanal sitede ve ortamda Tenten'le ilgili bir görüşü veya yazısı mevcut.
Meraklısına daha fazla Canlı Tenten: Thierry De Grave

Paylaşım - Yener Çakmak

Art By Chance 2010

HAREKETE GEÇME ZAMANI
Dünya filminle karşılaşmaya hazır!
ART BY CHANCE Ultra Kısa Film Festivali 2009 yazında Mayıs-Temmuz ayları arasında 13 ülke, 70 şehirde yer aldı ve 1 milyardan fazla insanla buluştu. Herkese ulaşma ve onları sanatla buluşturma iddiası taşıyan festival aynı anda farklı coğrafyalarda milyonlarca insanla buluşarak içerik ve büyüklük anlamında bir ilki gerçekleştirdi.
ART BY CHANCE 10 Mayıs 2010'da birçok ülke ve şehirde yer alacak. ART BY CHANCE katılımı 30 sn uzuluğunda ZAMAN temalı filmleri bekliyor.
ART BY CHANCE 2010’da bu senenin teması ZAMAN. Metropollere yayılacak filmler modern insanın en büyük dertlerinden birinin şehir yaşamının kurgusunu nasıl değiştirdiğini ve zaman kavramının farklı belleklerde nasıl yer edindiğini keşfe çıkıyor. Kurmaca, belgesel, animasyon ve video art‘ın her örneğine açık olan festivalde katılımcılardan zaman kavramını 30 sn’de işlemeleri bekleniyor.

Türker Vural

9 Şubat 2010 Salı

DALTONLARIN NAMUS SÖZÜ

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Red Kit’in 28. albümü Daltonların Namus Sözü. Bu albüm, Red Kit’i smokinle, Düldül’ü şık şehir “giysisi” içinde, Daltonları şerif rozetiyle görmek için kaçırılmayacak bir fırsat.
Morris-Goscinny ortak çalışmasında, yeni yasa tasarısının denenmesi amacıyla ülkenin en azılı haydutlarının Red Kit gözetiminde salıverilmesi, bir ay suç işlemedikleri taktirde geçmiş suçlarının affedilmesi söz konusu. “İyi vatandaş” Daltonların maceraları gerçekten müthiş!
Çeviriye temel alınan baskı: 1965 / Dupuis.
Red Kit - Daltonların Namus Sözü
46 sayfa

"Okuldaki Sır" Çözülüyor…

Rüyaların kâbuslaraa dönüştüğü yer… Hayalet kızlar nereden geldi ve ne istiyorlar?
Öğrenciler daha bunu öğrenemeden, kayıp kızlar okula girmeye başlıyor. İşte tam burada Amber, Millie’yi fark ediyor. Millie, sanki onu bir şeylere karşı uyarmaya çalışıyor.
Okulun haricinde bu doğaüstü gizemi oluşturan farklı şeyler de mi var? Bu kızların geri dönme sebebini ve ölümlerine yol açan şeyi serinin son kitabında bulacaksınız.

OKULDAKİ SIR 3
Queenie Chan
Resimleyen: Queenie Chan
Türkçeleştiren: Elif Yalçın
DESEN Yayınları, Cumhuriyet Bulvarı No: 302 / 102 Alsancak • İZMİR
Tel: 0 232 444 90 90 Faks: 0 232 464 11 73

8 Şubat 2010 Pazartesi

Enki Bilal "Animal-z" Sergisi

Enki Bilal'in son kitabı ' Animal'z 'ı oluşturan 350 orijinal resim Paris 'teki müzayede evi Artcurial'in muhteşem mekanında 8/7-10/9 2009 tarihlerinde sergilendi.
Sergiyi yaklaşık 11500 kişi gezmiş.Bu sergilenen eserler yine aynı yerde Eylül'de düzenlenen bir müzayedeyle satışa çıkarıldı..Çoğu eser toplam 930 bin euroya alıcı buldu.
Geçtiğimiz Aralık ayı'nda Enki'yle Paris'teki atölyesinde konuşma imkanım oldu.Herzamanki gibi son derece samimi ve yakındı. Bana üzerinde çalışmakta olduğu yeni kitabının -ki Romeo Ve Jüliyet'ten esinlenmiş- ilk karelerini gösterdi. 'İlk kez sen görüyorsun' diyerek de beni ihya etti. Yine süper resimler. Animal'z havasında ama fon rengini değiştirmiş. Yeni çıkmış olan ve kapağını tasarladığı (George Orwell) dergiyi de kendisine imzalattım. Daha sonra eşi Fabienne'in de katıldığı bir yemek yedik. Yemekte İstanbul sergisini ve Animal'z sergisini de konuştuk. Istanbul'a gelmesinin ve Istanbul sergisinin kendisi için çok önemli bir yeri olduğunu yineledi. Istanbul sergimizi yaklaşık 13 bin kişi gezmişti. Her iki serginin süresi hemen hemen aynıydı. "Animal'z sergisinin yaza raslaması daha az kişinin gezmesinin sebebi" der Enki. Paris'teki sergi ücretliydi ve bu paranın bir kısmı bir hayır kurumuna bağışlandı. Gerek Enki gerek Artcurial sergiden çok memnunlar. Enki müzayede de satılan eserlerin çoğunun amatör koleksiyoncular tarafından ilk kez satın alınmasından da çok memnun. Çoğu orijinal cazip fiyatlara alıcı buldu.
İlgilenenler için. Enki önümüzdeki günlerde Angouleme 'de filmlerinden yaptığı derleme 'Cinemonstre'ı Goran Vejvoda'nın müziği eşliğinde gösterecek. Gösteride Enki de 'live' olarak bilgisayarda filmlerinden kareleri resimleyecek!
Fotoğraf-Haber: Murat Cem Şerbetçi

7 Şubat 2010 Pazar

DOĞAN KARDEŞ’İN 25. SAYISI YAYIMLANDI

Yapı Kredi Yayınları’nın her yaştan gençler için aylık çizgi roman dergisi Doğan Kardeş’in 25. sayısı yayımlandı.
25. sayıda Komançi, Red Dust ve arkadaşları bir kere daha 6 6 6’yı felaketten kurtarmaya çabalıyor. Aynı anda Okko ve ekibi de karga armalı kötücül bir tarikatın peşinde, dağları aşıyor. Tengiz, imparatorluğun başına gelen büyük felaketler, kendisini bekleyen büyük tehlikelere rağmen hayat arkadaşını seçmenin mutluluğunu yaşıyor. Haçlı Seferi, Arkos’lu Syria’nın dehşete düştüğü anda ilk albümün sonuna ulaşırken Kırmızı Kuşak’ta Borç adlı öykü bitiyor. Genç Blueberry’de ise Çifte Oyun için macera sonu ama Mavi Süvari albümüne devam. Samuray ile Cartland’da heyecan dozu yine çok yüksek.

Doğan Kardeş 25 – Şubat 2010

6 Şubat 2010 Cumartesi

Densüz sayı 2 çıktı!

DENSÜZ
adlı bir mizah dergisi çıkarıyoruz. Sayfalarımız yazı ve çizilerini yayınlatmak isteyen arkadaşlarımıza açıktır.

5 Şubat 2010 Cuma

Lami Tiryaki Baba Oldu

ÇROP Blog'da da yazan editör Lami Tiryaki kız babası oldu. ÇROP ailesi olarak kendisini tebrik ediyor kızının adıyla yaşamasını diliyoruz... Kızın adı mı? Bilin bakalım kızımızın adı ne?

Draje Dergi hortladı!

Her ay farklı bir konseptle sanal alemde boy gösteren Draje Dergi bu ay korkutuyor.

Yayın hayatına 1 Mart 2009'da başlayan Draje Dergi bugüne kadar Yasak, Olağanüstü, Kaçak, Deli, Antika, Yazlık, Aşık, Oyuncu, Edepsiz ve Sihirli başlıklarıyla yayımlanmıştı. 11. sayısı olan Korkak Draje'de korkunun değişik yüzlerini ele alan sayının kapağını Zombistan isimli çizgi romanın yaratıcısı Cem Özüduru çizdi. Çizgi Roman yayıncısı Murat Mıhçıoğlu ve çizer Cem Özüduru ile korku üzerine yapılmış doyurucu bir söyleşinin de yer aldığı Korkak Draje'de Demet Özge Aykan, Emre Alettin Keskin, Utku Atalay gib isimlerin çalışmaları özellikle dikkat çekiyor. İlkokul 3. sınıf öğrencileri Ceren Çıtak ve Deniz Ada İncesağır'ın çizgili hikayeleri ve Giovanni Scognamillo'ya ithaf edilmiş sürpriz bir hikayenin de yer aldığı dergide Dünya'daki yaşama ilişkin gündemi sarsacak özel bir habere de yer verilmiş. Sadece gençlerin özgün eserlerine yer veren Draje Dergi'yi drajedergi.com adresinden takip edebilirsiniz.

Kaynak - Radikal

Draje Dergi Adresi
http://www.drajedergi.com/

Linkler

Related Posts with Thumbnails