31 Ağustos 2010 Salı

Darth Vader Türkiye'de

Darth Vader (Dave Prowse : Star Wars İlk Üçlemede Darth Vader'ı Canlandıran İngiliz Aktör) Jbc Yayıncılığın davetlisi olarak ; Dünya'da ilk defa ülkemizde yayınlanacak Darth Vader Özel Çizgi Roman'ını imzalamak için Türkiye'ye geliyor.
İmza Günleri Ve Saatleri:
3 Eylül Ankara : Lo&Loud Store @ Tunalı Hilmi Caddesi : 13:30...
4 Eylül Istanbul : D&R @ Astoria AVM: 12:00
5 Eylül Istanbul : D&R @ Caddebostan Kültür Merkezi : 13:30
İmza günlerinde Dave Prowse için sıraya girecek 10'ar kişiye özel suprizlerimiz olacak.
Not 1 : İmza günlerinde size foğrafınızın çekilmesi için bir arkadaşımız yardımcı olacak. Makinenizi kendisine vereceksiniz, resminiz çekildikten sonra makineniz size geri verilecektir.
Diğer aktiviteler için : www.DarthVaderTurk.com
Resmi Facebook Sayfası : http://www.facebook.com/pages/Darth-Vader-Turkiyede-/368984249570?ref=ts
The Force Within Parti Sayfası : http://www.facebook.com/event.php?eid=104584956254206&index=1
Katılım Ücretsizdir.Devamını Gör

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Yürüyen Ölüler 4 çıktı

Marmara Çizgi'nin dilimize kazandırdığı ve bu ay 4. cildi yayınlanan The Walking Dead (Yürüyen Ölüler) serisi bu sene, 2010 yılı Harvey Ödülleri'nde "En İyi Devamlı Seri" ödülü ve Robert Kirkman "En İyi Yazar" ödülünü aldı.
Dizi film çekimlerine de başlanan çizgi roman serisini hala okumamış olanlar varsa, başlasın... Hiç okumak istemeyen de çizgi roman okumayı bıraksın!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Dolmuş Süpermeni

2007 yılında Süper bir tip bir yemek firması reklamı olarak sarı dolmuşların üzerinde uçuyordu oraya buraya. "Bu bir yemek, bu bir servis, bu biiir çizgi roman uyarlaması"
Foto- Ümit Kireççi

Klon Savaşları Cilt 6 çıktı

Eski hesaplar kapatılıyor. ( Savaş Alanları )
Klon Savaşları'nın başlamasıyla birlikte ölü Jedi'lar için konulan yüksek ödüllerin peşine düşmüş olan kelle avcılarının giderek artan baskısı artık göz ardı edilemez bir boyuta dayanılamaz bir hale gelmiştir. Jedi Düzeni'nin bu duruma daha fazla kayıtsız kalmaya kesinlikle niyeti yoktur ve yaptıkları hatanın farkına varmaları için kelle avcıları loncasına ufak bir ziyaret düzenlemeye karar verirler... Bizzat Mace Windu'nun önderliğinde.
Quinlan Vos bağlı olduğu düzene ihanet edip karanlık tarafa geçti mi geçmedi mi? Eski padawan'ı Aayla Secura ve eski dostu Obi-Wan Kenobi onunla yüzleştikleri zaman bu sorunun cevabını arayacaklar. Fakat sadakat ve ihanet arasındaki çizgide gelişen olaylar sırasında buna karar vermeleri pek de kolay olmayacak. Özellikle de Kenobi'den öc almaya and içmiş Asajj Ventress her an onun peşinde olduğu müddetçe.
Anakin Skywalker ise artık bir padawan değil, nihayet bir Jedi Şövalyesi. Bir şövalye olarak ilk görevinde Ayrılıkçıların desteklediği Rendili donanmasının güçlü savaş gemilerine karşı kritik bir rol üstlenmek üzere. Ve hayatta en çok sevdiği şeyi koruyabilmek için Coruscant'ta Asajj Ventress ile ölümcül bir düelloya tutuşmak zorunda. Bu düellonun sonuçları onu karanlık tarafa hiç olmadığı kadar yaklaştırabilir.
Galaksinin dört bir yanındaki şiddetli çarpışmalara odaklanmış olan Klon Savaşları'nın altıncı cildinde filmlerde asla göremediğinizi görecek ve Anakin'in yüzündeki yaranın nasıl oluştuğuna şahit olacaksınız.
----------------------------------------------
168 Sayfa 1.Kalite 135 Gr Kuşe Kağıt

27 Ağustos 2010 Cuma

Ümit Kireççi'den Üniversitede Çizgi Roman Sunumu

İstanbul Ü. Çocuk Üniversitesi Sanat Kurulunda yer alan ÇROP yazarı Ümit Kireççi "Genomik" dersinde ele alınan mutasyon, gen, evrim konularını Marvel Comics'in evreni üzerinden anlatarak süsledi.
Mitolojide karşımıza çıkan bir çok yaratığın bilim öncesinde dine bağlanışını, bilimin ilerlemesi ve DNA'nın, gen'in bulunması üzerine bilimle ilişkisini ve çizgi romana yansımalarına değinen, Kireççi, yukarıda Pegasus'un kullanımına ilişkin bir örneği aktarmakta. High Evolutionary, Thor, Hercules, Avengers üyeleri ve düşmanları, Eternals gibi onlarca örnek sunumda yer aldılar.
Celestial'ler, mitoloji ve INHUMANS'lar da bu 2 saatlik sunumun parçasıydı. Kraliyet ailesi olan Black Bolt (az biraz Zeus), eşi Medusa, Karnak, Triton, Gorgon ve diğer tüm karakterler bilimsel deney sonucu yaratılmış olağanüstü güçlere sahip yaratıklarken isimlerini mitolojiden almaktalar. Yukarıda fotoğrafı yok ama X-Man grubu da sunumun önemli bir parçasını oluşturdu.

Ayhan Hayrula ile Amerika Röportajı

Ayhan Hayrula, Türk çizgisini Amerika’da temsil eden çizerlerimizden. Aslen Bulgar vatandaşı olan Ayhan Hayrula ülkemizde önce forum alanlarında paylaştığı çizimleriyle tanındı. Sıra dışı bir çizgi geliştiren ve değerini bilmediğimiz bu yetenek şimdi değerini bilenlerle çalışıyor.
Ü - Kimdir Ayhan Hayrula? Kısaca hayatı, yaşadığı yer, çizim hayatı... Onu tanısak biraz.

A - Bulgaristan'da Ardino'da (oldukça küçük bir kasaba) yaşıyorum. UNSS- Sofia "Muhasebe ve Denetim" lisans mezunuyum. Lise ve Yüksek öğrenimimi işletme okumama ve hiç resim kursuna gitmememe rağmen resim yapmak hep benim hayatımdaydı. Söylediğim klişe olacak biliyorum, ama çocukluğumdan beri resim yapıyorum. Resim yapmayı çok seviyorum. Çizgi romana olan sevdam da çocukluk yıllarımda başladı. O zamanlar Bulgaristan'da yayınlanan "Daga" (Gökkuşağı) isimli çizgi roman dergisini ilk kez ellerime aldığımda ve içindekileri gördüğümde, iste böyle şeyler çizmek istiyorum dedim kendi kendime. O zamandan beri de hep çizgi roman çizip durdum ve çizdiklerimi arkadaşlarımla paylaştım. Okul ve üniversite yıllarımda da zaman buldukça resim yapmaya çalıştım. Kendi kendimi eğitmeye, bana her türlü yardımda bulunacak yararlı malzemeleri araştırmaya, ilham aldığım ressamları takip etmeye başladım. Gecen zaman içinde bir e-dergide işlerimi yayınlanmaya başladı, webcomicsler ve kısa öyküler çizdim.

Ü - Çizimlerini bir çok forum ve paylaşım ortamında çok kişi gördü ve beğendi bunu biliyoruz. Peki bu çizgiyi Türkiye'de değerlendirecek kadar akıllı kimse çıkmadı mı? Yayınevleriyle, ajanslarla görüşme yaptın mı?

A - Aslında çizer Emre ve Emrah Çıldır kardeşlerin "Zahiri" dergisi projesi için elleri sıvayıp bir kaç sayılık bir öykü yazıp çizdim. Şanslıysak projede hayata geçebilir. Bir kaç kısa öyküleri çizmem için teklif aldım, fakat hiçbirini tamamlayamadım. Bunun dışında herhangi bir yayıneviyle yada bir ajansla görüşme yapmadım.

Ü - Bulgaristan'ın çizgi romanı ve dünya çizgi romanına bakışı nasıl? Bize Balkanlardan çizgi roman bilgisi aktarabilir misin? Ne okunuyor, yerli ne var yabancı neler seviliyor?

A - Bulgaristan'da 80'lierin sonunda ve 90'larin başında çizgi roman dünyası iyiydi, çizgi roman çiziliyordu ve okunuyordu. Fakat bu dönemden sonra yerli çizgi roman piyasadan nerdeyse kayboldu. Zaman zaman yeniden çizgi romanı hayata döndürmek için girişimler bulunuldu, yeniden çizgi roman çizilmeye ve yayınlanmaya başlandı, böyle güzel bir girişimin içinde ben de yer aldım bir kısa öykü çizerek, fakat yayınlanan tüm dergilerin ömürleri çok kısa oluyordu. Ne yazık ki Bulgaristan’da çizgi roman çizilmiyor. Okuyucu olmayınca bu ister istemez çizgi roman üretimini de etkiliyor. Piyasa genelde seçilmiş yabancı mini dizilerden ve oldukça küçük çocuklara itap eden yabancı çizgi roman dergilerinden oluşuyor.

Ü - Amerika'ya uzanan macera nasıl oldu? Neler yaptın? Onlar mı seni buldu?

A - Boom! Studios’un sitesinde olan forumunda ressamlara çalışmalarımı gösterime sunabilecek bir bölümü var. Şu ana kadar çizdiğim çalışmalarımdan birkaç tanesini seçip oraya gösterime sundum. Bir hafta sonra editörüm Matt Gagnon benimle iletişime geçti, bir proje olduğunu söyledi ve bu projede yer almamı istiyor muyum diye bana sordu. Bir deneme sayfası çizdikten sonra proje üzerinde çalışmaya başladım. Baştan biraz gergin ve tedirgindim çünkü ilk kez bir mini dizi çizmeye başlamıştım.
Ü - "Swordsmith Assassin"in satışı nedir? Okuyuculardan ve çizgi dünyasından sana ulaşan görüşler neler oldu? Elbette çizgin hakkındaki yorumları soruyorum.

A - Serinin birinci bölümü henüz yeni yayınlandığı için okuyucuların görüşleri nasıl olduğunu bilmiyorum. Tanıtıma sunulduğu sitelerde hep olumlu görüşler aldım. Eleştirmenleri ise yazılarında, bazıları resimlerimi çok beğendiğini söylediler, diğerleriyse yaptığım işi beğenmediklerini yazdılar. Bence bunlar normal olaylar, eleştiriye de her zaman açığımdır zaten. Herkes her şeyi beğenmek mecburiyetinde değildir. Galiba biraz da göze alışılmadık bir çizgim var :)

Ü - Para kazanıyor musun? Ev, araba, uçak alabildin mi Amerika'ya çizince :) Şaka bir yana maddi olarak bir rahatlık sağlıyor mu comics çizmek?

A - Ne çizdiğine bağlı, ciddi projeler üzerinde çalıştığın zaman maddi olarak rahatlık sağlıyor.. Halimden memnunum. Ve kısmetse ileride de böyle devam ettikçe bu durum beni tatmin eder.

Ü - Yeni proje veya teklif aldın mı?

A - Şu an için sadece "Swordsmith Assassin"'in üzerinde çalışıyorum.

Ü - Bir Türk çizer Amerika'ya çiziyor. Bulgaristan'da yaşıyor. Bundan ne gibi bir gurur payı çıkarmalıyız dersin? Bir türlü oluşamayan türk çizgi romanı için bu bir kayıp mı sence yoksa edinilen deneyimlerin bize dönüşüm olasılığıyla ileriye dönük kazanç mı?

A - Bir kayıp olduğunu düşünmüyorum, tam aksini olduğunu düşünüyorum :)

Ü - Çizer arkadaşlara yol göstermek istesen neler söylemek isterdin?

A - Yaptıkları işi severek yapsınlar. Araştırmacı ve sabırlı olsunlar . Bunlar yeterli bence.

Ü – Teşekkür ederim, Ayhan. Okuyanın bol olsun.
Ümit Kireççi
Not – Bu röportajın üzerinden çok zaman geçti ve Ayhan Hayrula şu sıralar Image Comics’le flört ediyor.

26 Ağustos 2010 Perşembe

ZigZagor...Bir Fumetti Parodisi...

Efsane çizgi roman karakterlerinden birisi olan Zagor'un parodisi.
Türkiye'de ilk defa strip formatında raflarda yerini aldı...
Eserin yaratıcısı Marcello Toninelli, Zagor'un birçok macerasını yazmış olan
bir isim. Ayrıca bu tarz mizahi eserleri de mevcut. Marcello Toninelli yine
1001 Roman tarafından düzenlenecek olan "Çizgi Roman Günleri" etkinlikleri
kapsamında Kasım ayının başında Türkiye'ye gelecektir...

Çetin Altan'dan Star Wars Romanı :)

Aşağıdaki fotoğrafı Aslıhan Pasajındaki bir sahafın vitrininden çektim. Çetin Altan "Büyük Gözaltı". Kapaktaki şahıs Obi Wan Kenobi... Keşke bu yanılsama gerçek olsa:
İşin aslı şu: Bir gazetenin verdiği kağıttan figürü de satan sahaf figürü kitabın önüne koymuş. Ortaya da bu kare çıkmış. Hani uzay mavisi fon, ilgi çekici kitap ismi, Obi Wan'dan karizmatik poz falan... Hoş bir ambiyans oluşturmuş...
Fotoğraf-Yorum: Ümit Kireççi

25 Ağustos 2010 Çarşamba

HOZ Comics'den Yeni Yayınlar

Amazing Spider-Man Brand New Day
Wasteland
X-Women
Daredevil Yellow
Hulk Gray
Spider-Man Blue
ve
Hoz Çocuk serisinin ilk kitabı: Wondeful Wizard of Oz

24 Ağustos 2010 Salı

Özgün Uysal - İrfan Atasoy Röportajı

Fantastik Türk Sineması’nın usta aktörü İrfan Atasoy ile röportaj:
YEŞİLÇAM’IN EFSANE JÖNÜ
Röportaj : Özgün UYSAL
İlk kez 1970 yılında izlemiştim Uçan Adam Shazam'ı. Aktör İrfan ATASOY'un canlandırdığı, Killing (NOT-1) karakterinin baş düşmanı, kötülerin korkulu rüyası, iyilerin dostu, kostümlü, pelerinli ve maskeli bir kahramandı Uçan Adam.
İrfan ATASOY, profesörün oğlu Orhan iken, o sihirli kelimeyi, yani SHAZAM’ı söylediğinde ortalığı bir duman kaplıyor, bir anda Uçan Adam oluveriyordu. Daha sonra çizgi romanlardan hatırlayacağınız Kızılmaske (Phantom) rolünde izledim İrfan ATASOY'u. Beyaz perdenin siyah beyaz olduğu, renkli filmlerin tek tük oynadığı bir dönemdi o yıllar. Yılmaz GÜNEY, Yılmaz KÖKSAL, Ayhan IŞIK gibi birden bire İrfan ATASOY da Türk Sineması'nın sayılı oyuncuları arasına girivermiş, çevirdiği fantastik filmler ile sinema izleyicilerinin gönüllerinde ayrı bir yer edinmişti kendisine. Üstelik sadece oyunculukla kalmamış, senaristlik, yönetmenlik, yapımcılık, sinema işletmeciliği gibi bir çok marifeti de on parmağına sığdırmayı başarmış nadir insanlardan birisiydi.
Karikatür, çizgi roman ve fantastik sinema diye adlandırdığımız çizgi romanların sinema uyarlamaları tutkunu ve araştırmacısı olarak, artık Fantastik Türk Sineması için bir kült haline gelmiş olan İrfan ATASOY’la röportaj yapmak için kolları sıvadım ve internette yaptığım araştırmalar sonucunda önce kendisiyle aynı adı taşıyan ve kız kardeşleriyle birlikte İRFAN FİLM Şirketi’ni yöneten oğlu İrfan ATASOY’a, oradan da kendisine ulaşarak, röportaj yapmak üzere buluşmak için sözleştim.
Aşağıda okuyacağınız röportaj, 5 Nisan 2005 tarihinde, İrfan ATASOY’un sahibi olduğu Beyoğlu/İSTANBUL’da bulunan İRFAN FİLM ŞİRKETİ’nde gerçekleştirilmiştir.
Yeşilçam’la senarist olarak tanıştım
ÖZGÜN UYSAL : Sayın ATASOY, bize biraz kendinizden ve sinemaya nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?
İRFAN ATASOY : Ben, 1937 yılında Adana’da doğdum. Askere gitmeden önce Adana’da bir film şirketinde kartoncu olarak çalışıyordum. Öyle aklımda ileride izleyicilerin hayran olacağı bir aktör falan olmak yoktu.Yılmaz da (Yılmaz GÜNEY’i kastediyor) bir başka film şirketinde depocu olarak çalışıyordu. Kendisiyle olan dostluğumuzun başlaması da o dönemlere rastlar. Askere gittiğimde, birliğime bir film makinesi almışlar; kimse de kullanmasını bilmiyor. Anlayan var mı diye sorduklarında ben film makinesinden anladığımı söyledim. Artık birliğimdeki makinenin ve sinemanın sorumlusu olmuştum. Bir gün film makinesi arıza yapınca, “senin tanıdığın vardır, makineyi İstanbul’a götür de bir baktır” dediler. Görevli olarak İstanbul’a gittiğimde, daha önceden Adana’da çalışırken tanıdığım İstanbullu sinemacıların yanına gittim. Film makinesi onarılırken ben de o tanıdıklarımın yanında vakit geçiriyordum.
ÖZGÜN UYSAL : Yanlış hatırlamıyorsam, ilk senaryonuzu da bu dönemde yazmışsınız.
İRFAN ATASOY : Evet, doğrudur. Tanıdıkların şirketinde vakit geçirirken içeriye bir yönetmen ile senarist girmişti. Yönetmen, senaryoyu istediği gibi yazmadığı için senaristle tartışıyordu. Bir süre atıştılar, sonra senarist oradan ayrıldı. Yönetmene, “ağabey, istersen ben sana senaryo yazabilirim” dedim. O da hayretle “Sen senaryo mu yazıyorsun?” dedi. Adana’da bir film şirketinde çalıştığımı, şimdiye kadar hiç senaryo yazmadığımı ama bana bir daktilo ile yeteri kadar kağıt getirirse yazabileceğimi söyledim. Yönetmen, üşenmedi gitti bir daktilo ile bir sürü kağıt getirdi. Ondan sonra da senaryoyu ne şekilde istediğini tarif etti. Daktilonun başına oturdum, sabaha kadar yazdım. Ertesi gün şirkete uğrayıp senaryonun nasıl gittiğini sordu. Bitirdiğimi söyleyince hayretini gizleyemedi. Yazdığım senaryoyu alıp evine götürdü; eşiyle birlikte okuyup incelemişler. Çok duygusal bir senaryoydu. Bir süre sonra geldi ve emeğime karşılık bana yüklü bir para verdi. Bir süre sonra senaryo yazdığımı duyan diğer yönetmenler de bana gelmeye başladılar. Böylece senaristlikle gerçek anlamda Yeşilçam’a girmiş oldum.
Yılmaz Güney’le birlikte oynadığım “İnce Cumali” benim ilk filmimdir.
ÖZGÜN UYSAL : Ben sizi Killing serisi filmlerle tanıdım, daha sonra da Kızılmaske isimli filminizi izlemiştim. Sizi Türk Sineması’nda belli bir yere getiren gerçekten de bu Killing serisi filmler midir? Oyunculuğa da bu Killing serisi filmlerle mi başladınız?
İRFAN ATASOY : Askerden döndükten sonra İstanbul’a geldim ve yazdığım senaryolardan kazandığım parayla Beyoğlu’nda Atlas Sinemalarının işletmeciliğine ortak oldum. O dönemde Yılmaz GÜNEY de Adana’dan kopmuş, İstanbul’a gelmişti. Artık tanınan bir aktördü. Bu arada ben de İRFAN FİLM şirketini kurmuştum. 1967 yılıydı. Bir gün Yılmaz GÜNEY bana “İrfan, seninle birlikte memleketimiz olan Adana’da bir film çevirelim” diye teklifte bulununca uygun bir senaryo bulup oyuncuları da toparladıktan sonra hep birlikte Adana’ya giderek çekimlere başladık. Ben de ilk oyunculuk deneyimimi yaşayacaktım. Yılmaz GÜNEY’in yanında yardımcı oyuncuydum ve Cafer isminde bir karakteri canlandırıyordum. Filmin ismini de, Adana’nın o dönemlerde çok namlı olan bir kabadayısının ismi olan İNCE CUMALİ yaptık. Yılmaz, İnce Cumali’yi canlandırmıştı. Film çok iş yaptı. 1968 yılında Antalya Film Festivali’nde dört tane Altın Portakal ödülü aldı.
ÖZGÜN UYSAL : Killing serisi filmler de 1967 yapımı olduğu için ben hep sizi bu filmlerle sinemaya geçiş yaptınız diye düşünüyordum.
İRFAN ATASOY : Yok, yok. İnce Cumali’yle beyazperdeye adım attım. Aynı yıl iki tane de Killing filmi çevirdik; bu filmlerde canlandırdığım Uçan Adam karakteriyle sinemada yıldızım birdenbire parlayıverdi. Bunu inkar edemem.
Yeşilçam’da Kilink (Killing) furyasını başlatan Yılmaz Atadeniz’dir
ÖZGÜN UYSAL : (İlerleyen zaman içinde Sayın İrfan ATASOY’la birbirimize ısınıyoruz, aramızdaki resmiyet kalkıyor, ben ona “İrfan Ağabey” diye, o da bana “Özgün” diye hitap etmeye başlıyor) Peki İrfan Ağabey, bu Killing projesi nereden çıktı, bu bilgiyi de benimle paylaşır mısınız?
İRFAN ATASOY : Tabii paylaşırım. İnce Cumali filminin yapımcılığını da üstlenmiştim. En İyi Film Altın Portakalı’nı aldıktan sonra yönetmenler de ismen beni tanımaya başlamışlardı. Yönetmen Yılmaz ATADENİZ, gençliğinde çok çizgi roman okumuş, fantastik filmler izlemiş. Farklı konulara değinmek için kendisine ilham aradığı bir sırada iskelet kostümlü bir İtalyan fotoromanı olan Killing gözüne takılmış. Bir de gençliğinde izlediği Şazem Dev Adam (NOT-2) diye bir film varmış. Ben bu iki kahramanı birleştirir bir film yaparım, iyi de iş yapar diye düşünmüş. Ben, İnce Cumali ile ısındığım oyunculuğa devam etmek istiyordum, ATADENİZ de yönetmenliğin yanı sıra yapımcı da olmak istiyordu. Kendisine gerekli mali desteği verdikten sonra filmin başrolünü bana verdi. Yıldırım GENCER, film süresince yüzü hiç gözükmeyen iskelet kostümlü Killing karakterini, ben de başrol oyuncusu olarak Uçan Adam Shazam’ı canlandırdım. Yılmaz ATADENİZ, İtalyanlara telif ücreti ödememek için Killing’in adını Kilink olarak değiştirmişti. Fantastik filmler o dönemlerde çok tutuyordu, beni bir anda Türk sinemasında yıldızlaştırdı. Daha sonra diğer oyuncular da fantastik filmlere yönelince, bu sefer avantür filmlere yöneldim.
ÖZGÜN UYSAL : Killing İstanbul'da, kökeni yüzyılın başlarındaki Fransız edebiyatının mihenk taşlarından Fantoma serisine dayanan kostümlü ve maskeli anti kahraman türü ile farklı bir geleneği temsil eden ilginç bir çalışmaydı. Gerek Killing İstanbul'da, gerekse Killing Uçan Adam'a Karşı adlı film muazzam bir gişe başarısı elde edip Yeşilçam'da yoğun bir Killing furyası yaşanmasına neden olmuşlar.Ancak, unutulmuş filmlerin iz sürücülerinin bütün çabalarına karşın Killing filmlerinin önemli bir bölümü ne yazık ki bugün hala kayıp film statüsünde. Sinemaseverler, günümüzde Fanatik Video serisinden Killing İstanbul'dayı bulup izleyebilirler ancak Killing Uçan Adam'a karşı adlı filmi herhangi bir şekilde izleme olanağından hala yoksunlar. Bu filmden baki kalan yalnızca bir poster ve birkaç fotoğraf. Bir de benim hafızamda kalan, filmin sonunda Uçan Adam Shazem'in (yani sizin), Killing'i (Yıldırım GENCER’i) Galata Kulesi’nden aşağıya atarak öldürmesidir. Daha sonra çekilen ve sizin rol almadığınız “Klink Soy ve Öldür” isimli filmde ise, yönetmen ATADENİZ filmi Galata Kulesi’nin dibinden başlatır, Killing hayranlarına Killing’in Galata Kulesi’nden düştüğünde aslında ölmediğini gösterir, ona Suzan AVCI ile yeni maceralar yaşatır.
Peki, kayıp olan bu Killing Uçan Adam’a Karşı adlı filmin bir kopyası yönetmen Yılmaz ATADENİZ’de yok mudur? (NOT-3)
İRFAN ATASOY : Maalesef, onda da yok. Ancak internette filmin DVD formatında A.B.D.’de ve Avrupa’da olduğunu gördüm. Bir şekilde temin edip Türkiye’ye de getireceğiz. Bu konuda fantastik Türk filmi sevenlerden çok büyük talep var. (Sohbetimize İrfan ATASOY’un kendisiyle aynı ismi taşıyan ve 1998-1999 yıllarında Gölcük Orduevleri Müdürlüğü’nde askerlik hizmetini yapan oğlu İrfan ATASOY da katılıyor).

Yeşilçam’da Kızılmaske rolünü 1967’de ilk ben canlandırdım
ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, sizin bir de Kızılmaske maceranız var, onu da anlatır mısınız?
İRFAN ATASOY : Tabii ki, niye olmasın. 60’lı yıllarda fantastik filmler çok tutulunca, yönetmen Çetin İNANÇ çizgi roman kahramanı Kızılmaske’nin filmini çekmek istedi. Ben de uzun boylu ve akrobatik olduğum için başrol oyuncusu olarak beni tercih etmiş. Ee, bir de Uçan Adam olarak ünlendim ya, Kızılmaske olarak beni tercih etmesinde onun da etkisi var yani. Benden sonra İsmet ERTEN ve Levent ÇAKIR da birer tane KIZILMASKE filmi çevirmişlerdir.
ÖZGÜN UYSAL : Kızılmaske filmi ile ilgili olarak ilginç bir anınız var mı?
İRFAN ATASOY : Olmaz mı? Onu da anlatayım. Kızılmaske filminin çekimi esnasında benim, yani Kızılmaske’nin hareket halindeki bir trenin vagonları üzerine atlaması gerekiyor. Tren hareket etti, ben de atlamak için pozisyon aldım. Etrafta da bir sürü seyirci var. Tren tam altıma geldi ama ben “atlayışımı ayarlayamayıp vagonların arasına düşersem” diye endişelendim ve atlamaktan son anda vazgeçtim. Buna rağmen seyirciler beni müthiş alkışladılar. Kameraman “İrfan ağabey, niye atlamadın, boşu boşuna filmi yaktık” diye seslendi. Endişemi anlayan yönetmen Çetin İNANÇ “Sen koskoca İrfan ATASOY’sun, korkmana gerek yok, atla” dedi. Vagonları tekrar geri çekip sahneyi baştan aldılar. Vagonlar tam altıma geldiğinde gözümü karartıp bir atladım, vagonlardan birisinin üzerine indim. Ancak bu sefer de ağırlığımdan vagonun tavanı çöktü ve yarı belime kadar vagonun içine gömüldüm. (Birlikte gülüşüyoruz, çaylarımızı yudumluyoruz)
Fantastik Türk filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştum
ÖZGÜN UYSAL : Fantastik filmleriniz Casuskıran ve Tolga ile devam etti, ondan sonra da avantür filmlere yöneldiniz. 1978 yılında da birdenbire oyunculuğu bırakıverdiniz. Bunun bir nedeni var mıydı? Bu arada kaç filme imza attınız? Bu bilgileri de öğrenebilir miyim?
İRFAN ATASOY : Ülkemizde çok iş yapan çizgi roman uyarlaması Amerikan fantastik filmlerinin yerli versiyonlarını çeviriyorduk. Tom TYLER’in oynadığı Kaptan Marvel’i (Şazem Dev Adam) Uçan Adam olarak, Spy Smasher’i (Casuskıran) de Casus Kıran/7 Canlı Adam adıyla canlandırdım. Yeşilçam’da Karaoğlan, Tarkan gibi tarihi fantastik filmlerin furyası başlayınca kendi şirketim adına bir TARKAN filmi çekmeye karar verdim. Kartal TİBET de, o dönemlerde KARAOĞLAN ve TARKAN filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştu. Kartal’ı bu filmde oynaması için aradım ama artık aktörlüğü bıraktığını ve bir yönetmenin yanında asistanlığa başladığını söyleyince filmin adını TOLGA olarak değiştirip bu karakteri de beyazperdede ben canlandırdım. Yani Tarkan filmine niyet ettik ama ortaya Tolga çıktı. Avantür film furyası bittikten sonra da tamamen sosyal içerikli filmlere yöneldim. Yılmaz GÜNEY ile bir çok ortak çalışmamız oldu.
1978 yılında oyunculuğu bırakmamın nedenine gelince, 41 yaşıma gelmiştim ve yüzüm eskimeden oyunculuğu bırakmak istedim. Sinemaseverlerin beni filmlerdeki yüzümle hatırlamalarını istiyordum. En son “Rezil” isminde bir film çektim ve beyazperdeye veda ettim. Bugüne kadar 45 filmde oyuncu olarak, 3 filmde yönetmen ve oyuncu olarak, 28 filmde yapımcı ve oyuncu olarak, 16 filmde de senarist ve oyuncu olarak yer aldım. 1978 yılında sinemaya ara vererek tamamen yurtdışından film ithalatına yöneldim. Sinemadan kopmadım; işletmeci olarak hep Yeşilçam’dayım.
ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, beyazperdeye veda etmişsiniz ama gene de sinemadan kopamamışsınız. İrfan Film Şirketi olarak yurtdışından film ithal ediyorsunuz ama bir yandan da sinema işletmeciliği yapıyorsunuz.
İRFAN ATASOY : Evet, bu konuda haklısın. Sinema camiasının içinde olmak beni mutlu ediyor. 60’lı yıllarda işletmeciliğine ortak olduğum Atlas Sinemalarını aldım, şu anda hem sahibi hem de işletmecisiyim. Ayrıca, Bakırköy’de Chaplin Sinemalarının ve Kadıköy’deki Broadway Sinemalarının da işletmeciliğini yapıyorum.
ÖZGÜN UYSAL : 2005 yılında, Adana 12 nci Altın Koza Film, Kültür ve Sanat Festivali’nde “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” aldınız. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
İRFAN ATASOY : Türk seyircisi kendisine sinemada belirli mesajlar veren sanatçıları unutmuyor, böyle ödüllerle onurlandırıyor. Festival kapsamında bir arabanın içinde kortej geçişi yaparken Adanalılar “İrfan ATASOY!” diye hararetle beni alkışlarlarken, kızlarımın “babacığım, senin kızın olduğumuz için gurur duyuyoruz” demeleri benim için en büyük ödül olmuştur.
ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, ben size sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum; Türk sinemaseverler sizi asla unutmayacaklardır. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, siz de inanın.
Tam dört saat süren röportajın ardından ATASOY’un kızları Zeynep ve Elif, oğlu İrfan ile vedalaşıyorum. İRFAN FİLM’in bürosundan çıkıp İrfan ATASOY ile birlikte ATLAS Sinemalarına doğru sohbet ede ede ilerliyoruz. İstiklal Caddesi’nin paralelinde, Gazeteci Erol Dernek Sokağı’ndayız. Tesadüf bu ya, yolda İrfan ATASOY’un bir çok fantastik filme birlikte imza attıkları yönetmen Yılmaz ATADENİZ ile karşılaşıyoruz, bir süre ATADENİZ ile ATASOY sohbet ediyorlar, ben sessizce onları dinliyorum. Sanki bir şeyler söylesem büyü bozulacak, Yeşilçam’ın bu iki dev adamı bir rüya gibi ortadan kaybolacaklar gibi geliyor bana. Bir süre sonra iyi günler dileyerek ATADENİZ’in yanından ayrılıyoruz.
İzmit’e dönüş
ATLAS Sinemalarını da gezdikten sonra İrfan ATASOY ile birlikte İstiklal Caddesinin kalabalığında Taksim’e doğru konuşa konuşa yürüyoruz. Nezaket göstererek Taksim’e kadar beni uğurlamaya geliyor.
Taksim’de sarılıp vedalaşıyoruz, gözlerimiz doluyor.
-“İstanbul’a geldiğin zaman mutlaka tekrar bana uğra, gelmezsen darılırım” diyor.
Türk Sineması’nın kalbinden, hüzünlü bir şekilde ayrılıyorum ve birkaç saat sonra İzmit’e doğru hareket ediyorum.
İRFAN ATASOY’UN OYUNCU OLARAK FİLMLERİ (45 FİLM) :
İnce Cumali (1967), Killing İstanbul'da (1967), Şark Yıldızı (1967), Killing Uçan Adam'a Karşı (1967), Casus Kıran (1968), Kızıl Maske (1968), Bin Defa Ölürüm (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Maskeli Şeytan (1970), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Belanın Kralı (1971), Her Kurşuna Bir Ölü (1971), Jilet Kazım (1971), Azrail (1971), Azrail Peşimizde (1971), Beş Hergele (1971, Cehenneme Hoşgeldin (1971), Kara Cellat (1971), Kanlı Öç (1972), Ölmek Var Dönmek Yok (1972), Savulun Geliyorum (1972), Üçkağıtçılar (1972), Kara Bela (1972), Şehmuz (1972), Darağacı (1972), Acı Kader (1972), Adanalı Kardeşler (1972), Casus Avcıları (1972), Dağlar Kralı (1972), İblis (1972), Ölür Müsün Öldürür Müsün (1972), Ölüm Peşimizde (1972),Son Durak Ölüm (1972), Susuz Yaz (1973), Kara Osman (1973), Zalim (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Quei Paracul... Pi Di Jolando E Margherito (1975), Gördüğün Yerde Vur (1975), Tolga (1975) , Hamal (1976), Erkeğim (1977), Rezil 1978.
YÖNETMEN OLARAK FİLMLERİ (3 FİLM) :
Üçkağıtçılar (1972), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977)
YAPIMCI OLARAK FİLMLERİ (28 FİLM) :
İnce Cumali (1967), Balatlı Arif (1969), Çirkin Kral Affetmez (1967), Kan Su Gibi Akacak (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Bin Defa Ölürüm (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Canlı Hedef (1970), Çifte Yürekli (1970), Kanımın Son Damlasına Kadar (1970), Piyade Osman (1970), Yedi Belalılar (1970), Yarın Son Gündür (1971), Belanın Kralı (1971), Beş Hergele (1971),Kara Cellat (1971), Kurşun Memed (1971),İblis (1972), Susuz Yaz (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Yankesici (1974), Tolga (1975), Hamal (1976), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977), Rezil (1978),
SENARYOLARINI YAZDIĞI FİLMLER (16 FİLM) :
Kan Su Gibi Akacak (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Kara Bela (1972), Casus Avcıları (1972), Darağacı (1972), Ölüm Peşimizde (1972), Son Durak Ölüm (1972), Üçkağıtçılar (1972), Topal (1973), Zalim (1973), Anasının Gözü (1974), Dört Hergele (1974), Yankesici (1974), Hamal (1976), Mikrop (1976), Rezil (1978)
NOTLAR :
NOT-1 : 1964 yılında İtalya'da çizgi roman kahramanı olarak KRİMİNAL adı ile yaratılan iskelet kostümlü süper caninin ismi, fotoromana dönüştürüldükten sonra KILLING olarak değiştirilmiştir. KRİMİNAL ve KRİMİNAL II adı ile iki kez İtalyan-İspanyol ortak yapımı olarak beyazperdede canlandırılan KILLING, Fransa'da SATANIK, Amerika'da ise SADISTIK adıyla tanınmaktadır.
NOT-2 : "Marvel Comics" firması tarafından yaratılan ve daha sonra "DC Comics" firmasına geçen çizgi roman karakteri Kaptan Marvel, ilk kez 1941 yılında Tom TYLER tarafından beyazperdede canlandırıldı. Kaptan Marvel, "SHAZAM" kelimesini söyleyerek kendisine verilen insanüstü güçlere kavuşuyordu. 1950 yılında Yüksel Film (Adana) tarafından ithal edilen "Kaptan Marvel'in Maceraları" isimli film ülkemizde "Şazem Dev Adam" adı ile gösterime girmişti. SHAZAM kelimesi SOLOMON (Kral Süleyman), HERCULES (Herkül), ATLAS, ZEUS, ACHILLES (Komutan Aşil) ve MERCURY kelimelerinin baş harflerinden oluşuyordu. KAPTAN MARVEL Kral Süleyman'dan "BİLGELİK", Herkül'den "GÜÇ", Atlas'dan "DAYANMA GÜCÜ", Zeus'dan "YETENEK", Aşil'den "CESARET" ve "MERTLİK", Merkür'den ise "HIZ" özelliklerini almıştı. Bu karakter Türkiye'de 1967 yılında aktör İrfan ATASOY tarafından beyazperdeye taşındı. Her ne kadar Yönetmen Yılmaz ATADENİZ biraz Kaptan Marvel, biraz Batman, biraz da Superman kostümlerinin karışımından oluşan bir kıyafet tercih etse de THE POWER OF SHAZAM'ın (Şazem'in Gücünün) ortaya çıkardığı özel kostümlü UÇAN ADAM SHAZAM karakteri, hem değerli aktör İrfan ATASOY'u Türk sinemasına kazandırdı, hem de Türk sinema tarihinde hiçbir zaman unutulmayacak bir konuma oturttu.
NOT-3 : Ne mutlu ki bana, “Kilink Uçan Adam’a karşı” adlı kayıp filmin izini sonunda “YOU TUBE” adlı sitede bulabildim. Kısa bir fragman olsa bile, fantastik Türk filmleri tutkunlarını mutlu etmeye yetiyor. Filmin orijinali Yunanlı ONAR Film Şirketi’ndeymiş. Şirket 2006’nın sonunda bu filmi Türkiye’de de DVD formatında piyasaya sürdü. Uzun çabalar sonucu bu filmin bir kopyasını temin etme imkanı da buldum. Ancak filmin sonlarına doğru bazı bölümler deforme olduğu için, eksik olan bu bölüm ATADENİZ’in elinde mevcut olan fotoğraflardan slayt gösterisi olarak filme eklenmiş ve slayt seslendirmesi ise bizzat Yılmaz ATADENİZ’in kendisi tarafından yapılmıştır

20 Ağustos 2010 Cuma

GON'a yeni gelen ÇR'ler

Selamlar,
Yeni çizgi romanlar elimize ulaştı.

Ağırlıklı olarak aylık fasiküllerden oluşan bir parti olduğunu söylemeliyim öncelikle.
Eksik sayıların büyük bir kısmı ve yeni sayılardan oluşan güzel bir karma bekliyor aboneleri.
Fasiküller arasında ilgi çekenler Milo Manara'nın One Shot'lık X-Women'ı, Flash #01, X-Men Origins: Deadpool -One Shot-.
Gelen ciltler arasında göze batanlar ise:
Ashley Wood's Art of Metal Gear Solid
Art of Vampire Hunter D
Art Orgy of Playboy
B.P.R.D cilt 13
Batman & Robin 01 -Deluxe Edition-
ve daha niceleri..
Bunların dışında uzun süredir beklediğimiz The Complete Crumb Comics ciltlerinin de dahil olduğu yüklü bir Fantagraphics seçkisi de raflardaki yerini aldı.
Ayrıca Gerekli Şeyler'den Klasik Wolverine sayı 1
Everest'ten Beşir'le Wals
1001 Roman'dan Piş İşler çıktı!
Önümüzdeki Hafta içinde Marmara Çizgi'den Yürüyen Ölüler 4 ve ardından
Red Sonja 2'nin de çıkacağını müjdeleyelim.
Inception severlere küçük bir sürpriz: http://tinyurl.com/2chxzfa
Beşir'le Vals [Çizgi Roman] -> http://tinyurl.com/rob389bv (aynı sayfadan ingilizce baskısına da ulaşabilirsiniz)
Okko 1: Sular Devri -> http://tinyurl.com/rob389okko (aynı sayfadan ingilizce 1 ve 2. ciltlere de ulaşabilirsiniz)
Klasik Wolverine Cilt 1 -> http://tinyurl.com/rob389ksw
Barbar Conan'ın Vahşi Kılıcı 3 -> http://tinyurl.com/rob389cvk3
Türkçe çizgi romanda %40'a varan indirimleri kaçırmayın!
görüşmek dileğiyle,
Cenk
Gon Çizgi Roman

www.rob389.com

19 Ağustos 2010 Perşembe

TRT, çocuklara Ramazan'ı böyle sevdirecek: SÜPER RAMAZAN

Ramazan ayına özel programlar hazırlayan TRT, minik izleyicileri için de ''Süper Ramazan'' adlı çizgi filmi ekrana getiriyor
Çocuklara çeşitli hikayeler üzerinden mizahi bir dille Ramazan ayında yaşanan değişiklikleri ve güzellikleri anlatmayı amaçlayan çizgi film, Ramazan süresince yayınlanacak.
8-10 yaşlarında Ramazan adlı bir çocuğun maceralarını anlatan, özgün karakterler ve mekanların kullanıldığı ''cut-out'' tekniğinde hazırlanan çizgi film, 90 saniyelik 10 bölümden oluşuyor.
''Süper Ramazan'' isimli çizgi karakterin yaşadığı olayları, Ramazan ayında yakın çevresindeki insanların sıkıntılarını giderme çabasını konu alan çizgi film, 4-11 yaş arası çocuklara hitap ediyor.
Çizgi roman tutkunu olan, hikayelerdeki kahramanlarla kendini özdeşleştiren Ramazan'ı ''Süper Ramazan'' olmasına götüren süreç şöyle gelişiyor:
''Annesinin pide alması için fırına gönderdiği Ramazan, kuyrukta beklerken kafasına pide fırınında kullanılan küreğin sapı çarpınca bayılır. Ayıldığında ise kendini Ramazan ayında insanların sıkıntılarını gideren onlara yardım eden süper kahraman olarak bulan Ramazan'ın öncelikle bir kostüme ihtiyacı vardır.
Uzun çalışmalar sonucu kendine bir kostüm hazırlayan Ramazan, iri çerçeveli gözlüklerini de çıkardığında şehrin en karizmatik süper kahramanı oluverir. Kılık değiştirdiği için kimse onu tanımaz. Ramazan'ın ailesi ve arkadaşları onun oynadığı bu oyunun farkındadırlar, fakat onu üzmemek için ses çıkarmazlar. Çevresine sakarlıklarıyla zarar vermesine rağmen herkes onu çok sevmektedir.''
Ramazan ayında toplumda görülen değişiklikleri, güzellikleri ''Süper Ramazan''ın sakarlığı, merakı ve sevimliliğiyle harmanlanmış hikayeler üzerinden mizahi bir dille anlatan çizgi film, Ramazan süresince TRT ekranlarında minik izleyiciyle buluşacak.
Kaynak : AA
Paylaşım - Şener Yelkenci
"İyi ki o küreğin sapı başka bir yeriyle temas etmemiş 4 metre... mazallah... Süpeeeer ince ve zarif bir oğlan ötesi olurdu çocuk...! Süper kahramanlar bilim sayesinde ortaya çıkarken elalemde bizde bir kürek sapı yetiyor. Bu dehşetengiz içeriği bulanları ve yayınlayanları tebrik ediyorum" yorumunu yapan - Ümit Kireççi

17 Ağustos 2010 Salı

Kahramanların Koşusu

Aşağıda gördüğümüz afiş bir tv kanalının reklamı. Farklı futbol takımlarının oyuncularının koşu pozu çok hareketli ve aksiyon dolu yorumlanmış. Bu poz bana yüzlerce kez gördüğüm çizgi roman pozunu hatırlattı:
Özellikle bu örnekleri vermemin belirgin bir amacı yok. DC Comics'i çok sevmem belki etkili olmuştur o kadar:
Yukarıda - JSA All Star
Aşağıda - Young All Star
Foto - Eğlenen: Ümit Kireççi

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Batgirl

Batman Ailesinin kötü kızı : Cassandra Cain
Eğer DC evrenini biliyorsanız, Gotham şehrinin Batman ve ailesi tarafından korunduğunu da bilirsiniz. Bu aile ilk başta sadece Batman ve Robin’den oluşurken, zamanla bu aile büyüdü , genişledi ve içine Oracle, Nightwing, Huntress, Spoiler gibi yeni isimler de eklendi.
Bu eklenen isimlerden bir tanesi Bat-girl idi. Bat-girl kişiliği de zaman içinde farklı insanlar tarafından canlandırıldı ( aynı Robin gibi) ama en unutulmaz olanı, kesinlikle Cassandra Cain’dir.
Cassandra Cain, Kelley Puckett ve Damian Scott tarafından yaratılmış ( kostümü Alex Maleev tarafından çizilmiş ) bir karakterdir. 1999-2006 yılları arasında kendi çizgi romanına sahip olmuş, ( bu seri 73 sayı sürmüş) daha sonra cross-over’lar ve re-vamp’ler yüzünden ortadan kaybolup , bir sürü değişikliklere uğratılmış bir karakterdir. Ben o yüzden sadece bu 73 sayılık dilimden bahsedeceğim.
Cassandra Cain, Gotham şehrinin meşhur iki katili olan David Cain ve Lady Shiva’nın kızıdır. Cain, bir profesörün yaptığı bir konuşmadan etkilenerek, mükemmel bir katil yapmayı tasarlar. Konuşmacının teorisine göre bu kişi duygulardan arınmış, konuşma yeteneği sınırlı olan , antisosyal ve cahil biri olmalıdır. Böylece küçüklükten beri sadece savaş ve dövüş üzerine büyütülmeli ve de beyni konuşma, yazma , okuma gibi işlerle ilişkilenmemelidir. Bu şekilde dövüş ve insanların duruşları üzerine yetiştirilen bir kişi, insanların yapacakları hareketleri, daha duruşlarından çözebilmelidir. Dolayısıyla , karşı kişinin hareketlerini daha ortaya çıkmadan çözme yeteneğine sahip olacaktır.
Cain, kızını aynı bu şekilde sürekli bir şiddet içinde yetiştirir. Cassandra 8 yaşındayken, Cain’in zorlaması üzerine bir iş adamını öldürür, fakat yaptığı kötülüğün farkına varınca da Cain’den kaçar ve yıllarca sokaklarda dilenerek , hırsızlık yaparak yaşar…ta ki Batman onu buluncaya kadar. Batman Cassandra’nın kötü bir kişi olmadığını anlayınca, onu Oracle’ın himayesine verir, ve yeni bir Batgirl doğar.
Batgirl , Yarasa ailesine girmiş en sıradışı insandır. Batman familyasındaki tek Asyalı kızdır. 16 yaşındadır , dışardan bakıldığında inanılmaz derecede çelimsiz ve de kısa boylu gözükür. İlk sayılarında hiç konuşmazken, bir düşük derece telepat’ın onun beyninde yaptığı basit değişikliklerden sonra tek tük cümlelerle konuşmaya başlar. Oldukça anti-sosyaldir ve içine kapanıktır. Gerçekte sadece Batman’e güvenir, ve Batman’ın onu peşinden sürüklediği maceralara katılır. Batman dışında ailedeki herkesten daha iyi dövüşür, Batman’le kıyaslama konusunda ise tartışmalar vardır.ÇR’de çok derinlemesine incelenmediği için, Batman ile yaklaşık aynı seviyede dövüştüğü söylenebilir. Cassandra Cain okuma, yazma bilmemektedir. Bu yüzden de tüm Yarasa ailesinin en önemli özelliği olan dedektiflik, onda hiç gelişmemiştir. Tüm yarasa ailesinin sevdikleri ve güvendikleri birisidir. Ama yine de hepsi, haklı olarak ondan çekinirler.
58inci sayıdaki yazar-çizer kadrosunun değişimiyle, Batgirl’e yeni bir yol çizilir. Yazar herhalde daha genç okuyucuları çekmek amaçlı olarak Cassandra’yı başka bir şehre yaşamaya gönderir , ve orada Cassandra’nın topluma kabul edilme çabalarını , daha fazla konuşma ve daha fazla sosyalleşmeye çalışmasını görürüz. Başka bir çr’de olsa kabul görecek olan bu hareket, alışa gelmiş Cassandra’nın karakterine ters düştüğünden Cassandra’nın sadık hayranlarından çok tepkiler gelir.Bu yeni çizilen yol Arana, Robin, Darkhawk, Invincible gibi teen-age çr karekterlerinin hayatlarına çok benzediği için Batgirl’in o “Dışlanmışlar arasında yaşayan bir dışlanmış” tarzına alışan hayranlar , bu yeni Batgirl’ü sevmezler.
Belki yazar ileriye dönük çok güzel planlar hazırlamıştı ama tam o sırada diğer yarasa ailesinin karakterleriyle yaşanan cross-over’lar ve DC’nin yeniden şekillendirileceği yeni bir evren re-vamp çalışması esnasında o planlar kayboldu gitti. “One year later “da fanlar Batgirl’den uzaklaşır ve Batgirl çr’si iptal edilir. Bu revamp’den sonra ortaya çıkan Batgirl, çr serisininden tamamen farklı dır ve kötülük yolunu seçmiş bir katil olarak Assasin tarikatının başına geçmiştir. Bu Cassandra Cain hayranlarını iyice kızdırır. Bunun üzerine Cassandra’nın ilaçla kötü yolu seçtiği üzerine bir senaryo kurulur ve Cassandra eski haline geri döner, hayranların öfkesi biraz yatışır.
Şahsen ilk başta , bana oldukça itici gelen Batgirl ; zamanla beni sardı ve Cassandra’nın maceralarını merakla okumaya ve takip etmeye başladım. Cassandra’nın az konuşması yüzünden konuşma balonu az, hareketi ve aksiyonu çok olan bir çr okumak , normalde tarzım değildir; fakat yazarın senaryoyu dikkatlice işlemesi ve çizerin de bu senaryoyu ustaca çizim haline dökmesi beni gerçekten etkiledi. Yazarın okuma yazmadan dolayı , Batgirl’in beyninin sadece hareketlere göre şekillendirileceğini ve dövüş esnasında hareketleri önceden sezeceğini düşünme fikri tek kelimeyle muhteşem. Ne yazık 58. sayıdan sonraki fikirler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Evet, ben de 50. sayıdan sonra mutsuz olan fanlardanım.
Batgirl’in serüvenleri 73 sayı sürmüş, sonra çr’si DC evrenindeki revamp yüzünden kapatılmıştır. Ama o 73 sayının TPB’si bulunmaktadır. Özellikle ilk 50 sayıya ait TPB’nin ilginizi çekeceğine garanti veririm.Her çr fanının kütüphanesinde en az bir tane Batgirl TPB’si olması gerekiyor.
Yazan - Tunç Pekmen
Daha Çok İş Bölümü Yapacağız Uzun John

14 Ağustos 2010 Cumartesi

JLA Yeni Dünya Düzeni, Işık Hızında MAcera

"Yeni Dünya Düzeni" olgusu bir zamanlar pek modaydı. "Amerika'nın dünyaya empoze etmeye çalıştığı bu yeni doktrinden JLA'da nasibini almış" diye düşünmüştüm albümü aldığımda. Daha nadir okuduğum bir tür olduğu için albümü bir kaç yıl bekletmişim arşivde.
Karadeniz tatilinde alıp okuyasım geldi, aldım elime okudum. Amerika'nın dünyaya empoze ettiği yeni dünya düzenini tersine çevirmeye çalışmışlar gibi bir hava seziliyor ilk bakışta. Uzaylı Hyperklan'lar dünyayı istila ediyor yeni düzen getirmeye koyuluyorlar. Adalet Ligi'ndeki dostlarımız da engelleyip asıl Yeni Dünya Düzeni diye bildiğimiz olgunun sürekliliğini sağlıyorlar. Böylece hikayede ABD kendini inkar ederek, kendisi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bu tuhaf yaklaşım bir yana albümün güzel yakalanmış bir konusu var. Ancak işlenmesi comics standartlarını aşmadığı için olsa gerek, konu değil JLA karakterlerinin güçlerinin tarfileri daha ön planda duruyor. Marvel'da da altmetin olarak tekrar edilip durur ama DC'de bu çok belirgin bir şekilde can sıkacak kadar çok tekrar ediliyor. Ben filanca mesafeyi bilmem kaç salisede aldım, sen o sırada nal topluyordun, yok suların altında bilmem neler yaparım, arkadaşım da şunu şunu yapabilir diye geçilen metinleri toplasak albümün önemli bir bölümünü kaplar herhalde(Batman'i bunun için seviyoruz galiba. Anlatacak gücü yok garibimin). Karakterlerin birbirleriyle didişmesi, güçlerini anlatarak böbürlenmeleri ve neden bimem oldukça karmaşık yapılmış çizimler hikayeye konsantrasyonu çok zorluyor. Bu kadar kompleks çizimlerin altını dolduracak güçlü bir senaryodan yoksun macera, süper kahramanlara özgü ışık hızıyla ilerliyor. Hyperklan ne zaman dünyayı uyuttu, her yere ne zaman yayıldılar, mevcut süper kötüleri ve de kahramanları ne zaman ele geçirip idam etmeye başladılar hikayede hiç verilmiyor. Bir bakıyorsunuz, iki kare arasında sanki yıllar geçmiş gibi. Bir ara başlıkların olduğu yerlerde sayı tarih vs bilgi aradım acaba arada bazı sayılar atlanmışmı diye. Okurken sanki bir kaç albümlük maceranın içinden kesitler verilerek oluşturulmuş bir albüm hissine kapılarak bitiriyorsunuz öyküyü. Comics'lerde macera içlerinde her kahramanın kimliği, geçmişi, güçleri vs tekrar tekrar gözümüze sokularak verilmese de daha çok macera yazılıp çizilse de biz aynı sayfa sayısında daha çok macera okumuş olsak daha iyi olmaz mıydı?
Albümün edisyonuna gelince. Arka Bahçe'nin o dönem çıkardığı tüm albümlerde olduğu gibi okumaya başladıktan bir kaç sayfa sonra albüm kapaktan ayrılarak elime geldi. Kapağı düzeltmeye çalışmaya boş verip içinden tutayım dedim ama bu seferde dipteki yapışkan elime bulaştığı için rahatsız oldum. Arka Bahçe'nin Year One, JLA vs tüm bu dönem albümleri kapaktan ayrılıp parçalanıyor. Tutkalla yapıştırmak ta fayda etmiyor, gene ayrılıyorlar zamanla. Yeni yayınlarda bu ayrıntıya dikkat edilmesini rica ederim. Ve mümkünse JLA gibi sıkıcı albümler yerine Batman yayınlansın
Selamlar,
Lami Tiryaki

13 Ağustos 2010 Cuma

Süpermen bir aileyi kurtardı!

ABD'de küresel kriz nedeniyle evlerini kaybetmek üzere olan bir aileyi Süpermen kurtardı!
Küresel kriz nedeniyle ABD'deki çok sayıda aile gibi kredi borcunu ödeyemedikleri evlerini kaybetmenin eşiğine gelen çiftin eşyalarını toplamaya başladı.
Bodrum katında eşyaları koymak için kutu aradıkları sırada çift, 8-9 tane çizgi roman buldular.
Ama bunlardan biri herhangi bir çizgi roman değildi. Süpermen'i yapan Action Comics'in ilk baskılarından biriydi. Adlarının gizli kalmasını isteyen çiftin bulduğu Süpermen çizgi romanı Haziran 1938'de yayınlanmıştı ve 250 bin dolar değerindeydi.
Çift, New York'taki ComicConnect ile temasa geçti. ABC News'te yer alan haberde, "Aile evlerini kaybedecekleri için yıkılmış durumdaydı. Çıkış yolu bulamıyorlardı. Bundan kurtulmanın bir yolu olduğunu öğrenince gözyaşlarına boğuldular" denildi.
Çok iyi durumdaki çizgi romanın 250 bin dolara alıcı bulabileceği kaydediliyor. Bu durumda aile evlerini kaybetmek zorunda kalmayacak. Çizgi roman 27 Ağustos - 17 Eylül arasında ComicConnect aracılığıyla müzayedede satışa sunulacak.
Mart ayında ABD'de Süpermen çizgi romanının ilk baskısı çok nadir bulunan sayısı 1 milyon dolara satılarak rekor kırmıştı.
Kaynak - Mynet Haber

Ayşe Kulin’in Veda’sı farklı çizgi romanlar

BEN sadık bir çizgi roman okuyucusu değilim. Ama en sevdiğim müzik tarihi, ironik bir dille yazılmış çizgi roman biçiminde olanıdır.
Yayın dünyamızın türler yelpazesi son yıllarda çizgi romanlarla dolu.
Ayşe Kulin’in Veda romanının çizgi romanını aldım, okuduğum kitabın bir de çizgilenmiş halini görmek istedim. Kapaktaki yazılar şöyle: Ayşe Kulin, Veda-Esir Şehirde Bir Konak, Cemil Cahit Yavuz’un Çizgileriyle.
Acaba çizgiler, benim romanda keşfedemediğim bir yanı bana sundu mu? Ya da çizgi roman biçiminde okuyunca romanı daha iyi kavradım mı?
Bunlara kendi açımdan evet diyemeyeceğim ama o dönemin siyasal ortamını, dönemin kıyafetlerini bildiğim için belki çizgi bana bir şey söylemedi. Ama romana kazandırdığı görsel boyutu da göz ardı edemeyiz.
O dönemi bilmeyenleri, özellikle genç kuşakları düşündüğümde, dönemin giysilerini buradan öğrenebilirler diye düşündüm. Bir ölçüde de olsa İstanbul’u hayal etmeleri için de çizgi yoluyla bir anımsatma, yazıyı tamamlama malzemesi olabilir kanısına vardım.
Benim için değil ama başkalarının okuması için doğru saptamalar ve gerekçeler.
* * *
ÇİZGİ romanların sadık okuyucusu olmadığımı söylesem de, sözünü ettiğim süper kahramanların olduğu, bol maceralı çizgi romanlar. Haliyle çizgi romanlar arasında da fark var, genel bir başlık altında toptancı yargılara varamayız.
Belgesel çizgi romanları ayrı bir sınıflamaya tabi tutmak lazım.
Joe Sacco’nun Filistin’i bu türün iyi bir örneği. Edward Said’in sunumuyla yayımlanmış. Sacco hem Filistinlileri hem İsraillileri dinlemiş, kayda almış, fotoğraflarını çekmiş, sonra da çizmiş.
Sacco’nun diğer kitabı da Güvenli Bölge GORAZDE-Doğu Bosna’da Savaş, 1992-1995. Sunumu da Tayfun Pirselimoğlu yazmış. İthaki Yayınları tarafından yayınlanan iki önemli belgesel çalışma, aynı zamanda önemli ödüller kazanmış. Sacco bu çalışmalarıyla pek çok yerden ödül aldığı gibi Gorazde kitabıyla 2001 Eisner Ödülü’nü de kazanmış.
Klasikleri, çizgi roman biçiminde okumaya alışamadım henüz.
Bir çizgi roman kitabına baktım Agatha Christie’nin Nil’de Ölüm’ü ile Malikânedeki Esrar bir arada.
Nil’de Ölüm’ün kitabını da okudum, filmini de gördüm. Hatta kitabın yazıldığı oteli de gördüm. Bana yeni bir boyut katacağına inanmadım.
Ne var ki, iki Agatha Christie çizgi romanının da, tatil okumaları için düzenlenecek listenin başlarında yer alması gerektiğini okurlarıma hatırlatmalıyım.
Günümüzün okur gerçeklerine gelince...
Romanını okumamış, filmini seyretmemiş biri için hiç kuşkusuz ilgi çekici gelebilir, haliyle bu çizgi romanı okumayı tercih edebilir.
Türler farklı da olsa, okur profili değişik de olsa gene bir başka sorunun yanıtını arıyorum.
Çizgi romanlar özellikle klasiklerin okunması konusunda bir artışı sağlıyor mu? Yoksa bunu okuduk deyip onları almıyorlar mı? Klasiklerin çizgi romanlardan öncesi ile sonrası satış grafiklerini karşılaştırıp bir sonuca varabiliriz.
Belki de şöyle bir sonuç çıkabilir; klasikler okunmuyordu, çizgi romanlar sayesinde okunurluk kazandı.
Bu tereddütler içinde Beşir’le Vals’i okudum, ödüller kazanmış bir filmin çizgi romanı.
Bu ödüllü filmin çizgi romana uyarlamasını beğendiğimi söylemeliyim. Ama alıştığımız çizgi romandan daha bir başka boyutu olduğu bir gerçek.
* * *
ÇİZGİ romanlar tatile çıkanların valizinde mutlaka bulunmalı.
Deniz kıyısında veya evinizde, ister süper kahramanlı ve bol aksiyonlu, ister belgesel veya dünya klasiklerinin uyarlaması olsun bir çizgi roman okuyun. Görsel boyutun farkını göreceksiniz.
Doğan Hızlan
dhizlan@hurriyet.com.tr
Kaynak - Hürriyet

12 Ağustos 2010 Perşembe

Conan Geliyor Conan!



"Conan, yıkıl karşımdan edep özürlüsü! Her gün vıdı vıdı, her gün dırdır zırıltı... Beyin hücrelerimin çalışmasına engel oluyorsun evladım."

Tanıdık geldi mi?

90'lı yılların başında Alfa'da Conan ve Punisher dergilerinde editörlük görevimi ifa ederken kullandığım "Conan azarlama" cümlelerimdendi bunlar (Başkasını bilmem ama Mit hatırlayacaktır sanıyorum).

Söz konusu dergilerin okur mektuplarını cevapladığım sayfalarını biraz "renklendirebilmek" adına uygulamaya koyduğum, kimilerince pek beğenilen, kimilerince ciddiyetsizlik olarak addedilen mizahi yaklaşımın doğurduğu karikatürize bir tip oluvermişti Conan bir ara.

DEVAMI ŞURADA

1001 Roman Tam Gaz

Açıklamalarına en kısa sürede ulaşacağımız iki güzel çizgi roman daha raflardaki yerlerini aldı veya 16 Ağustos'tan sonra alacak:

Okuyanın bol olsun 1001 Roman :O)

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Machette Movie ve Comics'de

İspanyolca "Pala" anlamına gelen "Machete"i bir çok okur Mister No'dan hatırlarlar. Amazon ormanlarında yolunu açmaya çalışan insanlar kullanırlardı onu savurarak. İşte bu Machete yıllar önce çizgi romanda bir karakterin ismi olarak okunurken şimdi sinemada izleniyor... olacak.

Afişi gördünüzse adamı ve tipini aklınızda tutun lütfen. Diğer movie bilgilerini de okuduktan sonra zaten yıllarca aynı tip ve silahlarla Marvel Comics dünyasında dolanan Machete hakkındaki bilgilere atlayın.
Yönetmen: Robert Rodriguez, Ethan Maniquis
Senaryo: Robert Rodriguez, Alvaro Rodriguez
Yapımcı: Quentin Tarantino, Robert Rodriguez, Elizabeth Avellan, Iliana Nikolic, Aaron Kaufman, Rick Schwartz
Oyuncular: Danny Trejo, Steven Seagal, Michelle Rodriguez, Jeff Fahey, Cheech Marin, Lindsay Lohan, Don Johnson, Jessica Alba, Robert De Niro

Bu karakteri yıllarca dayak yiyen ve sürekli kaybeden bir grubun elemanı olarak okudumdu. Kısmet bugüneymiş, aslında adamın ne büyük bir adam olduğunu şimdi öğreniyorum... Yarım yamalak bir büyük aslında ya o ayrı:
Machete (Marvel Comics)
İlk kez 1985 yılı Captain America'sında (sayı 302) ortaya çıkan Ferdinand Lopez nam-ı diğer Machete devrimci bir lidermiş.
Güney Amerika'daki hayali San Diablo devleti vatandaşı olan, Ferdinand Lopez bir devrime kalkışmışsa da becerememiş. Amerika Birleşik'e kaçarak devrimi finanse edecek parayı kazanmak için yasadışı işlere bulaşmıştır. Sırasıyla kaybedenler kulübü Batroc's Brigade ile Doom's Brigade gruplarına katılan Machete'in üstün gücü yoktur. Bıçaklarıyla mutlu mesut dövüşen biridir kendisi. Çok kardeşli bir aileden gelen Machete orjinali ölünce miras üçüncü kardeşe kadar ulaşmış. Film buradan birşeyleri tırtıklamış mı, aklın yolu mu bir mi bilemiyorum. İzleyeceğiz göreceğiz...
Görüldüğü ve dövüldüğü öyküler tam listesi: Marvel
Haber: Ümit Kireççi

5 Ağustos 2010 Perşembe

Wolverine Klasik 1 Cilt Çıktı

Gerekli Şeyler'den bir Marvel Comics başyapıtı okurlara sunuluyor: Wolverine
Eski dostunuz Wolverine unutulmaz klasik maceralarıyla aramıza dönüyor.Türkiye'de kaldığı yerden hiç yayınlanmamış maceraları ile....
Gerekli Şeyler Facebook Group

Pis İşler Piyasada.........

İtalya’da Böyle Bir Kitap Yapılmadı. Daha İyileri Ve Daha Kötüleri Vardı Ama Hiçbiri Bunun Kadar Şiddet Dolu, Arsız Ve Kaba Değildi.......
Bu Sözler Ünlü İtalyan Çizgi Roman Ustası Tıto Faracı’ye Ait.
Tarantino, Sın Cıty, Frank Mıller İsimleri İlginizi Çekiyor İse Bu Kitabı Da Bir Solukta Okuyacaksınız Demektir.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

"Dönüşüm"ün Çizgi Romanı Çıktı

Gregor Samsa, Huzursuz Edici Uykusundan Uyandığında, Kendini Dönüşmüş Olarak Buldu…
Eser Adı: DÖNÜŞÜM (The Metamorphosis)
Yazar: Franz Kafka
Uyarlama: Peter Kuper
Tek kelimeyle edebi bir çizgi roman... Edebi olarak okunmak için iyiden iyiye bir çaba sarf edilmiş olsa da daha önce karşılaşmadığımız bir edebiyat türü. Dönüşüm bize kalıcı bir ders veriyorsa o da ‘olasılıksız olanın her daim önümüzde olduğudur’. Kuper bu düşünceyi fevkalade rahatsız edici eserinin neredeyse her karesinde gerçek kılmaktadır.”
Chicago Tribune
Kuper’in karalama tahtası tekniğinin etkileyici görüntüsü, hikâyenin dehşetini ve şiddetini keskinleştirip gözlerin bayram etmesini sağlıyor.”
Harvey Pekar, Bookforum
Hikâyenin karanlık mantığını gözler önüne sermeyi başaran şahane bir şekilde çıkışı olmayan, klostrofobik karelerde anlatılmış.”
San Francisco Chronicle
Kuper’in çizimleri, Kafka’nın hikâyesini hızla içine katıyor... Baştan sona acıma ve üzüntü duyguları uyandırma gücünü ve Gregor Samsa’nın mecazi kaderinin sürrealizmini koruyor...
LA Weekly
-
Yurt Yayınları, önümüzdeki günlerde Robert Crumb'ın Tevrat'dan uyarladığı "Yaradılış" (The Genesis) çizgi romanını dilimize kazandıracağını da müjdeledi duyurulur.

3 Ağustos 2010 Salı

Cinedergi 28 yayında!

Sanal dünyanın en kapsamlı sinema dergisi Cinedergi 28. sayısıyla yayında! Cinedergi bu sayısında yine bu ay öne çıkan konulara el atıyor, dosya ve röportajlarıyla öne çıkıyor!
İşte bu ayın öne çıkan başlıkları… Begüm Kütük, Sevinç Erbulak, set röportajı Ali Düşenkalkar ve Didem Erol, Tümay Özokur…Yeşilçamın Lanetli Kadınları, sinemayı yetim bırakan filmler ve nedir şu hayvanlardan çektiğimiz dedirten filmler…
Sevinç Erbulak; yeni filmi Prensesin Uykusu’ndan bakın nasıl tüyolar veriyor: ‘Çağan’ın tabiriyle çağdaş bir Pamuk Prenses uyarlaması. Ama içinde bizim kültürümüze ait Deli Dumrul’un da olduğu, gerçekle hayalin birbirine karıştığı, daha gerçekçi bakmaya çalışan bir kadın figürüyle, ‘neden olmasın, kader değiştirilebilir’ diyen bir erkeğin de içinde olduğu uzun bir uyku hikayesi. Bir anne var. Daha önce böyle bir anne okumamış, seyretmemiş ve olabileceğine inanmamıştım.’
Begüm Kütük yeni filmi Mar’la karşımızda olacak yakında… Rol seçimine ilişkin küçük bir detayı da burada taçlandırıyor. ‘Ben Mar’daki rolü okuduğumda aşık oldum, çok güzel bence. Ve ajansa dedim ki “Maddi manevi bir düşünce gütmeden ben bu filmde oynamak istiyorum.” Caner Erzincan da ilk filmini çekiyor. Bu yüzden onun da bütçe sıkıntısı var. Bizde bu film için Kültür Bakanlığı’ndan en az 8-9 ay izin bekledik. Yine kısıtlı imkânlarla güzel bir iş ortaya çıkarmaya çalışacağız. Ama hayatta seçimlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.’
Ali Düşenkalkar ve Didem Erol’un taa Bolu’dan bir set ortamından söyleyecekleri var bizlere…Kukuriku Kadın Krallığı gelecek sezon vizyonda olacak. Ali Düşenkalkar buradaki rolü için ‘rolün her insanda olan bir takım bastırılmışlıkların, ezikliklerin, insanların bu baskıya nasıl başkaldırdıklarını anlatan bir yönünün olduğunu söyleyebilirim’ diyor Didem Erol ise kadın filminin ortasında olmanın ayrıcalıklarına değiniyor… ‘Ama modern iş dünyası ve modern kadının içerisinden bir kadın olarak, kadın erkek ilişkilerinde eşitlik olduğunu düşünmüyorum. Belki feministleri kızdıracağım biraz ama ilişkimiz çok farklı. Elmayla armudu karşılaştırıyoruz yani. Kadının üstün özellikleri vardır, erkeğin üstün özellikleri vardır ama bunları eşitlemek, genellemek gerekmiyor.’
Tümay Özokur cast sektörünü değerklendirirken iş ahlakından bahsetmeyi de ihmal etmiyor… ‘Her koşulda oyuncunun iş ahlakı olması çok önemlidir. Aranan karaktere uygun fiziksel özelliklere sahip olup iyi oyuncu olması, yapımcı ve yönetmenin tercihidir. Oyunculuk her şeyden önce yetenekli olabilmek demektir. Maalesef günümüzde sadece fiziki özellikleri sebebiyle ön plana çıkan kişiler de var. Ama yetenekli ve iş ahlakı olmayan kişilerin sadece sabun köpüğü olacağını düşünüyorum.’
Bu sayının önemli dosyaları... 70’lerin filmlerinde seks objesi olan ve sonrasında toplum dışına sürülen kadınların dramı Yeşilçamın Lanetli Kadınları, sinemanın yetim halleri ve sinemanın vahşi hayvanları …
Oyuncu Jonah Hill ve Olga Kurylenko bu sayının portre konukları... Görsele dayanan 'işte o an', belgesel sinemanın farklı bakışı ‘Zamanın Ruhu’, Türk sinemasının nabzını tutan Sindrella, oyuncuları rolleriyle yorumlayan Rolleriyle Yaşayanlar, DVD’ye adanmış ayrıntılı bir DVD köşesi ve senaryolar üzerinde çalışan bir Teşrifatçı...
Eleştiri, vizyon, pek yakında, albümler, kitaplar, festivaller… Hepsi ücretsiz sinema dergisi Cinedergi'nin yeni sayısında.
www.cinedergi.com

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Gölge e-Dergi 35. Sayı

Yine kalabalık bir sayı hazırladık size.Uykusuz dergisi çizeri Oky ve internetin sanal yayınevi Buzul Dünya’nın editörü Ozancan Demirışık’ın Röportajları var sayfalarımızda.
Hasan Nadir Derin’in 2009-2010 sinema sezonu değerlendirmesi bu sayımızda nihayetleniyor. Barış Saydam Görkemli Hayatım’ı yazdı Gölge için, Alacakaranlık Gerçek mi Efsane mi? Diye sorguladı Cansu Korkmaz, Machette filmi için Yanlış Meksikalı’ya çattılar dedi Masis Üşenmez, Son Hava Bükücü’yü izledi Murat Tolga Şen, Yasin ‘devilboy’Karakaya Evil Dead III:Army of Darknes’i bir kere daha hatırlattı, Fikret Karakurt Assassin’s Creed Lineage’i inceledi. Melahat Yılmaz The Fall’ı , Yusuf Salman Elfen Lied; Aşk, Kan ve Boynuzlar’ı yazdı.Bu sayının öyküleri Funda Özlem Şeran, Mehmet Berk Yaltırık,Yağmur Telorman, Volkan Levent Soylu, Hakan Günay Aydınoğlu, M. İhsan Tatari, Sadık Yemni ve Atilla Bilgen’den geldi. Bu sayıda Burak Kara, Mehmet Kaan Sevinç, Tayfun Sezer ve Nadir Kutluhan’ın çizgi romanları var. Gökçe Mehmet Ay’da Çizgi roman haberlerini hazırladı. Yunus Kocatepe, İlteriş Kaan Koçak, Celalettin Ceylan, Sümeyye Kesgin, Altuğhan Sinan Aydınoğlu, Şükrü Bağcı, Mehmet Sevinç, Sercan Uysal ve Yağmur Telorman illüstrasyonları ile destek verdiler. Bu sayının Kapağı A. Gökhan Gültekin’den geldi.
Dergiyi pdf okumak için
http://www.mediafire.com/?z3bueuhrldvb5l8
dergiyi flash okumak için
http://issuu.com/golgedergi/docs/golge35
Gölge Blogu http://golgedergi.blogspot.com/

Gölge e-Dergi Gurbet Öyküleri

O kadar uzaktık ki! Hiç birbirini görmeyen 14 kişi yazdı, hiç birbirini görmemiş 15 kişi çizdi.
Hani diyor ya türküde ‘Kara tren gecikir / Belki hiç gelmez’ diye.
Bizimki de o hesap. Döndük dolaştık Gölge e-Dergi 3 yaşını doldurmadan 3. öykü sayımızı da hazırladık. Bize destek olan okurumuza, yazarımıza çizerimize sonsuz teşekkürler
Gurbet sayımızda yer alan arkadaşlarımıza gelince;
Son Şehir öyküsü ile Mehmet Berk Yaltırık, Şu öyküsü ile Serkan Köse, Gurbetteki Yaralı Kuş öyküsü ile Caner Keler, Simurg öyküsü ile Mert Yanıkoğlu, Arada öyküsü ile Gözde Kurt, Göçmen Tortuları Treni öyküsü ile Sadık Yemni, Gurbet öyküsü ile Engin Dikkulak, Gurbet Kedisi öyküsü ile Atilla Bilgen, Kemik Tanrı’nın Yüzü öyküsü ile Murat Başekim, Kaçak öyküsü ile Rafet Tolga Cankurt, Karşılama Yolunda öyküsü ile Oğuz Özteker, Kız Ve Kadın öyküsü ile Semih Aydın, Bir Küçücük Kutucuk öyküsü ile Pınar Ebru Akbaba, , Ölülerin Yürüyüşü şiiri ile Serdar Kökçeoğlu…
Hikaye illüstrasyonları ise: Sümeyye Kesgin, Murat Çalış, Gülhan Sevinç, Yusuf, Volkan Kurut, Nadir Kutluhan, Mehmet Sevinç, Yağmur Telorman, Zeki Bulut, Mehmet Güleryüz, Uğur Bülent Sertçelik, Hayati Günaydın, Yavuz Bahadır, Emre Ozan Şirin, Emre Özdamarlar
Kapağı Mehmet Sevinç çizdi.
Gölge e-Dergi’yi Pdf olarak okumak için.
http://www.mediafire.com/?cjkfoc9mnlmbrff
Gölge e-Dergi’yi flash olarak okumak için
http://issuu.com/golgedergi/docs/gurbet
Gölge Blogu http://golgedergi.blogspot.com/

1 Ağustos 2010 Pazar

Japon ÖRÜMCEK ADAM dizisi

Spiderman (Supaidâman)
17 Mayıs 1978 – 14 Mart 1979 (41 bölüm)
Yapımcı: Tôru Hirayama
Müzik: Michiaki Watanabe
Karakterler/Oyuncular
Yamashiro, Takuya/Spiderman
Tôdô, Shinji
Professor Monster
Andô, Mitsuo
Yamashiro, Niiko
Ooyama, Idzumi
Sakuma, Hitomi
Miura, Rika
Amazone
Kagawa, Yukie
Anlatıcı
Ôhira, Tôru
Çocukken ve Hawaii’de yaşarken en favori kahramanım Kikaida idi. Kamen Rider V3 ve Rainbowman. Nebraska’ya taşındıktan sonra favori kahramanım 1960’lı yılların çizgi filmlerini izlediğim Marvel Comics’in Spiderman’i oldu. Böylece yıllar sonra, yetişkin bir adam olduğumda Japon kahramanlarını tekrar keşfettim ve keyifli bir sürpriz olarak Toei’nin kendi ürünü olan bir Örümcek Adam serisi yarattığını öğrendim.
Kötü “Iron Cross Army” (Testsu-Jyuuji-Gun / Demir Haç (!) Ordusu) Yamashiro’yu öldürmüştür ve oğlu Takuya’yı (Tôdô, Shinji) da öldürmeye kalkışır. Takuya, adı Garia olan ve Marveller adlı uzay aracıyla dünyaya ulaşmış olan uzaylı ÖRÜMCEK ADAM tarafından kurtarılır. Garia, Takuya’ya bir sıvı enjekte eder. Bu sıvı sayesinde Takuya’nın yaraları çabuk iyileşmekle kalmaz, süper güç, duvarlara tırmanma yeteneği ve tehlikeleri hissetme (örümcek duyusu) becerilerini kazandır.
Takuya Yamashiro Örümcek Adam kostümünün yanı sıra bir de özel bileklik takar. Bu bilekliğin bir düğmesine dokununca kostümü üzerine otomatik olarak giyer, Örümcek Adam’a dönüşür.
Örümcek Adam (Spiderman), ağ atışını bilekliği sayesinde yapmaktadır. Bileklik aynı zamanda Marveller aracıyla iletişim kurabileceği bir iletişim aracıdır.
Örümcek Adam (Spiderman) dev canavarları bertaraf etmek için dev robot kullanan ilk hero serisidir. Örümcek Adam insan boyutlu canavarları yenmeye başlayınca hepsi devleşmekteydiler. Bunun üzerine Örümcek Adam Marveller’a çağrıda bulunur, araç canavara füzeler atar, sonra da “Leopardon” adlı dev robota dönüşür.
Leopardon, canavarları öldürmek için çeşitli silahlar kullanmaktadır. Bu konsept o kadar tutmuştur ki Toei, bir başka Sentai serisi olan ve Marvel’ın Captain Amerika’sının Japon versiyonu olan “Captain Japan” için yaratılmış olan “Battle Fever J”’i bu seriye aktarmıştır.
Bu Örümcek Adam, “Spider Machine GP-7″ adlı arabayı kullanmaktadır. Bu araba sayesinde Leopardon’a dönüşmeden önce Marveller’a ulaşabilmektedir.
Bu Örümcek Adam’ın en iyi yanı özellikle de duvarlarda tırmanırken örümcek gibi hareket etmesidir. Diğer bir çok Japon süper kahramanın aksine Örümcek Adam Takuya Yamashiro kostümünü gizlenerek giyer. Böylece yaşayan hiç kimse Örümcek Adam’ın kim olduğunu bilmemektedir. Ancak Takuya Yamashiro talihsiz bir şekilde kız arkadaşı Hitomi Sakuma’nın the Iron Cross Army’nin ajanı olan Amazone adına çalıştığını bilmemektedir. Tabii kız patronunun Amazone olduğundan habersizdir.
Örümcek Adam serisi, Tôru Hirayama’nın yapımcılığını üstlendiği ve Shotaro Ishinomori’nin yaratmadığı tek karakterdir.
Henshin Hall of Fame’den çeviren Ümit Kireççi
Bu yazı ilk olarak Şubat 16, 2007 tarihinde ÇROP Wordpress'te paylaşıldı

Linkler

Related Posts with Thumbnails