24 Haziran 2010 Perşembe

Çizgi Roman Günleri










1001 Roman firması olarak gururla duyururuz ki...

1-7 Kasım 2010 tarihleri arasında "Çizgi Roman Günleri " adı ile bir dizi etkinlik planlıyoruz.
Önce etkinliklerimizi şereflendirecek konukları yazayım sonra neler olacağını.Şimdi sıkı durun...

*Galliano FERRI (Zagor'un Babası)
*Ivo MILAZZO (Ken Parker'in Efsanevi Çizeri)
*Giancarlo BERARDI (İtalyan Çizgi Romanının En Büyük Yazarlarından)
*Gianfranco MANFREDI (Magico Vento ve Volto Nascosto'nun yaratıcısı)
*Moreno BURATTINI (Bonelli Editore Baş Yazarı)
*Laura SCARPA (Çizgi Roman Okulu Müdiresi )
*Graziano ROMANI (Müzisyen, Zagor Müzik Albümü'nün Bestecisi)
*Marcello TONINELLI (Zagor Yazarı, Zig Zagor Çizeri)
*Giancarlo ORAZI (İtalya'nın En Büyük Orijinal Çizim Kolleksiyoncusu)

Gelelim etkinliklere;

1.İstanbul konulu bir çizgi roman yarışması ( Yakında şartlar açıklanacak )
2.Ferri Orijinalleri Sergisi
3.Ferri İmza Günü
4.Berardi ve Milazzo İmza Günü
5.Zagor Gecesi ( Graziano Romano sahne alacaktır )
6.Tüm konukların katılacağı bir panel ve workshop
7.Çizgi roman yarışması ödül gecesi.

Evet bu yıl İtalyan çizgi romancılar ile sıcak ilişkilerimiz sayesinde böyle bir rüzgar
yakaladık ve bunun ülkemizdeki çizgi roman sektörüne de yansımasını
arzuluyoruz ve bunun için çalışmalarımızı sürdürüyoruz...Bu seneki bu rüzgar
bizleri "Fumetti Ağırlıklı" etkinliklere sürükledi...Ama gelecek isimleri incelediğiniz de
eminiz ki sizlerde bunun bir "milat" olacağı fikrine katılacaksınız :)

Organizasyon Türkiye'de ilk kez yapılacağından ( ve İnşallah devamı geleceğinden )
ÇROP'u takip eden tüm arkadaşlarımızın da fikir ve yardımlarına ihtiyacımız var.
Telefon/e-mail yoluyla bize ulaşabilirsiniz.Yani yukarıdaki planladığımız
etkinlikler dışında ilginç önerilere de açığız...

Şimdiden hayırlı olsun...

1001 Roman'dan Yeni Yayınlar...




90'lı yıllardan sonra, geçtiğimiz aylarda Kaan Comic Shop'u tekrar açarak çizgi roman sektörüne dönüş yapan Fuat Aktüre yayıncılığa da sıkı bir giriş yapıyor...
1001 Roman logosu yakında Fumetti severlerin hafızalarına kazınacak...
İtalya'da hala yayını devam eden ve yakında tamamlanacak olan bazı seriler dışında uzun soluklu yayınları da kapsayan geniş bir liste var. Bunlardan bazıları ülkemizde yayınlanan "en güncel" fumetti çizgi romanlar olma özellikleri de taşıyacaklar. İşte telifi alınan Bonelli ürünlerinden bazıları...

* Tex Almanak
* Caravan
* Greystorm
* Volto Nascosto
* Brendon
* Kerry Il Trapper
* Martin Mystere & Nathan Never
* Julia Almanak
* Lilith
* Bandidos ( One shot )
* Lejyoner ( One Shot )

Hem bu eserlerle hem de yayınevinin diğer yayınları ile ilgili
bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz...

Kilink Kısa Filmde

Çizgi Roman sayfalarından kısa film karelerine hoş bir deneme...
"Arkadaşlar 5. kısa film çalışmamız Altın Çocuk Kilink'e karşı filminde oynamak isteyen arkadaşlar lütfen benimle irtibata geçsin" Onur Çetincengiz
ÇizMan Facebook Group

Suat Yalaz bugün TV'de

Usta Çizgi roman yazar-çizerimiz, okurların oylarıyla 1. Türk Çizgi Roman Okurları Çizgi Roman Ödülleri'nde Onur Ödülüne layık görülen sayın Suat Yalaz 24 Haziran 2010 Perşembe (bugün) saat 22.30'da Fatih Altaylı'nın Haber Türk'teki programının konuğu olacakmış. Kaçırmayın...

Denizli'de ÇROP ÇR Atölyesi

ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE…

"ÇROP Çizgi Roman Yapalım Atölyesi" TUDEM Yayınları tarafından Türkiye'ye davet edilen Oscar Brenifier'in Filozof Çocuk etkinliği çerçevesinde 26 ve 27 Haziran 2010 tarihlerinde Denizli'de olacak. Ümit Kireççi ile Emrah Çıldır'ın ÇROP'u temsil edeceği atölyeye tüm meraklıları davetlidir.
TUDEM basın bülteni:
Dünyaca ünlü Fransız yazar, filozof Oscar Brenifier’nin kaleme aldığı ‘Akıllı Çocuk’ başlıklı yazılar her Pazartesi günü Milliyet’in Cadde ekinde yayımlanmaya devam ediyor… Ocak ayından beri kesintisiz olarak okuyucularıyla buluşan Brenifier, yazılarında, aile-çocuk-okul ekseninde pek çok ‘bilgilendirici’ ve ‘eğitici’ konu üzerinde duruyor, aydınlatıcı mesajlar veriyor ve yetişkinlerin çocuklarla ‘sorunsuz’ iletişimi için çeşitli püf noktalar sunuyor. Oscar Brenifier’nin Tudem Yayınları tarafından Türkçeleştirilen ‘Filozof Çocuk’ serisinin yeni kitapları ‘Özgürlük Nedir?’ ve ‘Mutluluk Nedir?’ yayımlandı. Dokuz kitaplık serinin yedincisi, ‘Birlikte Yaşamak Nedir?’ ise çok yakında satışa sunulacak.
http://www.idefix.com/kitap/oscar-brenifier/urun_liste.asp?kid=151237
Renkli kitapları ve Aralık 2009’da İstanbul’a gerçekleştirdiği atölye çalışmalarıyla Türkiye’de bir hayli üne kavuşan Oscar Brenifier, geçtiğimiz Pazar günü yeniden İstanbul’a geldi.21-25 Haziran tarihleri arasında özel bir ilköğretim okulunun tüm öğretmenlerine felsefe semineri düzenleyecek olan filozof 26-27 Haziran tarihleri arasında da T.C. Denizli Valiliği ve Denizli Belediyesi işbirliği ile özel bir proje gerçekleştirecek: Filozof Çocuk-Düşünme Atölyesi Pamukkale Kampı
Pamukkale ören yerinin çok yakınlarındaki bir arazide, açık havada hayata geçirilecek atölyeler iki gün boyunca yaklaşık 200 öğrenci ve öğretmeninin katılımıyla gerçekleştirilecek. Atölyelere, Denizli il sınırları içerisinde yaşayan 4. 5. ve 6. sınıf öğrencilerinden oluşturulan gruplar katılacak.
Projenin hayata geçirilmesi için büyük emek sarf eden Betül Kulaklı Ağanoğlu’nun deyimiyle “Denizli için bir ilk olacak.” Bu projenin önümüzdeki yıllarda daha da genişletilerek geleneksel bir hale getirilmesi planlanıyor.
Bu iki günlük etkinliğe ÇizgiRoman Okurları Platformu (ÇROP) etkinlikleriyle eşlik edecek.
Milliyet Cadde Yazarı Fransız Filozof Oscar Brenifier Ailelerle Buluşuyor!Çeşitli ülkelerde çocukların soru sorma, düşünme ve yaratıcı zekalarını kullanabilmelerine destek olmak üzere çalışmalar yapan Fransız filozof Oscar Brenifier, Tudem Yayınları ve Optimum Çocuk Kulübü’nün işbirliği ile 29 Haziran tarihinde İstanbul Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi’nde ailelerle buluşacak. 29 Haziran Salı günü Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi çatısı altındaki ‘Optimum Çocuk Kulübü’ etkinlikleri kapsamında yetişkinlere yönelik bir ‘Düşünme Atölyesi’ gerçekleştirecek olan Brenifier’in çalışması, çocuklarıyla doğru iletişim kurmak isteyen bilinçli ebeveynlere yepyeni ufuklar açacak. Yıllarını çocuklarla felsefe yapmaya adayan Brenifier, nefes alıp veren herkesin mutlaka sormuş olduğu, ‘zaman, mekân, duygu, benlik’ vb. soruları özellikle çocuk-ebeveyn ilişkileri üzerinden gündeme getirecek. Kaleme aldığı ‘Filozof Çocuk’ kitap serisinde, çocukların eleştirel ve yaratıcı düşünme yeteneklerini açığa çıkarmalarının, kendilerini, hayatı ve çevrelerini gözlemleyerek yeni keşiflere açık olmalarının altyapısını hazırlayan Brenifier; kitaplarıyla tüm çocuklara sorgulayıcı düşüncenin kapılarını aralamakta. ‘Filozof Çocuk’ kitap serisi, çocuklarıyla, onların seviyesinde doğru diyalog kurmak isteyen büyükler için vazgeçilmez bir rehber, hayat üzerine tekrar tekrar düşünüp felsefe yapmak isteyen yetişkinler içinse bir el kitabı niteliği taşıyor. Brenifier, 29 Haziran 2010 Salı günü 15.00 - 17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştireceği atölye çalışmasının ardından ‘Filozof Çocuk’ serisinden kitaplarını imzalayacak.
BİLGİ İÇİN : Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi | Tel: +90 216 664 14 14 İstiklal Sokak No.10/4 Yenisahra/Kadıköy İstanbul - TÜRKİYE www.optimumoutlet.com

23 Haziran 2010 Çarşamba

Rıdvan Şoray Dünyaevine Giriyor

ÇROP üyesi çizer Rıdvan Şoray dünya güzeli Seda Atik'le evleniyor. İzmir'de gerçekleşecek olan nikahın tarihi 27 Haziran 2010.
MUTLULUKLAR ARKADAŞLAR, BİR YASTIKTA KOCAYIN :)

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi 1 Yaşında

Kayıp Rıhtım "Aylık Öykü Seçkisi" bu ay birinci yaşını doldurdu. Doğum gününü bir sürprizle kutlayan Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi bu ay okurlarını tanınmış yazarlarla buluşturdu:
Ali Aksöz, Aşkın Güngör, Ayfer Kafkas, Ayşegül Nergis, Erbuğ Kaya, Emirhan Aydın, Ferhan Ertürk, Funda Özlem Şeran, Göktuğ Canbaba, Işın Beril Tetik, Mustafa Samsunlu, Niran Elçi, Sadık Yemni, Sibel Atasoy, Şebnem Pişkin, Ümit Kireççi
Nice Yıllara Kayıp Rıhtım, Okuyanınız Bol Olsun!

Akçakoca Çocuk Şenliği Atölyemizden

İlki İstanbul Şişli'de gerçekleştirilen Türkan Saylan Çocuk Şenliği'nin ikincisi Düzce'nin Akçakoca İlçesinde (17-20 Haziran 2010) gerçekleşti. Afiş tasarımı Hande Dilek Akçam'a ait olan şenliğin organizasyonunu binbir emekle yazar sayın Sevim Ak üstlendi, yazar Aydın İleri de başyardımcısı oldu. ÇROP olarak biz de oradaydık
18 Haziran 2010 tarihinde Ümit Kireççi - Rıdvan Şoray ikilisini tekrar bir araya getiren bu atölyeyi çocukların dışında bir çok isim ziyaret etti. Yazar bilgin dede Bilgin Adalı onlardan biriydi.
İlüstratör-karikatürist Hande Dilek Akçam, Yazar-karikatürist Cihan Demirci ve Saat Kulesi Karikatürcülerinden Mustafa Yıldız atölyemizin diğer konuklarıydı.
Şenliğe onlarca yazar, çizer, ressam ve tiyatrocu destek verdi: Aydın Ilgaz, Aydın İleri, Aysel Korkut, Balam Kenter, Betül Sayın, Bilgin Adalı, Cengiz Özek, Cihan Demirci, Emel Kehri, Erol Büyükmeriç, Feriha Erçek, Fusun İyicil, Gülsüm Cengiz, Halide Karaarslan, Hande Dilek Akçam, Işık Soytürk, Mehmet Bal, Mine Soysal, Mustafa Yıldız, Necdet Neydim, Nermin Şenol Kalyoncu, Nilgün Ilgaz, Nur İçözü, Özhan Mercan, Rıdvan Şoray, Semra Bolat, Sevgi Saygı, Sevim Ak, Sibel Demirtaş, Simla Sunay, Süleyman Bulut, Tijen Savaşkan, Uğur Önver, Ümit Kireççi
İşte çizgi roman öyküsü yazmış ve çizmiş olmanın verdiği mutluluk yüzlere yukarıdaki şekilde, çizgi de kağıda şöyle yansıdı:
Kağıda da böyle: Pamuk Şeker adlı öyküde bir dev Pamuk Prensesi kapıp kaçarken olaya Garfield tanık oluyor, Ben 10 ise hemen bir kahramana dönüşmek üzere Omnitrix adlı saatine basıyor. Ancak talihsizlik, Ben Gri Madde adlı minik tipe dönüşür ve dev tarafından ezilir. Garfield ise tembeldir ve lazanya yemeğe giderken Pamuk Prensesin kaçırılmasına göz yumar.
not - Fotoğraf tarihleri yanlıştır. Asıl tarih 18 Haziran 2010'dur

Karikatür Okuma Atölyesi Gerçekleşti

TUDEM yayınlarının düzenlediği "Karikatür Okuma" atölyesine katılan Ümit Kireççi Ayazağa Işık İlköğretim Okulu (FMV)'nun 13-17 Haziran 2010 tarihleri arasında gerçekleşen Bilim-Kültür Şenliği'nde çocuklarla buluştu.
Çevre ve ekoloji konulu karikatürleri inceleyen ve sözsüz karikatürlerin neyi nasıl anlatmış olabileceğini sorgulayan çocuklar ilk başlarda hayli tedirginlerdi. Kireççi'nin bir karikatüre nasıl bakılması gerektiğini, çizgi, desen, imge ve renklerin okunması kriterlerini anlatması üzerine gelen "Yani bir karikatüre bakıp bu kadar düşünecek miyiz? Kim düşünür yahu bu kadar?" sorusu bunun işareti gibiydi.
6, 7 ve 8. sınıflarla gerçekleşen atölye bir süre sonra son derece eğlenceli hale geldi. Her karikatüre daha da anlayarak bakmaya başlayan çocuklar ilk şaşkınlığı üzerlerinden atar atmaz karikatürün "saldırıcı" etkisine kapılarak ataklar yapmaya başladılar. Kısa bir süre sonra artık onlar için "anlaşılması zor" karikatür yoktu.
Parmakların havaya kalkması da buna işaretti. 1 saati aşan çalışmada 20 kadar karikatür irdelendi ve her çizgisi, her deseni, her rengi ayrı ayrı ele alınarak bütün ve bütünün işaret ettiği mesajlar ortaya çıkarıldı. Son derece atak, hızlı düşünen, zeki ve akıllı çocuklarla zevkli bir çalışma gerçekleşti. TUDEM ve Ayazağa Işık Okulu son derece başarılı bir çalışmaya önayak oldular tebrik ederiz.
Fotoğraf - Arden Köprülüyan
Not - Fotoğraflardaki tarihler yanlıştır. Asıl tarih 17 Haziran 2010'dur.

22 Haziran 2010 Salı

Denizler Altında 20 Bin Fersah Raflarda

Arunas Yayıncılık Jules Verne'nin "Denizler Altında 20.000 Fersah"ını Deniz Işıltan'ın çevirisiyle kaliteli bir kadronun yorumuyla sunuyor:

Vampirella 2 Çıktı!

Gerekli Şeyler Yayıncılık "Vampirella"nın 2. cildini sunar. Kapak Jusco'ya ait:

21 Haziran 2010 Pazartesi

İlhan Selçuk Vefat Etti

1. Türk Çizgi Roman Okurları Çizgi Roman Ödülleri'nde "En İyi Bant" ve "En İyi
Grafik Novel"
kategorilerinde okur oylarıyla ödüle layık görülen usta Turhan Selçuk'un ödül plaketini abisi, usta gazeteci İlhan Selçuk'a vermeyi planlıyorduk. Ancak kısmet değilmiş, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk bugün 85 yaşında hayata gözlerini yumdu. Penceresini kapayan İlhan Selçuk'a tüm çizgi roman okurları adına allahtan rahmet diliyoruz.

The Amazing Spider-Man 1 Temmuz'da

HOZ Comics'in muhteşem serisi "The Amazing Spider-Man"in yeni sayısı "One More Day" - Son Bir Gün 1 Temmuz'da çıkıyor. Daha önce kimliğini açıklamış olan Peter Parker bu sayıda olağanüstü bir yolla kimliğini bilenlerin unutmasını sağlayacak ve... Kapağa bakın ve neler kaybedeceğini anlamaya çalışın!

17 Haziran 2010 Perşembe

Deli Gücük İmza Günü

Deli Gücük: Alacakaranlık Zamanlar Kitabının imza ve eskiz günleri 19-20 Haziran Cumartesi ve Pazar günleri Ankamall Alışveriş Merkezinde D&R Kitapevinin bulunduğu kattaki standda yapılacak. 13:00-17:00 saatleri arasındaki etkinliğe tüm Deli Gücük okurlarını, çizgi roman severleri, yazar ve çizerleri davet ediyoruz.
Standda ayrıca Deli gücük kitapları ve Tam Macera Dergileri %50 indirimli olacak, posterler ve eskizler satılacak.
Kamra Yayıncılık

16 Haziran 2010 Çarşamba

Çizgi Roman Ödülleri Sahiplerini Buldu

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) öncülük ettiği 1. Türk Çizgi Roman Okurları Çizgi Roman Ödülleri okurların oylarıyla belirlendi.

34 kategoride belirlenmiş olan adayları oylayan okurlar Doğa Koleji sponsorluğunda hazırlanacak plaketlerin sahiplerini tayin etti.
İşte oy çokluğuyla ödüllere layık görülenler ve kategorileri:
1. TÜRK ÇİZGİ ROMAN OKURLARI ÇİZGİ ROMAN ÖDÜLLERİ 2010
En İyi Editör
Ege Görgün
En İyi Türk Yazar
Ersin Karabulut
En İyi Yabancı Yazar
Alan Moore
En İyi Türk Çizer
Yıldıray Çınar
En İyi Çizer
John Buscema
En İyi Yabancı Çizer
Frank Miller
En İyi Çevirmen
İlke Keskin
En Favori Karakter
Wolverine
En İyi Çizgi Roman Serisi
Sandman
En İyi Yayınevi
Hoz Comics
En İyi Çizgi Roman Öyküsü (En sevdiğiniz Macera sayısı)
Civil War (Unmasking of Spiderman)
En İyi Türk Grafik Novel (Albüm)
Abdülcanbaz
En İyi Yabancı Grafik Novel (Albüm)
V for Vendetta
En İyi Çizgi Roman Dergisi
Doğan Kardeş
En İyi Çizgi Roman/lı Fanzin
Çapa Çizgi Roman Grubu
En İyi Çocuk Çizgi Romanı Serisi
Red Kit
En İyi Çocuk Çizgi Roman Albümü
Küçük Prens
En İyi Çocuk Çizgi Roman Çizeri
Sinan Gürdağcık
En İyi Çocuk Çizgi Roman Aylık/Haftalık Dergisi
Milliyet Çocuk
En İyi Çocuk Çizgi Roman Yayınevi
TUDEM
En İyi Mizah Çizgi Romanı
Sandıkiçi
En İyi Çizgi Roman Yayınlayan Mizah Dergisi
Uykusuz
En İyi Mizah Çizgi Roman Çizeri
Oğuz Aral
En İyi Bant Çizgi Romanı
Abdülcanbaz
En İyi Çizgi Roman Yayınlayan E-Dergi
Gölge Dergi
En İyi Çizgi Roman Haberi TV Programı
NTV Gece Gündüz
En İyi Çizgi Roman Araştırmacısı
Levent cantek
En İyi Çizgi Roman Eleştirmeni
Levent Cantek
En İyi Çizgi Roman Araştırma Kitabı
Çizgi Roman Ansiklopedisi
En İyi Çizgi Roman Satış Noktası
İdefix
En İyi Çizgi Roman Site/Blog
Kahramanlar Sinemada
En İyi Çizgi Roman Forumu
Çizgi Diyarı
Çizgi Roman Onur Ödülü
Suat Yalaz

15 Haziran 2010 Salı

ÇROP ÇR Atölyesi Akçakoca'da

Türkan Saylan hocamızı anma şenliğinin ikincisi Akçakoca Belediyesi'nce düzenleniyor bu sene. 17-20 Haziran 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek etkinliklere yazarlar, ressamlar, karikatüristler ve ÇROP çeşitli atölyelerle katılıyor.
Afiş - Hande Dilek Akçam
"ÇROP Çizgi Roman Yapalım Atölyesi"
ÇROP (Çizgi Roman Okurları Platformu) Ümit Kireççi - Rıdvan Şoray
Encümen Salonu
Günboyu
Programın tamamını isteyenler mailto:croplatform@gmail.com dan talep edebilirler.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Gerekli Şeylerden Büyük Atak

1602, Weapon X, Secret Wars, X-Men, Strangers in Paradise, World War Hulk, The New Avengers, Silver Surfer basılacaklar listesindeymiş. Gerekli Şeylere başarılar diliyor destek vermeye hazırlanıyoruz. Okuyanınız bol olsun Gerekli Şeyler!

'Kötü bir Tarkan filmi izledim, yönetmen oldum'

Binbir Gece, Aşk ve Ceza gibi dizilerin yönetmeni Kudret Sabancı anlatıyor

Zerda, Aliye, Binbir Gece gibi başarılı yapımlardan sonra şimdi de Aşk ve Ceza dizisinin yönetmenliğini yapan Kudret Sabancı’yla (Fotoğrafta Özge Turna ile birlikte görülüyor), koleksiyoncular için cennet kabul edilebilecek evinde konuştuk.
ÖZGE TURNA / HT CUMARTESİ
-Yönetmen olmaya nasıl karar verdiniz?
6-7 yaşındayken bir Tarkan filmi seyretmiştim ve çok kızmıştım. Film çok kötüydü; “Bu film böyle olmamalı” diye düşünmüştüm. O zaman karar verdim herhalde.
-Peki çizgi roman merakı kaç yaşında başladı?
Küçüklüğümde babaannem çizgi roman biriktirirdi, okuma yazması olmadığı için de resimlere bakıp bana hikâyeler anlatırdı. Okumayı, yazmayı 4-5 yaşlarımda çizgi roman okuyarak öğrendim. Kara Murat ve Karaoğlan’ı okurdum; zaten ilk okuyabildiğim kelime karaydı. Daha sonra okumaktan çizmeye geçtim. Bir süre sonra çizerlerin imzalarını fark edip, çizgileri, üslupları arasındaki farkları gördüm.
-Bunları biriktirmek nereden aklınıza geldi?
Çizgi romanlar 32 sayfalık haftalık fasiküller halinde çıkardı. Maceralar hiç bitmez, tıpkı şimdiki diziler gibi en heyecanlı yerlerinde bırakılırdı. Ben de tabii bazen geriye dönüp bakma ihtiyacı hissederdim. Muhtemelen babaannem de bu sebepten biriktirmeye başlamıştı. Önceleri arkadaşlarımla değiş-tokuş yapıyorduk ama daha sonra toplamaya, saklamaya başladım.
-Koleksiyonunuzdaki en eski tarihli çizgi roman hangisi?
Elimde, açık arttırmada aldığım 1908’den kalma bir Karagöz dergisi var. Şu anda sahip olduğum en eski mizah dergisi bu.
-Yaklaşık olarak kaç seri var?
Tarkan ve Kara Murat’ların sayısı 1000’in üzerinde ama tekrar maceralar da var. 200’ün üzerinde Zagor, 300 küsur Mister No, yine 300 Tex var. Eksiklerimi tamamladığımda, Türkiye’de yayınlanan bütün çizgi romanlar elimde olacak. 500 kadar eksiğim kaldı.
-Açık arttırmaları takip ettiğinizi söylediniz. Bugüne kadar gözden çıkardığınız en yüksek meblağ neydi?
Tam fiyatı söylemeyeyim ama ciddi bir rakam ödedim. Ekonomik boyutu açısından söylemiyorum, ama benim için paha biçilmez bir koleksiyonum var. Zagor’un orijinal serisinin tamamı kitaplığımda, bu birçok çizgi roman koleksiyoncusunun hayalini süsleyen bir şeydir. Bazı maceralar çok az basılmıştır ya da devamı getirilmemiştir dolayısıyla bunların eksik sayılarını bulmak çok zor. O eksikler bulunduğunda, tek sayı bütün seriye bedel olabilir. Bunların sanatsal olarak da değeri var. Çizgi roman dokuzuncu sanat olarak kabul edildi. Batıda çok uzun süredir kabul görüyordu ama Türkiye’de hak ettiği konuma gelmeye daha yeni başladı.
-Çizgi roman okumak size ne katıyor?
Çizgi roman benim için bir varoluş biçimi, hayattan keyif alış şekli. Çizgi roman benim için bir tutku; hayatımda her şeyin kaynağı, mesleğimin bile. Çizgi roman sinemaya en yakındır. İkisinde de çerçeve, diyalog, senaryo, ışık ve kurgu vardır. Üstelik sinemaya göre kendinizi çok daha rahat ifade edersiniz, çünkü tek başınıza çizebilirsiniz. Hayal gücünüz ve kaleminiz yeter. Sinemadaysa ekonomik şartlardan dolayı muhakkak kendinize sınırlar koymak zorundasınızdır.

-Müzik tutkunuz da var...
Hepsi birbirine bağlı, birbirini tamamlıyor. Bazen piyanonun ya da baterinin başına oturup kendi kendime bir şeyler çalıyorum. 15-16 yaşından beri sakladığım plaklarım var. Benim için çizgi romanla plak aynı şey. İkisini de para biriktirip alırdık, ikisi de kıymeti bilinmesi gereken şeyler.

-Yapmaktan en çok keyifaldığınız şey nedir?
Off-road yapmayı ve uçurtma uçurmayı çok severim. Arabamda hep bir uçurtma bulundururum. Bazen set aralarında bile uçurtma uçururum. Evdeyken de çizgi roman ve kitap okurum, film izlerim, enstrüman çalarım.
-Bir de Chucky koleksiyonunuz var...
Chucky benim süper kahramanım. Her şeyden önce eğlenceli bir tip. Saygı duyulacak bir zekânın ürünü. Benim bu karakteri sevdiğimi bilen arkadaşlarım da bana Chucky oyuncakları getirmeye başladı. Böylece bir koleksiyon oluştu.
-Koleksiyonunu yaptığınız başka neler var?
Çizgi roman başta olmak üzere pipo, plak, DVD, şapka, uçurtma, Chucky bebek koleksiyonu yapıyorum. Ayrıca evimde bir piyano bir org, iki elektronik bateri, iki gitar ve vurmalı çalgılar var.
-Koleksiyonlarınızı kime bırakacaksınız?
Hepsi kızıma kalacak. Aslında gönlümden geçen bir çizgi roman kütüphanesi açmak.
-Çizimleriniz çok güzel, kendiniz bir çizgi roman yapmayı düşündünüz mü hiç?
Bu çok ağır bir iş, benim altından kalkabileceğim bir şey değil. Oradan bir kareyi suluboya ya da yağlıboyayla resmettiğim oluyor ama sonuçta çizmekten çok okumayı tercih ederim.
-Küçükken kendinizi okuduğunuz kahramanların yerine koyar mıydınız?
Genelde çocuklar kendilerini okudukları karakterlerin yerine koyar ama benim için o karakterler mahalledeki abiler gibiydi. Aslında bütün çizgi roman kahramanlarının verdiği bir his vardır, ama ben kendimi en çok Corto Maltese’e yakın hissesederim.

Kaynak - Haber Türk

Blackest Night in Turkiye

Esenler Belediyesi "ara katında" vitray süsleme... Görür görmez deklanşöre bastım:
Önce aklıma "Black Lantern" ekibi geldi DC Comics'in. Ardından da "Brightest Day" serisi logosu. Ahan da ikisi bir arada:
"Yeni şeyler keşfetmek için yapılan yolculuklar hiç sona ermez, çünkü şematik bakma alışkanlığı gerçeğin de rengini soldurur. Kanıksanmış şeylere yeniden şaşırabilmeyi başaran kişi, yeni bir şeyler bulmuş demektir"
Günter de Bruyn (Yazın Metni-Okur İlişkisi Üzerine Düşünceler Doç. Dr. Tülin Polat Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi IX 1995)
Foto - Ümit Kireççi

13 Haziran 2010 Pazar

Asteriks kadın düşmanı mıydı?

İlk on albümde kadın yoktu, olunca da “kötü” oldu…

KÜRŞAD OĞUZ...

Fransız çizgi roman araştırmacısı Nicolas Rouviere’in “Asterik ya da Uygarlığın Işıkları” adlı kitabı İmge Yayınevi tarafından İsmail Yerguz’un çevirisiyle Türkçe’de yayımlandı.

Çizgi roman olarak 100’den fazla dil ve lehçeye çevrilen ve tüm dünyada 300 milyondan fazla satan Asterik’i evrensel yanlarıyla ele alan araştırmacı Rouviere, kitabın bir bölümünde Asteriks’teki cinsiyet ayrımcılığına dikkat çekiyor.

ON BİRİNCİ ALBÜME KADAR KADININ ADI YOK
Yazar Nicolas Rouviere, kitabında şöyle diyor:

“1960-70 yıllarının önemli kültürel değişimi kadının statüsü ve evlilik düzeni içindeki bağımlılığıyla ilişkilidir. Bu bağlamda çok sayıda gözlem söz konusudur: İlk Asteriks albümlerinde kadınlar hiç görülmez neredeyse. Zorba, kaprisli ve hadımlaştırıcı bir kişilik olan Cleopatra dışında kadınların varlıkları anekdotlar aracılığıyla yansıtılmıştır. Bonemine adının telaffuz edilmesi için on birinci albümü, Galya Kalkanı’nı beklemek gerekmiştir. Psikanalist Laurence Ehrlich bu ağır seyreden evrimle alay eder. Özellikle Asteriks Lejyoner’de erkeklerin düşlerinin ideal güzelliğini karikatür şeklinde temsil eden Falbala kişiliği üstünde durur.

1960’lı yılların sonunda gençliğin korunması yasasının baskısı sürmektedir ve çizgi roman öylesine titiz bir sansüre tabidir ki albümlerde kadınların yer alması yayın bağlamında işleri karmaşıklaştırmaktadır. Aynı dönemde Spirou, Tintin ve GAston’un ne eşleri, ne birlikte yaşadıkları kadınlar ne de karşı cinsten arkadaşları vardır.

HEP NEGATİF: DEDİKODUCU VE KISKANÇ
Bununla birlikte 1970’te yayımlanan Kavga adlı albümden başlayarak kadınlar çarpıcı bir giriş yaparlar ve dizinin sonuna kadar hiç değişmeyecek, pek fazla çekici olmayan bir görünüm sunarlar. Dişiliğin tüm negatif basmakalıpları sunulur. Kadınlar sürekli dedikodu yaparlar. Kendilerini överler, birbirlerini kıskanırlar ve bazı önemsiz üstünlükleriyle gururlanmaya çalışırlar. Bu olumsuz karikatür birçok eleştirmeni çizgi romanı cinsiyet ayrımcılığıyla suçlama noktasına götürmüştür.”

Kaynak - Haber Türk

Rıdvan Şoray'la ÇR Atölyesi

"ÇROP Çizgi Roman Yapalım Atölyesi" gedikli çizeri Rıdvan Şoray yaz boyunca çizgi roman atölyelerinde meraklılarını bekliyor. Melita eğitim merkezi'nde gerçekleşecek atölye:
"13:50 - 14:30 Çizgiroman Atölyesi
* Temel çizim teknikleri ve hikayeleme tekniklerini görecek olan çocuklarımız okullarındaki Teknoloji Tasarım dersi için püf noktaları alacaklar."

MADCAP... Çılgın bir Marvel Karakteri

"Madcap" – Spielkindern - Speelvogels – Delifişek adlı dans tiyatrosu oyunu 4 yaş ve üstü çocuklar için 11-12 Haziran 2010 tarihleri arasında sergilendi. Mimesis Dergi'de ayrıntılı bilgileri bulunan De Stilte'nin yönettiği oyunu izleyemedim ama Madcap adı bende bir şeyleri fişekledi... Madcap... Deli bir çizgi roman kahramanı...
MADCAP, ilk kez Captain America'nın 307. sayısında (Temmuz 1985) ortaya çıkmış.Yaratıcıları Mark Gruenwald ile Paul Neary.
Gerçek adı ve kimliği bilinmeyen hayli dindar bir genç ailesiyle çıktığı piknik gezisinde trafik kazası geçirir. Otobüsleri A.I.M adlı terörist yer altı örgütünün "Compound X07" isimli deneysel sıvısını taşıyan tankerle çarpışır. Ailesini kaybeden ama kendisi sağ kalan genç hastaneye kaldırırlır.
Dini inancı sarsılan genç intihara kalkışsa da ölemez. Hatta hızla iyileşir. Bu gidişatı bir türlü anlamayan genç kafayı sıyırır ve köpük balon yapan bir tabancayla ilginç bir palyaço kostümü çalarak anlamsız hayatını delice yaşamak üzere ortaya atılır.
Bu öyküyü okuyanlar "çok derin mevzuulu öyküler "beklemesin. Madcap ikinci sınıf bir karakterdir ve "abuk" denebilecek öykülerde ortaya çıkar hep. Hiçbir şey söylemeyen dolgu öykülerdir bunlar. Marvel comics'in ilginç bir buluşudur. Onlarca parçaya bölünse de tekrar bir araya gelebilen organlara sahip Madcap ölümsüzdür, bütün gücü de budur. Hayli de zevzektir unutmadan belirteyim.

Ümit Kireççi

12 Haziran 2010 Cumartesi

ÇR Yazarlık Atölyesi Sanal Alemde Başladı

Ümit Kireççi yönetiminde başlatılan "Çizgi Roman Senaristliği" atölyesi Türkiye'nin En Çizgili Forumu "Çizgili Forum"da.
Merak edenler çalışmalara şuradan ulaşabilirler.
1. Türk Çizgi Roman Okurları Çizgi Roman Ödülleri adayı olan forum etkinlikleriyle adaylığı fazlasıyla haketmiş durumda.

11 Haziran 2010 Cuma

BATMAN’DEN 7. DALYA!

Bob Kane ve Bill Finger tarafından yaratılan Batman karakteri ilk olarak Detective Comics’in Mayıs 1939′da yayınlanan 27. sayısında okuyucunun karşısına çıkmıştı. Mayıs 1940′da da Batman’in kendi adını taşıyan çizgi roman serisi DC Comics tarafından yayınlanmaya başladı.
İlk sayının üzerinden tam 70 sene geçti ve bugün (9 Haziran 2010) Amerika’da Batman çizgi romanının 700. sayısı yayınlanacak. DC Comics firması 700. sayı ile birlikte yayın hayatının 75. senesini de kutlayacak.Batman’in 700. sayısı Grant Morrison tarafından yazıldı ve Tony Daniel, Andy Kubert & Frank Quitely tarafından çizildi. Kapak çizimi ise David Finch’e ait.
Kara Şövalye’nin 700. sayısı şerefine bugüne kadar yayınlanmış tüm Batman çizgi roman serisinin kapaklarından oluşan bir video hazırlamaya karar verdim. Yaklaşık bir hafta sonunda aşağıdaki video ortaya çıktı.
Aşağıdaki Video Kahramanlar Sinema'da sitesinde...
1. Çizgi Roman Okurları Çizgi Roman Ödülleri adayı olan Kahramanlar Sinema'da çizgi roman ve sinema ilişkisini yazılarıyla irdelemeyi başarıyla sürdürüyor.

10 Haziran 2010 Perşembe

Insomnia Café

Amerikan Sabahçı Kahvesinde Bir Türk Çizgi Romancı: Kutlukhan Perker (Insomnia Café)
Çizgi romanla ilgilenen hemen herkes Will Eisner Ödülleri’nden haberdardır. 2005 yılında aramızdan ayrılışına kadar, çizgi roman dünyasına katkılarını sürdürmüş, saygın çevrelerce grafik romanın babası kabul edilen Will Eisner adına düzenlenen, senelik bir organizasyondur Eisner Ödülleri. Çizgi roman dünyasının Oscar’ları diyerek klişeleştirmekte beis görmüyorum.
Peki ben durup dururken neden Eisner Ödülleri’nden bahsediyorum?
Geçtiğimiz sene Eisner için yarışanlardan biri, yakından tanıdığımız bir isim olan Kutlukhan Perker’di.
90’lı yılların başında henüz bir lise öğrencisiyken Avni ve Gırgır gibi mizah dergilerinde çizmeye başlayan Perker sonrasında HBR Maymun, Leman gibi süreli mizah yayınlarında çizmeyi sürdürdü. Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl, Sabah, Radikal, Hürriyet, Vatan gibi gazetelere de dönem dönem çizimler yapan Perker 1997 senesinde iki de kitap çıkarttı. Çınar Yayınları tarafından basılan kitapları, Türkan Şoray Dudağı ve Masal Mafya isimlerini taşıyor. Kutlukhan Perker 2000’li yılların başlarında “Society of Illustrators” üyesi olan ilk ve tek Türk çizer ünvanını da arkasına alıp New York’a yerleşiyor ve oradan sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Heavy Metal, MAD, New York Times, The New Yorker, The Wallstreet Journal ve The Progressive gibi büyük mecralarda yayınlanan işleri, bu büyük camiadaki yerini pekiştiriyor.
G. Willow Wilson’un yazdığı ve Perker’in çizdiği Cairo, Vertigo tarafından yayınlandığında büyük ilgiyle karşılanıyor. Bu ilgi, aynı ikili tarafından yaratılan Air ile büyüyor ve Will Eisner Ödülleri’nde, en iyi yeni seri dalında bir adaylık getiriyor. Ödül tartışmalı bir şekilde, ikinci filminin fragmanı yayınlanan Invincible Iron Man çizgi roman serisine gidiyor ancak Air tartışmasız olarak gönüllerin birincisi.
Ödül töreninden iki ay sonra, Noir antolojisinde bir öyküsü yayınlandı Perker’in ve ardından daha önce Lemanyak’da da yayınlanmış olan öyküsü Insomnia Café, Dark Horse etiketiyle raflardaki yerini aldı.
Beni de bu yazıyı yazmaya iten şey, bir solukta okuduğum bu 80 sayfalık siyah-beyaz grafik roman yani Insomnia Café.
Kitap, daha sonradan adının Peter Kolinsky olduğunu öğreneceğimiz, parkta yatan bir adamla açılıyor. Başkahramanımız Kolinsky’nin aslında sokaklarda yaşayan evsiz bir adam olmadığını, polisten ve kim olduğunu bilmediğimiz gizemli birinden saklandığını öğreniyoruz. Siyah giyimli iki adamın Kolinsky’nin yerini bulmasıyla başlayan kovalamaca başkahramanımızın izini kaybettirip bir kafenin tuvaletine dalmasıyla sonlanıyor… sanıyoruz ama hikaye bu noktadan sonra çok daha ilginç bir hal alıyor. Kolinsky, kafenin tuvaletinde sıkı sıkıya sarıldığı çantasını kontrol ediyor ve içindekilerin kanla kaplı olduğunu farkediyor. Polisler kafeyi basıp kahramanımızın çantasını boşalttığında hiç beklemediğimiz bir şeyle karşılaşıyoruz. Sonrasında hikayenin bu noktaya nasıl geldiğini öğrenmek üzere bir kaç ay öncesine dönüyoruz.
Peter Kolinsky bir nadir kitap uzmanı. Korsan yayıncılarla başı belaya girdikten sonra mesleği avuçlarından kayıp gitmiş ve küçücük eviyle nefret ettiği yeni işi arasında geçen soluk bir hayata başlamış. Ancak geçmişi onu rahat bırakmıyor. Uykusuz geçen gecelerinden birinde bir şeyler atıştırmak için girdiği Insomnia Café ve burada tanıştığı Angela, Kolinsky’nin hayatında bir dönüm noktası oluyor.
Bu noktadan sonrasını, kitabın heyecanını ve zevkini kaçırmamak için anlatmayacağım ancak Perker’in mükemmel kurgusu ve yazdığı şaşırtıcı finalle, şimdiye kadar okuduğunuz bir çok roman ve grafik romandan farklı bir şey vaadettiğini söylemeliyim.
Kitabın konusunu bir kenara bırakıp kısaca teknik bir iki detayın da altını çizmek gerek.
Başkahramanımız, kahraman sıfatını pek haketmiyor. Kendi hataları ve yanlış tercihleri yüzünden başı beladan bir türlü kurtulmayan, etrafındakilere iyi davranmayan, korkak ve sinik bir karakter Peter Kolinsky. Belki de bu yüzden çok gerçek bir karakter aynı zamanda.
Perker’in Insomna Café’deki çizgisi ise Air ve Cairo’dakinden çok farklı. Çok “gerçek” karakterlerini çok keskin çizgilerle, karikatürize bir biçimde çıkarıyor karşımıza. Hikayenin doğa üstülük ile gerçeklik arasında kurduğu denge ve bu karikatür görünümlerine rağmen karakterlerin yaşadıkları, hissettikleri ve hissettirdikleri gerçekliğin dengesi, Insomnia Café’yi çizgi roman dünyasında farklı bir noktaya konumlandırıyor.
Kafkaesk karakterleri ve kurgusuyla, Lynchvari finali ile kitabın kendini en az iki kere okutacağını da ayrıca belirtmem gerek.
Kutlukhan Perker’in kendisine ait web sayfasına da şuradan ulaşmak mümkün.

Cenk Könül
TersNinja.com

Sedat Simavi Anılıyor

TGC ilk başkanı Sedat Simavi’yi anıyor
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kuruluşunun 64. yılında 10 Haziran'da Türk basın tarihine adını yazdıran kurucu üyesi ve ilk başkanı Sedat Simavi’yi düzenlediği bir toplantıyla anacak.

İSTANBUL-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) bir numaralı kurucu üyesi ve başkanı (1946-49) Sedat Simavi için özel bir anma programı düzenliyor.
TGC’nin 64. yıl dönümü nedeniyle 10 Haziran’da düzenlenen program çerçevesinde Basın Müzesi’nde saat 14:00’de bir toplantı yapılacak. TGC Başkanı Orhan Erinç’in başkanlığını yapacağı toplantıya araştırmacı, gazeteci ve tarihçi Orhan Koloğlu ile mizah tarihi üzerine araştırmalar yapan karikatürist, mizah yazarı Cihan Demirci konuşmacı olarak katılacak.

Türk basın tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Sedat Simavi başta Hürriyet olmak üzere birçok önemli gazete ve dergi yayımladı.Türk karikatür sanatının gelişimine katkı sağladı. Harf devriminin yayılması konusunda çalışmalar yaptı. Kurucusu olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin bağımsız, ülke sorunlarının çözümüne yapıcı öneriler getiren bir kuruluş olması için büyük çaba harcadı.
Konu : Sedat Simavi’yi Anma Toplantısı
Tarih : 10 Haziran Perşembe
Yer : Basın Müzesi
Saat : 14:00
TGC Tel : 0212-513 83 00
Adres : Basın Müzesi
Divanyolu Cad. No: 84 Çemberlitaş - İstanbul Tel: 0212- 513 84 58
TOPLANTI
Moderatör: Orhan Erinç (TGC Başkanı)
Konuşmacılar
Orhan Koloğlu (araştırmacı, gazeteci, tarihçi)
Cihan Demirci (karikatürist, mizah yazarı)
Vikipeki'de Sedat Simavi:
Sedat Simavi, İnci, Diken, Karikatür gibi mizah dergilerini yayınladı. 1916'da haftalık olarak yayımlamaya başladığı Hande dergisiyle basın hayatına başladı. 1917’de Pencere ve Casus isimli ilk konulu Türk filmlerini yönetti. Mizah alanında da eserler veren Simavi’nin Yeni Zenginler (1918) ve Kadınlar Saltanatı (1920) isimli karikatür albümleri vardır. Sedat Simavi devrinin en ünlü haftalık dergisi olan Yedigün çıkarmış , böylece Türk basın hayatına mecmuacılıkta büyük yenilikler getirmiştir. 1920’de Dersaadet adıyla günlük bir gazete çıkardı; Kurtuluş Savaşı yıllarında yayınladığı Güleryüz isimli mizah dergisiyle Kuvayi Milliyecileri destekledi. 1921-1930 yılları arasında Hanım, Hacıyatmaz, Yıldız, Meraklı Gazeteci, Yeni Kitap, Arkadaş gibi çok sayıda dergi yayımladı. 1933’te çıkardığı haftalık Yedigün ve 1935’te devraldığı Karagöz isimli dergilerin yayımını uzun yıllar sürdürdü.

8 Haziran 2010 Salı

Ferit Öngören Usta'yı Yitirdik

Karikatürcüler Derneğinden gelen üzücü haber:
"Derneğimizin kurucularından ve eski başkanlarından Ferit Öngören bugün (7 Haziran 2010) akşam saatlerinde hayata veda etmiş bulunmaktadır. Değerli büyüğümüz, ağabeyimiz, kurucumuz Ferit Öngören'e Tanrı'dan rahmet, camiamıza ve kederli ailesine sabır ve baş sağlığı dileriz..."
http://www.karikaturculerdernegi.org/detay.asp?id=8005
Karikatürciler Derneği Facebook Grubu

Özgür Kurtuluş'la Deli Gücük röportajı

İkinci cildi yayınlanan "Deli Gücük" Kamra Yayıncılığın türk çizgi romanına kazndırdığı son derece önemli bir eser. Kalıcı olması ve Türk çizgi romanı klasikleri arasına girmesi umuduyla sayın yazar Özgür Kurtuluş'la kısa ve keyifli bir söyleşi yaptık.
Kamra'yı biraz tanıtmak ister misiniz?
Kamra 2006 yılından beri var. Ben ve Ozan Küçükusta birlikte kurduk. Şirketi kurduktan hemen sonra aramıza Murat Gürdal Akkoç da katıldı. Çekirdek kadro böyle oluştu. Daha sonra başka arkadaşlar da geldi. Asıl olarak animasyon, ilüstrasyon, grafik tasarım vs. işleriyle iştigal ediyoruz. Daha en baştan itibaren çizgi roman üretmek gibi bir arzumuz vardı. Ancak bir çizgi roman yayınevi olmayı düşünmedik. Yani yurt dışından telif eser getirmek gibi bir uğraşa hiç girmedik. Bizim derdimiz özgün çizgi roman üretmekti. 2007 yılından beri de gücümüz yettiği kadar üretim yaptık. Bundan sonra da devam edeceğiz.

Tam Macera Dergisi denemeniz bir hayal kırıklığı mı oldu yoksa ateşleyici bir unsur mu?
Hayal kırıklığı olmadı. Dergi fikri oluşurken koşulları biliyorduk. Bizimkisi bir çeşit maceraydı açıkcası çünkü ne sermayemiz vardı ne de maddi anlamda güvenebileceğimiz birileri. Bir salla okyanusa açılmak gibi bir şeydi. Boğulmadık ancak çok da açılamadık. Özgün işler üretecektik ve mevcut kültür endüstrisinde bunun ne kadar zor olduğu biliyorduk. Ekibe katılanlara hayal satmadık, pembe tablolar çizmedik. Durumu açık açık anlattık. Zaten bu koşulları kabullenen ve gerçekten çizgi roman yapmak isteyen yazar-çizerlerle çalıştık. Dayanışma, birlikte üretme, ürettiği işi sevme gibi idealler üzerinden çıkabildi dergi ki çıkamayadabilirdi. Yazar-çizerlerin desteği olmasa olmazdı. Bir yandan üretim yaparken bir yandan da derginin maddi anlamda ayakta kalabilmesi için denenebilecek herşeyi denedik. Ancak dört sayı sonunda hala telif ödeyemiyorduk ve fiziksel anlamda çökmüştük. Çünkü geceleri yapılan bir dergiydi Tam Macera. Gündüzleri başka işler yapmak zorundaydık. Yolumuza başka bir patikadan devam etme kararı aldık.

Tam Macera'nın yayınının durmasını neye bağlıyorsunuz?
Birkaç sebebi var. Öncelikle memleketteki bütün bağımsız dergilerin yaşadığı sorunları yaşıyorduk. Telif ödeyemiyorduk, yeterince tanıtım yapamıyorduk, iyi dağıtılamıyorduk. 10000 adet basıyorduk, 2000 noktaya dağıtılıyorduk ama dergi bulunamıyordu! Bu bizim dışımızda dağıtım tekellerinin koşullarından ve bayilik sisteminden ileri gelen sorunlardan kaynaklanıyordu. Bir çizgi roman dergisini üretmek başka herhangi bir dergiden çok daha zor tahmin edersiniz. Belirli serileri olan yani isteyenin kafasına göre çizdiği bir derleme dergi değildi Tam Macera. Ciddi bir editoryal çalışması, senaryo yazımı ve çizim süreci vardı. Çok zaman alıyor bu işler. Açıkcası hem aylık periyotta üretimin güçlükleri, hem dağıtım sorunları yüzünden dergiyi durdurmak zorunda kaldık.
Deli Gücük'ün derginin tamamından daha çok okunduğu ve sevildiğine nasıl karar verdiniz? Ona dergi çıkarmanıza sebep ne oldu? Editoryal öngörü, okur görüşleri...?
Deli Gücük’ün daha çok sevilip sevilmediğini bilmiyorum. Her serinin seveni vardı açıkcası böyle bir düşünceyle çıkarmadık Deli Gücük: Osmanlı Taşrasından Dehşet ve Korku Hikâyelerini. Cinhan serisi de olabilirdi, Meşhur Hafiyeler de, bir diğeri de... O zaman öyle bir karar aldık Levent Cantek’le. Daha çok o istiyordu Deli Gücük’ü. Ben de Coşkun Kuzgun’un çizgisini çok seviyorum. Onunla başlayalım dedik. Aylık dergiden çok yılda birkaç kitap yayımlamak açıkcası çok daha cazip çalışma koşulları yarattı bizim için.

Kadronuzu tanıtır mısınız?
Bir kadro olarak değil arkadaş çevresi olarak bakıyorum ben yazar ve çizerlere. Tam Macera’da 20-25 kişinin emeği vardı. Deli Gücük’ün ilk kitabında da öyle. Deli Gücük: Alacakaranlık Zamanlar’da bu sayı 30’a ulaştı. Ankara merkezliyiz ancak İstanbul, Bursa, Eskişehir, Çanakkale, İzmir... Türkiye’nin dört bir yanından insanlar var bu otuz kişinin içinde. Bazılarıyla henüz yüz yüze bile gelmedik. Telefon ve eposta üzerinden haberleştik. Ancak şu son üç yılda her projede yer alan insanlar var: Coşkun Kuzgun, Uğur Bülent Sertçelik, Ozan Küçükusta, Murat Gürdal Akkoç çizer olarak; Murat Başekim, Aziz Tuna ve Ben yazar olarak Levent Cantek’de editör olarak... Ben yayıncılık işleri, tasarım ve diğer işlerle uğraşarak biraz daha projelerin içindeyim. Diğer arkadaşlar da zamanları müsade ettiğince yer alıyorlar. Her projede yeni insanlar katılıyor.

Nasıl Bir karakter Deli Gücük?
Deli Gücük bir korku çizgi romanı. Ancak içinde birçok fantastik unsur ve tarih var. Mekan yani Osmanlı Taşrası öykülerde oldukça belirleyici. Anadolulu insanlar, efsane ve mitler, büyük-küçük günahlar ve bir ahlaki güç olarak Deli Gücük. Bildiğimiz süper kahraman ya da anti kahraman sterotiplerinden farklı özellikler gösteriyor. Değişken bir hali var. Kimi zaman vahşi ve acımasız, kimi zamansa bir dervişin ruh haliyle yaklaşıyor olaylara. Bazen sadece bir gözlemci oluyor bazense olayın bizahati kendisi. Bu anlamda yerli ve özgün olduğunu düşünüyorum. Yani Deli Gücük’ü özgün yapan sadece bu topraklarda yaşıyor olması değil. Karakterin kurgusu, belirsizliği ve tekinsizliği de çok şey katıyor hikâyelere. Birden fazla yazar ve çizer tarafından yorumlanması da karakterin bu niteliğini destekliyor. Ortaya nasıl çıkacağı, ne yapacağı kolay kestirilemeyen bir karakter Deli Gücük. Ancak çok keskin ve belirli bir adalet anlayışı var. Zaten çizgi romanın temel aksı bu adalet anlayışı.

İlk Deli Gücük cildine ilgi nasıldı? Beklentiniz var mıydı, karşılığını buldu mu?
Beklediğimiz ilgiyi gördü. Beklentilerimiz de gerçekçiydi. Yeni çizgi romanlar yapabilecek maddi koşulları sağlamayı amaçlıyorduk. Nitekim Deli Gücük’ün ikinci cildi Alacakaranlık Zamanlar’ı yayımlayabildik. Bundan sonra da devam edeceğiz gibi görünüyor.

Görünen o ki elinizde basılacak öyküleri biriktirerek basıyorsunuz. Çizgi romanımızın alışık olmadığı doğru bir teknik. Sanki mizah çizgi romanından gelen bir "çiz-yaz bas hemen" aceleciliği var onun için soruyorum. Çizer veya yazarlarınız bu çalışmaya alıştılar mı hemen, zorluk yaşadınız mı?
Mizah dergilerinin çalışma geleneği ile serüven çizgi romanları yapmak çok güç. Hem yayın periyodu hem de üretim süreci farklılık gösteriyor. Açıkcası biz bu üretim sürecini kendimiz geliştirdik. Bize bir yol gösteren olmadı. Çünkü yapan yok. Yani çizgi romanların yazar-çizer ortak çalışması olarak üretilmesi pek alışılageldik bir şey değil. Hele de Deli Gücük’teki kadar kapsamlı çizgi roman antoloji çalışması daha önce yapıldı mı bilmiyorum. Öncesinde bir editoryal çalışma, senaryoların ortaya çıkması ve çıkan senaryonun en uygun kişi tarafından çizilmesi... Bu süreçler yurt dışında uygulanıyor, ancak ortada bir sektör olduğu için çok daha profesyonelce yapılıyor bu işler. Bu şekilde çizgi roman üretmek zaman alıyor. Deli Gücük ciltleri yaklaşık birer yıllık bir zaman periyodunda yapıldı. Tabi sürenin uzamasında yazar-çizerleri hayal gailelerinin de etkisi büyük. Bu süreyi kısaltmayı amaçlıyoruz. Şu an hedefimiz yılda iki cilt çizgi roman çıkarmak.
Deli Gücük: Alacakaranlık Zamanlar ile neler umuyorsunuz? Türk çizgi romanı da olabileceği noktasında önemli bir misyon üstlenmiş durumdasınız. Deli Gücük bu baskıyı atlatır mı?
Bana göre Türk Çizgi Romanı zaten var. Üretim az, çoğunlukla Mizah dergileri içinde yapılıyor. Resimli karelerle bir hikâye anlatan bütün eserler çizgi romandır. Çizim tekniği ve tarzı bir üretimin çizgi roman olup olmadığını belirlemez. Türk Çizgi Romanı mizah dergilerinin içine sıkışmış vaziyette. TV dizileri ve sinema da olduğu gibi farklı türlere yönelik üretim az yapılıyor. Yani nasıl korku, fantastik, polisiye vb. dizilerimiz, filmlerimiz azsa, çizgi romanlarımız da az. Ben böyle görüyorum. Deli Gücük’ün bir misyon üstlendiğini de düşünmüyorum. Kendisi hakkında böyle vizyon misyon falan diye konuştuğumuzu duysa, kargalarıyla gelip pataklardı biziJ Çizgi roman yapmak isteyen herkes yapmalı, önemli olan üretimin çok olmasıdır. ABD’de bir çizgi roman dükkanına girdiğiniz zaman bizim tanıdığımız Marvel, DC, Image gibi büyük yayınevleri dışında onlarca yayınevinin farklı tür ve tarzlarda yapılmış çizgi romanlarını görürsünüz, onlarca da fanzin çıkar. Mesela Chicago’da bir çizgi roman dükkanında yüze yakın fanzin satılıyordu ve hepsi Chicago’da üretilmişti. İşin başlangıcında olanlar için üretmek bu işin temelidir. Maddi beklenti sonra gelmeli. Eğer illa bir misyonumuz olacaksa, bunu göstermektir.

Çizgi roman yapmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?
Bize bazı çizerler geliyor. Kiminin elinde bir-iki sayfa kimisinde ise altmış yetmiş sayfa çizgi roman oluyor. Genelde düşülen hata iyi bir hikâyeye ve senaryoya sahip olmamaları. Mevcut yayıncılık sektörünü tanımamaları. Eve kapanıp yapmışlar ancak ürettikleri yayımlanabilir durumda değil. Çizgi roman yapmak isteyen çizerlere ilk önerim akıllarına gelen ilk hikayeyi mükemmel olarak görmemeleri. Bu işi yapmış olan, yayıncılık hakkında bilgisi olan insanlara danışmaları. Çizimleri, senaryoları eleştirildiği zaman bunu olumlu olarak almaları. İyi bir senarist bulup birlikte çalışmaları. Ve tabi üretmekten vazgeçmemeleri. Bugün Amerika’daki çizerlerin büyük çoğunluğu Latin Amerikalı. Demek ki yerel düşünmemek lazım. Çizerlerin önlerinde iyi örnekler var. Mahmud A. Asrar, Yıldıray Çınar, Kutukhan Perker gibi bu işi çok iyi yapan insanlar. Yurt dışında Marvel gibi, DC gibi en büyük yayınevleri için çalışıyorlar ve geçimlerini çizgi roman yaparak sağlayabiliyorlar. Bu insanlar uzun yıllar boyunca neredeyse karşılıksız çalıştılar çizimlerini belirli bir seviyeye getirdiler. Tam Macera ve Deli Gücük’te yer alan ve ilk defa çizgi roman yapan bazı çizerler de şimdi yavaş yavaş Avrupa’dan iş alabiliyorlar. Aceleci olmamak lazım. Önce ülkelerinde çok iş üreterek kendilerini geliştirip daha sonra yurt dışında iyi işler alabilirler. Ülkemizde de çizgi roman yayıncılığı gelişecektir. Ve bu gelişme yerli işlerin çoğalmasıyla olacaktır. Olumlu düşünmek lazım. Olumsuz düşünerek hiçbir iş yapılmaz.

Okuyanınız bol Olsun Kamra, yolun açık olsu Deli Gücük
Ümit Kireççi

7 Haziran 2010 Pazartesi

Gotham Mimarisi ve Suç

GOTHAM ŞEHRİ ÜZERİNDEN ÇİZGİ ROMAN ÖLÇEĞİNDE SUÇ ve MEKAN İNCELEMESİ
YAZAN:
NAZ BEYKAN

GİRİŞ

Kentlerin gelişiminin temeline bakıldığında, insanların toplu olarak kendilerini dış tehlikelerden korumak üzere geliştirdikleri bir model yattığı görülmektedir. Buna karşılık günümüzde kentler belki de ilk ortaya çıkışlarındaki güven çağrışımının aksine, tehlikeyle özdeşleşmiş bir yapıya bürünmüşlerdir. Bu noktada tehlikenin bir simgesi olan suç olgusuyla ve hatta suç korkusuyla şehir kavramının ilişkisi irdelenebilir.
Suç, önlenmesi ve cezalandırılmasıyla ilgili pek çok hukuki ve siyasi çalışma yapılan, bireyi ve toplumu tehdit eden ve çok çeşitli boyutlarda karşımıza çıkan olan bir olgudur. Ancak çoğunlukla gözden kaçırılan bir nokta vardır ki, o da suçun işlenmesinde ya da önlenmesinde mimarinin, planlamanın ve tasarımın bazen hukuki kanunlar ve ahlaki normlardan çok daha etkili olabildiğidir. Çünkü kentsel ve mekansal ölçeklerde mimari, davranışı etkileme yönüyle bireyleri suçtan uzaklaştırabildiği gibi suça teşvik edebilecek yapıya sahiptir.
Bu yönüyle kent ve suçun ilişkisi belki de en iyi çizgi romanlarda yansıtılmaktadır. Suçun sıklıkla işlenen bir tema olması nedeniyle, çizgi roman ölçeğinde suçun bu kurgusal mimari mekanlarla ilişki içinde olduğu öne sürülebilir. Amerikan süper kahraman çizgi romanlarının köklü bir örneği olan Batman ve bu kahramanın koruduğu ve ortaya çıkmasının temel nedeni olan ünlü kurgusal kent Gotham City[1] bu bağlamda ele almak için ideal bir örnektir. Gotham City’in suç yuvası olmasının nedenleri, yaratıcılarının bilinçli mekansal tasarım kararları sonucunda ortaya çıkan mimari özelliklerde yatmaktadır.
Gotham City ilk defa 1940 kışındaki Batman çizgi romanında okuyucu karşısına çıkmıştır. 1950-1960’lı yıllarda daha yumuşak betimlenen Gotham şehrinin görünümü 70’li yıllardan günümüze yaklaştıkça karamsarlaşarak ve yozlaşmış bir metropole dönüşmüştür. 80’li yıllarda Gotham City’nin imajının karanlıklaşmasında büyük etkisi olan çizgi roman yaratıcısı Frank Miller[2], şehri New York’un gece görünümü olarak tanımlamaktadır. Ancak genel yargı, tasarımında New York’un yanı sıra Baltimore ve Chicago gibi Amerikan kentlerinden de esinlenildiğidir. 1998 yılında basılan “Catasylsm” adlı hikaye serisinde şehir kurgu gereği büyük bir depremle yerle bir edilmiştir. Böylece yaratıcıları 2000’li yıllar için şehri mimari olarak yeni baştan ele alma fırsatını yakalamış, daha karanlık daha tehlikeli bir Gotham tasvirine ulaşmışlardır. Depremi takip eden 1999 tarihli “No Man’s Land” hikaye serisi için Eliot R. Brown tarafından çizilen planda[3] coğrafi olarak üç büyük adadan ve dörtten fazla küçük adacıktan oluşan ızgara plana oturtulmaya çalışılmış bu yeni kent karşımıza çıkmaktadır. Mimari olarak ise Gotik’ten Art Deco’ya, Art Nouveau’dan Siberpunk’a kadar çeşitlenen yapısal ve kentsel özelliklerinin çeşitliliğinde çizgi roman serisi boyunca şehrin geçirdiği bu kurgusal değişimlerin yanı sıra yaratıcıların değişmesinin ve hatta Gotham City’nin çizgi filmden beyaz perdeye farklı medyalarda işlenmiş olmasının da etkisi vardır.
Herhangi bir şehirde olduğu gibi Gotham City’de de mimari olarak suça teşvik eden mekansal ve kentsel özellikler “algısal”, “sosyo-ekonomik” ve “kişisel-kamusal sınır” olmak üzere üç ana başlık altında toplanabilir. Batman’in yayınevi DC Comics’nin başka bir kahramanı olan dünyaca ünlü Süpermen’in “Gotham’a pek de hayran olduğu söylenemez. Biri sanki metal ve taştan bir kabus inşa etmiş,” ifadesiyle de tanımlanabilecek deprem sonrası hikaye serilerindeki Gotham City’ye odaklanıldığında suç unsuru bu üç öğenin çizgi romanda ne kadar bilinçli olarak kullanıldığı ortaya çıkacaktır.
[1] Gotham City, Türkçe’ye “Gotham Şehri” olarak çevrilebilmektedir; ama kalıplaşmış yapısı nedeniyle metin boyunca orijinal haliyle bırakılması uygun bulunmuştur.
[2] Frank Miller, “Batman -The Dark Knight Returns” adlı 1986 tarihli çalışmasıyla Batman öykülerinin seyrini daha karanlık ve daha kötümser olmak üzere değiştirmiştir. Çizgi roman dünyasına yön vermiş diğer işleriyse sinemaya da uyarlanmış “Sin City” ve “300”dür.

Ek.3: Detective Comics no. 853: Whatever Happened to The Caped Crusader’da Batman’nin silueti içine yerleşmiş Gotham City
I. ALGISAL BOYUT
Mimarinin algısal boyutu, gözle görülebilir ve kullanıcı tarafından fiziksel veriler aracılığıyla okunabilir verilerden oluşmaktadır. Bu veriler renk, ışık, boyut, ölçek gibi olguların olmalarının yanı sıra, yapıların durumlarını simgeleyen kırık camlar, grafittiler gibi daha simgesel veriler de olabilirler. Çizgi romanın görsel bir medya olması nedeniyle yaratıcıların en rahat kullanabildikleri ve doğrudan desenler aracılığıyla okura yansıtabildikleri suçu yansıtan öğelerdir.
Karanlık genel olarak tehlike yansıtan ve korkuyu çağrıştıran bir simgedir; çünkü bilimsel olarak ışık değeri düşük olan mekanlarda kullanıcının algısı düşer. Görünürlük azaldığı için güvenlik duygusu zayıflar. Böyle bir ortamda suçun işlenmesi olasılığı daha yüksektir. Örneğin İngiltere’de yapılmış bir araştırmaya göre hırsızlıkların %40’ı sokaktaki ışık değeri 5 lüksün altındayken yapılırken sadece %3’ü 20 lüks üzerindeki ışık düzeyinde yapılmaktadır.[1] Gotham City’nin tüm tasvirlerinde gri, siyah, lacivert gibi kasvetli renkler seçilmiş, düşük ışık değeri ve gölgelere önem verilmektedir. Çizgi romanın yaratıcıları ışık değerlerini bu bağlamda dikkate almış, özellikle deprem sonrası yeniden yaratma sürecinde kenti bilinçli bir şekilde zemine doğal ışığın olabildiğince az gelmesini sağlayacak şekilde tasarlamışlardır. Böylece kentin klostrofobik etkisini arttırmayı hedeflediklerini “Secret Files and Origins: Gotham City”de belirtmektedirler.[2] Çizgi romandan verilebilecek bir örnek “Whatever Happened To The Caped Crusader?” isimli sayıdaki Gotham tasviridir. Burada siyah, lacivert ve gri tonlarının ağır bastığı bir şehir görünümü Batman’nin siluetinin içine yerleştirilmiştir.[3] Bu etkiyle Gotham City’nin suçlularına terör estirebilecekleri ve Batman’in koruyucu gücüne sürekli ihtiyaç duyan bir şehir ortaya çıkmaktadır.
Gotham City’de öne çıkan başka bir etmen gün ışığının yere değmemesi için binaların yüksek ve dip dibe yerleştirilmiş olmalarıdır. Mekanların dar ve sıkışık algılanması saldırganlık duygusunu teşvik etmektedir. Binalardaki ve sokaklardaki bu en boy oranları da suça kaynak oluşturacak bir etmendir. Örneğin, “Battle for The Cowl: The Underground” sayısının ilk sayfasında[4] olduğu gibi karanlık arka sokaklar Batman’nin hırsızlar ve tecavüzcüler gibi pek çok suçluyla mücadele ettiği karelerde fonu oluşturmaktadır.
Renkler taşıdıkları farklı anlamlarla öne çıkarlar. Özellikle renkli basılan çizgi romanlarda temel görsel elemanlardan biri renklerdir. Kırmızı rengin, aşktan iştaha pek çok çağrışıma sahip olmasının yanında saldırganlığı tetikleyici özelliği olduğu öne sürülmektedir. Buna karşılık pastel tonlar ve yeşil bu duyguyu azaltıcı etkidedir.[5] “Batman: City of Crime” hikaye serisinde, adındaki “suç şehri” olgusu içeriğindeki saldırganlığı görsel olarak da vurgulayacak şekilde fonda kırmızı tonlara yer verilerek sağlanmıştır.[6] Bu tasvirlerle suç oranının yüksekliği arasında doğrudan bir ilişki kurulabilmesi olasıdır.
Doğrudan mimariyle ilgili olan bir veri ise yapılardaki bakımsız görünüm suç oranını yükselttiğidir. “Secret Files and Origins: Gotham City”de “Shattered Gotham” diye adlandırılan çöküntü bölgelerden bahsedilmektedir.[7] Kentin zenginlerinin yaşadığı gösterişli evlerin “Catacylsm” hikaye serisi kapsamında oluşan deprem sonucu hasar görerek terk edilmeleriyle düşük gelirli kesimin yerleşiği alanlara bu isim verilmiştir. Kent merkezinden uzakta kalan bu bölgeler başıboş görünümleriyle suç ve suçlular için potansiyel barınak haline gelmiştir.
Karanlık, ışık değerleri, oranlar, renkler ve görünümler çizgi roman okurunun suçun kol gezdiğine dair algısını görsel olarak desteklemek amaçlı kullanılmaktadır.

II. SOSYO-EKONOMİK BOYUT
Mimarinin sosyo-ekonomik boyutu daha çok simgesel bir durumdur ve adeta toplumda suça yol açabilecek sosyal ve ekonomik dengesizlikleri yansıtan bir aynadır. Çizgi romanlarda ve özellikle Gotham City’de karakterlerin barındıkları ve bulundukları mekanların özenle seçilmesiyle okura hissettirilen bir imgelemden oluşmaktadır.
Nüfusun yoğunluğunun yüksek olması, toplu konutların çoğalması tanışma oranını düşürdüğünden ortam anonimleştiği, suç oranının da bundan olumsuz etkilendiği bilinmektedir. “Detective Comics: City of Crime”da Gotham City’nin nüfusu göç alarak sürekli büyümekte olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle bu durumun çizgi romanda sosyal bağları zayıflamış, suç oranı artmış bir kent kurgulamak için tercih edildiği söylenebilir.
İnsan hareketleri ve sosyal ilişkiler yatay hareketlere bağlıdır. Gökdelen gibi yüksek yapılarla asansör gibi düşey sirkülasyon elemanları insan ilişkilerin kesintiye uğramasına neden olmaktadır. Sosyal bir farklılaşma anlamını da barındıran “düşeyde ayrışma”[8] olarak tanımlanan bu durum yüksek yapılardaki kullanıcılarda yabancılaşma olgusunu arttırması nedeniyle anti-sosyalliği tetikler. Yatayda doğrusallık algısını kesintiye uğratan üstgeçitler, çıkmaz sokaklar ve sıra dışı yapı tipleri de bu bağlamda olumsuz olarak tanımlanan öğelerdir. Bunlar bireyler arası bağlılığın ortadan kalkmasına neden olduklarından suç işlenmesini kolaylaştıran bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu “Knight Gallery” başlıklı özel Batman sayısında Batman’nin ağzından yüksek kulelerin güvenlik hissini yaratmak için inşa edilmeleriyle çelişkili olarak oluşturdukları labirentler, karanlık ve tehlikelerle kendi başlarına izolasyonu ve kuşatılmayı simgeleyen birer korku kaynağı kalelere dönüştükleri aktarılmakta, kent lanetli olarak tanımlanmaktadır.[9]
Sosyal yapının kent içinde homojen dağılmamış olması, sosyal adaletsizliği sergilemesi bakımından sosyal yapı içinde çözülmelere ve dolayısıyla suç işlenmesini teşvik etmektedir. Gotham City’nin coğrafi haritasındaki fiziksel ayrım sosyo-ekonomik dağılımdaki heterojen yapıda da gözlemlenmekte, bu da sosyal adaletsizliğin kente nüfuz etmiş olduğunu kanıtlamaktadır. “Detective Comics: City of Crime”da bu durum nerdeyse bir kaç sayfada özetlenmiştir. Evsiz, yalnız, çaresiz, düşük gelirli insanların suça özenmeleri, saldırganlaşmalarıyla başlayan loş ve boş mekanları barındıran sayfaları[10] takip eden zenginlerin yüksek kulelerindeki lüks hayatlarına dair bir genç kız odağında kareler barındıran sayfalar[11] uyuşturucudan kaynaklandığı sadece görsel olarak okuyucuya sunulan aynı kızın lüks hayatıyla ters düşen bir mekandaki cesediyle[12] tamamlamaktadır. Burada alt metin üst gelir düzeyindekilerin çizdikleri mutlu imajların altında sıradan insanlar kadar mutsuz ve çaresiz olduklarıdır. “Yüksek” konumlarına rağmen başlarına gelenler ya da yaşadıkları acı gerçekler (ki bu örnekte kızın uyuşturucuyu kullandığı sahne ve ait olmadığı mekana gitmesi) düşük gelirlilerin aksine okuyucunun bile gözlerinden saklanmaktadır. Neyin görülüp neyin görülmediği Gotham City’de sosyal dengesizliğin yarattığı yozlaşmış tablonun bir yansımasıdır. Gotham Adalet Sarayı ve Gotham Katedrali’nin gökdelenlerle yarışan ezici görünümleriyle kentin zenginlerinin yaşadığı finans bölgesinde konumlanmış olmaları, alt ve orta sınıf halkın ezildiği adaletsiz durumun kentin sosyal yapısı içinde hakimiyetini de vurgulamaktadır.[13] Bu durum hem ezilen halk bağlamında suçun yaygınlaştığını hem de ezici gücü oluşturan zenginlerin başka boyutlarda suç işlemelerine ortam hazırladığını kanıtmaktadır.
Şehircilikte “Sosyal Düzensizlik Kuramı” adı verilen model Gotham City’de gözlemlenmektedir. Bu model, kentin dışa doğru genişlemesi sonucu MİA’ya (Merkezi İş Alanları) yakın bölgedeki konutların niteliğinin hem fiziksel açıdan hem de kullanıcıları açısından kötüleştiğini ve dolayısıyla buradaki suç oranının arttığını öne sürmektedir. Eski kent merkezi “Old Gotham” bir çöküntü bölge haline gelmiş, hatta içinde Bruce Wayne’nin (Batman) ailesinin de öldürülmüş olduğu “Crime Alley” (suç sokağı) adını alan bir bölge bile oluşmuştur. Kısacası burada yapı stoğunun köhnediği, düşük gelirli kesime ev sahipliği yapan, dolayısıyla da suça davetiye çıkaran bir bölge oluşmuştur.
Sosyolojik ve ekonomik olarak toplumdaki bireyler arasındaki ilişkileri ya da ilişkisizliklerin ortaya koyulmasında mimarinin rolü binaların ölçekleri, nüfusun yapılarla ilişkileri ve şehrin gelişimi aracılığıyla yansıtılmaktadır.
[1] Neal Kumar Katyal, Architecture as Crime Control, The Yale Law journal S111, 2002, s1056.
[5] Giriş bölümünde belirtilen Gotham City tasvirlerinin 40’lı yıllardan günümüze gelirken karanlıklaşmasındaki etkenlerden biri belki de bu süreçte gelişen kağıt kalitelerini ve basım teknolojileridir. Baskıdaki renk çeşitliliğinin sağlanmasıyla ana renkler dışında birbirine yakın tonların kullanılabilmesi de mekan tasvirlerinin monokromlaşarak güçlenmesinde rol oynamış olabilir.
[8] “Vertical segregation” sözcüğünden çevrilmiştir.
Ek.5a: Detective Comics no. 801: City of Crime’dan Gotham City için renk seçimleri
I. Kişisel / Kamusal Sınır Boyutu (TerritorlalIty)
Kentsel ve yapısal ölçekte sınır kavramı kişisel mekanı tanımlaması açısından önem taşır. Sınırsızlık durumu suça açık kapı bırakan bir öğedir. Sınır fiziksel olduğu gibi (duvarlar, çitler, …vb.) ve sembolik de (basamaklar, kemerler, …vb.) olabilir. Kamusal alanların azlığı nedeniyle kişisel ve kamusal alan sınırlarının belirgin olmaması kişideki kontrol hissini yok eder. Böylece kişi içinde bulunduğu mekana yabancılaşır ve burada suçun işlenmesi olası duruma gelir. Yoğun, sıkışık ve kaotik yerleşimiyle Gotham City’de kullanıcılar için bir sınır kavramından bahsetmek söz konusu olabilir mi şüphelidir. Sınırı belirleyen en basit eleman duvar ele alındığında, aynı anda hem korku hem de güven anlamlarını taşıyabildiği gibi güç ya da tecrit anlamlarını da barındırabildiği görülmektedir. Neresinde durduğuna göre birey için sonsuz anlam taşıyabilen bir mimari öğe olan duvarın Gotham City’deki varlığı da bu derece çeşitlidir. Kullanıcılar bu sınırsız anlamlar topluluğu içinde, adeta bir labirentteymişçesine, yaşadıkları mekanlar üzerinde kontrol hisleri olmaksızın, umutsuzca ve korkarak yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Bu denetimden uzak, tanımsız mekanların çokluğu nedeniyle Gotham City suça ev sahipliği yapmaktadır.

SONUÇ
Suç, “Detective Comics: City of Crime”da belirtildiği gibi Gotham City’nin her noktasına, şehirdeki her bireyin içine sinmiştir. Gotham City’nin temel öğesi şüphesiz “korku”dur.[1] Zaten suça potansiyel oluşturabilecek bir çağrışımı olan mekan “suç korkusu”nu doğurur. Bu da suç işlenmesinde olumsuz etkisi olan bir olgudur; çünkü bir alanda suçun işleneceği potansiyelini hisseden kullanıcı o alanı izlemekten vazgeçer, yani alan gözetimsiz kaldığından suça davetiye çıkartır. Tüm betimlemeler bunu destekleyecek yapıya sahip şekilde seçilmiştir: renkler, gölgeler, formlar, …vb. Sosyal yapıysa mimariye aktarılarak suçun hem nedenleri hem de sosyolojik yapısı irdelenmektedir. Gerçek hayatta da suça teşvik eden pek çok kentsel ve mimari veriyle örtüşen bu özellikler, kurgusal kent Gotham City’de vücut bulmuş, Batman gibi bir kahramanın doğmasına zemin hazırlamıştır.

KAYNAKÇA
· Batman: Battle for The Cowl. ABD: DC Comics, 2009.
· Batman: Last Rites. ABD: DC Comics, 2009
· Ellin, Nan. Architecture of Fear. New York: Princeton Architectural Press, 1997.
· “Gotham City.” Wikimedia.com. 12 Mayıs 2009.
· Colquhoun, Ian. Design Out of Crime: Creating Safe and Sustainable Communites. Amsterdam: Elsevier, 2004.
· Crowe, Timothy D. Crime Prevention Through Environmental Design: Applications of Architectural Design and Space Management Concepts. Boston, Mass. : Butterworth-Heinemann, 2000.
· Detective Comics no. 300. ABD: DC Comics, 1961.
· Detective Comics: City of Crime. ABD: DC Comics, 2006.
· Detective Comics no. 853: Whatever Happened to The Caped Crusader. ABD: DC Comics, 2009.
· Gotham Gazette: Batman Alive? ABD: DC Comics, Temmuz 2009.
· Kahn, Jenette. Batman: Knight Gallery. Canada: DC Comics, 1995.
· Katyal, Neal Kumar. Architecture as Crime Control. The Yale Law journal:111 (2002): 1039 - 1139.
· Secret Files and Origins: Gotham City. ABD: DC Comics, 2000.
· Yılmaz, Gülsen. Suç ve Mekan: Suçun Temsili Üzerine Düşünceler. Mimarlık (328). Mart-Nisan 2006.

6 Haziran 2010 Pazar

Portre Karikatüristi Aranıyor

18-19 Haziran günlerinde Çırağan Sarayı'ndaki bir organizasyonda Portre Karikatür çizebilecek yetenekte bir arkadaş aranıyor. Karikatürist arkadaş yerli ve yabancı konukların portre karikatürlerini çizecek. Ücret ayrıntılarını daha sonra size vereceğim iletişim adresindeki Pınar Hanım'la konuşacaksınız. Tek yapmanız gereken daha önce portre karikatür çizdiğinizi gösteren birkaç çalışmanızı telefon numaranızla birlikte zahit@istanbul.com adresine göndermeniz. Çalışmalarınız beğenildiği taktirde site geri dönüş yapılacaktır. Çırağan Sarayı'nda bir organizasyon olduğuna göre ücret tatmin edicidir sanıyorum.
Degerli cizer dostlarim..
Son dönemlerde cok ilginc gelismeler oluyor.
Bunlari sizlerle paylasma geregi duyuyorum..
Turkiye genelinde kurdugumuz gruplara yonelik kancalar atilmaya baslandi.Gruplarda yer alan cizerler “sergi, album, ödül, jurilik” veya “gel dergimizde ciz” sözleri veriliyor. Bazilarini ya biz tespit ediyoruz veya kisiler bize bildiriyor. Bu tür eylemler icin hepimizin tanidigi, cizmekten baska her seyi yapan, cikari icin gözünü kirpmadan önce kendisini, sonra da arkadasini satabilen kisiler seciliyor özellikle..
On yildir Turk karikaturunun üstüne kabus gibi coken zihniyet, etik yoldan bizlerle basedemeyecegini anlayinca, etik olmayan yollari tercih etmeye basladi..Ayrica gruptaki cizerleri birbirine düsürecek yontemler de gelistiriyorlar.
Bu eylemlerinde nedense bizim de cok deger verdigimiz bir cizeri ozellikle “olta” olarak kullandilar.. Ancak oyuna gelmeyen iki arkadasimiz bunu anlayip, ilgili kisiye oldukca yerinde ve “sert” yanit verdiler..
Cizerlerin durust, durusu saglam ve mucadeleci kisiler oldugunu soylemeye bilmem gerek var mi?!..
Bu gelismeler dogrultusunda benim diyecegim tek sey; bu arkadaslarimizin iyi dusunup hareket etmeleridir. Bizler dün kurulan bir grup veya olusum degiliz. “Don Kisot” alti yildir hedefinden sapmadan, Turk karikaturuyle dunya karikaturunu birlestiren yegane platformdur. Bu tür tekliflerle karsilasan ve “cikarlarini etik degerlerden” üstün tutan arkadaslara diyecek pek bir lafimiz olamaz. Ancak “Yolun acik olsun!” diyebiliriz.Karikatur sadece Turkiye sinirlari icinde yer alan bir sanat degil,“evrensel” bir sanat ve asla “affetmeyen” bir mücadele platformudur.
Kisa bir surede buyuyen ve gelisen bu olusumumuz goruldugu gibi acik bir “hedef” haline gelmistir. O’nun zarar görmemesi ve daha cok güclenmesi ancak sizlerin durusunuzla saglanabilir..
Parcalanmalara izin vermeyelim. Yolumuz “Turhan Selcuk” ve diger ustalarin actigi evrensel yoldur.. Bizi bu yoldan döndürmek isteyenlere yanitimizi gerektigi gibi verelim...
Cekinmeden! Kanmadan! Satmadan!!!!
Erdogan Karayel

5 Haziran 2010 Cumartesi

Sanata ve emeğe değer veren yayıncı, bu kapak ressamının adını yazmayı unutmaz!: Firuz Aşkın

İlk baskıları Ertem Eğilmez’in ortakları arasında olduğu Çağlayan Yayınları tarafından 1950′li yıllarda yapılan Mayk Hammer serisinin, yakın tarihli İthaki Kitabevi baskısında kapak ressamlarının adları yer almadı. Oysa eski baskılarda bu isimler mevcuttu. İşbu yazının bu vefasızlığı bir nebze telafi etmesidir dileğimiz! Daha büyük dileğimiz ise emeğe saygı kavramınının itibar etmeyen yayınevlerinin cezasının ahirete kalmaması!Firuz Aşkın 1924 yılında İstanbul’da doğan, Akademi’de okuyan ancak basın ressamlığına geçişi nedeniyle mezun olamayan; doğuştan Allah vergisi büyük bir resim yeteneğine sahip, ender sanatçılarımızdan. Basın çizerliğine karikatürle adım atan Firuz’un ilk çizgisi 08.08.1940 tarihli Akbaba mizah dergisinin 342. sayısında “feruz Aşkın” imzasıyla çıkmış.
Devamı - Ters Ninja
Yazan - Yener Çakmak

4 Haziran 2010 Cuma

Çizgi roman efsanelerinden Türkiye'ye selam

Fatih Terim hayranı çizer kim? Arjantinli Risso, Amerikalılarla çalışırken neden zorlanmış? Ken Parker'ın yaratıcılarından Ivo Milazzo, bu aralar hangi proje üzerinde çalışıyor? Çizgi roman dünyasının efsane isimleri Makarska'da buluştu...
Murat Mıhçıoğlu - İvo Milazzo

Röportajın tamamı - ntvmsnbc

Cihan Demirci İzmir'de

Cihan Demirci, 5 Haziran Cumartesi günü, İzmir Karabağlar Belediyesinin düzenlediği "MİZAH GÜNÜ"ne söyleşi ve imza günüyle katılıyor... Etkinlikle ilgili ayrtınıtılı bilgi için DAMDAKİ MİZAHÇI bloguna tıklayabilirsiniz: http://damdakimizahci.blogspot.com/2010/06/cihan-demirci-5-haziranda-karabaglar.html

Gölge e-Dergi 33. sayı çıktı

Yaz geldi, küçük bir Gölge için kalabalık bir aileyiz yine. Gölge e-Dergi 33. sayı ile karşınızdayız.
Sinema yazılarımızda Hasan Nadir Derin’den Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Günlüğü, Fikret Karakurt’tan Iron Man 2’nin Halefi, Masis Üşenmez’den Elm Sokağı’nda Kabus, Can Evrenol’la son kısa filmi ve korku sineması üzerine yaptığımız Gölge özel röportajı ve Emek Sineması dosyamızda Giovanni Scognamillo, Murat Tolga Şen, Mesut Kara, Kemal Gökhan Gürses’in yazıları var.
Yusuf Salman Blame! İncelemesi ile Nadir Kutluhan Ekşın Komiks ve Mehmet İnanır DM çizgi romanları ile Gölge’de yer aldı.
Bu sayının öyküleri ise Atilla Bilgen’den Gülizar, Hakan Günay Aydınoğlu’dan Aynı Şarkı, Göktuğ Canbaba’dan Ateş Böceği Barı, Fatih Danacı’dan Duvarların Ötesinden Gelenler, Yunus Kocatepe’den Hediye, Merve Veral’dan Cızırtı, Sadık Yemni’den İkinci Aşkbaz Yokuşu, Mustafa Kılcı’dan Hayatın İçinden Canlı Yayın, Efe Tuşder’den Kaçınılmaz Olan,Gökcan Şahin’den Hiç, Rafet Tolga Cankurt’tan Denizler Ülkesi ve Cadı, Mehmet Berk Yaltırık’tan Kanlı Peri Kızı.
Bu sayımızın kapağı Onur Diler’den geldi.
İllüstrasyonları ile aramızda yer alan çizerlerimiz de Altuğhan Aydın Sinanoğlu, İlteriş Kaan Koçak, Ozan Küçükusta, Gülhan D. Sevinç, Mehmet Kaan Sevinç, Celalettin Ceylan, Nadir Kutluhan, Mustafa Yaşar, Oğuzhan Tümkaya ve Şükrü Bağcı.
Gölge e-Dergi’yi Pdf olarak olumak için. http://download931.mediafire.com/m9opfbejdmng/ymemlnezhmt/golgedergi33.pdf
Gölge e-Dergi’yi flash olarak okumak için
http://issuu.com/golgedergi/docs/golge33
Gölge Blogu http://golgedergi.blogspot.com
Gölge twiter’da http://twitter.com/GolgeDergi
Gölge deviantart’da http://golgedergi.deviantart.com
Gölge’nin tüm sayılarını Issuu’dan online olarak okuyabilirsiniz. http://issuu.com/golgedergi

3 Haziran 2010 Perşembe

Warcraft Yorumu

"Uyarlama" denince her türlüsü hayal kırıklığına uğrama ihtimali yaratıyor. Ya kişisel beğeni, ya hayal edilenle uygulamanın uyuşmaması ya da gerçekten uyarlamanın yorum tercihi uyarlamayı "kötü" veya "eksikli" hale getirebiliyor. Ama sanat "bilmek" ve "görmek"i zorunlu kılıyor. Aşağıda Warcraft'la ilgili bir yorum sunuyoruz:
"herkese merhaba !
gerekli seylerden cikan world of warcraft kitabini bitirdim; baski ve renk kalitesi ile gurur duyduracak cr lardan biri; kitabin cevirmeni m. berker gungor - zamaninda level oyun dergisini takip etmis olanlar onu "maddog" olarak hatirlayabilirler; dergide ki oyun incelemelerini severek okdugum birisiydi; gayet ozenli bir ceviri cikartmis, tebrik etmek gerek..
butun bu guzel ozelliklerine karsin kitapta beni rahatsiz eden sey ise cizimleri ve konu orgusu oldu; ludo lullabi cizmis, walter simonson yazmis; benim gibi yillarin cr okuru birisinin okurken ve kareleri takip ederken zorlandigini, bazi cizimleri anlayabilmek icin pek cok kere inceledigini belirtmeliyim. tabi bu durumdan yayinevi sorumlu tutulamazsa da; amerika da ki yayincisi wildstormun nasil bir gerekceyle begenmis oldugunu ve yayinlamaya uygun gordugunu pek anlayamadim desem yeridir.
icerige gelince, oyunun havasini en iyi veren bolum 4. kisim olmus; gece elflerinin orklara karsi savastigi macera gercekten de tum maceralar icersinde en heyecanli olabileni, diger bolumler ise bana oldukca yavan ve birbirinden kopuk gozuktu.
ilk, kucuk boy ve siyah beyaz yayinlanmis olan warcraft sunwell maceralari cok daha etkileyici ve benim zevkime uygundu; keske onlarin yayin ve baski kalitesi sonuncusu kadar iyi olabilseydi.
populer filmlerden yapilan oyunlar genelde basarisiz, kotu olur; ayni duruma benzer bir sey gerceklesmis, milyonlari pesine suruklemis bir oyunun cizgi romanı maalesef iyi olmamis..
selamlar..."
Gökhan METİN

DC Universe Online'ın çıkış tarihi belli oldu

DC Universe Online Geliyor
Batman olmak artık zor değil. Eğer bir DC Universe alırsanız siz de kahraman olabilirsiniz
DC Comics en büyük ve en çok tanınan ABD'li çizgi roman şirketlerinden biridir, diğeri Marvel Comics'tir. DC Universe ilk olarak 1934 yılında National Allied Publications adıyla kurulmuştur. 1969 yılından beri Warner Bros. Entertainment alt kuruluşlarından biridir. DC Comics birçok iyi tanınan karakter oluşturmuştur. Bunların arasında; Superman, Batman, Wonder Woman ve Justice League vardır gibi karakterler vardır.
DC adı, şirketin popüler serilerinden biri olan Detective Comicsin başharflerinden gelmektedir. Zamanlar Detective Comics adı şirketin resmi adlarından biri haline gelmiştir.
DC Universe Online'da işte bu evreni konu edinmektedir. DC çizgi roman karakterlerini bünyesinde barındıran MMORPG oyunu önümüzdeki kasım ayı içerisinde PC ve PlayStation 3 için satışa sunulacak.
Kaynak - Beyaz Gazete

2 Haziran 2010 Çarşamba

145 bin dolara Tenten heykeli

Çizgi roman karakteri Tenten’in Belçikalı sanatçı Nat Neujean tarafından yapılan bronz heykeli Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan bir açık artırmada 145 bin dolardan satıldı. Tenten’in Milu adlı köpeğinin de yer aldığı heykelin kimin tarafından satın alındığı ise açıklanmadı. Drouot-Montaigne Müzayede Evi tarafından yürütülen açık artırmada, Herge imzalı orijinal Tenten çizimleri de satışa sunuldu. Heykel dışında satılan 200 eserden toplam 1.2 milyon dolar elde edildi.

Kaynak - 8 Sütun

Örümcek Adam tekrar siyah

HOZ Comics'den yeni sayı çıktı! Örümcek Adam yıllar sonra siyah kostüme dönüyor... Sonrası ve nedeni çizgi romanında

8-9 Temmuz - Grafik, Animasyon ve Görüntüleme Kurultayi

ITU Elektrik-Elektronik Fakultesinde 8-9 Temmuz'da Grafik, Animasyon ve Görüntüleme Kurultayini duzenleyecegiz. http://www.gag.itu.edu.tr/2010/index.html
Su anda bilgisayar ortaminda gorsel isler uretiyorsaniz, tecrubeleriniz uzerine konusma vermek isterseniz lutfen bana (ergun.akleman@gmail.com), Tayfun Akgul'e (tayfunakgul@itu.edu.tr) ya da gag adresine (gag@itu.edu.tr) bir email gonderin.
(Ben Temmuz 2-19 arasinda Turkiye'de olacagim.)
Ergun Akleman

Linkler

Related Posts with Thumbnails