31 Ocak 2009 Cumartesi

Eşref Armağan, Ülkemizin Çizgi Mucizesi

Ülkemiz mucizelerinden Ressam sayın Eşref Armağan'ı hala tanımayanlarımız vardır. Halen Ankara'da yaşayan 1953 İstanbul doğumlu ressam "doğuştan kör". Hayatın renklerini, şekillerini, objelerini, perspektifini, desenlerini hiç görmedi. Ancak bugün iki gözü sağlam olup çizmeyen onlarca kişiden daha iyi görüyor, daha iyi resim yapıyor. Eşref Armağan dünyanın mucizelerinden...

Yakın zamanda Discovery Channel kendisiyle söyleşi ve muazzam bir deneme yapmış. Dünyanın mucize insanlarını TheRealSuperhuman başlığıyla dünyaya tanıtan belgesel kanalı söyleşilere "çizgi roman" havası katarak süper kahramanlar dolayımıyla çizgi romanı da onurlandırmıştır.


İşte o söyleşi ve deneyin filmi. İzleyin, şaşırın, ülkemizin mucize ressamı Eşref Armağan'ı yakından tanıyın:


Paylaşım: Ebru - Serkan Ölmez

30 Ocak 2009 Cuma

Çizgi Romanda Kürtçe Açılımı

Gelek caran tiştên nêzik dikevin kulabê dûrahiyan… û bi hêzeke ku neyê zeptê mirov dikeve şerekî ku sedemên jiyanên xwe yên dûr; nêzikahiyan zept bike. Qehremanê ku pirtûkê bi me dide nasîn ji parzûna rengan sedemên jiyanê nîşanî me dide. Di destekî xwe de dûrahiyan di destê dî de nêzîkahiyan dide ber roniya rojê… Di ronahiyên dûmaliyan de li cem rûyê qehreman, di gera dîrokê de kesayetiyên demguhêr em dibînin. Bi vê nerînê JARO gerokekî dîrokê ku bi pey nemiriyê ketiye ye.Bi vê gera xwe bi qasî dûrbîniya me, me bi nêzikahiya me re jî rû bi rû dihêle. JARO qîrînên dîrokê şîrove dike. Bi xwendinê em fêr dibin ku JARO; xwestekên me yên ku bûne xwîn û di nav demarên me de gerê didin xwe û em bêrawestan li pey wan dibezin, dinirxîne. Û piştre JARO xemgîniyekê dirêse di nav perdê dilê me de. Her çendî pirtûk rûpelên xwe bi mirina JAROyê ku li pey nemirinê digere jî bigire, diyariyeke ku sûdewariyên mezin jê peyda bibin diyarî gel dike…

Fırat PENABER

Mirina Jaro’da ölümsüzlük arayışı... Uzun bir çalışmanın sonunda “Mirina Jaro” (Jaro’nun Ölümü) adlı çizgi roman kitabını Levent Özkan’ın çizgileriyle Berçem Yayınları’ndan çıktı...

Yazar Mamê Elî, Mirina Jaro’yu 7 -12 yaş çocuklar için bir tarih kitabı olarak planlamış. Bazı Kürt tarih kahramanlarının isimlerini verip, haklarında 3 - 4 cümle yazmak istemişti. Ancak daha sonra fark etmiş ki, tarih başlı başına yazılması gereken bir konudur. Bunu fark edince kitabı melodik bir hale getirmek için kafiyeyle, ölçüyle yazmaya başlamış. Okuyucuların sıkılmadan okuyabilmesi için de kısa cümleler kurmuş. Fazlaca detay vermeyen yazar, iki ay sonra bir çizerle görüşmüş. Başlangıçta amaç, araya çizimler atmak, yani görsellikle desteklemek olmuş. Örneğin, Gilgamêş’ten bahsediliyorsa, o sayfaya Gilgamêş çizilmeliydi. Fakat eser kendini yazdırdı ve çalışma bir çizgi romana dönüştü. Ve kendini yetişkinler için de okunabilir hale getirdi.

JARO İLK KÜRTÇE ÇİZGİ ROMAN KAHRAMANI
“Çizgi roman demek ne derece doğru bilmiyorum, çünkü bu bildiğimiz çizgi romanlardan çok farklı” diyen yazar Elî, “Şöyle bir şey düşünün; 258 beyitten oluşmuş bir mesneviyi çizimlerle görünür hale getirmeye çalışmış bir çalışma” diyor. Anlatımlara göre çizimi yapan Levent Özkan, Kürtçe bilmediği halde kitabın ruhuna göre karakterleri çizmiş. Yazar, Jaro’yla edindiği ilk tecrübe; “her şeyi yapamayacağım oldu” diyor ve ekliyor “Eksikliklerimize rağmen çalışma boyunca epey eğlendiğimizi söyleyebilirim. Çizimlerin renklendirilmesi işine fotoshopu öğrenerek başladık. Tamamen bir deneme-yanılma usulüyle öğrendik.” Yorucu olduğu kadar zevkli bir çalışma olduğunu da ekleyen Mamê Elî, asimile olmuş bir Kürt ile olmamış bir Kürt’ün ortak çalışması olarak okuyucuların beğenisine sunmuş eseri. Berçem Yayıncılık tarafından yayımlanan kitap, okunmaya, bakmaya değer bir eser. En azından ilk Kürtçe çizgi roman olması itibarıyla kitaplıklarda bulunması gereken bir nüsha olmuş.

KÜRT KLASİKLERİNİN ETKİSİNDEYİM
Altı yaşında dedesinin yanında okumaya başlayan yazar Mamê Elî, ilk kez 13 yaşında Arap alfabesiyle yazılmış bir kitap okumuş. Ehmedê Xanî’nin bir risalesiymiş (Aqîda Îmanê). Feqiyê Teyran, Melayê Cizirî, Siyahpoş, M. Ehmedê Xanî gibi klasik dönem yazarlarını sistematik bir şekilde okumuş. Hala da okuduğunu ifade eden yazar, kendisini büyük bir Ehmedê Xanî hayranı olarak tanımlıyor. Yazdığı şiir ve dörtlüklerle Kürt klasiklerin etkisinde olduğunu söyleyen yazar, “Ne yazıyorsunuz? Sorusuna verecek net bir cevabım yok, ancak dilimi çok seviyorum ve dilimle bilimsel makaleler, çarînler(dörtlükler), öyküler, şiirler, aforizmalar, yani aklınıza ne gelirse yazarım, yazmaya çalışırım” diyor. Edebiyatçı ya da yazar olmadığını anlatan Elî, Kürt dilinin en az tarihi kadar zengin olduğunu ve bu dilin yazarı olmanın da çok zor olduğunu belirtiyor. Yazar, bugüne kadar yazılan Kürt eserlerini okumanın en az beş-on yıl alabileceğini, bu denizi düşününce 15 yıl daha bu dilin suxte’liğini yapmayı düşündüğünü, ancak o zamandan sonra bir şeyler yazmaya başlayabileceğini söylüyor. Mamê Elî, “Ama bir şeyler yazmaya başladığınızda yazı kendini size yazdırır ve bu çalışmada da öyle oldu. Daha önce Melayê Batê’nin Mevlid’ini Arap Alfabesinden Latin Alfabesine çevirip Berçem Yayınlarından çıkarttık ve bu benim ilk kitaplaştırılmış çalışmam oldu” diyor.

***
Ümit Kireççi'nin notu:
Bu eseri yayınlayan Berçem Yayınları (www.bercemyayinlari.com). Demokrasimiz açısından övünç duyulacak bir girişim olmakla birlikte çizimlerin tamamının amerikan Marvel Comics kahramanı CONAN'dan kopyalanmış olması üzücü. Batı demokrasisi ve şark zihniyeti çok bir arada gitmiyor... Demokrasi ve kardeşlik adına önemli bir girişim. Eksilerine ve kolaycılığına rağmen desteklenmeli.

Gölge e-dergi sayı 17 paylaşımda (Şubat 2009)

Gölge bu sayıda Logosunu değiştiriyor. Gölge kızımızın yeni kapak maceralarını Hüseyin Esen’in logo tasarımı ile takip etmeye devam edeceksiniz.
Gölge e-Dergi 17. Sayısında Hasan Nadir Derin Oscar’larını dağıtıyor. Yılın en görkemli kırmızı halı töreninden önce “Bu Sene Oscar’lar Kimlere Gider” diye merak ediyorsanız Hasan’ın geleneksel Oscar yazısını mutlaka okuyun.
Bu sayıda Gölge’nin öyküleri Utku Tönel’den “Bir Hırsız Doğuyor”, Serdar Kökçeoğlu’ndan “Yer Yok” ve Masis Üşenmez’den “Bir Yılbaşı Hikâyesi”.
Gölge’nin edebiyat sayfalarında ayrıca A.Burak Turan’ın yakında çıkacak Korku Romanı “Metruk”un yazım öyküsünü ve Emre Demirok’un hikâye kitabı “Gökyüzüne Şarkılar”ın nasıl yazıldığını yazarlarının kaleminden okuyabilirsiniz.
Gölge 17. sayısının kapak içi yazısı çizerimiz Rıdvan Şoray’dan geldi. Gommora film eleştirisini Barış Saydam yazdı. Onur Küçük (kazegami)’nin manga incelemelerinde bu ay Gümüş Ruh-Gintema var.
Gölge’nin çizgi roman sayfalarında Cengiz Bostan’ın yazıp çizdiği “Çek Kulağı Çal Islığı” ve Ümit Kireççi’nin yazıp, Şükrü Bağcı’nın çizdiği “Kırt”ı okuyabilirsiniz.
Gölge e-dergi 17. sayısının kapağı Cengiz Bostan’dan geldi.

İyi okumalar…

Çocuk festivali 25-31 Ocak’ta

Eskişehir Gelişim Vakfı ve Birlikte Eğitim Kültür Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Evimiz Dünya’ temalı Çocuk Festivali 25-31 Ocak tarihleri arasında Eskişehir’de düzenlenecek. Etkinlik ilk gün saat 12.00-16.00 saatleri arasında Süder Düğün Salonu’nda yapılacak olan forum ile başlayacak. Hafta içi ise atölye, kültür tanıtımı, film gösterimleri yapılacak.
Festivalin son gününde 14.30-16.00 saatleri arasında şenlik yapılacak.Ülkemizde çocuklarla yapılması bakımından bir ilk olan forumda çocuklar nasıl bir dünya istediklerini tartışacak. Kültür tanıtım bölümünde ise dünyanın farklı uygarlıklarının kültürlerine yer verilecek. Çocuklar, Drama ile öyküler, çizgi roman, zeka oyunları, eğlenceli deneyler, seramik, resim, çalgı yapımı, drama ile matematik, ritim ve oyun atölyelerinde ürünlerini ortaya koyacaklar.
Festivale Zeka Oyunları Atölyesini yönetmek için İstanbul Üniversitesi’nden Doç Dr. Nilüfer Pembecioğlu, Çizgi Roman Atölyesi için Ümit Kireççi, Drama ile Öyküler Atölyesi için Koray Avcı Çakman, Anadolu Üniversitesi’nden Dr. Evrim Genç Kumtepe gibi akademik ve alanında uzman isimler gelecek. Şenlik için dört ilköğretim okulu pilot okul seçildi. Festivale bu dört pilot okul öğrencileri dışında katılım bu festivalde olmayacak. Derneğin bu çalışmaları Nisan ayında alınan dönütlerle yeniden şekillenerek tekrarlanacak. Ayrıca Birlikte Eğitim Kültür Derneği’de Pazar günleri saat 12.00 ile 14.00 arası çocuk kulübünde devam eden bu tür faaliyetler bundan sonrada sürecek.

Ertan Özyiğit programını sürdürüyor

Reklam dünyamızın en saygın firmalarından WBR İstanbul'un yöneticisi sayın Ertan Özyiğit "Kral ve Ben" adlı programını sürdürüyor. ATV Avrupa kanalında yayınlanan program Cumartesi günleri saat 00.20 izlenebilir. Eski bölümleri merak edenler veya kaçırmış olanlar, http://kralveben.net/'den izleyebilir. Özyiğit, Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)'na destek vermektedir. Hatırlanacağı üzere logomuzu eşi Büşra Güvenir tasarlamıştır. Çiftimize mutluluk ve başarılar diliyoruz.

29 Ocak 2009 Perşembe

Zagor ve baş belası GOLEM

Kristof Kolomb’un sırrı” – Il Segreto di Cristoforo Colombo
Yazan : Burattini Çizen : Ferri
Efsanevi Zagor Maceraları: 1 – 2001
Maceraperest Çizgiler
Zeynep Akkuş
önsözüyle

Bilindiği üzere Zagor Darkwood adlı bölgede yaşamakta ve Kızılderililerle beyazlar arasındaki barışı koruma misyonunu yüklenmiş, “Baltalı İlah” olarak tanınan kahramandır. Bir çok kez Kızılderili veya beyaz kötü adamlarla, bilimkurgusal ve fantastik yaratıklarla da mücadele etmiştir. Bu maceralarında Çiko hep yanında olmuştur. Bu dört sayıyı içeren kalın cilt Zagor'un 40. yaşını kutluyor!
Bu hikaye kahramanın dostuyla Darkwood’un ötesindeki barış çabalarından dönüş yolunda başlar: Kuzey Carolina, Tenessee yakınlarındaki Blue Ridge dağları.
Shawnee kabilelerinden birini beyazların hükümetinin gösterdiği özel alana yerleştiren kahraman sabırsızlıkla ve hasretle eve dönemeye çabalamaktadırlar. Bu sırada bir grup beyazın Cree kabilesi savaşçıları tarafından kuşatıldıklarını görür ve yardım etmek üzere harekete geçerler. Cree’ler “korumakla yükümlü oldukları” bir mağaradan bahsedrken Zagor Şamanı esir alır ve beyazlar kurtulur. Beyazların başındaki kiş, Barcelona Üniversitesinden Prof. Martin Fernandez’dir ve görünüşe göre bu bilimsel bir araştırma grubudur.
Prof. Araştırmaları sırasında kimsenin varlığından haberdar olmadığı bir seyir defterine ulaşmıştır: Kristof Kolomb’un gizli seyir defteri.
Bu defterde İspanya Kralı’nın finanse ettiği sefere kendisine “Haham” (üstad) denmesini isteyen bir Simyacı da vardır ve bu kişi amerikaya zincirli bir sandık taşımaktadır. Bu kişi sonunda gemiden ayrılır ve karaya ayak bastıktan sonra sandıkla kaybolur.
Son derece değerli ganimetler barındırdığı sanılan sandık prof. ve ekibinin dikkatini çekmiştir. Ancak bu sandığın olduğu varsayılan mağaranın bulunması gerekmektedir. Şaman o mağaradaki kutsal sandığı Haham’dan devralarak koruduklarını, onu açmanın tabu olduğunu söyleyince Zagor beyazları geri dönmeye mecbur eder. Ancak beyazlar açgözlüdür ve amaçlarından sapacak gibi değildirler.
Prof. ve adamları Zagor’la Çiko’yu tuzağa düşürür, Cree’lere bırakırlar. Bu arada da mağaraya ulaşırlar. Sandık açılır. İçinde ganimet değil kilden bir yaratık vardır: GOLEM. Haham’ın cesedinde buldukları notları okuyan prof. olayı açığa kavuşturur…
Bu Golem İspanya kralı tarafından silah olarak yaratılan bir çok Golem’den biridir sadece. Düşmanlarını yok etmeyi uman kral kontrolden çıkan silahlarını yok etmek zorunda kalmıştır. Sonuncusunu da bir kullanma ihtimaliyle başından atmış, uzaklara göndermiştir.
Prof. kendini kaptırır ve büyü sözlerini söyledikten sonra canavarın alnına aleph, mem, thew harflerini yazar ibranice: EMETH (Gerçek)
Golem dirilir ve bugün de bütün dünyanın yakıdan bildiği gerçek ortaya çıkar: Canavar kana susamıştır ve Prag’da mazlumları korusun diye yaratılmışlığıyla alakası yoktur. Sadece nefret, şiddet ve acı vermektir gayesi.
Golem, Kızılderili - beyaz ayrımı yapmadan bir çok kişiyi öldürür. Zagor, prof.’un ölüm döşeğindeki talimatlarına uyarak canavarın alnında yazılı olan “aleph” harfini silerek Emeth (gerçek) kelimesini “METH” yapar, yani ölüm. Golem bunun akabinde toza dönüşür.
Sayfa 137’de bu silah olarak üretilen, sözde mazlum koruyusu, şiddet ve acı getiren, uzaklara kovulan canavarı en iyi yaralı olan Kızılderili tanımlar. Zagor’a: “Taş canavarı durdurmasaydın halkım kan ve gözyaşı dökülen günler yaşayacaktı.”
Bu mazlum gibi duran ve bir çok kutsiyeti içinde barındıran ölüm makinesi medeni topraklardan kovularak vahşi bir coğrafyada çok fazla yıkım yaratmadan durduruldu kurgusal öyküde. Belki fantastik kurgusal bir hikayede kilden canavarı ancak öldürmek gerekti ama gerçek yaşamda, gerçek dünyada bu şekilde yaşamış ve yaşamakta olanları durdurmak için ne yapmak gerekir? Sağ suyu, akl-ı selime nasıl davet edilir o insanlar?
Bu hikayenin sonu gene rezildir. Onlarca ölü vardır etrafta. Kızılderililer aynı kabileden akraba, dost veya arkadaştırlar. Yaralı Kızılderili ve sözde koruyucu kahraman zaferin buruk tadını çıkaracakken Çiko “açlığından” bahseder. Tüketim çılgını duyarsız ve duygusuz öküz Çiko yemekten bahsedince cesetlerin arasında oturan yaralı Kızılderili de Zagor da kahkaha atarlar, öykü biter.
Açıkçası şiddet meraklısı mazlum postluların nasıl durdurulacağı belli değil ama tüketim ve duyarsızlık temelli günümüz dünyasında yıkımlar gündemden düşer düşmez birilerinin yaşadığı acılar hemen unutuluyor ki hikayenin sonu çözümden daha gerçek bir noktaya ışık tutuyor.
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

28 Ocak 2009 Çarşamba

26 Ocak 2009 Pazartesi

YALINAYAK GEN 4


TUDEM'in çizgi roman dünyamıza kazandırdığı muhteşem eser Yalınayak Gen son sayısıyla okurlarla buluşuyor.

"Küllerin İçinden" alt başlığıyla sona eren Yalınayak Gen'in dördüncü ve son cildi dün geldi.

Akşam, şöyle bir karıştırayım dedim, elimden birakamadım. Geceyarısına kadar oturup tüm kitabı bitirdim. Onca badireden sonra umut yeniden yeşeriyor... Bence Gen, bu kitapla bitmiyor. Ama sanırım yazar/çizer Nakazawa, beşinci cildi okurlarının hayal güçlerine bırakmış. Bir yanım "keşke yapmasaymış," derken öteki yanım, "İyi ki böyle yapmış," diyor. Savaş sonrasının tüm pislikleri ve güzel insanların tüm güzellikleri var kitapta. İnsan ister istemez, Afganistan'a, Irak'a, Filistin'e göndermeler yapıyor. Anlatmak istediğimi, kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız sanırım.

Keşke "olucam", "gidicem", "yapıcam", "bulucam" gibi yazım kullanımları olmasaydı...Yine de, teşekkürler Tudem...




25 Ocak 2009 Pazar

DESPERO..."lar"


"THE TALE OF DESPEREAUX"
Yönetmen: Sam Fell
Konusu:
Zayıf ve kocaman kulakları ile Despereaux, doğduğu küçük dünyası için oldukça büyük kalmaktadır. Bir kenara çekilip yaşama fikrini reddederek Pea isimli bir prensesle arkadaşlık kuran Despereaux, şövalyelerin, ejderhaların ve çekici genç kızların hikayelerinin anlatıldığı kitapları okumayı öğrenir.
Fareler dünyasından, bir fareden öte bir erkek olabilmek adına sürgün edilen Despereaux, kendisi gibi aforoz edilmiş Roscuro tarafından kurtarılır. Roscuro, bu hikayeleri duymak için can atmaktadır...

The Tale of Despereaux Trailer




Resmi Site: http://www.thetaleofdespereauxmovie.com/splash/

The Tale of Despereaux... Despereaux bizde "Despero" olarak telaffuz ediliyormuş... Bende hemen ışık yandı tabii... "Despero"...

İlk kez JLA 1988 serisinde karşılaştığım kötü karakterle daha sonra biraz daha önceki JLA serisinde sonra da Supergirl'de karşılaştım. Alnındaki üçüncü gözü, telepatik güçleri ve gezegenleri yok edebilen kuvveti... Adam zorluydu hayli. Bir defasında Martian Manhunter JLA üyelerini hallaç pamuğu gibi savururken beynine girerek durdurmuştu ancak. Supergirl ise ilahi güçlerini kullanmıştı. Batman ise onu açtığı ruhlar kuyusuna düşürtmüştü elemanlara... Bu arada unutmamak lazım bir ara Despero iyi biri de olmuştu. Justice League Task Force serisinde iyi biriydi Despero; cezaevi basıp idama mahkum birinin beynini okuyup suçsuz olduğunu anlıyor adamı kurtarıyordu bir sahnede ve o sırada içinde L'ron adlı robotun ruhu vardı. Nasıl diye sormayın, elimde olmayan JLA sayılarından bir kaç tanesi arasında o hikaye de var. Supergirl'de tekrar sapıtıyordu...

Bu arada aklınız karışmasın, ben 1988'li sayıları örnek verdim ama Despero çok daha eski bir karakterdir.

DC UNIVERSE'in en baba gruplarından olan Justice League of America grubunun Ekim 1960 yılı ilk sayısındaki düşmanıydı Despero. Gardner Fox ve Mike Sekowsky yaratıcıları. Bu adama denk gelirseniz dikkat edin kodumu oturtuyor!













24 Ocak 2009 Cumartesi

THORGAL'la Yeniden, Kaldığı Yerden!






























Çizgi Düşler
, THORGAL'ı kaldığı yerden basmaya başladı. Ancak ciddi bir farkla: Bildik albüm boyutu küçüldü ve 3 sayı bir arada...
Piyasaya 30 TL olarak sunulan çizgi roman yayınevinden 24 TL'ye alınabiliyor.
İşte meraklısına adres bilgileri:
Çizgi Düşler / Özer Sahaf
Neşet Ömer Sok. Kadıköy İş Mrk. no 10/21
Kadıköy-İstanbul

2008 2. ULUSAL KARİKATÜR YARIŞMASI SONUÇLARI


İzmir Kuş Cenneti Karikatür Yarışması sonuçlandı ve ödüller sahiplerini buldu.
2. Ulusal Karikatür Yarışması için Karikatüristler Halit ŞEKERCİ, Niyazi YOLTAŞ, Eray ÖZBEK, Yakup KAMER, Gazeteci-Yazar Lütfü DAĞTAŞ, İZKUŞ Müdürü Ahmet AKGÜN, İZKUŞ Başkanı Nurgül UÇAR, Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gören BULUT ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa Kemal YALINKILIÇ’ın oluşturduğu Seçici Kurul üyeleri 1 Kasım 2008 Cumartesi günü İzmir Kuş Cenneti Ziyaretçi Merkezinde toplanmıştır. Birinciliğe layık görülen eser: "Arı Kuşu" - Ömer Çam

Bu seneki yarışmaya toplam 103 Kişi 244 Eserle katılmış, tüm elemeler yapıldıktan sonra 6 Eser ödüle, 3 Eser ise özel ödüle layık görülmüştür. Ne yazık ki çok sayıda kural dışı katılım olmuştur. Şartnamenin 2. maddesindeki “A3 (29,7 x 42cm)” boyutlarına uymayan yapıtlar ile 6. maddedeki “ En çok 5 adet karikatür gönderilebilir” koşuluna uymayan sanatçıların tüm yapıtları, içlerinde çok başarılı örnekler bulunmasına karşın, kurallara uyan katılımcıların haklarını korumak amacı ile ilk turda Seçici Kurul Üyeleri tarafından oy birliği ile elenmiştir.
Tüm elemeler yapıldıktan sonra Seçici Kurul tarafından oy birliği ile kazananlar belirlenmiştir. Bu elemelerden sonra; Birinciliği, Ömer ÇAM’ın yapmış olduğu “Arı Kuşu” adlı eser alırken İkinciliği “İbibik” adlı eseri ile Kürşat ZAMAN Üçüncülüğü ise Hilmi ŞİMŞEK'in yapmış olduğu “Denizci” adlı eser almıştır. Ayrıca Ozan SOYDAN, Cemalettin GÜZELOĞLU, Osman CİBİK Mansiyon Ödülleri alırken DKMP Genel Müdürlüğü Özel ödülüne Önder ÖNERBAY, Seyrek Belediyesi Özel Ödülüne Faruk SOYARAT, Jüri Özel Ödülüne ise Berkant FİDAN layık görülmüştür.
Gönderilen eserlerin büyük bir bölümü Seçici kurul tarafından büyük bir beğeniyle karşılanmıştır. Bizde İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği olarak göndermiş olduğunuz eserlerden dolayı memnuniyetimizi belirtir katılımınızdan dolayı çok teşekkür ederiz.

BİRİNCLİK ÖDÜLÜ : ÖMER ÇAM
SEYREK BELEDİYESİ ÖZEL ÖDÜLÜ : FARUK SOYARAT
JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ : BÜLENTFİDAN
2.Ulusal kuş karikatürleri sergisi açıldı. 15 -25 Ocak 2009 tarihlerinde açık kalacak sergi Agora Alışveriş Merkezinde izleyicilere sunuldu. Ayni gün ödül töreninin de yapıldığı yarışmanın birincisi Ömer Çam, İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği Başkanı Nurgül Uçar'ın elinden aldı. Kalabalık davetlilerin önünde gerçekleşen ödül törenine, İzmirli çizerlerin yanı sıra İzkuş yetkilileri, yerel yöneticiler, sanatçı ve yazarlar, gazeteciler katılırken, birçoğuna teşekkür belgesi verildi.
Paylaşım: Hande Dilek Akçam
illustratör & Tasarımcı

23 Ocak 2009 Cuma

ÇROP "Çizgi roman Yapalım" Atölyesi DEHA'daydı

Okul öncesinin parlayan yıldızı Özel Deha Bilim Sanat Eğitim Kurumları'nda çocukların yaratıcı drama dersinde hocalık yapan ÇROP Yazarı Ümit Kireççi sevgili öğrencileriyle yaratıcı drama tekniklerini kullandığı ve dersine dahil ettiği "Çizgi Roman Atölyesi"ni açtı. İlüstratör, çizer, ingilizce öğretmeni, KKK Kaos fanzini editörü Rıdvan Şoray da bu atölyeye çizgisiyle destek verdi.

Öykülerini oluşturan minik arkadaşlar çizim aşamasına hazırlanıyorlar... Daha doğrusu çoğu. Bazıları çoktaaaaan başlamış.

Okul öncesi olmanın keyfi de bu: Kafana göre çizebiliyorsun. Ortadaki arkadaşımız İdil... O gönlünün keyfine göre takılmış :)

Yaşı henüz 3 ama Ada Zeynep hayli yatkın çizgiye.

Rıdvan Şoray tahtada çizdiği yetmezmiş masalara dadanmış... :)

Ümit Kireççi, Rıdvan Şoray'ı tahtadan kovmuş elinde çizgi roman kim bilir ne yazıyor... Sahi okuması olmayan okul öncesi çocuklarına okusunlar diye ne yazıyor? :))))))))
İşte Deha Bilim Sanat Eğitim Kurumları çocuklarının muazzam çizgi roman eserleri:

22 Ocak 2009 Perşembe

ÇROP "Çizgi Roman Yapalım" Atölyesi Eskişehir'de



27 Ocak 2009 Salı günü ÇROP Çocuklarla "Çizgi Roman Yapalım" Atölyesinin iki defa açılmasıyla çizgi roman sanatı çocuklara uygulamalı olarak gösterilecek.

Eskişehir Gelişim Vakfı ve Birlikte Eğitim Kültür Derneği tarafından ortaklaşa tertiplenecek "Evimiz Dünya" konulu Çocuk Festivali, 25 Ocak'ta başlayıp bir hafta sürecek. "Evimiz Dünya" "dünya vatandaşı olmak" , "Nasıl bir dünya istiyoruz" bu festivalin başlıkları arasında yer alıyor.

4 ilköğretim okulunun pilot okul seçildiği festivalde dünyanın farklı uygarlıklarının kültürleri tanıtılacak olan çocuklar, drama ile öyküler, çizgi roman, zeka oyunları, eğlenceli deneyler, seramik, resim, çalgı yapımı, drama ile matematik, ritim ve oyun atölyelerinde ürünlerini ortaya koyacak.

Festival, 31 Ocak'ta organize edilecek şenlikle sona erecek.

ÇROP Çocuklarla "Çizgi Roman Yapalım" Atölyesini ÇROP Üyesi oyuncu-yazar Ümit Kireççi ile çizer-grafiker Necmi Yalçın birlikte açacaklardır.

20 Ocak 2009 Salı

Altay Öktem Deklanşöründen 2008 Frankfurt Kitap Fuarı

KaraKalem dergisi editörü ve şair Altay Öktem 2008 Frankfurt Kitap Fuarın kapısı önüne havaya almaya çıktığında aşağıdaki gibi giyinmiş onlarca gençle karşılaşmış ve hemen fotoğraf makinesine sarılmış. İşte çizgi roman kahramanlarının fuar çıkarması işte sayfamızda yer bulabilen bir kaç tanesi:




19 Ocak 2009 Pazartesi

Plan B Editörü Arzu Taşçıoğlu'yla "Manga Tarihi" Söyleşisi

PlanB adlı yayınevi muazzam bir manga bilgi kaynağını dilimize kazandırdı: Paul Gravett "Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi"...


Aşağıda eseri dilimize kazandıran ekibin editörü sayın Arzu Taşçıoğlu'yla yapılan söyleşiyi bulacaksınız.












Ümit - Arzu hanım merhaba. Öncelikle yayınevini tanımak ister okuyucularımız...

Arzu Taşçıoğlu - Plan B, adının da ifade ettiği gibi, Türkiye’deki yayıncılığa bir alternatif yaratmak için kurulmuş bir yayınevi. İlk günden beri, klasik yayıncılığın girmediği ya da girmeye cesaret edemediği alanlara yöneldik. Normalde sermaye, riski azaltmak için genellikle denenmiş olana yöneliyor, bu da yayımlanan kitapların oldukça sınırlı bir çerçeve içinde kalmasına yol açıyor. Biz bunu kırmak istedik. Yayımlanmasını çok istediğimiz kitaplar vardı, bunları yayımlamak için kurduk Plan B’yi. Jonathan Lethem, Toby Litt gibi daha önce Türkçe’de hiç yayımlanmamış ama dünya edebiyatında kabul görmüş genç yazarları ve manga örneğindeki gibi denenmemiş konuları seçiyoruz. Biz çok sevdiğimiz, okumak istediğimiz kitapları yayımlıyoruz, Türkiye’de bizim gibi bunları okumak isteyen başka okurlar da olacağını düşünerek.

Ümit - Yayınevinin genel hedeflerini anlatabilir misiniz?

Taşçıoğlu - Yayıncılık konusundaki boşlukları saptayıp bunları doldurmak ya da bu alana dikkat çekecek bir yayın yapmak. Örneğin edebiyatımızın yurt dışına tanıtılmasına yönelik bir derginin eksikliğini gördük ve bir buçuk yıl önce bu boşluğu doldurmak için Turkish Book Review adında Türkiye’nin ilk İngilizce kitap tanıtım dergisini çıkarmaya başladık.
Yayıncılığa başladığımızda çağdaş edebi kurgu, özellikle modern kent romanları ve kara mizah, küreselleşme karşıtı hareket ve kara mizah konularına yoğunlaştık.

Ümit - Diğer yayınevlerinden farklı olarak neleri başarma arzusundasınız?

Taşçıoğlu - Edebiyatımızın ve yayıncılığımızın dünya edebiyatıyla olan ilişkisini değiştirmek, dünyanın bize, okurumuzun edebiyata bakışını farklılaştırmak.

Ümit - Hedef kitleniz nedir?

Taşçıoğlu - Üniversite gençleri, aydınlar, meraklı insanlar. Bilimkurguya, komediye, çizgi romana burun kıvırmayan okurlar. Bir kitabın hem edebi değeri olan bir eser hem de eğlenceli olabileceğini bilen kişiler.

Ümit - Çizgi romanla ilgili bir esere nasıl karar verdiniz? Programınızda var mıydı?

Taşçıoğlu - Çizgi roman, yayınevimizin çizgisine çok uyuyor. Aslında bizim romanlarımızı okuyanların büyük bir bölümü, aynı zamanda çizgi roman okuru. Mesela şu sıralar Jonathan Lethem’ın Yalnızlık Kalesi adlı yarı otobiyografik romanını yayına hazırlıyoruz, çizgi romanla çok yakından ilgili bir kitap. Daha önce çizgi romanla ilgili birkaç kitabı yayın programımıza almak istedik ama olmadı, bunlardan biri de Freak Brothers’dı. Bundan sonra da çizgi romanla ilgili başka kitaplar yayımlamayı düşünüyoruz.

Ümit - Manga Tarihini ortaya atan kim oldu? Bu eserin dilimize kazandırılması sürecinde emeği geçenleri tanıyabilir miyiz?

Taşçıoğlu - Paul Gravett’in Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi isimli kitabını ben seçtim ama süreç şu şekilde gelişti. Sanırım beş yıl kadar önceydi, Sabri Gürses, Plan B için Jonathan Lethem’ın Öksüz Brooklyn adlı kitabını çeviriyordu. Yayınevimizin çizgisine uygun olacağını düşünerek Frederik L. Schodt’un Manga! Manga! adlı kitabını getirdi. Bu çok güzel bir kitaptı ama modern manga hakkında bilgi alabilmek için Schodt’un bir sonraki kitabı olan Dreamland Japan’la birlikte okunması gerekiyordu.

Manga konusunda yayımlanacak ilk kitabı seçecek olmak insanın üzerine bir sorumluluk yüklüyor, ben de manga konusunda yayımlanan kitapları toplayıp incelemeye başladım. Bu sırada Frankfurt Kitap Fuarı’nda Paul Gravett’in kitabını tanıtan bir broşür gördüm, kitap henüz yayımlanmamıştı. Çıkar çıkmaz hemen kitabı inceledim, ideal bir kitaptı. Kitabın metni çok kapsamlıydı, Gravett çizgi roman konusunda son derece yetkin bir yazardı, üstelik Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi çok sayıda manga örneğine renkli olarak yer veren, çok eğlenceli bir kitaptı.

Kitabın metnini İngilizce’den Rüstem Baksoy çevirdi. Orijinal kitapta, Japonca olarak bırakılmış birçok örnek vardı. Biz bu mangasız ortamda, ne kadar çok örneği çevirebilirsek o kadar iyi olur diye düşündük. Hüseyin Can Erkin, son derece titiz bir çalışmayla Japonca kısımları bizim için Türkçeleştirdi.

Çevirinin editörlüğünü ben yaptım, Deniz Vural ve Senem Tüfekcioğlu’yla birlikte kitabı yayıma hazırladık. Sonra da herhangi bir renk sorunu yaşanmaması için, ortağım Deniz Vural’la birlikte, baskı sırasında matbaada her formayı kontrol ettik.















Ümit - Özellikle neler etken oldu manga kitabını basmanızda? Satışı zor bir alan ve okuyucu kitlesi gün be gün azalıyor gibi. Neleri göze aldınız?

Taşçıoğlu - Tıpkı diğer kitapları yayımlarken olduğu gibi, içgüdülerimize güvendik. Bu kitabı çok sevdik, çok güzel bir kitap, niye başkaları da sevmesin, diye düşündük. Yani bu, kitapçıda görünce insanın kendi kendine hediye almak isteyeceği türden bir kitap. Neleri göze aldığımıza gelince... Oldukça yüksek bir baskı maliyeti ve teliflerin yanı sıra, Türkçe’de literatürü olmayan bir konuda çevirilerin yapılması ve düzeltilmesi, balonların tek tek temizlenip içlerine çevirilerin yerleştirilmesi gibi, yoğun bir emeği harcamayı göze aldık. Umarım buna değer, kitap çok sayıda okura ulaşır.

Ümit - Neden Manga tarihi? “Manga basılmayan bir ülkede okuyucu tarihini bilse ne olur?” sorusu doğru bir soru mudur?

Taşçıoğlu - Tabii doğru bir soru ama tersinden de bakabiliriz konuya. İnsanların çok büyük bir bölümü, mangayı Şeker Kız Candy gibi iri gözlü şirin kızlardan ve dev robotlardan ibaret sanıyor. Manganın derinliği konusunda insanları bilgilendirirsek, manganın önemli bir sanat ve edebiyat dalı olduğunu gösterirsek, mangaya olan ilgi de artar diye düşünüyorum.

Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi” sadece manganın tarihini değil, İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne Japon kültürünün tarihini de anlatıyor. Atom bombasıyla çok ağır bir yara alan, ardından da yıllarca büyük bir baskı altında yaşamak zorunda kalan bir halkın yaratıcılığını, kendini ifade ediş tarzını inceliyor. Paul Gravett manganın gerçek derinliğini görmemizi sağlıyor. Bence kitabın en etkileyici yanlarından biri bu.

Ayrıca kitabın konusu sadece manganın tarihiyle sınırlı değil. Gravett manganın ne olduğunu, türlerini, Japon kültüründeki önemini, hem popüler hem de marjinal sanatçıları, manganın arka planını, nasıl yaratıldığını ve şu anda dünya kültüründeki yerini de anlatıyor.

Ümit - Çizgi roman basan yayınevleri manga basmama gerekçesi olarak onlarca mazeret sundular yıllarca. Japon’lar ülkemizi istemiyor, satışın az olacağından korkuyorlar, çok yüksek telif ücreti talep ediyorlar bunlardan bazıları! Bu konuda sizin izlenimleriniz oldu mu?

Taşçıoğlu - Çizgi roman telifleri genellikle yüksek ve ajansları da biraz kaprisli. Bizim ülkemizdeki düşük baskı rakamlarını küçümsüyorlar. Mesela birkaç yıl önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda kült bir çizgi romanı yayımlamak için bir ajansla fiyat üzerinde anlaştık, biz sözleşmeyi beklerken bir ay sonra bir e-posta geldi, ajans baskı sayısını (dolayısıyla fiyatı) iki katına çıkarmış, bunun altına çalışamayız diyordu. Tabii vazgeçtik.

Japonya’da Shonen Jump adlı manga dergisinin üç milyon sattığını göz önünde bulundurursanız, biz şu manga kitabını yayımlamak istiyoruz ama 1000 ya da 2000 adet basacağız dediğinizde, onlara şaka gibi geliyor olabilir.

Ama burada gerçek bir talep olduğunu Türkiye’deki yayıncılara gösterebilirsek, yayıncıların da bu konuda daha ısrarcı olacağını düşünüyorum.


Ümit - Çizgi roman sanatı ve okur ilişkisi için neler söylemek istersiniz?

Taşçıoğlu - Bunu ben size sormalıyım. Çizgi Roman Okurları Platformu bu ilişkiyi yansıtan bir girişim, bu çok heyecan verici. Okurlardan geri dönüş alma açısından bu platform yayıncılar için önemli. Doğası gereği çizgi roman, eskiden beri okurla etkileşim içinde olan bir tür. Okur, yayıneviyle mektuplaşabiliyor, gönderdiği mektubun bir sonraki sayıda yayımlandığını görebiliyor. Tabii bu ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin manga, okuruyla büyük bir etkileşim içinde, okur mektuplarını çok ciddiye alıyorlar.

Ümit - Son görüşlerinizi soru sormadan size bırakıyorum…

Taşçıoğlu - Umarım bu kitap çok sayıda okura ulaşır ve başka yayıncılar da bu ilgiyi görüp, manga yayımlamaya başlarlar.


Plan B'ye başarılar dilerim,
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

18 Ocak 2009 Pazar

Kara Panter ve Partisi

Çizgi romanı "birbirini belli bir kurgu bütünlüğüyle takip eden ve belli bir kahramanı olan çizgi öyküdür" gibi tanımlarla tanımlamak mümkün. Ancak bu tanımın eksik kaldığı aşikardır. Çizgi romanı çizgi roman yapan onu var eden anlatım mecrasıdır: Matbaa baskısı! Yoksa diğer kurgusal çizgilerden farkı kalmazdı.

Ancak tüm bu teknik detayların dışında çizgi romanı çizgi roman yapan bir özelliği de onu entellerin aşağılamak için kullandığı "Popüler Kültür"dür. Tüketim, reklam, gündemi sayfalara taşımak bu kültürün başlıca özelliğidir. Ancak çıkışı ne olursa olsun bir sanat dalının aynı yerde kaldığını varsaymak herhalde entelce bir ahmaklık olsa gerek.

Özellikle amerikan comics ekolünün; ki çizgi roman tarihinin beşiğidir, gelişim aşamalarına bakarsak baskı, gazete, gazeteden ayrılma, çeşitli formatlarla basılmaları görürüz. Elbette diğer çizgi roman ekollerinden farklı olarak kapitalizmin bugün tüm mediumlarda yer ettiği bütün reklam ve tüketim imkanlarıyla birlikte gündemi ele alma şekli de comicslerde oldukça revaçtadır.

Gündemin takibinde aşağıdaki örnek belki de en belirgin olanıdır: Black Panther (Kara Panter)/Marvel Comics

Kara Panter, Marvel çizgi roman evreninin ilk modern siyahi kahramanıdır. Yaratıcıları çizgi romanın babaları yazar Stan Lee ve çizer Jack Kirby. Kara Panter, Fantastic Four (Fantastik Dörtlü)'un Temmuz 1966 tarihli 52.sayısında ortaya çıktı. Burada dikkat edilmesi gereken husus tarih: Temmuz 1966.

Hikayesi özetle şudur: Gerçek adı T'Chaka oğlu T'Challa olan Kara Panter dünyada titreşimi emen "vibranyum" adlı madene sahip gizli bir Afrika ülkesi olan Wakanda'nın yöneticisidir. Ülkesinin yöneticisi olanların yediği özel mistik bir yürek sayesinde Panter Tanrı'yla iletişim kurmuş hayvansal (Pantersel) bazı özelliklere kavuşmuştur. Kendi memleketinden çok Amerika'da faaliyet gösteren ve ülkesinin huzurunu çoğunlukla orada korumaya çalışan kahraman Avengers (İntikamcılar) üyesidir. Yakın zamanda X-Men grubu üyesi Storm ile evlenmiştir.

Tarihler 15 Ekim 1966'ı gösteriyor. O yıllarda dillerde dolanan bir tabir bir partiye adını verecektir. Birleşik Amerika'nın Oakland/California eyaletinde Huey P. Newton ve Bobby Seale siyahi amerikalıların haklarını savunmak, onlara uygulanan şiddete başkaldırmak ve polis baskılarına direnmek için The Black Panther Party (orjinali "the Black Panther Party for Self-Defense"/Nefsi Savunma İçin Kara Panter Partisi), Kara Panter Partisi'ni kurdular. En bilinen liderlerinden biri Martin Luther King, Jr. (1929 – 1968) olan parti Marksist-Maoist ve Enternasyonalist bir dünya görüşünü savunmuş 1970 başlarında da kapanmıştır.

İlginçtir ki çizgi roman kahramanı Kara Panter tarihsel bağlamda Kara Panter partisinin öncülüdür. Ancak parti 1970'de kapanmış olsa da kahraman hala okurunun karşısına çıkmaktadır panterler gibi bir çok macerasıyla. Bu arada "popüler kültür karşıtları" ne der bilmiyorum ama görünen o ki çizgi roman da her sanat dalı gibi hayata ve gündeme pencere açmaktadır mecrası elverdiğince.

Galiba bu örnek başarılı bir örnek olsa gerek :)

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

17 Ocak 2009 Cumartesi

İsrail Çizgi Roman'la Protesto Edildi!

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) üyesi ve yazarı "Çizgi Roman Senaryosu" kitabı yazarı oyuncu -yazar Ümit Kireççi blogundan İsrail'i kitapla, bilgiyle, çizgi romanla protesto ettiğini duyurdu. İşte Kireççi'nin blogundaki protesto duyurusu:

İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği insanlık dışı çocuk cinayetlerini protesto eden makalelerim http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com/ adresinde yayınlanmış olsa da içimdeki acı dinmek bilmiyor. Ölen her çocukla, yaralanan her çocukla, nefreti öğrenen her çocukla birlikte içimde bir parça daha ölüyor!

İsrail'i yaptıklarından ötürü protesto etmek için iki kitap gönderdim elçiliğe: İçinde ülkemizin en önemli çocuk-gençlik edebiyatçılarıyla birlikte benim de bir öykümün yer aldığı "Hani Her Şey Oyundu" (HHSO) şiddet karşıtı öykü antolojisi ile Art Spiegelman'ın dilimize de kazandırılmış olan Nazi şiddeti ve toplama kampındaki Yahudi soykırımını kaleme aldığı "MAUS: Hayatta Kalanın Öyküsü" adlı çizgi roman.Protesto metnim:

"Sayın yetkili,
Savaşların neden çıktığını, kimin haklı kimin haksız olduğunu sorgulayacağımız zamanlar olacağı gibi çocukların, sivillerin, yaşlıların ve savunmasız insanların öldürülmesini asla sorgulamayacağımız zamanlar da olacaktır. Şimdi ülkeniz sayesinde bu "sorgulamama" safhasını yaşıyoruz. Filistinli ölen çocuk da, savaşı ve cinayeti öğrettiğiniz Yahudi çocukları da tüm dünyanın çocuklarıdır. Sizden ricam çocuklarımıza dokunulmamasıdır.
Vahşet ve barbarlık olarak adlandırabileceğimiz cinayetlere lütfen "dur" deyin!
Veya...Elinize ulaşan kitapları bunlardan ders çıkarması gereken yöneticilerinize iletin!

saygılarımla, .... "Belki okur değişirler... Bilgiyle protesto etmek isteyenler için:
İsrail Başkonsolosluğu, İstanbul
Adres: YAPI KREDI PLAZA C BLOK Kat 7
LEVENT
Telefon:(0212) 317 65 00 pbx
Faks:(0212) 317 65 55
Görev Bölgesi:Marmara, Ege, Trakya, Batı Karadeniz

Ermeni'lerden Özür Çizgi Roman Oldu!

Türkiye’de bir grup tarafından, 1915 olaylarından dolayı Ermenilerden özür dilenmesine yönelik başlatılan kampanya, Avrupa’nın en önemli Ermeni nüfusuna sahip ülkesi Fransa’da geniş yankı uyandırmaya başladı.

Konunun Fransız basını tarafından yansıtılmasının ardından, şimdi de Ermeni kökenli bir grup Fransız aydın, “özür diliyorum dilekçesini imzalayanlara teşekkür” kampanyası başlattı. Bu amaçla Fransa’da imzaya açılan dilekçede, “Türkiye’deki imzacılar, bu jestleriyle, 1915 soykırımı kurbanlarının inkar edilmesinin, hayatta kalanların ve onların çocuklarının manevi yaralarının inkar edilmiş olacağı anlamına geldiğini kabul etmektedirler. Ben de Türkiye’deki imzacıların karşı karşıya oldukları risklerin bilincinde olarak vurdumduymaz, eleştirel ve bekle görcü davranmayı reddediyor ve dünya vatandaşı sıfatımla, cesaretlerinden ötürü imzacılara şükran borcumu dile getiriyorum” ifadelerine yer veriliyor.
Soykırımın inkar edilmesinin aşırı uçların işine geldiği ve kin ve acı yarattığı da savunulan dilekçede, Hrant Dink’in açtığı yol olduğu söylenen “teskin edici gerçek, tanışma ve paylaşma döneminin geldiği” belirtiliyor.Dilekçeyi ilk imzalayanlar arasında Kanada’da yaşayan film yönetmeni Atom Egoyan, Paris merkezli Ermeni Diasporası Araştırmalar Merkezi başkanı Jean-Claude Kebapçıyan ve film prodüktörü Robert Gedikyan da bulunuyor.

Öte yandan, Paris merkezli Sınır Tanımayan Muhabirler örgütü RSF de, “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyasını başlatanlara karşı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmadan vazgeçilmesi çağrısında bulundu. Örgüt, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili tartışmaları yakından takip ediyor. Bu arada, “Ermeni soykırımı” iddiaları çizgi roman da oldu. Senaryosu ve çizimleri 29 yaşındaki İtalyan çizer Paolo Cossi tarafından hazırlanan “Büyük Felaket” adlı 144 sayfalık çalışma, 16 Ocak Cuma günü Fransa’da satışa sunulacak.
KAYHAN KARACA
Kaynak - NTVMSNBC

16 Ocak 2009 Cuma

İlk eşcinsel süper kahraman geliyor!

Örümcek Adam ve X-Man’in yaratıcısı Stan Lee, ilk homoseksüel süper kahramanı yaratmaya hazırlanıyor: Thom Creed...
"Hero" adlı çizgi roman 2007 yılında, ABD’li film yapımcısı ve romancı Perry Moore’un aynı adlı romanından esinlenerek oluşturuldu.
Hero’nun başkarakteri Thom Creed süper güçleri olan bir öğrenci, ancak ne tür güçlere sahip olduğu henüz açıklanmış değil. Söylentilere göre, Creed’in özelliği bilek bükme hareketiyle düşmanlarının bulunduğu binanın dekorasyonunu değiştirip şaşkınlığa uğratması ve bu sırada zincirler ve derilerle onları bağlayarak teslim alması olacak. Bir üniversitenin basketbol takımında oynayan Thom Creed, normal hayatında özel güçlerini ve cinsel kimliğini saklamak zorunda kalan bir karakter; bir gün evden kaçmaya karar veriyor ve kötülere savaş açıyor. BATMAN VE ROBIN GAY MİYDİ?
Geçmişte süper kahraman Batman’in yardımcısı Robin’le aralarında homoseksüel bir ilişki bulunduğuna dair dedikodular gündeme gelmişti. Psikolog Fredric Wertham, 1954 tarihli “Seduction of the Innocent” isimli kitabında dört sayfa boyunca Batman ve Robin’in homoseksüel olduklarını iddia etmişti.
Görkemli bir ev, vazolarda güzel çiçekler ve bir uşak” diye yazan Wertham, bunun “beraber yaşamak isteyen iki homoseksüelin rüyası” olduğunu söylemişti. Bu iddialara karşılık televizyonda yayınlanan Batman serilerinde Robin karakterini canlandıran Burt Ward, “Boy Wonder: My Life in Tights” adlı otobiyografisinde, Batman ile Robin’in arasındaki ilişkinin seksüel bir boyutu olmadığını yazmıştı. Orijinal Robin kostümünün (kısa yeşil şort ve masallardaki peri ayakkabısı) 1930’ların Batman’in karanlık yönüne zıt olacak şekilde, bir çocuğun giyebileceği türden kıyafet olduğunu ve bunun homoseksüellikle ilgisi olmadığını belirtmişti.
İki kahramanın homoseksüel ilişkisi konusunda çelişkili açıklamalar olmasına rağmen pek çok çizgi roman yorumcusu, Batman’in en derin ilişkilerinin düşmanlarıyla olduğuna dikkat çekiyor. Yorumculara göre Batman’in heteroseksüel olduğuna dair en büyük iki kanıt Bat-Girl’ü yemeğe çıkarması ve evine götürmesi...
İlk defa 1940 yılında Detective Comics’in 38. sayısında görülen bir çizgi roman kahramanı olan Robin bu tarihten sonra Batman’in baş yardımcısı olarak yer almıştı. 1950’lerde yükselen homoseksüellik dedikoduları üzerine, Amerika’da “Comics Code Authority” kurulmuş, Batwoman (1956) ve Bat-Girl (1961) karakterleri yaratılmış ve Batman hikâyelerinin daha basit konularda devam etmesi ile Batman ve Robin’in homoseksüel olduklarına dair iddialar çürütülmüştü

Kaynak - Radikal

15 Ocak 2009 Perşembe

Çizgi roman kahramanlarını ruhunda yaşatıyor!

Edirne’de yaşayan evli ve bir çocuk babası Ayhan Dinç, 30 yıldır bir yandan Zagor, Conan ve Teks gibi çizgi kahramanların romanlarını okuyor bir yandan da o kahramanların kullandığı silahları ağaçları yontarak yapıyor. Dinç, “Birçok insan çizgi romanların çocuklar için olduğunu söylüyor ama öyle bir şey yok. Ben çizgi romanları okurken birebir yaşıyorum. Kendimi çizgi romandaki kahraman gibi hissediyorum. Ben hiçbir zaman Zagor olamadım, ben hep arkadaşı Çiko oldum” diyor.

Kaynak - Taraf

14 Ocak 2009 Çarşamba

GAZZE Karikatürlerinizi Gönderin!


Değerli çizer dostlarım, Gazze'de yaşanan insanlık dramı ile alakalı çalışmalarınız cizer.wordpress.com sitesinde isim ve iletişim bilgilerinizi (isterseniz) vererek yayınlamak istiyorum!

Adem Mermerkaya
cizer.wordperss.com

RAGMAN - Paçavraların Laneti!

Kapak Ragman 3... Yazı "Çalışmak Özgürleştirir (Almanca-Nazi Toplama Kampından)"
Ragman (Eskici), DC Comics'in Yahudi kökenli kahramanlarından biridir. 5 sayı süren ilk serisiyle 1976 yılında tanıştı okuyucularla. Daha sonra 1991'de tekrar 8 sayılık seriyle dönüş yaptıysa da kalıcı bir rol üstlenemedi süper kahramanlar camiasında. 6 sayılık RAGMAN: CRY OF THE DEAD kısa serisi de sadece onu tanıtan bir öykü sunabildi. Derken "Shadowpact" ve "Sentinels of Magic" gruplarının üyesi olarak yakın zamanda tekrar gündeme geldi ama bu defa kolay kaybedilecek gibi görünmüyor.

Gerçek adı Rory Regan olan, Ragman kullanılmış mal alan bir eskicidir. Babasıyla birlikte işlettiği eskici dükkanına satılan gşysilerden ve paçavralardan kendisine kostüm diken, Rory kod isim olarak Ragman'ı seçer ve Gotham gecelerinde suçlu kovalar. "Rag" aynı zamanda "paçavra" anlamına da gelmektedir. Bu bakımdan kahramanın adını "Paçavra Adam" olarak tercüme etmek komik gelse de kulağa uygun olabilir.

1991'de kostümün öyküsü az değişir. Kostüm suçluları yok eden Ragman sayesinde onların ruhunu emmektedir ve bu ruhların emilmesi kostümün sürekli acıkmasına neden olmaktadır. 8 sayılık seride kostüm yönetimi eline alınca kahraman sapıtır ve saldırganlaşır. Batman ve Rory'nin yakın dostu Rabbi (Haham) Luria onun bu durumdan kurtulmasına yardım ederken Luria ölür. Bunun sonucunda Ragman kostüm üzerinde hakimiyetini sağlar, ruh emmeyi öğrenir, o ruhlardan elde ettiği gücü de büyü yapmakta kullanır.

Şu ana kadar pek ele alınmamış olsa da buradan bu karakter ile ilgili bir köken tezi ortaya atmamda sakınca olmasa gerek: Ragman çizgi roman karakteri belki de 1925 yılında çekilen TheRagMan adlı sinema filminden uyarlanmış!

Edward F. Cline'i yönettiği, Willard Mack'in öyküsünü, Robert E. Hopkins'in senaryosunu kaleme aldığı filmin gösterim 16 Şubat 1925.

Filmin konusu tanıdık. Tim Kelly, kaldığı yetiştirme yurdu yanınca kaçan bir yetimdir. Artık New York sokakları onundur. Bu gezmeler sırasında Max Ginsberg adlı yaşlı, romatizmalı, yahudi eskiciyle tanışır. Bu tanışma da harika bir dostluğun başlangıcı olur.

Gerçi bu tez hemen çürüyebilecek gibi görünüyor. Tarih boyunca para ve mal değiş tokuşlarında ticaretten çok tefecilik yapmış olan yahudilerin çizgi romana konu olması şaşırtıcı olmaz. Ancak filmle olan benzerlikleri bir kenara bırakırsak Yahudi kökenli kahramanın süper gücüne bakmak istiyorum: "suçlu olarak belirlediğin kişileri cezalandırmak", "o suçluların ruhunu emmek", "onların sömürülen ruhlarını kendi çıkarına kullanmak ve güce çevirmek", "daha çok ruh sömürme ihtiyacı hissetmek", "sürekli bir ruh sömürme ihtiyacından dolayı sağa sola saldırıp suçlu yaratarak onları öldürmek"....

Photo

Çizgi roman sayfalarında daha "vicdan"la ilgili bir şeye rastlamadım. Umarım onu da işlerler bir gün. "Suçlu"nun tanımı tekrar yapılır umarım. "Ruhları sömürülenler" bir kez daha gözden geçirilir, "zavallılaştırılanların sömürülen ruhlarından güç elde etmek" sorgulanır çizgi roman sayfalarında... Umarım!
Paçavralar güç kazandırabilir... Ama Paçavraların laneti de çizgi romanı aşabilir!
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

13 Ocak 2009 Salı

TÜRK ÇİZER İÇİN ABD'DE İMZA GÜNÜ

12.01.2009 15:02:00
Uzun yıllardır New York'ta yaşayan bir isim, Amerikalı çizgiromanseverler için kitabını imzalayacak.

Bu çizer Kutlukhan Perker... Perker, 6-8 Şubat 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan New York Çizgi Roman Festivali'nde Batman ve Süperman'in yayıncısı DC Comics tarafından piyasaya sürülen çizgi romanı Cairo için düzenlenen imza gününe katılacak.Türkiye'de Radikal, Sabah ve Vatan gazetelerinde karikatürist olarak görev yapan Kutlukhan Perker, altı yıl önce ABD'ye yerleşmiş ve New York Times ve Wall Street Journal'da çalışmaya başlamıştı.
Kaynak - MedyaTava

"ÇİÇEĞİ BURNUNDA KARİKATÜRCÜLER FESTİVALİ"

Bu yıl Adana'da 2. kez düzenlenen Tüyap Çukurova Kitap Fuarı, 10 Ocak'ta başladı. 18 Ocak Pazar sona erecek. Bu fuar kapsamında düzenlenen "Çiçeği Burnunda Karikatürcüler Mizah Festivali" ise 16 Ocak Cuma ve 17 Ocak Cumartesi günleri fuar alanı içinde çeşitli söyleşiler, sergiler ve etkinliklerle gerçekleşecek. İstanbul'dan fuar ve etkinlikler için özel olarak otobüslerin hareket ettirilecek. Kaçırılmaz bir fırsat.

Ayrıntılar ve program:

12 Ocak 2009 Pazartesi

Sherlock Holmes, Cingöz Recai ve Mayk Hammer!

Morg Sokağı Cinayeti’nden günümüzün çok satan listelerine uzanan çizgide polisiye romanlar okurdan itibar ve ilgi gördü. Birçok polisiye kahramanın adı o kitapları okumamış olanlar tarafından bile bilinir.

İlk polisiye romanı Edgar Allen Poe’nun yazdığı söylenir... Yani içinde hafiye olan ve bir cinayeti çözen ilk romanı. Adı Morg Sokağı Cinayeti, detektifin adıysa C. Auguste Dupin...
Günümüz dünyasında polisiye romanlar hep ‘en çok satan kitaplar’ listelerinin başına kurulur. Poe, Morg Sokağı’ndan sonra Marie Rogét’nin Esrarı ve Çalınan Mektup adlı romanlarında da Dupin’i geri getirir.
Profesyonel bir dedektif değildir Dupin. Bu cinayetleri araştırmak, onun için bilmece çözmek gibi bir şeydir. Kendini suçlunun yerine koyar; onun beynine girer, onun gibi düşünmeye çalışlarak kimliğini saptar sonunda. Poe, Dupin’i, yarattığında ‘dedektif’ diye bir sözcük yoktu dünyada. Ama Dupin, Arthur Connan Doyle’un Sherlock Holmes’una yol vermiştir.
Doyle, her fırsatta, Dupin’den çok etkilendiğini anlatır durur.
Ama bugün dünyada dedektif dediğiniz an ilk akla düşen, Sherlock Holmes ve hem yakın dostu hem de yardımcısı Doktor Watson’dır.
Daha eskilere giderseniz, örneğin 1828 yılına, Fransız Emniyet Bakanı Vidocq’un Yayınlanmamış Anıları adlı bir öyküye uzanabilirsiniz. Daha da eskisi Voltaire’in Zadig adlı kitabıdır ki 1748’de çıkmıştır ortalığa.
Ama, edebiyat dünyası Dupin’i ilk detektif roman kahramanı olarak kabul eder.
Hem Sherlock Holmes hem de Agatha Christie’nin ünlü, Belçika asıllı, Hercule Poirot’su, Dupin’den esinlenerek yazılmış... Doyle de, Christie DE böyle söylüyor en azından.
Hatta ilk yayınlanan Sherlock Holmes öyküsü A Study in Scarlet’ta, Doktor Watson, Holmes’u Dupin’e benzetir. Ama Holmes hemen karşı çıkar: ‘Bana iltifat ettiğini sanıyorsun doktor! Ama Dupin... bence... sıradan bir adamdı!’
Nice yazar Dupin’den vaz geçemez. Kimi onun Edgar Allen Poe’nun ta kendisi olduğunu belirtir. Dupin, çizgi romanlara bile konu olmuştur. Ünlü Olağanüstü Beyefendiler Cemiyeti adlı çizgi romanda, arada bir de olsa Dupin, ‘konuk’ olarak cemiyete uğrar.
En son 2007 yılında, Edgar Allen Poe Mars’ta adlı, Randy ve Jean-Marc Lofficier adlı yazarların romanında karşımıza çıkar, Dupin...
Dedektifi, edebiyatla karışık romanlardan çıkarıp, sokağa, çok geniş halk yığınlarına indirgeyen yazarsa Mickey Spillane’di. ‘Dudaklarıyla Sevişen, Yumruklarıyla Dövüşen’ hafiyesi Mayk Hammer, yüz milyonun üzerinde satmıştır bütün dünyada. Hatta ünlü yazar Kemal Tahir bile, iki Mayk Hammer romanı yazmıştı, Mickey Spillane’in adıyla da yayınlanmıştı bunlar. Hiç ABD’ye gitmeden nasıl yazdın? ‘ diye sorulduğunda, Kemal Tahir’in yanıtı ilginçtir: ‘Açtım önüme New York haritasını, adamı dolaştırdım kentin sokaklarında...’
Türk edebiyatında gerçek anlamda polisiye romanına raslayamazsınız bence. Çünkü Türkiye’de ‘özel detektif’ diye bir kavram yoktur. Tek polisiye diyebileceğimiz roman dizisi Peyami Sefa’nın, Server Bedii takma adıyla yazdığı, Cingöz Recai’dir.
Cingöz’ün peşindeyse Polis Müfettişi Mehmet Rıza dolanır durur. Bu romanlara Yeşilçam’da el atmış, Cingöz’ü ilk kez, 1954’de Metin Erksan filme çekmiş, başrolde de Turhan Seyfioğlu oynamış... Sonra 1969’un Cingöz’ü, Ayhan Işık’tır...
Cingöz Recai, tümüyle Kibar Hırsız Arsen Lüpen’den esinlenmiştir. Helal para kazanana dokunmaz, haksız yolla servet sahibi olanları dolandırır. Kazançını da fakir fukaraya dağıtır; bir tür Robin Hood’dur aynı zamanda...
Az kaldı unutuyordum: ‘Alzheimar’a yakalanmamanın yollarından biri de, bol bol polisiye roman okumaktır. Çünkü okur, detektifle birlikte cinayeti çözerken sürekli beyni çalışmaktadır!’ diyen, Harvard Tıp Akademisi’nin bir çalışması da 1998’de yayınlanmıştır...

AZİZ ÜSTEL
austel@stargazete.com

Heath Ledger, 66. Altın Küre Ödülleri'nde Onurlandırıldı

2008'in 22 Ocak günü aramızdan ayrılan, Avustralyalı aktör Heath Ledger; The Dark Knight filmindeki The Joker rolüyle, 66. Altın Küre Ödülleri'nde "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı. Ödülü onun adına, filmin yönetmeni Christopher Nolan aldı.
Ölümsüzlüğe ulaşmak, böyle bir şey olsa gerek. Sevgi ve saygıyla anıyorum.

HEATH LEDGER

(1979 - 2008)

MAY HE REST IN PEACE!

11 Ocak 2009 Pazar

Tenten 80 yaşında!

Tenten adlı genç muhabirin ilginç maceraları ilk olarak 10 Ocak 1929'da haftalık bir derginin ilavesi olarak verilmişti. O tarihten bu yana kadar, 80'inci yaşına basan Tenten'in 24 ayrı macerası tam 50 dile çevrildi ve 200 milyondan fazla satış yaptı. Tenten'in yaratıcısı, 1983'te ölen Belçikalı çizer Herge, ölmeden önce Tenten'in telif haklarını ailesine devretmeye yanaşmamıştı. Herge'ün eşi Fanny Rodwell ise, Tenten'i üçleme olarak filme çekmeyi planlayan Steven Spielberg'le anlaşmaya vardı. Bu ilk filmin, önümüzdeki yıl gösterime girmesi bekleniyor. Tenten'in 80. doğumgünü kutlamaları ise 14 Ocak günü başlayacak ve Brüksel Garı'nda, çizgi kahramanın onuruna yapılan büyük bir duvar resmi halka açılacak. AFF
Bu arada geçen hafta tekrar gündeme gelen bir soru da oldu: Tenten Gay mi?
MACERALARI 50 dile çevrilen ve 200 milyondan fazla satan çizgi roman karakteri Tenten, hafta sonunda 80'inci yaş gününü kutlayacak.
Ancak yeni yaşını kutlamaya hazırlanan Tenten için eşcinsel söylentileri yeniden alevlendi. Google'da Tenten'in gay olduğu ile ilgili toplam 526 bin atıf bulmak mümkün. Tenten'in anne-babasından hiç bahsetmemesi, hayatında yeri olan 360 karakterden sadece 8'inin kadın olması da dedikoduları güçlendiren etmenler olarak yorumlanıyor. / Milliyet

10 Ocak 2009 Cumartesi

Emre Ulaş Yeni Blogunda








Karikatürist-çizer Emre Ulaş 2000-2007 arası Radikal Gazetesine çizdiği günlük "Cilalı Taş Devri" bant karikatürlerinin tümünün arşivini kendi blogunda paylaşıma sunuyor.
Kaçırılmaması gereken bu arşive ulaşmak gerekir:

9 Ocak 2009 Cuma

Contest of the Champions

Çizgi roman dünyasında, özellikle de comics aleminde her zaman en çok merak edilen şey "hangi kahraman kimi döver?" sorusu olmuştur. Her biri farklı üstün güçlere sahip karakterlerin dost olması veya kötü süper güçlerle dövüşmesi elbette onlara biçilen görevler arasında. Ancak okur yine de merak ediyor süperler arasında gerçekleşecek bir kavganın kazananını.

Bu "benim babam senin babanı döver" tarzı futbol taraftarlığı rekabet duygusu o derece önemlidir ki okuru memnun etmek üzere yayınevleri ya kendi bünyesindeki kahramanları ya da birbirlerinin kahramanları arasında dövüşler tertip ederler. Türkçemize de kazandırılan "Muhammet Ali - Superman" kavgası kurgusal bir kahramanla gerçek bir kahramanın müsabakası konusundaki muazzam örnekler arasındadır. Yayınevleri arasındaki en önemli kapışma ise DC vs Marvel'dir (Mart 1996). Buradan iki evreni kaynaştıran ACCESS (Geçiş) adlı kahraman ve serisi türemiştir.

Yayınevlerinin kendi bünyesinde gerçekleştirdiği müsabakalara örnek olarak "Superman - Flash" (DC Comics) koşu yarışması tarzı teke tek olanlar verilebilir.

Buna karşın Marvel Comics'in iki farklı öyküyle okuyucuya sunulan "Contest of the Champions" müsabakaları dikkate değerdir. İlki 1982 senesinde yayınlana 3 sayılık müsabakadır ve II. seriden çok daha başarılıdır kanımca.

İlk "Contest of the Champions"da Death (Ölüm) ile The Grandmaster kardeşi The Collector'ü tekrar diriltmek üzere müsbaka yapılması anlaşması yapmıştır. Bunun için de dünya kahramanları uzayda bir yerde toplanmıştır izinleri olmadan. Dikkat edilmesi gereken kısım Marvel Comics'in bu müsabakada sadece bilinen kahramanları değil, farklı uluslar için kurguladığı kahramanları da konuk etmiş olmasıdır: Sabra (İsrail), Arabian Knight (Arabistan), The Collective (Çin), Le Peregrin (Fransa), Blitzkrieg (Almanya), Shamrock (İrlanda), Talsiman (Aborjin/Avustralya), Defendor (Arjantin).
















Müsabaka kuralları gereği 12'şer kahraman seçen taraflar 3'erli takımlar kurar onları dövüştürürler.

Sonunda ne olur? The Grandmaster kazanır. Daha doğrusu Ölüm kazanır. Sonuçta yaşamda ölümde kuralları o koyar.

Aşağıda Ölüm'ün kazanmasına sağlayan takımı görüyoruz: Amerikan temsilcisi Iron Man, İsrail temsilcisi Sabra, Arap temsilcisi Arabian Knight.















İkinci fasikülün ikinci müsabakası... Gerçek hayata göndermeler yapan süper konuşmalar geçiyor yukarıda: Iron Man "Ben Birleşik devletkerden Demir Adam... Bir İntikamcı!". Sabra "Ben İsrail'den Sabra. İsrail halkının sembolü gibiyim... Düşmanlarıma amansız... Dostlarıma iyi!" Arabian Knight "Haydi oradan! Güçleri ne olursa olsun Arap Şövalyesi bir Yahudiyle aynı safta dövüşmez!"

Iron Man "Seni sıkan nedir Şövalye? Onun milliyeti mi kadın oluşu mu?" "Bir yandan Arap-İsrail anlaşmazlığı, diğer yandan cinsiyet ayrımcılığı varken kazanmayı nasıl umabiliriz?" (Almanca basımında bu sözler mevcut değil - Condor Verlag)

Grup dağılır.





She-Hulk Sabra'yla, Captain Britain Arabian Knight'le dövüşürken Sabra çok ciddi bir darebe alır ve düşmeye başlar. Sayfanın 7. karesinde Arabian Knight "İsrailli!"







Bu sayfada da İsrailliyi kurtarmak isteyen Arabın uçan halısını terk edişini görüyoruz ilk karede. İkinci karede Sabra halıya düşer şaşkın. Üçüncü karede Sabra "Arap Şövalyesinin uçan halısı!?". Arabian Knight "Umarım esenlikle inmişsindir İsrailli?"

Dördüncü karede Sabra olayı özetliyor "Sen halına beni kurtarma emri mi verdin?" Arabian Knight "Biz aynı takımda değil miyiz?". Sabra "Seninle müttefik olacağıma ölmeyi tercih ederim!"

Her şeye rağmen bu üçlü, Amerikalı, İsrailli, Arap üçlüsü kazanır. Hayat sen nelere kadirsin...!

İlginç ve zevkle okunabilecek bir öykü bu. Herkese öneririm. Özellikle günümüzde ortadoğuyu kan gölüne çevirebilen muazzam üçlünün hayata bakışlarını özetlemesi bakımından çok önemli.

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

Linkler

Related Posts with Thumbnails