
30 Mayıs 2009 Cumartesi
ÇROP 3 Yaşında "Çizgi Roman En Keyifli Böyle Okunur" Yarışması Sona Erdi

28 Mayıs 2009 Perşembe
Malkoçoğlu'nun Durumu İyiye Gidiyormuş...
Çocukluk kahramanımız, biricik Malkoçoğlumuz, Kara Murat'ımız Cüneyt Arkın, felç geçirmiş ve elleri ayakları tutmaz biçimde hastaneye kaldırılmıştı. Florence Nightingale hastanesinde yapılan ameliyat sonrası boynundan aşağısının tamamen felç olmasının önlendiği Arkın'ın durumunun iyiye doğru gittiğini öğrendik. Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu'nun verdiği bilgiye göre Malkoçoğlu iki gün sonra taburcu olacak. Aman Azmi hocam, o yaşayan son kahramanlarımızdan ve önce Allah'a sonra sana emanet. Ne olur iyi bakın ona... Habertürk'teki haber aşağıdadır arkadaşlar.Dünyayı Kurtaran Adam'ı felçten kurtaran doktor HABERTURK.COM'a konuştu. Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu Florance Nightingale Hastanesi'nde tedavisi süren Cüneyt Arkın'ın sağlık durumu ile ilgili son gelişmeleri HABERTURK.COM'a anlattı: Sevenlerine müjdeli haber veren Hamzaoğlu "Cüneyt Arkın bey bize geldiğinde felçliydi. Elleri ve ayakları tutmuyordu. Şu an sağlığı çok iyiye gidiyor. İki gün sonra taburcu edeceğiz, o kadar iyi yani. Fizik tedavisi devam ediyor" dedi.
27.05.2009 14:51
HABERTURK.COM-YASEMİN ATEŞ
Paylaşım -Lami Tiryaki
27 Mayıs 2009 Çarşamba
BATMAN: Bir Ortaçağ, bir Şövalyelik serüveni
Ülkemizde çizgiroman, “altın günlerine” geri dönme eğlimi gösterirken onlarca dergi artık hak ettikleri raflarda, kitapçı raflarında okuyucusuyla buluşmaya başladı son dönemlerde. Farklı ülkelerde ortaya konmuş yapıtların yanı sıra yerli yapıtlar da ufak ufak kendine belirgin bir raf payı elde etmeyi başardı bu furyada.
Yayınevlerinin hangi görüş veya hangi kaygılardan dolayı bu yapıtları bastıkları maalesef çok belirgin değil. Basımların iyi niyet taşıdığı, çizgiromanın bir sanat olarak görülerek hak ettikleri kalitede basıldıkları ortada. Ancak bu iki noktanın bazı durumlarda yeterli olup olmadığı tartışılmalı düşüncesi ağır basıyor.
Özellikle Amerikan çizgi romanları (comicsler) konusunda sürekli ortaya çıkan eleştiriler bu türe dair araştırmaların daha da derinleştirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarıyor. Çoğunluğu amerikan karşıtı olan eleştiriler otomatikman eserleri de hedef alıyor, içeriğindeki hoş bir çok şeyin görmezden gelinmesine neden oluyor. Dahası, bir tür “comics karşıtlığı” düşüncesi pompalanarak bu türe karşı olanların sayısı gün geçtikçe arttırılıyor. Hatta bu türü beğenen kesimin bir şekilde kendini suçlamasına, vicdan muhasebesi yapmasına kadar uzayacak bir baskı mekanizması sürekli olarak işliyor kimi eleştirilerde.
Bazı yazarların kendilerini duygularına kaptırarak “amerikan karşıtı olma” görüşünü eleştirilerine de taşımaları kimi zaman okuyucusu olmadıkları bir alanda eleştiri yapmaya çalışmaları nedeniyle oldukça zeminsiz, temelsiz, desteksiz atıp tutmalara da dönüşmüyor değil. Comics, içinde barındırdığı bir çok hoş özelliğin gözden kaçması sonucu gereksiz yara alıyor bu eleştiriler sebebiyle.
Oysa amerikan comics endüstrisinin dönem dönem bir çok kaynaktan beslendiği bir gerçek. Bir çok mesaj veya kaynak onaylanmayabilir. Ancak gerçek olan iki gerçek vardır ki göz ardı edilmeleri yanlış olur:
Devamlı surette üretmek zorunda kalan comics alemi tıkanma yaşamamak için kaynakları dönüştürerek kullanmak zorunda kalmaktadır.
Düşünce özgürlüğü vardır ve her sistem şu ya da bu şekilde düşüncesini sunma hakkına sahiptir. Beğenmeyen alternatifini sunmalıdır.
Batman, özellikle bu iki başlık çerçevesinde üzerinde bir hayli düşünülmesi, her dönemi defalarca incelenmesi gereken comicslerin başında geliyor. Bir soğan gibi soyuldukça yeni bir katmanla karşılaşılan bu kahraman ve serisi her katmanında ayrı bir inceleme konusuna sahip olduğunu gösteriyor.
Batman, yaratıcısı Bob Kane’in (1915-1998) müthiş bir yaratısı olarak ilk kez Detective Comics’in 1939 yılı 27. sayısında okuyucusuyla buluştu. Yarasa kostümlü, gizemli, korkutucu Batman, o yıldan itibaren okuyucusunun gönlünde taht kurdu.
Bob Kane, Batman’i nasıl yarattığını “BATMAN VE BEN” adlı kitabında anlatırken Douglas Fairbanks’in baş rolünü oynadığı “ZORRO’NUN İŞARETİ” adlı filmden etkilendiğini ifade etmiştir. Fairbanks’in akrobatik hareketleri ve bir ip (kamçı) vasıtasıyla savruluşları Batman’e zemin oluşturmuştur. Dahası Zorro’nun diğer kişiliği olan Don Diego’nun Malikanesine gizli yollardan girişi Bruce Wayne’in ve Wayne Malikanesinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca Malikaneyle dehliz girişine atalardan kalma bir saatin kapı ve bekçilik görevi görmesi de yine filmden alınmıştır.
Bob Kane’in ilk Yarasa-Adam tasarımları 1930 yılı yapımı “YARASANIN FISILTILARI” (THE BAT WHISPERS)adlı filmle biçimlenir. Yarasa maskeli, pelerinli karakter ilk BATMAN imajını belirlerken, 8 yıl sonrasında bir ışıldağın ortasında yer alan yarasa işareti bu tabloya eklenmiştir.
Kane, sonrasında etkilendiği tasarım sahibinin Leonardo Da Vinci olduğunu ekler yazısına. Ve Batman kostümünün grili, mavili, lacivertli, sivri kulaklı, yarasa kulaklı tasarım ve değişikler dönemi başlar, kostüm ve kahraman dönemsel değişiklikler yaşar.
DC’nin Müdürü ve Editörü Jenette Kahn, Kane’in çocukluğuna sıkı sıkıya bağlı olduğunu, Pelerinli Haçlı (Caped Crusader)’nın aksiyon, suç, mücadele, macera dolu öyküleri her yaştan okuyucusunu içlerindeki çocukluğa seslenerek yakaladığını söyler. Hatta Bob Kane çocuğa, çocukluğa o derece önem vermektedir ki çeşitli çocuk merkezli yardım kuruluşlarına yardımlarda da bulunmuştur.
Bu tarihçe Bob Kane’in kitabında yer almaktadır. Kahn da bunu desteklemektedir. Batman’in yaratım sürecine ilişkin yaratıcısının açıklamalarına elbette saygı duyulmalıdır. Ama ilerleyen yayınlarda karşımıza çıkan değişimlerin kaçının baştan düşünüldüğü, kaçının sonradan eklendiği de sorgulanmalıdır.
Batman belki Zorro’dan esinlenilmiştir ama, zaman içinde dedektiflik yöntemleriyle Sherlock Holmes’laşmış, dövüş becerileri geliştirilerek Ninjalaşmıştır Batman. Hatta Sihirbazlık/İlüzyon yeteneklerini geliştirerek Houdinileşmiştir de. Dahası, dönem dönem farklı konseptlere ev sahipliği yapmış, farklı politikaların ve düşüncelerin ileticisi olmuştur.
Bu süre içinde Batmana bir sürü lakap yakıştırılmıştır: Vigilante, Caped Crusader, Dark Knight, Dedektif, son olarak Urban Legend.
Dedektifi bir yana bırakırsak;
Vigilante, şehir asayişini sağlayan resmi olmayan kişi
Caped Cusader, pelerinli haçlı ( Haçlı seferine çıkan kişi)
Dark Knight, kara şövalye
Urban legend, şehir efsanesi
Lakaplardaki içeriklere dikkatlice bakıldığında şövalye, haçlı, asayişi sağlayan, şehir efsanesi gibi kavramların çok tesadüfi olarak bir araya gelmiş olamayacakları görülüyor. Sanki üstünde durulmamış olsa da 1940 yılında itibaren çok bilinçli bir alt tema işlenmiş ve okuyucuya temel alınan zemin zamana yayılarak iletilmiş gibidir.
Batman ve Ortaçağ
Yukarıda sözünü ettiğim lakaplar neresinden bakılırsa bakılsın özellikle ortaçağ ve haçlı seferleri dönemine ait sınıf ve görevlerden gelen lakaplardır. Batman, tematik olarak değilse de yapı olarak o dönemden çok şey almıştır. Özellikle dini motiflerden bolca yararlanılmıştır. Mesela “Batman ve sinyali üzerine bir fantezi” yapacak olsak “Gece aniden bir ışık huzmesi gök yüzünde belirir ve onu oraya yansıtmış olan şehrin önemli kişileri (Komiser, Belediye başkanı, Vali çoğunlukla sadece Komiser ve yardımcıları), mazlum insanları kurtarmaya gelecek olan kurtarıcıyı beklemekteler. Gözleri uzakları izler ve kurtarıcı nihayet görünür.”
Bu ritüel her Batman sayısında tekrarlanır ve Batman her defasında kurtarıcı olarak bu çağrıya cevap verir. Sıradan insanların gözünde bu ışık, bir yerlerde kötülükle boğuşan insanlar olduğunu, kurtarıcının da ortaya çıkarak onları kötülüklerden kurtaracağı anlamını taşır.
Ritüel, İsa Mesih’in doğumu sırasında gök yüzünde beliren kuyruklu yıldızı ve onu izleyen üç Bilge’nin kurtarıcıya ulaşmak için çölde yol alışını andırır.
Ancak GOTHAM neresinden bakılırsa bakılsın “kutsal bir şehirdir”. Kahraman “şehrinin” düşmemesi için mücadele eder. Sanki Gotham düşerse (!) tüm dünya düşecektir… Düşme… Bu kelime, düşme, çoğunlukla kuşatılmış bir şehre atıfta bulunuyor gibidir. Yüzüklerin Efendisi’nde Gondor’un konumu sebebiyle “Kudüs” benzetmesi ve eleştirisi yapıldığını düşünürsek Gotham’ın kuşatılmışlığını KUDÜS’e benzetmek yanlış olmaz gibidir. Koruyucusunun bir Şövalye o
lduğu kutsal şehir başka neresidir?Vigilante, Caped Crusader ve Dark Knight lakaplarının tamamı ortaçağ dönemine aittirler. Vigilante’ler orduların sefere çıkması üzerine boşalan güvenlik alanını dolduran ortaçağ kahramanlarıdır. Caped Crusader, Pelerinli Haçlı, haçlı seferine katılan Tapınak şövalyelerinin üzerinde büyük kırmızı haç deseni bulunan pelerinlerinden dolayı aldıkları addır. Dark Knight, Kara Şövalye anlamına gelmektedir ve yine ortaçağ dönemine aittir. Tümü de kutsal şehirlerin koruyucularıdırlar. Ortaçağ ve din motifleri Batman’in vazgeçilmez unsurlarıdırlar.
Yine Batman’in başta anne ve babası olmak üzere devamlı olarak mezarlıkları ziyaret edişi ve “haç” şeklinde mezar taşlarının karşısında çizilmesi bu motiflerin yaygın kullanımlarındandır. Tabii yan karakter HUNTRESS’ın boynunda devamlı surette haçla gezmesi, yakın zamanda türeyen yan karakter AZRAEL’in Kudüs’e girmiş olan kurgusal “San Dumas” haçlılarının torunu oluşu ve Huntress’ın onu hep “Angel one” diye çağırması da bu motiflerin kimlik kazanmış halleridir.
Yine ortaçağ devamı mimarisi olarak da tanımlanabilecek olan GOTİK MİMARİNİN kahramanla özdeşleşecek şekilde kullanıldığı görülür. Gargoyle’ler, karanlık üslup, dahası yine başka bir lakap olan kahramana atfen “gotik kahraman” sıfatı yine o dönem mimarisiyle ortaçağ’dan beslenmedir.
“Süper kahraman ekolünde en çok kimi severdiniz?” diye kime sorsanız Batman yanıtını almanız oldukça yüksek bir ihtimaldir. Özdeşleşme noktasında Superman’i sevmek zordur. Örümcek Adam’ın, Daredevil’in görüşleri destek görse de süper güçleri tam empatiyi engeller. Ancak süper
gücü olmayan Batman kendini geliştirmiş, yeteneklerini bilemiş, üstün gücü olmadan kahramanlaşmıştır. Bu bakımdan sıradan insana sıradan beceriyle daha sıcak gelir.Kahramanın kendini geliştirmesinden daha önce yukarıda bahsetmiştim. Ninja’lık, Dedektif’lik, Sihirbaz’lık… Ancak asıl gerçek geliştirme silahlar ve zırhlarla olmuştur. Kemerinde gizlediği diğer yetenek malzemelerini saymazsak Batman modern bir şövalyedir.
Modern bir malikane’de (şatoda) oturur. Yer altında dehlizler vardır. En iyi arabaya (ata) biner. Özel zırhı ve flaması (alamet-i farikası) vardır. En iyi silahları kuşanır. Yanında yardımcısı ROBİN (şövalye yamağı) bulunur. Alfred’i (at uşağı) vardır. Kutsal bir şehri vardır. Kutsal şehrini tehdit eden orta-doğulu düşmanı (Ra’s Al Ghul) vardır. Soytarısı (Jocker) vardır. Yalnızlığı ve platonik aşkı (Kedi Kadın) vardır. Dava arkadaşları (Robin, Huntress, Azrael, Nightwing) vardır. Ve sınırsız serveti vardır.
Ortaçağ şövalyelerinde bulunduğu varsayılan tüm özellikler modern şövalye Batman’de de bulunmaktadır görüleceği üzere. Sıfatları, malı, mülkü…
Batman Öyküleri ve Ortaçağ
Uzun süre sıradan dedektif ve suçlu avcısı olarak lanse edilen Batman’in özellikle son dönemlerinde okuyucuyla buluşturulan bazı serilerine dikkat etmek gerekir. 1996 senesi sonrası bazı öykülerde Ortaçağ’ın karanlık, kıyamet beklentili ve hastalıklı dönemlerini daha yakından okumak mümkün.
Contagion (salgın), Gotham’a yayılan Ebola virüsü öyküsüdür. Neresinden bakılsa ortaçağ’ın kolera ve veba felaketlerini hatırlatmaktadır.
Legacy (miras), Ra’s Al Ghul’un Batman ve Gotham’ın başına açtığı bela ve orta doğu çöllerine de uzanan savaşın öyküsü.
Cataclysm (afet), Gotham şehrinin bir depremle dümdüz edilişini konu eder. Aftershok (artçıdalga), No Man’s Land (insansız bölge) hikayeleri de şehrin yıkılışı sonrasında ortaya çıkan kaos ve karmaşayı, şehri terk edenleri, şehrine sahip çıkanlarla istila etmeye çalışanların savaşını temel alır.
Batman Yazısıyla Vedalaşma
Bir kahraman yaratmak dikkat edilirse çok da kolay değildir. Belki comics endüstrisini beğenmeyen ve “neden yerli, türk kahramanlar yok” eleştirisini yapanlar sanatsal yaratıcı güçten nasibini alamamışlığı irdeleseler çok daha başarılı sonuçlara ulaşırlar. Dahası “kendi tarihini ve inancını çizgi romanda okumak isteyen”lerin “kurgu” dünyasını ve zenginliklerini anlatmanın tekniklerini öğrenmeleri gerekmektedir. Ama elbette bu eleştirim okura değil, çizer veya yazar veya çizgi roman araştırmacısı olarak ortaya çıkan ama bu teknik ve becerilerden yoksun olanlaradır. Maalesef sanatın sanatsal özelliklerine bakmak yerine kendi yeteneksizliklerini gizlemek için sadece imgelere ve motiflere takılan bir çizgi roman yobazları taassupçuları grubu mevcuttur yapacak bir şey yok.
Özetle bir kahraman yaratmak çok da kolay değildir. Hele onu sürdürmek hiç değil. Bir şeyleri alıp çalabilirsiniz, taklidini yapabilirsiniz, birkaç sayı ilerleyebilir iş yapmış sayılabilirsiniz ama doğru teknik ve beceriden yoksunsanız olduğunuz yerde sayarsınız.
Batman… Başka bir yazımda “Alice Harikalar Diyarında” ile arasındaki benzerlikleri sıralamıştım (http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com/2008/01/batman-harikalar-diyarinda.html). Katman çok. Ortaçağ dini, batıl inancı ve gerçeği öykülerinin modernize edilerek tekrar edilişinin eşsiz bir örneği Batman. İyi okumalar.
Ümit Kireççi
umitlila@gmail.com
http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com
Bu Yazı İlk Olarak Gölge e-dergi'de yayınlanmıştır.
26 Mayıs 2009 Salı
Kaleidoskop
Site Adı: Kaleidoskop
Site Adresi: http://kldskp.com
Sitenin Kuruluş Tarihi: 3 Mart 2008
Yetkili: Gökçe Ozan Toptaş
İletişim: iletisim@kldskp.com
Sitenin Tanıtımı: Kaleidoskop, 2008 Martında rol yapma oyunları endüstrisinden haberler vermek için bir haber portalı olarak kurulmuştur. O günden beri bu misyonunu sürdürmektedir. Bugün sektör, ürünler veya organizasyonlarla ilgili Türkçe haber almak isteyenlerin başvurabileceği yegane kaynaklardan biridir.
Bunun yanı sıra rol yapma oyunları oynayanlar için kaynak üretmek amacıyla 13 Ekim 2008 itibariyle Kaleidoskop Çevrimiçi Dergi'yi haftalık olarak yayınlamaya başlamıştır. Ayrıca 2008 yılı sonunda, Türkiye'deki en büyük problemlerden biri olan veri eksikliğini gidermek için Kaleidoskop - 2008 RYO Eğilimleri Anketi'ni hazırlamıştır. Bunun dışında 1 Mayıs 2009'da Kaleidoskop Podcast'in ilk bölümü yayınlanmıştır.
Sitenin Amacı: Kaleidoskop temel bir görev üstlenmiştir: Türkiye'deki rol yapma oyunları endüstrisini geliştirmek ve güçlendirmek. Bunun için olabilecek her mecrada çalışmalar yapmaktadır. Bu çerçevede yayınladığı haftalık çevrimiçi dergi ve podcastin yanı sıra, yakın gelecekte yayınlanması planlanan çeşitli kitapçık projelerine de sahiptir. Kaleidoskop, etkisinin yalnızca çevrimiçi düzeyde kalmaması için mümkün mertebe tüm RYO zirvelerine (convention) en güncel sayının basılı halini ücretsiz olarak dağıtılmak üzere göndermektedir.
Gölge Dergi 20. sayı Paylaşımda
Gölge Dergi 20. sayısıyla huzurlarınızda. Bu sayıda Gökcan Şahin'den "Kalem Kılıçtan Keskindir", Sadık Yemni'den "Birinci Reklameş Cinayeti", Mustafa Emre Özgen'den "Takım Elbiseli Adam II", Serdar Kökçeoğlu'dan "Ekstra İnce, Ekstra Hassas" ve Oğuz Özteker'den "Kadın Telefon Etmezse" öyküleri yer alıyor.Mustafa Göçer'in 3M+T'nin ikinci bölümü ile Onur Diler'den Düş Kapanı çizgi romanları da yine bu sayımızda.
Masis Üşenmez bizi SkyNET'le bağlantıya geçirip Terminatör'ün bahsini "Terminatör Will Be Back!" yazısıyla açarken, İlker Altın pop sürrealizmin kimliğini "Lowbrow Art" ile ortaya koyuyor. Barış Saydam ise soyulmanın hazzını "The Pleasure of Being Robbed" yazısında inceliyor. Hasan Nadir Derin tüm karizmasına karşın Wolverine'in aslında bir müzikal oyuncusu olduğunu "Müzikallerden Hollywood Yıldızlığına" adlı Hugh Jackman yazısıyla gösteriyor.
Yazar Erol Çelik'i "Her İnsanın Karanlık Bir Dünyası Vardır..." yazısıyla kendi kaleminden okuyoruz. Ayrıca Bihter Küçük "Kozanın Tereddütü" adlı kitabı inceliyor. Ankara'nın festival günlüğünü Hasan Nadir Derin "Başkentte Sinema Dolu Bir Ay" yazısıyla sizler için tutuyor.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı PDF olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
Gölge e-Dergi 20. sayıyı flash olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
İyi okumalar...
Not: Karma çizgi roman sayımıza katılım için genel isteğe uyarak 6 Mayıs çarşamba gece 24:00 a kadar ek süreyi uzattık. Eksiği olanlar tamamlayabilir son rütuşları atabilir bir oh çekip yeniden okuyabilirler.Çizgi romanlarınızı 7 mayıs perşembe 00.00 dan önce elimizde olacak şekilde hayalsaati@gmail.com 'a gönderebilirsiniz.
Kolay gelsin
Ejderler Diyarı Antaryon
Site Adı: Ejderler Diyarı Antaryon
Site Adresi: http://www.antaryon.com
Online Destek (Msn): destek@lingorya.com
Sitenin Kurulus Tarihi: LingOyn adı altında -> 2004Lingorya adı altında -> 2007Antaryon adıyla ayrılıp -> 2008
Sitenin Tanıtımı: Fantastik Rol Sahiplenme “FRS” tarzında karakter geliştirme ve o karakterin rolüne bürünerek forumlarda yazışmalarla zevk kazanan web tabanlı bir oyun sitesidir. Şimdiye kadar bir çok oyun ve FRP severin bir dönem uğradığı oyunumuzda farklı amaçları olan loncaların birbirleri ile savaşlarını ve bu ölüm kokan topraklarda sıkışıp kalmışların içinden çıkan kahramanlar yada diğer özel güçlü varlıkların yaşadıkları konu alınmıştır. Başlangıçta basit gibi görünen ama bir çok sistemi içinde barındırarak aslında karmaşık bir yapısı olan ve bu yüzden ayrıntıyı seven kişilerce daha çok tercih edilendir. FRP’den farklılıklar göstermesinden ötürü de fantastik dünyanın kimi sahiplenenleri tarafından oluşumu kösteklenip; yeni açılımları önleme amaçlı kuralcı kişilerin göz ardı ettiği bir oyun olmuştur. Karışık, görsel olarak yetersiz ve dışlanmış olsa da bu güne kadar sevenleri ve bağımlıları sayesinde yaşamına devam etmiştir.
Sitenin Amacı: “Oluşturulan alternatif gerçeklikte arzu edilen bir rolü seçerek, onu sahiplenip, verdiği sınırlıklara uyarak gitmesi gerektiği yolda rehberliğini üstlenmek” olarak tanımladığımız rol sahiplenmeyi tanıtıp, sevdirmektir. Oyunumuzu bu yönde geliştirmek ve pek de geniş olmayan kitlelere ulaştırmaktır. Zabkaf (henüz basılamayan…) adlı romanımız ile senaryosunu kaleme aldığımız diyarı daha çok eserle tanıtımını yapmak için çabalamaktayız.
21 Mayıs 2009 Perşembe
15 Mayıs 2009 Cuma
6. İstanbul Animasyon Festivali'ne Başvurular Başladı
2008’in Kasım ayında düzenlenen 5. İstanbul Animasyon Festivali'nde dünyanın en önemli festivallerinin bir çoğundan ödülle dönen Dennis Tupicoff imzalı gözde film Chainsaw, IAF Büyük Ödülü'ne layık görüldü. Öğrenci Filmi Ödülü'nü Module filmiyle Max Lang alırken, İlk Film Ödülü ise yine festivallerin başka bir gözde filmi Mutt ile Glen Hunwick'e gitti. Seyirci Özel Ödülü'nü Fantaisie in Bubblewrap filmiyle Arthur Metcalf, Müzik Video Ödülü'nü Sertab Erener için hazırlanan Mecbursun videosu ile Baran Baran, Reklam Ödülünü Asics: The Ancient Way filmiyleYue Wu, Motion Graphic Ödülü'nü ise Ferdi Alıcı Ouchhh filmiyle aldı.Festival, altıncı seneainde yarışmaya bir yenilik ekleyerek uzun metraj filmleri de kabul etmeye başladı. İzleyicileri bu sene en yeni ve en iyi uzun metraj animasyon filmleri izleme şansı bulacak.
Bu yıl açılan yarışma ile yerli üreticileri desteklemek adına İstanbul Animasyon Festivali'ne başvuran Türk filmlerinden oluşturulacak özel bir seçki bir DVD haline getirilecek ve iletişimde olduğumuz kanallar vasıstasıyla uluslararası gösterimeleri organize edilecek.
Yarışma koşulları ve başvuru için www.iafistanbul. com adresinden ayrıtılara ulaşabilirsiniz.
İstanbul Animayon Festivali Defterdar Yokuşu No:58/5 Cihangir Beyoğlu/İstanbul
0212 292 43 68
info@iafistanbul. com
www.iafistanbul. com
Karikatürlü oyunlu tarih
ÖZEL Marmaris Koleji’nde 6- A ve 6- B sınıflarının sosyal bilgiler dersine giren öğretmen Derya Tuncel (29), tarih konularını işlerken farklı bir yönteme başvurdu. Tarih konularını anlattıktan sonra öğrencilerine akıllarında kalanları karikatür ve çizgi roman olarak çizdirten, slayt gösterimiyle tahtaya yansıtıp drama olarak oynatan Tuncel, derslerde yüzde 100’e yakın başarı sağladı. Çocukluğunda kendisinin de tarih dersinden sıkıldığını belirten Tuncel, şunları söyledi:
"Hem öğrencilerin becerileri ortaya çıktı, hem de dersleri ezber kıskacından kurtardık. Başarı çok yükseldi, yüzde 100’e yaklaştı. Derken dersin içine tiyatro da kattık. Bazı konuları skeçler haline getirip öğrencilerimizle drama olarak oynamaya başladık. Şimdi de okul idaresiyle karar aldık. Derslerde çocukların çizdiği karikatür ve çizgi romanları dergiye dönüştüreceğiz. Derginin adını da ’Tarihikatür’ koyduk."
Öğrenciler mutlu
Sınıfta sahnelenen dramada Hitit Kralı’nı canlandıran Levent Bilgin (12), "Eğlenerek öğrendiğimiz için bilgiler aklımızdan çıkmıyor. Keşke bütün derslerimiz böyle olsa" derken, kraliçe Tavananna’yı oynayan Sude Özbek (12) de, "Eskisinin aksine artık tarih derslerini çok seviyorum" diye konuştu.
Kaynak - Hürriyet
14 Mayıs 2009 Perşembe
"ÇROP Çizgi Roman Yapalım Atölyesi" Denizli'de

Şair ve Yazarlar
Filiz TOSYALI
Şair Ayhan CAN
Hüsnan ŞEKER
Mehmet GÜLER
Nurettin İĞCİ
Savaş ÜNLÜ
16 MAYIS 2009 Cumartesi
Kitap stantlarının kurulumu ve kitap satışı
13.00 17.00 Dönüşümlü yazar
13.00 14.30 Çizgi Roman Atölyesi
Ümit Kireççi - Rıdvan Şoray
17 MAYIS 2009 Pazar
11.00 Açılılış
13.00 14.00 Koçluk Semineri PROFESYONEL KOÇLUK NEDİR VE UYGULAMA ALANLARI NERELERDİR
Universite öğrencileri, iş adamları, kobiler ve ilgi duyanlar
ICF ULUSLAR ARASI KOÇLUK FEDERASYONU TÜRKİYE ŞUBESİ BAŞKANI SAMİ BUGAY
BAŞKAN YARDIMCISI ESRA AKSÜYEK
13.00 18.00 Dönüşümlü Yazar İmzaları
13.00 14.00 Çizgi Roman Atölyesi
Ümit Kireççi - Rıdvan Şoray
(Özellikle her yas grubu katilim)
14.15 15.15 Panel NASIL YAZARIM NASIL YAYINLATIRIM?
(Yazmayı seven herkesle)
Filiz TOSYALI
Mehmet GÜLER
Hüsnan ŞEKER
15.30 16.30 Panel YAZARLARLA OKUMA ETKİNLİĞİ
(Ilkogretim)
Mehmet GÜLER
Savaş ÜNLÜ
Nurettin İĞCİ
16.30 17.30 TİYATRO "Eyvah Dedem Çıldırdı"
(Her yaş grubu.)
Deli Dolu Mizah Dergisi 3. sayı çıktı!
DERGİMİZ DELİDOLU 3.SAYI 13 MAYIS ÇARŞAMBA GÜNÜ İSTANBULDAKİ TÜM BAYİİLERDE 15 MAYIS CUMA GÜNÜ DE TÜM TÜRKİYEDE...!Facebook Grubu
Dokuz Eylül Üniversitesinde Çizgi Roman Uyarlamaları Şenliği
12 Mayıs 2009 Salı
TFB - Kan Güncesi
Site Adı: Kan GüncesiSite Adresi: http://www.kanguncesi.com
Site İlgili: Galip Dursun
İletişim: galipdursun@gmail.com
Sitenin Kuruluş Tarihi: 3 Aralık 2004
Sitenin Tanıtımı: Site, “Gölge” ve “Kan Güncesi” adlı iki bölümden oluşmaktadır. “Gölge”, Kan Güncesi bünyesinden gelen yazarların her sayı değişen konseptlerle yazdığı alt-kültür ve gerilim öykülerinin okuyucularla paylaşıldığı bölümdür. “Kan Güncesi” ise, alt-kültüre dair her şeyin paylaşıldığı, makalelerin ve tanıtımların yer aldığı portal kısmıdır.
Sitenın Amacı: Dünyevi devinimin son nefesi ve binlerce yıllık medeniyetin buruşturup bir kenara atmaya gücünün yetmediği garip bir zamanın, TV karşısında, aklında sorularla oturan bir grubun oluşturduğu Kan Güncesi, adının sertliğine sahip; ama kesinlikle düşünebilen bir alt kültür öbeğidir.
Çağının ve çağının yoğunluğunun farkına varabilenleri, içine konulan ‘şey’in şeklini alarak saran bu yarı-canlı, yarı-insansı ortamda herkes rahatlıkla bulunabilir.Teması travmatik, dili ağırdır, zor anlaşılır. Gözleri ucuz ve derin bakar. Alternatif, Adi Kurmaca, Korku ve Gerilim edebiyatlarına hizmet ve ürün vermek öncelikle derdidir.
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Küçük Prens ve İmgelerin Kalıcı Etkisi Üzerine
Lessing bir çok yeniliğin öncüsü olmuş bir yazardır Alman ve sonrasında dünya edebiyatının. Belli ki hangi dönemde olursa olsun "uyarlamalara" karşı; bazı kesimlerin duygusal bağlamda; eleştirisi oluyor, Lessing de böylesi bir konuda kitap yazmak zorunda kalmış. 1766 senesinde ünlü "Laokon Heykeli" üzerine yazdığı "Über die Grenzen der Malerei und Poesie" (Resim ve Şiir'in sınırları üzerine) adlı kitabı şiirsel bir sahnenin heykel uyarlamasında tam aktarılamaması eleştirisine cevap vermiş. Kitapta, Lessing her sanat dalının kendi iletişim mecra ve öğeleri olduğunu aktarmış, buna göre de sanatçıların yorum ve sunum haklarını açıklamıştır.Şimdilerdeyse sinema-roman, öykü-sinema, dizi-roman/öykü uyarlamalarına bir de çizgi roman-roman, çizgi roman-sinema, çizgi roman-dizi uyarlamaları katılarak farklı çağlarda aynı tartışmaları yapıyoruz. Çizgi romana uyarlanan bir eserin aslını yansıtıp yansıtmadığı veya çizgi romandan dizi veya sinema filmine uyarlanışında aslına sadık kalınıp kalınmadığı tartışılan bir konu son zamanlarda. Halen sürmekte olan Smallville, son uyarlama Wolverine yine aynı tartışmaların göbeğinde yer alıyor ve bu galiba sürecek bir tartışma konusu olacak: Bizim beklentimiz ve sanatçının yaratımındaki yorum farklılığı!
İşte Çocuk Yazını Öbeğindeki "Bu Küçük Prens Benim Küçük Prensim değil"lere yorumum:
"Sanırım bu tartışma konusunu bir kaç başlıkta ele alabilirim
1. Herhangi yazılı bir eserin sinemaya, diziye uyarlanmasının yaşattığı hayal kırıklığının aynısı çizgi romanda da yaşanabiliyor. Bu bakımdan "bu bizim küçük prens'imiz değil" sözü daha çok böyle bir şey olsa gerek. Yazılı eserin varyasyonu (sergilenen tiyatro oyunu da dahil) üzerine fanatik okuyuları tarafından bile neredeyse objektif sayılabilecek yorumlar gerçekleştirilirken görsel içeren sanatlarda bu biraz rafa kalkabiliyor edindiğim izlenimlere göre.
2. Çizerin yaşadığı ortama-medyuma gore yorum hakkı mevcuttur. Bizde bir türlü gelişemeyen çizgi romana karşın oralarda bir yerde çocuk-yetişkin okuyucunun doygunluğa ulaşmışlığına bir kaç bin farklı çizgiyle ulaşma çabası soz konusudur. Çizgide arayışı, çizgide yeniliği-yorumu, çizgide veya metinsel yorumda biraz da bunu aramak gerekir. Kaldı ki görsel metin çok özel şiirsel bir konuyu ele almıyorsa ve belli bir yaşa hitap ediyorsa akışkan olmayı tercih eder. Sürükleyici bir okutma amacı güder. Bu da çizgilerin durağan değil daha sivri veya yuvarlak olmasına sebep olur. Sivri çizgiler çizgi romanda daha saldırgandır- ataktır ve köşeli yüzler, anatomiler bedenin veya objelerin köşenin bitiminden gözün bir sonrasına aktarılmasını sağlar trafik işaretleri gibi. Yuvarlak çizgilerse neresinden bakılırsa yuvarlanan, hareketli bir okumaya sevk eder okuyucuyu. Sonuçta soldan sağa okunur çizgi roman ve akıcı olmak durumundadır. Bu da belli bir sayfa sayısında en etkili biçimde başarılmalıdır.
3. Çizgi roman sinema veya dizi film gibi görsel bir alan kaplar ve belli bir uzunluğa sahiptir. Sinema 90 dakika, dizi 25-45 dakika, çizgi roman basan ülke geleneği ve yayınevine göre sayfa sayısı sürer. Bu noktada yazarın ve çizerin çizgi roman uyarlamasında bir çok ayrıntıyı atlamayı tercih etmesinin kaçınılmaz olmasını sanırım kabul ederiz. Çizgi roman yazarı Peter David bir soyleşisinde "diyelim bir sepet elma döküldü ve yokuş aşağı düşüyor hepsi... elmaları tek tek durana kadar çizersek omur yetmez. Sepet düşer, bir-iki elma yuvarlanır, bir de durur... üç karede biter anlatımı" örneğini vermiştir. Elbette uyarlanacak eserin içeriğinin yoğun ve muhteşem oluşunu aktarmada dikkat etmek gerekir denecektir ama... Yazar veya çizer etmek zorunda da değildir kanımca. Yorum hakkı vardır ve onu kullanır.
4. Yazılı sanatlarda belli bir hoşgörü olmakla birlikte nedendir bilinmez içinde görüntü olan sanatlarda hoşgörü bir yana bırakılıyor gibi. Beynimizdeki görsel merkezimiz nedense ilk gördüğünü daha çok sahipleniyor gibi. Çocukken veya gençken izlediğimiz bir sinema filmi yıllar sonra tekrar çekildiğinde (ve belki de muazzam olduğunda) "eskisi daha güzeldi"yi duyarız bir çok ağızdan. Dizi için de geçerlidir bu. Çizgi romandaysa had safhadadır. Bugün yaşı kaç olursa olsun bir çok yetişkin okuyucunun hala 12-17 yaş arasındakı çizgi romanları okumayı tercih ettiği bilinen bir gerçek. Farklı veya aynı kahramanın yeni uyarlamaları tercih edilmez hiç. Kızılmaske okuyanlara sorun onlar sadece siyah-beyaz eski basımları tercih ederler yeni renkli ve kuşe versiyonlari çirkindir onlar için. Galiba Küçük Prens'in çizgilerinin yadırganmasında bir de böyle bir yan var.
Yıllar önce Milliyet Çocuktaydı galiba Küçük Prens yayınlanmıştı parça parça. Nahif ve samimi bir çizgisi vardı ve açık söyleyeyim "hiç okumadım". Bazı çizgi romanlara yaptığımı yaptım ve o sayfaları çocukken "hızlı" geçtim (hatta okumadım). Şimdi dönüp bakınca okur muyum diye düşünüyorum. .. Yanıtım "zor biraz" oluyor. Yeni versiyonu ayak üstü inceledim ve daha tam manasıyla okumadım. Ancak ne yalan söyleyeyim ne romanından kutsallaştıracak kadar hoşlanıyorum ne de eski çizgilerinden hazediyorum... Ama bu yeni çizgi roman versiyonunu da kendimce sıcak bulmadım. Fazla aksiyon ve fazla sabun köpüğü olmuş gibi. Elbette bu benim öznel yorumum. Yine de Küçük Prens'le ilk tanışacak çocuklar için hoş olabileceği gibi eserin farklı versiyonlarından tad almak isteyebileceklere ilginç bir açılım da diyebilirim."
not - Muhtemelen kısa bir süre sonra eserin çizgi roman uyarlamasını okuduktan sonra daha detaylı bir değerlendirme yazısı yazarım, şimdilik genel değerlendirmede kaldım.
10 Mayıs 2009 Pazar
Shia LeBeouf: “Sonuçta bu bir Transformers filmi ve çizgi roman gerçekçiliği söz konusu.”
İlk filmin müthiş başarısından sonra “Transformers”ın setine dönmek nasıl bir duygu?Hepimiz için keyifli oldu. Sanki beş ay süren öğrenci balosu gibiydi. İzleyicinin heyecan duymasından biz de çok heyecanlandık. Şahsen bugüne kadar deneyimlediğim en büyük başarıydı. Ben çok şanslı bir insan olmalıyım ki, Piramitleri görme şansına sahip oldum. Müthişti. Hepimiz çok mutluyuz. Hayatım boyunca ödediğim en büyük vergiyi ilk “Transformers”tan kazandığım parayla ödedim. Ekonominin ve iş dünyasının ne halde olduğunu düşünecek olursak, hepimiz işimizi koruduğumuz için mutluyuz.
Transformers’ın başarısının ardından hayatınız nasıl değişti?
Eğer daha fazla dinlenme zamanım olabilseydi sırtımı yaslayıp oturabilir ve hayatımın nasıl değiştiğinin yansımalarını izleyebilirdim. Ancak ilk filmin ardından kesintisiz bir süreç oldu… Bum, bum, bum ve bummm! Dinlenme fırsatı bulamadığım için hayatımın çok fazla değiştiğini sanmıyorum.
Portresini çizdiğiniz karaktere yeni filmde neler oldu?
Sam ilk filmde dünyayı kurtarmıştı. Bunu bir kere yaptınız mı, çok hızlı şekilde ünlü olursunuz. Ancak Sam asla kahraman olmayı istememiş; zoraki şekilde o durumun içerisinde kalmıştı. Hatırlayacağınız gibi, aile kökenleri yüzünden bu olaylara karışmak zorunda kalan nörotik ruhlu bir gençti. Şimdi artık normal bir hayat sürmek, okuluna devam etmek istediğini görürüz. Sevdiği kadınla uzun mesafeli ilişkisini sürdürmeye çalışır. Sonra bir kez daha olanlar olur. Gözünün önünde birtakım görüntüler belirmeye başlar. Yeniden akıl ve ruh sağlığını kaybetmenin eşiğine gelmiştir. Aklını tamamen kaybedince uzun bir süreç yeniden başlamıştır. Sam’i bu noktada buluruz.
9 Mayıs 2009 Cumartesi
Küçük Prens (Çizgi Roman)
Küçük Prens (Çizgi Roman)Genç Turkuvaz
Çizen: Joann Sfar
Çeviren: Saadet Özen
Bilen bilir (bu saatten sonra bilmeyene öğretmek için çaba sarf edecek de değilim, o ayrı) Küçük Prens, Antoine de Saint Exupéry'nin kaleme aldığı, 1943 yılında yayınlanan ve yayınlandığı andan itibaren tüm dünyada geniş bir hayran kitlesine sahip olan (ki ilginçtir, kitabın hayranları çocuklardan çok yetişkinlerdir) bir çocuk kitabıdır. Kaliteli hemen her çocuk kitabının sahip olduğu metaforik yapısının yardımıyla, mesajını, okuyan her yaştan insan için farklı bir boyutta vermeyi başarır. Belki de yukarıda parantez içinde değindiğim "çocuklardan çok yetişkinler tarafından sevilme" hadisesinin nedeni de yetişkin okura yönelik daha fazla "alt mesaj" içermesindendir, kimbilir (Benim bilmediğim ortada).
Wikipedia bize Küçük Prens'in orijinal adının Fransızca Le Petit Prince olduğunu, hem yazar hem de pilot olan Exupéry'nin kitabı New York'ta bir otel odasında yazdığını söyler (Doğrusu iyi de yapar, yoksa bu hayati ayrıntıyı bilmemiz mümkün değildir).
Exupéry kitabı yazmakla kalmaz, aklındaki evreni ve bittabii ki karakterleri çizgiye de yansıtır. Anlayacağınız, Küçük Prens, yazarının betimlemeleriyle olduğu kadar çizimleriyle de hayat bulmuş, okurun zihninde de her iki olgunun kaynaşmasıyla hacimlenmiştir. Peki, iyi mi olmuştur? Şüphesiz. Exupéry'nin çizimleri sade, naif, ama her durumda çok samimidir. Yazının tam zıttıdır yani. Karışık mı anlattım? Şöyle izah etmeme izin verin: Küçük Prens'in metni alt anlamlarla yüklü metaforik bir yapıya sahipken çizimleri (neredeyse) kalemle yeni buluşan bir çocuğun gayretli çabasını yansıtırcasına samimidir. Yazıyla çizim arasındaki yapısal zıtlığın birbirini desteklemesiyle oluşan muhteşem bir yansıma çıkar ortaya. Sanki Exupéry, tam da kitapta anlatmaya çalıştığı gibi, "göze görünenin" değerini "kendisini tamlayan değerlerle "elde edebileceğini vurgulamaya çalışmıştır. "Bakın," demektedir, "bu çizgilerin bu denli sade olmasının nedeni, tek başına güzellik taşımamalarından kaynaklanıyor. Onları sizin için güzel kılan şey, aynı sayfaları paylaştıkları yazıların varlığıdır." Şüphesiz ki böyle bir varsayımsal cümleyi oluştururken olgular değişkenlik gösterebilir. Yani cümlenin yukarıdaki gibi değil de şöyle kurgulandığını da düşünebiliriz: "Bakın, bu metinlerin bu denli metaforik olmasının nedeni, tek başına güzellik taşımamalarından kaynaklanıyor. Onları sizin için güzel kılan şey, aynı sayfaları paylaştıkları resimlerin varlığıdır."
Şimdi izin verirseniz (ki hoş, vermiyor da olsanız yazmaya devam ediyorum) bu değerlendirmeleri yapmanın "tehlikeli sularda yüzmek" anlamına geldiğini söylemeliyim. Anlayacağınız, size "Küçük Prens hakkında bir iki kelam etmek" pek de zararsız bir eylem değil. Neden mi? Gayet basit: Küçük Prens kutsal bir metindir.Evet, öyledir, abartmıyorum. Küçük Prens'in severleri metne ve şüphesiz (varsayımımızda da değindiğimiz gibi, metni anlamlı kılan) resimlere, kutsal metinlere özgü bir fanatizmle bağlıdır. Kendi zihinlerinde uzun yıllar önce değerlendirmelerini yapmış, kararlarını vermiş, o kararların değişmezliğini kabullenmiş ve hatta benliklerinin parçası haline getirmişlerdir. Öyle ki, kimileri için, Küçük Prens'le ilgili yapılacak her yeni değerlendirme abesle iştigal, her olumsuz yorum küfre eşdeğerdir. Bu şartlar altında Küçük Prens'e yönelik, içinde soru işareti taşıyan tümceleri sarfeden ya da kahramanı ve evrenini "kendi algısına göre" yorumlayan herkes Küçük Prens Cemaati'nin şimşeklerini üzerini çekebilir. Bu yazıyı allem edip kallem edip buralara dek getirmemin nedeni de benzer bir işe kalkarak Küçük Prens'i "kendi algısına göre" yorumlayan çizer Joann Sfar'ın ne denli tehlikeli bir iş yaptığına değinebilmek içindir. Sıkılmadan buraya dek okuduysanız buyurun, devam edelim:
Joann Sfar, yukarıda iki kez tırnak içinde imlediğim gibi Küçük Prens'i kendi algısına göre yorumlamış, okurların zihninde klasikleşmiş her olguyu yeniden yaratmayı denemiştir. Bu deneme yurtdışında ilgi de görmüştür doğrusu. Küçük Prens'in çizgi romanı Fransa'da altı ay gibi kısa bir sürede 110.000'lik tiraja ulaşmış, aralarında Türkiye'nin de olduğu 26 ülke eseri yayınlamak için telifini almıştır. Şüphesiz bu başarıyı sadece Sfar'ın muhteşem yeteneğine mal etmek mümkün değil. Günümüzde hemen hemen tüm dünya için kült ikonlardan biri haline gelen, kendi markasını oluşturan Küçük Prens'in sadece adının bile kitabın çok satarlardan olmasındaki en önemli itki olduğu yadsınamaz. Ancak bu önemli ayrıntı bile sanatın bir dalı olan çizgi romanı kullanarak (bir kez daha yineliyorum, kendi algısına göre) Küçük Prens evrenini yeniden biçimleyen çizer Joann Sfar'ın emeğine haksızlık etme hakkını doğurmaz. Evet beyler bayanlar, zurnanın zırt dediği yere geldik.
Küçük Prens'in çizgi roman olarak Türk okuruyla buluşmasından sonra sanal alemlerde bir çatışmadır sürüyor: Joann Sfar, Küçük Prens'in özüne ihanetle, ana metinde çok önemli olan kimi imgeleri geri planda bırakmakla ve hatta karakteri eciş bücüş, pörtlek gözlü, iğrenç bir yer mantarına döndürmekle suçlanıyor. Hayır, abartmıyorum, SUÇ-LA-NI-YOR! Çünkü en tehlikeli işlerden birini yaptı ve bir kutsal metni yeniden yorumladı. Bu küfürdür! Abarttığımı düşünüyorsanız Google'ı açın ve Küçük Prens çizgi romanıyla ilgili bir arama yapın, bakalım nelerle karşılaşacaksınız. Benzer bir tartışma üyesi olduğum Çocuk Yazını grubunda (öbek, öbek, öbek) da yaşandı, ama bu platformda söz konusu tartışmanın ayrıntılarına girme lüksüm yok. Dışarı yazı taşımış gibi olurum ki, Küçük Prens'e ihanet eden bir çizerin savunuculuğuna soyunmuş gibi görünürken bir de böyle bir suçlamaya maruz kalmamı istemezsiniz sanırım. Sadece şunu söyleyebilirim: Türk çocuk edebiyatına eserler veren çok yetkin isimler de Küçük Prens'in bu uygulamasından hiç ama hiç memnun değil. Haklılar mı? Bence değiller. Ama bu yazının girişinde değinmeye çalıştığım "yazı resim uyumuyla zihnin hacimlendirdiği Küçük Prens evreni"ni göz önüne alırsak (ki almamız kaçınılmaz) haklılar da... Ne karmaşık, değil mi?
Hayır, aslında değil. Bize bu sorunla ilgili çözüm yolunu bizzat Küçük Prens kitabı gösteriyor aslında. Buyurun:
"(...)İşte bu yüzden bir kutu boya kalemi ve birkaç kurşun kalem aldım. Benim yaşımdaki biri için, özellikle de altı yaşındayken yaptığı, içten ve dıştan iki boa yılanı resmi dışında hiçbir şey çizmemiş bir adam için yeniden resim yapmaya başlamak oldukça güç bir iş. Resimlerimin mümkün olduğu kadar gerçekçi olmasına çalışacağım. Ama bunu başarabileceğimden emin değilim. Bir çizim gayet iyi giderken, diğer bir çizim gerçeğine hiç benzemiyor. Küçük prensin boyu konusunda da hatalar yapıyorum. Bazen küçük dostum olduğundan daha uzun boylu, bazen de daha kısa görünüyor. Giysisinin renginden de emin değilim. Bu yüzden de elimden gelenin en iyisini yapıp, el yordamıyla iyi kötü bir şeyler çıkarmaya çalışacağım.
Bazı önemli detayları da yanlış çizebilirim, ama beni bağışlamalısınız. Küçük dostum bana hiçbir şeyi açıklamadı. Herhalde benim de kendisi gibi olduğumu sanıyordu. Ama ne yazık ki ben kutuya baktığımda koyunları göremiyorum. Belki de yetişkinlere bir parça benziyorum. Yaşlanıyorum.(...)"
Bu satırlar Exupéry'e ait ve Küçük Prens'in içinde yer alıyor. Çizer (ve tabii yazar) aklındakileri resme dönüştürürken yapabileceği hatalara değiniyor ve peşin peşin okurlarından bağışlanmayı diliyor. Üstelik bunu tam da şu cümleyle yapıyor: "Bazı önemli detayları da yanlış çizebilirim, ama beni bağışlamalısınız."
Konuyu buradan alıp çizgi romana bağlamamda sakınca olmaz sanıyorum. Çünkü şu soru konunun çizgi roman ayağını da bir nebze bağlıyor sanki: Bu bağışlanma cümlesini kuran kitabın yaratıcısı Exupéry değil de çizgi romanın yaratıcısı Joann Sfar olsaydı ne olurdu?
Alın size birkaç soru daha: Aylara, belki de yıllara yayılan bir çizim eylemini "tu kaka" deyip bir kenara atarken düşünmemiz gereken bir şey daha yok mu? Mesela "emek" gibi. Ki, yine bizzat Exupéry emeğin önemini şöyle nitelemeye çalışıyor eserinde:
"(...)Unutma, dedi tilki, gülün için harcadığın zamandır gülünü bu kadar önemli yapan.
Gülüm için harcadığım zaman... dedi küçük prens hatırlamak için...(...)"
Yoksa değerlendirmemizi kendi beğeni ve kabullenişimizle biraz fazla mı sınırlandırıyoruz? Joann Sfar Küçük Prens klasiğini alıp ondan bir başka başyapıt daha çıkardı da biz mi önyargılarımızın esiri olarak çabasını küçümsüyoruz?
Doğrusunu söylemek gerekirse, Joann Sfar'ın kalemi kuvvetli. Çok yetenekli olduğu yadsınamaz. Planlar, karakterler, çizginin akıcılığı dört dörtlük... Exupéry'nin çizimlerinde boncuk gözlü bir yakışıklı olan Küçük Prens'in gözlerinin "abartılı" çizilmesi gerçekten radikal bir değişim ve bu denli yadırganmasını anlayabiliyorum, ancak bir de "çizer yorumu" diye bir şey var ki, onu ne yapacağız? Sfar kendi üslubuyla Küçük Prens'e yeni bir soluk getirmeyi denemek yerine Exupéry'nin çizimlerini bire bir kopyalayarak hazırlasaydı eserini, çok daha iyi bir şey mi yapacaktı? Belki. Ama böyle bir seçim çocuk okurlardan çok, Küçük Prens'ini zihninde yaşattığı gibi görmek isteyen biz yetişkin okurları mutlu edecekti. Evet, itiraf ediyorum, ben dahil. Ancak çocuklar (en azından büyük bir kısmı) durumdan hiç de şikayetçi değil. Yurtdışında altı ayda 110.000 satan kopyalardan söz etmiyorum. Küçük yeğenimin elinde büyük bir mutlulukla taşıdığı, sayfalarını çata çuta çevirdiği, resimdeki hemen her nesneyi minik parmağıyla işaret edip adını söylemeye çalıştığı, heceleyerek kendisine okuduklarımı büyük keyifle tekrarladığı Türkçe basılan Küçük Prens çizgi romanından söz ediyorum. Sanıyorum tam da burada yine Küçük Prens imdadıma yetişecek:
"(...)Asteroid-B-612 hakkındaki bu açıklamaları sadece büyükler için yapıyorum. Onlar şekillerden hoşlanır. Onlara yeni tanıştığınız bir arkadaştan bahsetseniz, asla en önemli soruları sormazlar. Size arkadaşınızın sesinin nasıl olduğunu, hangi oyunları tercih ettiğini, ya da kelebek koleksiyonu yapıp yapmadığını hiçbir zaman sormazlar. 'Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Babası kaç lira kazanıyor?' gibi şeyler sorarlar. Ancak bunları bildiklerinde onu tanımaya başladıklarını düşünürler.(...)"
Sadede geleyim: Küçük Prens'in bu çizgi roman uygulaması (tüm yazı boyunca söylediklerime karşın) beni tatmin etmedi. Hayır hayır, kendi tuzağıma düşmüyorum. Bu çalışmanın son derece güçlü çizgilere sahip, derdini adam akıllı anlatan, (Küçük Prens'i zihninde "zaten" hacimlendirmiş olan okurları bir kenara ayırırsak) çocuk ve genç okurunu memnun edecek bir bütünlüğe sahip olduğu iddiasındayım hala. Ama tüm bu artı değerler bu kitaptaki Küçük Prens'in "benim Küçük Prens'im" olmasını sağlamıyor. Çünkü ben de (ne yazık ki) "şekillerden hoşlanan yetişkinlerden" biriyim ve yeniliğe fazlasıyla kapalıyım. Zihnimde (şüphesiz Exupéry'nin de isteğiyle) hacimlenmiş bir Küçük Prens var: Çalakalem çizgilerden oluşan, dingin duruşunda bile gizli bir enerji sezinlediğim boncuk gözlü bir çocuk. Yani zihnimde bir Küçük Prens şekli var ve o şekli eğip bükemiyorum, çocuklar gibi kabullenici olamıyorum. Çocukken sahip olduğum kabulleniş ve her şeyin olabileceğine dair taşıdığım inanç çok uzak görünüyor. Belki (ve hatta şüphesiz) Asteroid-B-612'den bile uzak. Şimdi tüm o güzel hisler ruhumun dibinde bir sır gibi duruyor. Bir... sır...
"(...)Bu gerçekten büyük bir sır. Sizin gibi, benim gibi küçük prensi sevenler için, evrenin kim bilir neresindeki bir koyunun bir çiçeği yemiş ya da yememiş olması çok önemli bir şeydir.
Gökyüzüne bakın. Kendinize 'Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?' diye sorun. Bakın her şey nasıl da değişiyor.
Ve bunun neden bu kadar önemli olduğunu büyükler asla anlayamaz.(...)"
Aşkın Güngör
www.askingungor.net
8 Mayıs 2009 Cuma
Bazı Duyumlar
2. Yeni Thorgal, Çizgili Düşler tarafından matbaaya gönderilmiş. 2. sayısı merakla beklenen çizgi romanın kapağı yine altın yaldız olacak mı acaba?3. Marmara Çizgi'nin 3. sayısını basmayı beklediği Borgia nihayet Fransa'da basıldı. Fransa'yla eşzamanlı ilerleyen çizgi romanın bu sayısının erotizm sınırlarını hayli zorladığı gelen haberler arasında. Söylenenler doğruysa üçüncü sayı poşette muzir neşriyat sınıfında çıkacak...
4. Fazla söze gerek yok... Aşağıdaki kapağa bakın son duyumun ne olduğunu anlayın:
5. Onk Ajansın yüksek bedeller karşılığında karikatürist Semih Balcıoğlu'yla Turhan Selçuk'un orjinal çizmlerini satın aldığı konuşuluyor. Çizgi aleminde konuşulan bunun bir "müze" açma evresi olduğu... Bilemiyoruz artık.
7 Mayıs 2009 Perşembe
Çizgi Roman'da Sansür!
Vakti zamanında yayınlanan çocuk dergileri, bünyelerinde pek çok çizgi roman barındırmışlar. 1970-1985 yılları arasında süreli çizgi roman yayınlarını aratmayacak kadar bol çizgi roman yayınlanmış. Milliyet Çocuk dergisi'nin 1980 ve sonrası sayılarında, Tercüman Çocuk Dergisi ve Yaman Çocuk sayılarında bazıları piyasada kitap halinde satılan çr'lerin tekrarı bol bol çizgi romanlar tefrika halinde yayın şansı bulmuş. Bu, ülkemizde neden Frankofon ve Belçika işi çizgi romanların yaygınlaşamadığını da açıklıyor aslında. Bu türdeki dergilerin çoğunun teliflerini çocuk dergileri ve Zıp Zıp türü karma dergiler kapmış geçmiş. Bruno Brazil'den tutun, Korkusuz Badi, Göklerin Hakimi, Thorgal, Rahan vs vs... Hazine gibi malzeme içeriyorlar. Ancak önemli bir detay işin keyfini kaçiriyor. Dergilerin "çocuk" iþi olması beraberinde sansürü de getirmiş. Bu gün için ilkokullara hitabeden çoğu dergilerde bile yeralan kimi cesur kareler, o dönem dergilerinde sansüre uğramış. Mesela Tercüman Çocuk Dergisi'nin 21 Mayýs 1982 tarihli 21. sayısında yeralan Yüzbaşı Volkan'ın Gizli Hava Kuvvetleri isimli macerasının 2. bölümünde Volkan'ın beraber göreve gittiği Alev'in duþ alma sahnesinin olduğu bir kare vardır. Orijinalinde Alev'in bedeni gölgelenerek sadece hatlarının belli olduğu masum bir kareyken, dergide bu karenin yarısı gitmiş. Alev'in sadece kafası görünüyor. Daha sonraki karelerde Volkan ve Alev aynı yatağı paylaşırlar fakat herhangi bir müstehcenlik sözkonusu değildir. Hatta Alev "bana hic dokunmadı bile, durumdan faydalanmadı" filan diye düşünür. Bu masum kare de tümüyle uçurulmuş. Bunları orjinali elimde olduğu için biliyorum. Oysa Thorgal'ýn 8 sayısı hariç, diğer çr'lerin orijinalleri veya sansürsüz türkçe basımları halen elimizde yok. Hangi kare ne kadar uçuruldu neye istinaden uçuruldu bilemiyoruz. O nedenle bence bu dergileri toplamak zamanın frankofonlarının koleksiyonlarını yapmak anlamına gelmiyor. Hatırlarsanız Tay yayınlarının Karaoğlan'larında Suat Yalaz bazı karelerdeki çıplak kadınlara "uygun giysiler" giydirerek üstü kapalı bir sansür uygulamıştı. O uygulamada bile "kare çıkarma" yapılmadan iş halledilmişti.Peki sansur nereye kadar olmalı? Sansür olmalı mý? Günümüz frankofonlarına veya Preacher veya Baskomiser Nevzat'taki gibi kimi örneklere baktığımizda sansürün nerede olması gerektiği bence sırıtıyor zaten. Kırk yılın başı ilginç bir yerli deneme yapılıyor ama nedense Beyoğlu'nun en iğrenç yerleri en iğrenç görüntüleri en iğrenç kadın çizimleriyle önümüze serilerek başlanmış işe. Estetikten yoksun ortamlar estetikten yoksun karelerde ortaya dökülmüş. Yeni dönem yerli çizgi romanlara baktığımızda mide bulandırıcı bir müstehcenlik konmadan yapılamıyor kolay kolay. Leman ekolüyle yetişmiş bir kuşağın elinden çıkma bu işlerin içeriğindeki neden kolayca tahmin edilebilir kanımca. Bu tür yayınları Çocuk dergilerini okuyan kuşakların önüne hangi yaştan itibaren koyabiliriz düşünmek lazım.
Sonuç; Hiç bir şekilde sansüre taraf biri değilimdir. Kasıtlı milli ve dini hakaret içermediği sürece yayınların yaratıcısının kurgusu neyse o şekilde basılması gerektiğini sonuna kadar desteklerim. Hiç bir kurum veya kuruluş sanatçının işinin içeriğine karışmamalı. Ancak sansür yine de olmalı. Tüketicinin kafasının içinde olmalı. Beğenmediği yayını almayarak kendi sansürünü uygulayabilmeli.
Lami Tiryaki
Ünlü Tarkan çizgi romanının çizeri Sezgin Burak kapak oldu!
6 ay kadar önce kurulan, kısa adı TASEYAD olan Tarkan Çizgiromanını ve Sezgin Burak’ın Eserlerini Yaşatma Derneği’nin ilk yayını olarak piyasaya çıkan 158 sayfalık kitabı, Sezgin Burak’ın hayat arkadaşı ve çocukları Mine, Tarkan ve Tan’ın anneleri Türkay Sezgin kaleme aldı.TASEYAD Derneği Başkanı ve sanatçının küçük oğlu Tan Burak ise, konu ile ilgili olarak, “yeni kurulan derneğimizin bu ilk ürünü, 1978’de kaybettiğimiz Sezgin Burak’ın birbirinden ünlü ve değerli tiplerinin yaşatılması için bir dizi etkinlik düşüncemiz var. Bu çalışmanın ilk adımı, 15 Mayıs 2007’de Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Sezgin Burak’a Saygı Günü’yle atıldı. Bu nedenle Adapazarlı hemşerilerimize ayrı teşekkür ederiz” dedi.
Bilindiği gibi Sezgin Burak, Adapazarı’nın bir dönem en ünlü futbolcularından olan ve halkın Aslan Kıraathanesi olarak bildiği işyerinin sahibi Aslan Burak’ın kardeşi, tanınmış yazar –kültür adamı İbrahim Erdinç Şumnu ve Prof. Şükrü Şumnu’nun (yazar Cüneyd Suavi’nin) hala oğludur.
Kaynak:
Sanat Alemi
Paylaşım: Karikatürhaber
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Moskova’nın yüz güldüren festivali...

Sinema, resim ve edebiyat kolajı
Tek resim ve tek kağıda sığmayan hikayeleri karikatürler zinciri halinde bir film haline getiren mizah sanatçıları, eserlerinde edebiyat, resim ve sinemacılığı harmanladılar. Bu yılki KomMissia'yı "Festivaller Festivali" olarak ilan eden organizatörler, Moskova'nın farklı semtlerindeki kültür merkezlerinde gösterime sunulan eserlerle başkentli sanatseverlere sürpriz yaptı.
Türkiye temsilcisi Penguen
30 Nisan'da görkemli bir açılışla kapılarını katılımcı ve ziyaretçilerine açan ve 18 mayısa kadar devam edecek olan festivalde Türkiye'yi temsil eden Penguen dergisinin, tanıtımını 7 mayısta yapacağı açıklandı. Festivalde, Fransa, İtalya, İspanya, ABD, Finlandiya, İsviçre, Türkiye, Şili, Çin ve Alman sanatçıların eserlerinin sergilendiği M'ARS galerisi ise ziyaretçi akınına uğradı. Ayrıca, mizah dergileri ve bazı eserlerin satışa sunulduğu festival çerçevesinde ziyaretçiler için düzenlenen çeşitli masa oyunları da çok büyük ilgi çekti. Mizah temalı bu interaktif uygulamaların her yıl tekrarlanması yönündeki taleplerini dile getirdiler.
Kaynak - Taraf
Deli Dolu Mizah Dergisi 2. sayısı Bayiilerde!
İlk sayısı 29 Nisan'da yayınlanan yeni mizah dergisi DELİDOLU'nun 2. sayısı 6 Mayıs 2009 Çarşamba günü piyasada olacak. Derginin kapağı önce MİZAHHABER'de... DELİDOLU, 2. sayısının kapağında, bundan 37 yıl önce, 6 Mayıs'ta bu ülkenin astığı üç yürekli, üç onurlu fidanı anıyor... Onlar bu ülkenin güzel günleri için hayatlarını yitirdiler...Bizler de MİZAHHABER olarak, bu utanç gününün 37. yılında; 3 gözüpek DEVRİMCİYİ; DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ARSLAN ve HÜSEYİN İNAN'ı sevgiyle,saygıyla ANIYORUZ...Türk Fantazya Birliği (TFB) - Laika Yayıncılık
Site Adı: Laika Yayıncılık
Site Adresi: www.Laika.com.tr
Sitenin Kuruluş Tarihi: 1 Kasım 2007
Sitenin Tanıtımı: Laika Yayıncılık, Türkiye’de Fantastik Kurgu -Bilimkurgu ve Çizgi roman ile ilgilenen okurların bu türlerin en iyilerine en güzel şekilde kendi dilimizde ulaşmaları için çaba göstermektedir. Dünyanın önde gelen Fantastik Kurgu yayıncısı olan Wizards of the Coast’un haklarını alan ve dünyanın en çok okunan çizgi romanlarından biri olan Sandman’in de haklarını alarak bu serilerin devamlılığını sağlayan Laika, şu anda Türkiye’de FK - BK ve Çizgi Roman yayıncılığı konusunda uzmanlaşmış tek yayınevidir.
Sitenin Amacı: Türkiye’de fantastik, bilimkurgu ve çizgi roman okur sayısını arttırarak bu türlerin Türkçemizde kalıcı bir yer bulmasını sağlayarak daha çok eserin en iyi şekilde Türkçemize kazandırılmasını sağlamak.
3 Mayıs 2009 Pazar
Dünyanın Bütün Mutantları Birleşin
Her ne kadar yapımcılar bu filme "Last Stand" ismi verseler de belli ki kâr getiren bu işi sürdürmekte yarar görmüşler. Ancak, üç filmlik seride anlatılacak hikâye kalmayınca, bu sefer en başa dönerek "X-Men Origins: Volvorine"i çektiler. Bu son film cuma günü tüm dünya ile aynı anda Türkiye sinemalarında da gösterime girdi. Eskiden bu tür devam filmleri makul bir sayıda -ki bu sayı genelde 3 olurdu- sona erdilirdi. Ancak, görünen o ki, seyirci garantili filmler için bu durum artık geçerli değil. Bir ay sonra "Terminatör"ün dördüncü bölümünün sinemalara konuk olacağı düşünüldüğünde, filmlerin de bir tür "dizi tadı" vereceği günler yakın gibi görülüyor.Logan'ın karanlık geçmişi
Film, genç Logan'ın babasını kaybetmesi ve kendisi gibi mutant olan kardeşi ile birlikte Amerikan iç savaşı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, son olarak da Vietnam savaşındaki "başarıları"nı hızlı bir şekilde görüyoruz. Ancak, Vietnam'a kadar her şey kahramanca giderken, Victor'un "katil" yanı Logan'ı rahatsız etmeye başlar. Daha sonra kendileri gibi mutantlardan kurulan ancak insanlara hizmet eden özel bir birime katılan ikilinin arası burada daha da açılır. Masumlara yapılanlara dayanamayan Logan ekipten ayrılır ve Kanada dağlarında sevgilisiyle birlikte inzivaya çekilir. Ancak birisi eski ekibin elemanlarını teker teker ortadan kaldırmaktadır ve işin ucu Logan'a kadar gelir. Türün çoğunda olduğu gibi Logan bu meydan okumadan kaçamaz ve bir anda kendisini yeniden şiddetin içinde bulur. Üstelik alınması gereken bir intikamı da vardır artık...
Medeniyet çatışması
X-Men serisi, hiç kuşku yok ki, bütün benzerleri gibi okuyucusuna/izleyicisine heyecan ve adrenalin vaat ediyor. Ancak Byran Singer'ın çektiği ilk iki film alttan alta 2000'li yılların dünyasının temel problemi olan "medeniyetler çatışması" fikri üzerine inşa edilmişti ve farklı kültürlerin, farklı güçlerin bir arada yaşama ya da yaşayamama gerilimi üzerinden hikâyesini inşa ediyordu. Yani bütün diğer süper kahraman hikâyelerinde olduğu gibi ucundan kıyısından bir biçimiyle güncel politik gelişmeleri eksenine oturtuyordu. "X-Men Origins: Volverine" ise bu meseleyi halletmiş olmanın verdiği rahatlıkla olsa gerek biraz Amerika'nın iç politikasına odaklanıyor. Ve Vietnam'dan Afrika'ya kadar uzanan "kirli" geçmişe ince bir eleştiri yaptıktan sonra Victor-Logan kapışması üzerinden Obama-Bush farklılığını ortaya koyuyor. Bir yanda, geçmişle hesaplaşmak ve farklı olanlarla barışık olmak gerektiğini düşünen Logan öte yanda sorunları güçle çözebileceğini düşünen Victor.. Finale kadar pek çok insan ve mutantın canı yansa da "Guantanamo kapatılıyor" ve birlikte yaşamak için bir adım atılıyor.
Aksiyonu yerinde
Serinin diğer filmlerini izleyip beğenenler için bu filmin de yeterince tatmin edici olduğunu söylemek gerek. Özellikle Logan'ın hikâyesini merak edenler aradıklarını bulacaktır. Öte yandan Logan'ın nasıl "demir pençeli" olduğu, ilk filmdeki "geçmişi olmayan adam" haline nasıl geldiği gibi soruların yanıtlarını da bulmak mümkün. Sonuçta alt metinde güncel siyasi gelişmelere göndermeler yapmaktan imtina etmeyen, Logan'ın intikam alma hikâyesi, ilk iki film kadar başarılı olmasa da aksiyon ve heyecan arayan seyirciyi memnun edecektir.
Bir kez daha Hugh Jackman'ın yarı insan yarı hayvan Logan'ı canlandırdığı filmde, bu oyuncuya
Hugh Jackman, Ryan Reynolds, Liev Schreiber ve Dominic Monaghan eşlik ediyor.
Marvel Comics'in doğaüstü güçlere sahip varlıkların (Mutantlar) hikâyesini anlattığı "X-Men" serisi 2000 yılında Byran Singer tarafından sinemay...
2 Mayıs 2009 Cumartesi
Ben Çizgi Roman Okuruyum 28

http://wishmaster6.deviantart.com/ fotoğrafımızın ismi "detaya dikkat". Önlükler giyilmiş, devlet babanın değerli mikroskopları; bi grup gencin Conan'ları daha dikkatli okuyabilmesi, çizim ve hikayenin vermiş oldugu zevki daha da artırabilmesi adına işgal edilmiş görünüyor. Bu foto adına cok yasak çiğnendi çok. Ama çizgiroman için herşey yapılır. Aynı benim yaptıgım manyaklık gibi.:D (bu fotoğraf kıyıda unutulmuştu bulundu - ÇROP)
2.
Ümit amca merhaba...Sen beni tanıyorsun ama ben seni az çok hatırlıyorum dersem yalan olur hatırlamıyorum bile...Yaşım daha 2 babamın çizgiromanlarını elleyince hep "ah" yapıyor... Sadece sayfalarını buruşturup biraz da yırtıyorum... Önceden tadına bakıyordum tatsız tutsuz bişiydiler, acaba büyüyünce tadına varabilir miyim... Yoksa o zamanda babam ah yapar mı?
Babamın dediğine göre jüri olduğu için yarışmaya katılamazmışım ama bu sana resimlerine baktığım bir çizgiromanı göndermeme engel değil... herhalde?... Bilmem... engel mi?6. Çizgili Günler Şenliği
6. Çizgili Günler Şenliği
9-10 Mayıs 2009
9 Mayis, Cumartesi11:00 Gösterim Association Française du Cinéma d'Animation Kısa Film Seçkisi
12:00 Panel ÇAPA Cizgiroman Grubu: Turk Cizgiromaninda Bir Macera (Yurt İçinde Yaptığınız Bi Şeyiniz De Özgün ve benden uzak olsun be biraderler Ü.K.) Yildiray Cinar, Hakan Tacal, Mahmut Asrar, Suat Efe Us
13:00 Söyleşi Çizgiromanın Balonu Şevki Sayışman
14:00 Gösterim ve Soylesi Kontrol Edilemeyen Cizgiler: Ali Murat Erkorkmaz
15:00 Söyleşi Bir Usta, Bir Genc:Yalcin Didman Murat Mihcioglu Cem Ozuduru
16:00 Panel Turk Cizdi, Italyan Okudu Hakan Sasmaz, Ersin Burak, Murat Mihcioglu
17:00 Panel Günlük Basında Çizgi Kamil Masaracı, Cumhuriyet Tan Oral, Taraf Ercan Akyol, Milliyet
18:00 Panel Koleksiyon Nesnesi Olarak Cizgiroman Aslan Eroglu, Talat Gureli, Sinan Gurdagcik
10 Mayıs, Pazar
12:00 Gösterim ve Soylesi Çocukluğumun Çizgileri Tirtillar Asla Kahverengi Bot Giymez
15:30 Gosterim Bomb it! (Yon. Jon Reiss)
16:30 Sablon Atolyesi Bahar Onan
17.00 Gösterim "Association Française du Cinema D'animation" Kısa Film Seçkisi
18:00 Grafiti Gostergisi rd^n & cins
İletişim Bilgileri
Ofis: Santralistanbul Istanbul Bilgi Universitesi
Yer:Santralistanbul Eski Silahtarağa Elektrik Santrali Kazım Karabekir Caddesi No: 2/13 Eyüp E4 Binası 305-304-303 Nolu Salonlar
Deli Dolu Mizah Dergisi Çıktı!
1 Mayıs 2009 Cuma
O Bir Çizgi Roman Okuru
Yukarıdaki fotoğrafta yer alanlar solda ben (Ümit Kireççi) sağda Kazım Gem... Kazım beyin kim olduğunu hatırlatmadan önce bu fotoğrafın hikayesini anlatmak isterim:Yakında THORGAL'in 2. sayısını okurlarla buluşturacak olan Çizgili Düşler'in merkezi Özer Sahaf'ta İlker Özer'le sohbet ederken "Çizgi Roman En Keyifli Böyle Okunur" yarışmasından bahsederken bir fotoğraftan bahsettim ve bu yarışmanın ne güzel paylaşımlara neden olduğunu anlattım. Bu sırada arkamdan biri "o fotoğraftaki benim" deyiverdi. İşte o fotoğraftaki Kazım bey'di. Hangi fotoğraf mı?
Bakın bakalım tanıyabilecek misiniz yarışmacıyı: Ben Çizgi Roman Okuruyum
Nice çizgi roman okumalara öğretmenim!
Paylaşım - Ümit Kireççi
Fotoğraf - İlker Özer
Ben Çizgi Roman Okuruyum 27
not: Bu fotoğraf yarışmanın sona erdiği 30 Nisan günü saat 23.55'de elimize ulaşmıştır.
DESEN'den ÜÇ YENİ MANGA

TILSIM
Yaşanan aile trajedisinden sonra Emily, Navin ve anneleri, yeni bir yaşama başlayabilmek için büyük dedelerinden kalma eski bir eve taşınırlar.
Ancak onları hiç hoş olmayan bir sürpriz beklemektedir.
Bu gizemli evdeki ilk gecelerinde Emily ve Navin’in annesi vantuzlu bir yaratık tarafından kaçırılır.
Annelerini kurtarmaya çalışan kardeşleri paralel bir dünya ve birbirinden tuhaf yaratıklar beklemektedir…
(İlköğretim 10 ve üzeri için uygun desek yanlış olmaz Ü.K.)
TILSIM - Taşmuhafızı
Kazu Kibuishi
Resimleyen: Kazu Kibuishi
Türkçeleştiren: Elif Yalçın
ISBN: 978 605 5678 012
Barkod: 978 605 5678 012
Baskı tarihi : Nisan 2009
Fiyat : 15 TL
Baskı Detayları: 188 sayfa, kuşe kağıt, renkli baskı.
Okuldaki Sır 1İkiz kardeşler Amber ve Jeanie, Avustralya’da seçkin bir yatılı olkula kabul edildiklerinde, gelecekleri oldukça parlak görünüyordu. Ama okulun duvarları, korkunç bir sırra ev sahipliği yapmaktaydı:
Öğrenciler, civardaki çalılıklara gidip ortadan kayboluyorlardı…
Hem de tek bir iz bırakmadan! Nereye veya neden gittiklerini hiç kimse bilmiyordu.
Ama Amber ve Jeanie her şeyi öğrenmek üzereydi; üstelik okulun karanlık tarihinin anahtarı, belki de rüyalarındaki dünyada yatıyordu…
(Kızlara hitap eden son derece başarılı bir yapıt Ü.K.)
OKULDAKİ SIR 1
Queenie Chan
Resimleyen: Queenie Chan
Türkçeleştiren: Elif Yalçın
ISBN: 978 605 5678 005
Barkod: 978 605 5678 005
Baskı tarihi : Nisan 2009
Fiyat : 10 TL
Baskı Detayları: 176 sayfa, enzo kağıt.
Savaşçılar 1 - Kayıp Savaşçıİkibacaklılar, savaşçı kabilelerin yuvasını yerle bir ettikten sonra Grikamçı – Şimşekboyu’nun ikinci komutanı – dostlarının kaçmasına yardımcı olmaya çalışırken yakalanır!
Bir ev kedisinin şımarık yaşamına sıkışıp kalan Grikamçı, şefkatli İkibacaklı ailesinden ihtiyacı olan herşeyi alabilir, ama istediği yaşam bu değildir. Orman onu çağırmaktadır. Cesur bir ev kedisi olan Millie, kayıp dostlarını bulabilmesi için ona cesaret verir.
Peki Grikamçı, kabilesine giden yolu bulabilecek midir?
(İlköğretim 1. Kademe ve üzeri Ü.K.)
SAVAŞÇILAR 1 – Kayıp Savaşçı
Erin Hunter
Resimleyen: James L. Barry
Türkçeleştiren: Elif Yalçın
ISBN: 978 605 5678 029
Barkod: 978 605 5678 029
Baskı tarihi : Nisan 2009
Fiyat : 7 TL
Ebat : 13,5 X 19,5 cm.
Baskı Detayları: 96 sayfa, enzo kağıt.
DESEN Yayınları, Cumhuriyet Bulvarı No: 302 / 501 Alsancak • İZMİR
Tel: 0 232 444 90 90 Faks: 0 232 464 11 73




















