Sayfalar

27 Mayıs 2011 Cuma

Captain Amerika Filmine Gitmeyeceğim!

Captain Amerika sinema filmi yakında gösterime girecek bilindiği üzere. Filmin orjinal adı tüm çizgi roman okurlarının bildiği gibi "First Avenger" yani "İlk İntikamcı". İntikamcı, bugün ülkemizde çizgi romanı da yayınlanan çizgi roman dizisiyle 1940'lara atıfta bulunuyor. Bununla birlikte Marvel Comics kahramanlarının sinmaya uyarlanan filmlerinden de hatırlanacağı üzere yakında çekilecek olan Avengers filmine de bir gönderme yapmakta. Avengers üyelerinden Hulk, Demir Adam, Thor, Black Widow, Hawkeye, War Machine şu ana kadar izlediklerimiz olmuşlardı. Şimdi de grubun liderinin filmi giriyor vizyona. Ancak isimdeki değişiklik bütün bu art alan bilgilerini ve ön hazırlığı yok etmiş "İlk Yenilmez"... Bu filmi sinemada izler miyim? Büyük ihtimalle "hayır"!
Sinema filmlerinde isim değişiklerinin veya çevirideki farklılığın sebebinin Türk izleyiciye anlamlı olacak bir ad seçimi gayreti olduğunu ve ticari olarak bunun bir anlamda doğru olduğunun da farkındayım. Ancak bir çizgi roman okuru olarak bir sanat türünün ekolünün içinde yer edinmiş bir eserin adının yok edilmesini yadırgıyorum. Belki merak eden birileri binbir güçlükle basılan çizgi romanı almak isteyecekti isim benzerliğini görerek. Belki araştırma yapan biri isim karşılaştırmasından çizgi romanına ulaşacaktı... Belki okunmasa bile adı doğru telaffuz edilecek çizgi romanla karşılaşıldığında bilmenin, tanımanın keyfine varılacaktı, çizgi romana birileri kendini yakın hissedecekti. Şimdi bu olasılıkların bir çoğu yok edilmiş durumda.

Şimdilik kararım bu filme kesinlikle gitmeme yönündedir... Değişiklik olur mu? Olma gibi!

Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"



Dünyayı 'Süper Putin' kurtaracak

Rusya Devlet Başkanı Medvedev ile Başbakan Putin, internette bir çizgi romanda dünyayı kurtarmak için işbirliği yapıyor. Ancak kimi çevrelere göre bu çizgi roman, gelecek yılki seçim için propaganda malzemesi


Uzakdoğu dövüş sanatı uzmanı süper kahraman Vladimir Putin ve ayı kostümü giyen yardımcısı Dimitri Medvedev, otobüs dolusu masum insanı kurtarıyor. Sanal alemde yayımlanan bir çizgi romanın ilk bölümünün konusu işte kısaca böyle. "www.superputin.ru" internet adresinde bulunan çizgi roman "Süper Putin, sıradan bir insan" adlı çizgi romanın bölümü başkent Moskova'da, "Dünyanın yok olmasından bir yıl önce" geçiyor. Ülkede de iki liderden hangisinin gelecek yıl yapılacak başkanlık seçiminde aday olacağı tartışmalarının yerini şimdiden "Acaba hangisi dünyayı kurtaracak" tartışmaları almış durumda.ZOMBİLERLE SAVAŞIYORLAR
Keanu Reeves ve Sandra Bullock'un oynadığı 1994 yapımı "Speed" (Hız Tuzağı) filminin senaryosuna benzeyen çizgi romanda Putin ve yardımcısı Medvedev, bir yolcu otobüsünü içindeki yolcularla havaya uçuracak bombayı etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bir karede Putin, "Saatte 80 kilometreden daha yavaş gidemem" diyor. İlerleyen karelerde de "nano-insan" olarak tanıtılan ve ayı kostümü giymiş Medvedev'den yardım alıyor. Ancak Medvedev'in yardımıyla bomba etkisiz hale getirilince de tehlike ortadan kalkmıyor. Otobüs bu kez de bir grup zombinin saldırısına uğruyor. Zombilerin iki talebi var: Valileri kendilerinin seçmesi ve yolsuzlukla suçlanan hapisteki enerji devi Yukos'un Başkanı Michael Kodorovski'nin salıverilmesi. "Rusya'nın siyasi yaşamına biraz enerji katmak istedik" diyen çizgi romanın yaratıcısı Sergei Kalenik "halkın iyiliğini isteyen" çizerlerin para istemeden çizimleri yaptığını belirtiyor. Fakat çizgi romanın Kremlin tarafından desteklendiğini hatta 2012 başkanlık seçimi kampanyasının bir parçası olduğunu ve zombilerin muhalefeti simgelediğini ileri sürenler de var. Kesin olan tek şeyse Rus halkının şimdiden çizgi romanın sonraki sayılarını heyecanla beklemeye koyulduğu...

SABAH




Okumak İsteyenlere - ahaber

26 Mayıs 2011 Perşembe

Papergirl Etkinlikleri Başlıyor!

Papergirl Istanbul 26 Mayıs’ta Milk Gallery’de Açılacak Sergi ile Etkinliklerine Başlıyor

Bir çok farklı disiplinden sanatçıyı biraraya getirerek, sanatı kamusal Alana taşımayı hedefleyen Papergirl Istanbul beklenenin üstündeki katılımcı sayısıyla, 26 Mayıs’ta açılacak sergi ile takipçileriyle buluşuyor.


Sanatı beklenmedik şekilde günlük hayata dahil etmeyi hedefleyen proje ilk olarakAlman sanatçı Aisha Ronniger tarafından 2006 yılında Berlin'de geliştirildi. Daha sonar birçok farklı ülkede gerçekleştirilmeye başlanan proje, 5 yılda gitgide büyüdü ve global bir genç sanatçı ağı haline geldi. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek olan Papergirl, Amerika’da bisikletlerle gazette dağıtımı yapan “paperboy” lardan esinlenen ve bu yolla sokakta sanat üretimlerini insanlara hediye ederek, sıradışı bir paylaşımı hedefliyor.


Papergirl, birçok farklı disiplinden sanatçıyı herhangi bir ayırım gözetmeksizin, “açıkçağrı” duyurusuyla projeye katkıda bulunmaya davet ederek Istanbul’daki etkinliğine başladı. Mart ayından bu yana Kanada’dan Avustralya’ya dünyanın birçok noktasından ve Türkiye’nin dörtbiryanından ürettikleri işleri gönderen sanatçıların sayısı 200’ü aştı.



Serginin yanısıra iki defa gerçekleştirilecek olan bisikletli rulo dağıtımı 28 Mayıs ve 11 Haziran’da olacak.Yine 28 Mayıs’ta Milk Gallery’de gerçekleşecek sunumda Papergirl projesinin kurucusu Aisha Ronniger, Roland Piltzve TIKA, sokak sanatı ve Papergirl süreçleriylei lgili bir konuşma yapacaklar. 9 Haziran’da ise Marcus Graf, Türkiye’de kamusal alanda sanat uygulamaları üzerine bir sunum gerçekleştirecek.


Tüm bu etkinliklerle daha çok paylaşımı sağlayacak olan Papergirl Istanbul’a gönderilen işlerin tamamı bisikletlerle sokağa çıkmadan önce Milk Gallery’de 26 Mayıs - 9 Haziran arası ziyaret edilebilir.


Milk Gallery & Design Store


Şahkulu Mah. Galipdede Cad. Balkon Çıkmazı


No:8/A Galata / Beyoğlu


T: +90 212 251 57 97


GSM: +90 541 304 50 06

Çizgi Diyarı e-dergi 6. Sayı Çıktı!

Çizgi Diyarı e-dergi 6. sayı sizlerle.


Yorum ve eleştirileriniz için: www.cizgidiyari.com


Degimizi indirmek için: http://www.mediafire.com/?1aymwiini9792wj



25 Mayıs 2011 Çarşamba

Caravan 2 Çıktı!

1001 Roman "Caravan" serisinin ikinci cildini yayımladı!

Paylaşım - Yener Çakmak

Karaip Korsanlarına İlham Veren Roman Türkçe!


1988’DE YAZILAN VE GÜNÜMÜZÜN POPÜLER FİLM SERİSİ “KARAYİP KORSANLARI”NA ESİN KAYNAĞI OLAN ROMAN!!!


Gerekli Şeylerin yayımladığı eseri İlke Keskin Çevirdi:

Yaygaracı Carmichael’ korsanlar tarafından ele geçirildiğinde John Chandagnac Jamaika’ya doğru yol almaktaydı. Kafasındaki tek düşünce vicdansız amcasıyla yüzleşip hakkı olanı ondan geri istemekti. Kaptan Philip Davies, denizlerde dolaşan tayfasına katılmak ve ölmek arasında bir seçim yapması gerektiğini söylediğinde John Chandagnac hem yeni bir hayatı hem de yeni bir ismi kabul etmek zorunda kalacaktı:

Jack Shandy!


Fakat acemi korsanı bulanık Karayip sularında bekleyen şey, heyecan verici deniz savaşları ve müthiş yağmalardan çok daha fazlasıydı; çünkü bu yeni ve karanlık dünyanın en belirgin iki yüzü ihanet ve güçlü voodoo büyücülüğüydü. Ölümcül bir büyünün etkisindeki güzeller güzeli Beth Hurwood’un aşkına Shandy, gizemli denizlere yelken açıp vahşi bedeni hayaletler tarafından istila edilmiş korsan kral Karasakal’ı ve yaşayan ölülerden oluşan mürettebatını takip ederek efsanevi Gençlik Pınarı’nın lanetli kıyılarına ulaşmayı deneyecektir.


Anubis Kapıları ve Declare’in yazarı, iki kere World Fantasy Award kazanmış Tim Powers’tan tek solukta okunacak bir başyapıt. Gerçek ve kurgu karakterlerin iç içe geçtiği bu destansı macerayı okuyup bitirmeden rahat edemeyeceksiniz!


***


KARAYİP KORSANLARI SERİSİNİN DÖRDÜNCÜSÜ FİLMİ OLAN “GİZEMLİ DENİZLERDE”NİN SENARYOSUNUN UYARLANDIĞI ROMAN, AYNI ZAMANDA TÜM SERİNİN YARATILMASINA İLHAM KAYNAĞI OLMUŞTUR. HEM OLABİLDİĞİNCE TANIDIK HEM DE İNANILMAZ FARKLI BİR HİKAYEYE HAZIR OLUN!!!

24 Mayıs 2011 Salı

En Kahraman Rıdvan 2 Çıktı!

"Kukkurikuuuuuu....!" Bülent Arabacıoğlu'nun ölümsüz eseri "En Kahraman Rıdvan" ROBOTLAR albümüyle günümüz okuruna sunuluyor!

Paylaşım - Yener Çakmak

Volto Noscosto 3 Çıktı!

1001 Roman Yayınlarının kısa serilerinden Gizli Yüz - Volto Nostosco'nun 3. albümü çıktı!

Paylaşım - Yener Çakmak

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Harakiri Mizah Dergisi Çıktı!

M.K Perker, Küçük İskender, Bahadır Boysal, Aslan Özdemir, Serhat Gürpınar, Birol Bayram, Metin Kaçan, Atilla Atalay, Behiç Pek, Can Barslan, Sencer,Emrah Ablak, Mesud Ata, Faruken Bayraktare, Emirhan Perker, Esin Özbek, Cezmi Ersöz, Cemil Cahit, Doğan Pehlevan, Barış Keşoğlu, Cemal Söyleyen, Felat Delibalta, Erhan Candan, Can Baytak, Fatoş Bozoguz, Taylan Kurtuluş, Erda Gümüş, Ersin Gündoğdu, Miray Özcan, Güven Bilge

Tex Çıktı!



22 Mayıs 2011 Pazar

Thor'dan büyük Allah var

Ben bayıldım başlığa - Ümit Kireççi

Fantastik macera-aksiyon türünün mantık sınırlarını zorlayan 'Thor', aynı adlı çizgi roman serisinden uyarlama.



Kenneth Branagh'ın yönettiği filmde Kıvanç Tatlıtuğ'un Avustralya versiyonu olan Chris Hemsworth, Anthony Hopkins, Natalie Portman ve Stellan Skarsgard rol alıyor. Film, 'ölümlü' insanların arasına yani Dünya'ya sürgün gönderilen Thor'un hikâyesi. Düşüncesiz tavırlarıyla bir savaş başlatan güçlü ama kibirli savaşçı Thor, babası Odin tarafından sürgün edildiği Dünya'da onu farklı kılan güçlerinden de mahrumdur. Başlarda küçümsediği insanlardan öğreneceği özelliklerle kendi gezegenine dönme şansını yakalayacaktır. Filmin 'seri'ye dönüşme ihtimali çok yüksek

Kaynak - Zaman Gazetesi

Selcen Doğan Ağakay Yazmış :)

Posta Gazetesi Yazarı Selcen Doğan Ağakay iki haftadır Süpermen'i konu alıyor yazılarında. Ama içeriğini anlamak yerine etrafında dolanan akil insanlar sağolsun yazıları daha bir gülümseyerek okuyorum - Ümit Kireççi

15.05.2011


Şüphesiz, Amerikan kültürünün yarattığı en büyük kahramanlardan biri Superman. ABD’nin süper gücünün sembolü adeta. Ancak, geçen hafta, devrim niteliğinde bir açıklama yapıyor ve Amerikan vatandaşlığından vazgeçtiğini ilan ediyor Superman!


Çizgi romanın 900. sayısında, İran’daki rejim karşıtı göstericilere destek vermek için İran’a kişisel bir ziyarette bulunan Superman’in bu ziyareti -İran hükümeti tarafından Amerika’nın bir kahramanı olarak algılandığı için- savaş nedeni sayılıyor.


Tüm aksiyonlarının Amerikan politikasına hizmet ettiği şeklinde algılanmasından yorulduğunu söyleyen Superman, Amerikan vatandaşlığından vazgeçtiğini söylerken ‘Amerika’nın tarzı, dürüstlük ve adalet kavramlarıyla örtüşmüyor artık’ şeklinde bir açıklama yapıyor.


ABD’nin politikalarını eleştiririz, ABD’lileri ‘dünyadan bihaber’ olmakla suçlarız, bunlar ayrı, ama sahip oldukları ifade özgürlüğüne edecek bir laf bulamayız. Öz eleştiri konusundaki özgürlüklerine ancak öykünebiliriz.


Misal, Nasreddin Hoca çizgi romanında, birtakım siyasi gerekçeler öne sürerek Türk vatandaşlığından vazgeçtiğini ilan ediyor...


Hayal bile edemeyiz...(!)


Selcen Doğan Ağakay



22.05.2011


Şenlik kelimesi ‘şen’ olmayı, neşeyi içerdiğinden olsa gerek, birilerini rahatsız etmiş. Şöyle ki, Akşehir Belediyesi, elli yıldır yapılan ‘Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği’nin adını değiştirerek ‘Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri’ yapmış. Nasreddin Hoca gibi dünyaya mal olmuş bir halk önderi ve bilge kişinin adına düzenlenen etkinliklere ‘şenlik’ adı vermek, bu tarihi kişiliğin anlamını hafifletiyormuş. Bazı okurlar belki hatırlar, geçtiğimiz hafta, ABD’nin en büyük kahramanlarından Superman’in, çizgi romanın yayımlanan son sayısında ABD vatandaşlığından çıktığını duyurmuş ve Amerika’nın özgürlük anlayışına öykündüğümüzü belirtmiştik.


Yazının sonunda da bir karşılaştırma yapmak maksadıyla, “Düşünsenize, Nasreddin Hoca çizgi romanında, birtakım siyasi gerekçeler öne sürerek Türk vatandaşlığından vazgeçtiğini ilan ediyor... Hayal bile edemeyiz” yorumunda bulunmuştuk. Biz Nasreddin Hoca’yla ilgili bu anlamda hayal bile kuramazken, birileri Nasreddin Hoca’yı çoktan siyasileştirmiş bile. Elli yıldır gelenekselleşen ve Hoca’nın mizahi kimliğiyle çok güzel örtüşen ‘şenlik’ kavramı, sırf birileri öyle istediği için ortadan kaldırılmış. Tıpkı, -sırf birileri beğenmediği için- yıkılan, yok edilen heykeller, koca koca anıtlar gibi, Nasreddin Hoca’nın ‘şen’ ve ‘şenlik’li anma törenleri de siyasetin kibirli ciddiyetinden nasibini almış.

Selcen Doğan Ağakay

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Demirbaş Yayıncılık'tan Mandrake ve Kızılmaske:

Demirbaş Yayıncılık Mandrake ve Kızılmaske'nin ilk sayılarını çıkardı. Ön ve arka kapak çizimleri Fatih Okta'ya ait.



Demirbaş Yayıncılık'ın sahibi Cem Demirbaş'ın Altın Madalyon'da belirttiğine göre her biri 386 sayfalık bu kitaplardaki maceralar daha önce ülkemizde yayınlanmış. Ancak sonraki aydan itibaren çıkması planlanan 194 sayfalık albümlerden oluşacak farklı bir seride tamamen Türkiye'de yayınlanmamış maceralar olacak.

Kapak resimlerinin kaynağı: Altın Madalyon

Dostlar 'aksiyon'da görsün

Güney Koreli çizer Min-Woo-Hyung'un 'Priest' adlı popüler çizgi romanının gelecek uyarlaması olan film, western ile bilimkurguyu harmanlıyor. Görsel efektlerde çıtayı tutturan 'Kutsal Savaşçı', karakter ve senaryo derinliğinde sınıfta kalıyor. Kilisenin kontrolünde olan bir distopya atmosferi çizen filmin finali bir 'seri'nin ipucunu veriyor.


'İki hafta önce 'Thor' filmiyle bir kez daha gündemimize girmişti. Bir dönem ülkemizde Tommiks, Red Kit, Superman ya da Zagor'un bayraktarlığını yaptığı çizgi roman/hikâye kitapları (onlar da 'kardeş' ya da 'çocuk' dergileriyle birlikte verilirdi) şimdi ne durumdadır acaba? Yakın zaman önce bir furyaya dönen Davam, Suç ve Ceza gibi klasiklerin çizgiye uyarlanmasıyla kendine bir itibar alanı açmayı denedi. Ancak yüzdeye vurulduğunda 'barajı' bile aşamayacak yetişkin bir azınlığı hariç tutarsak, çizgi romanın ülkemizdeki 'makus' talihi devam ediyor. Örneğin, bizdeki çoğu yapım şirketini cebinden çıkaracak bir çizgi roman (comic book) fabrikası olan Marvel'imiz yok. Görünen o ki, çoklukla karanlık olan bu hayali kahramanlar, Amerika ve Uzakdoğu'daki ihtişamına bu topraklarda hiç ulaşamayacak. Hollywood içinse bulunmaz bir hazineye dönmüş durumda.

Geçtiğimiz yıl 'Kıyamet Melekleri' (Legion) ile sinemalara uğrayan yönetmen Scott Charles Stewart, ikinci filmi 'Kutsal Savaşçı'da (Priest) da bildiği sularda ilerliyor. İngiliz oyuncu Paul Bettany'ye bir kez daha başrol veren yönetmen bu kez bir Ortaçağ öyküsünü 'gelecek zamana' uyarlıyor. Tarih boyunca devam eden vampir-insan mücadelesinde insanoğlu galip gelir ve vampirler 'kozalarına' hapsedilir. Bunu başaran da Kilise'nin özel olarak yetiştirdiği savaşçı rahiplerdir. Ancak savaş bitince rahipler gözden düşer ve hayatlarını ikinci sınıf vatandaş gibi sürdürürler. Üstelik halk da bir vebalıymış gibi onlarla iletişime geçmekten kaçınır. İnsanlar karanlık şehirlerde, "Kilise'ye karşı çıkmak Tanrı'ya karşı çıkmaktır" düsturuyla kontrol altında tutulur. Sırayla girilen dijital günah çıkarma odalarında günahlarından arındırılır. Tıpkı Ortaçağ'da olduğu gibi Kilise'nin hiçbir kararının sorgulanamadığı bu gelecek zaman toplumunda şehirde yaşamak istemeyenler de aforoz edilip kendi haline bırakılır. Şehir dışındaki bir kasabaya vampirlerin saldırdığını ve kardeşinin yaralandığı haberi 'emekli gazi' Rahip'e ulaşınca olaya müdahale etmek ister. Ancak Kilise buna izin vermez çünkü onlara göre vampirler yok edilmiştir. Bunun üzerine rahip olayı çözmek için yeminini bozup Kilise'nin sözünden çıkar.


'YETİMHANE'DEN MEZUN OLDU


Yönetmen Stewart, son dönemdeki pek çok gişe filminin görsel efektine imza atan 'The Orphanage' (Yetimhane) şirketinin üyelerinden. Iron Man, Blade Runner, Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu, Grindhouse, Müzede Bir Gece ve Sin City gibi daha pek çok filmin görsel efektine imza attı bu ekip. Kutsal Savaşçı da görsel efekt yönünden izleyiciyi memnun edebilir. Ancak karakter derinliği ve senaryo açısından sınıfta kalıyor. Güney Koreli Min-Woo-Hyung'un 'Priest' adlı popüler çizgi romanından uyarlanan film, zaman atlaması yapıyor. Orijinalinde Tanrı'ya karşı gelmiş 12 meleğin öyküsünün kutsal şövalyelerle kesiştiği bir Ortaçağ hikâyesiyken film, din-aksiyon mücadelesini koruyarak olayı karanlık bir geleceğe taşıyor. Westernin bilimkurguyla yarenlik ettiği film, Kilise'nin her şeye karar verdiği gelecek atmosferinde başarılıyken; bu konuda esaslı bir çatışma bekleyenleri hayal kırıklığına uğratıyor. Ana karakterin Kilise adına yaptığı 'fedakârlıklar' birkaç replikle geçiştirilirken karakterin yaşadığı iç çatışma, aksiyon sahnelerine ve görsel efekte yoğunlaşmaktan unutulmuş gibi.


Teknolojik imkânların da genişlemesiyle çizgi roman uyarlamalarının Hollwyood için yeni bir menfez olması sonucu bu konuda üç tarz ortaya çıktı. Birincisi, Christopher Nolan'ın en güzel örneğini verdiği karakter ve hikâyeye derinlik katıp onu ileri bir boyuta taşıyan başarılı 'sinema' örnekleri. İkinci kulvarda, karakter ve hikâyeyi es geçip bütün enerjisini çizgi ve görsel oyunlara yönelten 'Zack Snyder ekolü' diyebileceğimiz tarz var. Üçüncü olarak da müstesna yerinden dolayı kategorize etmeye gönlümüzün elvermeyeceği Tim Burton'ı sayabiliriz. Burton usta, gotik tarzıyla bambaşka bir 'sanat dünyasını' yansıttı perdeye. 'Kutsal Savaşçı'yı ikinci tarzın içine dâhil edebiliriz. Ancak Stewart, hikâye ve karakteri es geçmesiyle uyum gösterdiği bu kulvarda görsel çalışmada Snyder'ın bir hayli gerisinde kalıyor. Yine de filmin en önemli 'şansı' başrolünde Nicolas Cage'in olmayışı! Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz aylarda gösterime giren Cadılar Zamanı'nda Cage de Kilise'yle sorun yaşayan bir Ortaçağ şövalyesini oynamıştı. Hiç olmazsa burada Paul Bettany, Da Vinci Şifresi'nden âşinalıkla rolün çerçevesine oturuyor. Son olarak, filmin finalinin bir 'seriye' göz kırptığını söyleyelim. Kim bilir belki de ikinci ya da üçüncü filmde Malta Şövalyesi kıvamındaki rahip karakterinin geçmişine gidilip Kilise-otorite-askerî güç çatışmasına girilir de hikâye biraz genişler.


Ali Koca

Kaynak - Zaman

20 Mayıs 2011 Cuma

“Bir kuş? Bir uçak? Hayır... O Süpermen

Superman, Batman, Kaptan Amerika, Hulk, X-Men, Örümcek Adam, Demir Adam, Thor gibi süper kahramanların yaratıcılarının en ilginç ortak noktası nedir biliyor musunuz? Yaratıcılarının 1930’lu yıllarda yaşamış Yahudi gençleri olması
Superman, 1938 yılında hayatımıza karizmatik bir giriş yaptı. Ardından, Batman, Kaptan Amerika, Fantastik Dörtlü, Hulk, X-Man, Örümcek Adam gibi süper kahramanlar, birer birer hayal dünyamıza girdi. Özellikle sinema ve bilgisayar oyunları endüstrisinin de onları sık sık kullanmasıyla günümüzde de son derece popülerler. Tüm dünyanın tanıdığı bu süper kahramanların en ilginç ortak noktası ise yaratıcılarının 1930’lu yıllarda yaşamış Yahudi gençleri olması.

Joe Shuster ve Jerry Siegel, 1938 yılında Superman’i yarattı. Ardından, Bob Kane ve Bill Finger Batman’i, Will Eisner The Spirit’i, Jack Kirby ve Joe Simon Kaptan Amerika’yı, Stan Lee Hulk, Fantastik Dörtlü, X-Men, Örümcek Adam, Demir Adam, Thor gibi birçok süper kahramanı yarattı. Bu süper kahramanlar, Marvel ve DC Comics gibi ABD’nin en büyük iki çizgi roman şirketinin kurucuları Martin Goodman (Marvel), Harry Donenfeld ve Jack Liebowitz (DC) gibi Yahudi yayıncılar sayesinde de tüm dünyada bilinir hale geldi.


1930’lu yıllarda çizgi roman sektörüne adım atmış Yahudi gençlerin çoğunun hayatı oldukça zorlu koşullarda geçti. Dünyada ekonomik bunalımın yaşandığı, ‘Büyük Depresyon’ olarak bilinen dönemde, özellikle büyük şehirlerde işsizler ve evsizler ordusu oluştu. İşte böyle bir dönemde çoğunlukla Doğu Avrupa’dan göç eden Yahudi aileler bir taraftan herkes gibi ekonomik bunalımı yaşarken diğer taraftan da antisemitizmi yaşıyorlar, bu sebeple de geleceklerine karamsarlıkla bakıyorlardı. Yahudi çocuklar, büyük şehir mahallelerinde sürekli olarak diğer grupların gençleri tarafından aşağılanıyor ve tartaklanıyorlardı.


Okuma-yazma oranının bile oldukça düşük olduğu bu dönemde, büyük şehirlerde yaşayan göçmen gruplar içerisinde Yahudiler, kültür ve eğitim düzeyi en yüksek olan gruplardan biriydi. Çizgi roman yayıncılığı genelde kimsenin çalışmayı tercih etmediği ve hor görülen bir sektördü. Ancak Yahudi gençler için hem yeteneklerini kullanabilecekleri, hem de para kazanabilecekleri bir kurtuluş kapısı oldu.


Joe Shuster ve Jerry Siegel 1933 yılında başka bir dünyadan gelen ve süper güçlere sahip bir kahraman yarattılar. 1938 yılında tasarımlarını sürekli değiştirdikleri bu karakteri DC Comics dergisinde Superman adıyla yayınladılar. Superman’i her ne kadar Yahudi bir karakter olarak yaratmasalar da, Yahudi kültüründen alıntılar yaptıklarını söyleyebiliriz. Superman’in gerçek isminin, İbranicede ‘Tanrı’nın sesi’ anlamına gelen ‘Kal-El’ oluşu gibi. Superman’in hayatı ile Musa peygamberin hayatı arasındaki benzerlikler de dikkat çekicidir. İkisi de kendi halklarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları bir dönemde doğar. Aileleri tarafından, öldürülmekten kurtulabilmeleri için tek başlarına daha güvenli olan yabancı bir yere gönderilirler. Gönderildikleri yerde evlat edinilirler. Musa peygamber Tanrı tarafından bahşedilen doğaüstü yetenekleri kullanarak, Superman ise doğuştan sahip olduğu doğaüstü yetenekleri sayesinde, kötü güçlere karşı zayıfları korur. Ve her ikisi de kendi esas kimliklerini yaşadıkları toplumdan saklar.


Birçok süper kahramanın kendi güvenliğini korumak amacıyla, esas kimliğini gizlemesi ya da daha geri planda tutması, azınlık olarak yaşamını sürdüren Yahudilere ait halen geçerliliğini koruyan bir davranış biçimi.


II. Dünya Savaşı yıllarında hem Superman hem de Kaptan Amerika Nazi güçlerine karşı savaştı. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında yayınlanan bir macerada Superman, Almanya’nın Batı Duvarı’nın bir bölümünü yıkar. SS gazetesi Das Schwarze Korps’ta da yayınlanan bu bölüm, Naziler tarafından hoşnutsuzlukla karşılanır. Aynı şekilde Kaptan Amerika ve Bucky de Nazilere karşı hem tek başlarına, hem de ‘Invaders’ adlı grubun üyeleri olarak savaşırlar.


1960’lı yıllar içerisinde Stan Lee ve Marvel Comics, Spiderman (Örümcek Adam), Thor, Iron Man (Demir Adam) ve Nick Fury gibi birçok karakter yarattı. Ancak Stan Lee’nin açık olarak Yahudi kültüründen esinlendiğini ifade ettiği tek karakter Hulk’tur. Stan Lee, Hulk’ı Yahudi mitolojisindeki ‘Golem’ karakterinde esinlenerek yarattığını ifade etti.


1961 yılında Stan Lee ve Jack Kirby yeni bir grup süper kahraman yarattı. Fantastik Dörtlü olarak yaratılan bu grubun ‘Şey (The Thing)’ adlı üyesinin esas ismi Benjamin Jacob Grim’di. Grim’in hangi dine mensup olduğu çizgi romanlarda fazla tartışılmamış olsa bile, Bar-mitzva yaptığından bahsedilir. Jack Kirby bir röportajında Grim’in kendisini yansıttığını söylemiş, Amerikan toplumunun içindeki azınlıkların karşılaştıkları zorluklara karşı dayanıklı olmalarını sembolize ettiğini belirtmişti.


Yahudi çizgi roman yazarları da diğer Yahudiler gibi toplum içerisinde etnik kimliklerini geri planda tutmayı tercih ediyorlardı. Örneğin, Jacob Kurtzberg ismini Jack Kirby olarak, Stanley Lieber ise ismini Stan Lee olarak değiştirip daha ‘Amerikalı’ isimleri tercih ettiler. Tıpkı Superman’ın dünyada Clark Kent ismini kullanması gibi. Karşılaştıkları zorluklara karşı duydukları rahatsızlığı, yarattıkları hikayelerinde sembolik olaylar ya da kahramanlar kullanarak dile getirdiler. Bugün her ne kadar azınlıkların durumu geniş toplumlar içerisinde hayli ilerlemiş olsa dahi, Yahudiler birçok zaman kimliklerini geri plana atmaya devam ediyorlar.


San Francisco’da çizgi roman yazarı olarak çalışmakta olan Gerard Jones, düşüncelerini şöyle açıklıyor:


“Superman, Batman gibi süper kahramanlar sinemalara güçlü bir dönüş yaptı. Sinemaya gidip, süper kahramanların maceralarını zevkle izleyebilirsiniz. Ama şunu hatırlamakta fayda var. 1930’larda, yaşadığı mahalleye kendini kabul ettirmekle ilgili ciddi zorluklar yaşayan Yahudi göçmen çocukları, gün içinde sinagogda hayaller kuruyor olmasalardı, bugün bu süper kahramanları izliyor olmayacaktık.”



Kaynak - Şalom

Komünist Manifesto ve Kapital’in çizgi romanı Kapital Manga Kürtçede!

Yordam Kitap, Komünist Manifesto ile Kapital’in çizgi romanı Kapital Manga’yı Kürtçe olarak yayınladı. Kitaplar ilk olarak 17-22 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen TÜYAP Kitap Fuarı kapsamında Diyarbakır’da okurlara sunuluyor.Kürt dili üzerindeki resmî yasağın kalktığı, farklı dillerden kültür ve edebiyat eserlerinin Kürtçeye çevrildiği bir dönemde Marksizmin yapıtlarının Kürtçede yayınlanmayışını önemli bir eksiklik olarak gören Yordam Kitap, iki önemli eseri Kürtçeye kazandırdı.



Türkiye’de Türkçe olarak çok sayıda basımı bulunan Manifesto’nun bir Kürtçe basımı yoktu. Eski yıllarda yapılmış olan bir Türkçe-Kürtçe basımın ise yaygın bir dağıtımı yapılmadığı gibi halihazırda piyasada mevcudu da bulunmuyor. Bu nedenle Yordam Kitap’ın Manifesto basımı Türkiye’de Marksist Kürtçe yayıncılık açısından bir ilki temsil ediyor.


Kaliteli ve özenli bir şekilde basılan kitap, Manifesto’nun tam metni ile çevirmen Sami Tan’ın önsözünü içeriyor.


Yordam Kitap’ın Kürtçeye kazandırdığı ikinci eser ise, Karl Marx’ın temel ve oylumlu yapıtı Kapital’in çizgi romana uyarlanmış halini içeren Kapital Manga. İlk olarak 2008 yılında Japonya’da yayınlanan Kapital Manga, 2009 yılında Yordam Kitap tarafından Türkçeye çevrilmişti. Japonya’da olduğu gibi Türkiye’de de ilgiyle karşılanan Kapital Manga, Kapital’in özünü ve temel kavramlarını bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen bir öyküyle iç içe anlatması nedeniyle Kürtçede de ilgiyle karşılanacak özellikte. Sömürünün nasıl gerçekleştiğini, kapitalist üretim sürecinin nasıl işlediğini öyküleştirerek, çarpıcı diyaloglarla ve çizginin gücünü kullanarak anlatan Kapital Manga’nın Kürtçe basımı, hem Kürtçeyi iyi bilenler için hem de Kürtçeyi öğrenme aşamasında olan okurlar için zevkle okunabilecek bir kitap.


Her iki kitap da uzun yıllar Azadiya Welat gazetesinin yayın yönetmeni olarak çalışan, halen Kürt Enstitüsü başkanlığını yürüten yazar ve çevirmen Sami Tan tarafından çevrildi.


Yordam Kitap, bu iki kitabın tanıtımı için TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı kapsamında bir de etkinlik gerçekleştiriyor. 20 Mayıs Cuma günü saat 14.30’daki etkinliğin konuşmacıları Tarık Ziya Ekinci, Şeyhmuz Diken ve Sami Tan.


Yasaklı ideoloji ile yasaklı dilin kucaklaşması...
Marksist eserlerin Kürtçede yayınlanmasını Yordam Kitap, "yasaklı bir ideolojinin yasaklı bir dille kucaklaşması olarak" değerlendirdi. Bu bağlamda Yordam Kitap tarafından hazırlanan basın bülteninde şu ifadelere yer verildi:


"Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de Marksist eserlerin yayını uzun yıllar yasaklanmış, çok sayıda yazar ve yayıncı Marksist eserleri çevirip yayınladıkları için tutuklanmış, mahkûm olmuştur.


Aynı şekilde Kürt dili de yasaklar ve fiili engellemelerle yok sayılmaya, unutturulmaya, adeta dillerden kazınmaya çalışıldı. Ana dili Kürtçe olan milyonlarca insanın bilime, kültüre ve edebiyata kendi dillerinde ulaşma olanakları ellerinden alındı. 1990’ların başından itibaren adım adım mümkün olabilen Kürtçenin yazılı olarak ifadesi, devlet baskısı, fiili engellemelerin yanı sıra Kürtçenin eğitim dili olmasının engellenmesi nedeniyle zorlu ve sancılı bir süreçte yol almaya çalışıyor.


Her türden haksızlığa, ulusal baskının her türüne karşı mücadelenin bayrağını taşıyan, 'Başka bir ulusu ezen ulus özgür olamaz' şiarını ilke edinen bir dünya görüşünün, küllerinden doğan mazlum bir dilde yankılanması önemlidir."


Komünist Manifesto’nun ünlü son sözü
Komünist Manifesto'nun ünlü son sözü ise Kürtçe'de şu şekilde yeniden ifade edildi:


“Komunîst veşartina raman û dilxwaziyên xwe red dikin. Ew diyar dikin ku bi tenê dikarin bi riya ji binî ve hilweşandina teveka pergala civakî ya heyî bigihêjin armanca xwe. Bila qe çînên serdest bi tirs û sawa şoreşeke komunîst bilerizin. Ji bilî zincîrên xwe tiştekî ku proleter ji dest bidin nîn e. Lê cîhaneke ku bi dest bixin heye.
Karkerên hemû welatan, bibin yek!”


(soL-Haber Merkezi)

19 Mayıs 2011 Perşembe

Ken Parker 44 Çıktı!

Ken Parker 44. sayısı bayiilerde!
Paylaşım - Yener Çakmak

Greystorm 3 Çıktı!

1001 Roman'ın dilimize kazandırdığı kısa serinin 3. cildi çıktı!
Paylaşım - Yener Çakmak

18 Mayıs 2011 Çarşamba

CREEPY, SİSTEME İNAT GRİ ALANLARDA GEZİNEN KORKU ÇİZGİ ROMANI!

Bugün ana akım içinde yer alan Amerika menşeili çizgi romanların hemen hepsinin “sistem propagandası” yaptığı görülürken, Creepy, “ötekinin” olmadığı bir dünyanın kapılarını açar okurlara.

Lal Kitap’ın koleksiyon dizisi olarak dilimize kazandırdığı “Creepy” çizgi romanına dışarıdan bakanlar bu çizgi romanı sıradan korku ögelerini kullanan basit bir dizi olarak görebilir. Bu öykülerde katıksız bir dehşetin vampirler, kurt adamlar, zombiler, canavarlar, mumyalar aracılığıyla alttan alta bir takım mesajlar ilettiği görmezden gelinebilir. Hatta bir çok okur Creppy’nin evrensel bazı olumlu mesajları barındırdığını kabul da etmeyebilir. Oysa büyük yazar Shakespeare’in Hamlet’inde hayalet, Macbeth’inde cadılar cirit atarken kehanetler havada uçuşur, Goethe’nin Faust’unda okurun (izleyicinin) karşısına şeytan çıkmaktadır ve bahsi geçen geçmeyen eserler bugün edebiyatımıza yön vermektedir.


Creepy, zor anlaşılabileceğini bile bile işin kolayına kaçarak sistemin sözcülüğünü yapmak yerine zor yolu seçmiş, öncülü EC Comics’in açtığı yoldan ilerleyen son derece cesur ve başarılı bir yayındır bu bakımdan.


1950’nin komünist avı mevsiminde Entertaining (Eğlendirici) Comics (EC) adlı yayınevi, “öteki” peşinde koşturan ve onun varlığı sayesinde ayakta durmayı politika olarak benimsemiş muhafazakar yapının maşası olmamaya karar vermişti. “Ötekileştiren” sistemin genel olarak yapısı alıcı kitleyi belli bir siyah-beyaz ayrımı üzerinden güdülemektir. Okur farkına varmadan beyazın yanında yer almaya davet edilerek iyi oldurulur, siyah tarafta yer alan çirkin, ucube, eciş bücüş kişilerse siyah tarafın temsilcisi olarak siyahlar içinde kötü olarak sunulur. Bunlar düşmanlardır ve yok edilmelidirler.


Ana akım çizgi romanlarında bir şekilde bayrağa sarılarak ortada gezinen süper kahramanlar bu koşullamayı gerçekleştirmeye çalışırken EC’nin ortaya çıkarak “gri” bir alanı işaret etmesi o yıllarda çok ciddi bir sarsıntıya neden olmuştur. Savaş sahneleri Amerikan askerlerinin üstünlüklerini değil insan olarak sıkıntılarını işlemiş, canavarlar çoğu zaman insanlardan daha insan olmuş, siyah olarak sunulan her şey hoşgörü içinde ele alınarak “öteki” olmak yerine “anlaşılmak” istenmiştir. Dahası çizgiler son derece yetenekli sanatçıların elinden çıkmış, şiddet sahneleri ancak 1970’ler sinemasının rahatça ele alabildiği açıklıkla kağıda son derece başarılı bir şekilde aktarılmıştır. İronik olarak eğlendirici adını taşıyan korku çizgi romanları yayınlayan yayınevi o dönem politikacıları tarafından hiç de eğlendirici bulunmamış kapatılmıştır. EC comics bahanesiyle çizgi romana denetim getirmeyi hedefleyen sansür kurulu kurulmuş (Comics Code Autorithy) çizgi roman o tarihten sonra adeta evcilleştirilmiştir.



EC Comics’in Mirası Devralınıyor


EC comics’in bu cesur atılımı ve çizgi romana kazandırdığı kalite bir çok çizgi roman sever gibi 1960’larda satış rekorları kıran korku sineması dergisi çıkaran James Warren’ın da hafızasında yer etmişti. Warren, 1964 yılında EC comics deneyimi olan olmayan bir çok ünlü yazar ve çizeri bir araya getirerek EC comics alt yapılı CREEPY dergisini çıkardı.


Çizgi diziye adını veren Creepy amca, öykülerin başında ortaya çıkan ve öyküye bir girizgah yaptıktan sonra öykü sonlarında da kapanış konuşmasını gerçekleştiren yaşlıca bir beydir. EC comics’in üç anlatıcısından biri olan baş anlatıcı Crypt Keeper (Mezarcı)’ın yerini almıştır. Alaycı ve eğlenceli sunumlarla çizgi öyküleri başlatan ve kapatan Creepy amca aslında bir deneyin ürünüdür. Ölümsüzlüğü bulmak isteyen Dr. Habeas canavarlar üzerinde deneyler gerçekleştirirken ortaya çıkan iksir çıkan bir yangında canavar kalıntılarıyla birleşir ve ortaya Creepy amca çıkıverir. İşte o kendini “mide bulandırıcı” olarak tanımlayan amca olmasa bu öykülerin okunma fırsatı bulunamayacaktı.


Hatta EC’deki diğer sunucular Vault Keeper (Bekçi), Old Witch (Yaşlı Cadı) ikilisinin yerini alan Eerie (ürkütücü) ile Vampirella olmasa “dehşetin sunucularının” yorumundan geçmeyen hiçbir öyküyü okuyamayacaktık. Bu üç sunucu ilerleyen yıllarda bir araya gelecek, öykü girişlerinde ve sonlarında atışarak okuyucuyu ölümler, dehşet, cinayetler okuduktan sonra hayli eğlendireceklerdir.


Hatta bu sunuculardan seksi ve güzel Vampirella kendi çizgi dizisine kavuşacak, nehirlerin ve denizlerin kandan oluştuğu Drakulon gezegeninden dünyamıza gelerek insanlara zarar veren bazı kötü adamların peşine takılacaktır. Hayli kızıl bir kostümle kızıl içeceği tercih eden canavarsı ve dişil kışkırtıcı seksapele sahip “öteki”, Adam (Adem) adlı gence aşık olarak Lilith’in (şeytani Havva) bir yansıması olarak okuyucularla buluşup o dönemin muhafazakar politikacılarına nanik yapacaktır. Sonra da gelip ülkemizde okuyucularla bulunacaktır.


“Öteki” yoksa “ben” mi?


“Öteki”nin olmadığı bir griler dünyası Creepy... Karşıt kutupların çatışmadığı bir çizgi roman nasıl korkutur peki? Bunun yanıtı her öykünün her karesinde gizli: İnsanla!


İnsanların bencillikleri, zaafları, hırsları, ihanetleri, sadakatsizlikleri, yalanları, oyun bazlıkları Edgar Allan Poe’nun grotesk anlayışıyla birleşince ortaya öyle hikayeler çıkıyor ki Creepy’de canavarlar oldukça masum kalıyorlar. Hatta okurlar kimi zaman canavar olarak adlandırılanlara acıyor onlarla özdeşlik kuruyor demek yanlış olmaz.



Çığlık Çığlığa bir dergi reklamı!


"Bir gece evde oturmuş radyo dinliyoruz gene. Başka da bir meşgalemiz yok. Birden reklâmların tam orta yerinde bir kadın çığlığı duyduk ardından da Vraouurrr gibi bir çığlık yükseldi yerimizden fırladık. Daha kendimize gelemeden radyodan şu spot cümleler duyuldu: Korku Magazin çıktı! Bayinizden ısrarla isteyiniz! Artık çizgi roman reklâmı verilmiyor." (İsmet Kızılsu, 1968 üzerine sohbetimizden)


Yıllar önce gerçekleşen ve radyolarda reklamı verilen bu çizgi romanın her baskısının kaliteli olduğunu söylemek olası değil maalesef. Farklı edisyon ve formatlar çizgi kayıpları yaşanmasına neden olmuş, okuru belli oranda da küstürmüştür sevdiği türe. Okur, dergiyi satın aldıktan sonra her kalite kaybıyla ürpermiş, dehşete kapılmıştır ilerleyen sayfalarda desek yeridir.


Creepy, Eerie ve Vampirella bugün Ayşe Karsel Zaimoğlu’nun titiz çevirisi ve Lal Kitap’ın kaliteli baskısıyla ikinci buluşmasını yaşıyor şimdilerde okurlarla. Ancak bu sefer okurumuzun şanslı olduğu gün gibi aşikar. Şimdi, diziyi basan yayınevi diziyi anlıyor ve hak ettiği baskı kalitesiyle raflara ulaştırıyor.


Creepy, güzelliklere ve barışa ulaşmak isteyenlere dehşetin ve şiddetin ürperten şefkat dolu canavarlarını getiriyor. Ayrıca Creepy’nin bu dönemde basılması hayli manidar. 1950 - 2011 benzerliği son derece dikkat çekici. Muhafazakarlığa ve hoşgörüsüzlüğe tokat gibi inen bu çizgi roman dizisi politik cadı avına çıkmış paranoyak siyasetçilere ciddi bir yanıt niteliğini de barındırıyor.


Ümit Kireççi


Vatan Kitap 09.05.2011

Tex 105 ve Altın seri Çıktı!



17 Mayıs 2011 Salı

Kocaeli Kitap Fuar'ından İzlenimler

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin organizasyonunda gerçekleştirilen Kocaeli Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası Fuar Merkezinde 14-22 Mayıs 2011 tarihleri arasında kitapseverlere hizmet veriyor. Fuara yayınevleri, sivil toplum kuruluşları ve; sıkı durun sahaflar katılıyor. Hem de neredeyse tamamı çizgi roman ve popüler kültür ürünleri de satan sahaflar!
Yahya Kaptandan kalkan belediye otobüsleri Kocaeli’nin her yerinden ring seferler yapıyor. Fuar, 10.30-21.00 saatleri arasında hizmet veriyor. Kendi aracıyla gelenler genellikle otoparkta yer buluyorlar. Ben rahatlıkla buldum mesela. TÜYAP’ın aksine otopark bedava! Fuar, merkezi bir yerde olduğu için trafik, gecikme gibi rahatsızlıkları da yaşamıyorsunuz. Fuara giriş ücretini ne kadar belirlemişler diye merak ederek içeri girip gişe aramaya başladım. Ancak gişe bulamadım. Çünkü fuara giriş te bedava! TÜYAPa gitmek için çektiğim sıkıntı ve yaptığım masraflar geldi de aklıma!..
Güzel bir bahar günü fuar kapısı önündeki büfede soluklanıp çay tost molası verdikten sonra devasa panodan yerleşim planını inceleyip içeri girdim. Fuar kocaman üç salondan oluşuyor. Salonlardan birisi, güzel sanatlar, kafeler ve sahaflara ayrılmış. Diğer ikisi yayınevleri ve STK’lara ayrılmış. Tabiiki ben sahaflardan başladım gezmeye. Kocaeli’nden ve İstanbul2dan bir dolu sahaf dünya kadar ürünü sergiliyorlar. Üstelik öyle İstanbul fiyatları gibi değil. 1 veya 2 TLye Tay Zagor ciltleri alabiliyorsunuz mesela. Hemen her sahafta az çok çizgi roman var. Hoz’un ürünleri ağırlıkta ve neredeyse tamamı poşetlerinde ve 0km. Çok uygun fiyatlara Tommiks, Teksas, Swing takımlarını kapatabilirsiniz. Eski dergiler, mecmualar, plaklar, osmanlıcalar, resimler, bilim kurgular ve daha neler neler. Rüya gibi. Aradığınız eski çizgi romanlar varsa ısmarlıyorsunuz İstanbul’dan getiriyor bazıları. Galatasaray İş Hanı sahaflarının ağırlıkta olduğu hemen tüm sahaflar kart verip İstanbul’a buyur ediyorlar.
Diğer salonları gezerken aklım hala sahaflar tarafındaydı. Ya resmen 70li yıllların kaldırım günleri gibiydi. NTV Yayınlarına uğrayıp yeni yayınlardan aldım. Büyük yayınevlerinin hemen hepsi var ve minimum %20-25 indirimler sözkonusu. Mizah dergileri, Tudem, NTV, Doğan kitap çizgi roman satanlar arasındaydı. Sadece sinema ürünleri satan iki stant daha var(fuarda stantların da ücretsiz olduğunu da öğrendim bu arada). Salonun köşesine kadar gidip geri geleyi derken sürprizi gördüm. Kocaeli’mizin çiçeği burnunda yayınevi ve çizgi roman mağazası sevgili İlhan Yılmazın Prestij Kitap standını gördüm. Anında daldım tabii ki. Sonrası malum. İlhan ve sevgili Arda Yaztıoğlu’yla günün sonunu getirdik. Kocaeli’nde bu kadar çok çizgi roman alıcısının olduğunu bilmiyordum. Epey satış vardı. Gelenlerin büyük çoğunluğu ya çocukluğumuzda okurduk bunları babında yanaşıp en azından bir karıştırıyorlar kitapları. İlhana bir ara dostum tezgah biraz yüksek kitaplar yürümesin sonra dedim. İlhan dostum eğer çizgi roman okuyacaklarsa bırak yürütsünler ben razıyım dedi. İlhanı alkışlıyorum. Hızır Beyin birinci sayısını yeni versiyonla bir daha basıp piyasaya süreceğinden bahsetti. İlhanın müthiş bir satış ve üretim iştahı var. Stratejileri de akıllıca ve sonuç alınan cinsten. Adam 1000 baskıya pek bir şey değil ama diyor yahu. Büyük yayınevlerinin İlhandan öğreneceği çok şey var. Standında bize sunduğu simit ve çaylar için sevgili İlhana teşekkür ediyorum. Bu arada Prestijin Durango’larını aldım. Türkiye’de bu güne kadar böylesine kaliteli bir frankofon basılmamıştır. Almamak günah resmen. Prestijde vakit geçirirken bir yandan da stantları gezmeyi sürdürdük ve akşam saat 19.00da Arda ile fuarı terk ettik. 19 mayıs günü yine gidip diğer eksiklerime bakacağım.

Kocaeli İstanbul’a yakın, 1 saat. İndirimli kitaplar ve güzel bir gün geçirmek isteyenleri mutlaka Kocaeli Kitap Fuarına bekliyoruz. http://www.kocaelikitapfuari.com/index.html

Selamlar,
Lami Tiryaki

15 Mayıs 2011 Pazar

"Oyuncak Kütüphanesi" Konferansı

Fakültemiz ev sahipliğinde 27 Mayıs 2011 tarihinde
“I. Ulusal Oyuncak Kütüphanesi Konferansı” düzenlenecektir.


Prof. Dr. Ozana URAL Okul Öncesi Öğretmenliği
Ana Bilim Dalı Başkanı


Prof. Dr. Cemil ÖZTÜRK
Dekan

DAVET

Değerli Katılımcılar,


Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı tarafından 27 Mayıs 2011 tarihinde düzenlenecek olan I. Ulusal Oyuncak Kütüphanesi Konferansı web sayfasına hoş geldiniz.


Konferansın ana teması “Toplumdaki Herkes İçin Değerli Bir Destek: Oyuncak Kütüphanesi” olarak belirlenmiştir. Ülkemizde ilk defa düzenlenecek olan bu konferans ile, “Türkiye’de oyuncak kütüphanelerine ilişkin farkındalık oluşturarak toplumdaki önemli rolünün altı çizilmeye çalışılırken; oyunun çocuğun gelişimindeki rolünün yanısıra beynin hareket ve sosyal yeterliliğin gelişimindeki rolü ve çocuğun doğal bir hakkı olduğu, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki Madde 31’in önemi, Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılmış olan oyuncak kütüphanelerinde yapılan uygulamalar ve üniversitelerdeki oyuncak kütüphanesi modelleri” hakkında bilgi edinilmeye ve paylaşılmaya çalışılacaktır. Bu konferansın geleneksel hale gelmesi umulmaktadır.


Konferansa Maltepe Üniversitesi’nden Sayın Prof. Dr. Ayla Oktay, Yeditepe Üniversitesi’nden Sayın Prof. Dr. Müzeyyen Sevinç, Hacettepe Üniversitesi’nden Sayın Prof. Dr. Belma Tuğrul, Uludağ Üniversitesi’nden Sayın Prof. Dr. Handan Asude Başal, Marmara Üniversitesi’nden Sayın Dr. Bülent Madi, M.E.B. Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü’nden Sayın Uzm. Şükran Evirgen ve Marmara Üniversitesi’nden Sayın Dr. Işık Kamaraj konuşmacı olarak katılacaktır. Konferans, Göztepe Yerleşkesi’nde bulunan Dr. İbrahim Üzümcü Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecektir.


Ulusal Oyuncak Kütüphanesi Konferansı’nın birincisinin ev sahipliğini Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı olarak gerçekleştirmekten dolayı son derece heyecanlı ve kıvançlıyız. Bu konferansın düzenlenmesinde Fakültemiz İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği ABD’dan Dr. Işık Kamaraj büyük emek sarf etmiş ve bir önceki yıl üniversitemizde düzenlediği “Türkiye I. Dünya Oyun Oynama Günü”nden sonra, ulusal boyutta “I. Ulusal Oyuncak Kütüphanesi Konferansı”nın organizasyonunu üstlenmiştir. Bu konferansın gelişerek, düzenli bir şekilde tekrarlanmasını dilemekteyiz.


Konferansa, oyuncak kütüphaneleri ile ilgilenen akademisyenleri, araştırmacıları, üniversiteleri, Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü ve Kültür Bakanlığı temsilcilerini, Unicef Türkiye Temsilciliğini, Unesco Türkiye Temsilciliğini, okul öncesi eğitimcileri ve okul öncesi öğretmenliği öğrencilerini, oyuncak kütüphanesi çalışanlarını ve oyuncak kütüphaneleri ve oyun hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen ve oyun oynamayı destekleyen kişi ve kurumları davet ediyoruz.


Konferansa ilişkin detayları öğrenmek için Fakültemiz internet sayfasında yer alan http://aef.marmara.edu.tr/sayfa/2740/oyuncak/ bölümünden gerekli bilgilere ulaşılabilir.


Dinleyici olarak katılmak isteyen değerli katılımcıları üniversitemizde misafir etmekten mutluluk duyacağımızı belirterek konferansın başarılı geçmesini dileriz.


Program ve Detaylar: Marmara Üniversitesi

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Firuz Kutal Sergisi

11-15 Mayis 2011 tarihleri arasinda Erol Dernek sokaktaki tarihi erman han'iN DUVARLARINDA

FIRUZ KUTAL: A STONE AT THE STREET EXHITION, IN ISTANBUL, Turkey, In a historical place, Erol Dernek Sk. Erman Han...


Mister No ve Gerçek Hayat

Mister No'nun bu sayısınıorum kim çizmiş bilmiyorum. Hangi sayısı ve öyküsü ne onu da bilmiyorum. Sayfalar dağınık ve eksik. Ancak aşağıdaki karelerin benzerliği inanılmaz. İngiltere'de uçağa yıldırım çarptı hatırlayanlar vardır. İşte o yıldırım yıllar önce ilk denemesini Mister No'da yapmış meğerse:

Ümit Kireççi

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

13 Mayıs 2011 Cuma

Oğuz Aral "Gerekli Taramalar" Sergisi

15-31 Mayıs 2011 tarihleri arasında
MSGSÜ Tophane-i Amire Tekkubbe Salonu’nda açılacak olan
Gerekli Taramalar
Ailesine Kalanların İzlerinden
Oğuz Aral
Sergisi’nin açılışında sizi de aramızda
görmekten mutlu olacağız.

İstanbul 1. Uluslararası Mizah Festivali
Organizasyon Komitesi adına
Rauf Kösemen
---------
Açılış kokteyl
15 Mayıs 2011, Saat 17.30
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Tophane-i Amire Tekkubbe Salonu
Defterdar Yokuşu No:2 Tophane
Karaköy İstanbul


Paylaşım - Yener Çakmak

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Kara Murat'ın yaratıcısı Rahmi Turan'la röportaj

Yayın sorumlusu olduğu bütün gazeteleri yüksek tirajlara ulaştırmasıyla ve en önemlisi yarattığı “Kara Murat” karakteriyle ünlenen Rahmi Turan şimdilerde Hürriyet Gazetesi’nde köşe yazıları yazıyor. Turan, defalarca beyaz perdeye uyarlanan Kara Murat’ın ilk filmi dışında pek de memnun değil.
Yenilenen kostümü ve tabii ki değişen başrol oyuncusuyla Kara Murat’ın yeni filmi yıl sonunda gösterime girecek. Aşağıdaki röportajda üçlemenin ilk filmi olan ve Aralık 2011’de gösterime girmesi planlanan “Kara Murat Mora’nın Ateşi” hakkında da bilgiler bulacaksınız. Hatta filmin ilk fragmanı da aşağıda mevcut.
İşte Rahmi Turan’la hayatı, gazeteleri ve Kara Murat hakkında yaptığım röportaj:

Rahmi Turan

Kültürel Güncel: Hayatınızı kısaca özetler misiniz? Nelerden hoşlanırsınız?
Rahmi Turan:1939 yılında, İstanbul Kadıköy'deki Haydarpaşa Nümune Hastanesi'nde doğmuşum. Fakat nedense babam nüfus kâğıdına "Doğum yeri: Bilecik" diye yazdırmış.

İstanbul Gazetecilik Okulunu bitirdim. Yedek Subay'a gitmeden önce gazeteciliğe başladım, askerliğim bittikten sonra da devam ettim (Yıl 1961)
1968 yılının 26 Kasım günü Günaydın Gazetesi'ni yayın hayatına soktum. 1983'te Tan Gazetesi'ni, 1985'te Sabah Gazetesi'ni, 1990'da Meydan Gazetesi'ni, 1997 yılında da Gözcü Gazetesi'ni çıkarttım. Bu gazetelerin hepsi yüksek tirajlara ulaştı. Ben ayrıldıktan sonra durumları sarsıldı. Sabah Gazetesi, bilindiği gibi, halen yayınına devam ediyor.


Devamı Kültürel Güncel'de:

İspanyol Kültür'de Çizgi Roman Atölyesi

1r. Festival Internacional del Humor de Estambul/ 1. Uluslararası İstanbul Mizah Festivali


Viernes, 13 mayo de 2011
13 Mayıs 2011, Cuma

TALLER DE HISTORIETAS GRÁFICAS
/ÇİZGİ ROMAN ATÖLYESİ

Pernan Goñi


El Instituto Cervantes colabora en esta primera edición del Festival Internacional del Humor de Estambul con un taller de elaboración de historietas gráficas del dibujante español Pernan Goñi (Oñate, Gipuzkoa, 1968), quien ha trabajado como profesor de arte para niños en el museo Guggenheim de Bilbao y que acaba de publicar su primer libro de cómics.


Cervantes Enstitüsü bu sene ilk kez gerçekleştirilecek olan Uluslararası İstanbul Mizah Festivale İspanyol grafiker ve çizgi roman çizeri, Bilbao Guggenheim Müzesi’nde çocuklar için sanat öğretmenliği yapan ve ilk çizgi roman kitabını yayımlayan Pernan Goñi (Oñate, Gipuzkoa, 1968) tarafından verilecek bir atölye ile katılıyor.

Información práctica/Pratik Bilgiler
:
Número máximo de participantes en el taller:20 / Maksimum katılımcı sayısı: 20 kişi.
Necesarios conocimientos de dibujo o arte./
Çizim ve sanat bilgisi gereklidir.
Para inscripciones y más información/ Kayıt ve detaylı bilgi için: koordinator@mizahfest.org


Lugar / Yer: Instituto Cervantes
Talabaşı Bulvarı,
Zambak Sok. 25
Beyoğlu/İstanbul
Hora/Saat: 17:00-19:00
Actividad en español, con traducción al turco /Etkinlik dili İspanyolca, Tükçe çeviri ile.



Paylaşım - Ebru Akkaş

Linkler

Related Posts with Thumbnails