1. TÜRK ÇİZGİ ROMAN OKURLARI ÖDÜLLERİ 2010'da önemli bir gelişme oldu:
"Çizgi Roman Ödül" adaylığından çekiliyorum. İsmimin ÇROP'la fazlaca iç içe geçmişliğinin gereksiz dedikodulara neden olacağına inandığımdan kendimi adaylıktan çekiyorum. İlgililere duyurulur" diye açıklama yapan Ümit Kireççi'yle yapılan görüşmeler sonucunda ÇROP Blog'un da adaylıktan çekilmesi kararı alındı.
Bu iki adaya verilen oylar diğer adaylar arasında eşit olarak paylaştırılacaktır.
Saygılarımızla,
ÇROP
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Ümit Kireççi ve ÇROP adaylıktan çekildiler
Bir Sergiden Fotoğraflar
Çizgi Roman dostu sevgili Hakan Alpin'in 1900'lerden 2000'lere çizgi roman sergisi, 03 Nisan 2010 Cumartesi günü Halkalı Kültür merkezi'nde açılışı yapılarak çizgi romanseverlerin beğenisine sunuldu. Hakan'ın çeşitli platformlarda duyurularını yaptığı bendenize bizzat telefonla haber vererek davet ettiği serginin açılışı bizlere güzel bir bahar günü hem keyifli anlar yaşattı hem de iç açıcı bir İstanbul seyahati yaptırdı.
Cumartesi günü saat 15.00 civarı Kocaeli'nden İlhan Yılmaz'la yola çıktık. Kocaeli tayfasından Arda'yı da(Dylan Dog) alacaktım ama kendisi önceki günlerde ağır bronşit geçirmiş. İstirahat halinde olduğu için bize katılamadı. Güneşli güzel bir günde İstanbul seyahatini özlemişim. İlhan'la bol çizgi roman muhabbeti içinde İstanbul'a vardık(bu arada Robin Mırnav'ı ilk elden görme şansına sahip oldum). Boğaziçi köprüsünü hiç dur-kalk yapmadan geçmek ne güzel bir duyguymuş, unutmuşum :) Basın Ekspres yoluna sapmadan Metrobüs hattına paralel giderek Halkalı Atakent konutlarına vardık. Atatürk Havalimanı'nın dibinde bir yerleşim yeri olan Atakent konutları öyle pek konut sitesi gibi değil de küçük çapta bir ilçe gibi daha çok. Oldukça büyük bir yerleşim yeri. Buraya kadar metrobüs çalıştığı için ulaşım sorunu yok. İstanbul'dan metrobüs ve hatta Taksim civarındaki metro kullanılarak kolayca ulaşılabiliyor. Biz kendi aracımızla hiç zorlanmadan-biraz da erkenden-geldik. Sergi öncesi biraz sağı solu dolaştık. Kültür Merkezi'ne yakın bir parkta çekirdek çitledik :) .
Kültür merkezi oldukça nezih bir mekan. Tiyatro salonu, sinema salonu, sergi salonu, büfesi vs bölümleriyle modern bir görüntüye sahip merkezde, konser, sinema, tiyatro ve sergi'den oluşan oldukça yüklü bir program vardı. Saat 18.30 civarı Hakan, sevimli küçük kızı, kardeşi ve karikatürist Yaşar Fırat'la ilk muhabbetleri yapmaya başlamıştık bile. Davetlilerin kalabalıklaşmasıyla kokteyle geçildi. Çay, kahve meşrubat, kanepe ve pastalardan oluşan enfes menü eşliğinde ilginç muhabbetler ettik. Kısa süre sonra çizgi roman sanatçısı Mustafa Kocabaş ve eşi, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay ve belediye ekibinin gelmesiyle ortalık iyice şenlendi. Kısa bir süre sonra açılışa geçildi.
İlk açılış konuşması belediye ekibi sözcüsü tarafından yapıldı ve Hakan Alpin'in mesajı okundu. Başkan Aziz Yeniay'ın konuşmasının ardından Hakan kendi kişisel konuşmasını yaptı ve başkan, Hakan ve kızı üçlüsünün birlikte kestiği kurdelayla açılış gerçekleştirildi. Kadınlı erkekli 40-50 kişi kadar katılımcının olduğu sergi iki bölümden oluşuyor. 1900'ün başlarından itibaren 10'ar yıllık periyodlar halinde kategorilendirilerek duvarlara asılmış kapak panoları ve cam muhafazalar içinde orta ve kenar bölgelere yayılmış vaziyette çizgi roman örnekleri. Seçilen eserlerde 70'ler döneminin popüler örneklerinin yanında 50'li ve 60'lı yılların nostalji kokan dergi ve kitapları biraradaydı. Gazete boy Tercüman Çocuk ilk sayı örneği, Ceylan ve 1001 Roman dergileri, Barbaroslar gibi ilk dönem örnekleri, Osmanlıca Çocuk Dergileri örnekleri dikkati çeken parçalardı. Kapağında Tom Braks illüstrasyonu olan ilk dönem sayı örneği ve ilk defa gördüğüm fumetti boy-yanlışsam lütfen beni düzelt Hakan'cım-ilk Karaoğlan dergi örneği ilginçti. Kenar bölge muhafazalardaki kitaplar yanyana düzgün biçimde dizilmiş olmasına rağmen Orta bölge cam muhafazalardaki örnekler birbiri üstüne yığma şeklinde konmuşlardı. Bu da ortadaki dergilerin incelenmesini biraz zorlaştırıyordu. Keşke tüm parçalar düzenli ve tüm kapak görünecek şekilde yerleştirilmiş olsalarmış. Belediye yetkilileri ve katılımcılar çok samimi ve yoğun ilgi gösterdiler. Hakan'dan aldığım bilgiye göre, Küçükçekmece Belediyesi'nin bizzat daveti üzerine böyle bir sergi gerçekleştirilmiş ve tüm sergiyi finanse etmişler.
Saat 19.30 civarı Mehmet Aras ve iki arkadaşı geldiler. Başka programları da olduğu için fazla kalamadılar ama epey bir şeyler kaynatacak zaman bulabildik. Kanada dönüşü Mehmet'le tanışmak benim için gerçekten özel bir deneyim oldu. Son derece canayakın, samimi Mehmet kardeşimiz gerçek bir çizgi roman dostu. Mehmet'lerin ayrılmasından sonra bizler de yavaş yavaş son resimlerimizi çekip herkesle vedalaşarak Kültür Merkezi'nden ayrıldık.Katılım konusunda İlhan detaylı bilgi vermiş. Bence az ama nezih bir katılımcı grubu vardı. Gönül isterdiki özellikle yayıncı ve sanatçı kesiminden daha çok katılımcı olsun ama herkesin programı da yüklü tabii. Hakan'ın tek çekincesi Belediye gibi kurumların bu tür organizasyonları yaparken attıkları taşın ürküttükleri kurbağaya değip değmediğinin hesabını yapacak olmaları ve bundan sonraki etkinlikler için destek olmayı ne kadar düşünebilecekleriydi. Yoksa bence oldukça keyifli bir açılış oldu. Altın Madalyon grubu 3 kişilik katılımcıyla oradaki tek internet forum grubuydu yanılmıyorsam. Bu da bizim gururumuz olmalı. Benim en çok aklımda kalan bu tür etkinliklerin yapılabildiği bir düzeye gelmiş olmamız. Hakan'ın mütevazi sergisi, insanın aklına daha spesifik sergiler, açılışlar, söyleşi günleri, satış günleri vb faaliyetler getiriyor. İstenirse olabiliyor demekki. Hiç tanımadığımız bir yazar yazdığı ilk kitabı için büyük AVM'lerde kendi çapında faaliyetler yapabiliyor. Ama cidden büyük bir nüfusa sahip çizgi roman okurlarının faaliyet yapmaları çok zorlama oluyor nedense. Bir zamanlar Kadıköy'ün sokak ortalarında yapılan doğal faaliyetler bu tür büyük organizasyonların yolunu açabilecek nitelikteydi. Bu bazda hatırladığım en büyük organizasyon Büyülü Rüzgar mağazasının açılış günüydü. Umarım bu tür sevimli etkinliklerle çizgi romanın sosyal yaşamımızın da bir parçası olduğunu hiç bir zaman unutmayız.
Emeğine sağlık Hakan güzel bir sergi olmuş. Darısı nice diğer etkinliklerin başına.
Selamlar
Lami Tiryaki
Foto - Hakan Tunga
www.kahramanlarsinemada.com
Foto Kaynak - Altın Madalyon
Cumartesi günü saat 15.00 civarı Kocaeli'nden İlhan Yılmaz'la yola çıktık. Kocaeli tayfasından Arda'yı da(Dylan Dog) alacaktım ama kendisi önceki günlerde ağır bronşit geçirmiş. İstirahat halinde olduğu için bize katılamadı. Güneşli güzel bir günde İstanbul seyahatini özlemişim. İlhan'la bol çizgi roman muhabbeti içinde İstanbul'a vardık(bu arada Robin Mırnav'ı ilk elden görme şansına sahip oldum). Boğaziçi köprüsünü hiç dur-kalk yapmadan geçmek ne güzel bir duyguymuş, unutmuşum :) Basın Ekspres yoluna sapmadan Metrobüs hattına paralel giderek Halkalı Atakent konutlarına vardık. Atatürk Havalimanı'nın dibinde bir yerleşim yeri olan Atakent konutları öyle pek konut sitesi gibi değil de küçük çapta bir ilçe gibi daha çok. Oldukça büyük bir yerleşim yeri. Buraya kadar metrobüs çalıştığı için ulaşım sorunu yok. İstanbul'dan metrobüs ve hatta Taksim civarındaki metro kullanılarak kolayca ulaşılabiliyor. Biz kendi aracımızla hiç zorlanmadan-biraz da erkenden-geldik. Sergi öncesi biraz sağı solu dolaştık. Kültür Merkezi'ne yakın bir parkta çekirdek çitledik :) .Kültür merkezi oldukça nezih bir mekan. Tiyatro salonu, sinema salonu, sergi salonu, büfesi vs bölümleriyle modern bir görüntüye sahip merkezde, konser, sinema, tiyatro ve sergi'den oluşan oldukça yüklü bir program vardı. Saat 18.30 civarı Hakan, sevimli küçük kızı, kardeşi ve karikatürist Yaşar Fırat'la ilk muhabbetleri yapmaya başlamıştık bile. Davetlilerin kalabalıklaşmasıyla kokteyle geçildi. Çay, kahve meşrubat, kanepe ve pastalardan oluşan enfes menü eşliğinde ilginç muhabbetler ettik. Kısa süre sonra çizgi roman sanatçısı Mustafa Kocabaş ve eşi, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay ve belediye ekibinin gelmesiyle ortalık iyice şenlendi. Kısa bir süre sonra açılışa geçildi.
İlk açılış konuşması belediye ekibi sözcüsü tarafından yapıldı ve Hakan Alpin'in mesajı okundu. Başkan Aziz Yeniay'ın konuşmasının ardından Hakan kendi kişisel konuşmasını yaptı ve başkan, Hakan ve kızı üçlüsünün birlikte kestiği kurdelayla açılış gerçekleştirildi. Kadınlı erkekli 40-50 kişi kadar katılımcının olduğu sergi iki bölümden oluşuyor. 1900'ün başlarından itibaren 10'ar yıllık periyodlar halinde kategorilendirilerek duvarlara asılmış kapak panoları ve cam muhafazalar içinde orta ve kenar bölgelere yayılmış vaziyette çizgi roman örnekleri. Seçilen eserlerde 70'ler döneminin popüler örneklerinin yanında 50'li ve 60'lı yılların nostalji kokan dergi ve kitapları biraradaydı. Gazete boy Tercüman Çocuk ilk sayı örneği, Ceylan ve 1001 Roman dergileri, Barbaroslar gibi ilk dönem örnekleri, Osmanlıca Çocuk Dergileri örnekleri dikkati çeken parçalardı. Kapağında Tom Braks illüstrasyonu olan ilk dönem sayı örneği ve ilk defa gördüğüm fumetti boy-yanlışsam lütfen beni düzelt Hakan'cım-ilk Karaoğlan dergi örneği ilginçti. Kenar bölge muhafazalardaki kitaplar yanyana düzgün biçimde dizilmiş olmasına rağmen Orta bölge cam muhafazalardaki örnekler birbiri üstüne yığma şeklinde konmuşlardı. Bu da ortadaki dergilerin incelenmesini biraz zorlaştırıyordu. Keşke tüm parçalar düzenli ve tüm kapak görünecek şekilde yerleştirilmiş olsalarmış. Belediye yetkilileri ve katılımcılar çok samimi ve yoğun ilgi gösterdiler. Hakan'dan aldığım bilgiye göre, Küçükçekmece Belediyesi'nin bizzat daveti üzerine böyle bir sergi gerçekleştirilmiş ve tüm sergiyi finanse etmişler.
Saat 19.30 civarı Mehmet Aras ve iki arkadaşı geldiler. Başka programları da olduğu için fazla kalamadılar ama epey bir şeyler kaynatacak zaman bulabildik. Kanada dönüşü Mehmet'le tanışmak benim için gerçekten özel bir deneyim oldu. Son derece canayakın, samimi Mehmet kardeşimiz gerçek bir çizgi roman dostu. Mehmet'lerin ayrılmasından sonra bizler de yavaş yavaş son resimlerimizi çekip herkesle vedalaşarak Kültür Merkezi'nden ayrıldık.Katılım konusunda İlhan detaylı bilgi vermiş. Bence az ama nezih bir katılımcı grubu vardı. Gönül isterdiki özellikle yayıncı ve sanatçı kesiminden daha çok katılımcı olsun ama herkesin programı da yüklü tabii. Hakan'ın tek çekincesi Belediye gibi kurumların bu tür organizasyonları yaparken attıkları taşın ürküttükleri kurbağaya değip değmediğinin hesabını yapacak olmaları ve bundan sonraki etkinlikler için destek olmayı ne kadar düşünebilecekleriydi. Yoksa bence oldukça keyifli bir açılış oldu. Altın Madalyon grubu 3 kişilik katılımcıyla oradaki tek internet forum grubuydu yanılmıyorsam. Bu da bizim gururumuz olmalı. Benim en çok aklımda kalan bu tür etkinliklerin yapılabildiği bir düzeye gelmiş olmamız. Hakan'ın mütevazi sergisi, insanın aklına daha spesifik sergiler, açılışlar, söyleşi günleri, satış günleri vb faaliyetler getiriyor. İstenirse olabiliyor demekki. Hiç tanımadığımız bir yazar yazdığı ilk kitabı için büyük AVM'lerde kendi çapında faaliyetler yapabiliyor. Ama cidden büyük bir nüfusa sahip çizgi roman okurlarının faaliyet yapmaları çok zorlama oluyor nedense. Bir zamanlar Kadıköy'ün sokak ortalarında yapılan doğal faaliyetler bu tür büyük organizasyonların yolunu açabilecek nitelikteydi. Bu bazda hatırladığım en büyük organizasyon Büyülü Rüzgar mağazasının açılış günüydü. Umarım bu tür sevimli etkinliklerle çizgi romanın sosyal yaşamımızın da bir parçası olduğunu hiç bir zaman unutmayız.
Emeğine sağlık Hakan güzel bir sergi olmuş. Darısı nice diğer etkinliklerin başına.
Selamlar
Lami Tiryaki
Foto - Hakan Tunga
www.kahramanlarsinemada.com
Foto Kaynak - Altın Madalyon
30 Mayıs 2010 Pazar
Şişme Ülke
Çok acayip bir görüntüydü doğrusu: Dört asker, her biri bir köşesinden tutarak bir tankı zorlanmadan havaya kaldırıyor! Fantastik bir filmden değil bu kare, 2. Savaş’tan…
Alman hatlarına doğru ilerleyen Amerikan ordusu kendini güçlü gösterip düşmanını korkutmak için bir sürü şişme tank yaptırmış, askerler de bunları gerçek tankların arasında ite çeke ilerletmiş… ‘Propaganda’ deyince akla ilk gelen ülkenin ABD olması boşuna değil a!
Ama tank sizi aldatmasın, ABD’nin savaş zamanlarında yürüttüğü propaganda kampanyalarının asıl hedefi karşı taraf değil, Amerikan halkı ve ABD yandaşı ülkelerdi. Çünkü düşman savaşı sadece başlatmaya yarar, sürdürecek olan halk desteğidir. Bu yüzden ABD yönetimi şişme tanklara ödediğinin binlerce misli parayı film yapımcılarına, gazeteci ve yazarlara, bolca da çizgi romancılara harcadı.Dünyanın en çok izleyici kitlesine sahip ve en etkili araçlarından olan çizgi romanlar 2. Savaş sırasında da çok güçlü biçimde kullanılmış, resmen bir çizgi roman patlaması yaşanmıştı. Ortalığın Medal of Honor, Air Fighters ya da Military Comics gibi ‘gerçek savaş hikâyeleri’ anlatan çizgi romanlardan geçilmediği bu dönemde fantastik kahramanlar da vatani görevlerini yapıyordu: Daredevil yeni macerasında Hitler’le savaşıyor, tüm kötüler kollarında gamalı haç taşıyor, Japonlar canavar olarak resmediliyordu. Bunlar da bir şey mi, sıradan bir atık kağıt toplama kampanyası bile çocukları doğrudan savaş psikolojisinin ortasına fırlatmayı amaçlıyor, Kaptan Amerika şöyle bir mesaj veriyordu: “Merhaba çocuklar! Silah taşımıyor, bir tank ya da cip sürmüyor, bir uçak uçurmuyorsunuz ama siz de bu savaştasınız! Savaşı kazanabilmek için size düşen, atık kağıt kampanyasına katılmaktır! Kağıt bir savaş aracıdır! Güçlü bir silah! Karton kutularda taşınan her bir silah, her bir kurşun, her bir bomba parçası, şeytan Japonların ve Nazilerin üstünde patlayacaktır!
”Bugün artık ‘düşman’a şişme roket falan göstermeye gerek kalmadı: Kovboyluk kültürü, 1. Savaş, 2. Savaş, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Körfez Savaşı, Afganistan, Irak’ın işgali… Mahallenin kabadayısını görünce başka ne olacağını sanırsınız ki?! Ama ‘kendi halkına ve yandaşlarına propaganda’ daha önemli hale geldi. İşte Haunted Tank/Hayaletli Tank saçmalığı da burada devreye giriyor.
Vertigo Comics’in 2009’da sadece beş sayı yayımladığı –Irak’ın işgaliyle başlar, iç savaşın başlamasıyla biter- bu çizgi roman serisinde, 2003’te devriye gezerken tuzağa düşürülen bir tankın Amerikan İç Savaşı’nın ünlü askerlerinden birinin hayaleti tarafından kurtarılması ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor.
“Hey Jamal, söylesene, n’apıyoruz biz burada?!” Jamal tam da “Görevimizi yapıyoruz, asker. Yüce tanrının tüm haşmetini ve öfkesini düşmanlarımızın üzerine yağdırıyoruz” diye cevap verirken tank saldırıya uğrar. Kötü Iraklılar “Emperyalist şeytanlar!” diye haykırarak –başka bir yerde de “Saldırın küreselci kafirlere!” diyorlar- tanka yaklaşırken birden o mucize gerçekleşir: Şapkası ve kemerinde CSA yani Amerika Konfedere Devletleri yazan beyaz sakallı ve üniformalı bembeyaz bir hayalet, tankın üstündeki makineli tüfeğin başında belirir ve gözlerinde ‘tanrının haşmet ve öfkesi’yle direnişçileri biçmeye başlar. Bu, Amerikan İç Savaşı’nın ünlü köleci komutanlarından Jeb (James Ewell Brown) Stuart’tır. Eski ve yeni ‘Amerikan ruhları’ tanıştıktan sonra, bir yandan zenci asker Jamal ile köleci Jeb’in ‘pek şirin’ atışmalarını izlerken bir yandan da Amerikan İç Savaşı’ndan bazı sahneleri ve kötü Iraklılara rağmen –her bir kaç sayfada bir tanka saldırıyorlar!- Irak’ı özgürleştirme operasyonunu paralel biçimde izleriz. Bir sürü başka acayiplik var tabii; mesela sağ yakaladıkları bir Iraklıyla aralarında şöyle bir konuşma geçer: “Niye ateş ediyorsun lan, biz size özgürlük getirmedik mi?!” “Ülkemizin kaynaklarını çalmaya geldiğinizi duyduk…” “Biz asla öyle bir şey yapmayız. Bizim tek derdimiz Saddamına koduğum ve onun lanet olası kitle imha silahları!”
Şimdi, bu ilkel bakışın ilkel ürünü 2003’te normal karşılanabilirdi belki, ama 2009’un dünyasında bunu nereye oturtursunuz ki?
Barış ödüllü savaşçı başkanın -Jamal?- ülkesinde neler dönüyor acaba?
Uğur Kutay
Alman hatlarına doğru ilerleyen Amerikan ordusu kendini güçlü gösterip düşmanını korkutmak için bir sürü şişme tank yaptırmış, askerler de bunları gerçek tankların arasında ite çeke ilerletmiş… ‘Propaganda’ deyince akla ilk gelen ülkenin ABD olması boşuna değil a!
Ama tank sizi aldatmasın, ABD’nin savaş zamanlarında yürüttüğü propaganda kampanyalarının asıl hedefi karşı taraf değil, Amerikan halkı ve ABD yandaşı ülkelerdi. Çünkü düşman savaşı sadece başlatmaya yarar, sürdürecek olan halk desteğidir. Bu yüzden ABD yönetimi şişme tanklara ödediğinin binlerce misli parayı film yapımcılarına, gazeteci ve yazarlara, bolca da çizgi romancılara harcadı.Dünyanın en çok izleyici kitlesine sahip ve en etkili araçlarından olan çizgi romanlar 2. Savaş sırasında da çok güçlü biçimde kullanılmış, resmen bir çizgi roman patlaması yaşanmıştı. Ortalığın Medal of Honor, Air Fighters ya da Military Comics gibi ‘gerçek savaş hikâyeleri’ anlatan çizgi romanlardan geçilmediği bu dönemde fantastik kahramanlar da vatani görevlerini yapıyordu: Daredevil yeni macerasında Hitler’le savaşıyor, tüm kötüler kollarında gamalı haç taşıyor, Japonlar canavar olarak resmediliyordu. Bunlar da bir şey mi, sıradan bir atık kağıt toplama kampanyası bile çocukları doğrudan savaş psikolojisinin ortasına fırlatmayı amaçlıyor, Kaptan Amerika şöyle bir mesaj veriyordu: “Merhaba çocuklar! Silah taşımıyor, bir tank ya da cip sürmüyor, bir uçak uçurmuyorsunuz ama siz de bu savaştasınız! Savaşı kazanabilmek için size düşen, atık kağıt kampanyasına katılmaktır! Kağıt bir savaş aracıdır! Güçlü bir silah! Karton kutularda taşınan her bir silah, her bir kurşun, her bir bomba parçası, şeytan Japonların ve Nazilerin üstünde patlayacaktır!
”Bugün artık ‘düşman’a şişme roket falan göstermeye gerek kalmadı: Kovboyluk kültürü, 1. Savaş, 2. Savaş, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Körfez Savaşı, Afganistan, Irak’ın işgali… Mahallenin kabadayısını görünce başka ne olacağını sanırsınız ki?! Ama ‘kendi halkına ve yandaşlarına propaganda’ daha önemli hale geldi. İşte Haunted Tank/Hayaletli Tank saçmalığı da burada devreye giriyor.
Vertigo Comics’in 2009’da sadece beş sayı yayımladığı –Irak’ın işgaliyle başlar, iç savaşın başlamasıyla biter- bu çizgi roman serisinde, 2003’te devriye gezerken tuzağa düşürülen bir tankın Amerikan İç Savaşı’nın ünlü askerlerinden birinin hayaleti tarafından kurtarılması ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor.
“Hey Jamal, söylesene, n’apıyoruz biz burada?!” Jamal tam da “Görevimizi yapıyoruz, asker. Yüce tanrının tüm haşmetini ve öfkesini düşmanlarımızın üzerine yağdırıyoruz” diye cevap verirken tank saldırıya uğrar. Kötü Iraklılar “Emperyalist şeytanlar!” diye haykırarak –başka bir yerde de “Saldırın küreselci kafirlere!” diyorlar- tanka yaklaşırken birden o mucize gerçekleşir: Şapkası ve kemerinde CSA yani Amerika Konfedere Devletleri yazan beyaz sakallı ve üniformalı bembeyaz bir hayalet, tankın üstündeki makineli tüfeğin başında belirir ve gözlerinde ‘tanrının haşmet ve öfkesi’yle direnişçileri biçmeye başlar. Bu, Amerikan İç Savaşı’nın ünlü köleci komutanlarından Jeb (James Ewell Brown) Stuart’tır. Eski ve yeni ‘Amerikan ruhları’ tanıştıktan sonra, bir yandan zenci asker Jamal ile köleci Jeb’in ‘pek şirin’ atışmalarını izlerken bir yandan da Amerikan İç Savaşı’ndan bazı sahneleri ve kötü Iraklılara rağmen –her bir kaç sayfada bir tanka saldırıyorlar!- Irak’ı özgürleştirme operasyonunu paralel biçimde izleriz. Bir sürü başka acayiplik var tabii; mesela sağ yakaladıkları bir Iraklıyla aralarında şöyle bir konuşma geçer: “Niye ateş ediyorsun lan, biz size özgürlük getirmedik mi?!” “Ülkemizin kaynaklarını çalmaya geldiğinizi duyduk…” “Biz asla öyle bir şey yapmayız. Bizim tek derdimiz Saddamına koduğum ve onun lanet olası kitle imha silahları!”
Şimdi, bu ilkel bakışın ilkel ürünü 2003’te normal karşılanabilirdi belki, ama 2009’un dünyasında bunu nereye oturtursunuz ki?
Barış ödüllü savaşçı başkanın -Jamal?- ülkesinde neler dönüyor acaba?
Uğur Kutay
KLASİK, İSTERSİN AMA OKUMAZSIN
Çizgi romanın Türkiye’de oldukça ilginç bir geçmişi vardır. Orta yaşın biraz üzerinde olanlar, 60’lı yılların ‘saman kâğıda’ basılmış çizgi romanlarını çok iyi anımsar ki, bunun başlıca nedenlerinden biri olasılıkla ‘çocuğu aylak eden’ o tür yayınlar nedeniyle (birkaç tokat yemedilerse) sıkı azar işitmiş olmalarıdır.
Nihat Sami Banarlı’nın edebiyat ya da Emin Oktay’ın tarih kitabı arasına koyularak ders çalışır pozunda okunan o dönem çizgi romanlarının başını Tommiks ile Teksas çekerdi ve uzun yıllar çıkan, zaman zaman kendini tekrar eden bu iki yayın sonraki yıllarda türe adını verecek, çizgi romanlar ‘Tommiks-Teksas’ olarak anılacaktı.
Bunlar aslında Türkiye’de yayımlanan Batı kökenli çizgi romanların ilk örnekleri değildi; öncülleri arasında çok sevilen Davy Crockett ile Pekos Bill bulunuyordu. Ciltli ya da fasikül formatında yayımlanan dergilerin yanı sıra, Zıp Zıp, 1001 Roman, Doğan Kardeş ve daha sonra Milliyet Çocuk dergileri ‘devamı sonraki sayıda’ yaklaşımıyla binlerce çocuğu yıllarca merakta bıraktı, dahası bilimkurguyla tanışmalarını sağladı. Her ne kadar bu yazıda konumuz çeviri çizgi roman ise de, uzun soluklu çizgi roman derken Suat Yalaz ustayı ve 1960’larda yayımlamaya başladığı Karaoğlan’ı anmadan geçmek olmaz. Başlangıç böyle oldu ve sonraki yıllarda herbiri farklı karakter yansıtan Kaptan Swing, Zagor, Tom Braks, Zembla, Mister No başlıklı yayınlar kendilerine çizgi roman yelpazesinde yer buldu ve azımsanamayacak süreler boyunca okuruyla buluştu. Bu dizilişe son noktayı geçici olarak Martin Mystere, Ken Parker, Dylan Dog gibi yepyeni ve daha sofistike karakterler, gayet özel (dünün çocuğu, bugünün iş adamı/entelektüeli olan) okurlarıyla buluşarak koydu.
Yazının Devamı
Nihat Sami Banarlı’nın edebiyat ya da Emin Oktay’ın tarih kitabı arasına koyularak ders çalışır pozunda okunan o dönem çizgi romanlarının başını Tommiks ile Teksas çekerdi ve uzun yıllar çıkan, zaman zaman kendini tekrar eden bu iki yayın sonraki yıllarda türe adını verecek, çizgi romanlar ‘Tommiks-Teksas’ olarak anılacaktı.
Bunlar aslında Türkiye’de yayımlanan Batı kökenli çizgi romanların ilk örnekleri değildi; öncülleri arasında çok sevilen Davy Crockett ile Pekos Bill bulunuyordu. Ciltli ya da fasikül formatında yayımlanan dergilerin yanı sıra, Zıp Zıp, 1001 Roman, Doğan Kardeş ve daha sonra Milliyet Çocuk dergileri ‘devamı sonraki sayıda’ yaklaşımıyla binlerce çocuğu yıllarca merakta bıraktı, dahası bilimkurguyla tanışmalarını sağladı. Her ne kadar bu yazıda konumuz çeviri çizgi roman ise de, uzun soluklu çizgi roman derken Suat Yalaz ustayı ve 1960’larda yayımlamaya başladığı Karaoğlan’ı anmadan geçmek olmaz. Başlangıç böyle oldu ve sonraki yıllarda herbiri farklı karakter yansıtan Kaptan Swing, Zagor, Tom Braks, Zembla, Mister No başlıklı yayınlar kendilerine çizgi roman yelpazesinde yer buldu ve azımsanamayacak süreler boyunca okuruyla buluştu. Bu dizilişe son noktayı geçici olarak Martin Mystere, Ken Parker, Dylan Dog gibi yepyeni ve daha sofistike karakterler, gayet özel (dünün çocuğu, bugünün iş adamı/entelektüeli olan) okurlarıyla buluşarak koydu.
Yazının Devamı
Kılıçdaroğlu'na lakap dayanmıyor
Kılıçdaroğlu'na lakap dayanmıyor. Radikal yazarı, radyocu Ayça Şen Kılıçdaroğlu'nu ünlü bir çizgi roman karakterine benzetti.
GAZETECİLER.COM - Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığına seçilmesinin ardından ilginç bir rekoru da eline geçirecek gibi görünüyor. Neredeyse her gün Kılıçdaroğlu için gazetelerin köşelerinden yeni benzetmeler, yeni lakaplar geliyor.
Bugün bu lakaplara bir yenisi eklendi. Radikal yazarı, radyocu , televizyon programları yapımcısı Ayça Şen, Kılıçdaroğlu için yeni bir benzetme yaptı.
Şen, CHP'nin 7. genel başkanını bir çizgi roman karakterine benzetti. Kılıçdaroğlu'nu Bülent Arabacıoğlu'nun, efsane mizah dergisi Gırgır yıllarında çizdiği ve "yok aslında hiç farkmız, sonuçta hepimiz En Kahraman Rıdvan'ız" sloganı ile hatırlara gelen En Kahraman Rıdvan'a bezneten Şen, yazısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da Tekin Aral'ın ünlü çizgi roman karakteri Arap Kadri ile özdeşleştirdi.
Yazının devamı
GAZETECİLER.COM - Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığına seçilmesinin ardından ilginç bir rekoru da eline geçirecek gibi görünüyor. Neredeyse her gün Kılıçdaroğlu için gazetelerin köşelerinden yeni benzetmeler, yeni lakaplar geliyor.Bugün bu lakaplara bir yenisi eklendi. Radikal yazarı, radyocu , televizyon programları yapımcısı Ayça Şen, Kılıçdaroğlu için yeni bir benzetme yaptı.
Şen, CHP'nin 7. genel başkanını bir çizgi roman karakterine benzetti. Kılıçdaroğlu'nu Bülent Arabacıoğlu'nun, efsane mizah dergisi Gırgır yıllarında çizdiği ve "yok aslında hiç farkmız, sonuçta hepimiz En Kahraman Rıdvan'ız" sloganı ile hatırlara gelen En Kahraman Rıdvan'a bezneten Şen, yazısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da Tekin Aral'ın ünlü çizgi roman karakteri Arap Kadri ile özdeşleştirdi.
Yazının devamı
28 Mayıs 2010 Cuma
Çizgili Forum'da Çizgi Roman Ödül Başlığı Açıldı
Çizgili Forum.com forum alanında her ödül kategorisi için bir başlık açarak adayları ve içerikleri tartışmaya açtı. Söyleyecek sözünüz varsa lütfen alttaki adrese giriş yapın ve Türkiye'nin en aktif çizgi roman forumunda Türkiye'nin en aktif çizgi roman platformunun duymasını isteyeceğiniz düşüncelerinizi paylaşın:not - Gönül birlikteliği ve çizgi kardeşliği bu olsa gerek. ÇROP'un logosu çizgili Forum'un kendisi. Ne demiş atalarımız "Çizgi çizgiyi çekermiş" :)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
TFB Öykü Yarışması Sonuçlandı
TFB Bahar 2010 "Fantastik Çocuk Masalı" öykü yarışması sonuçlandı.
Teknik bazı sorunlardan dolayı sonuçlarımızı maalesef 1 hafta geç açıklayabildik ama sonuçta size iyi haberi vermek için buradayız.
Değerlendirmeler sonunda birbirine çok yakın sonuçlar çıktı, bazı öyküler maalesef okunamayacak kadar özensiz yazılmıştı, bazıları ise dereceye girmeye çok yakın puandaydılar. Elimize 20'nin üzerinde öykü ulaştı fakat dereceye ancak sadece 3 tanesi girebiliyor yarışma kuralları gereği. Bu 3 öyküyü seçerken kıl payı puanlarla sıralama belirlendi.
İşte sıralama şu şekilde gerçekleşti:
1 - Pisimo (Tuğba Yalçın)
2 - Yağmur (Ali Burak Özkan)
3 - Masalcı Kız ve Boncuk (Kerem Karanfil)
Arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz. Kalemlerine kuvvet. Umarız bu yarışmadan sonra profesyonel yazım hayatında da arkadaşlarımızı görürüz.
Teknik bazı sorunlardan dolayı sonuçlarımızı maalesef 1 hafta geç açıklayabildik ama sonuçta size iyi haberi vermek için buradayız.
Değerlendirmeler sonunda birbirine çok yakın sonuçlar çıktı, bazı öyküler maalesef okunamayacak kadar özensiz yazılmıştı, bazıları ise dereceye girmeye çok yakın puandaydılar. Elimize 20'nin üzerinde öykü ulaştı fakat dereceye ancak sadece 3 tanesi girebiliyor yarışma kuralları gereği. Bu 3 öyküyü seçerken kıl payı puanlarla sıralama belirlendi.İşte sıralama şu şekilde gerçekleşti:
1 - Pisimo (Tuğba Yalçın)
2 - Yağmur (Ali Burak Özkan)
3 - Masalcı Kız ve Boncuk (Kerem Karanfil)
Arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz. Kalemlerine kuvvet. Umarız bu yarışmadan sonra profesyonel yazım hayatında da arkadaşlarımızı görürüz.
Dereceye giren öyküleri buradan indirebilirsiniz
Çizgi Roman Ödülleri Adayları Belli Oldu
Çizgi Roman Ödülleri (1. Comics Readers Comics Awards) Adayları Okurların önerileriyle oluşturuldu.
Yoğun istek üzerine format değiştirmek zorunda kaldık ve adayları gelen öneriler doğrultusunda oluşturduk.
Anket şıkları adresin ucunda.
Çizgi Roman alanında ilk kez verilecek olan ödüller için oy kullanır duyurusunu yaymada destek olursanız çizgi roman adına çok büyük bir iş yapmış olursunuz.
Çizgi Roman adına teşekkür ederiz:
Yoğun istek üzerine format değiştirmek zorunda kaldık ve adayları gelen öneriler doğrultusunda oluşturduk.
Anket şıkları adresin ucunda.
Çizgi Roman alanında ilk kez verilecek olan ödüller için oy kullanır duyurusunu yaymada destek olursanız çizgi roman adına çok büyük bir iş yapmış olursunuz.
Çizgi Roman adına teşekkür ederiz:
23 Mayıs 2010 Pazar
Thorgal yeni sayısı çıktı
Jean Van Hamme'ın ünlü eseri THORGAL yeni sayısı Çizgi Düşler tarafından basıldı. Cuma günü matbaa'dan taze taze gelen albümleri koca bir ekip önce taşıdı sonra tek tek İSBN'diler :)
22 Mayıs 2010 Cumartesi
Popüler Kültür ve Çizgi Roman - Panel
İstanbul Üniversitesi'nde Popüler Kültür üzerine düzenlenen Panel'de Çizgi roman da konuşulacak.
Nükhet Polat - "Pop Pratiklerinin Estetik Düzlemleri: Pop Kültürden Pop Yazınına Uzanan Yol", Reşat Fuat Çalışlar – “Türkiye Entelektüel Dünyası İle Popüler Kültür Dünyası Arasındaki İlişki”, Ümit Kireççi – “Tüketim Nesnesinden Sanata Dönüşme Yolculuğunda Çizgi Roman” başlıkları altında Türkiye'de ve dünyada popüler kültürü irdeleyecekler.
Nükhet Polat - "Pop Pratiklerinin Estetik Düzlemleri: Pop Kültürden Pop Yazınına Uzanan Yol", Reşat Fuat Çalışlar – “Türkiye Entelektüel Dünyası İle Popüler Kültür Dünyası Arasındaki İlişki”, Ümit Kireççi – “Tüketim Nesnesinden Sanata Dönüşme Yolculuğunda Çizgi Roman” başlıkları altında Türkiye'de ve dünyada popüler kültürü irdeleyecekler.
Tarih - 25 Mayıs Salı Saat:12:30
Yer - İ.Ü. Avrasya Enstitüsü
Kimyager Derviş Paşa Sok. No:36 Vezneciler - Fatih / İstanbul
Yer - İ.Ü. Avrasya Enstitüsü
Kimyager Derviş Paşa Sok. No:36 Vezneciler - Fatih / İstanbul
Beyazıt/Laleli'de bulunan Edebiyat Fakültesi'nin yanında.
21 Mayıs 2010 Cuma
Vampirella Çıktı!
Çizgi romanın çamur baskılı gezegeninden kopup gelen Vampirella'nın bir tek şeye ihtiyacı vardı: Adam gibi bir baskı!
İşte onu da üç kapakla Gerekli Şeyler başardı. Vampirella hak ettiği baskıyla raflarda:
İşte onu da üç kapakla Gerekli Şeyler başardı. Vampirella hak ettiği baskıyla raflarda:
20 Mayıs 2010 Perşembe
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Kemal Kılıçdaroğlu Malkoçoğlu hayranıymış
CHP'nin yeni Başkan adayı Gandi Kemal Kılıçdaroğlu "Malkoçoğlu" hayranıymış: Kılıçdaroğlu, yaz aylarında arkadaşları ile birlikte karpuz tarlası kiralayıp, karpuz satarak geçinmiş. İlkokulda ise çok sevdiği Malkoçoğlu çizgi romanları okurken, tren istasyonunda da yolculara, soğan kabuğuyla kırmızıya boyadığı yumurta satmış.
Yazının öncesi-sonrası: Gazeteport
Yazının öncesi-sonrası: GazeteportGürcan Yurt Eskişehir'de
8 yeni kitabı okurlarla buluşan Gürcan Yurt Eskişehir'de okurlarıyla buluşacak:
22 Mayıs 2010 - Cumartesi
saat: 13:00-15:00
Espark – D&R
SÖYLEŞİ:
22 Mayıs 2010 - Cumartesi
saat: 16:00-17:00
Anadolu Üniversitesi - Yunus Emre Kampüsü
Kongre Merkezi - Salon Anadolu
La Fontaine Öyküleri Çizgi Roman
DESEN yayınları 12 öykülük "La Fontaine’den Masallar" çizgi roman uyarlamasını okuyucularına sundu. Eseri türkçeleştiren Gökçe Mine Olgun.
Darth Vader Türkiye'de
28-29 Mayıs Tarihlerinde Türkiye'ye gelecek olan Darth Vader'in JBC tarafından basılarak o gün satışa sunulacak olan çizgi roman cildi etkinlikte imzalanacak tek eser olacak ilgilenenlerin dikkatine sunulur!


18 Mayıs 2010 Salı
Çizgi Roman Çılgınları
Aşağıdaki röportaj Hürriyet Gazetesi Kampüs Dergisinde 11 Mayıs 2010 günü yayınlandı ve soruları Süleyman Yıldız sordu:
Teksas, Tommikslerden çizgi roman okulu, çizgi roman kütüphanesi, çizgi roman ödüllerine uzun bir yol. ÇROP’un başını çekenelrden Ümit Kireççi ile konuştuk.
S – “Çizgi Roman Okurları Platformu” bu da yetmiyor bir de blogspot.com’u var. Kim yazar bunca yazıyı, kim gezer siteyi…?
http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com... Neresi zor şimdi bunu yazmanın anlamadım desem yalan olur. Doğrusu bizler de defalarca “acaba kısaltsak mı” diye düşünmemiş değiliz ama bir kez yola çıkıldı mı geri dönüşü zor oluyor. Kestirme yolları var yalnız bize ulaşmanın. Googla’a “ÇROP” veya crop yazılır ve ilk sıradaki adresten bize ulaşılır. İlk kurulduğumuzda google’ın eeeeen arka sayfalarında çıkarken şimdi en öndeyiz, paylaşıma koyduğumuz her yazı bir dakika içinde google’da görünüyor ve üst sıralarda yer alıyor. Uzun yazmak yoracaksa kısa yolu kullanmakta yarar var. Sonuçta günlük ziyaret sayımız 350 – 1200 arasında değişiyor ve 1.5 yıl içinde yaklaşık 200 bin ziyaretçimiz olmuş. Var ki bir şeyler insanlar ziyaret etmiş bu kadar.
S – Nereden çıktı bu site?
ÇROP, batmayı göze alarak çizgi roman basan yayınevlerine moral destek vermek amacıyla kartpostal atan bir grup çizgi roman okurunun 23 Nisan 2006 tarihinde internet üzerinden yazışarak bir araya gelmesiyle başladı. Önce yazı grubu, ardından da bilgi paylaşmak amacıyla blog kurarak hareket alanımızı genişlettik. Çizgi roman tanıtımları, özetler, araştırmalar, etkinlik duyuruları, röportajlar, incelemeler, ilginç çizgi roman haberleri paylaşıyoruz. Amacımız çizgi romanımızı yabancı çalışmalardan haberdar etmek, yayınevleriyle okurları ortak zeminde buluşturmak, çizgi romana emek verenleri onurlandırmak. İlk blogumuzu açtığımız zamanlar çizgi roman tanıtmak ve bilgi toplamak için günlerce uğraşırdık. Şimdilerdeyse başta yayınevleri olmak üzere çizgi romanla ilişkili her alandan bilgi doğrudan bize ulaştırılıyor. Bu noktada “artık ciddiye alınan” prensiplerine bağlı ve samimi bir kurum olduğumuzu söyleyebilirim.

S – Ümit Kireççi kim? Başka kimler var? Başka işiniz yok mu sizin?
ÇROP fikrini ortaya attığımda Dramatik Yazarlık mezunu, çocuk tiyatrosu yapan, ders veren ve amatör olarak fanzin çizgi roman yazarlığı ve editörlüğü yapmışlığı olan biriydim. Derken 2008 Kasım’ında “Önce Yazı Sonra Çizgi – Çizgi Roman Senaryosu” adlı kitabım yayınlandı. O sıralar sevgili ilüstratör Emel Alp Sarı ve eşi S. Ozan Sarı ile ilk çizgi roman atölyemizi açtık çocuklara. Ardından da Türkiye’yi dolaşmaya başladım atölyeyle. Bu arada ÇROP Blog ile bir çok dergi ve gazetenin yanı sıra Birgün Gazetesi Kitap Eki’nde “Düşevi” adlı sayfamda çocuk-gençlik edebiyatı, tiyatrosu ve çizgi romanları tanıtımları yazıyorum düzenli olarak.
ÇROP’ta benim dışımda aktif olarak emek sarf edenlerin başında yazar- editör Aşkın Güngör, editör Lami Tiryaki, çizer Rıdvan Şoray, ilüstratör-karikatürist Erkin Ergin ve çizer S. Ozan Sarı yer alıyorlar. Ayrıca ÇROP’ta bize akademik düzeyde teknik destek veren hocalarımız, ülkemizde çizgi roman üzerine yazılı ilk araştırma olan “Çizgi Roman ve Çocuk” kitabının yazarı Prof. Dr. Nilüfer Tuncer ile İ. Ü. Öğretim üyesi-yazar Doç. Dr. Nejdet Neydim’in yanı sıra çok sevdiğimiz çevirmenler, yazarlar, çizerler ve yayınevi sahipleri de bulunmakta.
S - Dışarıdan yazı veren var mı ÇROP Blog’a?
Bilgisini, görüşünü, deneyimlerini ve araştırmalarını paylaşmak isteyen herkese kapımız açık. Okudukları hakkında izlenimlerini bildirmek isteyen her çizgi roman okurunun yazısını paylaşıyoruz ÇROP blog’da. Olmadı yahoo grubumuza, facebook arkadaş ve grubumuza üye olan arkadaşlarla çizgi roman yazışmaları yaparak birbirimizi çoğaltıyoruz bilgilerimizi paylaşarak.
S - Biz Teksas, Tommikslerle büyüdük. Şimdi nereye vardı bu iş? Başka türleri var mı?
Aslında bir anlamda hala aynı yerde çizgi romanımız. Hala westernler en çok satanlar arasında. İtalyan ekolü çizgi romanları daha çok satılıyor. Amerikan çizgi romanları arasında bizim okurumuza hitap edebilecek doğru yayın hala bulunamadı. Japon manga’ları basılmıyor hala. Frankofon’larda Asterix, Tenten ve Red Kit aşılamadı. Ancak yine de çeşitlerin artması ve arayışların olması son derece sevindirici.
Serüven içerikli çizgi romanların yanı sıra uzun zamandır inatla kendilerine “karikatürist” demiş olan mizah çizgi romanı üretenler sonunda aslında çizgi romanın bir türünü çizdikleri gerçeğiyle yüzleştiler. Bu şekilde bu mizahi çizgi romanlar sadece tüketime yönelik olarak görülmek yerine saygıdeğer sanatsal çalışmalar olarak değerlendi ve bu değişim albüm olarak basılmalarıyla noktalandı.
Çocuk çizgi romanı ise çocuk edebiyatı çizimleriyle paralel gelişim göstererek kalite çıtasını yükseltti ve genç çizerlere son derece kazançlı bir kapı açmış oldu.
S - Neler okunuyor?
Doğrusu Teks vazgeçilmez okunanlardan. Kısmet olursa bir çok koleksiyoner ölmeden tüm seti raflarına dizecek 20 yıl içinde. Yine eskilerden Swing serisi tam olarak basıldı. Teksas, Tommiks, Zagor, Mister No, Martin Mystere, Ken Parker gibiler eski ve yeni maceralarıyla satışta. Son yıllarda atağa geçen comicsler de oldukça sevildi gibi. Yürüyen Ölüler, Spiderman, Zombie, Star Wars, Joker, Wolverine, V for Vendetta ile Watchman gibiler oldukça ilgi gördü. Fransız ekolünden Enki Bilal’in eserleriyle Thorgal ve Borgia gibi başyapıtlar da okuyucularımıza sunuldu. Doğan Kardeş de bir çok farklı Fransız çizgi romanını buluşturdu okuyucularımızı. Manga adına da Shakespeare eserlerinin manga versiyonları, Yalınayak Gen, Okuldaki Sır, Warcraft gibi özel serilerle amerikan meşeili mangalar basıldı. Tabii bu arada klasiklerin uyarlamalarını da unutmamak gerek."
S – Son zamanlarda basılan klasiklerin çizgi uyarlamaları çizgi romana yaradı mı?
Aslında çizgi roman basan yayınevlerinin fazlaca ketum davranmalarından dolayı satış rakamlarındaki değişimlerden habersiziz. Yurt dışında yayınevleri düzenli olarak ne kadar ne sattıklarını açıklarken bizde bu rakamlar gizlenmekte. Haliyle genel bir değerlendirme yapmak mümkün olmayacak. Ancak klasiklerin basılması ve çizgi romana dikkat çekilmesiyle yayınevlerinin artan sayıda çizgi roman basması raflardaki payın artmasıyla sonuçlandı. Bu da pazar payının genişlediği anlamına geliyor. Aldığımız duyumlara göre 20’ye yakın yeni çizgi roman basılacakmış. Klasikler bir şeyleri tetiklemiş gibi sanki.
S – Türk çizgi romanı nerede, var mı bizde birileri?
Bizde çizgi roman mizah türünde takılı kalmış durumda. Bu elbette kötü bir şey değil ve türk çizgi romanının karakteri gibidir ancak çok daha ciddi ve macera kurgulu konulara da el atmanın zamanı geldi de geçiyor. Birkaç yerel deneme mevcut olsa da devamının gelip gelmeyeceği belli değil. Bununla birlikte son derece yetenekli çizerlerimizi yurt dışına kaptırıyoruz. Bunlardan bazıları Koray Kuranel, Kutlukhan Perker, Nadir Palas, Melike Acar, Ayhan Hayrula gibi sanatçılarımız.
S - Çocuklara neler var (dergi, etkinlik)?
2008 yılında başlayan “ÇROP Çizgi Roman Atölyeleri”ne kadar çocuklar için “ücretsiz çizgi roman okuma stantı” kuruyorduk. Gerçi hala da talep geldiğinde yaklaşık 1000 çizgi romanı ülkenin bir çok etkinliğine gönderiyoruz. Bu şekilde çocuklar ve yetişkinler ilgilerini çeken çizgi romanları okuyabiliyor, devamını merak ediyorlarsa kitabevlerinden satın alıyorlar. Çizgi roman atölyeleriyle birlikteyse çocukların özellikle çocuk dergilerine bakış açılarını değiştirmeyi hedefledik. Bir zamanlar dergiler okunmak üzere satın alınırken bugün promosyon oyuncaklar toplanmak için satın alınıyor ve dergiler belki de okunmadan çöpe atılıyor. Çizgi roman atölyeleriyle fabrikasyon oyuncağın değil çizgi romanın önemli olduğunu anlamalarını sağlamaya çalışıyoruz. Bunun yolunun da kendi öykülerini yaratmaları, bu öyküyü doğru karelere ayırmaları ve en az bir sayfa çizmeleri olarak görüyoruz. Bu şekilde ortada nasıl bir emeğin olduğunu yaşayarak görüyorlar. Bugünlerde çizgi yeteneğini geliştirmek isteyen çocuklar için “Beykoz Doğa Koleji Çizgi Roman Okulu”nu kurduk. Bu projeye ev sahipliği yapan Beykoz Doğa Koleji’nde her Cumartesi saat 11.00’de ücretsiz atölye açıyoruz. Ayrıca davet edildiğimiz hemen her yere.

S - Neden Çizgi Roman Ödülleri
Çizgi romana yıllardır emek veren kişilerin görmezden gelindiği bir gerçek. Hani ideali eserleri satın alarak yayınevlerini ayakta tutmak ve emek veren sanatçıların evlerinde sıcak çorba kaynatmakta sorun yaşamamalarını sağlamaktır ya ekonomik koşullar okurları zorlamakta. Bununla birlikte yanlış bir algı da çizgi romanı çizerden ibaret sanılmasıdır. Bugün kaligrafi yapmış olan onca ustanın adı bilinmiyor, ömrünü çizgi roman çevirisine adamış insanların adları yer almıyor bir çok eserde. “1. TÜRK ÇİZGİ ROMAN OKURLARI ÖDÜLLERİ 2010” adıyla başlattığımız ve her sene yapacağımız oylama okurların çizgi romana emek verenleri onore etmesini hedefliyor. Bu oylamaya katılırken bir çok ustanın adının zihinden geçmesinin bile ciddi bir kazanım olduğu inancındayız. İnternette yayınlanan http://cropcizgiromanodulleri.blogspot.com/ adresinden kategorilere ayrılmış olan anket formunun cropcizgiodul@yahoo.com’a gönderilmesi bunun için yeterli. Bu projemizi destekleyen Beykoz Doğa Koleji ödül plaketlerinin ve ulaşımının sponsorluğunu da üstlenmiş durumda.
Diğer ÇROP etkinlikleri nelerdir?
ÇROP şu ana kadar bir çok ilginç projeye imza attı. Sakarya İl Halk Kütüphanesine 3000 çizgi romanlık bir kitaplık kurduk. Ücretsiz Çizgi Roman Okuma Stantlarıyla Türkiye’yi geziyoruz. Üniversitelerde Paneller düzenliyoruz. Çizgi Roman Atölyelerimiz İstanbul – Urfa arası bir alanda bir çok yerde çocuklarla buluştu. Hatta Norveç’ten gelen 14 üst düzey yönetici adayına bile çizgi roman çizdirdik. Çocuk Araştırma Merkezi (ÇAM)’ne sürekli büyüttüğümüz bir çizgi roman kitaplığı kurduk. Şimdi de Çizgi Roman Ödülleri anketini düzenledik.
Teksas, Tommikslerden çizgi roman okulu, çizgi roman kütüphanesi, çizgi roman ödüllerine uzun bir yol. ÇROP’un başını çekenelrden Ümit Kireççi ile konuştuk.
S – “Çizgi Roman Okurları Platformu” bu da yetmiyor bir de blogspot.com’u var. Kim yazar bunca yazıyı, kim gezer siteyi…?
http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com... Neresi zor şimdi bunu yazmanın anlamadım desem yalan olur. Doğrusu bizler de defalarca “acaba kısaltsak mı” diye düşünmemiş değiliz ama bir kez yola çıkıldı mı geri dönüşü zor oluyor. Kestirme yolları var yalnız bize ulaşmanın. Googla’a “ÇROP” veya crop yazılır ve ilk sıradaki adresten bize ulaşılır. İlk kurulduğumuzda google’ın eeeeen arka sayfalarında çıkarken şimdi en öndeyiz, paylaşıma koyduğumuz her yazı bir dakika içinde google’da görünüyor ve üst sıralarda yer alıyor. Uzun yazmak yoracaksa kısa yolu kullanmakta yarar var. Sonuçta günlük ziyaret sayımız 350 – 1200 arasında değişiyor ve 1.5 yıl içinde yaklaşık 200 bin ziyaretçimiz olmuş. Var ki bir şeyler insanlar ziyaret etmiş bu kadar.
S – Nereden çıktı bu site?
ÇROP, batmayı göze alarak çizgi roman basan yayınevlerine moral destek vermek amacıyla kartpostal atan bir grup çizgi roman okurunun 23 Nisan 2006 tarihinde internet üzerinden yazışarak bir araya gelmesiyle başladı. Önce yazı grubu, ardından da bilgi paylaşmak amacıyla blog kurarak hareket alanımızı genişlettik. Çizgi roman tanıtımları, özetler, araştırmalar, etkinlik duyuruları, röportajlar, incelemeler, ilginç çizgi roman haberleri paylaşıyoruz. Amacımız çizgi romanımızı yabancı çalışmalardan haberdar etmek, yayınevleriyle okurları ortak zeminde buluşturmak, çizgi romana emek verenleri onurlandırmak. İlk blogumuzu açtığımız zamanlar çizgi roman tanıtmak ve bilgi toplamak için günlerce uğraşırdık. Şimdilerdeyse başta yayınevleri olmak üzere çizgi romanla ilişkili her alandan bilgi doğrudan bize ulaştırılıyor. Bu noktada “artık ciddiye alınan” prensiplerine bağlı ve samimi bir kurum olduğumuzu söyleyebilirim.

S – Ümit Kireççi kim? Başka kimler var? Başka işiniz yok mu sizin?
ÇROP fikrini ortaya attığımda Dramatik Yazarlık mezunu, çocuk tiyatrosu yapan, ders veren ve amatör olarak fanzin çizgi roman yazarlığı ve editörlüğü yapmışlığı olan biriydim. Derken 2008 Kasım’ında “Önce Yazı Sonra Çizgi – Çizgi Roman Senaryosu” adlı kitabım yayınlandı. O sıralar sevgili ilüstratör Emel Alp Sarı ve eşi S. Ozan Sarı ile ilk çizgi roman atölyemizi açtık çocuklara. Ardından da Türkiye’yi dolaşmaya başladım atölyeyle. Bu arada ÇROP Blog ile bir çok dergi ve gazetenin yanı sıra Birgün Gazetesi Kitap Eki’nde “Düşevi” adlı sayfamda çocuk-gençlik edebiyatı, tiyatrosu ve çizgi romanları tanıtımları yazıyorum düzenli olarak.
ÇROP’ta benim dışımda aktif olarak emek sarf edenlerin başında yazar- editör Aşkın Güngör, editör Lami Tiryaki, çizer Rıdvan Şoray, ilüstratör-karikatürist Erkin Ergin ve çizer S. Ozan Sarı yer alıyorlar. Ayrıca ÇROP’ta bize akademik düzeyde teknik destek veren hocalarımız, ülkemizde çizgi roman üzerine yazılı ilk araştırma olan “Çizgi Roman ve Çocuk” kitabının yazarı Prof. Dr. Nilüfer Tuncer ile İ. Ü. Öğretim üyesi-yazar Doç. Dr. Nejdet Neydim’in yanı sıra çok sevdiğimiz çevirmenler, yazarlar, çizerler ve yayınevi sahipleri de bulunmakta.
S - Dışarıdan yazı veren var mı ÇROP Blog’a?
Bilgisini, görüşünü, deneyimlerini ve araştırmalarını paylaşmak isteyen herkese kapımız açık. Okudukları hakkında izlenimlerini bildirmek isteyen her çizgi roman okurunun yazısını paylaşıyoruz ÇROP blog’da. Olmadı yahoo grubumuza, facebook arkadaş ve grubumuza üye olan arkadaşlarla çizgi roman yazışmaları yaparak birbirimizi çoğaltıyoruz bilgilerimizi paylaşarak.
S - Biz Teksas, Tommikslerle büyüdük. Şimdi nereye vardı bu iş? Başka türleri var mı?
Aslında bir anlamda hala aynı yerde çizgi romanımız. Hala westernler en çok satanlar arasında. İtalyan ekolü çizgi romanları daha çok satılıyor. Amerikan çizgi romanları arasında bizim okurumuza hitap edebilecek doğru yayın hala bulunamadı. Japon manga’ları basılmıyor hala. Frankofon’larda Asterix, Tenten ve Red Kit aşılamadı. Ancak yine de çeşitlerin artması ve arayışların olması son derece sevindirici.
Serüven içerikli çizgi romanların yanı sıra uzun zamandır inatla kendilerine “karikatürist” demiş olan mizah çizgi romanı üretenler sonunda aslında çizgi romanın bir türünü çizdikleri gerçeğiyle yüzleştiler. Bu şekilde bu mizahi çizgi romanlar sadece tüketime yönelik olarak görülmek yerine saygıdeğer sanatsal çalışmalar olarak değerlendi ve bu değişim albüm olarak basılmalarıyla noktalandı.
Çocuk çizgi romanı ise çocuk edebiyatı çizimleriyle paralel gelişim göstererek kalite çıtasını yükseltti ve genç çizerlere son derece kazançlı bir kapı açmış oldu.
S - Neler okunuyor?
Doğrusu Teks vazgeçilmez okunanlardan. Kısmet olursa bir çok koleksiyoner ölmeden tüm seti raflarına dizecek 20 yıl içinde. Yine eskilerden Swing serisi tam olarak basıldı. Teksas, Tommiks, Zagor, Mister No, Martin Mystere, Ken Parker gibiler eski ve yeni maceralarıyla satışta. Son yıllarda atağa geçen comicsler de oldukça sevildi gibi. Yürüyen Ölüler, Spiderman, Zombie, Star Wars, Joker, Wolverine, V for Vendetta ile Watchman gibiler oldukça ilgi gördü. Fransız ekolünden Enki Bilal’in eserleriyle Thorgal ve Borgia gibi başyapıtlar da okuyucularımıza sunuldu. Doğan Kardeş de bir çok farklı Fransız çizgi romanını buluşturdu okuyucularımızı. Manga adına da Shakespeare eserlerinin manga versiyonları, Yalınayak Gen, Okuldaki Sır, Warcraft gibi özel serilerle amerikan meşeili mangalar basıldı. Tabii bu arada klasiklerin uyarlamalarını da unutmamak gerek."
S – Son zamanlarda basılan klasiklerin çizgi uyarlamaları çizgi romana yaradı mı?Aslında çizgi roman basan yayınevlerinin fazlaca ketum davranmalarından dolayı satış rakamlarındaki değişimlerden habersiziz. Yurt dışında yayınevleri düzenli olarak ne kadar ne sattıklarını açıklarken bizde bu rakamlar gizlenmekte. Haliyle genel bir değerlendirme yapmak mümkün olmayacak. Ancak klasiklerin basılması ve çizgi romana dikkat çekilmesiyle yayınevlerinin artan sayıda çizgi roman basması raflardaki payın artmasıyla sonuçlandı. Bu da pazar payının genişlediği anlamına geliyor. Aldığımız duyumlara göre 20’ye yakın yeni çizgi roman basılacakmış. Klasikler bir şeyleri tetiklemiş gibi sanki.
S – Türk çizgi romanı nerede, var mı bizde birileri?
Bizde çizgi roman mizah türünde takılı kalmış durumda. Bu elbette kötü bir şey değil ve türk çizgi romanının karakteri gibidir ancak çok daha ciddi ve macera kurgulu konulara da el atmanın zamanı geldi de geçiyor. Birkaç yerel deneme mevcut olsa da devamının gelip gelmeyeceği belli değil. Bununla birlikte son derece yetenekli çizerlerimizi yurt dışına kaptırıyoruz. Bunlardan bazıları Koray Kuranel, Kutlukhan Perker, Nadir Palas, Melike Acar, Ayhan Hayrula gibi sanatçılarımız.
S - Çocuklara neler var (dergi, etkinlik)?
2008 yılında başlayan “ÇROP Çizgi Roman Atölyeleri”ne kadar çocuklar için “ücretsiz çizgi roman okuma stantı” kuruyorduk. Gerçi hala da talep geldiğinde yaklaşık 1000 çizgi romanı ülkenin bir çok etkinliğine gönderiyoruz. Bu şekilde çocuklar ve yetişkinler ilgilerini çeken çizgi romanları okuyabiliyor, devamını merak ediyorlarsa kitabevlerinden satın alıyorlar. Çizgi roman atölyeleriyle birlikteyse çocukların özellikle çocuk dergilerine bakış açılarını değiştirmeyi hedefledik. Bir zamanlar dergiler okunmak üzere satın alınırken bugün promosyon oyuncaklar toplanmak için satın alınıyor ve dergiler belki de okunmadan çöpe atılıyor. Çizgi roman atölyeleriyle fabrikasyon oyuncağın değil çizgi romanın önemli olduğunu anlamalarını sağlamaya çalışıyoruz. Bunun yolunun da kendi öykülerini yaratmaları, bu öyküyü doğru karelere ayırmaları ve en az bir sayfa çizmeleri olarak görüyoruz. Bu şekilde ortada nasıl bir emeğin olduğunu yaşayarak görüyorlar. Bugünlerde çizgi yeteneğini geliştirmek isteyen çocuklar için “Beykoz Doğa Koleji Çizgi Roman Okulu”nu kurduk. Bu projeye ev sahipliği yapan Beykoz Doğa Koleji’nde her Cumartesi saat 11.00’de ücretsiz atölye açıyoruz. Ayrıca davet edildiğimiz hemen her yere.

S - Neden Çizgi Roman Ödülleri
Çizgi romana yıllardır emek veren kişilerin görmezden gelindiği bir gerçek. Hani ideali eserleri satın alarak yayınevlerini ayakta tutmak ve emek veren sanatçıların evlerinde sıcak çorba kaynatmakta sorun yaşamamalarını sağlamaktır ya ekonomik koşullar okurları zorlamakta. Bununla birlikte yanlış bir algı da çizgi romanı çizerden ibaret sanılmasıdır. Bugün kaligrafi yapmış olan onca ustanın adı bilinmiyor, ömrünü çizgi roman çevirisine adamış insanların adları yer almıyor bir çok eserde. “1. TÜRK ÇİZGİ ROMAN OKURLARI ÖDÜLLERİ 2010” adıyla başlattığımız ve her sene yapacağımız oylama okurların çizgi romana emek verenleri onore etmesini hedefliyor. Bu oylamaya katılırken bir çok ustanın adının zihinden geçmesinin bile ciddi bir kazanım olduğu inancındayız. İnternette yayınlanan http://cropcizgiromanodulleri.blogspot.com/ adresinden kategorilere ayrılmış olan anket formunun cropcizgiodul@yahoo.com’a gönderilmesi bunun için yeterli. Bu projemizi destekleyen Beykoz Doğa Koleji ödül plaketlerinin ve ulaşımının sponsorluğunu da üstlenmiş durumda.
Diğer ÇROP etkinlikleri nelerdir?
ÇROP şu ana kadar bir çok ilginç projeye imza attı. Sakarya İl Halk Kütüphanesine 3000 çizgi romanlık bir kitaplık kurduk. Ücretsiz Çizgi Roman Okuma Stantlarıyla Türkiye’yi geziyoruz. Üniversitelerde Paneller düzenliyoruz. Çizgi Roman Atölyelerimiz İstanbul – Urfa arası bir alanda bir çok yerde çocuklarla buluştu. Hatta Norveç’ten gelen 14 üst düzey yönetici adayına bile çizgi roman çizdirdik. Çocuk Araştırma Merkezi (ÇAM)’ne sürekli büyüttüğümüz bir çizgi roman kitaplığı kurduk. Şimdi de Çizgi Roman Ödülleri anketini düzenledik.
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Hulk Fiction
Sene 1994. Tarantino filmi "Pulp Fiction" beyazperdede ve Uma Thurman tarihi pozunu vermiş afişte:
Sene 1996. Mayıs. The Incredible Hulk'un 441. sayının kapağında She-Hulk tarihi pozunu vermiş :)
Sene 1996. Mayıs. The Incredible Hulk'un 441. sayının kapağında She-Hulk tarihi pozunu vermiş :)11 Mayıs 2010 Salı
ÇROP TV'ye Konuk Olmuştu
"Kral ve Ben" programı yapımcı-sunucusu Ertan Özyiğit'e konuk olan ÇROP yazarı Ümit Kireççi ile HOZ Comics yöneticisi Haşim Öz "Çizgi romanın sosyopolitik etkileri" başlığını konuşmuşlardı. İşte 2 saatlik sohbetin girişi:
Frazetta Vefat Etti
10 Mayıs 2010 günü sabah saatlerinden beri çeşitli bloglarda görülen ancak yetkili bir ağızdan onaylanmamış olan ölüm haberi ünlü çizer, ressam Frank Frazetta'nın vekili Robert Pistella tarafından onaylandı. Geçirdiği inme ile birlikte evine yakın bir hastaneye kaldırılan Frazetta öğleden sonra hayatını kaybetmişti.
Frazetta'nın son günlerinde zaten hasta olduğu belirtiliyor.
9 Mayıs 2010 Pazar
GON Raflarında Yeni ÇR'ler
GON Çizgi Roman'a yeni çizgi romanlar geldi.
Art of Time
Kick-Ass
Spawn Deluxe Edition Vol.1
Spider-Man Blue
Daredevil Yellow
Art of Hack/Slash
Stickerbomb 2
Haunt Vol.1
Johnny Cash
Art of Jaime Hernandez
Teenage Mutant Ninja Turtles
ve daha niceleri.
Ayrıca yeni çıkan yerli çizgi romanlar:
Hoz Comics etiketiyle Iron Man, İç Savaş, Amazing Spider-Man 4
Marmara Çizgi etiketiyle Yürüyen Ölüler 3
Gerekli Şeyler etiketiyle Zombi
NTV Yayınları'ndan Sherlock Holmes-Baskerville Laneti
Yapı Kredi Yayınları'ndan Tetikçi
Altın Kitaplar'dan Kara Kule 1: Silahşörün Doğuşu
Art of TimeKick-Ass
Spawn Deluxe Edition Vol.1
Spider-Man Blue
Daredevil Yellow
Art of Hack/Slash
Stickerbomb 2
Haunt Vol.1
Johnny Cash
Art of Jaime Hernandez
Teenage Mutant Ninja Turtles
ve daha niceleri.
Ayrıca yeni çıkan yerli çizgi romanlar:
Hoz Comics etiketiyle Iron Man, İç Savaş, Amazing Spider-Man 4
Marmara Çizgi etiketiyle Yürüyen Ölüler 3
Gerekli Şeyler etiketiyle Zombi
NTV Yayınları'ndan Sherlock Holmes-Baskerville Laneti
Yapı Kredi Yayınları'ndan Tetikçi
Altın Kitaplar'dan Kara Kule 1: Silahşörün Doğuşu
Intercultural Crossovers, Transcultural Flows: Manga/Comics
2010, Sept. 30 - Oct. 2
International Conference
organized by Jaqueline Berndt (Kyoto Seika University), Franziska Ehmcke (University of Cologne), Bettina Kümmerling-Meibauer (University of Tübingen) and Steffi Richter (University of Leipzig), in cooperation with the Japan Foundation (Japanisches Kulturinstitut), the Center for Intercultural and Transcultural Studies, University of Cologne and the International Manga Research Center, Kyoto Seika University
Conference venue: Cultural Institute of Japan, Cologne (www.jki.de)
International Conference
organized by Jaqueline Berndt (Kyoto Seika University), Franziska Ehmcke (University of Cologne), Bettina Kümmerling-Meibauer (University of Tübingen) and Steffi Richter (University of Leipzig), in cooperation with the Japan Foundation (Japanisches Kulturinstitut), the Center for Intercultural and Transcultural Studies, University of Cologne and the International Manga Research Center, Kyoto Seika University
Conference venue: Cultural Institute of Japan, Cologne (www.jki.de)
Bilgi Ü. Öğretim Görevlisi
Sürecek Bir Macera (Hayal Kahvem'den)
Ben çalışan bir kadınım. Sigortacıyım. Memleketimde 100 kadından 25 i çalışıyor. Bu 25 kadının ise 7'si girişimci yani kendine ait işi var. Bu durumda memleketimin 100 kadından 7 lik dilimine giren çalışan kadınlarından biriyim. 100 kadından 7'sinin girişimci olması çok düşük bir oran tabii. Bu kadarla kalsa iyi. Daha feci bir tablo var. Memleketimde 3 kadından 2 si şiddet mağduru ve her 5 kadından 1 i okuma yazma bilmiyor. İnanlılacak gibi değil!Bu kadınlarımızın hali ne olacak peki? Kendi çevremizde elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Daha önce yazmıştım bir şeyler bloğumda... Mesela bak burda... Ya da burda... Diğer yapılanları paylaşırım bir ara senle... Neyse... Asıl anlatmak istediğim başka şeydi. Konuyu dağıttım gene... Çalışıyorum dedim ya... Son iki haftadır çok çalıştım. Sürekli yollardaydım... O kadar yorulmuşum ki sanki fotoğrafta sırtında yük taşıyan kadınlardan biri bendim. Tamam, sırtımda yük taşımadım fakat kafamda yük taşımadım mı sanıyorsun? Hem de kaç küfe yük taşıdım anlatamam sana... Nedir bu kuzum! Ben çalışmak için mi geldim ben bu dünyaya? İşte bak, ancak oturdum Hayal Kahvem’e… Kahve fincanım elimde… Yazayım iki satır bir şey de kendime geleyim dedim.
Bak ne anlatacağım. Bu sabah erkenden İstabul’a yollanmalıydım. 12 de bir müşterimin yeni işyerini gidip görecektim. Gittim. Uzun sürdü görüşmem. Uzadıkça uzadı. Oldu mu sana saat üç… İşim bittince vedalaşıp ayrıldım. Tamam… Hazır Kavacık’taydım. Dönüşte Meydan’daki kitapçıya uğradım. Dayanamadım birkaç kitap aldım. Baktım Zagor’un yeni macerası var. Adı Kalp ve Kılıç. Dayanamadım onu da satın aldım. İkinci müşterim görüşmemizi dört buçuğa erteleyince, oturdum Meydan’daki bir kafeye. Açtım Zagor’u. Okumaya başladım. Karamba Karambita! Bu ne güzel bir macera! Şöyle hayal ettim… Açık hava sinemasına gelmişim. Elimde bir fincan kahve. Zagor’un filmini seyrediyormuşum. “Hoppala! Ne alaka!” deme! Resimlerine bakmıyor muyum? Bakıyorum. Aynı film seyreder gibi işte. Sanki film gavurcaymış da ben alt yazılarını okuyormuşum… Mesela yani… Öyle hayal ettim. Lütfen hayallerime dudak kıvırıp gülme! Nasıl heyecanlı bir senaryosu vardı anlatamam. İnan ki kafamı kaldırmadan okumaya devam ettim. (DEVAMI İÇİN BÖYLE BUYURUN)8 Mayıs 2010 Cumartesi
Hajri Demirovski'yi Hatırladınız mı?
Bir zamanlar Alfa Yayınları'nda birlikte çalıştığım Hayri Önder gerçekte kimdi? Merak ediyor musunuz? Aşağıdaki söyleşiye net gezintimde rastladım. Hayri Önder'le ilgili net aleminde pek de bilgi olmadığı göz önüne alınırsa bu söyleşi bir açığı gidermeye yarayabilir belki. İyi okumalar:
Balkanskidom'un Hajri Demirovski ile yaptığı söyleşi
Hayri (Hajri ) Demirovski 83 yaşında dünyalar tatlısı bir adam. Hayatı macera dolu. 2. dünya savaşında nazilerle savaşmış ve yaralanmış bir partizan. Tito'ya derin bir sevgi besleyen barış adamı. Bestekar, şarkıcı, ressam, berber (en çok burası ilginç) ve başka neler yok ki özellikleri içerisinde.
Bu aralar sürekli diyeliz belası ile uğraşmakta. Yine diyalize gitmesinin ardından ziyaret ettik evini . Aslında 30 dk. sözü vermişlerdi çünkü Hayri bey çok yorgundu. Ancak balkanlardan gelen sıcak hava dalgasını görünce gözleri bir anda parlayıverdi. Balkanskidom ekibi olarak bize çok lezzetli bir gün yaşattı.
ŠARENALAŽA; Kimdir Hayri Demirovski?
HAYRİ DEMİROVSKİ; 1926 Manastır doğumluyum. Yugoslavya’da yaşarken asıl ismim Ajri Demirovski’ydi. Türkiye’ye 1954’te göçtük. Soyadı kanunuyla değişen ismim Hayrettin Önder oldu. Askerliğimi ve mekteplerimi orada tamamladım.
ŠARENALAŽA; Sanatçı kimliğinizden önce eğitim hayatınızı dinlemek istiyoruz. Özellikle de berberlik hikayenizi.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bu hikâyeyi çok severim (gülüyor). Matbaacılık okuluna gitmeden evvel liseyi bitirmemiştim. O zamanki aklımla geleceğe dair endişeler kuruyordum. Mutlaka kolumda bir altın bileziğim olsun istiyordum. Dağ başına bile gitsem aç kalmayacak bir mesleğim olmalıydı. Derken berberlik kurslarına katıldım ve ayıptır söylemesi çok iyi bir berber oldum. Zaten hayat felsefem yaptığım şey ne olursa olsun en iyisini yapmak zorunda bırakmıştır beni. Öyle ki kimsenin beni eleştirmesine tahammülüm olmazdı. Allah’a çok şükür yüzüm yere hiç eğilmedi. Nitekim seneler sonra savaşlardan ötürü işsiz kaldığımda mesleğime geri döndüm. O bileziği her zaman gururla kolumda taşıdım.
ŠARENALAŽA; Peki Matbaacılık?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Gençlik teşkilatındaydım, beni Zagreb’e yolladılar. Balkanlar’da ilk kurulan Yüksek Matbaacılık okulunda eğitim gördüm. Uzun zaman da orada kaldım. Okulumuz üç yıllıktı ama ben bir senede mezun oldum.
ŠARENALAŽA; Balkanların ilk matbaacılık okulundan bir yılda mezun olmak çok mühim olsa gerek. Nasıl oldu bu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bu çok önemli bir olaydı hayatımda. Okulumuzda altı yüz tane öğrenci vardı. Hırvat, Sırp, Boşnak, Makedon ya da bayan olması gözetmeksizin kardeşçe eğitimimizi gördük. Bir yılın sonunda bir sınav gerçekleştirildi ve ben birinci olarak tamamladım. Sahip olduğum diplomada bütün profesörlerimin imzası mevcuttur. Açıkçası Tito’ya minnettarız. O olmasaydı Yugoslavya eğitimden bihaber cehalet içinde kalırdı.
ŠARENALAŽA; Tito’ya gelmeden önce kariyerinizle alakalı öğrenmek istediğimiz çok şey var. Yüksek Matbaacılıktan sonra neler oldu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet. Sanat, her zaman tutkum oldu. Yaptığım çalışmalar Türkiye’de birçok önemli isimle çalışmama olanak sağladı.
ŠARENALAŽA; Türkiye’ye geldiğinizde mi resim yapmaya başladınız?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Hayır. Ama Türkiye’ye göç ettiğimizde ilk Eyüp semtine gelmiştik. Bir berber dükkânı açtım. Belediyelerin kırmızı tabelalarını asıyorlardı. Ben de yaptırmak için bir tabelacıya gittim baktım 10 lira istiyor (benim 2 günlüğüm kadar para ) başladım resim yapmaya. Günde beş liraya yapmaya başladım. Sonra film afişleri, kitap kapakları, lobiler, kaligrafiler derken matbaaları tanıdım. Sonra dergi çıkardım. O zamanlar Akbaba dergisinin tirajı 11 bindi. Benim dergim (Salata) 60 bin. Zamanla arttı ve 150 bine ulaştı. Birkaç ay sonra Hürriyet grubu Gırgır dergisini yayınladı. Beni çağırdılar ve “Hayri ağabey artık senin dergini dağıtmayacağız” dediler. Gırgır’a rakipmişim. Beş yüz bin lira tazminatımı ödemediler bende kapattım. Rıfat Ilgaz’ın Hababam sınıfının ilk kitaplarını basan bendim. Kandemir Konduk o zaman çok zor durumdaydı. Çok iyi bir adamdı. Müjdat Gezen, Altan Erbulak aynı dergide çalıştık. Kandemir konduk… Herkes bende çalışıyordu. O zaman hiç biri meşhur değildi. Velettiler daha o zaman.
Kandemir Konduk içlerinde farklıydı ne konu verirsen çiziyordu. Kandemir büyük kabiliyetti. Çok yaratıcıydı. Sonra baya meşhur oldu. Şimdi kendini alkole vermiş çok üzülüyorum.
ŠARENALAŽA; Yugoslavya’da çok popüler bir sanatçı oldunuz. Bu hikâyede enteresan anekdotlar biliyoruz. Mesela Milli marş olmayı hak eden parçanız “Bitola moj roden kraj” var. Ancak bizim sizi tanımamız sizin açınızdan bu kadar kolay olmadı değil mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet (gülüyor). Küçük yaştan beri akordeon çalıyordum. Müzik eğitimi hiç almadım. Halen nota bilmem. Sevdalinka gecelerimiz olurdu. Beni oraya davet ederlerdi. Çalıp söylerdim. Makedoncayı ve Hırvatçayı, Slovenceyi ana dilim gibi konuşurum. Dile her zaman yatkındım. Allah vergisi olduğunu düşünüyorum. Bir gün Manastır radyosunun Makedonca şarkı söyleyen gençler aradığını duyduk. Tanıdıklarım gitmem için ısrar ettiler. Sırada bekleyen bir sürü Makedon sanatçı ve sanatçı adayı vardı. Her birini sırayla içeri alıyor, söyleyeceği şarkıyı dinliyor ve dışarı yolluyorlardı. O kadar Makedon ismin arasında sıra bana geldiğinde ismimi anons eden adam Ajri Demirovski dedikten sonra “biz Türk değil Makedon arıyoruz” diye çıkıştı. Ona Makedonca söyleyebileceğimi söylediğimde beni küçümsediğini hatırlıyorum. Eleştiriye kapalı biri olarak yüzünde yakaladığım o küçümseme beni içten içe kızdırıyordu. Birde gencim, kanım deli akıyor (gülüyor)! Şahsıma hakaret edildiğini düşündüm. Başka bir şarkı hazırlamıştım ama hal böyle olunca eski ve meşhur bir şarkıyı seslendirdim.
ŠARENALAŽA; O şarkıyı hatırlıyor musunuz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Hatırlamaz mıyım?
ŠARENALAŽA; Biraz mırıldanır mısınız?
HAYRİ DEMİROVSKİ; ( ……………………………………………………………… Paşe Turski diye gidiyor ....(oldukça eski olan bu şarkıyı Edito da ben de bir türlü çıkartamadık
)
ŠARENALAŽA; Peki yarışmada neler oldu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Jüri birinci kupleden sonra orkestrayı durdu. Şaşakalmış biçimde yanıma doğru yürüdü ve alnımdan öptü. Az önceki davranışı yüzünden özürler diledi. Bir Türk’ün bu kadar iyi Makedonca konuşabildiğini düşünememişti. Haklıydı da. Böylece beni radyoya aldılar ve şarkı söylemeye başladım. Radyoda benden daha kıdemli sanatçılar vardı. Hepsi çok iyiydi. Öncelikle Makedonlardı. Bir de aralarında ben (gülüyor). Haftada iki gün program yapıyordum. Kendime bir repertuar hazırlıyorum tam seslendireceğim repertuarım diğerlerinden biriyle mutlaka çakışıyordu. En yeni ben olduğum için popüler parçaları seslendirmeye pek yerim kalmıyordu. Petra’lar, Vetra’lar, Monica’lar cayır cayır söylerken bana kala kala eski şarkılar kalıyordu.
ŠARENALAŽA; Nasıl ilerleyebildiniz bu aksaklıklar içinde?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bir yeniliğe ihtiyacım vardı. Bende oturup bir şarkı yazdım. Hem Türkçe hem Makedonca okuyacaktım. Sözleri şöyleydi; “Sevdim seni alamadım, ben sana more doyamadım”. Parçayı İlk okuduğumda herkes nereden bulduğumu sordu. Beste benimdi ama alaylıydım o yüzden kimseye kendim yaptım diyemezdim. İnanmazlar ya da alay ederler diye korkuyordum. Her Cumartesi istek günüydü radyoda. Yaptığım parça neredeyse en çok istek alan parça olmuştu. O ivmeyle birkaç tane daha yapıverdim. Ajri ne söylerse herkes beğendi. Ufak ufak tanınmaya başladım. Bestelerimi soran herkese “bilmem ne köyünden bir kadından-bir erkekten aldım” diye yalan söyledim. (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Ne zamana kadar sakladınız yeteneğinizi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Makedon tiyatrosunun önünde kurtuluş günü için yapılacak festivale kadar…
Büyük bir konser verilecekti. Artık epey popüler sayılıyordum. Tiyatronun müdürü vardı genç bir adam. Ona itiraf ettim ilk. Şimdiye kadar bestelerimi kendi başıma icra ettiğimi ve artık yalan söylemeyeceğimi söyledim. Çok şaşırmasına rağmen beni yüreklendirmekten sakınmadı. O konserde “Bitola moja roden kraj” adlı eserimi seslendirdim. Herkes büyülendi. O tarihten beride besteci olduğum için utanmaktan vazgeçtim. Böylece ilerledim. İşte bu şarkı marş oldu.
ŠARENALAŽA; Yaptığınız her işte başarılı olmuşsunuz. Tebrik ederiz. Gelelim 1950’lerin Yugoslavya’sına. Bir kesim mesela Sancak tarafı Tito’yu çok sever ama Üsküp tarafı lanet olsun der. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Arnavut’lara sorsanız iyi değildi, Torbeşler’de iyi değildi derler. Özbeöz Yörük’üm ben, yani Türk’üm. Krallık zamanını yaşadım, savaşı gördüm. Gazi oldum. Tito zamanı çok güzeldi. Ama Jadranka’yla evlendikten sonra her şey mahvoldu diyebilirim. Bunlardan ziyade Tito kalem tutmayan hiçbir el bırakmadı. Irk, dil, din ayırt etmeksizin herkesi eğitime sürükledi. Hakkını kimse yiyemez. Türk dediğimiz bölgede sefalet vardı. Zorla eğitti onları. Onları kooperatife soktu. Bir tek doktor bile yoktu orada. Şimdi sorsanız “gâvur” derler. Bence ayıp. Günahtır… Tito, bize toprağın bölünemeyeceğini öğretti. Herkesi eşit kıldı. Onun devrettiği bayrağı taşıyamadı Yugoslavya ve kendi arasında bölündü. Tarihimiz olarak utanç duymalıyız.
ŠARENALAŽA; Tito sevildi, sevilmedi ama 30-35 senelik bir Yugoslavya vardı ve parçalandı. Bosna savaşı yaşandı. Oradan 1954’te Türkiye’ye gelip Türkiye’den bakan bir Türk olarak, her şeyden önce insan olarak savaş hakkında ne düşündüğünüzü sormak istiyorum.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Ben muhlis bir insanım. Din, dil, ırk benim için fark etmez. Hepsini Allah yaratmıştır. Eğer Allaha inanıyorsak nasıl sorgularız onu? Benim mantığım almıyor. Taşı, kuşu, tilkiyi de Allah yarattı. Almanların o kamplarını gördüm. En cins, en yakışıklı erkekleri, en sağlam kadınları toplamışlardı. “SS” kampları buradan doğmuştur. Bunlar ana, kardaş bilmezlerdi. Özel yetiştirilmişlerdi, robot gibiydiler. Makineleri çeker “heil Hitler” diyerek tararlardı yüz kişiyi. Anası Rum, babası Yahudi, anası Türk ya da bilmem ne ama sırım gibi gençlerdi. Çok kaliteliydiler. Duyguları alınmış gibiydiler. Miloseviç bu insanlar aracılığıyla eskiden kardeş olan Sırp’ı Boşnağa karşı savaştırdı. Tito’dan bize kalan en önemli olgu “hepimizin Yugoslav” olduğuydu. Bizim okulda her yerden öğrenci vardı, kadın erkek… Hepimiz birdik. Ayırt edilmiyorduk. Boşnak Sırp’la evlenmiş, Hırvat deseniz öyle. Sonra bu birliği parçalamak isteyen faşist zihniyetler aslında Tito’ya karşıydılar. Onlara Çetnik deniyor. Ustaşeler ve Çetnikler. Tito öldükten sonra Miloseviç idareyi ele aldı ve Kosova savaşı çıktı. Maksadı Yugoslavya’yı parçalamaktı. Almanları karıştırdı işin içine. Yazık oldu Yugoslavya’ya. . Çok kırıcı bir olaydır Bosna savaşı.
ŠARENALAŽA; Boşnaklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Balkanlar parçalandı ve herkes eskiye göre farklı yaşıyor. Sizce bu durum bir gün düzelir mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Amerikalılar istediğini yapıyorlar. Ekonomi onların elinde. Afrika’sı da, İran’ı da, herkes Amerika’nın dilediği sistemde yaşıyor ya da ölüyor. Bütün ülkeler Amerika’ya karşı zayıf. Eski Yugoslavya adına hiçbir şeyin düzeleceğini sanmıyorum. Olan bize oldu. Kökten dincilik aldı yürüdü.
ŠARENALAŽA; Gençlik teşkilatındayken Alman’lara karşı savaştınız değil mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet partizandım (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Birçok yerde yaşamış biri olarak 50’lerin Yugoslavya’sında en beğendiğiniz şehir hangisiydi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bence Zagreb’den daha güzel yer yoktu. Aşağı Zagreb’de kültür düzeyi yüksek bir sosyolojik popülarite, üst Zagreb’de ise üst tabaka aileler. İnanılmaz bir yerdi. Zagreb’de çok anım var. Taşını, toprağını soluyarak ölünebilir orada. En kültürlü millet Hırvat’lardır. Slovenlerde kültürlüdür ama egoisttir, şovenisttir. Boşnaklar ise aristokrattır. Hümanisttir...
ŠARENALAŽA; Yaklaşık 45 senedir Türkiye’de yaşıyorsunuz. 2000 senesinden beri İzmir’e yerleştiniz. Özel bir sebebi var mı?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Burayı seviyorum. Sakin (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Manastır’a birkaç kez gittiniz. Neler hissettiniz? Savaştan önce ve savaştan sonra ne farklılıklar gördünüz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Kelimelerle anlatmak mümkün değil. O yüzden şarkı yazarak anlatmaya çalıştım. Elveda Rumeli adlı dizide yayınlandı. “Manastır doğum yerim”
ŠARENALAŽA; Söyleşiniz için çok teşekkür ederiz. Yorgun olmanıza rağmen bizi kırmadınız.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Kapım her zaman açık Cevat Kardeş J
HAYRİ DEMİROVSKİ; 1926 Manastır doğumluyum. Yugoslavya’da yaşarken asıl ismim Ajri Demirovski’ydi. Türkiye’ye 1954’te göçtük. Soyadı kanunuyla değişen ismim Hayrettin Önder oldu. Askerliğimi ve mekteplerimi orada tamamladım.
ŠARENALAŽA; Sanatçı kimliğinizden önce eğitim hayatınızı dinlemek istiyoruz. Özellikle de berberlik hikayenizi.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bu hikâyeyi çok severim (gülüyor). Matbaacılık okuluna gitmeden evvel liseyi bitirmemiştim. O zamanki aklımla geleceğe dair endişeler kuruyordum. Mutlaka kolumda bir altın bileziğim olsun istiyordum. Dağ başına bile gitsem aç kalmayacak bir mesleğim olmalıydı. Derken berberlik kurslarına katıldım ve ayıptır söylemesi çok iyi bir berber oldum. Zaten hayat felsefem yaptığım şey ne olursa olsun en iyisini yapmak zorunda bırakmıştır beni. Öyle ki kimsenin beni eleştirmesine tahammülüm olmazdı. Allah’a çok şükür yüzüm yere hiç eğilmedi. Nitekim seneler sonra savaşlardan ötürü işsiz kaldığımda mesleğime geri döndüm. O bileziği her zaman gururla kolumda taşıdım.
ŠARENALAŽA; Peki Matbaacılık?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Gençlik teşkilatındaydım, beni Zagreb’e yolladılar. Balkanlar’da ilk kurulan Yüksek Matbaacılık okulunda eğitim gördüm. Uzun zaman da orada kaldım. Okulumuz üç yıllıktı ama ben bir senede mezun oldum.
ŠARENALAŽA; Balkanların ilk matbaacılık okulundan bir yılda mezun olmak çok mühim olsa gerek. Nasıl oldu bu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bu çok önemli bir olaydı hayatımda. Okulumuzda altı yüz tane öğrenci vardı. Hırvat, Sırp, Boşnak, Makedon ya da bayan olması gözetmeksizin kardeşçe eğitimimizi gördük. Bir yılın sonunda bir sınav gerçekleştirildi ve ben birinci olarak tamamladım. Sahip olduğum diplomada bütün profesörlerimin imzası mevcuttur. Açıkçası Tito’ya minnettarız. O olmasaydı Yugoslavya eğitimden bihaber cehalet içinde kalırdı.
ŠARENALAŽA; Tito’ya gelmeden önce kariyerinizle alakalı öğrenmek istediğimiz çok şey var. Yüksek Matbaacılıktan sonra neler oldu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet. Sanat, her zaman tutkum oldu. Yaptığım çalışmalar Türkiye’de birçok önemli isimle çalışmama olanak sağladı.
ŠARENALAŽA; Türkiye’ye geldiğinizde mi resim yapmaya başladınız?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Hayır. Ama Türkiye’ye göç ettiğimizde ilk Eyüp semtine gelmiştik. Bir berber dükkânı açtım. Belediyelerin kırmızı tabelalarını asıyorlardı. Ben de yaptırmak için bir tabelacıya gittim baktım 10 lira istiyor (benim 2 günlüğüm kadar para ) başladım resim yapmaya. Günde beş liraya yapmaya başladım. Sonra film afişleri, kitap kapakları, lobiler, kaligrafiler derken matbaaları tanıdım. Sonra dergi çıkardım. O zamanlar Akbaba dergisinin tirajı 11 bindi. Benim dergim (Salata) 60 bin. Zamanla arttı ve 150 bine ulaştı. Birkaç ay sonra Hürriyet grubu Gırgır dergisini yayınladı. Beni çağırdılar ve “Hayri ağabey artık senin dergini dağıtmayacağız” dediler. Gırgır’a rakipmişim. Beş yüz bin lira tazminatımı ödemediler bende kapattım. Rıfat Ilgaz’ın Hababam sınıfının ilk kitaplarını basan bendim. Kandemir Konduk o zaman çok zor durumdaydı. Çok iyi bir adamdı. Müjdat Gezen, Altan Erbulak aynı dergide çalıştık. Kandemir konduk… Herkes bende çalışıyordu. O zaman hiç biri meşhur değildi. Velettiler daha o zaman.
Kandemir Konduk içlerinde farklıydı ne konu verirsen çiziyordu. Kandemir büyük kabiliyetti. Çok yaratıcıydı. Sonra baya meşhur oldu. Şimdi kendini alkole vermiş çok üzülüyorum.
ŠARENALAŽA; Yugoslavya’da çok popüler bir sanatçı oldunuz. Bu hikâyede enteresan anekdotlar biliyoruz. Mesela Milli marş olmayı hak eden parçanız “Bitola moj roden kraj” var. Ancak bizim sizi tanımamız sizin açınızdan bu kadar kolay olmadı değil mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet (gülüyor). Küçük yaştan beri akordeon çalıyordum. Müzik eğitimi hiç almadım. Halen nota bilmem. Sevdalinka gecelerimiz olurdu. Beni oraya davet ederlerdi. Çalıp söylerdim. Makedoncayı ve Hırvatçayı, Slovenceyi ana dilim gibi konuşurum. Dile her zaman yatkındım. Allah vergisi olduğunu düşünüyorum. Bir gün Manastır radyosunun Makedonca şarkı söyleyen gençler aradığını duyduk. Tanıdıklarım gitmem için ısrar ettiler. Sırada bekleyen bir sürü Makedon sanatçı ve sanatçı adayı vardı. Her birini sırayla içeri alıyor, söyleyeceği şarkıyı dinliyor ve dışarı yolluyorlardı. O kadar Makedon ismin arasında sıra bana geldiğinde ismimi anons eden adam Ajri Demirovski dedikten sonra “biz Türk değil Makedon arıyoruz” diye çıkıştı. Ona Makedonca söyleyebileceğimi söylediğimde beni küçümsediğini hatırlıyorum. Eleştiriye kapalı biri olarak yüzünde yakaladığım o küçümseme beni içten içe kızdırıyordu. Birde gencim, kanım deli akıyor (gülüyor)! Şahsıma hakaret edildiğini düşündüm. Başka bir şarkı hazırlamıştım ama hal böyle olunca eski ve meşhur bir şarkıyı seslendirdim.
ŠARENALAŽA; O şarkıyı hatırlıyor musunuz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Hatırlamaz mıyım?
ŠARENALAŽA; Biraz mırıldanır mısınız?
HAYRİ DEMİROVSKİ; ( ……………………………………………………………… Paşe Turski diye gidiyor ....(oldukça eski olan bu şarkıyı Edito da ben de bir türlü çıkartamadık
)ŠARENALAŽA; Peki yarışmada neler oldu?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Jüri birinci kupleden sonra orkestrayı durdu. Şaşakalmış biçimde yanıma doğru yürüdü ve alnımdan öptü. Az önceki davranışı yüzünden özürler diledi. Bir Türk’ün bu kadar iyi Makedonca konuşabildiğini düşünememişti. Haklıydı da. Böylece beni radyoya aldılar ve şarkı söylemeye başladım. Radyoda benden daha kıdemli sanatçılar vardı. Hepsi çok iyiydi. Öncelikle Makedonlardı. Bir de aralarında ben (gülüyor). Haftada iki gün program yapıyordum. Kendime bir repertuar hazırlıyorum tam seslendireceğim repertuarım diğerlerinden biriyle mutlaka çakışıyordu. En yeni ben olduğum için popüler parçaları seslendirmeye pek yerim kalmıyordu. Petra’lar, Vetra’lar, Monica’lar cayır cayır söylerken bana kala kala eski şarkılar kalıyordu.
ŠARENALAŽA; Nasıl ilerleyebildiniz bu aksaklıklar içinde?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bir yeniliğe ihtiyacım vardı. Bende oturup bir şarkı yazdım. Hem Türkçe hem Makedonca okuyacaktım. Sözleri şöyleydi; “Sevdim seni alamadım, ben sana more doyamadım”. Parçayı İlk okuduğumda herkes nereden bulduğumu sordu. Beste benimdi ama alaylıydım o yüzden kimseye kendim yaptım diyemezdim. İnanmazlar ya da alay ederler diye korkuyordum. Her Cumartesi istek günüydü radyoda. Yaptığım parça neredeyse en çok istek alan parça olmuştu. O ivmeyle birkaç tane daha yapıverdim. Ajri ne söylerse herkes beğendi. Ufak ufak tanınmaya başladım. Bestelerimi soran herkese “bilmem ne köyünden bir kadından-bir erkekten aldım” diye yalan söyledim. (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Ne zamana kadar sakladınız yeteneğinizi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Makedon tiyatrosunun önünde kurtuluş günü için yapılacak festivale kadar…
Büyük bir konser verilecekti. Artık epey popüler sayılıyordum. Tiyatronun müdürü vardı genç bir adam. Ona itiraf ettim ilk. Şimdiye kadar bestelerimi kendi başıma icra ettiğimi ve artık yalan söylemeyeceğimi söyledim. Çok şaşırmasına rağmen beni yüreklendirmekten sakınmadı. O konserde “Bitola moja roden kraj” adlı eserimi seslendirdim. Herkes büyülendi. O tarihten beride besteci olduğum için utanmaktan vazgeçtim. Böylece ilerledim. İşte bu şarkı marş oldu.
ŠARENALAŽA; Yaptığınız her işte başarılı olmuşsunuz. Tebrik ederiz. Gelelim 1950’lerin Yugoslavya’sına. Bir kesim mesela Sancak tarafı Tito’yu çok sever ama Üsküp tarafı lanet olsun der. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Arnavut’lara sorsanız iyi değildi, Torbeşler’de iyi değildi derler. Özbeöz Yörük’üm ben, yani Türk’üm. Krallık zamanını yaşadım, savaşı gördüm. Gazi oldum. Tito zamanı çok güzeldi. Ama Jadranka’yla evlendikten sonra her şey mahvoldu diyebilirim. Bunlardan ziyade Tito kalem tutmayan hiçbir el bırakmadı. Irk, dil, din ayırt etmeksizin herkesi eğitime sürükledi. Hakkını kimse yiyemez. Türk dediğimiz bölgede sefalet vardı. Zorla eğitti onları. Onları kooperatife soktu. Bir tek doktor bile yoktu orada. Şimdi sorsanız “gâvur” derler. Bence ayıp. Günahtır… Tito, bize toprağın bölünemeyeceğini öğretti. Herkesi eşit kıldı. Onun devrettiği bayrağı taşıyamadı Yugoslavya ve kendi arasında bölündü. Tarihimiz olarak utanç duymalıyız.
ŠARENALAŽA; Tito sevildi, sevilmedi ama 30-35 senelik bir Yugoslavya vardı ve parçalandı. Bosna savaşı yaşandı. Oradan 1954’te Türkiye’ye gelip Türkiye’den bakan bir Türk olarak, her şeyden önce insan olarak savaş hakkında ne düşündüğünüzü sormak istiyorum.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Ben muhlis bir insanım. Din, dil, ırk benim için fark etmez. Hepsini Allah yaratmıştır. Eğer Allaha inanıyorsak nasıl sorgularız onu? Benim mantığım almıyor. Taşı, kuşu, tilkiyi de Allah yarattı. Almanların o kamplarını gördüm. En cins, en yakışıklı erkekleri, en sağlam kadınları toplamışlardı. “SS” kampları buradan doğmuştur. Bunlar ana, kardaş bilmezlerdi. Özel yetiştirilmişlerdi, robot gibiydiler. Makineleri çeker “heil Hitler” diyerek tararlardı yüz kişiyi. Anası Rum, babası Yahudi, anası Türk ya da bilmem ne ama sırım gibi gençlerdi. Çok kaliteliydiler. Duyguları alınmış gibiydiler. Miloseviç bu insanlar aracılığıyla eskiden kardeş olan Sırp’ı Boşnağa karşı savaştırdı. Tito’dan bize kalan en önemli olgu “hepimizin Yugoslav” olduğuydu. Bizim okulda her yerden öğrenci vardı, kadın erkek… Hepimiz birdik. Ayırt edilmiyorduk. Boşnak Sırp’la evlenmiş, Hırvat deseniz öyle. Sonra bu birliği parçalamak isteyen faşist zihniyetler aslında Tito’ya karşıydılar. Onlara Çetnik deniyor. Ustaşeler ve Çetnikler. Tito öldükten sonra Miloseviç idareyi ele aldı ve Kosova savaşı çıktı. Maksadı Yugoslavya’yı parçalamaktı. Almanları karıştırdı işin içine. Yazık oldu Yugoslavya’ya. . Çok kırıcı bir olaydır Bosna savaşı.
ŠARENALAŽA; Boşnaklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Balkanlar parçalandı ve herkes eskiye göre farklı yaşıyor. Sizce bu durum bir gün düzelir mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Amerikalılar istediğini yapıyorlar. Ekonomi onların elinde. Afrika’sı da, İran’ı da, herkes Amerika’nın dilediği sistemde yaşıyor ya da ölüyor. Bütün ülkeler Amerika’ya karşı zayıf. Eski Yugoslavya adına hiçbir şeyin düzeleceğini sanmıyorum. Olan bize oldu. Kökten dincilik aldı yürüdü.
ŠARENALAŽA; Gençlik teşkilatındayken Alman’lara karşı savaştınız değil mi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Evet partizandım (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Birçok yerde yaşamış biri olarak 50’lerin Yugoslavya’sında en beğendiğiniz şehir hangisiydi?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Bence Zagreb’den daha güzel yer yoktu. Aşağı Zagreb’de kültür düzeyi yüksek bir sosyolojik popülarite, üst Zagreb’de ise üst tabaka aileler. İnanılmaz bir yerdi. Zagreb’de çok anım var. Taşını, toprağını soluyarak ölünebilir orada. En kültürlü millet Hırvat’lardır. Slovenlerde kültürlüdür ama egoisttir, şovenisttir. Boşnaklar ise aristokrattır. Hümanisttir...
ŠARENALAŽA; Yaklaşık 45 senedir Türkiye’de yaşıyorsunuz. 2000 senesinden beri İzmir’e yerleştiniz. Özel bir sebebi var mı?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Burayı seviyorum. Sakin (gülüyor)
ŠARENALAŽA; Manastır’a birkaç kez gittiniz. Neler hissettiniz? Savaştan önce ve savaştan sonra ne farklılıklar gördünüz?
HAYRİ DEMİROVSKİ; Kelimelerle anlatmak mümkün değil. O yüzden şarkı yazarak anlatmaya çalıştım. Elveda Rumeli adlı dizide yayınlandı. “Manastır doğum yerim”
ŠARENALAŽA; Söyleşiniz için çok teşekkür ederiz. Yorgun olmanıza rağmen bizi kırmadınız.
HAYRİ DEMİROVSKİ; Kapım her zaman açık Cevat Kardeş J
Hajri Demirovski
Hajri Demirovski'ye yaşayan bir tarih dersek yalan söylemiş olmayız. Makedonya'nın Bitola şehrinde doğan, 1954 yılında Türkiye'ye göç eden ve 2000 yılından bu yana Karşıyaka'da yaşayan Hajri Demirovski ( Türkiye'de aldığı soyadı ile Hayri Önder) hem Makedonya'ya, hem de tüm Makedon göçmenlerine büyük bir iz bırakmıştır. Pesna Za Gorno Vranovci adındaki Vaska İlieva şarkısından sonra nazarımda en güzel göçmen şarkısı - ve kuşkusuz Bitola'yı en güzel anlatan şarkı - Bitola, Moj Roden Kraj'ın söz ve müziği Hajri Demirovski'ye aittir.
Hajri Demirovski bu şarkısıyla ve Makedonca bestelenen 80 eseriyle ülke kültür ve sanatına büyük katkıları bulunan bir kişidir. Bu özelliğine binaen yakın bir tarihte kendisine Bitola belediye başkan yardımcısı ve Meclis Başkanı Liljana Kuzmanova tarafindan hemşehrilik beratı verildi.
Ödül töreni sırasında Evliya Çelebi'nin 1661 yılında Bitola'yı ''Yesil-mavi ortami, havasi, yaz sicaginda insani oksayan serin dag rüzgari, akarsulari..'' ile tarif ettigini belirten Kuzmanova, sehirlerinin Hayri Demirovski'ye de ilham kaynagi oldugunu söyledi.
Demirovski'nin, Makedonlar'a unutulmaz eserler biraktigini, efsane haline gelen ''Bitola Moj Roden Kraj''in nesiller boyunca seslendirildigini kaydeden Kuzmanova, ''Gelecekte de bir milli marsimiz gibi seslendirilecektir. Adinizi tarihimize altin harflerle yazdiniz. Bu nedenle belediye konseyinin verdigi en büyük ödül olan Manastir Belediyesinin Fahri Vatandasi ödülü size layik görüldü. Oy birligiyle alinan ve alkislanan bu karar, tüm vatandaslarimiz tarafindan da takdirle karsilandi'' dedi.
O, ünlü Makedon şarkıcılarınca da ses bulmuş eserini yine yakın bir geçmişte, üstelik kendi sesinden Elveda Rumeli adlı dizi içerisinde dinleme fırsatı bulduk... Şarkının Türkçe versiyonu da yine dizi içinde Demirovski tarafından seslendirildi...
bitola moj roden kraj
vo tebe sum rodena za mene si raj
bitola güzel memleketim
ben sende doğdum, sen benim yarimsin
bitola moj roden kraj
jas te sakam od srce znaj
bitola moj roden kraj
jas te sakam za tebe peam
bitola güzel memleketim
seni bütün kalbimle seviyorum
bitola güzel memleketim
seni seviyorum, sana şarkı söylüyorum
mnogu gradovi sela jas projdov
kako tebe mil za mene nigde ne najdov
çok şehir ve kasabalar gördüm
senden daha güzeline rastlamadım
- nakarat -
vo tebe sum odel gol i bos,
vo tebe porasnav jas ne sum ti gost
ben sende yürüdüm çıplak ve yalın ayak
ben sende büyüdüm, misafirin değilim
- nakarat -
ej roden kraj koj bi mozhel
zbogum da ti reche da ne zaplache
ah memleketim, nasıl olur da
sana elveda derim de ağlamam
bitola moj roden kraj
jas te sakam od srce znaj
bitola moj roden kraj
jas te sakam za tebe peam
bitola güzel memleketim
seni bütün kalbimle seviyorum
bitola güzel memleketim
seni seviyorum, sana şarkı söylüyorum...
http://youtube.com/watch?v=0sPEgzLad_Q
Ve...
Hayri Önder vefat etti (22 Ekim 2009)
"Elveda Rumeli" isimli televizyon dizisinde kendi bestelediği şarkıları seslendiren, Hayri Önder (Demirovski), İzmir'in Karşıyaka ilçesindeki evinde vefat etti. Hayri Önder'in doğum yeri Makedonya'nın Manastır şehri için yazdığı şarkısı halen orada en çok dinlenenler arasında yer alıyor.
Manastır'da 1927 yılında dünyaya gelen Önder, Nazi işgali döneminde küçük yaşta dağa çıkıp ülkesini 1954 yılında anavatanı
Hayri Önder'in
Türkçe ve Makedonca dışında Sırpça, Bulgarca ve İtalyanca da bilen Hayri Önder, üç çocuk babasıydı. Önder'in cenazesi, bugün Karşıyaka Mevlana Camisi'nde öğlen namazını müteakip kılınacak cenazesi namazından sonra kaldırılarak, Doğançay Mezarlığı'nda defnedilecek.
ALINTI: Balkanskidom.com
"fırat" çıktı!
Uğur Gürsoy'un "fırat"ı kendi kitabına kavuştu, hayranları hemen Facebook'da "Fırat Bir Yaşam Tarzıymış Meğersem" grubunu oluşturdu.
7 Mayıs 2010 Cuma
Melike Acar TRT 2'ye konuk olacak
'Şehrin Rengi' programında Sevim Gözay'ın bu haftaki konugu olan Melike Acar 8 Mayıs Cumartesi Saat 13.30'da TRT 2 yani TRT HABER'de...


Tanrılar beyazperdeye iniyor
Marvel Comics tarafından 1961 yılında yaratılan çizgi roman karakteri Thor'un sinema uyarlamasıyla ilgili detaylar belli oldu.

LOS ANGELES - İskandinav mitolojisinin en güçlü tanrısı Thor’dan esinlenerek yaratılan Marvel’in çizgi roman kahramanı 'Thor' beyazperdede hayat buluyor. Geçtiğimiz aylarda açıklanan projenin kadrosu belli oldu.

LOS ANGELES - İskandinav mitolojisinin en güçlü tanrısı Thor’dan esinlenerek yaratılan Marvel’in çizgi roman kahramanı 'Thor' beyazperdede hayat buluyor. Geçtiğimiz aylarda açıklanan projenin kadrosu belli oldu.
Yönetmen koltuğu 'Hamlet, 'Frankenstein' ve 'Sleuth' gibi filmlere imza atan Kenneth Branagh'a emanet edildi.
Thor’u 2009 yılında Star Trek’teki Kaptan Kirk’in babası George Kirk rolüyle tanınan Avustralyalı aktör Chris Hemsworth canlandırıyor. Thor’un baş düşmanı ve aynı zamanda üvey kardeşi olan Loki rölünde ise İngiliz aktör Tom Hiddleston yer alacak.
İki ana rolde ünlü aktörlerin bulunmaması çizgi roman hayranlarını hayal kırklığına uğratsa da Thor’un insan dünyasındaki gerçek aşkı Jane Foster’ı canlandıracak isim sinemaseverleri heyecanlandıracak bir aktris Natalie Portman oldu.
‘Tanrıların Tanrısı’ Odin rölünde ise usta aktör Anthony Hopkins olacak. 150 milyon dolar bütçesi olan film ABD’de 6 Mayıs 2011’de vizyona girecek.
Marvel Comics tarafından 1961 yılında 'The Mighty Thor' isimli bir süperkahraman olarak mitolojiden uyarlanan 'Thor'u yaratan ekip, Stan Lee, Jack Kirby ve Larry Lieber‘den oluşuyor.
Thor çizgi romanda dünyalı bir insanın çekici tutmasıyla yaşadığı büyük değişimle başlar. Sıradan bir insan olarak yaşayan Donald Blake, çekice temasıyla Thor’a dönüşür.
Kaynak - NtvMsnbc
Thor’u 2009 yılında Star Trek’teki Kaptan Kirk’in babası George Kirk rolüyle tanınan Avustralyalı aktör Chris Hemsworth canlandırıyor. Thor’un baş düşmanı ve aynı zamanda üvey kardeşi olan Loki rölünde ise İngiliz aktör Tom Hiddleston yer alacak.
İki ana rolde ünlü aktörlerin bulunmaması çizgi roman hayranlarını hayal kırklığına uğratsa da Thor’un insan dünyasındaki gerçek aşkı Jane Foster’ı canlandıracak isim sinemaseverleri heyecanlandıracak bir aktris Natalie Portman oldu.
‘Tanrıların Tanrısı’ Odin rölünde ise usta aktör Anthony Hopkins olacak. 150 milyon dolar bütçesi olan film ABD’de 6 Mayıs 2011’de vizyona girecek.
Marvel Comics tarafından 1961 yılında 'The Mighty Thor' isimli bir süperkahraman olarak mitolojiden uyarlanan 'Thor'u yaratan ekip, Stan Lee, Jack Kirby ve Larry Lieber‘den oluşuyor.
Thor çizgi romanda dünyalı bir insanın çekici tutmasıyla yaşadığı büyük değişimle başlar. Sıradan bir insan olarak yaşayan Donald Blake, çekice temasıyla Thor’a dönüşür.
Kaynak - NtvMsnbc
6 Mayıs 2010 Perşembe
'Örümcek'in hayranı gerçeğini aratmadı
İngiliz Michael Baulderstone çok az çizgi roman fanatiğinin başına gelebilecek bir olay yaşadı. Uluslararası Özgür Çizgi Roman Günü hayranı olduğu kahramanın kostümünü giymiş yaklaşık 40 kişiyle birlikte kendisine ait Comic Center adlı çizgi roman dükkânında olan Örümcek Adam kostümlü Baulderstone da onun gibi ‘kötülerin’ hakkından geldi! 45 yaşındaki Baulderstone, kostümüyle dükkânından 97 sterlin değerinde bir ‘X-Men’ kitabı yürütmeye kalkan hırsıza doğru koşarken Jedi şövalyesi kılığındaki bir grup da çıkışı kesti. Hırsıza ulaşıp çantasını açmasını isteyen ve kitabı geri alan Baulderstone, dükkândaki birçok insanın bunun minik bir gösteri olduğunu düşündüğünü, kendisi “Polis çağırın!” diye bağırınca ayıldıklarını anlatıyor. (The Daily Mail)Kaynak - Radikal
IRON Man Partisi
Iron Man 2 Filminin vizyona girdiği gün, filmlere esin kaynağı olan ve Hoz Comics tarafından Türkçe olarak yayınlanan Iron Man Extremis çizgi roman cildinin tanıtım partisini düzenliyoruz.
Başlangıç: 07 Mayıs 2010 Cuma, 20:00
Bitiş: 08 Mayıs 2010 Cumartesi, 04:00
Yer: Thales Room
Cadde/Sokak: İstiklal Cad.Hasnun Galip Sok.No:15/A (Mango Arka Sokak) Beyoğlu
Şehir/Kasaba: Istanbul, Turkey
Geceye özel olarak yapılacak çekilişle 3 adet Iron Man T-Shirt'ü ve çeşitli çizgi roman ciltleri hediye edilecektir.
Spider-Man, Iron Man ve Dylan Dog'la ilgili en güncel haberleri almak için bizi aşağıdaki sayfadan takip edebilirsiniz: HOZ Comics Facebook Grubu
ÇR Okulu Tiyatro Şenliği'ndeydi
“YARIŞMA DEĞİL BULUŞMA!”
BOĞAZIN İKİ YAKASINDA, ÇOCUKLAR VE GENÇLER TİYATROYLA BULUŞUYOR!1.ULUSLARARASI DOĞA KOLEJİ TİYATRO FESTİVALİ
Kapsamında Beykoz Doğa Koleji "Çizgi Roman Okulu" da çocuklarla buluştu. 4 Mayıs Salı saat 11.00'de Erkin Ergin - Ümit Kireççi ikilisi yönetiminde gerçekleşen atölye son derece yetenekli çocuklarla birlikte oldular.
Atölye Fotoğrafları - Çizgi Roman Okulu Tiyatro Festivali'nde5 Mayıs 2010 Çarşamba
Çizgi Roman Okulu D&R'da
Filiz Tosyalı'nın "Çitlembik Ağacı" konseptine bağlı kalmaya çalışan Beykoz Doğa "Çizgi Roman Okulu" D&R'larda çizgi roman atölyelerini gerçekleştirdi. Ümit Kireççi ile Erkin Ergin'in birlikte yönettikleri atölye son derece eğlenceli ve verimli geçti.
4 Mayıs 2010 Salı
Arunas Yayıncılık ve Dünya Klasikleri
Arunas Yayıncılık & Kirpi Yayıncılık dünya klasiklerinin çizgi roman uyarlamalarını okurlarla buluşturuyor. Edebi eserlerin metin olarak kullanılmadığı, senaryoların usta ellerce tekrar yazıldığı seri başarılı çizerlerce yorumlanmış.

Moby Dick
Herman Melville
Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, Ishmael uyurken, her tarafı dövmelerle kaplı bir adam onun odasına girer. Bu şans eseri karşılaşma, onun hayatının en büyük macerasına başlamasına sebep olacaktır.
Ertesi gün, Ishmael, Pequod adlı geminin tayfalığına kabul edilir. Sonra da yolu, yırtık pırtık giysili bir adam tarafından kesilir ve bu adam onu, eğer Kaptan Ahab’ın komutası altında bir sefere çıkarsa bir daha geri dönemeyeceği konusunda uyarır.

Moby Dick
Herman Melville
Çeviren - Eray Elmacı
Soğuk bir Aralık gecesi Ishmael adındaki bir genç adam, Massachusetts kentinde bir han odası kiralar. Buraya Manhattan’dan gelmiştir ve bir balina avına katılmaya kararlıdır.Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, Ishmael uyurken, her tarafı dövmelerle kaplı bir adam onun odasına girer. Bu şans eseri karşılaşma, onun hayatının en büyük macerasına başlamasına sebep olacaktır.
Ertesi gün, Ishmael, Pequod adlı geminin tayfalığına kabul edilir. Sonra da yolu, yırtık pırtık giysili bir adam tarafından kesilir ve bu adam onu, eğer Kaptan Ahab’ın komutası altında bir sefere çıkarsa bir daha geri dönemeyeceği konusunda uyarır.
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Sekizinci sanat Varlık Dergisi'nde
Sekizinci sanat çizgi roman Varlık Dergisi tarafından bu ay kapak dosyası yaptı.
Çizgi romanın "sekizinci sanat" olarak benimsenmesi kolay olmamış. Kosta Ceran çizgi romanı "..çizgi roman, 7. sanat sinemadan sonra (bazılarının savunduğu gibi 9. sanat değil) 8. sanat olarak kabul görmüştür..", diye kalın kalın altını çizerek tanımlıyor. Tüm yaygınlığına ve sevilirliğine karşın bu yaratı alanı uzun bir süre önemsenmemiş. Yaratıcıları küçümsenmiş, tarihsel gelişimi incelenmemiş, yapıtlar çözümlenmemiş. Hatta onları zararlı görüp yasaklanmalarını isteyenler bile çıkmış. Bu günümüzde artık böyle değil. Murat Menteş’in ikinci romanı Korkma Ben Varım’da bir çizgi bölüm vardı örneğin.
Çizgi Romanın Özelliği
Öte yandan çizgi romanları önde gelen yayınevleri yayımlıyor, eskisine göre çok daha nitelikli kâğıda basılıyorlar, çevirilerine özen gösteriliyor, derlemeciler için eski örneklerin yeni baskıları yapılıyor. Bunun da ötesinde çizgi romanları, yaratıcılarını konu alan, onları tartışıp eleştiren, tarihinden düşünsel içeriğine kadar çeşitli yönlerine eğilen yazılar çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Varlık dergisi de bu sayısında çizgi romana odaklanmış.
Çizgi romanın en önemli özelliği öyküyü anlatan çizimlerle yazılı metnin bir bütün oluşturacak biçimde kurgulanması. Başka bir deyişle, çizgiyle yazının iç içe kaynaşması, ayrılmaz bir bütün oluşturması.
Çizgili Edebiyat “Kılavuzu”
Çizgi roman üzerine kalem oynatan isimlerden Levent Cantek, dünyada ve ülkemizde çizgi romanın (tarihsel) serüveninin genel bir değerlendirmesiyle dosyada yer alıyor. Levent Cantek çizgi roman konusuyla ilgilenenlerin yabancısı olmadığı bir ad. Bu alanda önemli bir birikimi olan bir araştırmacı. Daha önce çeşitli zaman ve yerlerde çıkan yazılarının yanı sıra Türkiye'de Çizgi Roman adlı kitap olarak yayımlanmış bir incelemesi var. Derleyiciliğini yaptığı Çizgili Hayat Kılavuzu adlı kitabı da konuyla ilgilenenlerin görmezden gelemeyeceği boyutlarda bir yapıt. Dosyanın bu ilk yazısı, çizgi romanla ilgili yürütülen tartışmalar üzerine düşünmeyi ve çizgilerin dünyasına yaklaşmayı sağlıyor. Postmodern çizgi roman üzerine yazan Şenol Bezci’yse yazısında alıştığımız çizgi roman kahramanlarından farklı olan Corto Maltese’yi de ağırlıyor.
Eşik Cini dergisinde öyküleri çizgiyle buluşturan ve bu nedenle hem çizgi severlerin hem de öykü severlerin takipçisi olduğu Levent Gönenç, ülkemizde yakın zamanda dillendirilen grafik roman üzerine kapsamlı bir metin sunuyor. Dosyadaki bir başka eğlenceli çizgi dizi/çizgi karakter yazısıysa Özgür Kurtuluş’tan… Kurtuluş, yenilmez Galyalıların, yani Asteriks’in ve hemşerilerinin delidolu maceralarını özenle değerlendiriyor.
Serdar Kökçeoğlu’nun “İçinden Edebiyat Geçen Manga” başlıklı yazısı ise konuyu bu bağlamda ele alıyor. Varlık ayrıca dosya bağlamında bir de söyleşiye yer vermiş ve çizgi/roman ve de karikatür algısının çeşitlenmesinin ve daha geniş bir kitleyle buluşmasını sağlayan çizerlerden Piyale Madra’ya çizgi ve edebiyat üzerine sorular sormuş.
Sadece Çocuklar İçin Değil
Çizgi roman çoğu kez düşünüldüğü gibi yalnızca çocuklar ya da gençler tarafından sevilip izlenen, bir seferde tüketilip unutulan bir yaratı alanı değil. Büyükler arasında da izleyicileri, tutkunları var.
Hatta yalnız büyüklere seslenecek çizgi romanlar bile üretiliyor. Bu konuda son zamanlarda politik konular başta olmak üzere epey çizgi roman üretildi. Artık çizgi roman almak ve okumak ayıplanacak bir şey değil. Pek çok genç çizer onu bir anlatım, bir dışavurum, hatta bir başkaldırı aracı olarak kullanıyor, önemli bir sessiz çoğunluk da onları izliyor ve içinden alkışlıyor.
Bu nedenle onunla ilgili yapılan kuramsal çalışmalar önem taşıyor. Bu anlatım türünün çeşitli özelliklerinin yaratıcılarının, tarihsel gelişmesinin, anlatım tekniklerinin bilinmesi, etkilerinin daha iyi anlaşılıp yorumlanması için önemli birer araç. Varlık çizgi roman konulu sayısında bunları yapıyor.
Çizgi romanın "sekizinci sanat" olarak benimsenmesi kolay olmamış. Kosta Ceran çizgi romanı "..çizgi roman, 7. sanat sinemadan sonra (bazılarının savunduğu gibi 9. sanat değil) 8. sanat olarak kabul görmüştür..", diye kalın kalın altını çizerek tanımlıyor. Tüm yaygınlığına ve sevilirliğine karşın bu yaratı alanı uzun bir süre önemsenmemiş. Yaratıcıları küçümsenmiş, tarihsel gelişimi incelenmemiş, yapıtlar çözümlenmemiş. Hatta onları zararlı görüp yasaklanmalarını isteyenler bile çıkmış. Bu günümüzde artık böyle değil. Murat Menteş’in ikinci romanı Korkma Ben Varım’da bir çizgi bölüm vardı örneğin.Çizgi Romanın Özelliği
Öte yandan çizgi romanları önde gelen yayınevleri yayımlıyor, eskisine göre çok daha nitelikli kâğıda basılıyorlar, çevirilerine özen gösteriliyor, derlemeciler için eski örneklerin yeni baskıları yapılıyor. Bunun da ötesinde çizgi romanları, yaratıcılarını konu alan, onları tartışıp eleştiren, tarihinden düşünsel içeriğine kadar çeşitli yönlerine eğilen yazılar çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Varlık dergisi de bu sayısında çizgi romana odaklanmış.
Çizgi romanın en önemli özelliği öyküyü anlatan çizimlerle yazılı metnin bir bütün oluşturacak biçimde kurgulanması. Başka bir deyişle, çizgiyle yazının iç içe kaynaşması, ayrılmaz bir bütün oluşturması.
Çizgili Edebiyat “Kılavuzu”
Çizgi roman üzerine kalem oynatan isimlerden Levent Cantek, dünyada ve ülkemizde çizgi romanın (tarihsel) serüveninin genel bir değerlendirmesiyle dosyada yer alıyor. Levent Cantek çizgi roman konusuyla ilgilenenlerin yabancısı olmadığı bir ad. Bu alanda önemli bir birikimi olan bir araştırmacı. Daha önce çeşitli zaman ve yerlerde çıkan yazılarının yanı sıra Türkiye'de Çizgi Roman adlı kitap olarak yayımlanmış bir incelemesi var. Derleyiciliğini yaptığı Çizgili Hayat Kılavuzu adlı kitabı da konuyla ilgilenenlerin görmezden gelemeyeceği boyutlarda bir yapıt. Dosyanın bu ilk yazısı, çizgi romanla ilgili yürütülen tartışmalar üzerine düşünmeyi ve çizgilerin dünyasına yaklaşmayı sağlıyor. Postmodern çizgi roman üzerine yazan Şenol Bezci’yse yazısında alıştığımız çizgi roman kahramanlarından farklı olan Corto Maltese’yi de ağırlıyor.
Eşik Cini dergisinde öyküleri çizgiyle buluşturan ve bu nedenle hem çizgi severlerin hem de öykü severlerin takipçisi olduğu Levent Gönenç, ülkemizde yakın zamanda dillendirilen grafik roman üzerine kapsamlı bir metin sunuyor. Dosyadaki bir başka eğlenceli çizgi dizi/çizgi karakter yazısıysa Özgür Kurtuluş’tan… Kurtuluş, yenilmez Galyalıların, yani Asteriks’in ve hemşerilerinin delidolu maceralarını özenle değerlendiriyor.
Serdar Kökçeoğlu’nun “İçinden Edebiyat Geçen Manga” başlıklı yazısı ise konuyu bu bağlamda ele alıyor. Varlık ayrıca dosya bağlamında bir de söyleşiye yer vermiş ve çizgi/roman ve de karikatür algısının çeşitlenmesinin ve daha geniş bir kitleyle buluşmasını sağlayan çizerlerden Piyale Madra’ya çizgi ve edebiyat üzerine sorular sormuş.
Sadece Çocuklar İçin Değil
Çizgi roman çoğu kez düşünüldüğü gibi yalnızca çocuklar ya da gençler tarafından sevilip izlenen, bir seferde tüketilip unutulan bir yaratı alanı değil. Büyükler arasında da izleyicileri, tutkunları var.
Hatta yalnız büyüklere seslenecek çizgi romanlar bile üretiliyor. Bu konuda son zamanlarda politik konular başta olmak üzere epey çizgi roman üretildi. Artık çizgi roman almak ve okumak ayıplanacak bir şey değil. Pek çok genç çizer onu bir anlatım, bir dışavurum, hatta bir başkaldırı aracı olarak kullanıyor, önemli bir sessiz çoğunluk da onları izliyor ve içinden alkışlıyor.
Bu nedenle onunla ilgili yapılan kuramsal çalışmalar önem taşıyor. Bu anlatım türünün çeşitli özelliklerinin yaratıcılarının, tarihsel gelişmesinin, anlatım tekniklerinin bilinmesi, etkilerinin daha iyi anlaşılıp yorumlanması için önemli birer araç. Varlık çizgi roman konulu sayısında bunları yapıyor.
Kaynak - Dünya Bülteni
2 Mayıs 2010 Pazar
Facebook'da Apaçi Var
Facebook'da anlamsız oyunlarla zaman kaybetmek istemenyelere keyifli bir facebook mizah dergisi: Apaçi
"MERHABA
"MERHABABir grup karikatürist arkadaş olarak bir araya gelerek yapmış olduğumuz bu haftalık mizah grubunun amacı günümüzde hemen hemen herkesin Facebook'ta vakit geçirdiği ve adına şarkılar bile yapıldığı (bkz. İsmail YK) mecrada sizin için her hafta perşembeleri ekleyeceğimiz karikatür ve yazılarımızla '' GÜLDÜRMEK ''.Bunu kendimize dert ettik. Bizleri takip eden herkese teşekkür eder , eğlenceli vakit geçirmenizi dileriz..."
TV'de X-Men
Number One TV'de yayınlanan Retrospektif programında yakın popüler kültür ve sanatına ışık tutulurken yıl 1963'e geldiğinde Marvel Comivs'in "X-Men"i unutulmamıştı:


Foto - Ümit Kireççi
Ege Görgün TV'deydi
Yıllarca çizgi roman editörlüğü yapmış olan Ege Görgün 2 Mayıs 2010 tarihinde Cine 5'de sinemamızın sorunları üzerine konuştu.
Foto - Ümit Kireççi
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Norveç'li Konuklarla Çizgi Roman
Önümüzdeki yıllarda bir çok büyük firmanın başına üst düzey yönetici görevlerine getirilecek olan 25-28 yaş arası 14 aday Türkiye'ye gelerek yöneticilik vasıflarını geliştirecekleri eğitimlerden geçtiler. Bu çalışmanın bir ayağı Ümit Kireççi'yle "toplum önünde konuşma ve rol yapabilme" çalışması oldu. Bu çalışmada adayların ürettikleri "Vikings in İstanbul" öyküsü canlandırıldı. Bir sonraki gün (29 Nisan 2010) ise Rıdvan Şoray yöntiminde bir araya gelen adaylar bu öyküyü 14 sayfalık bir çizgi roman haline getirdiler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















