24 Aralık 2020 Perşembe

Dinozor Genç Yarışmasında Dereceye Giren Yazılar - 3 / Ercan Ergür "Dikkat Et Yakalanma"

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP), Hayal'et e-dergi ve Kayıp Rıhtım'ın işbirliğiyle gerçekleşen yarışmaya çizgi roman anılarını paylaşan yetişkinler katıldı.

Çizgi roman okumanın heyecanını, acısını, hüznünü, sanatla iç içe olmanın güzelliğini kaleme alan yetişkinler çocuklara bir sanat dalıyla ilgilenmenin, çizgi roman sanatıyla ilgilenmenin coşkusunu aktardılar. 

Yarışma üçüncüsü sayın Ercan Gür'un yazısı:

...

Dikkat Et Yakalanma

Geniş bir ailede doğmak, onların ilk çocukları, torunları ve “pırlantaları” olmak nasıldır bilir misiniz? Çekirdek ailenize ek olarak babaanneniz, dedeniz, nineniz -ki kendisi babaannenizin annesi olur- ve halanızla birlikte yaşamak… Bugünlerde bu denli büyük, her günü bir çizgi roman macerasından fırlamışçasına renkli bir ailenizin olması geçmişe göre çok daha seyrek rastlanır olsa da o günlerde ben ve benim gibi çok çocuk vardı. Bazen geniş aileme dualar ediyor, iyi ki bu kadar geniş bir ailede büyümüşüm diyorum. Yoksa bugün olduğum kişi olamaz ve çizgi romanların da dahil olduğu sonsuz hayal gücümün her zerresini bugünkü ben olarak üzerime kuşanamazdım.

Benim babam bir yetim olarak babasız büyümüş, ta ki babaannem yeniden evlenerek şeker gibi bir baba getirene kadar. Tabii aradaki bu sürede babama da hem ana hem baba olmuş, onu her türlü tehlikeden bir başına koruması gerekmiş.

Zor yıllarmış o zamanlar. Sokaklarda yürümek üzerinizde uçuşan mermilerden dolayı çok zormuş. Evlere aniden baskınlar yapan ve “yasaklı yayın” adını verdikleri nice hazinenin peşine düşen askerlerden ölesiye korkarlarmış.

İşte böyle zamanlarda yaşamış bu koruyucu yürek, kanatlarını iyice açmalı ve evlatlarını altına sıkıca almalıymış. Çizdiği katı bir profilin ardında durması gereken zamanlarda yaşıyormuş. Askerlerin kapı kapı gezerek tüm kitapları incelediklerini, bazen gelişi güzel yakıp yıktıklarını ve özellikle belirli yayınları okuyanları topladıklarını duyan yalnız ve çileli kadın ne bilsin babamın Tommiks ve Teksas’larını? Elinden acımasızca çekip almış, peçkaya bir güzel atmış. O gün, ısınmak için başka bir şey yakmalarına gerek olmamış bizim evde. Tabii babamın göz yaşları soba ateşinden daha uzun sürmüş.

Aradan geçen yıllarla birlikte hikâyeleşen bu ve benzer anılar benim gibi nice çocukların kulaklarına anlatılıp durmuştu. Doksanların başında yedi yaşına basan bir çocuk olan ben, o kocaman aile bana yetmezmiş gibi hayal gücümü en üst seviyede kuşanmıştım. Yine de halen o eşsiz kahramanlarımı kendi kendime inşa edemiyordum.

Günün birinde, farkında bile olmadan Bakırköy sahaflarının o ilgi çeken loş ve ağır ortamına çekildiğim günün bir değil, iki değil, onlarca yeni kahramanı bana tanıtacağını nereden bilebilirdim ki? O gün kucağıma aldığım ilk çizgi roman kırmızı mavi renkli bir kostümü ve göğsünde taşıdığı S harfi olan, ölümsüz bir kahramana aitti belki ama benim ilk kahramanım o olmayacaktı. Bana o çizgi romanı karşılıksız verirken gülümseyen "Ne zaman istersen getir ve karşılığında bir yenisini al," diyerek yüreğime ışığını katan Sadık isimli satıcıydı. İsmini hatırlamak için çok uzun süre düşünmem gerekmiş, yıllar sonra bir gün elime aldığım bir başka Superman çizgi romanına kadar bir türlü hatırlayamamıştım. O gün, Sadık abinin benim Superman’im olduğunu anladığım gündü. Kahramanım, Sadık abim, nice çizgi romanı, belki de hiç olmayan evladı yerine koyduğu benimle paylaşmış, ben de değiştirip değiştirip okuyarak Martin Mystere'den Superman'e, Baltalı İlah'tan Örümcek Adam'a doğru atlayıp durmuş, nice renksiz ama capcanlı sayfanın arasında yeni bir ben olmuştum.

Tabii ki evde bu aşkı yaşatmak çok daha zordu, çünkü yaşamının bir dönemini kapsayan korkularını kendisine zırh gibi giymiş bir babaanneden köşe bucak kaçmak ve hazinenizi saklamak gerekiyordu. Defter araları efsane olmuş, döşek altları sırlarıma ortak olmuştu.

Yine de ne diyeceğim biliyor musunuz? “Torun baldan tatlıdır,” derler ya, işte o doğruymuş. Bir gün defterimin arasındaki Batman ile babaanneme yakalandığımda kaşlarını çatmış, sonra eğilip yanağıma bir öpücük kondurmuş ve tek söylediği "Dikkatli ol, kimseye yakalanma oğlum!" olmuştu.


Hiç yorum yok:

Linkler

Related Posts with Thumbnails