26 Ağustos 2018 Pazar

Dampyr ve Cumartesi Anneleri, Cunta, Kayıp Çocuklar, "Ölümle Dans"

Bu yazı Çizgi Düşler Yayıncılık tarafından basılan Dampyr dizisinin 8. cildi için kaleme alınmıştır - Ümit Kireççi

...

Dampyr’de İnsanlık Ve Bireysel Arşivlerde Gezmek

2000 yılında İtalya’da, ülkemizdeyse 2002 yılında vampir avcılığına başlayan Mauro Boselli – Maurizio Colombo ikilisinin yaratısı Dampyr / Harlan Draka’nın çizgi roman dizisi İtalya’da 208. sayısına ulaşırken bizler Dampyr’in 100. sayısını nihayet okuma fırsatı yakalıyoruz. Ve beklenildiği üzere gibi bu sayı renkli basılıyor.



Böylesine özel ve hayranlarının sabırsızlıkla beklediği bir sayıya ne yazılır diye kafa yorarken şu ayrıntılar geçti gözümün önünden:

Tarihte yolculuklar, ülkelerde yolculuklar, ruhlar dünyasında yolculuklar, dinlerde yolculuklar, insanları sömüren sistemlerin böğrüne inen yolculuklar… Yolculuklar!
Harlan Draka’nın arkadaşı, can dostu, yoldaşı Kurjak ve Tesla’yla çıktıkları zorlu yolda ilerleyişleri ve karşılaştıkları sorunlarla mücadeleleri…

Belki en güzeli Dampyr’le ilgili kısa bir özet çıkarmak olacaktı ama hayranlarının zaten defalarca okumuş olabileceği maceraları özetlemek ne derece mantıklı olacaktı bilemedim. Bunun yerine hem bu sayının içeriğine gönderme yapmak hem de en çok etkilendiğim bazı maceralarının kapılarını biraz daha aralamaya karar verdim.

Bu ciltte ilk okuyacağımız hikâye geçen sayıda kaldığımız yerde, Polonya’da geçiyor. Boselli’nin yazdığı, Majo’nun çizdiği “Büyülü Köy”le birlikte çizgi romanın bana yaşattığı maceranın dışına taştım. İki macerayı bir arada yaşadım. Biri Dampyr’in hikâyesiydi, diğeri ünlü Rus yazar Nikolai Gogol’ün eseri “Taras Bulba”sıydı.

Ukrayna Kazaklarının Polonyalılarla giriştikleri savaşın ve o toprakların kısa bir yansımasıdır Taras Bulba. Romanın konusu at sırtında yaşayan, at sırtında sevişen, at sırtında ölen Kozak (Kazak) savaşçı kültürünün bir babanın, Taras Bulba’nın gözünden; ama oğulları üzerinden, yaşantısı, muhafazakârlığı, değişimi, gelişimi ve yozlaşmasıdır. 

İşte bu romanı hatırlatan, yer yer de sinema uyarlamalarından sahneleri hatırlatan “Büyülü Köy” öyküsünü okuyan herkese iki film önerim olacak: Birincisi başrolünde ünlü oyuncu Yul Brynner’in yer aldığı 1962 yılı Amerikan yapımı, ikincisi 2009 Rus yapımı olan Taras Bulba filmidir. İlk film romantizmi ön plana çıkaran keyifli bir Hollywood filmiyken ikincisi yer yer propaganda havasının sıktığı ancak ilkinden kat kat daha destansı bir hava yarattığı romana daha bağlı bir uyarlamadır. Belki de; şimdi düşündüm de, bu önsözü okuduktan sonra önce filmleri izlemeniz sonra hikâyeyi okumanız daha büyük bir keyfi faklı bir bakış açısıyla almanızı sağlayacaktır. Seçim sizin…

Bu cildin ikinci hikâyesinin adı “Dünyanın Kralı”. Boselli’nin yazdığı Andreucci’nin çizdiği hikâyede Dampyr’in 1942 yılından başlayan hayatının bilinmeyen ayrıntılarını konu alıyor. Gerçi Harlan Draka 1945 yılında doğmuştu da hayatı neden 1942’de başlıyor diye soracaksınız… İşte bu sayıya ilişkin hiçbir şey yazamıyor olmamın sebebi de bu… Öyle ayrıntılar var ki şimdiye kadar merak ettiğimiz neresine dokunsam okumaya heveslenenlere fazlaca ipucu vermiş olacağım.



Dampyr’in en çok etkilendiğim hikâyelerinden bazılarına yer vermek istiyorum bu bölümde. Gözden kaçan, sayfalar arasında, cildin bir köşesinde yitip giden, hatırlanması gereken, hafızaya kazınması zorunlu olan…

Faccela’nın yazdığı Russo’nun çizdiği “Ölümle Dans” hikâyesi bunların başında gelir. Arjantin’in bir sokak arasında, gece başlar bu sayı. Sokağın köşesinde yer alan bir kafeteryanın kapısına ilerleyen puslu karanlıkla birleşmiş bir siluet görürüz. Uzun saçlı siyah paltolu bir adamdır, kapıyı aralar, dışarı müzik notaları akar. Masalar üzerinde dükkanın kapalı olduğunu işaret eden sandalyeler arasında dans eden çiftleri görürüz. Çalan parça Ruben Garello’nun 1977 yılında bestelediği “Buenos Aires Conoce”dür (Bildiğimiz Buenos Aires).

Adam kendisini ifadesi gözlerle süzen kalabalığa aldırmadan güzel kadına ilerler. Yanından geçtiği çiftlerin yüzleri yavaş yavaş ölüm halini alır. Çift onlar yokmuş gibi dansa başlar. Sonra “Müzik susar” kadın kaybolur. Mekân yıkıntıya dönüşür. Adam “Hayır” diye haykırır. Aslında adamın ve Arjantin’in içindeki hayale, hayal kırıklığına tanık olmaktayızdır. 


“Ölümle Dans”, Arjantin’de 1976 yılında gerçekleşen askeri darbenin izlerinin halen sürdüğünü anlatan bir maceradır. Amerika’yla NATO’nun işbirliğiyle gerçekleşen askeri darbenin bitimi 1983’dür. Bu darbe döneminde faili meçhul cinayetlere kurban giden insan sayısı resmi rakamlara göre 13 bin, gayri resmi kayıtlara göreyse 30 bindir. Üstelik bu dönemde insanlara yapılan işkenceler bu kayıtlarda yer almıyor.

Ancak bu işkenceleri Dampyr sayfalarından okumanız mümkün. Ayrıca insanlara Nazilerden kalma işkence yöntemlerinin doktorlar eşliğinde nasıl yapıldığı ve elleri bağlı tutukluların uçakla Atlas okyanusuna canlı canlı nasıl atıldığı da resmedilmiştir. Bir de burada muhaliflerin bebeklerinin ve çocuklarının ellerinden alınarak darbe yanlılarına verilişinin kısa bir özeti de yer almaktadır.  

Bugün ülkemizde evlatlarının en azından cansız bedenlerini isteyen “Cumartesi Anneleri”nin bir benzerinin yine Arjantin’de ortaya çıktığına tanık oluyoruz: “Mayıs Meydanı Anneleri”. 
Arjantin… Arjantin Tango’nun, acının ve sevginin ülkesi… Ve darbenin, yitirilenlerin… Bir de komşusu Şili var… Dampyr’in “Akbaba’nın Günü”yle “Atacama Çölü’nde” maceraları tam da sınırın diğer tarafında geçer. Bir başka darbenin hesaplaşmasıyla…

Tarihler 1973’ü gösterirken Arjantin’İn kapı komşusu Şili’de Salvador Allende yönetimdedir ve Amerika’yla bundan memnun değildir. Bulutsuzluk Özlemi protest-rock grubunun “Şili’ye Özgürlük” şarkısında da belirttiği gibi ITT-Shaub Lorenz firması aracılığıyla General Augusto Pinochet’e ulaşılır ve askeri darbe gerçekleşir. Çocuk tacizcisi Nazilerle yapılan işbirliği… 1990 yılına kadar sürer darbe dönemi. İşkence, tecavüz, katliam, kalıcı sakatlıklar, beyin yıkamalar ve çocuklarla kadınların kahramanlaştığı direnişler. Ve tabii ki de sanatın…
Boselli’nin yazdığı Dotti’nin çizdiği “Akbaba’nın Günü”yle “Atacama Çölü’nde” maceraları Güney Amerika’da gezinen Harlan Draka ve ekibinin darbelerle hesaplaşmanın zorunluluğuna dikkat çekmeye çalışıyor. Ama daha çok da askeri darbelere, Amerika’ya, uluslararası şirketlerin güçlerine, NATO’nun işlevine karşı önlem almanın zorunluluğuna…
“And Dağları’nda Katliam”la ise her ülkenin kendi tarihiyle yüzleşmesinin gerekliliğini vurguluyor. Faggella’nın yazdığı Dotti’nin çizdiği macerada sömürü dönemlerinden askeri darbeye, askeri darbeden günümüzde geçilen “sözde” demokrasinin çizmesi altında ezilen halkların durumu gözler önüne seriliyor. Bu defa da hafiften bir “Yedi Samuray”, “Yedi Silahşörler” filmleri göndermesiyle üstelik. 


Dampyr benim gözümde hala Ken Parker’dan sonra ülkemizde yayınlanmış en önemli çizgi romanlardan biri olma özelliğini taşıyor. Şu sıralar Lilith de bu klasmana girerken altını çizerek belirtmek isterim ki ben sıkı bir comics okuruyum. Çizgi romanlar arasında ayrım yapmadan hepsini kendi ekolü içinde değerlendirmeyi ve o gözle okumayı severim. Ama olay “sanatsal sorgulama ve estetik arayışa” geldi mi bu üçlü hemen zirveye oturuveriyor.
Yüzüncü sayıyı gördük Dampyr’de… Nice yüzlere… 

2 yorum:

Dönüşü Olmayan Orman dedi ki...

Paylaşım için teşekkürler.

Guy Delisle hakkında yazdığım denememi okumanızı tavsiye ederim.

https://forestofnoreturn.blogspot.com/2018/08/pyongyang-burma-kudus-ve-shenzen-ortak.html

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) dedi ki...

Merhaba, yazınızı dün facebook hesabımızdan üyelerimizle paylaştık. Okuyanınız bol olsun, çizgi roman yazılarınızın artması dileğiyle.

Linkler

Related Posts with Thumbnails