30 Ekim 2008 Perşembe

Çizgi Roman Atölyesi TÜYAP'ta


Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP), Çocuk ve Gençlik Yayıncıları Derneği (ÇGYD)'nin 27. İstanbul TÜYAP Kitap Fuarında düzenlediği etkinliklerde yer alarak "Çocuklarla Çizgi Roman" atölyesi açacak. Atölye ÇROP'çuları ÜmitKireççi, Ozan Sarı, Emel Alp Sarı.

6 Kasim 2008 15.30 - 16.30 saatleri arasındaki atölye çocuk etkinlikleri alanında gerçekleşecektir.

"Çizgi Roman Senaryosu" Kitabı TÜYAP'ta Okurla Buluşacak

1-9 Kasım 2008 Tarihleri arasında Beylikdüzü TÜYAP Kitap Fuarında okura sunulacak kitabın önsözü Altay Öktem'e ait.

Crea Yayıncılık ve Çizgi Roman Senaryosu - Önce Yazı Sonra Çizgi 2 numaralı Salon, 211A standında olacak.




"Ümit Kireççi çok külfetli bir işin üstesinden geliyor ve sadece çizgi roman severler için değil, yazıyla haşır neşir olan tüm okurlar için keyifle okunacak bir kaynak kitaba imzasını atıyor.
Çizgi Roman Senaryosu – Önce Yazı Sonra Çizgi, Türkiye'de benzeri olmayan bir çalışma. Kireççi, 9. Sanat olarak da adlandırılan çizgi romanın tanımı ve tarihçesiyle açıyor kitabını. Ardından tiyatrocu olmasının da getirileriyle konuyu Dramatik Yazarlık koluyla ele alıyor. Gösteri sanatlarına yönelik senaryolarla çizgi roman senaryosu arasındaki benzerlik ve farklılıklara değiniyor. Ardından taşı gediğine koyuyor ve dünyadaki saygın çizgi roman senaristlerinin senaryo örnekleriyle çizerlerin yorumunu okurun dikkatine sunuyor.
Kitap tüm bu yönleriyle benzersiz bir kaynak olmasının yanı sıra, okuru bugüne dek yabancısı olduğu çizgi roman yaratımı sürecine tanık ederek keyifli ve son derece gizemli bir serüvene ortak ediyor. Bize de, onlarca görselle bezenen, çizgi romanın pek tanıdık tiplerinin sayfalar arasında cirit attığı bu benzersiz çalışmayı sadece çizgi roman sevenlere değil, yazının gizemli dünyalarını keşfetmeye hevesli tüm okurlara önermek düşüyor."
Aşkın Güngör
Alfa Çizgi Roman Yayınları Eski Editörü
Crea Kitap Yayın Danışmanı

ŞOK! Ümit Kireççi'nin polisle ne işi var?

Eh, başlık yardımıyla okuru yazıya çektiğimize göre duyuruyu patlatabiliriz:
ÇROP kurucusu, mirimiz, şahımız, pirimiz, yerinde duramayıp zıp zıp zıplayan piremiz Ümit Kireççi TRT Polis Radyosu'na konuk oldu ve Ozan Sarı - Emel Alp Sarı çiftiyle birlikte görev aldığı Çizgi Roman'ı Anlamak Paneli ve Çizgi Roman Yapalım Atölyesi hakında konuştu. 18 Ekim 2009 Cumartesi, 15.00 - 16.00 arası Polis Radyosu'nda yayınlanan söyleşiyi aşağıdaki playerdan dinleyebilirsiniz.

POLiS RADYOSU - Umit Kirecci.mpa -



29 Ekim 2008 Çarşamba

Gölge e-Dergi Sayı 14 Paylaşımda


Gölge'de Metin Demirhan'ı anıyoruz.

Gölge e-Dergi'nin bu sayısında geçen yıl bu zamanlarda kaybettiğimiz kült filmlerin unutulmaz seyircisi, sinema yazarı ve karikatürist Metin Demirhan'ı anıyoruz. Orkun Uçar, Serdar Kökçeoğlu, Ege Görgün, Can Evrenol, Mehmet Korkut Öztekin, Murat Tolga Şen ve Cihan Demirci yazıları ve anıları ile Demirhan'ı selamlıyorlar.


Gölge'nin çizgi roman sayfalarında bu ay Süleyman Temiz'in yazıp çizdiği Hornet; Kahraman Olarak Ölmek, Mert Yavaşça'nın yazıp çizdiği Hayal Günlükleri, Emre Çıldır'ın yazıp çizdiği Sergi ve Cengiz Bostan'ın yazıp çizdiği Büyülü Gözler var.

Murat Tolga Şen Popüler Türk Sineması'nı yazdı. Hasan Nadir Derin Oliver Stone sinemasını inceledi. Cansu Korkmaz sevilen dizi Chuck'u yazdı. Barış Saydam Genova filmini Gölge için inceledi. Onur Küçük Yalınayak Gen'i anlattı.

Gölge'de bu ay Masis Üşenmez'in İspanya izlenimlerinden bir kesit'i Star Wars figürlerinin Madrid çıkarması'nı yazdı. Hasan Nadir Derin de Antalya Film Festivali'nin vizyon şansı bulamayabilecek filmlerini Gölge için izledi.

Bu sayıda Utku Tönel'in Haberci ve Ozancan Demirışık'ın Kızıl Kemer öykülerini de okuyabilirsiniz. Gölge'nin Kapağı Sarp Sözdinler'den geldi.

Pdf olarak indirmek için
http://rapidshare.com/files/158605620/14.pdf

Alternatif Pdf link
http://photoshopmagazin.com/sources/sourceDetail.asp?ID=218&sourceID=4760

Flash olarak dergiyi buradan okuyabilirsiniz
http://www.hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69

Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun


Paylaşım: Aşkın Güngör

5. Çocuk ve İletişim Kongresi ÇROP Etkinlikleri


5. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresinde Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) adına Ümit Kireççi, S. Ozan Sarı ve Emel Alp Sarı katıldı. Kongrede ekibimiz panel sunarak, ücretsiz çizgi roman okuma stantı kurarak, çocuk, akademisyen, eğitim, sinema ve psikoloji bölümü öğrencileriyle "Çizgi roman atölyesi"nde buluşup, üreterek çizgi romanın sanat disiplinleri içindeki yerini anlatmaya gayret etmişlerdir.

Panel - ÇROP'çu Ümit Kireççi "Çizgi romanı Anlamak"


Bu etkinliğimizde bizi yanlız bırakmayan oyuncu Arzu Suriçi Kireççi'ye, çizer-ilüstrator Zuhal Belli'ye, telefonla destek veren Ahmet Yüksel'e, Gölge e-dergi'ye, Çizgi Roman Yayıncısı İlhan Yılmaz'a, Anadolu Üniversitesindeki öğrencileriyle tanışmamızı sağlayan sayın Serap Erdoğan'a, Beykent Psikoloji bölümü'ne, İ.Ü. Sinema-Tv bölümüne, Üçşehitler İlköğretim okulu'na, Parkorman etkinlikleri koordinasyonunu yöneten sayın Meral Akbulut'a, senarist Murat Zubi ve senarist-oyuncu eşi Sevilay Zubi'ye teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Atölye ÇROP'çuları: Ümit Kireççi - Emel Alp Sarı

DahaÇokAtölyeFotoğrafıİçinTıklayın

Çocuk çizgi roman eserleri

DahaÇokEserİçinBuLinkiTıklatın

Bu kongreyi düzenleyen ve bizi davet eden İstanbul Üniversitesi / İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema Bölümü Genel Koordinatör & Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı sayın Doç. Dr. Nilüfer Pembecioğlu'nu da tebrik ediyoruz.

ÇROP Çizgi Roman Okuma Stanti ÇROP'çusu Ozan Sarı

DahaÇokOkumaStantıFotoğrafıİçinTıklayın

Kongre öncesi sayın Nurhayat Ünlü'nün zarif önerisine evet diyen ÇROP Polis radyosundan etkinliklerini ve amaçlarını anlatma fırsatı yakaladılar (kayıt-Ömer Bahadır):


- Funny bloopers are a click away




Frankfurt Kitap Fuarında Türk Çizgi Romanı

Levent Cantek ve ekibinin bu muazzam çıkarması gerçekleşmişti.

İşte Onların etkinlik fotoğrafları ve bildirileri:

On Comics in Turkey


Comics and comic strips have been published in Turkey since one hundred odd years ago with some interruptions and since eighty years ago on a continuous basis. There have been some remarkable local productions which were published during this period. Yet, when comics are mentioned the first products that come to mind are those of foreign origin. Obviously, the foremost reason for this is that comics production in Turkey has never developed into an industry branch. Local comics that were financed and supported by newspaper publishers could not cope with foreign publications, neither on a quantitative nor on a qualitative basis. Therefore it is no surprise that even during the years 1955-1975, generally known as the golden age of comics in Turkey, no locally produced comics for children became popular. All of our most significant comics have been published in newspapers. In a time when magazines for children could survive even on small sales figures, comics artists turned to newspapers, thus reinforcing the presence of comics in newspapers. With growing income and influence, the artists were able to mould their work, which from then on could incorporate narrative forms according to the needs of the publication and the readers’ profile.



24 Ekim 2008 Cuma

Yeni kahramanlar geliyor!

Türk Çizgi Roman tarihinin sayılı inceleme - araşırma kitaplarından biri yeni bir kahraman tarafından kaleme alındı. Bu kahramanın adı Ümit Kireççi.

Başka bir kahraman çizgi roman kaynaklı bir kitabı yayınlama cesaretini gösterdi. Bu kahramanın adı Crea Kitap.

Ve bir süper kötü kitabı aldı, edite etti, iç sayfa tasarımını yaptı, matbaa aşamasını bitirmek üzere. Bu süper kötünün adı Aşkın Güngör...

Başka bir süper kahraman yeni "kitap kahraman"ın kostümü diyebileceğimiz kapağı hazırladı. Bu kahramanın adı Sermet Öner.

Ve yayın dünyamızın esas oğlanı, çizgi romancılığın yeni kahramanı da kostümlü ilk fotoğrafını medyayla paylaştı. İşte o resim:



"Çizgi Roman Senaryosu - Önce Yazı Sonra Çizgi"nin yazarı Ümit Kireççi'ye bu benzersiz çalışması için tüm çizgi roman okurları adına teşekkür ediyorum.

Dilerim satışı ve okuru bol olur.

Aşkın Güngör

Clark Kent Faktörü

Yıllar boyu merakla beklenen Superman V, namı diğer Superman Return perdeleri aydınlattığında pekçok kişi Allah vergisi bir endamla neredeyse Superman olarak yaratılan Christopher Reeve'den sonra görevi üstlenen yeni çelik adamı ve onun bir zamanlar Reeve'in başardığı gibi bizi "Bir adamın uçtuğuna gerçekten inandırıp inandıramayacağını" merak ediyordu. Yani daha en başından Brandon Routh'un işi çok zordu: Gelmiş gelmiş en iyi Superman'in halefi olmak!

Superman Return akıl almaz bir mantık hatasıyla başlasa da çelik adamımızın yeniden göklere yükseldiğini, içinde Lois Lane'in de bulunduğu uçağı havada kontrol altına alabilme akrobasisini izleyince pekçoğumuzun gözlerinden ince bir yaş süzüldü. Evet, eskisi kadar görkemli, baştan çıkarıcı, sevimli ve karizmatik görünmese de Pelerinli Mucize geri dönmüştü. 

Mantık hatası mı? O hata Superman'in Kripton'dan artakalanları bulmak adına Dünya dışına yaptığı beş yıllık yolculuğun senaryoya "kaktırılması" komedisiydi. Bütün yan faktörleri bir yana bırakın, Superman'in beş yıllık yokluğu sırasında doğaldır ki Clark Kent de beş yıl ortada görünmeyecekti ve Clark Kent arzı endam ettikten hemen sonra Superman'in de "zırt!" diye ortaya çıkmasını iki karakterin aynı kişi oluşuna bağlamayacak bir Daily Planet çalışanına "geri zekalı" yaftası yapıştırmamak mümkün değildi. Yapmayın Allah aşkına, ortada meraklılar ve kuşkucular kontesi Lois Lane var, bunu yer mi? Hadi o, belli ki zamanında haşna fişna yaparak bir çocuk da peydahladığından, Superman'in gerçek kimliğini biliyor ama belli etmiyor diyelim, peki Jimmy Olsen bunu yer mi, Perry White yer mi, yahu bırakın hepsini, Lex Luthor yer mi? Yediler...

Biz yemedik tabii...

Her ne kadar günlük kıyafetleri seksenlere özgü tasarlanarak Reeve'li filmlerle fiziksel bir bağ yaratılmaya çalışılmışsa da biz perdedekilerin bizim Superman'imiz, Lois Lane'imiz (o saç stili de neydi yahu!), Lex Luthor'umuz olmadığının da farkındaydık... Yine de bunu film bitene dek zihnimizin arkalarına atmayı başardık bir nebze de olsa.

Sonra ışıklar yandı, koltuklar boşaldı, evlerin yolu tutuldu ve Reeve ile Routh arasındaki benzerlikler aranmaya başlandı. Allah biliyor, o benzerliklerin fazlaca olmasını, böylece Reeve'i dolayısıyla Superman'i hiç yitirmediğinin ispat edilmesini dileyenlerin sayısı hiç de az değildi. Gerçek farklıydı tabii.

Yönetmen Bryan Singer her ne kadar alışıldık kostümde radikal değişiklikler yapmayı seçse de, Routh'un Reeve'i andıran bir Süperman olmasını sağlayacak fiziksel müdahalelerde de bulunmuştu.

Ne var ki filmin tüm gerçekliğini sağlayan ve izleyicinin özdeşleşmesinin ana faktörü olan bir noktayı teğet geçmişti: Clark Kent'i! 

Richard Donner'ın 1978 tarihli filminde ortaya çıkan ve Reeve'in sinema tarihinin en iyi Süperman'i olduğu kadar en iyi, en kusursuz, en gerçekçi Clark Kent'i olduğunun da kanıtı olan Superman the Movie'de kurgunun ana noktalarından biri olan bu sakar gazeteci nedense Singer tarafından pek önemsenmemişti. Bu da ortaya konan eserin bir Süperman filminden çok bir süper kahraman filmine dönmesine yol açmıştı. İki Clark Kent arasındaki fark aşağıdaki resimde net şekilde görülmekte.



Superman'in yeni bir devam filminin çekilip çekilmeyeceğinin bu denli belirsiz olmasının, izleyici tarafından pek de hevesle beklenmemesinin nedeni, tüm bildik faktörlerin ötesinde, tam da bu Clark Kent zaafıdır belki de, kim bilir?

Aşkın Güngör, 21 Ekim 2008

23 Ekim 2008 Perşembe

Superman’in farklı yüzleri

En ünlü çizgiroman kahramanlarından Superman defalarca televizyon ve sinemaya uyarlandı. Asla uçarken görülmeyen ‘ilk Superman’den, ‘Çelik Adam’ denince ilk akla gelen isim Christopher Reeve’e kadar Superman’in farklı yüzleri...


Tüm çizgi roman dünyasının en popüler ve tanınan karakterlerinden Superman ilk defa Haziran 1938’de ‘DC Comics #1’ dergisinde yayınlandı. Jery Siegel ve Joe Shuster tarafından yaratılan ‘Çelik Adam’ zamanla popüler kültürün en önemli parçalarından biri haline geldi. İşte Superman’in televizyon ve sinemadaki serüveni...

1948
Kirk Alyn, Superman’i canlandıran ilk aktördü. Teknik yetersizlikler nedeniyle Alyn asla uçarken görünmedi. 1999 yılında hayata veda eden Alyn, Christopher Revee’in oynadığı ‘Süpermen’ filminde de Louis Lane’in babasını canlandırmıştı.

1951
Tam 104 bölüm süren ikinci Superman dizisi ‘Adventures of Superman’de pelerinli kahramanı George Reeves canlandırıyordu. Reeves, bu rolle kısa sürede çok popüler oldu, ancak herkes onu sadece Superman kılığında görmek istiyordu. Bu nedenle Hollywood’da başka elle tutulur bir rol edinemedi. 45 yaşında gerçekleşen esrarengiz ölümü de bu yüzden yaşadığı kariyer bunalımına bağlandı.

1978
Uzun bir aradan sonra Superman, Richard Donner’ın aynı adlı filmiyle beyazperdeye döndü. Superman’in yeni yüzü Christopher Reeve olmuştu ve attan düşüp felç geçirene kadar da üç filmde daha Superman’i o canlandırdı. Serinin ilk filmi hala sinema tarihinin en iyi çizgiroman uyarlamalarından biri olarak kabul ediliyor. Superman dendiği zaman hala akla gelen ilk isim olan Reeve, 10 Ekim 2004’te hayatını kaybetti.

1993
Superman’in televizyona dönüşü Dean Cain ile gerçekleşti. ‘Lois & Clark: The New Adventures of Superman’, adından da anlaşılacağı gibi sadece Superman’in maceralarına değil, Clark Kent’in Lois ile ilişkisine de odaklanıyordu.

2001
CNBC-e’de de yayınlanan Smallville, Superman dizileri arasında en uzun soluklu olanı. ABD’de hala devam eden dizide henüz ortada kostümlü bir Superman yok. Bu sefer Clark Kent’i Tom Welling canlandırıyor.

2006
Christopher Reeve’in geçirdiği kazadan sonra bir daha Superman için sinema filmi çekilmemişti. O nedenle herkes Superman’in yeni yüzünü merak ediyordu. Uzun arayışlardan sonra adı pek bilinmeyen bir aktörde, Brandon Routh da karar kılındı. Yönetmenliğini son yılların en önemli yönetmenlerinden Bryan Singer’ın yaptığı film tam anlamıyla beklentileri karşılayamasa da ikinci film için hazırlıklara başlandı.

Kaynak - NTV-MSNBC

21 Ekim 2008 Salı

Feshane'de 'Çocuk ve İletişim' konuşulacak

Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğini yaptığı 5'nci Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi ile Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali bugün Feshane Uluslararası Fuar, Kongre ve Kültür Merkezi'nde başlıyor.
Yurtiçi ve yurtdışından yaklaşık 200 akademisyenin katılacağı kongrede toplumda, eğitimde, ailede ve medyada çocuk konusu irdelenecek. Festivalde felsefe mantık, zekâ oyunları, seramik, ritim, resim, kısa film, medya ve çocuk, drama, matematik, trafik, kukla, iklim, çizgi roman, fotoğraf, ağaç atölyeleri olacak. Film festivali ve kongre, 22 Ekim'de sona erecek.

Kaynak - Sabah Gazetesi

İnce ve zarif yazılı olan atölye ÇROP'un atölyesi :)


Çocuk ve İletişim Festivali bugün başlıyor...

İBB Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından organize edilen “5. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi ile 5. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali ve Kongresi” 20–22 Ekim 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Haber Tarihi : 20.10.2008 09:00:00
Feshane Uluslararası Kongre ve Fuar Sarayı’nın ev sahipliğini yaptığı programa yurtiçi ve yurtdışından yaklaşık 200 akademisyen katılıyor. 5. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi ile 5. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali ve Kongresi toplumda, eğitimde, ailede ve medyada çocuğun ele alınışını daha derin bir inceleme alanı olarak irdelemek ve çocuğa yönelik istismarın önüne geçilmesine yönelik yeni stratejiler geliştirerek, bununla bağlantılı eğitim programları geliştirmeyi amaçlıyor.
Çocuk ve İletişim Günleri çatısı altında, akademik katılımcılara yönelik Uluslararası Kongre ile Çocuk Filmleri Festivali’nin yanı sıra, Paneller, Eğitim Programları, Çocuklara Yönelik Atölyeler yer alacak. Bu atölyeler çocuklara ve eğitimcilere yönelik olarak iki başlıkta etkinlik gerçekleştirecek.
Çocuklara yönelik atölyeler;
Felsefe – Mantık ve Yapay Zeka
Zeka Oyunları Atölyesi Seramik Atölyesi
Ritm Atölyesi / Kendin Kendini Çal
Resim Atölyesi Kısa Film Atölyesi
Medya ve Çocuk Atölyesi
Drama ile Matematik Atölyesi
Geleneksek Çocuk Oyunları Atölyesi
İBB Trafik Atölyesi
İklim Değişimi Atölyesi
Kukla Yapımı ve Oynatımı Atölyesi
Çizgi Roman Yapalım Atölyesi
Fotoğraf Atölyesi
Yaratıcı Drama Atölyesi
Çocuk ve Barış Atölyesi
Öykü Atölyesi
Çocuk ve Spor Atölyesi
Resim Atölyesi
Belgesel Film Atölyesi
Ağaç bilim (Dendroloji) Atölyesi

Eğitimcilere yönelik atölyeler;
Ağaç bilim (Dendroloji) Atölyesi
Yansıtıcı Öğretim Atölyesi
Yaratıcı Drama Atölyesi
Drama ile Matematik Atölyesi
Dört yıldır çocuk ve iletişim konusunda paneller, konferanslar, akademik sunumlar, kültürel ve sanatsal buluşmalar, film gösterimleri ve atölye çalışmaları yapan İletişim ve Çocuk Kongresi ve Çocuk Filmleri Festivali Kongresi 5. yılında Çocuk ve İletişim Günleri olarak etkinlik alanlarını genişletildi.

kaynak - ibb.gov.tr

Galiba ince zarif yazılmış olan atölye de ÇROP'un :)

17 Ekim 2008 Cuma

ÇROP Radyoya Konuk Oluyor

20-22 Ekim 2008 tarihlerinde gerçekleşecek "İstanbul ÇOCUK VE İLETİŞİM GÜNLERİ" kapsamında ÇROP'u temsilen ÇizgiRoman'ıAnlamakPaneli ve ÇizgiRomanYapalımAtölyesi 'nde Ozan Sarı ve Emel Alp Sarı'yla birlikte görev alacak olan Ümit Kireççi 18 Ekim 2009 Cumartesi saat 15.00 ile 16.00 arası Polis Radyosu'nun konuğu olacak ve etkinlikleri tanıtacak.
Duyurulur!


15 Ekim 2008 Çarşamba

Sahaflar Taksim'i bastı

,
En ünlü 60 sahaf Gezi Parkı'nda
Birçok konuda ilklere imza atan Beyoğlu Belediyesi İstanbullu sahaflarla el ele veriyor. Kültür hayatımıza büyük katkılar sunacak olan Beyoğlu Sahaf Festivali, İstanbul’un orta yerinde Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda düzenleniyor.
...
Beyoğlu Sahaf Festivali’nde sinema afişleri ve eski çizgi romanlar da koleksiyonerleri bekliyor. Sahaf Binbir’de Mustafa Mumcu eski Türk filmlerinin afişlerini koleksiyonerlerin beğenisine sunuyor. 1950’li yılların orijinal sinema afişleri standı süslüyor. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren popüler olan çizgi romanlar da meraklılarına sunuluyor. Zagor, Teksas, Tommiks, Mandrake, Kızılmaske çizgi roman serileri raflarda yeralıyor.
...
Paylaşım - Lami Tiryaki
"Sahaflar Festivalinde Mustafa beyle yapılan röportajı ilgiyle izledim." Kemal Tepe (ÇROP yazı grubu sohbeti)

Ebru Sezgi Evleniyor

i
Bir ÇROP'çuyu daha everiyoruz :)
Metin Yazarı - Grafiker Ebru Sezgi DünyaEvine giriyor!
Bir Yastıkta Kocayın İnşallah Sevgili Arkadaşımız,
ÇROP


14 Ekim 2008 Salı

ÇROP Çocuklara Çizgi Roman Atölyesi Açıyor!

Çizgi Roman adına çıktığımız yolda büyüyerek hızla ilerliyoruz!

Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP), "Türkiye'nin ilk Çizgi roman Kütüphanesi", Çocuk Araştırma Merkezi (ÇAM) Çizgi Roman Kitaplığı, Ücretsiz Çizgi Roman Okuma Stantı kurma projelerinden sonra bir yeniliği başarıyor, çocuklara çizgi roman sanatını anlatmak amacıyla "Çizgi Roman Yapalım" atölyesi açıyor.
***
İstanbul ÇOCUK VE İLETİŞİM GÜNLERİ
5. Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi / 5th International Children and Communication Congress
5. Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali / 5th International Children Films Festival
Çocukluk, Yöntem, Araştırma, ve Etik / Childhood, Methodology, Research and Ethics
20 – 22 Ekim / October 2008
Feshane - Uluslararası Fuar, Kongre ve Kültür Merkezi - Eyüp

20 Ekim 2008 Pazartesi
MEDYA VE ÇOCUK PANELİ
14:00-15:30
Panel Başkanı: Prof. Dr. Ali Atıf Bir
Ümit Kireççi "Çizgi Romanı Anlamak"
( Bengi Semerci - İletişimle Aramıza Girenler
Ayla Algan - Sanat ve Ünlü Olmak
Parla Şenol - Fark Edilme Arzusu Bir Bağımlılıktır
Ümit Kireççi - Çizgi Romanı Anlamak
Ergin Erenoglu - TRT
Nurullah Öztürk - İzleme ve Değerlendirme Daire Başkanı - RTÜK
Unicef Temsilcisi - UNICEF
Unesco Temsilcisi - UNESCO)

21 Ekim 2008 Salı – Fuar Alanı
"Çizgi Roman Yapalım" Atölyesi
Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)
10:30-11:30 (6 yaş grubu)
11:30-12:30 (7-9 yaş grubu)
13:30-14:30 (10 -14 yaş grubu)
Bu üç gün boyunca ÇROP "Ücretsiz Çizgi Roman Okuma" stantları da kurulacaktır.
Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) adına kongrede yer alacak üyelerimiz:
Ümit Kireççi - 1972 Almanya doğumlu olan oyuncu-yazar A.Ü.D.T.C.F. Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı mezunu. 1992 yılında kurduğu "Ankara İzdüşüm Tiyatrosu"yla başlayan profesyonel yolculuğu şu anda kurduğu "Lila Düşler Tiyatrosu"yla sürüyor. Yaratıcı Drama liderliği kurslarına katılan ve çocuklarla ilüzyon, kukla, tiyatro çalışmaları da yapan, Kireççi Çapa Çizgi Roman Grubu senarsitliği ve editörlüğüyle 3 sene, lisans tezi olan "Çizgi roman Senaryosu Yazma Teknikleri"yle ve ÇROP üyeliğiyle çizgi roman alanında da yararlı faaliyetlerde bulunmaktadır.
S. Ozan Sarı - Süleyman Ozan SARI 1977'de İzmir'de doğdu. İlk okul, orta okul ve lise eğitimini İzmir'de tamamladı. Çizmeye lise yıllarında karikatürle başladı.1997'den itibaren İlhami Ercivan'ın atölyesinde 2,5 sene sanat eğitimi aldı. 1999'de Dokuz Eylül Üniversitesi G.S.F. Resim bölümünü kazandı. Ertesi yıl yetenek sınavlarına tekrar girerek D.E.Ü. G.S.F. Grafik bölümünü kazandı. Üniversite öğrenciliği sırasında freelance illüstratör olarak çalışmaya başladı. 2007'de kendisi gibi illüstratör olan Emel Alp SARI ile evlendi. Halen İstanbul'da Freelance illüstratör olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Emel Alp Sarı - Freelance Illustrator; D.E.U Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü mezunuyum.Bir yıl İlhami Ercivan Atölyesinde baskıresim eğitimi aldım. İki sene Izmir'de freelance olarak çaliştiktan sonra Istanbul'da Meram Yayincilik'ta bir sene kadrolu çizer olarak çalıştım. 2005'te Freelance Illustrator olarak çalişmaya başladim. 2007'de illustratör Süleyman Ozan sarı ile evlendim. Eşimle beraber ağırlıklı olarak eğitim sektöründeki yayinevlerine okul öncesi ve ilköğretim seviyesindeki çocuklar için tasarim ve çizimler yaparak çalişmaya devam etmekteyim.
NOT:
22 Ekim 2008 Çarşamba
10:30 – 11:30
Medya Okuryazarlığı
OTURUM BAŞKANI: Yard. Doç. Dr. Nebahat Akgün Çomak
Çetin Murat Hazar Çocuk Medyası Ve Doğan Kardeş Çocuk Dergisi
*** ÇROP ailesi olarak başarılar diliyoruz.


SEZGİN BURAK'ı Ölümünün 30. Yılında Anıyoruz

Biz ÇROP olarak atladık ama neyse ki hatırlayanlar var. Bağışla bizi usta!

***

Türk çizgi romancılığının usta imzalarından biriydi o... Tarkan'ın, Bizimkiler'in, Hüdaverdi'nin yaratıcısıydı... Henüz 43 yaşındayken, geçirdiği bir buhran sonrasında 1978 yılının 7 Ekim'inde talihsiz bir şekilde aramızdan ayrıldı.

Türk çizgi romanının erken yaşta hayata veda etmiş bir ustasını anıyoruz MİZAHHABER olarak... Türk ve Avrupa basınında değerli eserler veren Sezgin Burak, 1935 yılında Adapazarı'nda doğdu. İlk karikatürleri, ilkokul sırasında Doğan Kardeş dergisinde yayınlandı. Sezgin Burak, profesyonel olarak ilk eserlerini Güzel Sanatlar Akademisine girdiği 1952 senesinde vermeye başladı. Sırasıyla; Akbaba'da karikatürler, Aydabir, Yirminci Asır, Bütün Dünya ve Hafta mecmualarında resimler, kompozisyonlar yaptı. 1957 yılında resim ve dekorasyon öğrenimini tamamlayarak Akademi'den mezun oldu. 1958'de Cumhuriyet Gazetesinde günlük karikatürler, çeşitli tiyatrolarda sahne dekorları ve aynı gazetede "Ala Geyik" romanını resimlendirdi. Hayat ve Ses mecmualarında roman ve hikaye resimleri, ayrıca kitap kapakları, sinema reklamları hazırladı. 1964 yılında Bizimkiler adlı bant karikatür tipini yarattı. 1965'te İtalya'da "El Cougar" kahramanını yarattı. 1966'da Milano'da düzenlenen Avrupa Reklam Yarışması'nda iki birincilik aldı. Bir yıl sonra 1967 yılında Türk çizgiroman kahramanı Tarkan'ı yarattı. 1968 ve 1969 yıllarında Yaşar Kemal'in İnce Memed romanını, 1970'te ise Ağrı Dağı Efsanesi romanını resimlendirdi. 1976'da Çoban Çantası adlı resimli romanını yarattı. Son olarak çeşitli akrilik ve yağlıboya çalışmaları da yapan sanatçı, 1978 yılında vefat etti. Tarkan, Bizimkiler gibi bazı eserlerinin çizimi kardeşi Ersin Burak tarafından sürdürüldü. Sezgin Burak'ın adı bugün internette kızı Mine Burak'ın onun için hazırladığı sitelerle yaşıyor.

Sezgin Burak sitesinin adresi: http://www.tarkan-sitesi.com/

Kaynak - MizahHaber

Sizinkiler - Çizgi Romandan Tiyatro Sahnesine

Salih Memecan'ın yarattığı "Sizinkiler" ailesi tekrar sahneye çıkıyor.
Koç Holding’in 80. yıl kutlamaları çerçevesinde 2006 yılında başlattığı ve iki yılda 100.000’in üzerinde çocuğa ulaşan ‘Sizinkiler’ Projesi’nde, 2008 turne programı 11 Ekim’de İstanbul’da başlıyor. Biletlerin ücretsiz olarak temin edilebileceği müzikli çocuk oyunu bu yıl 7 bölgede, 20 ilde, 74 gösterimle yaklaşık 60 bin çocuğa ulaşacak.
Koç Holding’in çocukların gerek zihinsel gerekse kültürel gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla başlattığı Sizinkiler Projesi, bu yıl yeni bir oyunla çocukların karşısına çıkıyor. Koç Holding, ‘Altın Çiçeğin Peşinde’ adlı yeni oyun ile 11 Ekim-6 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek turne kapsamında yaklaşık 60 bin çocuğa ulaşmayı hedefliyor.

Ünlü karikatürist Salih Memecan’ın 1991’den bu yana yayınlanan ve tüm çocukların tutkuyla takip ettikleri ‘Sizinkiler’ çizgi kahramanları, BKM’nin sahnelediği ‘Altın Çiçeğin Peşinde’ adlı müzikli, danslı oyunla Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara keyifli dakikalar yaşatacak. Çevreyi korumamızın önemine de dikkat çeken ‘Altın Çiçeğin Peşinde’ oyununun ilk gösterimi 11 Ekim 2008 Cumartesi günü İstanbul Beşiktaş Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

Paylaşım - Bilgin Adalı

13 Ekim 2008 Pazartesi

Hakan Alpin söyleşisi 2. Bölüm

Söyleşinin 1. Bölümünü okumak için tıklayınız

Veee Hakan Alpin söyleşisi 2. bölümü başlıyor. Sayın Alpin uzun söyleşimizde 6 soruyu bir arada yanıtlamayı tercih etmiştir. Bu nedenle bu bölümü sorularla kesmek yerine bir bütün olarak paylaşıma koymayı tercih ediyorum. Bu şekilde olası anlam kayıplarının da önüne geçmiş olacağımı umuyorum.
İşte akıllara zarar sorular:
6. Ansiklopedide hedefler nelerdi, sonuç alınabildi mi? 7. Hedef var mıydı yoksa el yordamıyla mı basıldı eser? 8. Yurt dışından örnek alınan çalışma var mıydı? 9. Tercih edilen çizgi roman türleri veya kahramanlar var mıydı? 10. Tercih edilen sanatçılar oldu mu esere konulan – konulmayan? 11. Anekdotlar (varsa)
İşte akıllara yarar yanıtlar:
Alpin - (Bu altı soruya da birleşik bir yanıt veriyorum)
‘Çizgi roman Ansiklopedisi’ hazırlama fikri çok öncelere dayanıyordu benim için. Hatta çok kollektif bir düşünce yapısını ve hareket tarzını benimsememiş olsam 1990’ların sonunda hazırlardım bu kitabı. Ancak kısmette 2002 yılında başlamak varmış. Kızımız Şafak’ın birinci ayını tamamlamasıyla birlikte diğer işlerime ara vererek bu kitabı hazırlamaya karar verdim. Öncelikle çeşitli yerlerdeki notlarımı ve yazılarımı bilgisayara geçirdim ve ilk aşamada hangi madde başlıklarını kullanacağımı belirledim. Böylece eksik olanların öne çıkacağını ve önümde ne kadar iş kalacağını saptayarak planlama yapmayı amaçlıyordum.
Ansiklopedi için ilk aşamada belirlediğim 280 maddelik şablon da aslında bir ‘ilk’ çalışma için yeterli sayılırdı. Ama ben o tarihe dek elimin altından geçen Batı kaynaklı yarım düzine çizgi roman ansiklopedisini incelemiştim. Ve bunları analiz ettiğimde dokuzuncu sanata teğet geçen, onun bünyesindeki tüm ayrıntılarını içermeyen bazı eksiklikler saptamıştım. Mesela Franco Fossati’nin İtalyan Mondadori Yayınevinden çıkan ‘Fumetto’ adlı ansiklopedisinde İtalyan sanatçılar ve kahramanlar daha fazla sayıda olabilirdi. Sonuçta o ülkenin önemli çizgi roman ansiklopedilerinden biridir bu. Ve işin kötü tarafı indeksi hiç yoktur Fossati’nin bu çalışmasının.
Dünyadaki çizgi roman ansiklopedileri arasında en abidevi, en saygın ve önemli başvuru kaynağı ise, Maurice Horn’un ilk baskısı 1976’da yapılan ‘The World Encyclopedia of Comics’idir. Horn’un ’75 Years of the Comics’ ve ‘100 Years of American Newspaper Comics’ adlı kitapları da bu kulvardaki altı çizilecek eserlerdendir. Çizgi roman sanatı, batıda 1930’lardan itibaren hakkında yazılan kuramsal yazı ve kitaplarla desteklenmiştir. Grafik disiplinlerin irdelendiği, türler arasındaki farkların analiz edildiği temel çalışmalar sayesinde üstün düzeyde bir kültürel birikim sağlanmıştır. Bu sayede de ‘comics’ olgusu bilhassa ABD’de sektörel bir açılım ve güçlü bir piyasa oluşturmuştur. Gel gör ki, ülkemizdeki ilk çizgi romanla alakalı çalışma 1990’ların başında çıkmıştır. Nitelik ve niceliklerine bakmadan şimdiye dek çıkanların toplamı ise henüz bir elin parmakları kadardır.
Bu bağlamda örneklenecek bir Türkçe çalışma olmadığından ‘The World Encyclopedia of Comics’ gerek içerdiği madde sayısının fazlalığı, gerekse indeks çalışmasıyla bana örnek oldu. Dokuzuncu sanatın ansiklopedisel boyutunun zirvesindeki çalışmayı ‘benim gibi hayatı çizgi romanlarla dolu olan biri’ baz alınca böylesi devasa bir çalışma ortaya çıktı. Horn’un yayına hazırladığı bu kitabın bir özelliği de yirmiye yakın ülkeden 40 civarı yazarın kaleme aldığı ansiklopedi maddelerinden oluşmuş olmasıdır. Yani bu anlamda ciddi bir organizasyon gerçekleştirilmiştir Horn tarafından.
Çizerler, çizgi karakterler ve yayınlar konusunda farklı ülkelerden gelen bu metinler formüle edilerek şablonlaştırılmıştır. Her maddenin bitiminde ise o maddeyi hazırlayan kişinin baş ve son harfleri belirtilmiştir. Dolayısıyla benzeri tüm ansiklopediler ‘The World Encyclopedia of Comics’ gibi önceden belirlenmiş bir ekip tarafından hazırlanmıştır. Fossati veya benimki gibi bir kişinin elinden çıkmış çizgi roman ansiklopedilerin sayısı çok azdır dünyada. Zira onca görsel malzemenin toplanması, biyografi takiplerinin yapılması ve metinler haline getirilmesi çok zor ve zahmetli bir iştir.
Ülkemizde yayınlanmış tüm çizgi roman serilerinin tam koleksiyonları veya tamamına yakınının elimin altında olması, hatta çocuk dergileri ve mizah dergilerindekiler de dahil çok geniş bir arşivimin olması, bu ansiklopediyle ilgili önemli bir handikabı giderdi. Bülent Arabacıoğlu’nun ‘En Kahraman Rıdvan’ı gibi sadece mizah dergilerinde macerası yayınlanmış olanlar, veya Bedri Koraman’ın ‘Cici Can’ı gibi sadece gazetelerde yayınlanmış çizgi karakterler işin kolay kısmıydı. Sadece yayınlandıkları yıllardaki sayıları incelemek yetiyordu. Ancak Suat Yalaz’ın ‘Karaoğlan’ı gibi hem kendi başlığını taşıyan dergi serilerinde, hem de pek çok farklı gazetede birden yayınlanmış çizgi romanların tüm maceralarını okumak, incelemek ve ilgili maddesinin metnini yazmak gerekiyordu. Bu, arşivim sayesinde işin kolay hallettiğim kısmı oldu.
Zor olansa biyografilerdi, en azından bazılarını bulmakta zorlandım. Zira başka sanat dalları için de geçerli mi bilmem ama, ülkemizde yayınlanan 24 ciltlik Büyük Larousse Ansiklopedisinde sadece 5 tane çizerin biyografisi yer alıyor. Onların da dört tanesi temelde karikatürist olarak bilindiğinden bu genel kültür kaynağına girebilmiş. Bir çizerin ansiklopediye girmesi için ya adının Turhan Selçuk olması, ya da Cemal Nadir Güler, Ramiz Gökçe gibi ölmüş büyük ustalar olması gerekiyor gibi bir intiba var çizgi sanatlar camiasında.
Yazarından çizerine, yayıncısından kaligrafistine değin hemen herkese ya şahsen bir ziyaret yaptım, yahut da telefonla ulaştım. Bazılarının telefonlarına ulaşmak için bir dedektif gibi çalışmam gerekti. Beşyüze yakın telefon görüşmesi yaptım. Ancak her birini aramadan önce elimdeki tüm dergi, gazete ve yayınları tarayarak notlar almıştım herkesle ilgili. Doğum tarihleri, hangi eğitimi aldıkları gibi bilgiler hariç kariyerleriyle ilgili tüm biyografik bilgileri elimdeydi zaten. Üzerinden çok zaman geçmiş çalışmalarının tarihlerini unutanlar, yanlış hatırlayanlar bile çıktı, hatırlatması bana nasip oldu bu arada. Çok hoş diyaloglar yaşadım.
Çetin Karakoç, Nezih Dündar, Cemal Dündar, Yücel Köksal gibi eski yayıncı ve ustalara telefonla ulaşıp, “Hazırladığım ‘Çizgi roman Ansiklopedisi’ndeki isminize açtığım maddenizdeki bilgileri teyit etmek için sizi rahatsız ettim,” diye konuştukça karşımda çok duygulananlar oldu. Aralarında İstanbul’dan koparak adeta uzlete çekilenler, kimsenin arayıp sormadığı kişiler vardı. Belki her biri ansiklopediyi görmeyecek, ama Türk çizgi romanına yaptıkları katkının hatırlandığını bilerek yaşıyorlar şu anda. Benimle aynı jenerasyondan olan çizerlerin neredeyse tamamı zaten ya arkadaşımdır, ya da tanışıyorumdur. Onların biyografilerinin eksikleri gidermek o açıdan zor olmadı.
‘Çizgi roman Ansiklopedisi’ için Türkiye’de basılmış hiçbir yayında görmediğim cinsten beş ayrı indeks çalışması yaptım. Çizgi roman başlıkları, yayınlar, kişiler, yayıncılar ve coğrafik dağılım kategorilerinde farklı indeksler hazırladım. 740 sayfalık kitabın son 50 sayfası indekslere ayrılmış durumda. Sonuçta bu bir ansiklopedi ve içinde binlerce metin var. Okurlara işkence çektirmenin anlamı yok, neyi nerede arayacağını bu indekslere bakarak kolayca bulacaklarına eminim. Bu detay çok önemliydi benim için. Zira sadece indeksleri hazırlamak tam 40 günümü aldı. Ama değdi.
Başlangıçtan itibaren ansiklopedime okumayı ve bilgilenmeyi kolaylaştıracak bazı görsel kodlamalar ekleme düşüncem vardı. Tıpkı internet sitelerindeki gibi– adı geçen bir sözcüğün, kavramın netteki başka yere uzantısını ve açılımını simgeleyen ve üstünü tıkladığınızda o sayfaya geçmenizi sağlayan link sistemine benzer bir alt çizgileme yaptım. Mesela ansiklopedinin ilk maddesi olan ‘Abdülcanbaz’ın içinde geçen ilk Turhan Selçuk adı, altı çizili bir şekilde ve mavi renkte yazıldı. Bu, ansiklopedide Turhan Selçuk ile ilgili bir maddenin daha olduğunu belirleyen ve okuruna hatırlatan görsel bir kodlamadır.
Abdülcanbaz maddesinde ayrıca Suavi Süalp, Cemal Nadir Güler, Tarzan, Akbaba, Komiser Osman linkleri de mevcut. Altı çizili olan her mavi renkli özel isim, ansiklopedide madde olarak bir karşılığı vardır anlamına geliyor.
Vurgulamak istediğim bir diğer detay da şu: Biraz önce bahsettiğim batı kaynaklı çizgi roman ansiklopedileri metin ağırlıklı eserlerdir. Yani yazar, çizer, kahraman ve yayınlarla ilgili metinler ön plandadır. Görsel unsur açısından kısır çalışmalardır. Bir kahraman kâh bir kareyle, kâh bir figür çizimiyle tanıtılmıştır. Bunu bir eksiklik olarak gördüğümden dolayı; görsel olarak bu sığlığı aşma adına, bazen çizerlerin fotoğrafını ya da otoportrelerini, bazen de onun çizgi tarzının belirleyici olduğu kısa bir çizgi roman öyküsünü girmeyi tercih ettim. Ve gördüğüm hiçbir çizgi roman incelemesinde var olmayan sayıda görsel malzemeyi devreye soktum. Bu sayede ‘Çizgi roman Ansiklopedisi’ 740 sayfalık bünyesinde 1500 civarında görsel malzeme barındırmakta şu an, ve bu açıdan da batılı benzerlerinden çok farklı ve üstün bir çalışma özelliği taşıyor. Zannımca dünyadaki çizgi roman adına çıkan bu ölçekteki hiçbir kitapta bu kadar çok görsel malzeme kullanılmamıştır. Ayrıca kitapta kullandığım hemen her görselin telifine saygı göstererek bunu belirginleştirdim ve gerekli izinleri telif hakkını elinde tutan çizer veya yayıncısından izin alarak kullandım.
Lakin ansiklopedinin en önemli özelliği bu değil. Çalışmamın en önemli özelliği, dokuzuncu sanat çizgi romana Türkiye projeksiyonundan bakmasıdır. Ülkemiz çıkışlı olanları bir yana bırakırsak, yabancı kaynaklı maddelerin tamamı Türkiye’de tanınma, bilinme ve yayınlanma kriterleri baz alınarak seçilmiştir. Ve görsel malzemeleri içinde bu dikkate alınmıştır. Benim rastladığım yabancı kaynaklı ansiklopedilerde böyle seçici bir özellik ve kıstas yoktu. Tabii dünya çizgi roman tarihinde önemli kilometre taşı olan çizer, yazar, yayıncı ve karakterleri ülkemizde fazla biliniyor olmasa da ansiklopediye kendi adlarını taşıyan maddelerinde dahil ettim. 20 civarı ülkenin kısa çizgi roman tarihini anlattığım ülke maddeleriyle de olaya farklı bir çeşni katmaya çalıştım.
Ansiklopedimde kullandığım görsel malzemelerin %98’i kendi arşivimden seçildi. İnternetten bazı Amerikalı yayıncılar ve çizerlerin fotoğraflarını ve birkaç çizgi roman görselini kullandım. Ayrıca elimde olanları beğenmeyip, illa kullanmak istediğim üç dergi kapağını da ‘Darkwood Sakinleri’ne dahil bir arkadaşımın arşivinden fotokopi olarak alıp kullandım.
Grafiker de olduğumdan 1500’e yakın görsel malzemenin tamamını dijital ortama aktardım. Her birinin üzerinde gerekli onarımı ve teknik çalışmayı yaparak film çıkış aşamasına getirdim. Çünkü bazı eski dergilerden taradığım görseller oldukça yıpranmıştı. Yalnız İnkılap Yayınevinden baskı esnasında benim hazırladığım kapak çalışması yerine farklı bir kapak kullanmayı istedikleri söylendi bana. 26 ay beklemek canıma tak ettiğinden, ve çizgi roman severleri uzun süreden beri bir beklenti içine sürüklediğinden dolayı fazla sorun yapmadan yeni kapağa tamam dedim. Kitap elime geçtiğinde gördüm yeni kapağı ilk kez. Benimki baz alınarak hazırlanmış, sadece siyah zemine oturtulmuştu bu yenisi. Bu arada iç sayfaların baskısı önceden yapıldığından benim yaptığım kapak da 740ncı, yani sonuncu sayfada öylece duruyor. Ama ben bu siyah kapağı da beğendim.
Ansiklopediyle ilgili sonradan beliren bir sorun oldu yalnızca. Ben ansiklopediyi Eylül 2003’de bitirdim. O sırada benim ilk iki kitabımı da basan ve bilimkurgu-fantastik kulvardaki kitaplarının yayın yönetmenliğini eşimle birlikte yürüttüğüm bir yayınevi basmak istiyordu bu kitabımı da. Biraz onu bekledim. Ama onun kapasitesinin üstünde bir maliyetteydi kitabım. Hatta o dönem çizgi roman çıkartan Maceraperest ve Lal Kitap’takileri de nezaketen haberdar ettim çalışmamdan. Memnun kalmalarına rağmen sanırım yüksek maliyeti nedeniyle basmaya yanaşmadılar.
Yayın sektöründen biri olarak bu hacimdeki bir kitabı basabilecek çok fazla yayıncı olmadığının farkındaydım. Bunlar arasından çizgi roman albümleri çıkartanları öne alarak bir liste hazırladım. İnkılap Yayınevi kısa bir değerlendirmeden sonra anlaşma metnini yolladı bana ve Kasım 2004’te anlaşma imzaladım. Ancak kitap, yayınevinin içinde yaşanan, detayını bilemediğim bazı aksiliklerden dolayı anlaşmayı imzalamamızın üzerinden 26 ay geçtikten sonra basıldı. Ekim 2006’da çıkışlar üzerinden son bir kontrol yaparak gerekli güncellemeleri ansiklopediye ekledim bu arada. Zira geçen zaman zarfında bazı yeni yayınlar çıkmış, bazı çizerler de maalesef vefat etmişti.
2. Bölüm sonu (3. ve son bölüm pek yakında)

"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

12 Ekim 2008 Pazar

Atatürk'lü Bir Çizgi Roman

Isparta Belediyesi, bir kültür hizmeti (!) olarak, Bahattin Atak adlı birine bir çizgi roman hazırlatmıştı hatırlayacağınız gibi. O çizgi romanın içinde neler vardı biliyor musunuz?Duymamış olamazsınız. Duymamışsanız bile ben söyleyeyim size; Bahattin Atak denen zat, çocuklar için hazırladığı o çizgi romanın iç sayfalarında, Mustafa Kemal Atatürk’e “İslam deccalı, süfyan, Kuran’a zararlı adam” diye...
Yazının başı -sonu:
RuhanOdabaş makalesi

KAOS KKK Çizgi Fanzin Çıktı



Fanzini bulabileceğiniz yerler:

40 Ambar Sahaf - Anabala Pasajı - Beyoğlu (Hamamyolu)
Komikçi Dükkanı - Aznavur Pasajı / Alt Kat - Beyoğlu
Mephisto Kitabevi - İstiklal Caddesi - Beyoğlu
Ayrıca İstiklal Caddesi'ndeki Leman Kültür, Tezgah, Arsen Lupen, Beatles, Lya, Timoni, Vazgal gibi birçok cafede de bulup okuyabilirsiniz.

KAOSKKK nedir?



11 Ekim 2008 Cumartesi

Bir Kapağın Varyasyonu

Her sanat dalında tekrarlar olur. Tiyatroda Nejat Uygur "Anlayan anladı" der güler izleyici her oyunda. Bazı komedyenler de onu taklit eder prim yaparlar. Sinemada Terminatör "Astala Vista" der dile pelesenk olur. Roman yazarı bazı şeyleri tekrar eder Trevanian gibi. Kahraman ya dağcıdır ya da mağara gezicisi. Çizgi romanda da ya bazı tekrarlar olur. Özellikle kapaklarla göndermeler ve varyasyonlar üretilir. işte bir tane:

Adventure Comics #247 by Swan/Kaye
Superman #147 by Swan

Simpsons Comics #68 by Groening/Morrison

Kaynak - DialBforBlog


10 Ekim 2008 Cuma

Mc Cain - Obama Yarışı Çizgi Roman Oldu

IDW comics Amerikan Başkanlık yarışını çizgi romana taşıdı. Her iki başkan adayının biyografilerini ele alan çizgi romanlar adayları tanıtıyorlar. Obama'nın Amerika'ya çocukken gelişi ve başkanlığa uzanan yolda sorgu dolu deneyimleri, Mc Cain'in de askerlik yaşantısı ve o yaşantının politik görüşlerine etkileri objektif olarak okuyucuya-oy vereceklere sunulmuş. Her iki sayı da "Oy ver" yazısıyla başlıyor.

İki ayrı çizgi romandan oluşan biyografilerin isimlerdeki ortak kısmı "Presidental Material" (Başkanlık Malzemesi). Presidental Material: John McCain'in yazarı Andy Helfer, çizeri Stephen Thompson. Presidental Material: Barack Obama'nın yazarı Jeff Mariotte, çizen Tom Morgan tarafından çizilecek.
Presidental Material: John Mc Cain'den bir sayfa

Presidental Material: Barak Obama'dan bir sayfa

Resimleri Büyütmek İçin Tıklayın

Kaynak- myfoxnepa

9 Ekim 2008 Perşembe

8 Ekim 2008 Çarşamba

Superman'in Evi Kurtuldu

Bağış kampanyası işe yaradı ve Amerika'da çizgi roman okurları bağışlarıyla "Superman'in doğduğu Evi" kurtardı. Bildiğiniz gibi bu ev aslında JerrySiegel 'ın çocukluğunun geçtiği ve belediyenin yenilemediği, çürümeye terk ettiği ev.

"The Book of Lies" kitabının yazarı Brad Meltzer'in öncülük ettiği kampanyayla beklenenin üzerinde para toplandığı açıklandı. Meltzer, çizgi roman okurlarına teşekkür etti ve “Bildiğiniz gibi evin dışı kısmını restore etmek için 50 bin Dolar toplamayı amaçlamıştık. Ama toplamda 101 bin Dolar topladık" dedi.

Bu kampanyaya öncülük ettiği için Jerry Siegel'in kızı ve eşi Joanne Siegel ile Laura Siegel Larson, Meltzer'e yazıyla teşekkür ettiler.

Bu kampanyada para bağışlardan, özel baskılı tişörtlerden ve Richard Donner'dan Jeph Loeb'e, Neil Gaiman'dan Mark Millar'a kadar bir çok çizgi roman sanatçısının katkılarıyla toplanmıştır.

Kaynak: CBR

7 Ekim 2008 Salı

L-Manyak / Hürriyet işbirliği büyük tepki topladı

Uzun süredir her hafta ısrarla Recep Tayyip Erdoğan'ı kapak yapan Leman, son olarak Başbakan'ın Doğan Grubu gazetelerine boykot çağrısına da tepki göstermişti. Erdoğan'la büyük bir kavgaya tutuşan Aydın Doğan, Leman'ın bu fedakarca tavrını karşılıksız bırakmadı.
Devamı Barbuni 'de

Gölge e-Dergi Facebook'ta

Gölge e-Dergi okurları yazar ve çizerlerini facebookta buluşturalım istedik.
Gölge e-Dergi çizgi roman, edebiyat ve sinema içerikli sanal dünyanın gerçek dergisi ;)
Facebook Adres :
Gölgee-DergiFacebook 'u
Web Sitesi:
http://golgedergi.blogspot.com/
Ofis:
http://golgedergi.deviantart.com/

6 Ekim 2008 Pazartesi

Harry Potter Kitap Okuttu

Kim derdi ki “bir kitap serisi olacak ve çocuklar onları okuyacak”. Hayır, birileri dese bile kim inanırdı bu söze? Karamsar ve bardağın boş kısmına bakmayı seven eğitimciler, anneler, babalar, pedagoglar çocuklarımızın gidişatını kötü görmekten hoşlanmayı bırakmış değiller ki böylesi bir söze inanılsın. Diyelim ki böyle bir söz söylendi ve birileri inandı. O zaman da inanan aynı kesim okunan kitaplarda kusur aramayacak mıdır? Arayacaklardır, hem de var güçleriyle.

Harry Potter işte yukarıdaki bakış açısıyla hareket eden bir kısım eğitimli yetişkinin hedef tahtası olmuştur. En kısası 3oo küsur en kalını 400 küsur sayfa olan 7 kitaplık bir seri toplamda ortalama 3000 sayfa okuttu çocuklara. Buna ek olarak birkaç da kısa kitapçığı eklemek gerekir. Hem de bu kadar sayfa bilgisayarın ön planda olduğu, internetin her şeyin önünde olduğu, bilgisayar oyunlarının çocukların neredeyse tek zaman geçirme meşgalesi olduğu bir zamanda gerçekleşti. İlginçtir çok az eğitimli ve eğitimci yetişkin çıkıp bu serinin bu yanına vurgu yapma gereği hissettiler. Çoğunluk bazı ayrıntılarla boğuşmayı tercih etti nedense.

ŞİDDET

Çocuklara bugün okutulan “dünya klasiklerinin” neredeyse tamamında şiddet macera olgusuyla iç içe verilmekte. Şiddet bir amaç değil, asıl anlatılmak istenen mesajların aktarımında sürükleyici malzeme, araç olarak kullanılmış o eserlerde.

Potter’da da durum farklı değilken bu yanı nedense çok eleştirildi. İşin anlaşılmaz tarafı kitabın kahramanı şiddet yanlısı olmaktan uzak, olaylara mecburen müdahale eden, çekingen, mütevazı, içe kapanık ve şaşkın bir çocuktur. Çocuğun şiddet eğilimi yoktur.

DOĞAÜSTÜ GÜÇLER

Harry Potter okuyarak “muska” yazdırmaya kalkışan çocuk var mıdır bilmiyorum ama türk çocuk edebiyatı yazarlarının büyük çoğunluğu masal yazarken ve dünya geleneksel masallarında hep büyü ve sihir kullanılırken modern ve çağdaş bir eserde bu öğelerin kullanımı neden dikkat çekti ve eleştirildi anlamak mümkün değil. Usta yazarımız Gülten Dayıoğlu’nun “reenkarnasyon, beyin gücü, gizemli güçler” üzerine yazdığı kitaplar bunlara başlıca örnektir mesela. Bu eserleri olumlu veya olumsuz eleştirme noktasında nelerin ayırdığını olumsuz eleştirenlerin bence kendilerine sorması gerekiyor.

POPÜLER KARŞITLIĞI SENDROMU

Harry Potter’in bence yaşadığı tek sorun inatla olumsuzluk arayanların yaşadığı “popüler karşıtlığı sendromu”dur. İddialı ve suçlayıcı bir sav olduğunu inkar edecek değilim ama galiba o eleştirilere bir isim vermek gerekse benim saptamam doğru olacaktır.

Bunu başka örneklerle süslemek yerinde olur sanırım.

Örümcek Adam ülkemizde çizgi roman olarak 20, çizgi film olarak yaklaşık 15 yıllık bir geçmişe sahip. Çizgi roman karşıtı bazı aile ve eğitimcinin dışında bu kahramana karşı çıkan neredeyse hiç kimse çıkmamıştır. Ta ki 2000 yılı başlarında ilk sansasyonel filmin gösterime girmesinin ardından birkaç çocuk “ben örümcek adamım” diyerek kendilerini bir yerlerden atana dek. O saate kadar bu tür “kazalar” olmazken ve kimse sesini yükselterek çocuk düşmanı bu kahramanı deşifre etmezken ortalık “ben zaten biliyordum”cularla doldu. Gün geçmiyordu ki televizyonda bir pedagog “örümcek adamı yerden yere vurarak” çocuklarımızı korumaya çalışmasın. Sonra ne oldu? Film reklamları azaldı. Film eskisi kadar popüler değildi ve ne kendini atan çocuklar ne de biliciler vardı ortada. Ama Örümcek Adam serisine iki film katıldı ve bugün hala televizyonda çizgi filmleri yayınlanırken çocuk dergisi her ay 15.000 satıyor ülkemizde. Kazalar yok medyanın gaz veren hassasiyetleri yok, eleştiriler de yok oldu birden. Ne değişti? Örümcek Adam mı, algılarımız mı?

Bir başka örnek de POKEMON. Bir pedagog hanımın televizyonda “ecüş bücüş yaratıklar” diye tanımladığı bu yaratıkları hepimiz hatırlarız. Çok popüler olmuşlardı bir ara ve yine bir çocuk galiba kendine zarar verecek bir şey yapmıştı. İçinde sportif mücadele ve sportmenlik ruhu yatan çizgi film yerden yere vurulmuştu o dönem şiddet öğretiyor diye. Kim haklıydı derseniz açın televizyonu bakın. Pokemon tam iki kanal değiştirerek yayınlandı ve hala da yayında. Kendine zarar veren çocuk var mı? Ben duymadım. Ha, “Pokemon’un zararı yok mu?” diye sorarsanız… “Kötü adamlara bakın” derim. Kadının adı Jesse, erkeğin adı James. Bu ikili ne zaman ortaya çıktılarsa üzerlerinde karşı cinsiyetin kıyafeti vardı ve hala da öyle. Kadın ha bire erkek kıyafeti giyiyor, erkek ise süslü püslü kadın kıyafeti. Ve bu husus kimsenin dikkatini çekmiyor çünkü popüler değil, arka planda.

Son olarak bir başka büyülü roman karakterine bakalım: Artemis Fowl. Duyan var mı bilmiyorum ama Harry Potter’a rakip olarak çıkarıldı bu karakter. Yaramaz bir büyücü yamağı ve romanları var ve oldukça da iyi sattı ülkemizde. Ama nedendir bilinmez bu karakter hakkında hiç eleştiri okumadım ben. Ya da işitmedim. Büyüyse büyü, sihirse sihir, şiddetse şiddet… Satışsa satış…

Dikkat ettim bu duyarlı ve hassas olumsuz bakanlar grubu arasında hiç kimse hamasi çizgi filmleri eleştirmiyor televizyona çıkarak. Ya da yazmıyorlar bir yerlerde. Bazı daha dini kanallarda yayınlanan Çanakkale savaşı, Kurtuluş savaşı, İstanbul’un Fethi çizgi filmlerinde bir bedene saplanan süngüyü, kopan kafayı, akan kanı, inanılmaz şiddet ve ölümü ve öldürmeyi olumlayan sahneleri hiç kimse eleştirmiyor. Vatan savunması kutsaldır tamam. Savaş kutsal da olsa hoş bir şey değildir o da tamam. Ama vahşet derecesinde sahneler çizmek ve her yaştan çocuğa izletmek… Şiddeti en ileri derecesiyle kanıksatmak…
Dahası içinde Atatürk geçmeyen bu çizgi filmlerde savaş stratejilerini ve emirlerini askerlere yoktan var olan, nur içinde yüzen, yeşil cüppeli, sakallı, entarili adamlar veriyor. Bu çizgi filmleri kimse eleştirmiyor ama peki bunları kaç çocuk izliyor? Onlar bizim çocuklarımız değil mi?

“Popüler karşıtlığı sendromu” bence üzerinde konuşulması gereken bir tespittir. Duyarlı ve iyi niyetli bir çok kişi işin özüne inmek yerine etrafında dolanıyor sanat eseri olabilecek çalışmalara zarar verebilecek yaklaşımlar sergiliyorlar.

HARRY POTTER DOĞRU İLETİŞİM KURUYOR.

Doğrusu bu ya Harry Potter serisi yazarı Rowling’i kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu çağda bir çok gerekçeyle kitaptan uzaklaşmış olan çocuk ve gençlere kitap okutabilmiş olması bence gözden kaçmaması gereken bir başarı. Dikkatli bakılırsa bu başarının tesadüf olmadığı da görülecektir.

Olaylar büyülü bir masalsılık içerisinde geçiyor da olsa günümüzde gerçekleşiyorlar. Her şeyin mekanik ve teknik olduğu modern bir çağda yaşayan her yaştan insan olumlu veya olumsuz eleştirmek için bu gerçekliğe ve inandırıcılığa kapılmış durumda. Bu gerçek bir başarı bana göre.

Rowling, dilimize tam çevrilemeseler de büyü sözlerini oluştururken İngilizce kelimelerden yararlanmış. Bazı Latince kelimeleri bir kenara bırakırsak tam telaffuz edilmemekle birlikte dünyanın bir kesiminde eserde geçen büyü sözleri içeriklerine uygun bazı kelimelerden türedikleri için kolay anlaşılmaktadırlar.

Dil çalışması sadece büyüde gerçekleşmemiş. Dil, bizdeki harika çeviriden de anlaşılacağı gibi her kitapta değişmiş, büyümüştür. Her sene yaşı büyüyen Harry Potter ve arkadaşlarının kullandıkları kelimeler artmaktadır seride. İşin güzel tarafı okur da kahramanıyla birlikte büyürken kelime dağarcığı da onunla birlikte gelişmekte, empati kurması kolaylaşmaktadır.

Hatta bu empati kolaylığı sağlayan tek şey dil değildir. Duygular ve dünyaya bakış da paralel gelişmektedir. Bir kızla bir oğlanın yan yana gelmeleri ve birbirlerinden arkadaşça hoşlanmaları durumu yerini zaman içinde anlaşılmaz duygulara, sevgiye, aşka bırakmaktadır. Kahramanla okuru bu duygu sürecini büyüyerek birlikte yaşamaktadırlar.

Bununla birlikte tüm çocuk çekingenliğine karşın gençleşen insanların daha atak, daha cesur, daha mücadeleci ve rekabetçi yanları da eserde adım adım ortaya çıkmakta, kahraman ve okuru yaşları gereği birlikte değişmektedir. Karar verme, plan yapma, hesaplı davranabilme, mücadele için bilgi toplama ve strateji belirleme yetileri genç yaşlarda artmaktadır. Kahramanımız Harry ve okurları arkadaşça, birlikte büyürken başarılı olmanın peşindeler bu seride.

Düşünün, 9 yaşında kitabı okumaya başlayan bir çocuk yedi sene sonra 16 yaşında bir genç oluyor. Bu sürede o çocuklar ne gibi değişiklikler gösterdi? Yukarıda saydıklarım bunlardan bazıları olabilir mi?

Peki doğruluk adına, güzellik adına, sevgi adına hiç mi bir şey öğrenmedi çocuklar bu empati kurmakta zorlanmadıkları kahramandan? Birlikte büyüyen bu çocuklar (Potter ve okuyucu) birbirlerini hiç mi olumlu etkilemediler? Kaç çocuk oyun olsun diye süpürge üzerinde koşturmaktan, şapka takmaktan, elinde çubukla sihir yapmaya çalışmaktan öte kötü bir şey yaptı çevremizde?

SON SÖZLER

Biraz geçmişe bakmakta yarar var galiba. Yetişkinler ve eğitimciler okudukları kitaplarla izledikleri çizgi film ve sinema filmlerini bir gözden geçirsinler lütfen. Çoğunlukla örnek verilen ve yararlı oldukları savunulan Şeker Kız Candy ve Heidi gibi ağlak, yeşilçam dramları benzeri melodram alt yapılı çizgi filmler gerçekten yararlı mıydı diye düşünmek lazım sanki. Robotech, Voltron, Tom ve Jerry gibi çizgi filmlerle büyümüş kuşağın bu çizgi filmlerdeki şiddeti örnek alarak kişilik bozukluğu yaşadığını gerçekten iddia edebilir miyiz?

Şiddetin hangi hallerde amaç, hangi hallerde anlatım aracı olduğunu ne zaman ayırt edebileceğiz acaba? Daha önemlisi hangi eserde hangisinin olduğunu çözmeye mi uğraşacağız çocuğumuzun gelişiminde yardımcı olmak için yoksa ezber ve sendromların bizi yönetmesine izin mi vereceğiz çocukları unutarak sanat eserlerine zarar verme bahasına?

Özetle Harry Potter ve türevlerini kötülemeden önce anlamak ve derinlemesine incelemek gerektiği kanaatindeyim. Ezbere kuramlarla kavramlar üzerinden laf söylemek ve “popüler karşıtlığı sendromu” yaşayarak olumsuzluklar aramak doğru bir yol olmasa gerek.

Bir de onun adına konuşulan ama ona söz hakkı tanınmayan çocuk var ortada her yaştan. Sağduyusu olan, aldığı sağlam eğitim ve öğretimle doğruyu yanlışı ayırt edebilecek olan bir insan var ortada. Çocukların sağduyusuna bu kadar güvensiz miyiz? Ya da yetişkinler verdikleri eğitime mi güvenmiyorlar? Oysa görünen o ki geçmişin çocukları bugün kocaman aklı başında insanlar olmuş. Aile kurmuşlar, çocuk yetiştiriyorlar, kendilerini hem okulla hem hayatla yetiştirmişler. Hem de eminim bir dönem başka yetişkinlerin eleştirdikleri bazı şeyleri izleyerek veya okuyarak topluma yararlı insanlar olmuşlardır. Bugünün çocuklarının da böyle olma şansları çok yüksek. Hatta ülke genelinde çocuklarla ilgili denetim ve çalışmalar artarken çocuklara ve eserlere bu kadar güvensiz olunması çok üzücü.

Demem o ki eser ortada. Başarısı ortada. Etkileri basit bir tüketim çılgınlığının ötesinde zararlı da olmamıştır o da ortada. Şimdi tüm sarf edilen olumsuz sözlerin neden edildiği ve bunların içinde hiç doğru çıkanı oldu mu diye durup düşünme zamanıdır.

Ümit Kireççi
Çizgi Roman Hayatın İçinde

5 Ekim 2008 Pazar

Çizgi filmler

Takvim Gazetesi yazarı Faruk Erdem çizgi filmlerle ilgili kendisine ulaşan şikayetleri paylaşmış köşesinden. Şikayetlerden anladığımız kadarıyla anne-baba'lığı sadece çocuk doğurmak ve onları koruyormuş gibi yaparken kişiliklerine ve aklıllarına hakaret edebilmek olduğunu sananlar var hala.
Çocukların imgelerin ötesini görebilme, mesajlara odaklanarak görüntünün araç olduğunu anlayabilme, satır arası okyabilme yeteneği göz ardı ediliyor, her biri bir gün büyüyecek "insan müsvetteleri" olarak algılanıyor.
Oysa "aşk üçgenleri" kuran ve toplumumuzca "hoppa" olarak adlandırılabilecek Candy Şeker kızı izleyen annelerimiz hoppa olarak mı yetiştiler? Ezik Heidi'yi izleyerek ezik mi büyüdü anneler? Ayı Yogi izleyerek ayı, Değerli'yi izleyerek köpek mi olmak istedi babalarımız?
Hepimiz çocuktuk, hepimiz büyüdük. İzlediklerimizden çok ailemizden aldıklarımız bizi biz yaptı. Önce sorumluluk sahibi yetişkin olmayı öğrenmek, hoşgörü ve açık fikirli olmayı idrak etmek sonra anne-baba olmaya soyunmak gerekiyor sanki.


Doğru yaşa ve kişiliğe doğru sanat eseri, doğru çizgi roman seçmek gerekiyor. Bütün mesele bu. Anne ve babaların birilerinden beklemek yerine üretilen eserleri inceleyerek doğrusunu bulmaları gerekmektedir!

Faruk Erdem Yazısı aşağıda:

Söz televizyondan açılmışken okurlarımızdan çokça gelen bir şikayeti de gündeme getirelim. Hemen her televizyonda biliyorsunuz çizgi filmler yayınlanıyor. Bunların neredeyse yüzde 99'u kavga üzerine kurulmuş. Hele çocuk kanalları. Oradaki filmlerin tamamında savaş var, silah var, kötü adamlar var. Sadece bunla kalsa iyi. Birde eciş bücüş uzaylı tiplemeleri. Yani çocukların normal hayatta asla göremeyecekleri yaratık tiplemeleri.Küçücük çocukların hayal dünyaları ne hale geliyor tahmin etmek zor değil. Onların bu filmlerden olumsuz etkilendiklerini görmek için de psikolog olmaya gerek yok. Oysa öğretici eğitici ve gerçek hayatı yansıtıcı filmler olsa daha sakin nesiller yetişse olmaz mı? Bunu bana yüzlerce mektup gönderen özellikle anneler adına TV yapımcılarına iletmek istedim.


not: Yazıdaki ifadelere söylenecekler var ama... Kalsın. Yazıdaki bazı doğru olan tespitler bile yanlış ifadelerle gölgede kalıyor.

Çizgi Roman ve türevleri noktasında Anne-babalara öneri yazılar:
Prof.Dr.NilüferTuncerMakalesi
EgitimcilerCizgiRomaniTekrarHatirladi
ÇozukİhmalVeİstismarı-ÇizgiRoman

Çizgi Kahramanların Ölüm Sergisi


Çocuklar gözlerinizi kapayın!

Nasıl ki sinema dünyasının en rahatsız edici sahnelerinde Quentin Tarantino imzası taşıyor, o da çocukların en sevdiği çizgi filmlere farklı ama hiç de çocukça olmayan bir tarz katarak, biraz 'hastalıklı' ve fazlaca kanlı sahneler oluşturuyor.
James Cauty'nin Tweety'si ve Jerry'si azılı düşmanları Sylvester ve Tom tarafından bu defa gerçekten de yok ediliyor. Hatta katlediliyor! Çizgi film dünyasının en sevilen karakterlerinden Tom ve Jerry, Sylvester ile Tweety, artık çocuk dünyasından çok uzakta! Bu defa Tom'un elinde bir balta, Jerry kanlar içinde yerde. Tweety ise tam da 'bir kedi gördüğünü sanarken' çoktan Sylvester'ın dişleri arasında öğütülmüş bile.

Bugs Bunny - Duffy Duck
Sylvester - Tweety
Tom and Jerry
James Cauty ve bu serginin akıl hocalığını yapan 15 yaşındaki oğlu Harry
Haberin devamı

4 Ekim 2008 Cumartesi

Çizgi Roman Solcu Mu?

İşte bu kapak yukarıdaki soruyu gündeme taşıdı: Tales From the Crypt, sayı 8, Ekim 2008.


Kapak- Sarah Palin balonu: "Biz 1950'lerde kurtulamadık mı sizden?"
Peki bu ciddi ve önemli sorunun ortaya atılması, bazı ateşli tartışmaların başlamsı için bir kapak yeter mi? Amerika'da genel seçim yaklaşıyor, Demokratlarla Cumhuriyetçiler kıran kırana bir yarış içindeler. Başkan adayları Mc Cain'le Obama son kozlarını oynuyorlar ve elbette çizgi roman dünyası da belli oranda taraf tutuyor.
Ancak gelişmeler ve yukarıdaki kapak çok ciddi bir itham ve saldırı ama daha da önemlisi hesaplaşmayı gündeme taşıyor: 1950'lere geri mi dönülüyor? Çizgi roman'ın bir parçası solcu mu?
Ne olmuştu 1950'de? Mc Cain'in yardımcısı olarak kamuoyuna sunduğu Palin'in kapağa taşınması neyi ima ediyor?
Önce Palin'in siyasi görüşlerini hatırlatmak belki de 1950'lere el atmadan önce yararlı olacaktır:
"Sarah Palin muhafazakar görüşleriyle bilinmektedir. Ölüm cezasını desteklemekte, eşcinsel evliliklerine karşı çıkmaktadır. Bununla birlikte yolsuzluklarla mücadelesi ve reform yanlısı yönüyle de dikkat çekmektedir. Kürtaj karşıtı Palin, hamileliğin ilk aylarında Down sendromu taşıdığını öğrendiği bebeği 2008 yılında dünyaya getirmiştir." (vikipedi)
Şimdi Cumhuriyetçilerin 1950'li yıllarındaki icraatlarını hatırlayalım: "Sorgulayan ve muhafazakar olmayan herkes Komünisttir, avlayın!"
Ek olarak şiddet, korku, yenilikçi, özgürlükçü her olası düşünce döenmin politikasına bir saldırı olarak algılandığından kişiler üzerinde kurulan baskılar yayınevlerine de sirayet ediyor, 1954 yılında Dr. Frederic Wertham "Seduction of the Innocent" (Masumiyetin Korunması) adlı kitabını yazarak fitili ateşliyor. Çocukların korunmasını hedef alıyor gibi görünen kitap ve tezi zamanla çizgi romanın sansürlenmesine dönüşmüş, sansüre ancak 1990'lı yıllarda başkaldırılmıştır.
Bu kitabın odaklandığı örnekler ve durumlarla Palin'in görüşlerini karşılaştırmakta yarar var. İşte kitabın dayandığı örnekler:
Korku ve şiddet alt yapılı çizgi romanlar yayınlayan EC Comics belli bir görüşün kaos yaratıcısı ajanları olarak algılanmakla birlikte çocukların şiddet ve korkuya yönlendirilmesi teziyle kapatılmıştır. Cinsellik barındıran veya ima eden herşey yasaklanmalıydı. Özellikle de öyle bir şey ima etmese de Batman ve Robin ilişkisi eşcinsel olarak ele alınmış mesela. Wonder Woman gibi "amazon" alt yapısı üzerine kurgulanmış kadın kahramanın çok güçlü oluşu da lezbiyenlikle özdeşleştirilmiştir. Bu şekilde çizgi romana sansür gelirken çizgi roman tarihinde çığır açan bir yayınevi de kapatılmıştır.
Polisiye, savaş, korku, bilimkurgu öyküleri içeren çizgi romanlar basan ve Kurtzman tekniği adı verilen çizgi roman çizme yönteminin de ev sahibi olan yayınevi bu şekilde kapatılmış, yıllarca da öyle kalmıştır.
Şimdi kapağı anlamlandırmak kolaylaşmış olmalı. Yıllar sonra silah kullanan, muhafazakarlığı erdem sayan, vatanseverlik adı altında şiddet yanlısı olan Cumhuriyetçi bir başkan yardımcı adayının ortaya çıkışı yayınevinin yıllar ötesine uzanarak tarihten ders alınması hatırlatan eleştirel kapağının önemini arttırıyor. Kapaktaki "Cadı avı"nın tekrarından korkuluyor. Ya da özgürlükçü, yenilikçi, sorgulayıcıların avından... İşte çizgi roman dünyasının yeniden tartışmaya açılmasına sebep olan gelişmeler bunlar.









,
,
Soldaki resim: Savage Dragon ve Barak Obama birlikte. IMAGE Comics sansür kuruluna ilk karşı çıkan yayınevidir. Savage Dragon karakteri de Eric Larsen'in "ateist" kahramanıdır.
Sağdaki resim: Daha önce aynı pozu Superman için çizen Alex Ross çizimini bizzat kendisi Obama için bir kez daha yorumlamış.
,
Kaynakça
Haber- io9
Kapak - Comics Worth Reading
Vikipedi
Wikiapedi
,
Ümit Kireççi
"Çizgi Roman Hayatın İçinde"

Dünyanın İlk Kaptan Swing Filmi

Tür : Komedi / Macera / Aksiyon / Çizgi Roman / Fantastik Yeşilçam
Yönetmen : Tunç Başaran
Senaryo : Vural Pakel
Görüntü Yönetmeni : Rafet Şiriner
Yapım : 1971, Türkiye
Oyuncular
Salih Güney
(Kaptan Swing) , Gülgün Erdem , Süleyman Turan (Gamlı Baykuş) , Ali Şen (Mister Blöf)
Usta sinemacı Tunç Başaran, 1971 yılında dünya sinemasında ilk defa bizde Kaptan Swing olarak bilinen çizgi roman kahramanını beyazperdeye uyarladı. Bu açıdan sinema tarihinde eşi benzeri olmayan film, Salih Güney başta olmak üzere ana oyuncuların keyifli performansıyla da dikkat çekiyor.
Türklerin fantastik yeşilçam döneminde western konusunda hayli “iddalı” olduğunu ortaya koyan, kimi açılardan temel kaynağına sadık kalmayı başaran aykırı bir uyarlama.

3 Ekim 2008 Cuma

Dampyr ve Jazz-Blues'un Efendileri

Bugün hala sular altında bulunan ve dünyanın en büyük gücü Amerika’nın yeniden inşa etmeyerek muazzam bir kültürün yok olmasına izin verdiği New Orleans Dampyr’e ev sahipliği yapıyor.

Fransızlar “yeni”sini kurdukları Orleans’ın yepyeni ve muhteşem bir müzik türünün doğacağı topraklar olacağını akıllarına getiriler miydi acaba?

Blues ve jazz’ın anavatanında geçen bir Dampyr hikayesine hazır mısınız? Peki müzik dinleyerek öyküyü daha iyi anlamak ister misiniz? İşte sayfa sayfa jazz ve blues ruhu.

Sayılar

Dampyr’in 4. cildinde yer alan 15. sayısında başlayan New Orleans hikayesi 16. sayıda sürüyor.
15. sayının adı “Nato Nella Palude” (Bataklıkta Doğanlar), 16. sayının adı “Delta Blues” ve her iki maceranın yazarı Boselli, çizeri Dotti.
,

,

,

,,

,

4. Cildin kapağında ancak detayları görünen kapakların kendilerine baktığımızda aslında öykünün blues ve jazz ateşiyle, zenci mistisizmiyle, müzikle ne kadar dolu olduğu görülüyor.

Öyküsü ve Blues ve Şarkılar

Bu öyküyü okurken adım adım ilerlemek gerekiyor şimdi. Lütfen Dampyr 4. cildin 195. sayfasını açın ama okumaya başlamayın. Adım adım ilerliyoruz unutmayın.

Sayfa 195’de uçsuz bucaksız mısır tarlası manzarasının ortasındaki kavşak ve o kavşakta şarkı söyleyen bir gençle karşılaşıyor okur. Söylenen şarkı Robert Johnson’un “Crossroads Blues”u (Kavşakların Şarkısı/Blues'u).
Şimdi aşağıdaki adrese tıklayın ve Robert Johnson’un fotoğrafları eşliğinde orjinal şarkıyı dinleyerek sayfaları çevirmeye başlayın, dinlediğiniz şarkının Türkçe sözlerini sayfalardan takip edin:

http://www.vidopa.com/video/Yd60nI4sa9A__RobertJohnsonCrossroad.html

Ya da yeni bir yorumla izleyin:


Crossroads - Robert Johnson - Click here for more home videos

Bundan sonra… Öyküyü kısaca özetleyerek müziğe odaklanmakta fayda var:

Yine vampir avında olan Dampyr ve Kurjak New Orleans’ın bataklıklarına gelerek Legba adlı gecenin efendisini avlarlar. Bu süreçte ustaları taklit eden ve onlar kadar meşhur olmak isteyen genç zencinin hikayesi, beyaz ve zenci jazz - blues’ları arasındaki farkların ortaya konulması, Robert Johnson’un hayat hikayesinin ana hatları ele alınmış. Özet bitti, devam edelim.

Rainy Day ile Wonder Boy Charlie sohbetlerini sürdürürken 198. sayfada iki büyük ustanın isimleri geçer: Willie Brown ve Charley Patton

Bu arada 15. sayıda bir grup çıkıyor karşımıza: Swamp Lizards
Tamamen kurgusal olan grup aslında jazz ve blues’dan nemalanan beyaz grupların izdüşümü. Öyküde bir uçak kazası (rock gruplarının klişesi) geçiren grup bataklığa düşmüş, ölmek üzereyken Legba’yla anlaşarak vampire dönüştürülmüşlerdir. Sahne, müzik ve blues ruhu kanlarına o derece işlemiştir ki bataklıkta konser verir sonsuza dek vampir olarak yaşamak yerine sanatçı olarak sahnede ölmeyi tercih ederler.

Grubun yaptığı müzik Creedence, Allman Brothers ve Lynyrd Skynyrd’ınkilere benzetiliyor (sayfa 201 kare 3). Merak edenler Creedence Clearwater'den bu şarkıyı izleyerek dinleyebilirler:

http://www.metacafe.com/watch/1783931/creedence_clearwater_revival_lookin_out_my_backdoor/
Aynı sohbetin devamında (sayfa 203, ek olarak sayfa 224) Robert Johnson’dan uyarlandığı söylenen “Hellhound on My Trail”den (Peşimdeki Cehennem Köpeği) bahsediliyor. Sayfaları ayarlayın, Türkçe mealini okuyun ve aşağıdaki linki tıklayarak şarkıyı ayarlayın:

http://www.last.fm/music/Robert+Johnson/_/Hellhound+on+My+Trail?autostart

Hikaye ilerlerken geri dönen grup üyelerinin ölümden kurtulmuş vokalistlerini ziyaret ettiklerine tanık oluyoruz. Kurgusal grubun kurgusal vokalisti Lana Loring sayfa 217-218’de şarkı seslendiriyor.

Robert Johnson’un “Love in vain”inden (Beyhude Aşk) bahsediyoruz. Sayfalar hazırlanıyor, aşağıdaki link tıklanıyor ve Türkçe sözler okunuyor:

http://www.emusic.com/album/The-Road-To-Robert-Johnson-And-Beyond-CD-B-The-Road-To-Robert-Johnson-And-Beyond-CD-B-MP3-Download/11054825.html

Sonrası… Sonrası “Bataklıkta Doğanlar” öyküsünün muhteşem finaline kadar uzanan harika kurgu.

Sırada sayı 16 “Delta Blues” var. Jazz ve blues yolculuğu sürüyor.

Bu sayıyı anlamanın tek yolu Robert Johnson’un hayatına bir göz atmak. Hatta bir önceki öykü de daha iyi anlaşılacak gibi:

Robert Johnson 8 Mayıs 1911 de Mississippi'nin kırsal bölgelerinden birinde-hazelhurst-da doğmuştur. Çocukluğu donemin birçok zencisinin olduğu gibi göçmen kamplarında ve çiftliklerde çalışarak geçmiştir. Çocukluğunda geçirdiği bir göz rahatsızlığı nedeniyle bir gözü neredeyse kördür. 16 yaşındaki karısı doğum sırasında ölünce kendini tümüyle müziğe vermiştir. Zamanının bir çoğunu köşeye çekilip kendi kendine gitarını tınlatarak geçirmiştir. Yine bir gece yarısı öylesine fidanlığa gittiğinde burada şeytanla karşılaştığı ve ruhunu ona sattığı söylenir. Şeytanınsa karşılığında gitarının akordunu değiştirip geri verdi. 1990'da yapılan bir araştırmaya göre ise Robert Johnson’ın gitarı gerçektende farklı bir şekilde akortluydu ve bunu asla kimseye öğretmiyor ve kimsenin yanında akort yapmıyordu.Ya da söyle diyelim onu kendi başına gitar akordu yaparken gören olmamıştı. 16 Ağustos 1938 de ise çalıştığı barın sahibi tarafından-karısıyla yattığı için-zehirlenerek öldürüldü. (vikipedi)

Bu sayıda Legba’nın peşine takılan Dampyr ve Kurjak Robert Johnson’un hayatına dair detayları öğrenirler. Sayfa 291-296 arasında ilk öğrendikleri şey de biyografinin sonundaki ölümün gerçekleşmesi oluyor. Sayfaları çevirerek ağır ağır bir devrin batışına tanık olun lütfen.

Hatta 302 ve 303. sayfalarda söylenen şarkıyı okurken ve dinlerken şeytanla Johnson’un ilişkisine bir kez daha şahit olun. Şarkı “Me and the Devil” (Ben ve Şeytan)

http://www.last.fm/music/Robert+Johnson/_/Me+and+the+Devil+Blues?autostart

Bir de yeni yorum:


Me And The Devil - The top video clips of the week are here


Özellikle biyografide değinilen “ruhunu şeytana satması” olgusu üzerine odaklana bu sayıda bazı ustaların isimleri geçiyor ve ruhlarına adeta dua ediliyor: Louis Jordan, Chuk Berry, “Blind Lemon” Jefferson, Lonnie Johnson, Louis Armstrong…

Sonra “Love in vain” eşliğinde acı bir olaya tanık oluyoruz. Sayfa hazır, link hazır:

http://www.emusic.com/album/The-Road-To-Robert-Johnson-And-Beyond-CD-B-The-Road-To-Robert-Johnson-And-Beyond-CD-B-MP3-Download/11054825.html

Ve sayfa 383 kare 4... Yandaki 33'lük kapağı tanıdık geliyor mu?

Bu öykünün özetini yaparsak… Legba ölür kahramanlar kazanır ve gerçek ölümsüz vampirler veya gecenin efendileri değil sanatçılar olur. Öykü başarılıdır, kıpkısa özetle Boselli’nin becerisini atlıyor değilim. Ancak öykünün üzerine temellendiği yapıdan kopmamaya çalışıyorum.

Dahası katmanlar arasında iki ayrı sanatta ortak yöne rastlıyoruz bu sayıda hemen onu vurgulamak istiyorum: Sanatlar gerçek hayattan beslenir. Örneğin: DampyrGerçeğeAynaTutuyorMakale
Robert Johnson’un hayatını etkileyen olayların bestelerine yansıyışı ve ona isnat edilen olağanüstü olayların Dampyr’de öyküleşmesi işte bu ortak noktanın açılımıdır. Gerçek hayat sanata yön verir. Veriyor. Yine Dampyr'in çıkış öyküsü çirkin bir iç savaştır ve gerçek hayat sayfalarda kurgusal bir alemde hayat bulur: Dampyr'inDoğduğuİçSavaş

Belki de bu sayının büyüsünü, vodoosunu daha iyi anlayabilmek için 384. sayfaya bakmak gerekir. 384. sayfanın 2. karesinde görülen kitap eski bir jazz-blues ustası Rudi Blesh’e ait. Kitabın adı “Shining Trumpets; A History of Jazz”. İlk baskısı 1946 yılında yapılmış olan kitap jazz’ın bir dönemine tanıklık ediyor. Kitaptan okunan pasaj Robert Johnson’u da sanatı da Çizgi Romanı da pek bir güzel anlatıyor:

“Sesinde türlü imgeler gizlidir. Rüzgarı gitarının telleri arasından eserken gizemli ve ürkütücü sesler işitilir. Adımlarını tüyler ürpertici yankılar takip eder. Bunlar gecenin karanlık gölgeleri arasında, korkusuzca yürüyen bir adamın ayak sesleridir…”
“Notaları geceleri yıldızların bile ışığını esirgediği, yağmur sularının daha soğuk olduğu, rüzgarın daha sert estiği çorak toprakların hüznünü resmeder… Ve o topraklarda, yalnız bir adam omzuna astığı yegane dostuyla yoluna devam etmektedir.”

***

Hayat seçim yapmaksa ve her seçim anı hangi yola sapacağımıza karar vermeye çalıştığımız bir kavşakta durmaksa “kavşak”larla ilgili bu şarkıyı bir daha dinleyelim ve kitabımızı kapatalım. Ya da kapatmaya karar veremediyseniz kavşakta durun ve tekrar okumak isteyip istemediğinizi bir düşünün.

Robert Johnson, “Crossroads Blues”:

http://www.vidopa.com/video/Yd60nI4sa9A__RobertJohnsonCrossroad.html

Kaynakça
Dampyr/Maceraperest Çizgiler, cilt 4
Vikipedi
Allaboutjazz.com
Emusic.com
Wikipedia
Nonsolomanga.it
Müzik siteleri v.s.

Bu yazıyı, Takev, Alman Koleji, Müzik Bölüm başkanı çizgi roman okuru sayın Sinem Karhan’a ve Ayhan Keçecioğlu'na ithaf ediyorum.

Ümit Kireççi
Çizgi Roman Hayatın İçinde

Linkler

Related Posts with Thumbnails